Ana Sayfa Blog Sayfa 3963

Doğal çevreyi hiç ama hiç umursamıyor oluşumuzun nedeni

Guardian yazarı, gazeteci George Monbiot’un yazısını Zeynep Önen çevirisiyle sunuyoruz*.

Anlaşılan o ki, zenginleştikçe ve daha çok tükettikçe, daha ben-merkezci oluyor ve başkalarının yaşamlarına daha duyarsız hale geliyoruz.

1
Thames Nehri taşkınından sonra su altında kalan tren yollarında karşıdan karşıya geçen Datchet sakinleri. Fotoğraf: Peter Macdiarmid/Getty Images

Fazla uzun sürmedi. Kışın gelen sellerin etkisiyle artan, kamuoyunun doğal çevrenin durumuna olan ilgisi, neredeyse suların çekilmesiyle aynı hızda söndü.

Bir YouGov anketinin sonucuna göre ankete katılanlar arasında doğal çevreyi en önemli üç sorunları arasında görenlerin oranı, Ocak ortasında %6 iken Şubat ortasında %23’e yükselmiş. Nisan başında ise bu oran – üstelik de Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli iki kapsamlı ve dehşet verici rapor yayınlamışken- tekrar %11’e düşmüştü.

CarbonBrief sonuçları aşağıdaki grafiğe aktardı:

“Sizce şu anda ülkenin karşı karşıya olduğu en önemli sorunlar aşağıdakilerden hangileridir? Lütfen 3 tanesini işaretleyiniz” sorusuna “çevre” yanıtını verenlerin yüzdesi.

2
Birleşik Krallık sel baskınlarına kamuoyunun tepkisi. Fotoğraf: /CarbonBrief

Bu büyük ancak yavaş ilerleyen krize gösterilen ilgiyi canlı tutmak, görünüşe göre kimsenin üstesinden gelebildiği bir iş değil. Ancak kriz taşkınlar gibi vahim bir felakete yol açtığı ya da bir felaketi körüklediğinde zayıf bir kaygı alevleniyor, ama o da çabucak sönüyor.

İnsanları, hepimizi var eden ve tamamen bağımlı olduğumuz harika gezegenimize özen göstermeye ikna etmek neden bu kadar zor?
Ve bunu yapmaya yeltenenler neden bir düşmanlık ve inkâr barajıyla karşılaşıyor? Üstelik de bu tavır sadece kömür ve petrol ve kereste şirketlerinin kafaları karıştırmak ve nefreti körüklemek için para döktükleri profesyonel yalancılara has değil.
Bu soruyu yanıtlamaya çalışırken kayda geçirilmesi gereken ilk şey, İngilizce konuşulan zengin ülkelerin bir anomali oluşturdukları. New York Times’tan alınan aşağıdaki çubuk grafiğe baktığınızda, ABD’de ve Birleşik Krallık’ta yaşayanların tavırlarının ne kadar atipik olduğunu görebilirsiniz. Bu ülkede okuduğumuz her şey İngilizce konuşulan zengin ülkelerde yayınlandığı için, doğa’nın dünyada kimsenin pek de umurunda olmadığı gibi yanlış bir izlenime kapılabiliriz.

Dünya İklim Değişikliğine Nasıl Bakıyor?

“Küresel iklim değişikliği”nin ülkelerine karşı büyük bir tehdit oluşturduğunu düşünen vatandaşların oranı:

3
İklim değişikliği algısı. Fotoğraf: NYT/Pew

Bu inançı muhtemelen büsbütün pekiştirecek olan bir şey de, bilgi, incelmişlik ve merhamet alanlarında Dünya’ya öncülük ediyor olduğumuz yolundaki o sevgili kanaatimiz. Çubuk diyagram, belki de yanlış olarak Gandhi’ye atfedilen o ünlü sözü getirdi aklıma: Britanya’yı ziyareti sırasında bir gazeteci sorar: “Batı uygarlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?” Rivayet o ki Gandhi şöyle cevap verir: “İyi fikir olurdu diye düşünüyorum.”

İnsan kaynaklı iklim değişikliğine başka ülkelerin halklarından daha fazla ilgi gösterip bunu sahiplendiğimize dair yanlış inancımız, basının ve politikacıların sıkça dile getirdiği bir başka hissiyatı da ifade ediyor. Dünya’nın geri kalanı kendi üzerine düşeni yapmadığı sürece, bizim de harekete geçmemizin bir anlamı olmadığı yönündeki hissiyatı. Örneğin, geçen yıl, Maliye Bakanı George Osborne şöyle diyordu:

“Tek başımıza dünyanın geri kalanının önüne geçmemizi istemiyorum. Hele Avrupa’daki ortaklarımızın önüne geçmemizin kesinlikle gereksiz olduğu kanaatindeyim.”

Ama öyle değil ki. “Tek başımıza dünyanın geri kalanının önüne geçtiğimiz” filan yok. Aslına bakılırsa, kimsenin önüne geçmiş falan da değiliz. Oxford Üniversitesi Smith Fakültesi tarafından hazırlanan aşağıdaki haritanın verlierine göre, sadece bazı başka zengin ülkelerin değil, bizden çok daha yoksul birçok ülkenin de gerisindeyiz.

Oxford Smith School ülkelerin İklim Değişikliği konusundaki etkinliklerini ve taahhütlerini nasıl değerlendiriyor?

m1Çok İyi

m2 İyi

m3 Orta

m4 Zayıf

m5 Çok zayıf

m6

 

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne katılmayan ülkeler

4
Oxford Üniversitesi Smith Fakültesil İklim Değişikliği Haritası. Fotoğraf: Oxford Üniversitesi Smith Fakültesi

ABD, Avustralya ve Kanada en kötüler arasında yer alıyor: küresel bir soruna yaptıkları büyük olumsuz katkıyı sınırlama konusunda son derece başarısızlar. Bu konuda ayak sürümemizi yanlış bir öncülle gerekçelendiriyoruz. Atmosfere bu kadar çok karbon dioksit pompalamaya son vermeyi reddetmemiz, sırf bencilliğimizden, yoksa başka birşeyden değil.

