Ana Sayfa Blog Sayfa 3933

Bugün Madımak Katliamı’nın 21. yıldönümü

2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak öldürülenler için bugün anma töreni düzenlenecek.

sivas_katliami_anildi13412277180_h898168

 

Sivas Katliamı’nın 21. yıl dönümünde eski Madımak Oteli önündeki anma saat 12:00’de yapılacak. Anmaya cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş da katılıyor.

2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin organize ettiği Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli yakıldı. Çoğunluğu Alevi 33 yazar ve ozan ile iki otel çalışanı yanarak ya da dumandan boğularak hayatlarını kaybetti. Ayrıca dışarıda toplanan göstericilerden de iki kişi hayatını kaybetti.

Davada ne olmuştu?

Sivas Katliamı ile ilgili 124 kişi tutuklandı. Yedi yıl süren dava sürecinde 33 kişi idama 85 kişi 2 ila 15 yıl arasında hapis cezasına mahkum edildi.

37 sanık beraat etti. İdam cezası alan 33 kişinin cezası ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına dönüştürüldü.

2004 Kasım’ında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, Sivas Davası’nda “Anayasal düzeni zorla bozmaya kalkışmaya iştirak” suçundan 7 yıl 6’şar ay ağır hapis cezasına mahkum ettiği dokuz hükümlüyü, yeni TCK’ya göre tahliye etti.

Sivas davası hükümlülerinden üç kişi de daha önce yeni TCK’daki lehte olan hükümlerden yararlanarak, tahliye olmuştu.

13 Mart 2012’de, mahkeme, sanıklar Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki davanın ölmeleri nedeniyle ortadan kaldırılmasına; Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu yönünden ise zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verdi.

35 yazar ve sanatçı ile iki saldırganın öldüğü Sivas Katliamı Davası’nda mahkeme heyeti, firari sanıklar hakkında zamanaşımı hükümlerinin uygulanmasına karar vererek davayı düşürdü.

(Bianet)

Tescilli kale ve tarihi mezarlığa defin izni

Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu, tescilli SİT alanına defin izni verdi. Beykoz Anadolu Kavağı’ndaki tarihi Yoros Kalesi alanı söz konusu kararla dümdüz edildi.

1135921

Beykoz Anadolu Kavağı’nda bulunan Yoros Kalesi’ndeki tescilli SİT alanında İstanbul 6 Numaralı Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu yeni defin yapılabilmesine izin verdi. Eski tarihi mezarlık alanı da olan arazide sütun ve mimari parçalar da bulunmuştu. 1974 yılında Koruma Kurulu tarafından tescil edilerek o tarihten itibaren defin işlemine son verilen parsel İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü’nce dümdüz edildi.

Radikal’den Ömer Erbil‘in haberine göre, daha önce 12.07.1974, 15.05.1989 ve 28.01.2003 tarihlerinde değişik koruma kurullarınca defalarca korunmaları ve ihya edilmeleri gerektiği belirtilen, tescilli Boğaziçi Doğal ve Tarihi SİT alanı içindeki tarihi Osmanlı mezarlığı koruma altına alınmıştı. Ancak bu yıl Şubat ayında İBB Mezarlıklar Müdürlüğü’nün müracaatı üzerine 6 Numaralı Koruma Kurulu, “müze tarafından kazısı yapılmış mezarlık alanında yeni defin işlemlerinin yapılabileceğine, defin işlemleri sırasında herhangi bir buluntuya rastlanması halinde çalışmaların durdurularak ilgili müzeye ve kurulumuza bilgi verilmesine” denildi.

Defin yapılacak alanda mermer mimari parçalar, Bizans dönemi yer döşemesi süslemesi, sütun altlığı gibi kültür varlıkları bulunmuşsa da, bunların ‘devşirme’ olduğu iddia edildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı izni ile Yoros Kalesi’nde devam eden kazıyı yürüten bilim ekibi ise bunların devşirme olamayacağını, alanda bulunan eski döneme ait muhtemelen Osmanlı künk yapısının istikametinin de Yoros Kalesi’ni gösterdiğini ve burada bilimsel kazı yapılmadan defin işlemi yapılmasının doğru olmadığını savunuyor.

