Ana Sayfa Blog Sayfa 3967

Soma’da polis halka saldırdı

Tarihin en büyük kömür madeni faciasının yaşandığı Soma’da katliamı protesto etmek için toplanan halka polis saldırısı başladı.

Akşam saat 17:00 sıralarında Soma kent meydanına doğru başlayan yürüyüşe çevik kuvvetin saldırısı gecikmedi. 17:30 sıralarında TOMA’lardan tazyikli su sıkılarak, gaz bombaları atılarak ve coplarla başlayan polis saldırısı sürüyor. Gözaltına alınanlar olduğu bildiriliyor.

 

Bnw7EsOCQAA4GKn

Bnw7-roIgAAEHYy

Bnw8sZ6IQAAb_jJ

 

(Yeşil Gazete)

 

Karikatürist Latuff’tan danışman saldırısı yorumu!

Brezilyalı karikatürist Carlos Latuff, Başbakan Erdoğan’ın danışmanın bir maden işçisinin yakınını tekmelediği fotoğrafa cevaben bir karikatür çizdi

relative-of-dead-turkish-miner-kicked-by-yusuf-yerkel-adviser-of-erdogan

 

Maden faciasının olduğu Soma’da Erdoğan’ı protesto eden aile yakınlarından birinin Başbakan’ın danışmanı tarafından tekmelendiğini gösteren fotoğraf sadece Türkiye’de de değil dünyada da yankı uyandırmış; CNN bu fotoğrafları yansıtmıştı.

Danışman Yusuf Yerkel, saldırıyla ilgili olarak provakasyon, hakaret ve saldırılara rağmen sinirime hakim olamadım” açıklamasıyla kendini savunmuştu.

Karikatürist ve aktivist olan Carlos Latuff, üyesi olarak sendika için yaptığı çizimleriyle tanınıyor. İsrail-Filistin çatışması ve Arap Baharı çalışmalarıyla da bilinen sanatçı Brezilya gazetelerine çiziyor.

(Yeşil Gazete)

“Neden belli değil, ihmal yok, yaşam odası da yok”

Soma Holding yetkilileri, 13 mayıs 15.00 sularında meydana gelen ve 284 işçinin hayatını kaybettiği Soma maden faciasıyla ilgili üç gün sonra ilk basın açıklamasını yaptı. Yetkililere göre neden hala belli değil ama Soma Holding’in sorumluluğu yok. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın verdiği bilgiye göre madende hala 18 işçi var.

basın açık -2
“Nedenini bilmiyoruz ama ihmalimiz yok”

Manisa Soma’daki iş cinayetiyle ilgili, Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan basın açıklaması yaptı. Toplantıya Gürkan’ın yanı sıra Soma Kömür İşletmeleri Genel Müdürü Ramazan Doğru, İşletme Müdürü Akın Çelik ve şirketin İnsan Kaynakları Direktörü Celalettin Gökaşan katıldı.

‘Tek bir yaşam odası vardı’

Soma Holding yetkililerin yaptığı açıklamayla facianın trafo patlaması nedeniyle olmadığı kesinleşti. Yetkililer, gaz sızıntısı halinde işçilerin hayatını kurtarabilecek ‘yaşam odalarının’ sadece maden çıkışında olduğunu, kömür kotunun üstünde yapılması gereken temiz hava alanlarının kömür henüz bitmediği için yapılmamış olduğunu ortaya çıktı.
Facianın nedeni holding yetkilileri tarafından hala bilinmezken kendilerinin ihmallerinin olmadığını savundu. Madenin ‘kara kutusu’ savcılığa verildi, facianın nedeni ancak arama kurtarma ekiplerinin içerideki işçileri çıkardıktan sonra bilirkişinin girmesiyle ortaya çıkacak.

Madende 787 işçinin bulunduğunu söyleyen yetkililer, facianın hemen ertesinde 363 kişinin isim listesi yapılarak tahliye edildiğini, 122 kişinin ambulanslarla yakın hastanelere sevk edildiğini söyledi. 284 madencinin hayatını kaybettiği Soma madeninde ulaşılamayan iki galeride 18 işçi olduğu söyleniyor. İlk anda çıkarılan 363 işçi arasında yaralı olarak hastaneye gönderilen işçilerin olup olmadığıyla ilgili açıklama yapılmadı.

2200 metre derinlikte meydana gelen faciayı müdür Ramazan Doğru şöyle anlattı : “kaza 140 kotunda dördüncü bant anayolda meydana geldi. Burada tespit edilmesi mümkün olmayan bir kızışma oldu. Havamızda aşırı bir hız var burada. Buradan meydana gelen kızışmanın ani bir şekilde göçmesi sonucunda. Korlar çabuk bir şekilde yangını şiddetlendirdi. “
İşletme Müdürü Akın Çelik’in aktardığına göre kızışma sonrası dumanın madeni sarması 3-5 dakikada sona erdi, duman yüzünden mesafe bir metreden az seviyeye düştü.

Çelik şöyle devam etti :“Madencilikte bir yerde yangın çıkabilir. Sürekli yangınlarla boğuşuyoruz. Gün içinde de oluyor. Biz yangınla boğuştuğumuz yerde. Karbondioksit değerlerine göre yangın var diyoruz. Hemen kapatırız orayı. Biz üç defa tam mekanize şeyleri gömdük. Herhangi bir yangın çıkarsa bir burayı barajlıyoruz. İçersine külle beraber suyla beraber kül basıyoruz. Ve yangınlar böyle sönüyor.” Başka bir bölgede daha önce çıkmış ve söndürülememiş bir yangın nedeniyle olup olmadığını sorusuna Çelik “Sönmemiş olma ihtimali yok” cevabını verdi.
Çelik, “işçilerde maske var mıydı?” sorusuna “Oksijen maskeleri işçilerin çoğunda vardı. O maskelerin çoğu kontrol ediliyor. Gramaj tartımı su tartımı yapılıyor” cevabını verdi ve soru üzerine maskelerin altı ayda yenilendiğini iddia etti. Madenden çıkarılan işçiler maskelerinin yenilenmediğini söylemişti.
Çelik, “500 kişilik kaçış odamız var. Bu bizim bölgemizden uzaklaştı. Kaçış odaları küçüktür. Daha büyük yerler yapmamız gerekiyor. Olay 3-5 dakika içinde gerçekleşti. Yüksek bir gaz hemen 5 dakikada doldurdu ortalığı. Toplam yer altında 787 kişi vardı. Çıkış noktası ile gazın çıkışı 5 dakikayı buldu” dedi.
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, sabah saatlerinde yaptığı açıklamada madende 18 işçinin kaldığını duyurmuştu. Şirket yetkilileri de aynı açıklamayı tekrarladı.
Şirket madende taşeronlaşma olduğu yönündeki iddiaları kabul etmedi.
Türkiye’nin 19 yıldır imzalamadığı ‘ Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 176 numaralı “Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi”ne göre, işverenler riski kaynağında bertaraf etme, güvenli çalışma sistemleri tasarlamak zorunda. Sözleşme hükümetlere de sorumluluk yüklüyor; bunların arasında teknik kılavuzların hazırlanması, denetimlerin düzenlenmesi, denetimlere ilişkin gerekli yasal düzenlemelerin sağlaması ve kazaların etkili soruşturulması var.