Hem harita hem de çubuk grafik bir yere kadar Greendex Tüketici Davranışları Araştırması’nın (the Greendex survey of consumer attitudes) büyüleyici sonuçlarıyla örtüşüyor.

Yıllardır bize insanların doğal çevreyle ilgilenebilmesi için zengin olmaları gerektiği, ancak ekonomik büyümenin biyosferi kurtarabileceği, uygarlığın yaşayan gezegenimiz üzerindeki etkilerimiz konusunda aydınlanmaya doğru ilerlediği biteviye söylendi durdu. Ne var ki, sonuçlar aksine işaret ediyor.

Aşağıdaki grafikten de görebileceğimiz gibi, yoksul ülkelerde yaşayanlar, ortalama olarak, zengin ülkelerde yaşayanlara göre doğal yaşam üzerindeki olumsuz etkileri konusunda kendilerini çok daha suçlu hissediyorlar, üstelik de etkileri genellikle çok daha azken. Gözlem yapılan uluslardan, Almanya, ABD, Avustralya ve Britanya halkları tüketici suçluluğunu en düşük düzeyde hissediyor; Hindistan, Çin, Meksika ve Brezilya halkları ise, en yüksek.

Her Ülkede Tüketiciler, 2012

5

Lejant:
Kırmızı: Yüksek Greendex Puanı / Pek suçlu değil
Yeşil: Yüksek Greendex Puanı / Çok suçlu
Mavi: Düşük Greendex Puanı / Pek suçlu değil
Sarı: Düşük Greendex Puanı / Çok suçlu
Greendex Tüketici Davranışları Araştırması Görsel: /Greendex

Ne kadar çok tüketirsek, duyarlığımız da o kadar azalıyor. Üstelik, bu his sadece suçlulukla da ilgili olmayabilir.
Belki da başka türlü tamamen anlamsız olan hiper-tüketiciliğimizin anlamı budur: hisleri köreltmesi. Bu, reklam ve pazarlamanın kesintisiz bombardımanının bir etkisi de olabilir. Kişilere ve yerlere olan bağlılığımızın yerine, eşyalara olan bağlılıkları koymaya çalışıyorlar: sonra o bağımlılıklar da bir sonraki reklam kuşağı tarafından kırılıyor, bizi her seferinde başka bir dizi nesneye bağlamak umuduyla.
Anlaşılan o ki, zenginleştikçe ve daha çok tükettikçe, daha ben-merkezci oluyor ve başkalarının yaşamlarına daha duyarsız hale geliyoruz. Tırmanan tüketimin doğrudan, fiziksel etkilerini bir yana koysak bile, ekonomik büyümenin gezegeni korumak için bir reçete olduğunu herhangi birinin nasıl düşünebileceğini kavramak bile zor.

Öyleyse burada fasit bir dairenin döngüsünü görür gibiyiz. Ne kadar çok zarar verirsek, verdiğimiz zararı o kadar az önemsiyoruz. Ve hiper-tüketicilik; ilişkileri, toplulukları ve Dünya’nın fiziksel dokusunu yok ettikçe, biz yaşamlarımızdaki o boşluğu daha da çok şey satın alarak doldurmaya çalışıyoruz.

İngilizce konuşan zengin ülkelerde, bu duruma hem basın hem de politikacılar tarafından desteklenen aşırı neoliberalizm ekleniyor; ayrıca, her türlü değişimi engelleyebilmek için hem kamuda hem de özel sektörde yoğun lobi yapan finans ve fosil yakıt sektörlerinin ellerinde toplanan büyük güç ekleniyor.

Yani, aslında hep düşük olan, bir felaket vurduğunda geçici olarak ateşlenip yükselen sonra da alışılmış uyuşukluğuna düşüveren endişe düzeyi; alışveriş, moda, şan-şöhret ve para takıntısı etrafında yeniden yapılanmış olan bir toplumun neredeyse kaçınılmaz sonucudur.
Bu daireyi nasıl kırar da hayal dünyasına dalmış olanları uyandırabiliriz? Yaşayan gezegeni seven herkesin baş etmesi gereken soru bu işte. Verebileceğimiz kolay bir cevabı da yok.

George Monbiot,
The Guardian, 9 Mayıs 2014

Çeviren: Zeynep Önen

* Bu yazı ilk olarak ‘Açık Site’de yayımlanmıştır.

Gezi’nin ilk gözaltısı Cenk Levi’ye beraat

Gezi eylemlerinin ilk gözaltı mağduru Cenk Levi, yaklaşık bir yıl sonunda beraat etti. Greenpeace üyesi Levi, ‘açılmasının bile başlı başına adaletsizlik olduğu davada adaletin yerine gelmesini” yine de olumlu buluyor.

cenk-levi-2-e1300197545689

Gezi Parkı’ndaki çadırların yakıldığı 30 Mayıs gecesi kamerayla görüntü alırken gözaltına alınan ve hakkında dava açılan ilk Gezi eylemcisi olan Cenk Levi’nin duruşmasında hakim beraat kararı verdi.

Toplantı ve gösteri yasasına muhalefetten hakkında dava açılan Levi, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklama “yargılanma gerekçesinde bir anayasaya aykırılık olduğu” belirtti.  Levi, açılmasının bile adaletsizlik olduğu davada adaletin tecelli etmesini geç bir adım ama umut verici olarak değerlendirdi.

Cenk Levi, Üç Ekooloji için Ümit Şahin’in kendisiyle yaptığı söyleşide 30 Mayıs akşamı gözaltına alınma sürecini şöyle anlatmıştı:

“C. Levi: Ben Çarşamba gece geç saatlere kadar Gezi Parkı’nda kaldım, gece yarısı eve gideyim, biraz dinleneyim dedim. Ama bir iletişim listesi vardı, eğer bir müdahale olursa kimler gelebilir, yakında kimler var diye, ben de o listedeydim. Perşembe sabah saat 4 buçuk-5 gibi bir mesaj geldi, müdahale başladı diye. Ben de mesajı alınca hemen çıktım evden, ama Harbiye’deki TRT binasınıın oraya kadar gidebildim. Gördüğüm tek şey Gezi Parkı’ndan alevler yükseldiğiydi. Herkes kaçışıp bir yerlere dağılmaya başlamış. Ben çadırların yandığını görüyorum, ama oraya gitmek imkansız, çok ağır bir müdahale var, gaz da var, TOMA da var,  orayı tamamen dağıtmak ve insanların bir daha gelmesini engellemek istercesine bir müdahale… İnsanların bir kısmı da Harbiye istikametine doğru kaçıyor. Ben de TRT binasının oralarda durmuş kamerayla görüntü alıyordum, müdahalenin fotoğrafını çekiyordum. Tam orada gözaltına alındım ve Harbiye polis karakoluna götürüldüm. O gün başka kimse gözaltına alınmadı. Oysa bence orada olmak, o ağaçların hakkını savunmak hepimizin hakkı ve göreviydi.

