Ana Sayfa Blog Sayfa 3920

Bilim insanları, “Böcek ilaçları dünya gıda güvenliğini tehlikeye sokuyor”

The Guardian.com‘da Damian Carrington imzası ile yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Ayşe Koçak‘ın türkçesi ile yayınlıyoruz

* * *

Uluslararası bilim insanları böcek ilaçları ile ilgili yasal düzenlemelerin doğal yaşam alanlarının zehirlenmesini engelleme konusunda yetersiz kaldığı sonucuna vardi.

Kimyasalların etkileri üzerine yapılan kapsamlı bilimsel değerlendirmeye göre dünyanın en yaygın kullanılan böcek ilaçları çevreyi o kadar kirletti ki dünya gıda üretimi artık tehlikede.

Bulgaristan'dan bir arıcı böcek ilaçları nedeniyle ölen arılarını tutuyor
Bulgaristan’dan bir arıcı böcek ilaçları nedeniyle ölen arılarını tutuyor

Araştırmacılar buldukları verileri Rachel Carson’ın 1962 senesinde yayımlanmış olan, DDT ve benzeri böcek ilaçlarının kuşları ve böcekleri nasıl yok ettiğinin anlatıldığı, günümüz çevresel hareketine de öncülük etmiş olan Sessiz Bahar adli kitabındaki bulgularla karşılaştırıyorlar.

Uluslararası biliminsanları grubu şu ana kadar bu alanda yapılmış en detaylı çalışmada, milyarlarca dolar değerindeki güçlü ve uzun etkili nörotoksinlerin her sene satışa çıkarıldığını, fakat yasal düzenlemelerin doğal yaşamın zehirlenmesine engel olamadığı sonucuna vardi. Biliminsanları gıda üretiminde önemli görevi olan arılardan solucanlara bütün canlıların büyük zarar görecegini ve kimyasalların kullanılmasının sona erdirilmesi gerektiğini savundu.

Yeni araştirma çiftçilerin yılda 2.6 milyar dolar harcadıkları neonikotinoid adlı böcek ilacının kullanımıyla ilgili riskleri ele aldı. Neonikotinoidler rutin olarak haşerelerin ürünlere saldırılarına karşı kullanılıyor, fakat biliminsanları neonikotinoid kullanımı ile mahsul verimi arasındaki bağlantıyı kanıtlayacak hiçbir delilin olmadığının altını çizdi.

Fransa’daki Ulusal Bilimsel Araştirma Merkezi’nden Jean-Marc Bonmation “Veriler çok açık. Doğal ve ekili alanlarımız adeta organofosfat veya DDT kullanılmış gibi tehlike altında. Gıda üretimi güvenliğimizi korumak bir yana, neonikotinoid tarzı böcek ilaçları gıda üretiminin alt yapısını da tehdit ediyor.” Bonmatin, kimyasalların dünyadaki ekinlerin üçte dördünü dölleyen arıların ve toprağın üretimi için gerekli organizmaların yok olmasına neden olarak gıda temininin azalmasına neden olduğunu söyledi.

Çin'in Henan bölgesinde çiftçiler buğday tarlalarına helikopterden böcek ilacı sıkıyor
Çin’in Henan bölgesinde çiftçiler buğday tarlalarına helikopterden böcek ilacı sıkıyor

Araştırma grubu üyelerinden, Sussex Üniversitesi Profesörü Dave Goulson, “ Çok az şey öğrenmiş olmamız hayrete düşürücü. Sessiz Bahar kimyasalların yan etkilerini ortaya çıkardıktan sonra buna büyük bir tepki oluşmuştu. 1950’lerde yaptığımız şeylerin aynısına geri dönmüs gibiyiz. Adeta tarih kendini tekrar ediyor. Bu kimyasalların yaygın bir şekilde kullanılıyor olması demek artık onların her şeyde bulunuyor olması demek. Eğer topraklarımız toksikse, bu bizi gerçekten endişelendiriyor olmalı, çünkü toprak gıda üretimi için çok önemli”

Salı gunu yayımlanan rapora göre kullanılan kimyasallar otlak alanların kaybolması ve hastalıklarla birlikte arıların azalmasında rol oynayan ana faktörlerden biri. Böcek ilaçları arıların kendi rotalarında ilerleme ve öğrenme becerilerine zarar verip, bağışıklık sistemlerini zayıflatıyor ve koloni gelişimini engelliyor.