Yoros Kalesi İstanbul Anadolu Kavağı sırtlarındaki Doğu Roma döneminden kalma bir yapı. İmparatorluk zayıf düştükten sonra Cenevizlilerin eline geçmiş ve uzun süre onların elinde kalmıştır; bu yüzden bir Ceneviz kalesi olduğu inancı doğmuştur. 1391’de Yıldırım Bayezıd döneminde kale Osmanlıların eline geçmiştir. Kalenin kapladığı alan İstanbul çevresindeki diğer bütün kalelerin kapladığı alandan çok daha büyüktür. İç kesimdeki kulelerin bazıları hâlâ iyi durumdadır ve duvarlarda Yunanca yazıtlar göze çarpar.

(Radikal)

Japonya’da nükleersiz yaz

Kyushu Elektrik’in iki reaktör için emniyet-güvenlik kontrollerini yaptırmakta gecikmesi, Japonya’nın 2011’deki nükleer kazadan sonra ilk defa bu yaz dönemini nükleer enerji olmadan geçireceği anlamına geliyor.

sendaireactors

Kagoshima Eyaleti’ndeki Sendai Nükleer Sanatrali’nde faaliyetine son verilen reaktörlerin tekrar çalıştırılması amacıyla Nükleer Düzenleme Kurumu (NRA)’na 24 Haziran tarihinde ilgili evraklar sunulmuştu.

NRA, Kyushu Elektrik tarafından işletilen bu iki reaktörün faaliyete geçip geçmeyeceğine dair nihai kararını Temmuz başında açıklayacak.

Bununla birlikte bu değerlendirme süreci tesis tasarımı ve kaza acil durum planları gibi bazı başka konularda da daha sert tedbilerin alınması için NRA’nın onayını şart koşuyor ve NRA’nın , Sendai’deki kapsamlı değerlendirme sürecini Ağustos ayı içinde tamamlaması bekleniyor.

Öte yandan nükleer santralin faaliyetlerine tekrar başlamadan önce işletime uygunluğunun test edilmesi ise 1-2 ay sürecek ki bu durum, Kyushu Elektriğin tüm diğer şartlara uygunluğu sağlasa bile yerel yönetimlerin onayını alarak işletme faaliyetlerine en erken Eylül’de başlayabileceği anlamına geliyor.

Halihazırda, NRA’nın Sendai Nükleer Santrali’ni tekrar çalıştırmak üzere gerçekleştirdiği kontroller ülkedeki diğer tüm nükleer santrallerin kontrol programının ilerisinde olduğu için kontrolleri tamamlandıktan sonra ilk olarak bu santral işletiliyor olacak.

Kyushu Elektrik Nisan sonunda NRA’ya tekrar başvuru yapmış ve fiiliyatta 42 uygunsuzluk bulunmuştu .İyileştirme programına göre sözkonusu 42 uygunsuzluğun Mayıs ayı sonunda giderilmesi gerekiyorduysa da bu uygunsuzlukların giderilmesi planlanandan daha fazla zaman aldı .

Nükleer enerjiden yoksun kalan Japonya halkı enerji tasarrufunu nasıl yapacağını çok iyi bidiği için devlet herhangi bir enerji kısıtlamasına gitme gerekliliği de görmüyor . Esasen Japonya’da nükleer santraller tekrar işletilmediği sürece ve nükleerden boşalan yer de yenilenebilir enerji ile doldurulduğu sürece halkla hükümet arasındaki enerji kavgası da duracağa benziyor . Bu durum Başbakan Abe’ye rağmen Japonya’nın nükleer enerjiye ihtiyaç duymadığının ve nükleer enerjiye yer vermeyeceğinin kanıtıdır.

(Safeenergy.org/asahi.com/Yeşil Gazete)

Tarımın sonu- Bir bilanço – Cengiz Aktar

Mâlum, memleket onyıllardır canla başla tarımını lağvediyor. Bu konuda sağdan sola, köylüden kentliye, başka hiçbir konuda görülmeyen bir uzlaşı mevcuttur. Kanaatler betondandır: “Tarım geri bir faaliyettir; illâki yapılacaksa yoğun biçimde ve insansız yapılmalıdır.” “Hava, su ve toprak sonsuzdur; tepe tepe kullanılabilir.” “Köylülük geriliktir; geçmişte kalmıştır.” Bu inanışlar ne kadar yanlış ve haksız olsalar da Türkiye’ye de özgü değil, küresel! Türkiye sadece gelişmiş dünyayı taklit edenlerin yaptığını yapıyor.