 Ü. Şahin: Peki, seni ne kadar gözaltından tuttular?

 C. Levi:  12-13 saat kadar.

 Ü. Şahin: Suçun neymiş?

 C. Levi: O civarda taş atan bir grup vardı. Beni de taş atan grubun yanında bulunmaktan aldıklarını söylediler. 2911’e muhalefetten de dava açıldı. Dava 3 Ekim günü, hepinizi beklerim. Tabii insanların protesto etme hakkı Anayasa’nın bize vermiş olduğu bir hak. Bu hakkın kullanılması için bilinçli olmamız ve haklarımızın ne olduğunu da bilmemiz gerekiyor.

 Ü. Şahin: Sizce sonraki günlere göre nispeten çok daha az kişinin olduğu o ilk 2-3 gün neden bu kadar sert müdahale ettiler?

 C. Levi:  İstanbul’un kültürel simgelerinin merkezinde Taksim var; Emek, İnci Pastanesi, Gezi Parkı gibi. Benim hissettiğim şu: Bu şehri İstanbul yapan bütün simgeler insanlardan alınıp onların yerine başka bir tarih, başka bir kültür, başka bir gerçeklik yansıtma isteği var. Buna verilen mücadeleye verilen tepki de büyük oluyor. Çünkü orada insanlar sadece ağaçlar için değil, bu şehrin artık büyük bir alışveriş merkezine dönüşmemesi için de mücadele ediyorlar. “

(Yeşil Gazete)

Yılın en ‘interaktivist’ halleri yarışması başladı!

Yeşil Düşünce Derneği, 2013’ten bu yana hak mücadelesinde ilham  ve umut vermiş aktivizm örneklerini ödüllendiriyor. İnternet üzerinden oylama usulüyle herkesin katılabileceği ‘Direnişin @hali’ yarışmasına başvuru da kabul ediliyor.

yeni-inter-yar

Belirlenmiş kategoriler içinde eylem, video ya da kampanya gibi üretimlerde bulunmuş  herkesin katılabileceği yarışam için son başvuru tarihi 2 Haziran.

Yarışmanın kategorileri ise şöyle:

-Yılın Kampanyası (online, offline)
Yılın, hak temelli (ekoloji, insan hakları, LGBTİ, kadın, çocuk, engelli hakları, hayvan hakları, vb alanlarından birinde) kampanyalar arasında insanları harekete geçirebilmiş, ilham vermiş, umutlandırmış, gündem oluşturmuş kampanyalar;

-Yılın Yurttaş Haberciliği
Haberi yerinden, doğrudan, sansürsüz, kendi imkanlarıyla aktarmış, anaakımda yayınlanmayan konuları yayınlayabilmiş kişi veya gruplar;

-Yılın Yaratıcı Aktivizm Örneği
Yılın insanları gülümseten, şaşırtan, ilham ve umut veren yaratıcı aktivizm örnekleri;

-Yılın İnternet Gazetesi (bireysel/kollektif)
Bireysel veya kollektif olarak yürütülen, hak temelli bakış açısı ile orijinal yazı ve haberlerin yayınlandığı internet gazetesi örnekleri;

-Yılın Videoeylemi
Değişimi, hareketi, farkındalığı videoyla yarattan, videosuyla eyleme dönüşen örnekler

Belirlenen adaylar, sivil toplum kuruluşu üyesi, aktivist, gazeteci ve akademisyen bir jüri tarafından değerlendirilecek. Jüri kadrosu şöyle:

Durukan Dudu; ­ Yeşil Gazete Ekoloji Editörü ve İnteraktivist Projesi Eğitmeni
Esra Arsan; ­ İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Öğretim Görevlisi
Fatih Pınar;­ Bağımsız gazeteci ve İnteraktivist Projesi Eğitmeni
Gülüm Şener; ­ Alternatif Bilişim Derneği Üyesi ve Hasan Kalyoncu Universitesi Güzel Sanatlar Fakultesi Öğretim Görevlisi
Hilal Atıcı; ­ Greenpeace Kampanyalar Yöneticisi
Mahir Ilgaz; ­350.org Küresel Eksen Değişimi Koordinatörü
Mehmet Tarhan; ­ Vicdani Redçi ve LGBTİ aktivisti
Ömer Madra; ­ Açık Radyo Yayın Yönetmeni
Perrin Öğün; Alternatif Bilişim Derneği Üyesi ve Kadir Has Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Fakültesi Öğretim Görevlisi
Pınar İlkiz; ­ Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Medya ve İletişim Koordinatörü ve İnteraktivist Projesi Eğitmeni
Pınar Selek; ­ Sosyolog ve yazar
Uygar Özesmi; ­ Change.org Doğu Avrupa ve Batı Asya Direktörü ve Good4Trust.org Kurucusu
Ümit Şahin; ­ Yeşil Gazete Editörü ve İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Uzmanı
Yasemin İnceoğlu; Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Görevlisi

Aday olmak ve aday göstermek için linkle tıkklayabilirsiniz. 

2 Haziran’a kadar aday başvurularının kabul edileceği yarışmanın ödülleri 14 Haziran akşamı “dijital aktivizm, sosyal medya ve örgütlenme” konulu konferansın ardından açıklanacak.