(Yeşil Gazete)

Soma kazasında öğrenebildiklerimiz – Ümit Kıvanç

Soma’da yüzlerce insanın ölümüne yolaçan Türk usûlü vahşi kapitalist katliamın üzerinden iki gün geçti. Kazanın sebebi, içerideki işçi sayısı, kaçak işçi olup olmadığı, şu anda içeri su basılırsa orada kalacak cenazelerin sayısı… konularında, yani böyle bir durumda bilgi almamız gereken hiçbir konuda yetkililerden alınmış, teyit edilmiş bilgiye sahip değiliz. Bize yalan söylendiğinden şüphelenmek için her türlü sebebimiz var. En güçlü sebep de, ilk andan itibaren yalan söylenmiş oluşu.

Facianın sebebi olarak gösterilen “trafo patlaması”nın bir masal olduğundan daha ilk saniyede şüphelendim. Çünkü gerek aktif gazetecilik yaptığım yıllarda gerek daha sonra, madencilik meselesiyle, maden kazalarıyla ilgilendim. Madenlerdeki emniyet mühendislerinden, kazalar hakkında genel bazı şeyler dinledim, öğrendim. Bilgim görgüm elbette ancak bir gazetecinin konuyu anlamasına yardımcı olacak düzeyde. Ancak şimdiye kadar, “trafo patladı, yüz işçi öldü” diye bir haber duymadım. Maden ocağında trafo dediğin, hem öyle kolay kolay patlayacak bir düzenek değil hem de bir köşede trafo patlasa o kadar çok işçiyi öldürmesi mümkün değil. “Trafo patladı, üç kişi öldü” deseler inanabilirdik.

Trafo ya da alev, kıvılcım vs. çıkaracak herhangi bir başka durumun bu kadar çok can alan bir kazaya yolaçabilmesi için, mutlaka başka bir etken gerekli. Diyelim birikmiş, fark edilmemiş grizu veya birikmiş, sıkışmış kömür tozu (bundan da tam emin değilim). İkinci olarak -ki bu, trafo hikâyesinin dandikliğini gösteren esas olgu-, ölenlerin bedenlerinin tahrip olmaması, hemen hepsinin zehirlenerek can vermiş olmaları, patlama sonucu kitlesel ölüm ihtimalini tamamen ortadan kaldırıyor. Trafo patladıysa bile, katliamın sebebi başka; bunu kesin kabul edebiliriz.

Sonradan, çocuk kandırır gibi ortaya sürülen bu trafo masalıyla uzun süre idare edilemeyeceği anlaşıldı ve “kömür yangını”ndan sözedilmeye nihayet başlandı. Bu durumda olan biten daha mantıklı görünür oldu. Yalnız bu defa da, yine açıklanması gereken hayatî bir husus kaldı: kömür yangını birdenbire bütün panoları, galerileri saran bir alev falan değil. Kömür içten içe yanıyor, sonra basbayağı yanmaya başlıyor, havadaki kömür tozu bu yangına “yardım edebiliyor”, yanmayla ortaya çıkan zehirli gazlar madeni dolaşmaya başlıyor… Peki yangın niye vakitlice tesbit edilememiş, maden niye tahliye edilememiş? Çünkü yangın tesbit edildikten sonra da, diyelim bazı aksilikler sonucu bu birkaç işçinin hayatına mal olsa bile, bu kadar çok insan ölmeden madenin tahliyesi mümkündü.

Zamanlama sorunu bâki kalmak kaydıyla, kazanın sebebi hakkında akla yakın bir açıklamaya nihayet bugün akşam saatlerinde ulaşabildik.

Dünün (14 Mayıs) haberleri arasında, kömür yangınının, kömür çıkartılıp işi bitti diye kapatılmış bir bölgeden başlayıp yayılmış olabileceğine dair bir ayrıntı geçer geçmez, taşların yerine oturduğu hissine kapılmaya başladım. Nitekim bugün Habervesaire’de Harun Şahnacı ile Güventürk Görgülü’nün, Soma Kömür İşletmeleri emniyet sınıfı mühendisi Mehmet Utkan’la görüşmelerini okuyunca, bu yöndeki karinelerin güçlendiğini gördüm. Utkan, işi bitti denen panolarda “geride kömür bırakıldığını”, bunların yanabileceğini söylüyordu. Bu maden yüksek mühendisi, elbette önümüzdeki olayda bütün bu ayrıntıların aynen sözkonusu olduğunu iddia etmeden, genel bir manzara çiziyordu:
Kömürün kendiliğinden yanma özelliği vardır. Buradaki Soma kömürü de yapısı gereği kendiliğinden yanmaya çok müsait. Buradaki taşeron sistemi tonaj bazında, üretim bazında prim alınan bir sistem değil. Taşeronluk, ilerlemeye göre, yani kaç metre kazılmışsa ona göre prim alınan bir sistem. Çoğu taşeronlar da -ben de buna şahit oluyorum- arkada kömür bırakıyorlar. Yani bir daha kazılmayacak bölgede, havanın geçeceği bölgede kömür bırakıyorlar. O bırakılan kömür de kendiliğinden yanıyor. Daha sonrasında da karbonmonoksit yükseliyor.
Taşeron bıraktı-bırakmadı, önemli değil. Bu prim sistemi yüzünden oldu-olmadı, bunu da geçelim. Elimizdeki şudur: daha önce bir bölgeden kömür çıkarıldı, bitti dendi, orası terk edildi, fakat orada yangın başladı, karbonmonoksit düzeyi yükseldi. Bu elbette henüz, durumun niye vakitlice fark edilemediğini, işçilerin büyük bölümünün vakitlice kaçamadığını izah etmiyor. Fakat bize şunu gösteriyor: fark edilmesi gereken bir tehlike fark edilmemiş ve büyümüştür. Bunu kesin sayabiliriz. Demek ki bunun üzerine bir de, zehirli gazın anî yayılmasını tetikleyecek bir gelişme olması lazım. Burada da maalesef ihtimallerden biri çok kötü: Karbonmonoksit yayılmasına havalandırma aracılığıyla müdahale edilirken bir yanlış yapılmış olması. Bunu henüz bilemiyoruz.

