Ana Sayfa Blog Sayfa 3932

Çan’da ÇED toplantısı başlamadan bitti!

Çanakkale’nin Çan ilçesi Yaya köyünde kurulması planlanan Çan-2 Termik Santrali ve Kül Depolama Sahası Projesi ile çan termikilgili ÇED toplantısı köylülerin tepkisi üzerine yapılamadı.

Çan-2 Termik Santrali ve Kül Depolama Sahası projesi ile ilgili halkı bilgilendirmek, görüş ve önerilerini almak amacıyla ÇED Yönetmeliğinin 9. maddesi gereğince Halkın Katılım Toplantısı düzenlendi.

Toplantıya Çanakkale Çevre Platformu, İl Genel Meclisi CHP Grup Başkanvekili Hicri Nalbant, Çan’a bağlı köylerden köylüler ve köy muhtarları katıldı. ÇED toplantısına tepki gösteren köylüler, kendilerine toplantı yer ve saatinin bildirilmediğini belirterek 18 mart Termik Santrali’nin zararlarını çektiklerini, ikinci bir termik santralin yöre için yaşamı yok edeceğini söylediler. Köylüler, “Bizler bölgemizde planlanan bu kirli yatırımları hiçbir koşulda istemiyoruz. Termik santrallere hayır diyoruz” dediler.

TOPLANTIYI BAŞLATMADAN BİTİRİN’

İl Genel Meclisi CHP Grubu Başkanvekili Hicri Nalbant, toplantı öncesi yaptığı açıklamada “ÇED halkı bilgilendirme toplantısı, yani aslında halkı bilgilendirme de değil, halkı kandırma toplantısı, tesisin yapılacağı yere en yakın yerleşim biriminde yapılır. Burada en yakın yerleşim birimi neresidir, Yaya Köyü’dür. Bu toplantıların yapılacağı yer Yaya Köyü’dür. Oradaki mekan da toplantı için çok müsaittir. Buraya alınmasını anlamlı buluyorum, iyi niyetten yoksun bir davranış olarak değerlendiriyoruz, o nedenle daha toplantı başlamadan, bu toplantının geçersiz olduğunu söylüyoruz. Eğer burada ısrar edilirse, toplantıyı da birçok kişi ile birlikte protesto ederek terk edeceğimizi, sonunda yasal haklarımızı kullanacağımızı, buradan söylüyorum. Yani yapılan toplantı yasal değildir, herkesi de uyarıyorum, yasal yeri neresiyse orada yapılmasını istiyoruz” dedi.

‘HALK BİLGİLENDİRİLMEDİ’

Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Bülent Yeğin ise “Biz daha önce burada bu toplantıyı yaptık. O zaman da aynı şeyler vardı. Bu kez her yere herkese haber verdik” dedi.

Bu sırada köylüler, “Yeri belli değil, saati belli değil, nasıl halkı bilgilendirme toplantısı. Burada hangi halk var. Eğer 5 kişiden ibaretse onlarla yapın. Böyle bir toplantı olamaz.
Yönetmeliği uyup, bu toplantıyı tutanaklarla iptal edip, tekrar prosedüre girerek Yaya Köy’de yapılmalı” dediler

TUTANAĞA GEÇİRİLDİ

Yapılan protesto ve itirazların ardından görevlilerce düzenlenen tutanakta “Katılımcıların protestolarının başlamasının ardından katılımcı firma tarafından sunum yapılamadı. Sonuç olarak, katılımcılar halkın katılımı toplantısının yerini Çan ilçesi Yaya Köyü olması gerektiğini, halkın katılımı toplantısı tesise en yakın yerleşim yeri olan Yaya Köyü’nde yapılması gerektiğini ifade ettiler. Bazı katılımcılar kendilerine toplantı yer ve saatinin kendilerine duyurulmadığını ifade ettiler. Başka da görüş ve öneri bulunmamıştır” ifadeleri yer aldı. Bunun üzerine toplantıya katılanlar alkış ve ıslıklarla şirket yetkililerini protesto ederken, “Termikçe şirket, Çan’ı terket” sloganı da atıldı.

‘BUNUN ADI KATLİAMDIR’

Toplantının iptalinden sonra gazetecilere açıklamada bulunan  Hicri Nalbant, “Birinci santralin bulunduğu çevre köylerde, tarım ürünlerinde çok ciddi hasarlar oluştu, sağlık sorunları yaşanmaya başladı insanlarda, doğa tümüyle yok olma noktasına geldi. İkinci termik santral burada kurulur ise felaketin boyutları daha da fazla olacak. O nedenle bu santralin buraya kurulmaması lazım. Burada yapılmak istenen halkı kandırma toplantısı. Yaya Köyü kahvesi önündeki asma ağacına bakıldığında 18 Mart santralinin nelere sebep verdiği görülüyor. Bunun için hiçbir tereddüte gerek yok, termik santral bu yöre için ciddi bir şekilde zararlıdır. Yöre insanının, çocukların geleceği tehlikededir. Bunun adı santral değil, katliamdır” dedi.