Sinek yiyen böcekler ve suda yaşayan diğer canlılar da zarar göruyor. Bazı bilimsel araştirmalara göre su yolları o kadar zehirli ki doğrudan bit kontrol ilacı olarak kullanılabilirler.

Rapora göre böceklerin yok olması onlarla beslenen kuşların da yok olmasına yol açabilir, hatta sadece birkaç tane kimyasal ilaç kullanılmış tohum bile kuşların ölmesine neden olabilir.

Rapor “Yaygın bir şekilde kullanılan, suda eriyen bu kimyasallar evrensel biyolojik çesitlilik üzerinde kronik etkiler oluşturuyor ve gıda güvenliği açısından çok önemli olan çiçeklerin döllenmesi üzerinde olumsuz etkiler doğuruyor” dedi.

Rapor özel sayı olarak Çevre Bilimi ve Kirlilik Araştirması akademik dergisinde yayımlanıp, Triodos adli bankadan fon desteği aldı.
Avrupa Birliği, Ingiliz hükümeti ve Ulusal Çiftçiler Sendikası’nın karşı cıkmasına rağmen neonikotionoidlerin bazı ürünlerde kullanılmasını üc yıl süreyle engelledi. Bu ay Amerika Birleşik Devletleri başkani Barack Obama neonikotinoidlerin arılar üzerindeki etkilerinin acil bir şekilde değerlendirilmesini talep etti. Fakat böcek ilaçları dünyada sadece tarım ürünleri üzerinde değil, aynı zamanda kedi ve köpeklerdeki bitlerin tedavisinde ve kerestereleri karıncalardan korumak için de yaygın bir şekilde kullanılıyor.

Fakat böcek ilacı üreticilerini temsil eden Mahsul Üretimi Kuruluşu raporu eleştirdi. Kurulusun CEO’su Nick von Westenholz, “Rapor en kötü senaryo örneklerinin incelendiği seçici bir çalışma, bulunan sonuçlar çoğunlukla laboratuar koşullarında üretilmiş. Bu sebeple böcek ilaçlarının gerçek koşullar altında kullanımının güvenliği hakkında sağlam bir fikir vermiyor” dedi.

Von Westenholz “ Daha da önemlisi rapor bu teknolojinin topraktan mahsul alımını maksimize ederek, biyolojik çesitlilik icin daha fazla vahşi alanın kalmasına neden olma gibi faydalarını göstermekte basarısız yada ihmal etmiş. Mahsul üretimi endüstrisi çiçeklerin döllenmesi konusundaki sorumluluğunu çok ciddiye alıyor. Çiçek döllenmesinin evrensel gıda üretimi konusundaki hayati önemini anlıyoruz.

Uluslararası Sistemik Böcek İlacı Kullanımı Değerlendirmesi adlı rapor 1990 yılından beri kullanılmaya başlanan neonikotinoid ve fipronil kullanımı üzerine yazılmış bütün akademik makaleleri inceliyor. Bu kimyasallar böcek ilaçlarından farklı, çünkü tarımsal ürünler üzerine sıkılmak yerine, genellikle tohumlar üzerinde kullanılıyor. Bu da demek oluyor ki bunlar büyüyen bitkinin kökler, yaprak, polenler de dahil olmak üzere her bir alanı tarafindan emiliyor. Bu da diger canlıların bu kimyasallara maruz kalmasına neden oluyor.

Biliminsanları son 10 yılda böcek ilaçlarının kullanımında çok hızlı bir artış olduğunu ve bu böcek ilaçlarının suyla temasının geniş çaplı kirlenmeye yol açtığını buldu. Ayrıca mevcut düzenlemelerin çevredeki kimyasal atık birikimini engellemekte başarısızlığa uğradığını belirttiler.