Rakamlar kendiliğinden konuşuyor. Kayıtlı çiftçi sayısı 2013’te 2012’ye oranla yüzde 12 azalarak, bir milyonun altına düştü. İstihdamda tarım sektörünün payı son 20 yılda yaklaşık yüzde 50 azaldı. 1990 yılında Türkiye’de istihdam edilenlerin yüzde 46’sı tarım sektöründe çalışırken, bugün yüzde 24,7. Dünya üzerinde küçük çiftçiliği ortadan kaldıran, tarımı insansızlaştıran ve şirketleştiren bir eğilim var. Avrupa’da iki dakikada bir çiftçi iflas ediyor; Türkiye’de 50 saniyede bir. Bakanlığın adında artık köyü hatırlatacak bir ibare yok. Önce Köy Hizmetleri kapatıldı sonra bakanlığın adından köyişleri silindi.

Ziraat Odaları Birliği’nin verilerine göre 1995-2013 arasında tarım alanları yüzde 11,3 azalarak, 23,81 milyon hektara gerilemiş. Azalma üç milyon hektar yani 30.000 km2 demek. Bir Belçika ediyor. Kendi tarım arazilerini imara açarak kaybeden Türkiye Sudan’da 99 yıllığına 780.000 hektar tarım arazisi kiralıyor. Sonuçta, biyoçeşitlilik mucizesi, tarımda kendine yeten yedi ülkeden biri olan Türkiye bugün yüzden fazla ülkeden toprak mahsulü ve hayvan ithal eder hâle geldi. Ancak sonuçlar üretimle sınırlı değil. Tarımın lağvı aynı zamanda gözetecek kimse kalmadığından kırsalın ve doğanın da yok olması demek. Bunlar birbirlerini besleyen, var ya da yok olma süreçleri.

Sonuçlarla devam edelim: Akademide en az ilgi gören ve o ölçüde de eğitim seviyesi en düşük bölümler ziraat mühendisliği, veterinerlik ve tarım iktisadıdır.

Şehirleşme babında, Başbakan 2010’da “Türkiye biliyorsunuz artık bir tarım ülkesi değil” diye övünürdü, artık “köyler şehirleşmeli” diyor. Böylece köylü ülke olmaktan kurtuluyor ve kalkınıyoruz. Sonuçta nüfusun yüzde 80’i ucube şehirlerde tıkılmış hâlde. İdarî anlamda 783.000 km2 toprağı olan, 75 milyon civarında insanın yaşadığı Türkiye’de merkez dışındaki nispeten yetkili, tüzel kişilik sahibi tek yönetim birimi olan belediye sayısı, bütün belediye düzeyleri dâhil olmak üzere 1.389’a geriledi. Belediye sayısı Türkiye’nin yarısı kadar olan Almanya’da on kat, 13.854! Belediye sayısının azalması artık yerelde karar alınamaz demek.

Çalışma hayatı babında,istatistiklerde “tarım dışı istihdam” diye bir kalemin bulunduğu bir memleket burası.Tarımdan koptuğu anda “vasıfsız” sınıfına düşen işgücünün hâli ortada. Yakın zamandaki Soma katliamında ölenler eski çiftçilerdi. Keza şehirlerde, sakalık, otopark değnekçiliği, bar diskotek zabıtalığı, pizza dağıtıcılığı iş olmayan işlerde karın tokluğuna, çoğu zaman kayıt dışı çalışanların çoğu eski köylüdür.