(Evrensel.net)

Yasalar, Yasaklar, Yapılar, Yangınlar ve Yalanlar – Ömer Madra

Önce yasaları ve yönetmelikleri sayalım şöyle bir: HSYK Yasası, Yeni Yargı Paketi Yasası, MİT
Yasası, YÖK Yasası, Yurt Yasası (Yurtkur Yönetmeliği), Havuz-Medya yönetmeliği…
Sonra “torba yasalar”ı: Zeytinliklerin imara ve kömür madenlerine açılması, Belediyelere
kendi arsalarını özel kişi ve kurumlara devretme yetkisi verilmesi, belediyelere öğrenci yurdu
açma ve işletme yetkisi verilmesi, üniversitelerin borçlarına karşılık şehrin en kıymetli yerindeki
arazilerini özel kişi ve kurumlara satabilmesi, görevden alınan kamu görevlilerinin artık –
mahkeme kararı da olsa– eski görevlerine dönmelerinin önünün kesilmesi, Barolar birliği’nin ve
Odalar Birliği’nin yönetmeliklerine hükümet müdahalesinin yolunun açılması, özelleştirmelerde
iktidar yakınlarına ayrıcalık tanınması, taşeron sisteminin genişletilmesi, mahkemelere “süper
yetkili” hakimler getirilmesi…

Ardından, yasaklar ve yargılamalar gelsin: Twitter yasağı, Youtube yasağı, 17 Aralık
yolsuzluk yayın yasağı, 25 Aralık yolsuzluk yayın yasağı, MİT Tırlarıyla ilgili yayın yasağı,
Reyhanlı saldırısıyla ilgili yayın yasağı, Suriye ile ilgili toplantıya yayın yasağı, Başbakanlık
“böceği” ile ilgili yayın yasağı, Musul Başkonsolosluğu’na baskın haberlerine yayın yasağı, RTÜK
Yasasında değişiklikle Başbakan’a geçici yayın yasağı koyma yetkisi, İkinci Pozantı cezaevi
cinsel istismar davasına yayın yasağı, Siirt cinsel istismar davasına yayın yasağı, milli güvenlik
ve genel sağlık gerekçeleriyle Şişecam grevine getirilen yasaklar, binlerce kişinin yargılandığı
Gezi davaları…
Derken, yapılar: Üçüncü Köprü, Üçüncü Havalimanı, İkinci Boğaziçi (Kanal İstanbul) projeleri,
kömür yakıtlı termik santraller, nükleer santraller, hidroelektrik santralleri, AVM’ler, rezidanslar,
köşkler, yalılar ve başka yapılar yapılması için yapılan girişimler ve planlar…

Sonra, yağmalar, yangınlar ve yağmayan yağmurlar: Özel şirketlere satılan milli parklar ve
korular, o park ve korularda çıkan yangınlar, yangınlarda heba olan tarihî köşkler, milli
parklarda çıkan orman yangınları, artan kuraklıklar, iklim değişikliğinin habercisi olan
hortumlar, kuraklığı külliyen reddeden üst düzey yetkililerle bakanlar, kuraklığın sona erdiğini
halka müjdeleyen vatandaşlar ve onun sözlerini haber yapan gazeteler, ortalama debisi 2 sene
içinde 80,4 m3/sn’den 9,37 m3/sn’ye düşen görkemli Kızılırmak Nehri… Kuruyan bilumum
öteki nehirler, göller, dereler ve sulak alanlar…

Ve nihayet, yalanlar: Her Allahın günü bıkmadan usanmadan atılan büyüme, kalkınma
nutukları, ardı arkası kesilmeyen büyük Türkiye söylevleri, hamaset destanları ve sıkılan diğer
palavralar…

Grand Final: İşte sizin için seçtiğimiz ayın şiiri – Huzurlarınızda alkışlarınızla!*

OZYMANDIAS

Bir gün bir gezgine rasgeldim,
Kadim diyarlardan geliyor ve şöyle diyordu:
“Devasa iki taş bacak, gövdesiz,
Öylece dikilir durur çölün ortasında,
Kuma yarı batmış paramparça bir surat da yanı başında.
Soğuk bir istihzayla bükülen dudağında ve çatık kaşında
Görürsün ki, yontucusu iyi okuyup cansız taşa işlemiş
Hâlâ ayakta kalmış o ihtiras ve tutkuları;
Ve de eliyle alaya alıp, kalbiyle beslemiş.
Anıtın kaidesinde ise şu sözler yazılı:
‘Ozymandias’tır benim adım, şahlar şâhıyım,
Eserime bir bak ey Yüce kişi ve tüm ümidini kes!’
Hepsi bu. Tek şey kalmamış koca kuru harabenin civarında
Uçsuz bucaksız uzanıp giden o ıssız kumullardan başka.”

Percy Bysshe Shelley
(İlk yayımlanış tarihi: 1818; Çeviren: Ömer Madra)

* Percy Bysshe Shelley, şiirini, Mısır Firavunu II. Ramses’in (nam-ı diğer Ozymandias) heykelinin arta kalan kaidesinin
üzerindeki yazıdan esinlenerek yazmıştır.

Zeytinliklerden ne istiyorsunuz? – Ali Ekber Yıldırım

ali ekber yıldırımZeytincilik Yasası 2002’den bu yana tam 6 kez değiştirilmek istendi. Son değişiklik tasarısı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzası ile 16 Haziran’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunuldu.

Kanun Tasarısı ile zeytin alanlarının madenciliğe, enerji yatırımlarına açılması öngörülüyor. Zeytinciler bir kez daha ayaklandı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekilleriyle görüşerek şimdilik tasarının sanayi komisyonundan geçmeden alt komisyona havale edilmesini sağladılar. Zeytin alanlarının madenciliğe ve enerji yatırımlarına açılması ne anlama geliyor?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzası ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca hazırlanan “Elektrik Piyasası Kanunu ile Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” nın 4. Maddesi’ne göre, zeytin alanlarında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından izin alınmak suretiyle tesisler yapılabileceği hükmü getiriliyor. Tasarıya ustaca yerleştirilmiş bir madde ile gerçek amaç gizlenerek sanki zeytinlikler koruma altına alınıyor algısı ile kamuoyu aldatılıyor. Tasarı ile zeytinliklere hayvanların sokulması yasaklanıyor. Zeytin ağacı kesenlere ağaç başına bin lira para cezası öngörülüyor.