Ülkelerin çoğunda kullanılan böcek ilaçlarının miktarı ve kullanılan bölgeler hakkında veriler yayımlanmıyor. Regulatörler tarafindan istenen testler, ölümcülün altındaki dozların uzun sure kullanımının yahut birçok böcek ilacının birlikte kullanımının yarattığı olumsuz etkileri incelemiyor. Neonikotionoidlerin zehirliligi sadece birkaç tur için tespit edilmiş durumda. Mesela 25.000 arı çeşidinden sadece 4 tanesi incelendi. Sürüngenler ve memeler üzerindeki etkileri konusunda hiçbir veri yok.

Yazının orjinali theguardian.com/insecticides-world-food-supplies-risk

Yeşil Gazete için çeviren: Ayşe Koçak

(The Guardian, Yeşil Gazete)

NKP’den Turunç’ta eğitimcilerin eğitimi kampı

Nükleer Karşıtı Platform İstanbul bileşenlerinin, “Eğitimciler Eğitimi Kampı”, 19 Temmuz’da İstanbul, İzmir, Sinop ve Mersin’den çeşitli sivil toplum örgütleri, dernekler,Gezi süreciyle ortaya çıkan park forumları ve Kuzey Ormanları Savunması ile yerel NKP’lerden genç gönüllülerin ağırlıkta olduğu 45 temsilci ve aktivistin katılımıyla Muğla beldesi Turunç‘ta başladı.

6 nkp kamp...

 

Kamp ilk gün, İstanbul NKP Dönem Sözcüsü Erhan Karaçay‘ın yaptığı “Kısa NKP Tarihi” sunumu ile başladı. Karaçay, NKP’nin 70li yılların ikinci yarısından bu yana yürüttüğü mücadeleyi ve geçirdiği değişimleri özetledi. 

Ardından Jeoloji Mühendisleri Odası üyesi ve iletişim eğitimcisi Savaş Yılmaz, katılımcıların yoğun bir ilgiyle takip ettiği “Eğitimci Eğitiminde İletişim ve Yöntem” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Yerel kitlelerle iletişimin, kamuoyu mesajlarının oluşturulmasında dikkat edilmesi gerekenlerin ve algıları farklılaştıran noktaların analizi üzerine aktarımlarda bulundu.

Metalurji Yüksek Mühendisi ve TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Cemalettin Küçük ise “Enerjinin Yoğun Kullanım Alanları ve Çevre İlişkisi” sunumunda, Türkiye’de katma değer üretmeyen sektörlerin; siyasi yönelimlerin belirlediği, bütçe yükü ve kaynak israfına sebep olan enerji politikalarıyla bağını ortaya koydu.

NKP İstanbul bileşenlerinin, 26 Temmuz Cumartesi günü sona erecek “Eğitimciler Eğitimi Kampı’nı Nükleer Karşıtı Platform Facebook Sayfası‘ndan takip etmek mümkün.

(Yeşil Gazete)

‘Mega Projelerin’ şehir plancıları meslekten men edildi

İstanbul’da Üçüncü Köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu projelerinin imar planını yapan şehir plancıları Ahmet Özdal ve Arzu Özdal, TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından meslekten men edildi.

3.köprü

İstanbul 3. Köprü, 3. Havalimanı ve Kanal İstanbul gibi projelere karşı olduğunu Gezi olayları sırasında yayımladıkları açıklama ile duyuran Taksim Platformu’nun etkin örgütlerinden Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Şehir Plancıları Odası, 3. Köprü ve Kuzey Marmara Otoyolu’nun imar plancılarını meslekten men etti.

Kuzey Marmara Otoyolu ve 3. Köprü projesinin imar planını yapan şehir plancıları Ahmet ve Arzu Özdal’a, üyesi oldukları TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından ‘3 ay süre ile meslekten men’ cezası verildi.

Ortaklar, ‘yargısız infaz’ yapıldığını belirterek kararın iptali için mahkemeye başvurdu. Ankara İdare Mahkemesi’nde dava konusu olan olay şöyle gelişti: 2 Haziran 2011’de ihalesi yapılan Kuzey Marmara Otoyolu imar planı işini Ahmet Özdal ve ortağı Arzu Özdal’a ait Bige İnşaat firması aldı. TMMOB Şehir Plancıları Odası, planlama çalışmalarına başlayan ortaklara 9 Şubat 2012’de, işi yapabilecek yeterliliğe sahip olduklarını gösteren ‘mesleki denetim bilgi formu ve büro tescil belgesi’ verdi.