[ EK / 15.05.2014 / 22:46 • Twitter’da “kapatılmış eski panoda yangın” tezini savunan Ali Tezel ile Diken görüştü. Tezel, Soma’daki maden mühendisi arkadaşlarına dayandırarak, kazanın sebebine dair şunu anlattı:
Bundan üç ay önce galerilerden birinde bir yangın çıkıyor ve şirket tarafından söndürülmüyor. Karbonmonoksitin yayılmasını önlemek amacıyla galerinin girişi betonla kapatılan galeride yangın devam ediyor. Sonunda da oluşan basınç nedeniyle patlama meydana gelip yangın çıkıyor.
Kapatılmış panoda süren yangın ve bunun oluşturacağı basıncın yaratacağı patlama, böylesine büyük bir anî gaz yayılması için yeterli midir, bunu bizim bilmemiz imkânsız. Fakat dönüş dolaşıp takıldığımız, “O gaz niye o kadar anî yayıldı, nasıl bu kadar çabuk, bu kadar geniş alanda etkili oldu?” sorusuna mâkûl bir cevabın anahtarı buralarda olabilir. ]

Madenin vakitlice ve gerekli süratle tahliye edilemeyişi konusunda rol oynamış olabilecek bir başka etkenden de sözetmeliyiz. Bunu da yine emniyetçi mühendis Utkan berrak şekilde anlatıyor: Emniyetçilerin, tehlike durumunda üretimi durduracak, ocağı boşaltacak yetkileri yok! Üretimden sorumlu olanlar, elbette, rizikonun büyüklüğünü öğrenmek, ille de gerekmiyorsa çalışmayı sürdürmek ister. Emniyetçiler ise, riziko belirdiğinde insan hayatına öncelik vererek tedbir aldıracaklardır. Bunun için, emniyetçilerin tartışmasız bir yetkisinin bulunması gerekir. Oysa, madenin güvenliğini sürekli denetleyecek elemanların, bu kararlarıyla zarara uğratabilecekleri işverenin emrinde çalışıyor olmasının ucubeliği bir yana, gereğinde üretimi durdurma kararı yetkisi tanınmış kişi, hem emniyet hem üretimden sorumlu bir yönetici. Bu madende de muhtemelen böyle. Bu yöneticinin, her durumda üretime öncelik verecek kişiler arasından seçileceğini tahmin etmek zor değil. “Aman ha! En ufak tehlikede işçileri dışarı çıkar, kimsenin burnu kanamasın, ben zarar etsem de olur,” diyecek bir kapitalistin, en azından bahtını maden sektöründe aramayacağını varsayabiliriz herhalde…

Son olarak, içeri su basılması ve bazı yerlere duvar örülmesi ihtimalinden sözedeyim. Bu, madencilik denen işin insandışılığına uygun şekilde, yangınlı maden kazalarında hep başvurulan bir yöntem. Yangını “boğuyorlar” yani. Fakat tabiî bu işlem yapılana kadar çıkarılamamış cenazeler kül ve çamur yığınının altında, içeride kalıyor. Bazen, haftalar, belki aylar sonra orası açılıp cenazeler çıkarılabiliyor. Ama tabiî bulunabilen, çıkarılabilecek halde olan… Soma olayında, bu tedbir, bir türlü öğrenemediğimiz hakiki kurban sayısını tamamen gizlemeye de yarayacak ister istemez. Ama su basma ve duvar örmenin sırf hakikati örtmek için yapılacağını ileri sürmek de doğru olmaz. İşin içine böyle bir art niyet de karışırsa belki bu işi vaktinden önce yapmaya kalkarlar. Enerji bakanının, “bu gece”, yani 15 Mayıs gecesi için “çok hareketli olacak” gibi sözler etmesi, en geç yarın bu işe kalkışılacağı anlamına gelebilir. Belki bu gece bile. Yani son bir hamle edip çıkarılabilen cenazeler varsa çıkaracaklar, sonra suyu basıp duvar örecekler.

Şu ana kadar öğrenebildiklerimiz, düşüncesiz ve vicdansız vahşi kapitalistlerin iddia ettiği üzre meselenin doğa ile fıtrat ile falan ilgisinin bulunmadığını yeterli açıklıkta ortaya koyuyor. (Kazanın oluşuna ve sonrasına ilişkin başka ayrıntılar da öğrenir ve bunlardan en azından burada aktaracak kadar emin olursam bu yazıyı güncelleyeceğim.)

umitkivanc

Ümit Kıvanç 

Soma Holding’in Sinop nükleerle bağı ne?

Şu ana kadar açıklanan bilgilerde 284 insanın ölümüne neden olan Soma faciasında işletme sahibi Soma Holding’in, Japon-Fransız ortaklığı ile yapılacak Sinop Nükleer Santrali’nin alt taşeronluğuna talip olduğu iddia edildi.

n

Soma’da ki maden ocağında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığı ve bir çok ihmallerinin bulunduğu öne sürülen Soma Holding’in, Nükleer Santral’e de talip olduğu iddiaları sosyal medyada büyük tepkilere yol açtı. Gazeteci Ercan Gün, Twitter hesabından yayınladığı mesajda, “Tehlikenin farkında misin? Sinop’ ta yapılacak Nükleer Santral inşaatına talip olan firmalardan biri de Soma Holding” iddiasında bulundu.

Ekonomist’e konuşmuştu

Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan, Ocak 2013’te Ekonomist Dergisi’ne yaptığı açıklamada nükleer santralin kaçınılmaz olduğunu ifade etmişti.