Zeytinliklere hayvanların girişi yasaklanırken, madencilerin ve enerji yatırımı yapacakların girişi serbest hale getiriliyor.Hangisi zeytinliklere daha fazla zarar veriyor?

Ülke, cumhurbaşkanlığı seçimi ile meşgul olurken sessiz sedasız meclisten geçirilmek istenen yasa tasarısı zeytinciliğin idam fermanı olacak. Daha önce de benzer değişiklikler tam 6 kez getirildi. Yargı kararı ile iptal edildi. Türkiye’nin Uluslararası Zeytin Konseyi dönem başkanlığını üstlendiği bir dönemde böyle bir yasa tasarısının gündeme getirilmesi ülke zeytinciliği ve dünyadaki konumu bakımından da büyük olumsuzluklar yaratacaktır.

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın, İspanya’dan sonra zeytincilikte ikinci ülke olma hedefi de bu tasarı kabul edilirse hayal olacaktır. Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi( UZZK) verilerine göre zeytin ve zeytinyağında Türkiye’nin geldiği nokta ve yasa tasarısının yaratacağı olumsuzluklar özetle şöyle:

1- Zeytincilik, Türkiye’ de yaklaşık 500 bin ailenin geçim kaynağını, işlenen tarım alanlarının yüzde 3.5’ini oluşturuyor. Doğrudan ve dolaylı 10 milyon kişinin geçimini sağlayan, tarımsal ve sosyo ekonomik yönden ciddi bir öneme sahip.

2-Son 2 yıllık ortalamaya göre, zeytinyağı üretimi 165 bin ton ve üretim değeri yaklaşık 600 milyon dolar. 2023’te bu değerin yaklaşık 700 bin ton zeytinyağı için yaklaşık 3 milyar dolar olması hedefl eniyor. Sofralık zeytin üretimi yaklaşık 450 bin ton ve üretim değeri yaklaşık 900 milyon dolar. 2023’te bu değer yaklaşık 3,5 milyar dolar olacak. Bu ekonomik getiriler birkaç yıl veya 15-20 yıllık bir süre ile sınırlı değil. Zeytin ağacı Anadolu’da 6 bin yıldır insanoğlunun, geçim, beslenme, sağlık ve güzellik kaynağı olarak görevini yerine getiriyor. Dünya var oldukça da insanlığa ve çevreye hizmete devam edecek. Bu yönüyle yeryüzünde hiçbir madenin getirisi zeytin ağacının toplam getirisi kadar olamaz.

3-Zeytin dünyada ve Türkiye’de stratejik bir üründür.Türkiye zeytin ağacının genetik anavatanıdır, zeytinin tüm dünyaya yürüyüşünün başlangıç noktasını teşkil etmektedir ve bu anlamda dünya mirasıdır. Kanun Tasarısı ile yapılacak değişiklik, bu potansiyel ve değerin ortadan kaldırılması anlamına da gelecektir.

4-Ülkemiz son yıllarda, zeytincilik alanında ulusal ve uluslararası arenada önemli büyüklüklere ulaştı. Marka ülke hedefine hızla yürümektedir. Yurt içinde milyarlarca liralık yatırımlar yapıldı. Böylesi bir değişiklikle bu yatırımların kaynağı ortadan kaldırılmış olacak.

5- Bugüne kadar zeytincilik yasasında yapılmak istenen değişiklik girişimlerine sektör başta olmak üzere bilim dünyası da karşı çıktı. Zeytinci yörelerdeki bütün siyasi partiler, ortak bildiri ile Zeytincilik Yasası’nda değişiklik yapılmaması istemini TBMM’ne bildirdi. Bu konudaki toplumsal duyarlılık istismar edilmemeli.

6-Zeytinlik saha tanımında getirilen en az 25 dekarlık alanın hiçbir bilimsel temeli yoktur. Bu değişiklik ile 25 dekardan az olan özel mülkiyete konu zeytinliklerin yönetmelik kapsamında değerlendirilmeye alınmamasının önü açılmaktadır. Ege’deki köylünün üreticinin, üç beş dekar zeytinliği zeytinden sayılmayacak böylece kolayca madencilik faaliyetine ve diğer yatırımlara açılabilecektir. Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin yanı sıra ,Ziraat Mühendisleri Odası, üreticiler, sanayiciler, ihracatçılar, sektördeki herkes bu kanun tasarısına karşı. Ortak görüş, tasarının hemen geri çekilmesi yönünde.

Özetle, bugüne kadar 6 kez gündeme getirilen zeytin alanlarının madenciliğe ve enerji yatırımlarına açılması tasarısı zeytinciliğin idam fermanı olacak. Bu fermana karşı çıkmak ve yırtıp atmak sadece zeytincilik yapanların değil ülkedeki her duyarlı yurttaşın görevidir.

Ali Ekber Yıldırım- www. dunya.com

Şafak Pavey: Zeytinlik tasarısı geride kalan kıyıların son yağması

Daha once beşk defa TBMM’den dönen Zeytincilik yasası Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın sunduğu bir kanun tasarısıyla bir kere daha gündeme geldi ve tartışmaları da beraberinde getirdi. Hem zeytin sektörünün temsilcileri, hem de Ziraat Mühendisleri Odası gibi meslek örgütlerinin ‘zeytinciliğin sonu’ olarak tanımladığı tasarı hayata geçirilirse zeytinliklerin madencilik, petrol ve doğalgaz için talan edilmesinin önü açılacak.