Kültürsüzleşme ve yabancılaşma babında, kırsalın kadim bilgi birikimi yok olmaya yüz tuttu. Kendine yeterli, doğaya zarar vermeyen hâliyle sürdürülebilir hayat tarzı yok oluyor. Şehirleşenlerin ise yeni ihtiyaçları çığ gibi: Tüketim toplumuyla tanışıyorlar, seviyorlar elbet, alışıyorlar, borç harç daha fazlasını elde etmeye çalışıyorlar. Bu anlamda tarım, doğa ve kırsalın lağvedilmesiyle sınırsız tüketim temelli kalkınmacılık birbirini besliyor! Ve AKP’nin kırsal kökenli tabanı için kırsalı çağrıştıran hayat artık muteber değil. Ezcümle, memleketin istikameti belli: Tarım, doğa, kırsal ve elbet kenti güle oynaya tüketmek!cengiz aktar

Cengiz Aktar

Bu yazı ilk olarak Taraf Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

 

Fatalizm – Murat Belge

Dünkü Taraf’ta Musul Konsolosluğu’na tahliye için gerekli araçların gönderilmediğine dair bir haber okudum. Kendi çalıştığım gazete bile olsa, her okuduğum habere inanmamayı öğrendim; ama bu inandırıcı, çünkü iktidarın (“iktidar” dediğimizde “AKP” mi demek istiyoruz, Tayyip Erdoğan mı?) genel üslûbuna uygun bir davranış.

İktidar birçok bakımdan enerjik- hızlı hareket edebiliyor. Savcı, yargıç tayin etmek sözkonusu olduğunda, çok hızlı, örneğin. Ama bazı konular ya da alanlarda çok yavaş. Bunlar, genellikle Erdoğan’ın dünya görüşüne uymayan ya da sığmayan birtakım konular. “İş güvenliği” gibi bir konuda Türkiye’nin durumunun perişan olduğu ortada. Bir zamanlar Tuzla tersanelerinden her gün ölüm haberi gelirdi. Soma bunların hepsinin üstüne tuz biber ekti. Bilinmiyor muydu Soma’da işlerin sakat olduğu? Belli ki biliniyordu. Niçin kimse kılını kıpırdatmadı? Çünkü işverenlere baskı yapmak Başbakan’ın ve temsilcisi olduğu anlayışın kitabında yazılı değil.

O dünya görüşünün içinde işveren işçinin babası gibi bir şey. Ona iş lutfediyor, nafakasını veriyor. “Sendika” gibi “gâvur icadı” kurumların bu ilişki içinde bir işi yok. Kaza olmuşsa, Erdoğan’ın kitabında “fıtrat” gibi kelimeler yazıyor, o da zaten onları söylüyor. İki yüz yıl kadar önce İngiltere’de olmuş kazayı da hatırlatmadan edemiyor.

Onun için, diyorum, Konsolosluk da bu “genel üslûba” uygun. Ortada bir IŞİD var ki bu Başbakan’a göre öyle kötü bir örnek değil. Hiç Gezi Parkı’nda eylem yapan IŞİD’li gördünüz mü?

Ama IŞİD geliyor, şu kadar insanı toplayıp götürüyor. Hükümet herhangi bir açıklamadan önce “Bu bize karşı yapılmış bir şey değil,” diyor.

Yani, dediğim o “dünya görüşü”ne uymayan şeyleri görememek gibi bir huyu var, hükümetin ya da Başbakan’ın. Görmeyince, yaklaşan bir kötü duruma karşı tedbir de alınamıyor haliyle.

Geçen gün bir toplantıdaydım, şu anlattıklarımla aynı kapıya çıkan bir konu açıldı: bu yılki kuraklığın İstanbul su kaynaklarında yarattığı durum. Ben bu konuları pek bilmem, alanım olmadığı için izleyemem. “Felâket tellallığı” denilen, bizde meraklısı bol olan “faaliyet”ten de hoşlanmam; ama konusunu iyi bildiğini bildiğim, onun için de sözüne güvendiğim insanlar bunu söyleyenler. Barajlarda toplanmış suyun iyiden iyiye azaldığını söylüyorlar. Terkos gibi deniz suyuyla karıştığını bildiğimiz göl dışında, su düzeyleri iyice düşmüş. Melen Çayı, Sakarya gibi birtakım takviyelere el atılmış; ama onların da yeterli olmayacağını söylüyorlar.

Bunlar doğruysa, tastamam doğru olmaları da şart değil, “doğruya yakın” tesbitlerse, bugünden başlayarak tedbir alınması gerek. Hiçbir uyarı olmayınca, kimse de sudan tasarruf etmeyi aklından geçirmez, cömertçe harcar.