Gürkan, termik santrallerden daha ileri düzeyde elektrik üretiminin nükleer santraller tarafından yapılabildiğini belirterek, “Türkiye’nin en azından enerjisinin yüzde 10’unu nükleerden sağlaması gerekirdi. Bütün itiraz edilen maddeleri bilmeme rağmen nükleeri destekliyorum. Bugün dünya üzerinde 500’e yakın nükleer santral var. Fransa elektrik enerjisinin yüzde 80’inden fazlasını tamamen nükleerden karşılıyor. Nükleer santral Türkiye için kaçınılmaz” ifadelerini kullanmıştı.

(T24)

Almanya’da rüzgar ve güneşten elde edilen elektrik %67 ile rekor kırdı

Türkiye’de kömürün can alma rekoru kırdığı haftada Almanya elektrik enerjisinin %67’sini güneş ve rüzgardan karşılayarak yeni bir rekora imza attı.

Berlin yakınlarındaki Nauen'de bulunan rüzgar türbinleri ve enerji iletim hatları / Fotoğraf: AP, Ferdinand Ostrop
Berlin yakınlarındaki Nauen’de bulunan rüzgar türbinleri ve enerji iletim hatları / Fotoğraf: AP, Ferdinand Ostrop

2050 yılında elektrik enerjisinin %80’ini güneş ve rüzgardan elde etme hedefiyle enerjide dönüşüme giden ve yenilenebilir kaynaklara büyük yatırımlar yapan Almanya temiz enerji politikalarının karşılığını almaya başladığını art arda kırdığı rekorlarla kanıtlıyor. Geçen hafta yayınlanan 2014 ilk çeyrek verilerine göre güneş ve rüzgardan elde ettiği 40,2 milyar kilowatt-saatlik enerji ile ihtiyacının %27’sini karşılamayı başaran sanayi devi Almanya, yenilenebilir kaynaklarının anlık katkısı konusunda çok daha yüksek bir rekora ulaştı. 11 Mayıs Pazar günü ülke genelindeki elverişli hava koşulları sayesinde öğle saatlerinde güneş santralleri yaklaşık 15 GW-saati aşan katkı ile elektrik enerjisinin %27’sine yakınını, rüzgar türbinleri ise 21 GWh’ın üzerinde katkı ile elektrik enerjisinin yaklaşık %40’ını üreterek toplamda %67’lik bir üretime ulaşmayı başardılar. Öğle saatlerindeki bu rekor seviye gün içerisinde değişim gösterse de günlük ortalama %48 olarak gerçekleşti.

11 Mayıs 2014 Pazar günü Almanya'da elektrik enerjisi üretimindeki güneş (kırmızı çizgi), rüzgar (mavi çizgi) ve iki kaynağın toplam katkısını (kesikli çizgi) gösteren grafik. Kaynak: Bernard Chabot
9-11 Mayıs 2014 tarihlerinde Almanya’da elektrik enerjisi üretimindeki güneş (kırmızı çizgi), rüzgar (mavi çizgi) ve iki kaynağın toplam katkısını (kesikli çizgi) gösteren grafik. Kaynak: Bernard Chabot

Verileri yayınlayan yenilenebilir enerji danışmanı Bernard Chabot gelinen bu seviyelerin gelecek hedeflere ulaşma konusunda umutları arttırdığını ve mevcut altyapılarla dahi yenilenebilir kaynakların çok yüksek katkılara çıkabileceğinin ispatlandığını vurguladı.

Yenilenebilir enerji ve özellikle güneş enerjisi konusundaki yatırımlarda başı çeken ülkelerden olan Almanya son yıllarda gerçekleştirdiği kapasite kurulumları ile dikkati çekmişti. Ülkenin coğrafi konumu ve iklim özellikleri güneş için diğer birçok Avrupa ülkesinden elverişsiz olsa da verilen teşvikler ve destek politikalarıyla 2012 yılında 7.6 GW’lık, 2013 yılında ise 3.3 GW’lık güneş paneli kurulumu gerçekleştirilmişti.

FAQ_1-9
Avrupa ülkelerindeki güneş enerjisi potansiyellerini karşılaştıran harita. Almanya’nın en avantajlı bölgeleri bile Türkiye’deki en az güneş alan bölge olan Karadeniz bölgesinin çok altında güneş enerjisi potansiyeline sahip. Kaynak: Avrupa Komisyonu JRC

 (Yeşil Gazete, thinkprogress.org, Bloomberg)

Madenden çıkan işçiler: içeri küllü su bastılar

Soma’nın Eynez mevkiinde Soma Holding’e bağlı maden ocağında içeriye küllü su basıldığı iddiaları arama kurtarma çalışmalarına katılan maden işçileri tarafından doğrulandı.

Saat 21.00 sularında çalışmalara ara verilmesi üzerine ocaktan çıkan ve maden işçiler Sol Gazetesi’ne yaptığı açıklamada termik santralden getirilen ve depolarda tutulan küllerin suyla karıştırılarak madendeki yangını söndürmek amacıyla kullanıldığını belirttiler.

Çalışmalara katılan ve arkadaşlarını kurtarmak istediğini söyleyen E. K., “Ulaşılamayan iki galeri var. Yangın devam ettiği için girilemiyor, sönmesi için küllü su basılıyor” dedi. Bir diğer maden işçisi A.Ç. ise galeri kapılarının özel bir malzemeye kapatıldığını, malzeme üzerine bir delik açılarak bu delikten içeriye kül basıldığını aktardı. Küllü suyun bir süre sonra betonlaştığını ifade eden A. Ç. “Bize arkadaşlarımızı çıkarmayacaklarını söylemediler. Sadece yangının sönmesi için yaptıklarını düşündük. Ama küllü su betonlaştığı için cenazeleri çıkaramayabilirler” dedi.

Maden işçileri küllü suyun hemen betona dönüşmediğini, bu nedenle yangını söndürecek kadar zaman geçmesinin ardından, betonlaşmadan malzemenin tahliye edilmesini umduklarını belirtiyorlar.

(Sol)

Maden Güvenlik Sözleşmesi İçin İmza Kampanyası

Türkiye’nin ILO 176 numaralı “Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi”ni imzalaması için imza kampanyası başlatıldı. Change.org’da başlatılan kampanyaya bu haber yazılana kadar 137 bin 875 kişi imza verdi.