TBMM Başkanlığı’na sunulan ‘Elektrik Piyasası Kanunu ile Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunda Değişikilik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’na karşı muhalif ses yükselten CHP İstanbul milletvekili Şafak Pavey, düzenlemeyi Yeşil Gazete’ye değerlendirdi. Ülke tarımının en önemli ürünlerinden zeytini ilgilendiren bir tasarıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın görüşmelerde yer almaması da eleştirilmişti. Bu konuda görüşlerini sorudğumuz Pavey, muhalefet olarak çabalarının kısmen sonuç verdiğini ve tasarının ileriki görüşmelerine Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın komisyon görüşmelerine alındığını sözlerine ekledi.

Hükümet bir avuç kalmış doğal servetimizi de yok etmeye kararlı

  • Söz konusu düzenlemeye ilgili genel yorumunuz nedir?

safak4

Bu bence sadece zeytinlikleri ilgilendiren bir tahrip saldırısı değil. İskenderun’da mandalina bahçeleri üstüne santral yapmak nasıl bir doğa kıyımı ise, bu kadar emek isteyen ve Anadolu kıyılarının en eski, en cömert, en büyük doğa armağanı olan zeytinlikleri yok etmek te ancak talan ruhunun azgın iştahı ile açıklanabilir. Hiç doymayan bir açgözlülük, tabağına yiyemeyeceğinden fazla yemek doldurup kusan ama yine de karşısındaki aç insanlarla yiyecek bölüşmeyen yağmacılardan söz ediyoruz. Türkiye halkı doğaya bu kadar düşman bir hükümetle bugüne kadar hiç karşılaşmamıştı. AKP’nin doğayla, yeşille, ağaçla kavgası hiç bitmiyor. Ağaç yok etmek için fırsat kolluyor. Bir deneme de halk tarafından püskürtülse de tekrar tekrar denemekten vazgeçmiyor. Halktan tepki görünce de faiz lobisinin planı masalına sığınıyor. . Siyasetini, sinsi, kurnaz, hileli fırsatçılık üstünden yürüttüğü için; gözünü yeniden zeytinliklerimize dikti.

Kulaklarına da beton dökmüş hükümet, “Dünya su ve yiyecek sıkıntısı felaketine sürükleniyor, tedbir almazsak içinde bulunduğumuz on yıl içinde halkımız çok perişan olacak”, uyarılarımıza aldırmadığı yetmezmiş gibi; üstüne üstlük bir avuç kalmış son doğal servetimizi de yok etmeye kararlı görünüyor. Tasarının geçmesi halinde, HES`lerle yok edilen, yağmalanan tarım alanlarımıza ve su kaynaklarımıza, gözbebeğimiz zeytinlik alanlar da eklenecektir. Ama doğa saldırıya uğrayan savunmasız insanlar gibi zayıf değil. Cevabını çok acı bir şekilde veriyor. Ama ne yazık ki insanlık için vakit geçmiş oluyor. Soma’da öfkeyle gördük. Yemyeşil yamaçlar, yemyeşil tepeler ama maden arazileri kazınmış kel kafalar gibi çirkince sırıtıyordu, kurban aldığı onca madenciye dönüştürülmüş köylümüzün cenazeleri üstünde… Ama Ortadoğu toprakları ders almamakla maruftur. Her zaman aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklerler Einstein’ın dediği gibi..

AKP’de işler ‘hesap, kontrol ve vitrine koyulacaklar’ üçlüsü üzerinden yürüyor

  • Daha önce komisyonlardan ve meclisten dönmüş tasarı şimdi biraz değiştirilerek torba yasaya girdi. Hem de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın düzenlemesiyle. Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nı ilgilendiren bir konu olmasına rağmen neden bakanlığın sesi çıkmıyor? Madencilerin uzun zamandır lobi faaliyeti olduğu da söyleniyor.

Ben bunun madencilerin çabası olduğuna inanmıyorum. AKP’nin siyasi nüfuz üstünden haksız, yolsuz ve hacmi hayal bile edilemeyen paraları kazanması için seçtiği alanlardan biri madencilik. Çünkü 18 yy koşulları ile modern kölelik taşeronluk üstünden, hiçbir denetim, sakınacağı teftiş olmadan gayet özgürce niyetlerini gerçekleştirdiği bir alan bu.

‘Neden bakanlıklar kendi alanlarında çalışmıyorlar’ sorusu çok makul ama bir yandan da Pollyanna’cılık. AKP de işler uzmanlık esasına göre yürümüyor ki, ‘hesap, kontrol ve vitrine koyulacaklar’ üçlüsü üstünden yürüyor. Çok iyi hesaplanmış bir yağma alanına ne diye bir bakan karışıp kendi makamını riske atsın. Böyle bir cesareti olamayacağı gibi doğa alanlarını koruma niyeti hiç olmaz. Bugüne kadar, içlerinden birinin bile doğayla ilgilendiğini hiç görmedik..Huşu içinde başbakanın niyetleri ile ilgililer.

Oysa dünyada zeytin ağacını koruma yasasına sahip tek ülke olarak, zeytinliklerimiz zamanında en bilgece yollarla korunmuş, 1939 da çıkarılan özel bir kanunla koruma altına alınmıştır. Zeytinlikler hiçbir zaman amacı dışında kullanılamaz, miras yolu ile dahi bölünemez, bakımı yapılmadığı takdirde hazineye devredilir. Akdeniz Çevre Komisyonuna üye ülkeler tarafından, Türkiye’nin dünyada tek olan zeytin ağacı koruma yasası bütün dünyaya örnek gösteriliyor….