(Yeşil Gazete)

Okmeydanı’nda saldırı: bir kişi ağır yaralı

Okmeydanı’nda polis ile bir grup arasında olaylar çıktı. Polisin, bir gruba gaz bombası ile müdahale ettiği, bu esnada bir kişinin başından ağır yaralandığı öğrenildi. Yaralı kişinin hayatını kaybettiği yönünde de iddialar var.

Okmeydanı’nda, 9 ay komada kaldıktan sonra geçtiğimiz mart ayında hayatını kaybeden 14 yaşındaki Berkin Elvan’ın başından vurulduğu noktada her perşembe günü anma yapılıyordu. Bugün de 10-15 kadar liseli genç tarafından yapılan anmaya polis gaz bombasıyla müdahale etti. Gaz bombaları atılması üzerine gençler ara sokaklara dağılırken polis de akrep tabir edilen zırhlı araçla takip etti. Bu esnada bir ara sokaktan atılan molotof kokteylinin isabet ettiği polis aracının alev alması üzerine polisler araçtan inerek ateş açtı.

cemevi

Olaylar Okmeydanı Cemevi yakınında meydana geldi ve o esnada cemevinde de bir cenaze vardı. Törene katılan kalabalıktan “Bir kişi vuruldu” sesleri yükseldi. Bu sırada başından yaralanan bir kişinin cemevi avlusunda kanlar içinde yattığı görüldü. Yaralı kişi ambulansla hastaneye götürüldü. Ağzının sağ tarafından giren kurşunun boynuna saplanmasıyla ağır yaralanan 30 yaşındaki Uğur Kurt’un durumu ciddiyetini koruyor.

(Radikal/ Yeşil Gazete)

22 Mayıs 2014

Soma Kömür İşletme A.Ş.’nin mallarına ihtiyati tedbir başvurusu

Manisa’nın Soma İlçesi’ndeki iş cinayetinde ölen 301 işçiden biri olan Mustafa Kocabaş’ın ailesi adına avukat Hakan Kahraman, Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’nin tüm mallarına ve banka hesaplarına ihtiyati tedbir konulması için mahkemeye başvurdu.

Mardin’de 13 kişiyi öldürmekle suçlanan Tuğgeneral Musa Çitil beraat etti

Mardin’in Derik ilçesinde 13 kişinin öldürülmesiyle suçlanan Ankara Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Musa Çitil ile ilgili Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılama bugün sonlandı, Çitil beraat etti.

CHP Cumhurbaşkanı adayı için seçim yaptı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugün partisinin TBMM grubu ile yaptığı “Cumhurbaşkanı adayı kim olmalı” toplantısında, vekiller aday olarak görmek istedikleri isimleri kurulan sandığa attılar. Her vekilin, cumhurbaşkanı adayı olarak görmek istediği üç ismi sandığa attığı toplantıda, sonuçları sadece Genel Başkan Kılıçdaroğlu bilecek.

Gazeteci Yılmaz Özdil’e suç duyurusu

AK Parti İstanbul Milletvekili Bülent Turan, gazeteci Yılmaz Özdil hakkında bir televizyonda Soma’da yaşamını yitirenlere yönelik sözleri nedeniyle suç duyurusunda bulundu.

Meclis’te Soma iş cinayeti görüşmelerine 78 vekil katıldı

TBMM Genel Kurulu’nda AK Parti, CHP, MHP ve HDP’nin verdiği önergeler kabul edilerek, Soma’daki maden faciasına ilişkin Meclis Araştırma Komisyonu kurulması kararlaştırıldı. Önceki gün başlayan görüşmelere dün 78 milletvekili katıldı. Meclis’te 539 milletvekili var.

Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan’ın yakalama talebine red

Soma’da 301 işçinin hayatını kaybettiği iş cinayetini soruşturan Akhisar Cumhuriyet Başsavcılığı, Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan hakkında yakalama kararı çıkarılmasını istedi. Ancak Nöbetçi Mahkeme, “Gürkan’ın kusurlu olduğunu gösterir bilgi olmadığı” gerekçesiyle bu talebi reddetti.

Soruşturmada bugüne dek gözaltına alınan 36 şüpheliden sekizi tutuklanmış, dokuzu hakkında adli kontrol kararı verilmiş, 19 kişi ise serbest bırakılmıştı. Tutuklananlar arasında Alp Gürkan’ın oğlu ve Soma Linyit Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan ile Soma Kömür İşletmeleri Genel Müdürü Ramazan Doğru da bulunuyor.

Soma Linyit Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan ile Soma Kömür İşletmeleri Genel Müdürü Ramazan Doğru’dan çelişkili ifadeler

Can Gürkan ile Ramazan Doğru’nun sorgularında sorumluluğun farklı kişilerde olduğunu söylediler. Gürkan “Sorumluluk yönetim kurulu kararıyla Ramazan Doğru’da” dedi. Ramazan Doğru ise, sorumluluğun İşletme Müdürü Akın Çelik’te olduğunu söyledi.

Gürkan: “Tutuklanmam halinde çalışanlarım ve vefat eden kişilerin aileleri de mağdur olacaktır”

Can Gürkan ifadesinde “Benim meydana gelen olayda herhangi bir kusurum yoktur. Ayrıca yaşanan bu olaydan sonra sorumluluğum artmıştır. Ayrıca geride kalan 6 bin 200 çalışanım ile vefat eden çalışanların ailelerine ilgili finansal taleplerini alma, mağduriyetlerinin giderilmesi hususunda sorumluluğum artmıştır. Tutuklanmam halinde çalışanlarım ve vefat eden kişilerin aileleri de mağdur olacaktır.” Dedi.

Mahkeme ise, yönetim kurulu kararıyla iş güvenliği sorumluluğunun Ramazan Doğru’ya devredilmesine rağmen evrensel hukuk normları çerçevesinde Can Gürkan’ın da sorumlu olduğunu ifade ederek tutuklanmasına karar verdi.

Ramazan Doğru’nun avukatı ise, “Müvekkilimin kurusu yoktur. İcra makamı yönetim kurulu, eyleme geçme makamı ise, işletme müdürüdür” dedi. Mahkeme Ramazan Doğru’yu da aynı gerekçeyle tutuklanmasına karar verdi.