Gençliğimizde şu şehr-i Stanbul’da az su sıkıntısı çekmemiştik. Sonra bu sorunlar çözüldü, yıllardan beri, böyle bir derdimiz olmadı. Unuttuk gitti o günleri, antrenmanımız da kalmadı.

Kömür madeninde patlama, “işin fıtratında var”. Suyun “nedret”i de tabiatın bir cilvesi. Yağmurun yağmasına Tayyip Erdoğan engel olmuyor.

Ama tedbir düşünmeye, tedbir almaya kim engel oluyor, bilemiyorum.

“Allah kerim” ideolojisi mi?murat belge

Murat Belge

Bu yazı ik olarak Taraf Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

KCK ana davada 30 tahliye

Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince KCK ana davasında tutuklu yargılanan aralarında Batman eski Belediye Başkanı Atalay’ın da bulunduğu 30 sanık hakkında tahliye kararı verildi.

92-kck-tutuklusu-icin-tahliye-talebi8a767875dd3d245c096f
Diyarbakır’da görülen KCK ana davasında tutuklu yargılanan aralarında Batman eski Belediye Başkanı Necdet Atalay ve Kayapınar eski Belediye Başkanı Zülküf Karatekin’in de bulunduğu 30 sanık hakkında tutuklu bulundukları süre dikkate alınarak tahliye kararı verildi.
Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 32’si tutuklu 175 sanıklı KCK ana davasında, 14 Nisan 2009’da gözaltına alınarak tutuklanan sanıkların tutukluluk süresini değerlendirdi.
Mahkeme, aralarında Batman eski Belediye Başkanı Necdet Atalay ve Kayapınar eski Belediye Başkanı Zülküf Karatekin’in de bulunduğu 30 sanığın tahliyesine, 2 sanığın ise tutukluluk halinin devamına karar verdi.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 7 bin 578 sayfalık iddianamede, aralarında Batman Belediye Başkanı Necdet Atalay ile Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin’in de bulunduğu 175 sanık hakkında, “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak”, “Terör örgütü üyesi ve yöneticisi olmak” ve “Terör örgütüne yardım ve yataklık etmek” suçlarından, 15 yıldan ağırlaştırılmış müebbete kadar değişen hapis cezası isteniyor.
Kapatılan DEP milletvekili Hatip Dicle ve Hüsamettin Çiçek, tutuklu bulundukları süre dikkate alınarak 3 gün önce verilen tahliye kararının ardından cezaevinden çıkmıştı.

(AA)

‘Yol benim, sebze meyve ekeceğim’

Samsun’da birinci hat dolmuşlarının da kullandığı işlek caddenin bir bölümünün kendisine ait olduğunu mahkeme kararıyla ispat eden ve yola kazık çakarak trafiğe kapatan İbrahim Akbulut, 12 gündür arzanin balında bekliyor. Akbulut, tapulu arazinin kendisine verilmemesi halinde tarlaya çevirip sebze yetiştireceğini söyledi.

samsun

İbrahim Akbulut, İlkadım ilçesi Gençlik Caddesi’nde Bulvar ile Kalkanca yolu üzerinde çift şeritli yolun bir kısmının kendisine ait olduğunu iddia ederek dava açtı.

Zaman’dan Muzaffer Altunay’ın haberine göre, Yolu yapan Büyükşehir Belediyesi’nin 2007 yılından itibaren arazisini işgal ettiğini belirten 64 yaşındaki evli ve 2 çocuk babası İbrahim Akbulut, açtığı davaları kazandığını, bu sebeple yolu trafiğe kapattığını söyledi.

Ancak bazı sürücüler ile belediye görevlilerin gelip levhaları kaldırarak yolu trafiğe açma girişimleri olduğunu hatırlatan Akbulut, bunu önlemek için her gün trafiğe kapattığı yolda nöbet tutuyor. Bazı sürücülerin yolun kapanmasına kızıp uyarı levhalarını kaldırmaya çalıştığını aktaran Akbulut, “Ben de ‘burası benim tapulu malım’ deyince özür diliyorlar. Bugün 12 gün oldu. Başkanımın yola ihtiyacı yok benim de araziye ihtiyacım yok. Ben de sabah 00.08’de gelip buraya yolun başına oturuyorum. Akşam 17.00’de evime gidiyorum. Yeni bir işe başladım arazimi bekliyorum.” diyor.