Zeytinciliğimizi nasıl İspanya, İtalya seviyesine kafa yormamız gerekirken, bu büyük serveti yağmalamayı düşünmek tarifsiz bir azgın açgözlülüğün yağmalamaya doyamayan niyetidir.

  • Sizce neden özellikle zeytinlik alanları hedef alınıyor?

Zeytin kıyıların ağacıdır. Kıyı arazilerinin yağması en hızlı yoldan paha biçilmez servetler getirir. Tek cevabı bu. Aksi halde insan gözü gibi koruması gereken antik miras ağaçlarını sahillerini böyle acımasıza kıyar mı?  Zeytinliklerin imara açılması son kalan kıyıların son yağmasıdır.

  • CHP tasarıyla ilgili bir soru önergesi verdi, bu konuda bir gelişme var mı?

Tetikte bekliyoruz..

zeytin
Elektrik Piyasası Kanunu ile Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunda Değişikilik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla  değiştirilecek uygulamalar şunlar:

-Tasarının 4. Maddesi’ne göre, zeytin alanlarında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından izin alınmak suretiyle tesisler yapılabileceği hükmü getiriliyor.
– Zeytinlik alanlardaki yatırımlara 3 kilometre mesafe sınırı getiren koruma kalkanı kaldırılıyor.
– Tasarı, ilgili bakanlıkça kamu yararı görülmesi durumunda, zeytinlik alanlarda madencilik faaliyetleri yapılmasının önünü açarken, zeytinliklerde ayrıca elektrik üretimine yönelik yatırımlar, petrol ve doğalgaz işletme faaliyetleri, jeotermal, savunmaya yönelik stratejik ihtiyaçlar, kamu yararı gözetilerek yol, altyapı ve üst yapı faaliyetleri yapılabilecek.
– Kanun tasarısında zeytinlik alan tanımı ‘En az 25 dönümün üzerindeki parseller alınacak’ şeklinde değiştiriliyor. Fakat sector temsilcilerinin aktardığına gore ülkedeki zeytin bahçelerinin çoğunun büyüklüğü 10 dönümün altında. Bu da çoğu zeytinlik için koruma kalkanının kalkacağı anlamına geliyor.

(Gözde Kazaz / Yeşil Gazete)

Petrol arama oyuna gelmez

Greenpeace, petrol şirketi Shell’in Lego oyuncaklarının üzerine logosunu koymasına karşı kampanya başlattı.

510

Shell’in imajını düzeltmek için çocukları kullandığının belirtildiği kampanyada Lego’nun bu işbirliğini bitirmesi isteniyor.

“Shell imajını temizlemek ve kamuoyu desteği kazanmak için Lego’yu kullanıyor” açıklamasını yapan Greenpeace, Shell’in petrol kuleleriyle kutupların hızla eriyen sularında sondaja hazırlandığını hatırlattı.

Açıklamada “Lego, Kuzey Kutbu’nu yok etmenin bir oyun olmadığını fark etmek zorunda. Shell’in kurumsal imajını inşa etmesine yardım edip, milyonlarca çocuğun oyun odasına girmesine izin verdiğinde, açgözlülüğün ve yıkımın tarafını tutmuş olursun. Shell’e çocuklarımızın oyuncaklarında yer yok” dendi.

Lego oyuncaklarında Sheel ambleminin kullanılması yeni. Fakat 2013 yılında Lego, Shell’le 116 milyon dolar karşılığında yeni bir anlaşma imzaladı ve 26 ülkede petrol şirketi amblemli 16 milyon oyuncağın satılmasının önü açıldı.

Kampanyaya buradan ulaşabilirsiniz.

Evde Yoklar – Ümit Kıvanç

Bu yıl 1 Temmuz’u 2’sine bağlayan gece, Sivas’ta yakılarak öldürülen 33 kişiden biri olan Metin Altıok’un şiirlerini okumak istedim. Açtım açtım kapattım. Okuyamadım. Yakılan insanların biri gitti gözümün önünden, öbürü geldi. Sonunda Kumdan Kaleler grubunun yıllar önce Altıok’un bir şiirini bestelediğini hatırladım. Grubun basçısı Kerem Doğrar bu besteyi yapmış, şarkıyı da söylemişti. “Evde Yoklar”; buydu şiir-şarkı. Oturdum, onunla bir şey yaptım. Sivas’la doğrudan ilgili değil. Metin Altıok’un şahsında bütün kurbanları anabilirim diye düşündüm. Sivas katliamı, üstüne laf etmesi çok zor bir olay. En azından, ben bulamıyorum, ne denir.

Ne diyeceksiniz? Bazen içi boşalmış en beylik laf bir duruma en uygun ifade olabilir. Meselâ: kahrolsun faşistler! Sivas için bunu dediğinizde de öfkeniz yatışmaz. Zira bu kadar geniş bir faşistler koalisyonu herhalde hiçbir başka olayda görülmemiştir. Devlet yöneticileri hem katliam sırasında hem de ertesinde, “ertesi” derken, yıllar yıllar yıllar boyunca, orada yakılarak öldürülen insanların değil katillerin yanında olduklarını dışavuran sayısız davranış sergilediler. Katliamı açıkça savunanlar çıktı, yazıp çizdiler. Katliam sanıklarını savunan avukatlar daha sonra kamu görevleri üstlendiler, milletvekili oldular.