(Hürriyet, BBC Türkçe, Yeşil Gazte)

Çin’de bir sahte müze vakası daha

Çin’in kuzey doğusunda bulunan Lucheng müzesi, yüzlerce tarihi eserinin sahte olduğu ortaya çıkınca kapatıldı.

Liaoning şehrinde bulunan ve sekiz bine yakın ‘tarihi eser’i barındıran müzede, eserlerin yaklaşık üçte birinin sahte olduğu belirlenince polis müze kapısına kilit vurdu.

Çin,son yıllarda müze konusunda patlama yaşıyor. Sadece geçen 299 yeni müze başvurusu gerçekleşti. Para kazanmak için açılan müze sayısının artması eserlerin orjnalliği tartışmasını da beraberinde gerekiyor.

Ülkede geçen sene de Hebei bölgesindeki Jibaozhai Müzesi’nde Qing hanedanlığı döneminden denerek sergilenen bir vazonun üzerinde çizgi film karakterleri olduğu ortaya çıkmıştı.

(Guardian/Yeşil Gazete)

Bill McKibben: “Cepheye Çağrı: İklim Değişikliğine Karşı Hareket Talep Etmeye Bir Davet”

Dünya liderleri bu sonbaharda New York’ta iklim değişikliği ile yüzleşmek için toplandıklarında on binlerce insan (belki sen de) çok geç olmadan harekete geçilmesini talep etmek için orada olacak. 

***

İklim değişikliği aktivisti ve 350.org‘un kurucusu Bill McKibben‘ın Rolling Stone dergisinin 5 Haziran 2014 sayısında çıkacak yazısını Bora Kabatepe‘nin çevirisiyle Yeşil Gazete’de yayınlıyoruz.

***

Bu bir davet, New York’a gelmeniz için bir davet. Kendilerine ve çocuklarına, medeniyetimizin karşılaştığı en büyük krizin umurlarında olduğunu kanıtlamak isteyen herkese bir davet.
Tahminim on binlerce insanın orada olacağı ve iklim değişikliği karşısında ortaya koyulan mücadelenin en büyük yürüyüşünün gerçekleşeceği yönünde. Tabii, bunun bir kısmı heyecan verici olacak: Manhattan’ın ortasında elinde pankartlarla yürüme şansını kaçırmayı kim ister? Ama bu şakaya gelmeyecek bir şey. Oturup izlemekten başka yapılabilecek hiçbir şey kalmadan  evvel bir şeyler yapmak için verilen bütünleştirici kavganın seyrini belirleyen anlarından birisi. Torunlarınıza anlatacağınız bir gün olacak, kazandığımızı varsayarsak. O yüzden siz ajandalarınızda 20 ve 21 Eylül tarihlerini işaretleyin, ben de anlatmaya başlayayım.
En sonuncusu Varşova'da gerçekleşen iklim değişikliği görüşmeleri gündeme ortaya çıkan sonuçlardan daha çok yapılan eylemlerle geliyor. Dünya liderlerinin New York'ta yapacağı toplantı bunların en büyüğüne sahne olabilir. (Fotoğraf: Oxfam)
En sonuncusu Varşova’da gerçekleşen iklim değişikliği görüşmeleri gündeme ortaya çıkan sonuçlardan daha çok yapılan eylemlerle geliyor. Dünya liderlerinin New York’ta yapacağı toplantı bunların en büyüğüne sahne olabilir. (Fotoğraf: Oxfam)
 
Ban Ki-moon kendisi Birleşmiş Milletleri yönetmeye başladığından beri gezegen olarak iklim değişikliğini yavaşlatmak adına hiçbir ilerleme kaydedemediğimizin farkında. 2009’da küresel iklim değişikliği tartışmalarının çöktüğü Kopenhag konferansı sırasında genel sekreterlikteydi ve biliyor ki 2015’te Paris’te toplanacak “yeni Kopenhag” için de durum pek parlak değil. Tartışmaları canlı tutmak için dünya liderlerini Eylül sonunda New York’ta düzenlenecek iklim zirvesine davet etti.

Ama “dünya liderleri” iklim değişikliğinin  liderleri olamadılar – en azından yeterince olamadılar. Birçoğumuz gibi kolay olanları yaptılar ancak dünyanın gidişatında köklü bir değişiklik yapmayı başaramadılar.  Barack Obama harika bir örnek: Araçların yakıt tüketimleri üzerinde yeni standartlar getirdi elbet ama aynı zamanda devasa arazileri petrol sondajı ve kömür madenciliğine açarak ABD’yi petrol üretiminde Suudi Arabistan ve Rusya’nın önünde en büyük üretici konumuna getirecek hamleleri de yaptı.

O da diğer liderler gibi: denedi, ancak yeterince değil. Bu yıl başında The New Yorker’a söylediklerini düşünelim: “Günün sonunda hepimiz daha uzun bir hikayenin parçasıyız. Yaptığımız, kendi paragrafımızın doğru olmasına çabalamak (…) Düşünüyorum ki şanslıyız, çünkü Lincoln’ün ya da Roosevelt’in karşılaştığı boyutta krizlerle karşı karşıya değiliz.”

Aslında öyleyiz; bugüne kadar hiçbir başkanın karşılaşmadığı kadar büyük bir krizle karşı karşıyayız. O’nun paragrafının bugüne kadar neye benzediğine bakacak olursak: Koltuğa oturduğundan beri Kuzey Kutbu buzları neredeyse tamamen eridi, bilim insanları Güney Kutbu’nda ise deniz seviyelerinde 3 metrelik bir yükselmeye yol açması uzak bir ihtimal olmayan çok büyük ölçekli erimelerin devam ettiğini geçtiğimiz Mayıs ayında kanıtladılar. Bilim insanları okyanus kimyasında meydana gelen değişiklikleri daha iyi kavramaya başladılar: deniz suları 40 yıl öncesine oranla %30 daha asidik ve bu, denizlerdeki besin zincirinin en alt basamağında yer alan canlılar için daha şimdiden büyük sorunlara yol açıyor. ABD, tarihindeki en sıcak yılı (2012) yaşadı ve bu yıl içerisinde öyle bir kuraklık vurdu ki ülkeyi, ekilen mısırların çoğu ürün vermedi. Şu anda, Obama’nın en büyük eyaletlerinden birisi olan Kaliforniya Avrupalılar geldiğinden beri görülmemiş boyutta bir kuraklıkla karşı karşıya. Sandy Kasırgası, BM binalarının birkaç sokak güneyinde, New York’un batı kısmını bir nehir koluna dönüştürdü. Ve bu sadece ABD. Dünya’nın bilim insanları bahar başlarında durumun daha ne kadar kötüye gideceğini açıklayan 32 sayfalık bir rapor yayınladılar ve özetlemek gerekirse durum daha önce tahmin ettiklerinden çok daha beter. Bilim insanları etrafı telaşa vermiyor, bilim telaşlanmamız gerektiğini söylüyor. Princeton’lu bir bilim insanı durumu muhabirler için şöyle özetledi: “Hepimiz oturan ördekleriz.” (Ç.N: Oturan ördek deyimi İngilizce’de kolay hedef olma durumunu açıklamak için kullanılır)