Ekran Resmi 2014-05-15 23.42.27.png

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’e hitaben başlatılan kampanyada şunlar ifade ediliyor:

“13 Mayıs günü bu kez Soma’da karşımıza çıktı karanlık. Soma’da yaşanan, yüzlerce insanın hayatını kaybettiği, yakın tarihimizin en büyük maden faciası ilk değil ama son olmasını sağlamak bizim elimizde.

“Türkiye 19 yıldır masada duran, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 176 numaralı ‘Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi’ni imzalasın ve uygulanması için TBMM’de gerekli yasal düzenlemeleri yapsın.

“Soma’da yaşananların son olması, bir daha hiçbir madende böyle faciaların yaşanmaması için Türkiye’nin ‘Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi’ şart.”

İmzalar Çelik’in yanı sıra TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ve TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı’na da gönderilecek.

Kampanyaya şuradan katılabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

Soma A.Ş.’ye göre “açıklanamaz bir olay”mış

Maden faciasının gerçekleştiği 13 Mayıs’tan üç gün sonra Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’den bir açıklama geldi. “Madencilik sektöründe ilk kez görülen bir olayla karşı karşıyayız” denilen açıklamada, “Yangından 5 dakika önce bütün ölçüm mekanizması bütün verilerin normal şartlarda olduğunu göstermiştir. Ne yazık ki işletmemizde mühendislik ve teknik olarak bugüne kadar görülmeyen ve açıklanamayan yangın vuku bulmuştur” ifadelerine yer verildi.

somaholding

Açıklamada şöyle denildi:

“Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. olarak, milletimizi ve bizi yasa boğan elim yangınla ilgili ilk andan itibaren önceliğimiz çalışanlarımızın kurtarılması olmuştur. Yangına neden olan detayların araştırılması devam ederken bir yandan da yaralılarımızın kurtarılması, çalışanlarımızın tahliyesi için tüm Türkiye ile birlikte ekiplerimiz seferber olmuştur. Bu gelişmeler yaşanırken basında yer alan spekülatif yorumlar karşısında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye bünyesinde işletilen Eyven Maden Ocağı hakkında kamuoyunu bilgilendirme ihtiyacı doğmuştur. 3000 çalışanı bulunan maden ocağı 2009 yılından bu yana Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilmektedir. Yer yüzey kodundan ortalama 400 metre derinliği bulunan ocakta, yüzeyden itibaren maden üretim alanına 14 derece meyilli galeri ile inilmektedir. Galerilerin toplam uzunluğu 10 kilometredir. Maden üretim alanında maden damarının eğilme ve genişlemesine göre madencilik felsefesine uygun işletme planı yapılarak üretim çalışmaları sürdürülmektedir. Çıkarılan malzemenin hızlı bir şekilde dışarı çıkarılması için bantlı sistem uygulanmaktadır. İşletmede basında yer aldığı üzere asansör bulunmamaktadır.”

“Maden ocağında bulunan sensörler sayesinde ocak içerisinde yaşanan ısı değişiklikleri ve zehirli gaz oranları yerüstünde bulunan mevcut sistem sayesinde ölçülmekte olup, önemli sayıda bir kadro seyyar olarak dolaşıp ölçüm yapmaktadır. Üretim ayaklarında bir ısı değişikliği cereyan etmesi halinde, bu ısınma farkı ya da karbonmonoksit gibi zehirli gazların artışı, sistem ve deneyimli ekipler tarafından anında ölçümlenir. Karbonmonoksit yer üstünden ve yer altından okunur. Mevcut karbonmonoksitin yoğun olduğu alandan üretim ayağı uzaklaştırılır. Boşaltılan ayaktan karbonmonoksit çekilerek tavanda baraj delikleri dediğimiz kanallar açılarak küllü su basılarak soğutma işlemi yapılır. İşlem tamamlandığında yangın söndürülmüş olur. Fakat yangın sırasında prosedürdeki bu işlemler gerçekleştirilememiştir. Çünkü madencilik sektöründe ilk kez görülen bir olayla karşı karşıyayız. Madencilik sektöründe madenin yapısı gereği birdenbire yüksek oranlı bir yangın söz konusu olamaz. Yangından 5 dakika önce bütün ölçüm mekanizması bütün verilerin normal şartlarda olduğunu göstermiştir. Ne yazık ki işletmemizde mühendislik ve teknik olarak bugüne kadar görülmeyen ve açıklanamayan yangın vuku bulmuştur. Her türlü emniyet tedbirinin alınmasına rağmen normal şartlardan daha hızlı bir şekilde yayılan yangının nedeni, detaylı incelemeden sonra anlaşılabilecektir.”

Ayrıntılar yarın açıklanacak

“İşletmede zehirli gazlar yüzde 1 seviyesine geldiği zaman kilitlenen bir sistem bulunmaktadır. İçerideki karbonmonoksit oranı yükseldiği zaman elektrik sistemi durmuş ve jeneratörler devreye girmiştir. Maden ocağında yaşanan bu elim yangınla ilgili her türlü detayın inceleneceğinden kamuoyunun şüphesi olmamalıdır. Yangının ortaya çıkmasının pek çok nedeni olabilir. Bu detayların titizlikle incelenerek kamuoyuna duyurulması kaybettiğimiz canlara olan borcumuzdur. Canlarımızı yakan, içimizi kavuran bu acı olayla ilgili detayları yarın sabah düzenleyeceğimiz basın toplantısı ile sizlerle paylaşacağız. Basına ve kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

(Hürriyet)

Kırsala Dönüş [4]: Kapkara

“Böylesi zamanda bu mu yazılır?” diye soruyor olabilirsiniz kendinize. Ben sordum, oradan biliyorum. Ve “Evet” dedim, “Böylesi bi’ günde bu yazılır”. “Kırsala Dönüş” yazı dizisinin 4. yazısı bu. “Her hafta bir yazı!” diye başladığım, ama bu sözümü tutamadığım için özrümü kabul edin, ve bundan sonraki “haftada 1!” ihlallerime de sayın bu özrü, şimdiden.