Sivas katliamı, üstelik, 1970’lerde peşpeşe gelen Alevi katliamları artık bitti, bir daha böyle bir şey olmaz sanılırken gerçekleşti. Yarattığı travma, sadece Alevileri değil, yüreğinde, ruhunda, biryerlerinde azıcık insanlık kırıntısı taşıyan herkesi sarstı. Bu sarsıntı hâlâ sürüyor.

Sivas’ın travmasının bir türlü atlatılamamasının en büyük sebebi, şüphesiz, doğrudan katliamı değilse de, katilleri ve onlara iştirak etmiş binlerce kişilik ahaliyi savunan, bağrına basan, böylece benzer insanlık facialarının tekrarlanmasına zemin hazırlayan çok sayıda insanın varlığı. Bunların hiç çekinmeden her yerde konuşması.

Bir de, katliamı derin devlet tertiplerine, daha ileri giden bir fantezi olarak, dış güçlerin marifetlerine bağlayanlar var. Utanmadan sıkılmadan, olayı Alman gizli servisinin düzenlediğini söyleyebilen AKP milletvekili Şamil Tayyar gibileri. Tayyar şüphesiz yalnız değil. İslâmcılarda, Sivas’ı bir derin devlet komplosu olarak açıklayıp o işe katılan binlerce kişiyi temize çıkarabileceklerine dair hem naif hem şeytanî bir fikir yer etti. Bu, katliam kadar korkunç bir günah aslında. Ama bizim memleketimizdeki çoğunluğun dini, günahlar tarafından aşındırılamıyor; insan yakınca da bozulmuyor, inkâr edince de.

Ümit Kıvanç

Bu yazı, ilk olarak riyatabirleri.blogspot.com.tr sitesinde yayımlanmıştır.

Ümit Kıvanç 

Boğaz Köprüsü’nde bir hayvan hakları bayrağı dalgalanıyor

Boğaziçi Köprüsü’ne, Hayvanları Koruma Kanunu’nda çıkartılan yeni yasa tasarısını protesto etmek amacıyla pankart asıldı.

Sokak hayvanları için köprüde eylem2

Hayvan hakları savunucuları, Çevre Komisyonu’nun “Hayvanları Koruma Kanunu”nu değiştirmek için kabul ettiği ve TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmek üzere olan yeni yasa tasarısını protesto etmek için “5199 / Sokak Hayvanına Dokunma” yazan pankartı Boğaziçi Köprüsü’ne astı.

Protestocular, amaçlarının “hayvanlarının sokaklardan toplatılıp deney merkezlerine, ormanlara ve toplama merkezlerine gönderilmesini engellemek” olduğunu açıkladı.

Hayvanları Koruma Kanunu değişikliği yasa tasarısı şu düzenlemeleri getiriyor: 

– Çevre Komisyonu 5199 Hayvanları Koruma Kanunu’ndaki 6. maddeyi değiştirdiği için sokak hayvanlarının kent dışına belediyelerce atılması yasal hale geliyor (Tasarıdan: Sahiplendirilemeyenler; okul, hastane, ibadethane, çocuk oyun alanı gibi toplumun yoğun olarak kullandığı yerler hariç alındıkları ortama bırakılır). Bakımevlerinde, sokaklardan toplanacak hayvanların ne kadar barındırılacağı yazmıyor; istendiği takdirde hayvanlara müebbet hapis yaşatılabilecek.

– Tasarıya eklenen ve hükümleri saklı kalan 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu, hayvanların davranışlarından dolayı öldürülebileceğini hükme bağlıyor. Yani sokaklardan “ısırık şüphesi” nedeni ile alınan ya da bakımevlerinde saldırgan davranışları olan hayvanlar katledilebilecek.

– Sokak hayvanları, şehirlerden çok uzakta, toplama kaplarını andıran binlerce kapasitelik bakımevlerine kapatılabilecek. Bu bakımevlerinin (toplama kamplarının) inşaatı neredeyse tamamlanmak üzere; İstanbul, Kocaeli ve Trabzon, pilot iller olarak belirlendi, inşaat sürüyor.

– Mevcut 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’ndaki “koruma” maddeleri, yeni tasarıda yer almıyor.

– Petshoplarda, akvaryum balıklarının ve kuş türleri dışındaki hayvanların satılmasına yasaklama getiriliyor ancak petshoplar yerine üretim çiftlikleri teşvik ediliyor. Bu da Çevre Komisyonu’nun dediği gibi, sahipsiz hayvan artışını engellemeyecek, aksine hayvanlar “fabrikasyon” mantığı ile seri üretim makinesi haline dönüşecek.

– Yeni tasarıyla, mevcut kanunun 10. maddesi değişiyor. Bu şu demek; bakım evlerine kapatılan hayvanların satışları yasallaşacak. Satıldıktan sonra artık “sahipsiz” statüsünde olmayacakları için deneylerde ve başka tasarruflarda kullanılmalarına da engel kalmayacak.

– Hayvanlar, hammadde olarak kullanıldıkları, daha pek çok sektöre satılabilecek; acılı yöntemlerle ve işkence ile can verecekler. Tasarı, sadece “sahipsiz” diye tanımlanan hayvanlar üzerinde deney yapılamayacağını öngörüyor. Tasarıda, ev hayvanlarının ve “kontrollü hayvan” olarak tanımlanan, insanların bakımı altında olan ancak sokaklarda barınan hayvanların deneylerde ya da başka sektörlerde kullanılamayacağına ilişkin bir düzenleme yok. Geçtiğimiz senelerde çıkartılan bazı yönetmelikler de hayvanların ticaret sektörlerinden kullanımının önünü açmış durumda.