Yolun kenarındaki taşlık arazinin temizlenerek kendi tapulu arazisi kadar bir yerin kendisine verilmesini talep eden İbrahim Akbulut, bu isteğinin yerine getirilmemesi halinde ay sonuna kadar yolu tarlaya çevireceğini kaydetti.

2008 yılında kesinleşmiş mahkeme kararı olduğunu hatırlatarak yolun kendisine ait özel mülk olduğunu ve istediğini yapacağını ifade eden Akbulut, “Burayı şimdi kepçe getirip toprak attırarak tarlaya çevireceğim. Zaten burası eskiden sebze tarlasıydı. Şimdi yolun yanındaki arazimden toprak alıp yolun üzerine koyarak burayı yine sebze bahçesine çevireceğim. Çokları bana geldi ‘burada yıkıma yağlama açalım dediler’ ben de paraya ihtiyacım olmadığını söyledim. Arazi benim tapusu bende artık ‘burayı neden tarla yapıyorsun?’ diyemez kimse. En yakın zaman da tarlaya çevireceğim burayı yetiştirdiğim sebzeleri de babam ve annemin ruhu için komşulara dağıtacağım. Aslında biraz geç kaldım Ramazan ayına yetiştirecektim olmadı.” diye konuştu.

(Zaman)

Erdoğan cumhurbaşkanı adayı

Ankara Ticaret Odası (ATO) Kongre Merkezi’nde 4 bin kişinin davet edildiği toplantıda Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) cumhurbaşkanı adayının Recep Tayyip Erdoğan olduğu açıklandı.

aa_picture_20140701_2688772_web

Erdoğan’ın adaylığını Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin açıkladı.
Erdoğan’ın adaylığının açıklanmasının ardından Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç yine gözyaşlarını tutamadı.
Erdoğan, aday olarak açıklanmasının ardından yaptığı açıklamaya dini göndermelerle başladı, “Mülkün sahibi, zaferin sahibi sadece Allah’tır” dedi.

Erdoğan’ın açıklamasından satır başları şöyle:

“Bugün Mısır, Suriye, Irak’ta nasıl demokrasiyi insanlardan esirgiyor ve hak olarak görmüyorlarsa bize demokrasiyi hak olarak görmediler.”

“Onlar itelediler dışladılar biz de azmettik. Tüzüklerle manşetlerle çarğışaral darbelere göğüs gererek büyüdük. Kimin ne dediğine değil, Hakk’ın ne dediğine, milletin ne söylediğine baktık.”

“Türk demedik, Kürt demedik sünni alevi Musevi demedik nerede insan nefes alıp veren can varsa oraya ulaşmanı kaygısı içinde olduk.

“Bu ülke bize oy verenler kadar vermeyenlerin de ülkesidir. Biz bu ülkeyi onlar için de büyüttük. Bu ülkede hakları özgürlükleri 77 milyon için büyüttük.”

“Biz bize yapılanı başkasına yapmadık. Onun için son 30 mart seçimlerinde Türkiye’nin tüm illerdinde AK Parti’miz var. Diğer siyasi partilere bakıyorsunuz, onlar lokal. Kimisi belli bir etnik unsurun kimisi kumsalların partisi olarak kalmış. Ama AK Parti her yerde var.”

“Ayrımcı olmadık, inkar etmedik. Onlar kutuplaştırdılar, biz birleştirmenin mücadelesini verdik. Başı dik bir Türkiye hayal ettik. İteklenen bir Türkiye’den, bölgesinde ve dünyada ‘ben de varım’ diyen iddia sahibi olan bir Türkiye hayal ettik.”

“200 yıldır sistemli şekilde bizim özgüvenimizi kırmak istediler. Ecdadımızdan kopmamızı istediler. O kadar ileri gittler ki Türkiye’de gündem belirlemek, azarlamak, parmak sallamak istediler. Biz siyasi tarihimiz boyunca korkmadan, çekinmeden ‘siz kimsiniz’ sorusunu sorduk; ‘içeride ve dışarıda siz kimsiniz?’ ‘Bize tepeden bakma cüretini nereden buluyorsunuz?’