Oda, yapılacak işin de yazılı olduğu bu belge karşılığında firmadan yaklaşık 10 bin lira harç aldı. Ancak 4 ay sonra Şehir Plancıları Odası bu kez, Kuzey Marmara Otoyolu Projesi’nin ‘planlama ve şehircilik ilkelerine aykırı olduğu’, projede yer alarak ‘meslek etik ve ahlakı ile bağdaşmayan faaliyet’ yaptıkları gerekçesiyle iki ortak ile 4 firma çalışanı hakkında soruşturma açtı.

(Sabah/ Yeşil Gazete)

Kaş-Kekova artık koruma altında

Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün resmi onayıyla, Türkiye’nin denizel yönetim planıyla korunan ilk alanı oldu.

kekovaa

Son yıllardaki orfoz, lahoz, fangri gibi balık türlerde düşüş, deniz canlılarının oksijen kaynağı olan deniz çayırlarında azalma ve yasa dışı avcılıkta artışla gündeme gelen Kaş-Kekova koruma planı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlandı. Kaş-Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB) Denizel Yönetim Planı’nda, orman vasfını kaybetmiş arazilerden gelir elde etmek için yürürlüğe giren 2B uygulamasının Kaş için risk yarattığı ifade ediliyor. “Türkiye’de Kaş Bölgesi’nde fazla sayıda 2B arazilerinin yer alması, hak sahiplerinin belirlenmesi ve satış sürecinde Kaş’ta İlçeye yapılacak her türlü yatırımın Kaş-Kekova Deniz Koruma Alanı’nı etkileyeceği göz önünde bulundurulmalıdır ve plan kararları bu vizyon ile belirlenmelidir” denildi.

Planda ayrıca dalgıçlık faaliyetlerinin bölgede sıkıntı yarattığı belirtiliyor: “Aşırı sayıda dalıcı; balık topluluklarını olumsuz etkileyebilir, tecrübesiz dalıcıların deniz tabanıyla olan kontrolsüz temasları sonucunda algler, deniz bitkileri ve yaşamı deniz dibine bağlı diğer canlılar hasar görebilir. Bu nedenle dalış aktiviteleri sınırlandırılmalı ve dalış noktaları için günlük dalıcı taşıma kapasitesi belirlenmelidir.”

WWF: Plan tek başına yeterli değil

2002’den beri tehdit altında olan bölgede Patara’dan Antalya’ya kadar yaklaşık 210 kilometrelik deniz alanında Denizel Biyolojik Zenginlik Araştırması yapıldı. 2006 yılında Kaş ÖÇKB’sine Kekova da eklenerek, Kaş-Kekova ÖÇKB bakanlık gündemine de alındı. 2009-2013 yılları arasında yürütülen ‘Kaş-Kekova ÖÇKB Denizel Yönetim Planı Hazırlanması ve Uygulanması Projesi’ kapsamında denizel biyolojik çeşitlilik araştırması ve bunu tamamlayıcı oşinografik araştırmalar, tarım, balıkçılık, turizm gibi ekonomik faaliyetleri ve insan kaynaklı etkilerin boyutunu değerlendiren sosyoekonomik çalışmalar yapıldı.
Denizel yönetim planı bu araştırmalar ışığında; geçimi denizel kaynakların varlığına bağlı olan dalış kulüpleri, tur tekne sahipleri ve balıkçılarla yapılan toplantılar sonucunda katılımcı bir süreçle hazırlandı. Bu plan, deniz alanına yönelik tüm tehditlere karşı Kaş-Kekova’nın denizel değerlerinin korunmasını önceliklendiriyor. WWF-Türkiye’ye göre plan tek başına yeterli değil. Hazırlanan planın etkili bir şekilde uygulanabilmesi için, resmi yöneticilerle işbirliği içerisinde tüm paydaşların (bölgedeki oteller, dalış kulüpleri vs) söz sahibi olabileceği ve olası risklere anında müdahil olabileceği güçlü bir yerel yönetim biriminin de oluşturulması gerekiyor.