Obama yönetiminin iklim konusunda en çok tepki çeken projelerinden birisi Keystone XL boru hattı olmuştu. Yapılan son gösterilerde yüzlerce kişi gözaltına alındı (Fotoğraf: Al Jazeera)
Obama yönetiminin iklim konusunda en çok tepki çeken projelerinden birisi Keystone XL boru hattı olmuştu. Yapılan son gösterilerde yüzlerce kişi gözaltına alındı (Fotoğraf: Al Jazeera)

“Oturan ördekleriz” demekle “Bir krizle karşı karşıya değiliz” demek arasındaki fark, gönülsüz adımlar atmakla, bir şeyler değiştirebilecek şekilde varını yoğunu ortaya koymak arasındaki fark kadardır. Ampulleri değiştirmekle, yıkımı besleyen sistemi değiştirmek arasındaki fark kadardır.

Akla uygun bir dünyada, kimsenin yürümesi gerekmezdi. Akla uygun bir dünyada, karar vericiler bilim insanları 25 yıl önce ilk uyarıları yaptıklarında onları dinlerlerdi. Ama bu dünyada akıl, münazaraları kazansa da bugüne kadarki mücadeleyi kaybetti. Fosil yakıt endüstrisi, belki de insanlık tarihinin en zengin girişimlerini yaratmış olmanın verdiği güçle, iklim değişikliğini durdurmada tesiri olabilecek adımları geciktirmeyi başardı, neredeyse her şey için çok olan bir  noktaya kadar hem de.

Yani bu durumda sokaklara dökülmek çok ama çok gerekli. Gerekli olanlar bununla kısıtlı değil – giderek yayılan bir fosil yakıt karşıtı hareket tüm dünyada onlarca farklı cephede mücadele veriyor, çatılara güneş panelleri koymaktan tutun, üniversite fonlarını fosil yakıt şirketlerinden çekmeye zorlamaya, seçimlerde gerçek ‘yeşil’ adayları desteklemeye kadar birçok farklı cephede.  Ve sokaklara dökülmenin her zaman işe yaramadığı da bir gerçek: Irak savaşının arifesinde milyonlar yürüdü ancak kısa vadede hiçbir getirisi olmadı bunun. Ancak sokağa dökülmenin hayati rol oynadığı anlar da oldu. Vietnam Savaşı böyle bitti, ırkçılık da. Ya da 1980’lerin başında yarım milyon insanın New York Central Park’ta bir araya geldiği nükleer silah karşıtı kampanya. Gösteri ve ona gelene kadar yürütülen kampanya, hem de Reagan döneminde, bütün gezegenin gündemini belirledi. Öyle ki onyılın ortasında muhafazakar ikon Reagan, Gorbaçov’a nükleer silahları beraberce bırakma teklifiyle gitmişti.

Bazen zamanın ruhunu tam da gırtlağından yakalayıp şöyle bir sallayıp kendine getirebilirsiniz. Şu anda gezegene hakim olan his hiçbir şeyin zamanında yapılmayacak olduğu. Bu, kendi kendini gerçekleyen bir kahinlik olmanın sınırlarında dolaşan bir hal. Gerçekten de ben bu sayfaları yazarken fosil yakıt şirketlerinin sahip olduğu karbon rezervlerinin toplamı gezegeni mahvetmeye yetecek miktarın tam 5 katı. Mevcut gidişat ile endüstri bu yakıtları çıkarıp yakacak ve bu süreç içinde devletler yalnızca gerçekleşme hızının değişmesini sağlayacak cılız sesler çıkaracaklar. Liderlerimize gerçekten liderlik etme izni veren ancak daha sonra bunu yapma yolunda onları ürküten sesi gür bir hareket bu kehanetleri baş aşağı çevirmek için tek umudumuz.

Sesi gür bir hareket, ister istemez büyük bir hareket olacaktır. Fosil yakıt karşıtı direnç toplumun her kesiminden besleniyor. Çevresel adalet topluluklarının, çoğunlukla beyaz olmayan ve fosil yakıt hükümdarlığı altında en büyük zararı görmüş olan yoksul kesimlerin liderliğinde yürüyor bu hareket. ABD’de onlar, Sandy ve Katrina kasırgalarından, BP petrol sızıntısından sağ çıkanlar; onlar, yakınlarında bir petrol rafinerisinin olduğu için anaokuluna astım ilaçlarını içlerine çekerek giden çocuklara sahip olanlar ve muhafaza ettikleri alanlar hammadde kolonisi haline gelenler. Deniz aşırı gittiğinizde ise onlar, ülkeleri gerçek anlamda yok olan insanlar.