Böylesi zamanda bu yazılır. Çünkü hepimiz her geçen gün biraz daha emin oluyoruz, bu “sistemin” içinde olduğumuz sürece kapkara günlerin de sonu gelmeyecek, bir arkadaşımın Twitter’da yazdığı gibi “mutsuzluktan öleceyiz” hissiyatımız da azalmayacak. Artacak. Saçmalıklar ve vicdansızlıklar ve şaşırmaya mecal bırakmayan tahakkümler arasında sıkışan kalplerimiz bile alışacak karanlığa. Her gün koştura koştura, somurta somurta, sızlana sızlana ve mutsuzlukla su taşıdığımız değirmenin dişleri arasında önce umutlarımızı kaybedeceğiz hepten, sonra da ruhlarımızı.

Kırsalda adil, vicdanlı ve ekolojik mikro-toplumlar kurmak, grinin bu amansız istilasının önüne dikebileceğimiz tek barikat. Diyoruz ya işte, “tüketmesek, kredi kartlarını kullanmasak, genel greve gitsek..” Ama olmuyor hiç biri. Olmayacak da, o saydığımız şeylere göbekten bağlı olduğunuz için. Yukarıdaki paragrafın başında yer alan tanımıyla Kırsala Dönüş, şehirlerde kalacakların da tek umudu. Hadi, bu kadar köşeli cümleleri sevmiyorsunuz belki; yumuşatayım: Tek gerçek umudu.

Böylesi zamanda bunu yazmak lazım, o yüzden.

Diren vicdan.

***

Kırsala Dönüş” dizisinin ilk yazısı “Başlıyor”u şu adresten okuyabilirsiniz.

Dizinin ikinci yazısı “Algoritma”yı şurada okuyabilirsiniz.

“Kırsala Dönüş” dizisinin 3. yazısı “Sözlük”üşu adresten okuyabilirsiniz.

Kırsala dönüş yazı dizisinin 5. yazısı “Balonlar ve konfetiler”i şu adresten okuyabilirsiniz.

Kırsala Dönüş yazı dizisinin 6. yazısı “Dört Yol”u şu adresten okuyabilirsiniz.

***

Gönüllü sadelik: İngilizce “voluntary simplicity” olarak da tanımlanan bir hayat felsefesi ve pratiğidir. 3 Ekoloji’nin 2012 sayısında yazdığım “Gönüllü Sadelik” makalesinde yaptığım tanım şuydu: “Daha fazla mal ve hizmete ulaşma imkanına potansiyel olarak sahip olunmasına rağmen, mutlu olmak motivasyonuyla, iktisadi değerler dünyasına asgari oranda dahil olmak kararı ve uygulaması.” Konuyla ilgili 5 sene önce ilki düzenlenen Yeşil Ekonomi Konferansı’nda yaptığım sunum şuradan izlenebilir (gençtik o zamanlar tabi). “Yeşilin Aslı” Radyo Programı’nda da 2 sene önce verdiğim mülakat şuradan dinlenebilir. 3 Ekoloji’de yayınlanan makalemi henüz internete koymadık, koyulunca/koyulursa burada güncelleyeceğim.

İndirgemeci: Bütünlükçü yaklaşım zıddı. Bir meseleyi ya da oluşu değerlendirirken, o mesele ya da oluşun, birbirinden izole edilebilir parçalardan oluştuğunu varsaymak üzerine kuruludur. Mekanik dünyada (alet-edevat, teknik buluşlar, insan yapımı=karışık işlerde) ve laboratuar ortamında (“Normal Şartlar Altında”) çok işe yarar, “teknolojik ilerlemenin” olmasını sağlamış yöntemselliğin adıdır (ki bugün bildiğimiz bilim, yani “bilimsel metodoloji” – scientific methodology, bu varsayım üzerine kuruludur). Organik dünyada (karmaşık=kompleks bütünlerde) ise işe yaramamakla kalmaz, bir de üzerine sorunları büyütüp içinden çıkılmaz hale getirir. İndirgemeci bakışın insanı uzaya çıkarmayı başarmış, tarım bilgisinde ise her geçen gün daha fecaat bir noktaya gidiyor olması bu yüzden gayet normaldir.

Kalkınmacılık: Kalkınma olarak tanımlanan varsayımsal sürecin, irrasyonel ve gayri-etik olarak birincil, “her şeye rağmen” amaç olarak konması halidir. Bu amacın toplumlar tarafından “hikmetinden sual olunmaz gerçek” olarak kabul edilmesi için her türlü propaganda, beyin yıkama ve dezenformasyon uygulanır. İnsan değil her şeyi standartlaştırmak, sayılara indirgemek (bkz: indirgemecilik), nesneleştirmek üzerine kuruludur. İnsan ve doğal varlıklar sömürüsünü verimsiz bir şekilde arttırarak (verimsiz: üretilen emerji – içsel enerji için tüketilen emerji’nin, çıktı emerjiden yüksek olma hali – emerji tanımı için wikipedia bağlantısı burada) refah yanılgısı yaratır, gerçekte ekonomik ve sosyal yaşamın direncini (ing: resilience) düşürür. Son derece politik ve ideoloji-üstü bir kavramdır, 2. Dünya Savaşı sonrası Truman Doktrini’yle birlikte ete-kemiğe bürünmüş ve egemen/süper-ideoloji haline gelmiştir. Öyle ki, devlet başta olmak üzere tüm dikey kurumların temel referans noktasıdır.

Tarla da olsa, karmaşık bir bütün bu. Altında, üstünde ve içinde ne olup bitiyor, hiç bir zaman tam bilemeyeceksin. Foto: Ormanevi Kolektifi
Tarla da olsa, karmaşık bir bütün bu. Altında, üstünde ve içinde ne olup bitiyor, hiç bir zaman tam bilemeyeceksin. Foto: Ormanevi Kolektifi

Karmaşık/Kompleks: Organik bütünlere (ekosistemler, toprak, toplum ve topluluklar, vb.) özgü bir durumdur. Diğer bir deyişle, kaotik süreçlerin sonunda oluşmuş bütünlerin özelliğidir. Karmaşık bütünlerin iki temel özelliği vardır: 1) Bütünün içindeki “akışlardan” birinin yokluğu ya da varlığının, bütünün tamamına ne etkide bulunacağı önceden kestirilemez. 2) Bütünün içindeki akışlardan herhangi birinin yok olması halinde, bütün kendini adapte ederek/değiştirerek var olmaya devam eder. İndirgemeci yaklaşımla “yönetilmesi” ve anlaşılması imkansız bütünlerdir. Örnek: Toprak, hakkında en az şey bilinen ekosistemlerden biridir, zira incelemek istediğiniz (=bütünün bir parçasını parçaladığınız, izole ettiğiniz) an gerçekte olduğundan çok farklı bir bütüne bürünür, bir çok mikro-biyotik ilişki görünmez hale gelir, örneğin.