“Bu ülkede Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi önemli bir adımdır. Basit teknik bir değişiklik değildir. Vesayetler tarihinin bu ülkede kapatılmasıdır.”

“Cumhurbasşkanı tarafıs olsun derken cumhurbaşkanın millet karşısında olmasını istiyorlar. Millet 10 Ağustos’tan itibaren kendi iradesiyle belirleyecek.”

‘Çözüm sürecinin Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra da devam edeceğini belirtmek isterim. Paralel devlet yapılanmasına asla müsamaha göstermeyeceğiz. Bu mücadeleden taviz vermeyeceğiz. Bu yapıyı hukuk içinden tasviye edeceğiz. “

(Yeşil Gazete)

Nükleer Enerji Genel Müdürlüğü kuruluyor

Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı, Nükleer Enerji Genel Müdürlüğü’ne dönüştürülüyor.

AKKUYU SOGUTMA

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın ‘Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun ile Enerji Verimliliği Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’, TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

Tasarıya göre, Nükleer Enerji Proje Uygulama Dairesi Başkanlığı,Nükleer Enerji Genel Müdürlüğü’ne dönüştürülecek.

Genel Müdürlük, ulusal nükleer enerji politikasının belirlenmesine yönelik çalışmalarda bulunacak, diğer kuruluşların bu kapsamda kendi görev alanlarıyla ilgili yürüttükleri çalışmaları izleyecek,

Genel Müdürülüğün görevleri: nükleer enerji politikasına uygun olarak insan kaynakları planlaması yapmak, insan kaynaklarını geliştirmeye yönelik her türlü çalışmaları yapmak veya yaptırmak, nükleer tesislerle ilgili azami yerli katkıyı ve teknoloji transferini sağlamak ve yerli nükleer tesislerle ilgili teknik kapasiteyi geliştirmek üzere gerekli çalışmaları yapmak veya yaptırmak olacak.

Genel Müdürlüğe 64 kadro verilecek.

Tasarının gerekçesinde, Nükleer Enerji Genel Müdürlüğü’nün, güçlü teşkilat ve personel yapısıyla nükleer enerji için hayati öneme sahip olan çeşitli işlevleri üstlenebileceği belirtildi.

Müdürlük, ayrıca ‘nükleer santral sahansının tespitinden’ de sorumlu olacak.

(AA/Yeşil Gazete)

Kayıp 3 İsrailli gencin ölü bulunmasıyla Gazze’de patlamalar

17 gün önce kaybolan biri 19 diğerleri 16 yaşında üç İsrailli genç Pazartesi akşamı ölü bulundu. İsrail başbakanı Benjamin Netanyahu yaptığı açıklamada Hamas’ın sorumlu olduğunu ve Hamas’ın hesap vereceğini söyledi.

Hamas sözcüsü Sami Abu Zuhri ise “İşgalciler gerginlik veya savaş çıkarırlarsa cehennemin kapılarını açarlar” dedi.

Kayıp gençler aranırken Batı Şeria askeri kuşatma altına alınmış, 400’den fazla Filistinli aramalar sırasında tutuklanırken 5 Filistinli öldürüldü.

İsrail Marwan Qawamesh ve Amer Abu Eishe Hamas örgütü ana şüphelisi olarak belirledi. Filistinli tanıkların ifadesine göre dün gece İsrail askerleri evlerini patlattı.

Patlamalardan sonra Gazze Şeridi’ndeki militanlar güney Israil’e roket saldırısında bulundu, İsrail hava saldırısıyla karşılık verdi.

Filistin içişleri bakanlığı Gazze’ye 30 İsrail hava saldırısı raporladı ama henüz kayıp açıklanmadı. Kuzey Batı Şeria’da Jenin göçmen kampına yapılan baskında Yusuf Abu Zagher adında 18 yaşında bir genç İsrail askerlerince öldürüldü.

Başkan Mahmud Abbas son gelişmeleri değerlendirmek için Filistinli liderlerle acil toplantı yaptı. Abbas, Haziran ayında Hamas’la yapılan ve yedi yıldan beri ilk defa Batı Şeria ve Gazze arasında ortak yönetimin oluşturulmasını sağlayan anlaşmayı feshetmesi için İsrail’den büyük baskı görüyor. (ÖK)

(The Guardian, Yeşil Gazete)