Sırada Foça ve Gökova var

Türkiye’de 16 Özel Çevre Koruma (ÖÇK) Bölgesi bulunuyor. Bu bölgeler içerisinde 11 tanesinin deniz ve kıyı alanına sahip olması sebebiyle denizel yönetim planı hazırlıkları yapıldı. Özellikle Foça ve Gökova’nın da Kaş-Kekova’dan sonra denizel yönetimle korunan alanlar olabilmeleri için hazırlıklar sürüyor. Türkiye’de yeni bir olgu olan denizel yönetim planı, korunan bir bölgenin denizel alanında faaliyetlerin belirli bir plana dayandırılarak yapılmasını amaçlıyor. Bu kapsamda, denizel kaynaklardan faydalanan herkesin (dalış kulüpleri, balıkçılar ve tur tekneleri gibi) aktiviteleri nasıl ve hangi şartlarda yapacağını tanımlayan yasal bir belge. Plan, beş yıllık bir eylem paketini içeriyor. Denizel biyolojik çeşitliliğin korunması için balıkçılık ve dalış/tekne faaliyetlerinin düzenlenmesi (özellikle tekneler için demirleme yerine şamandıra sisteminin teşviki gibi), deniz kirliliğini önleyici sistemlerin kurulması ve alt yapı çalışmaları, yasa dışı avcılığın denetlenmesi gibi denizel kaynaklara bağlı toplulukları tehdit eden konuların paket çerçevesinde çözüme kavuşturulması amaçlanıyor.

(Agos/ Yeşil Gazete)

Çöl tozu okyanusa can veriyor

Tim Radford’un Climate News’te yayınlanan yazısını Yeşil Gazete okuyucuları için çevirdik:

Denizbilimciler, hem Atlantik Okyanusu’nda çözülen demir miktarını ölçüp hem de bu demirin nereden geldiğini araştırdılar.

 Tahmini olarak 50 milyon ton Sahra tozu her sene Atlantik boyunca Amazon’a uçuyor.
Tahmini olarak 50 milyon ton Sahra tozu her sene Atlantik boyunca Amazon’a uçuyor.

Araştırma ayrıca hem “derin denizin maviyken neden kıyısal bölgeler genellikle yeşildir?” sorusunun yanıtını daha detaylı açıklama imkanı verirken hem de karbon dioksit meselesi ile okyanusların rolüne dair karmaşık soruların yanıtını da verdi. Ayrıca araştırmalar Kuzey Afrika’nın dünyanın geri kalanına kıyasla önemi gibi başka konuları da açıklama fırsatı buldular. Kuzey Afrika, okyanusları ve Amazon’u değerli tozuyla can veriyor.

South Carolina Üniversitesi’nden Tim Conway ve Seth John, Nature için yaptıkları açıklamada buldukları yöntemle büyük hacimlerdeki deniz suyu örneklerindeki suda çözünmüş demir içeriğini tespit ettiklerini ve sonrasında bu demiri izotoplarına ayırdıklarını söyledi.

İzotop, bir elementin doğal varyantlarından biri ve genellikle menşei farkını gösteriyor. Demir, eser miktarda bulunan yaşamsal bir element; onsuz memeliler kan akışında oksijen aktarımını sağlayan hemoglobini üretemez ya da bitkiler, hava ve güneş ile fotosentez yapan klorofil üretemez.

Derin okyanuslarda bitki gelişimi için gereken her şey var – gün ışığı, karbon, nitrojen ve su – ama demir yok. Bu yüzden derin denizler mavi olurken, besin zengini kıyısal sular yeşil olur.

Nehir ağızları ve deltalar, demir ve diğer besinler (nütrient) açısından zengin ve alg büyümesi için elverişli yerler. Okyanus fito-planktonlarının (denizel besin zincirini sürdüren mikroskobik bitkiler) alabildikleri demir miktarına bağlı olarak atmosferden çekebildikleri karbon dioksit miktarının da bir sınırı var. Dolayısıyla demir, büyük karbon döngüsü içinde önemli bir element. Ve çok büyük miktarlarda bulunmasına da gerek yok.

“Bir ton deniz suyu ile yaptığım araştırmada bulduğum demir miktarı bir kirpik tanesi miktarında” diyen Dr. John ekliyor: “herkesin demiri önemsemesinin nedeni demirin alg gibi okyanusların beşte birini oluşturan fito-planktonların büyümesini sınırlaması.”