Karışık: İnsan yapımı mekanik bütünlere (kol saati, teorik ekonomik, traktör, parçacık hızlandırıcı, vb…) özgü bir durumdur. Diğer bir deyişle, düzenli/rasyonel süreçlerin sonunda oluşmuş bütünlerin özelliğidir. Karışık (ing: complicated) bütünlerin iki temel özellği vardır: 1) Bütünün içindeki “parçalardan” birinin yokluğu ya da varlığının (ya da çalışmaması/farklı çalışması halinin), bütünün tamamına ne etkide bulunacağı önceden kestirilip tasarlanabilir. 2) Bütünün içindeki parçalardan birinin (ve onu yedekleyen -varsa- diğer parçaların da) yok olması halinde, bütün çalışmayı durdurur ve/veya tasarlandığından farklı şekilde çalışmaya başlar. İndirgemeci yaklaşımla yaratılması, tamiri veya değiştiirlmesi mümkün bütünlerdir, e zaten indirgemeci yaklaşımla yaratılmışladır. Örnek: Kol saati durduğunda, işinin ustası bir teknisyen/tamirci, bozuk çarkı değiştirir ve saat yeniden çalışmaya başlar.

Katılımcı (grup): Gruptaki tüm bireylerin karar alma süreçlerine ve grubun ekonomik, toplumsal ve kültürel varoluşuna kendi özgünlüğüyle dahil olabilmesinin önündeki yapısal ve pratik engelleri kaldırmış, ve üstüne, bu durumun olması için gerekli kültürel ve duygusal şartları da (aidiyet ilişkisi, güzel bi’ ortam, samimiyet, vs.) sağlamış gruplar. Kırsalda kolektif yaşam formları için mutlaka gerekli bir özelliktir. Grubun açık olması (bkz: Açık grup, sözlük) halinde katılımcılık çoğu zaman namümkün hale gelir, çünkü katılımcı bir grubun yolu hak edilmiş sevgi, saygı ve aidiyetten geçer. Katılımcı gruplar “Fight Club” (Dövüş Kulübü) gibidir biraz, girmesi zor, girdikten sonra da tam aile/kolektif muhabbeti olan.

Kendine yeterlilik: Ekoloji camiasının ve kırsalda ekolojik kolektiflerin, ekoköy girişimlerinin en çok kullandığı kavramlardan biri. Ölçülmesi veya nesnel olarak tespiti oldukça zordur, zira “son ürün ve hizmetlerde” kendine yeterliliğe ulaşılsa bile, bu ürün ve hizmetlerin ortaya çıkarılmasında/dönüştürülmesinde kullanılan üretim araçlarının, ve o birincil üretim araçlarını ortaya çıkaran ikincil üretim araçlarının… tespit ve tanımlanması dallanıp budaklanarak sonsuza kadar gidebilir. Bu sebeplerden mekansal/grup bazında sorulup değerlendirilmesi gereken bir kriterdir. Birey bazında, kolektif/çiftlik bazında, bölgedeki tüm kolektifler bazında, ya da bölgesel ekonomi bazında ayrı ayrı sormak ve cevaplamak gerekir. Tam kendine yeterliliğin hedef alınması pek de sağlıklı değildir, çünkü çok uzun ve zorlu bir süreçtir, kırsalda yaşamayan birisinin tahmin edebileceğinden çok daha karmaşıktır da. Bu nedenlerle uzun erimli hedef veya ilke olarak mutlaka barındırmalı, süreci o yönde ilerletmeli. Ve ama sabırsız olunmamalı, hele takıntı hiç yapmamalı. Kendine yeterlilik genelde ilk olarak gıda konusunda geliştirilebilir ve geliştirilmelidir. Kendine yeterliliğin derecesi arttıkça topluluğun/grubun dış değişimlere ve şoklara karşı direnci (resilience) artar. Kendine yeterlilikte sıklıkla unutulan kısım, hizmetlerde kendine yeterliliktir: Sosyal yaşam, kültürel üretim, araştırma, gibi… Teorik olarak kendine yeterliliği arttırmanın aynı anda da uygulanabilecek iki yolu vardır: 1) Tüketimlerini kendin üretir hale gelmek, 2) Tüketimlerini azaltmak/sadeleştirmek.

"Karışık" bütün de bu. Parçalarına ayırır, sonra yine montajlarsın. Ha, bir de kendine yeterlilik. Foto: Ormanevi Kolektifi
“Karışık” bütün de bu. Parçalarına ayırır, sonra yine montajlarsın. Ha, bir de kendine yeterlilik. Foto: Ormanevi Kolektifi

Kırsal: Şehir-Kırsal ikiliğinde, şehirin asimetriğidir. Sosyolojik, kültürel ve materyel bir bütündür. Haliyle, kırsalı sadece “mis gibi doğa!”, ya da “insanlardan uzak, yalnız, izole..” diye değerlendirmek doğru olmaz. Sıfat olarak kullanılır, hatta ingilizcede isim olarak kullanıldığı zaman anadili ingilizce olanlar tarafından uyarılırsınız. Ve ama, bir bütünü tanımladığı için isim olarak kullanılmasını da oturtmaya çalışmak caiz ve hatta (bence) gereklidir. Üretim-tüketim ilişkilerinde kısmi kendine yeterlilik, pratik çözümlülük ve her şeyden biraz da olsa anlamayı; sosyolojik olarak bireyler ve gruplar arasında birebir-doğrudan, yani yatay etkileşimi ve kurumları, kültürel olarak da mekansal/niyetsel cemaatçiliği işaret eder. Akademik literatürde üzerinde fikir birliğine varılmış bir “kırsal” tanımı olmadığını da belirtmek gerekir; kimi akademisyenler mekansal kriterleri, kimisi demografik eşikleri ve nüfus yoğunluğunu, kimisi ise ekonomik ağ yapılanmasına (özellikle de gıda ağlarına) bakar. Avrupa Birliği içinde bile, kırsal bölgelere yönelik teşviklerin dağıtılması için “Neresi kırsal?” sorusuna her üye ülke birbirinden az veya çok farklı kriterlerle ve sayma yöntemleriyle cevap verir.