İklim değişikliğinden en büyük zararı görenler yoksullar ve iklim değişikliğinde hiç suçu olmayanlar oluyor. Filipinler'i vuran Haiyan Tayfunu bunun en güncel örneklerindendi. (Fotoğraf: Dondi Tawatao/Getty Images)
İklim değişikliğinden en büyük zararı görenler yoksullar ve iklim değişikliğinde hiç suçu olmayanlar oluyor. Filipinler’i vuran Haiyan Tayfunu bunun en güncel örneklerindendi. (Fotoğraf: Dondi Tawatao/Getty Images)

Geçmişte sendikaların çevrecilere karşı mücadele ettiği günler oldu ama sağlık, ulaşım, yüksek öğretim, ev işleri ve inşaat hizmeti sendikalarının hepsi ölü bir gezegende hiç iş olmadığının farkında olarak daha şimdiden Eylül’deki yürüyüşe hazırlanmaya başladılar. Enerji sektörü sendikaları devasa güneş paneli kurulumu ve fosil yakıtlardan adaletle uzaklaşma süreçlerindeki istihdam potansiyelini görüyorlar. New York caddelerinde karşınıza çıkacağından emin olduğum bir pankart şu: İklim/İşsizlik. İki Kriz, Tek Çözüm.

Sinagoglarından, kiliselerinden, camilerinden çıkıp gelen ve “Eğer İncil bir şeyden bahsediyorsa o da Tanrı’nın bize verdiği dünyayı korumamız gerektiğidir” diyen din adamları da olacak orada. Ve orada tabii ki bilim insanları da olacak ve diyecekler ki “Size çeyrek yüzyıldır söylemeye çalıştığımız şeyde tam olarak neyi anlamıyorsunuz?”

Ülkenin dört bir yanından öğrenciler de gelecek, çünkü kim onlar kadar iyi bilir yerlerde uyudukları uzun otobüs yolculuklarını, ve kim daha iyi bilebilir geleceklerinin nasıl da tehlike altında olduğunu? Onlar bu mücadelenin en ön saflarındalar. Fosil yakıtlardan yatırımları çektirmek için mücadele ederlerken Harvard’da ve Washington Üniversitesi’nde tutuklananlar ve temelleri, toplam yatırım miktarı 18.7 milyar doları bulan Stanford’u kömür hisselerine yatırım yapmaktan vazgeçirecek kadar sarsanlar onlar. “Bugünün çocukları” diyip de endişelenmeyin. Bugünkü çocuklar örgütlenmeyi en az 60’lardaki çocuklar kadar iyi biliyorlar.

Orada ayrıca ucuz fosil yakıtlardan faydalandığı hayatlar süren yaşlı, orta sınıf, düz ama dünyanın gözlerinin önünde kaosa sürüklenmesine tahammül edemeyen Amerikalılar da olacak. Etrafımıza bakıyoruz ve güneş panellerinin fiyatlarının birkaç onyıl içinde %90 kadar düştüğünü görüyoruz; ekonomimizi kömürden, gazdan ve petrolden kurtarmanın kolay olmadığını biliyoruz ama bu yolun insanlığın daha önce hiç karşılaşmadığı sıcaklıklarla başa çıkmasından daha kolay olduğunu biliyoruz. Farklı çözümler öneriyor olabiliriz – karbon vergileri! dalgalardan elektrik üretmek! – ancak biz onlara yer açmadıkça hiçbirinin gerçekleşmeyeceğini biliyoruz. Bizim işimiz bu: fiziğin gerektiği boyutlarda alanı, değişim için açmak. Cilalanmış sözlere, fiyakalı internet sitelerine karnımız tok artık! Eylem! Şimdi!

Fosil yakıtların sonunu hatırı sayılır bir umutla izleyebilirsiniz. Sadece yavaş, öğütücü geçişleri değil gerçek, süratli bir değişimi şimdi gerçekleştirmek için gereken bütün parçalar burada: eğer Almanya güneşli bir günde elektriğinin yarısını güneşten üretebiliyorsa, Teksas elektriğinin üçte birini rüzgardan sağlayabiliyorsa teknolojinin artık bir engel olmadığını anlamak durumundayız. Parçalar hazır, ancak onlar kendi kendilerine hareket edemezler. İşte bu noktadan hareketler devreye giriyor. Onlar belki  meselenin tüm inceliklerini kavrayıp, bu dönüşümün tüm adımlarını hesaplayamazlar. Ancak sistem üzerinde Haiyan Tayfunu’nun bir Filipinlinin kulübesinde estiği kuvvetle bir baskı oluşturabilir, ve süreci tıkayan para çuvallarını yerinden oynatabilirler. Çünkü eğer direnişimiz başarısız olursa daha da güçlü tayfunlar gelecek. İnsanlığın dünyaya bıraktığı izleri kurtarmak için birşeyler yapmamız gereken zaman hızla akıp gidiyor. Ama o zaman henüz geçmedi, işte Eylül bu yüzden çok önemli.

Günlük hayatlarımızdaki direniş haliyle daha dağınık, yerel ve gündelik olana odaklanmış vaziyette: imar planlarını değiştirmek, yeni bir güneş paneli çiftliği kurmak, kilisenizin yönetim kurulunu BP hisselerini satmaya ikna etmek… Anzak bazı anlar vardır, direniş bir araya gelmek ve tüm dünyaya ne kadar büyük olduğunu göstermek durumundadır. Bir sonraki an Eylül sonunda New York’ta. Orada görüşmek üzere.

***

Yazar Hakkında: Bill McKibben 350.org sitesinin kurucusu ve iklim değişikliği tartışmalarını geniş bir kitle ile buluşturmayı başaran ilk kitaplardan olan “Doğanın Sonu” (1989) kitabının yazarı iklim değişikliği ve çevre aktivistidir.

Bill McKibben

Başbakanlık Müşaviri Yerkel’in tekme attığı madenci gözaltına alındı, şüpheli olarak sorgulandı

Cumhuriyet gazetesi muhabiri Alican Uludağ’ın haberine göre Başbakanlık Müşavir Yusuf Yerkel’in tekmelediği Erdal Kocabıyık 10 yıllık madenci ve Soma Madencilik’e ait başka bir madende çalışıyor.

Kocabıyık olay sonrasında savcılık talimatıyla şüpheli olarak gözaltına alındı. Sorgusunda 10 yıllık madenci olduğunu söyleyen Kocabıyık kısa ifadenin ardından serbest bırakıldı.

Yusuf Yerkel hakkında suç duyurusu

Erdal Kocabıyık avukatı aracılığıyla kendisini tekme atarak darp eden Yusuf Yerkel hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Mağdur olarak savcılığa ifade veren Kocabıyık darp raporunu da dava dosyasında sundu.