Araştırmacılar, bir araştırma gemisiyle Kuzey Atlantik çapında 600 deniz suyu örneği topladılar ve toplanan her bir litre su içinde bulunan bir gramın milyarda biri miktardaki demirin nereden geldiğini belirlemek için işe koyuldular.

Kaynak Sahra

Ekip, okyanusun orta sırtları boyunca yerkabuğundaki hidrotermal volkan ağızlarından ölçülebilir oranlarda okyanus demiri sızdığını buldu. Çok küçük bir miktar, Afrika kıyılarındaki çökeltilerden, yüzde 10’undan fazlası Amerika kıyılarındaki oksijenli çamurdan geliyor. %71 ile %87 arasındaki bir oran da Sahra Çölü’ndeki tozla geliyor. Yani okyanustaki hayat, dünyanın en boş ve en kavrulmuş bölgelerinden birinin her yıl sağladığı gübreye bağlı.

Toz ve yaşam arasındaki oyun, bilim insanlarını on yıldan fazla süredir etkisine almış durumda. 2006’da, İsrailli araştırmacılar, Brezilya’daki yağmur ormanlarını gübreleyen tozun yarıdan fazlasının kurumuş Chad vadilerinden geldiğini buldu. İki sene sonra, Liverpool’dan (İngiltere) başka bir ekip, Sahra tozunun Atlantik Okyanusu için mineral kaynağı olduğunu teyit ederken 2007’de de İsviçreli ve Alman mikrobiyologlar, Charles Darwin’in topladığı kum örneklerini analiz etti. Bulguları rüzgârın getirdiği tozun Batı Afrika’dan Karayiplere tüm yolu kat edip mikrop taşıyabileceğini gösteriyordu. Tahmini olarak 50 milyon ton Sahra tozu her sene Atlantik boyunca Amazon’a uçuyor.

Dolayısıyla Güney Carolina araştırması, eylem bilim (science in action) için iyi bir örnek; çığır açıcı bir buluş yerine insanlığın bilgisine itinalı bir artı. Çalışma, hali hazırda şekillenmeye başlamış bir resme ölçülebilir verilerle katkıda bulunuyor. Bize, kıtalararası göçün yaşamın kendisi kadar eski olduğunu hatırlatıyor. Ve küresel iklim makinesini daha iyi anlamamıza da yardımcı oluyor.

Araştırmacıların, havayla taşınan tozun bulut oluşumunda – dolayısıyla yağış ve kuraklıkta – rol oynadığına ve hatta toz fırtınalarının, kasırgaların şiddetini azaltabileceğine dair teorileri var.

Eğer okyanuslarda ve ormanlarda daha fazla toz daha fazla karbon tutumu demekse o zaman büyük toz fırtınalarının yarattığı döngüler küresel termostatı da düzenleyebilir. Dr.John, “bu, buzul-buzularası döngüler gibi geçmiş iklim değişikliğini de anlamamıza yardımcı olabilir” diyor ve ekliyor: “Buzul çağlarında okyanuslardaki toz akışlarında büyük değişimler yaşanmış olabilir dolayısıyla günümüzde tozlarla ne kadar demir taşındığını anlamak, bunun buzul-buzularası döngülerdeki değişimi tetikleyen faktörlerden biri olup olmadığını anlamamıza da yardımcı olur.”

(Climate News Network, Yeşil Gazete)

Gün kurusuna kara haber

Malatya’da mart ayındaki zirai don nedeniyle üretimin düşmesine bağlı olarak perakende satış fiyatı geçen yıla göre yüzde 200 artan “gün kurusu” kayısı, kilogramı 45 liraya varan fiyatlarla satılıyor. Kuru kayısının fiyatı geçen yıl ise sadece 15 liraydı.

gün kurusu

 

Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Başkanı Hasan Hüseyin Erkoç, 31 Mart’taki zirai dondan sonra Malatya’da kayısının yüzde 95 zarar gördüğünü söyledi. Böylesine büyük bir felaketi Malatya’nın 100 yılda bir yaşadığını dile getiren Erkoç, “Ürün olmayınca haliyle arz-talep noktasında fiyatlar da tavan yaptı. Bu sene 5 liralık kayısı, 20 liraya çıktı. Gün kurusu kayısı, perakende olarak 40-45 liraya satılıyor. Toptan aldığımızda bunun fiyatı, 25- 30 lira aralığında değişiyor” diye konuştu. Erkoç, kayısı üretimi açısından zor bir yıl geçirdiklerini belirterek, zirai don nedeniyle üreticilerin yanı sıra tüketicilerin de sıkıntı yaşadığını dile getirdi.