Kırsal ikamet: Yaşam alanının, yani yılın tamamını veya en azından büyük kısmını geçirdiğin evinin mekansal olarak kırsalda olması halidir. Tek başına “kırsal yaşam tarzı” anlamına gelmez, çünkü bir köyde yaşayıp kırsal yaşamın topluluk yaşamına, kültürel kodlarına, üretim-tüketim ve paylaşım biçemlerine dahil olmamak gayet mümkündür, örnekleri de boldur.

Kibarlık: Öğrenilen bir davranış şeklidir. İyi kalpli olmak veya iyi davranmakla ilgisi olmayan, özellikle batı medeniyetinde toplumsal olarak “evla” görülen etkileşim kalıplarını maharetle kullanma işidir. Bu nedenle, samimiyetsizliği körükler, grup dinamiklerinin dibine dinamit koyar, katılımcılığı engeller, tahakküm ve güç asimetrileri yaratır, suni mesafeler koyar, kelime ve kavramların içini boşaltır. Öğrenilen bir bilgi ve yetenek örüntüsü olduğu için, bunu iyi bilen/uygulayanlar, bunu iyi bilmeyen/iyi uygulamayanlar üzerinde toplumsal olarak meşru tahakkümler kurabilirler. Ayrıca ve örneğin, kibarlık gereği sürekli “teşekkür” eden birisinin, gerçekten müteşekkir olduğu anları anlamanız zorlaşır, kelamla düşünce arasında sürekli bir “ara bölge” olduğu endişesi kaplar tüm etkileşimlerin ruhunu. Kolektif yaşamda kesinlikle uzak durulması ve uzak tutulması gereken bir modern davranış biçimi ve gayri-etik şiddet biçimidir.

Kolektif: Sıfat olarak kullanıldığında, tasarım anından (“sıfır” noktasından) ifa ve hatta ifa sonrası izleme/kontrol süreçlerine kadar beraber yapılan işleri niteler. Bu haliyle, iş bölümünün somut yapıldığı ve sürecin tamamını (mesela “tahayyül” kısmını) kapsamayan “işbirliğinden” farklıdır. İsim olarak (yani buradaki) ise, beraber üretip tüketen, beraber yaşayan ve beraber karar alan, yani politik, toplumsal ve ekonomik olarak “bir” olan grupların ismidir. Safi beraber yaşayanlara “co-habitation” (ortak/beraber ikamet), safi beraber üretenlere kooperatif, safi beraber karar alanlara dernek/parti/platform denmelidir, kolektif değil.

Kibarlık, insana özgü bir hastalık. Foto: Ormanevi Kolektifi
Kibarlık, insana özgü bir hastalık. Foto: Ormanevi Kolektifi

Kolektif kasa: Kolektiflerde, sadece bireye yönelik olan harcamalar (örnek: cep telefonu faturası) dışındaki tüm harcamaların ve kolektifin edindiği gelirlerin aynı havuzda toplanması ve dağılması halidir. Pratikteki bunu yapmanın farklı yolları var; Ormanevi Kolektifi özelinde örneğin, sistem şöyle işliyor: Kişi kolektif için yaptığı harcamayı, tüm kolektif üyelerine açık olan çevrimiçi tabloya, harcamayı yapanın adını da yazarak işliyor. Aynı şekilde gelirler de, geliri “cebine” koyan kişinin adı da yazılarak bu çevrimiçi tabloya işleniyor. Sonuçta, herhangi bir t anında, o ana kadar neye, ne zaman ve kim tarafından ne kadar para harcandığı görülebiliyor. Ayrıca kolektifteki her bir bireyin ne kadar “eksi”de ya da “artı”da olduğu gözlemlenebiliyor. Bir gelir söz konusu olduğunda, acil para ihtiyacı olan kimse yoksa, gelir o ana kadar yaptığı harcamalarla en fazla “ekside” olan kişiye veriliyor. Kolektif kasa, takip ve işleme sistemi ısrarla uygulandığı zaman son derece işlevli, sağlıklı, adil ve etik bir mekanizma. Geleceğe yönelik önemli bir arşiv çalışması olması da cabası.

Köy: Mekansal, sosyolojik, kültürel ve ekonomik bir bütüne işaret eder. Her şeyden önce bir sosyal yapıdır; her bir köyde farklılık gösteren özgün kurumları, davranış kodları, etkileşim örüntüleri olan… Dikey kurumlardan çok yatay kurumların olduğu yapılardır ayrıca; “Köyde yeni gelene iyi gözle bakmazlar” muhabbeti bu anlamda son derece doğru ve iyi ki de öyledir: Çünkü köy ahalisi, “güvenliği” için birbirine güvenir, polis ya da jandarmaya değil. Kimden ne gibi iyilik ve kötülükler bekleyebileceğini bilir, buna göre hareket eder. Her yeni birey ise, bu etkileşimsel/topluluksal yapıya fiziksel etkilerle (köye taşınarak, yani) empoze edilen yeni ve bilinmez bir değişkendir. Yeni birey, etkileşimsel/topluluksal yapının parçası olana kadar köy kendisine “yabancı madde” muamelesi yapar o nedenle. Kırsal daha geniş bir anlama sahiptir, ekolojik bir çiftlik de köy sınırlarında olmasa da kırsaldır misal (“doğal alan”la kırsalı ayıran da budur, sürekli/yerleşik insan aktivitesinin varlığı).

Durukan Dudu

Kırsala Dönüş” dizisinin ilk yazısı “Başlıyor”u şu adresten okuyabilirsiniz.

Dizinin ikinci yazısı “Algoritma”yı şurada okuyabilirsiniz.

“Kırsala Dönüş” dizisinin 3. yazısı “Sözlük”ü şu adresten okuyabilirsiniz.

Kırsala dönüş yazı dizisinin 5. yazısı “Balonlar ve konfetiler”i şu adresten okuyabilirsiniz.

Kırsala Dönüş yazı dizisinin 6. yazısı “Dört Yol”u şu adresten okuyabilirsiniz.