Kocabıyık eylem nedenini “Uyar Madencilik’te çalışıyordum. Geçen yıl çıkan yangın nedeniyle bu şirkete ait maden kapatıldı. Benim iki aylık alacağımı vermediler. Ayrıca 1.5 yıllık tazminatım da içeride kaldı. Bunların ödenmemesi nedeniyle tepki olarak eylemi gerçekleştirdim” olarak açıklandı.

Söz konusu yangın, 20 Ekim 2013’e Soma’da faaliyet gösteren Uyar Madencilik’e ait Darkale Kömür Ocağı’nda yaşandı. Saat 05.00 sıralarında yerin 300 metre altında meydana gelen göçükle birlikte çıkan yangında, 6 çocuk babası 49 yaşındaki Yunus Güçlü yaşamını yitirirken, 27 işçi de yaralandı. Bu olayın ardından güvenliklerinin olmadığı gerekçesiyle işçiler çalışmayı durdurdu ve iş bıraktı. Uyar Madencilik de aldığı bir kararla madeni kapattı ve işçilere tazminatlarını ödeyeceklerini söylendi.

Yusuf Yerkel’e rapor veren doktor Gökhan: Çocuğum sahteci misin diye soruyor

Hürriyet’in haberine göre Soma’da eylemciye tekme atan Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel’e 7 gün iş göremez raporu verdiği için tepkilere hedef olan Doktor Şervan Gökhan, Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) e-posta grubuna mesaj göndererek kendini savundu.

Gökhan 14 Mayıs 2014’te arandığını ve hastaneye Başbakanlık’tan bir hastanın geleceği ve hastanede veya yakınlarda isem tarafımdan hastanın değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorulduğunu yazdı.

Gökhan raporu yazma nedenini şöyle açıkladı:

Ben hastayı grafi çekiminde iken gördüm ve grafi çekildikten sonra hemen orada muayene ettim. Hastanın özellikle sağ alt ekstremitesinde hareketle ağrı ve hassasiyet mevcuttu. Aynı zamanda sağ dizde ve tibiada (ki bunu da rapora yazmayı unutmuşum) yumuşak doku şişliği vardı. Ben gelmeden önce hastayı muayene eden arkadaşlarımız hastanın muayene formunu zaten doldurmuştu ve muayene bulguları da benim fizik muayene bulgularım ile aynı idi. Hastaya 5 veya 7 gün bacağına yük bindirmemesini, kendisine istirahat raporu yazabileceğimi ifade ettim ve yazdım. Daha sonra hastayı önerilerle taburcu ettim.

Şervan Gökhan 6 yaşındaki çocuğunun kendisine sahteci misin diye sorduğunu ifade etti.

(Cumhuriyet, Hürriyet, Yeşil Gazete)

22 Mayıs 2014

Şincan Uygur’da patlama: 31 ölü
Çin’in Şincan Uygur özerk bölgesi başkenti Urumçi’de iki araç içindeki saldırganlar bir markette alışveriş yapanların üzerine sürüp markete bombalı saldırı düzenledi.En az 31 kişi öldü, 90’ın üzerinde yaralı var. Şincan bölgesinin nüfusu 9 milyona varan Müslüman azınlığı Uygurlar, uzun süredir Çin yönetiminin baskılarından şikâyetçi Pekin, geçen yıl Tiananmen Meydanı’na düzenlenen saldırı da dahil birçok şiddetin olayından ‘ayrılıkçı Uygurları’ sorumlu tutuyor.

Libya saldırılarının faili hükümete çattı
Libya’da hükümeti hedef alan saldırılar düzenleyen emekli General Halife Hefter, Yüksek Mahkeme’ye gelecek seçim dönemini yönetmesi için kriz hükümeti kurması çağrısında bulundu. Bingazi ve Trablus’taki silahlı saldırıları düzenleyen Halife Hefter hükümetin “terörü beslediğini” söyledi.Devletin farklı kurumlarının da destek verdiği Hefter’in operasyonu için hükümet, “darbe teşebbüsü” dedi ve operasyona katılanlarını tutuklanması talimatını verdi

Maliyeti yüksek doğalgaz anlaşması
Rus Gazprom şirketi, Çin ve Rusya’nın, 30 yıllık gaz anlaşmasına imza attığını açıkladı. Gazprom Sözcüsü Sergey Kupriyanov, yaptığı açıklamada, Çin Ulusal Petrol Şirketi ile Çin’e 30 yıl boyunca boru hattıyla doğalgaz nakledilmesini öngören 400 milyar dolarlık anlaşmaya imza attıklarını bildirdi.Gazprom şirketiyle Çin Ulusal Petrol Şirketi arasında anlaşmaya varılması, Rusya’nın ihracat yollarını Avrupa dışına kaydırmasına yardımcı olurken, Çin’in de doğalgaz açığını ve enerjide büyük ölçüde kömüre olan bağımlılığını azaltmasına imkan verecek.

Pekin’den Malezya’ya panda
Pekin, aralarındaki 40 yıllık diplomatik ilişkileri vurgulamak adına iki pandayı Malezya’ya gönderdi. Pandaların gönderilmesine daha önce karar verilmiş; fakat geçtiğimzi Mart’ta Kuala Lumpur’dan çıkan ve içinde opek çok Çin yolcunun da olduğu uçak düşünce, Pekin pandaların gönderilmesini ertelemişti. Geçtiğimiz gün Malezya’ya ulaşan pandalar hayvanat bahçesine verildi.

Çocukların beynini izinsiz almışlar
Norveç adli tıp doktorları, inceleme yapmak için 0-3 yaş arasındaki çocukların organlarını ailelerinden izinsiz aldı. Olayın ortaya çıkması üzerine açıklamada bulunan adli tıp doktorları “ailelerin izinlerini istesek, onlar için üzücü ve yıpratıcı olurdu” diyerek kendilerini savunmaya çalıştı. Oraganı alınan çocukların ölüm nedenlerinin bilinmediği kaydedildi. Konuyla ilgili soruşturma başlatılması istendi.

(Yeşil Gazete)