– 5. Maddeye bağlı olarak çıkarılacak yönetmelikle, tasarının ilk halinde belirtilmiş olduğu gibi, evlerdeki hayvanlara müdahaleler ve el koymalar yasal hale gelebilecek. Yasa tasarısıyla ev hayvanlarının da toplama kamplarına alınması mümkün hale gelebilecek.

– Hayvanlara karşı işlenen suçlar yine cezasız kalacak. Hayvana yapılan işkence, tecavüz ve şiddet yine cezasız kalacak. Failin tespiti halinde -ki genelde tespiti çok zor-, tasarıda bulunan cezaların üst limiti 2 yıl olduğu için, kötü niyetli kişilerin işlediği suçlara verilen cezalar, kişilerin adlî sicillerine dahi işlemeyecek. Bakımevlerinden satılan hayvanlar bazı art niyetli kişilerce alındığı takdirde bunun önüne de geçilemeyecek. Tecavüzcüye hayvan verilmesinin men edilmesi için komisyona verilen madde önergesi reddedilmişti. Hayvanlara tecavüz ve işkence edenlere hayvan verilmesinde herhangi bir sakınca yok.

Hayvanat bahçelerinde hayvanlar doğalarına aykırı şekilde, kafesler içerisinde, yaşamaya devam edecek.

Yunus Parkları kapatılmayacak. Ancak yeni yunus parklarına izin yok.

(Yeşil Gazete)

Filistinli genç ölü bulundu, intikam saldırısından şüpheleniliyor

İsrailli üç gencin ölü bulunmasından ve Pazartesi gecesi İsrail’in Gazze’ye hava saldırısından sonra İsrail-Filistin’de gerginlik tırmanıyor.

12 Haziran günü kaybolan üç İsrailli genç Pazartesi günü ölü bulunmuş, İsrail Başbakanı Netanyahu ölümlerden Hamas’ı sorumlu tutmuştu. Pazartesi gecesi İsrail kuvvetleri Hamas üyesi olduğu ve ölümlerden sorumlu olduğu iddia edilen iki Filistinlinin evlerine saldırmış, bunun üzerine militanlar İsrail’e roketlerle saldırısında bulunmuştu. İsrail de roket saldırılarına hava saldırısıyla karşılık vermişti. Pazartesi gecesi Gazze’de 30 adet İsrail hava saldırısı raporlandı.

Salı günü, tüm gün süren duygusal cenaze ve anma törenlerinden sonra üç İsrailli genç toprağa verildi.

Çarşamba sabahı erken saatlerde ise Kudüs’te otostop çeken Filistinli bir gencin zorla arabaya bindirildiği raporlandı. İddialara göre bir süre sonra 16 yaşlarındaki gencin ailesi polisi arayarak gencin kaybolduğunu bildirdi. Gencin arabaya bindirilmesinden birkaç saat sonra ise Kudüs’ün güneybatısında ormanlık alanda bir ceset bulundu. İsrail askeri radyosu cinayetin intikam saldırısı olduğundan şüphelendiklerini duyurdu. Polis henüz iki olay arasındaki bağlantıyla ilgili yorum yapmadı.

İsrail Başbakanı Netanyahu cinayeti kınadı ve halka kanunu elinize almayın çağrısında bulundu. Netanyahu’nun açıklaması İsrailli protestocuların “Araplara ölüm” diye bağırdıkları videonun ortaya çıkmasıyla geldi. (ÖK)

(The Guardian, Yeşil Gazete)

Katliamın 21. yılında aydınlar Sivas’ta anıldı

Madımak Katliamı’nın 21. Yıldönümünde yakılarak öldürülen aydınlar Sivas2taki törendle bir kere daha anıldı.

aa_picture_20140702_2696761_web
Fotoğraf: AA

Anma programına HDP Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş, Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, CHP’li ve HDP’li bazı milletvekilleri, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun eşi Selvi Kılıçdaroğlu katıldı.

Ayrıca anmada Roboski katliamında ölen gençlerin aileleri ve Beşiktaş’ın taraftar grubu “Çarşı”nın bazı üyeleri de katıldı. Programa katılan bazı kişilerin, Soma’daki maden faciasında yaşamını yitirenler anısına baret taktığı ve “Soma” yazılı tişört giydiği görüldü.

Katliamda hayatını kaybedenlerin aileleri ve yakınları ile bazı milletvekilleri, sanatçılar, sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ve vatandaşlar, Ethembey Parkı’nda toplandı. Vatandaşlar, sloganlarla Mevlana Caddesi güzergahından eski Madımak Oteli’nin bulunduğu sokağın girişine kadar yürüdü.

aa_picture_20140702_2695922_web
Fotoğraf: AA

Burada polis barikatıyla karşılaşan grupta yer alan bazı kişiler, polislere doğru çok sayıda karanfil attı. Olaylarda yaşamını yitirenlerin aileleri, milletvekilleri ve anma programı tertip komitesi üyelerinin Bilim ve Kültür Merkezi’ne dönüştürülen eski Madımak Oteli’ne geçişine izin verildi.

Olaylarda hayatını kaybeden sanatçı Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin, Bilim Kültür Merkezi’ndeki anı köşesinde olaylarda sorumluluğu bulunduğunu söylediği bazı kişilerin de isimlerinin yazılı olmasına tepki gösterdikleri için içeri girmediklerini söyledi. Gültekin, bu isimler anı köşesinden çıkarılmadığı müddetçe içeri girmeyeceklerini belirtti.

Üç sene önce yapılan Bilim ve Kültür Merkezi’nin girişinde yer alan panoda otelde hayatını kaybeden 33 aydının yanı sıra, linç eden grubun içinde yer alan ve katliamda hayatını kaybeden Ahmet Alan ve Hakan Türkgil’in de ismi bulunuyor.

Programda Alevi dernekleri, vakıfları ve federasyonlarının temsilcileri ile Sivas olayları davasının müdahil avukatlarından Şenal Sarıhan konuşma yaptı.

HDP Eş Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Demirtaş “Bütün ezilenler el ele vereceğiz. Bu ülkenin gerçek sahipleri, yoksullar, emekçiler, işçiler, kadınlar, gençler, bu ülkeyi biz özgürleştireceğiz. İşte Sivas’ın hesabı o gün sorulur” dedi.

Metin Feyzioğlu ise yaptığı konuşmada “Eğer Maraş’ta Alevi-Sünni demeden bir olunsaydı, Çorum’da bir olunsaydı Siva solmazdı, Gezi olmazdı, Gazi olmazdı, Roboski olmazdı, Rojava olmazdı, Soma olmazdı. Bir olsaydık, iri, diri olsaydık bu katliamların hiçbiri yapılmazdı. Size açık seçik söylüyorum, bu hesaplar sorulur, bugün sorulmazsa söz veriyorum yarın sorulur” diye konuştu.

Olaylarda hayatını kaybeden 35 canın içlerini yakmaya devam ettiğini dile getiren Feyzioğlu, şunları söyledi:

“Burada bu utanç müzesi olması gereken yerde 2 katilin resimleri o duvardan sökülene, isimleri oradan kazınana kadar içimiz yanmaya devam edecek. El birliğiyle o isimleri oradan kazıyacağız, size söz veriyorum. O isimler oradan kazınana kadar bu binadan içeri girilmeyecek. Sivaskatliamının bütün sorumluları hesap verene kadar içimiz yanmaya devam edecek.”

(AA/ Yeşil Gazete)

Kamilet’te hukuksuz yola ceza çıktı

Artvin İl Özel İdaresi, Kamilet Vadisi’ne usulsüz bir şekilde yapılan HES yolunu ikinci kez mühürledi ve İmar Kanu’nun 32. Maddesine aykırı hareket ederek, mührü söken ve yol inşaatını sürdüren Orta HES projesi’nin sahibi MNG firması, yapı müteahidi ve şantiye şefine ayrı ayrı olmak üzere 2,719 ,41 TL para cezasıyla cezalandırılmasını istedi. Artvin İl Encümen’ne sevk edilen dosya onanırsa 8 bin 157 TL. para cezası verilmiş olacak.

kamilette_hes_yollarina_gecit_yok_h8070

Artvin İl Özel İdaresi Genel Sekreter Orhan Yazıcı ve Artvin Vali yardımcısı Yılmaz Kurt imzasıyla hazırlanan yazıya göre mühürleme süreci şöyle gelişti:

“HES projesi kapsamında yapımına başlanan HES yol inşaatı, kurumumuz tarafından 8 Mayıs 2014′te mühürlendi. Ancak ilgililer tarafından mühürlenen yol inşaatıın yapımına devam edildiği iddia edildi. 19 Haziran 2014′te yerinde iceleme yapılarak, HES yolu’nun izinsiz yapılıp yapılmadığı, mühürleme işlemi yapılıp yapılmadığı kontrol edildi. İzinsiz olduğu tespit edilen inşaatı ikinci kez mühürlendi. Ancak Orman Bölge Müdürlüğü, verilen izinde ısrar edinece, Artvin İl Özel Edare, hukuk müşavirliğine yazıyla görüş sordu. Müşavirlik, “Daha önce yine Kamilet Vadisi’nde prodjelendirilen Taşlıkaya HES projesi için yine Artvin Orman Bölge Müdürlüğü tarafından ‘sondaj ulaşım yolu’ izni vermiş olduğu ancak Rize idare Mahkemesi, ‘HES ve yol bir bütündür, imar planı onaylanmadan yola izin verilemez’ gerekçesiyle bu izni iptal ettiğini bildirdi.

Tehlike altındaki 34 karasal bölgeden biri

Gelen görüş yazısına istinaden tespit edilen yol çalışması hakkında imar kanunun 32. maddesine aykırılık nedeniyle proje sahibi firmaya, yapı müteaihidine ve şantiye şefine ayrı ayrı olmak üzere 2,719 ,41 TLM para cezasıyla cezalandırılmasına, İl Özel İdaresi’nin 26. Maddesi gereği konunun Artvin İl Encumeninde görüşülerek karara varılması istendi.”

Arhavi Doğa Platformu Sözcüsü Hasan Sıtkı Özkazanç karar ve sürecini şöyle değerlendirdi; ” Yol yakınken MNG firmasını Kamilet Vadisi gibi bir vadiyi tahrip etmeden bu projeden vaz geçmesini talep ediyoruz Açtığımız Orman izni iptal davasının da lehimize sonuçlanacağını düşünüyoruz. Kamilet Vadisinin bir an önce koruma statüsünün belirlenmesini ve eko turizm vb faaliyetler için ayrılmasını, bu şekilde insanlığa hizmet vermesini istiyoruz. Çünkü Kamilet Vadisi, Dünya’nın tehlike altındaki en önemli 34 karasal ekolojik bölgesinden biri. Yaklaşık 1100 bitki ve biyolojik çeşitlilik açısından da Türkiye’nin en önemli havzalarından biri. Bu vadide yetişen bitkilerin yüzde 40’ı tıbbi nitelikte.”

(08artvin.com/Yeşil Gazete)