Gün kurusu kayısının fiyatının çok yüksek olduğuna dikkati çeken Erkoç, fiyatın yüksek olmasına rağmen vatandaşların az da olsa bu ürünü tüketebileceğini ifade ederek, “Günde 3-4 tane tükettikleri zaman bütçelerini etkilemez diye düşünüyorum. Sağlığa ciddi anlamda katkısı olan, sağlığı ciddi anlamda destekleyen bir ürün. Bu tüketimi hızlandırmamız lazım. İç tüketimi hızlandırmamız lazım” dedi.

(Hürriyet/ Yeşil Gazete)

Hindistan kömürden alıp güneşe verecek

Hindistan Ekonomi Bakanlığı, ulusal ölçekte planladığı yenilenebilir enerji programına fon oluşturmak için kömüre vergi konacağını açıkladı.

Coal_lump

Hindistan, 2022 yılına kadar güneş enerjisi kapasitesini 22 bin MW’a çıkarmayı planlıyor. Yanı sıra 4 bin MW’la dünyanın en büyük güneş panelleri,  ülkenin ırmaklarını güneş panelleriyle kaplamak ve rüzgar enerjisi için ulusal ölçekte bir kalkınma programı kurmak planlar arasında.

Hükümet, uzun soluklu bir yenilenebilir enerjiye geçiş programı için gerekecek yüklü parayı kömür madeni sektöründen sağlamaya kararı verdi. Ülkede çıkarılan ya da ithal edilen her metreküp kömür için şirketlerden ve ithalatçılardan alınan 50 rupi vergi iki katına çıkarılarak 100 rupi oldu.

Ulusal Temiz Enerji Fonu’na aktarılması amacıyla yükseltilen vergiyle, 2015 yılının sonuna doğru 1.000 rupi (167 milyon dolar) kaynak sağlanması bekleniyor.

Toplanacak fon, güneş paneli gibi yenilenebilir enerji yatırımlarının yanı sıra çevre koruma projeleri ile temiz enerji sektöründeki araştırma-geliştirme faaliyetleri için de kullanılacak.

Öet yandan, çevre programı kapsamında, ülke tarihinde ilk defa sadece bir nehri, Ganj Nehri’ni temizlemek için bir bakanlık kuruldu. Yıllardır kirlilik sorunuyla karşı karşıya olan, ülkenin can damarı bu nehri temizlemek için kurulan bakanlığın fonu da kömür vergilerinden sağlanacak.

Uzmanlar, kömür vergisinin 12 aylık sürede $1.2 milyar dolarlık getirisinin olacağını belirtiyorlar.

(CleanTechnica/ Yeşil Gazete)

İsrail’in Gazze saldırısında kayıplar artıyor

7 Temmuz’dan beri devam eden Gazze saldırısında hayatını kaybedenlerin sayısı 577’ye ulaştı. Gazze’nin doğu sınırında bomba atışları devam ederken Hamas Siyasi Büro’dan Musa Ebu Merzuk, BM’nin ateşkes teklifine Netanyahu’nun henüz cevap vermemesini eleştirdi.

aa_picture_20140722_2852624_web
Fotoğraf: AA

İsrail’in 7 Temmuz’da başladığı saldırılar sonucu Gazze’de hayatını kaybeden Filistinlilerin sayısı 577’ye yükseldi, 3 bin 554 kişi yaralandı

İsrail topçu birliklerinin başta Şucaiyye, Ez-Zeytun ve Et-Tuffah olmak üzere Gazze’nin doğusundaki sınır bölgeleri yeniden bombalamaya başladığı ve bölgenin kuzeyindeki Beyt Hanun Hastanesi yakınlarına 5 roketin düştüğü bildirildi.

Gazze’de görevi fiili olarak devam eden Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail ordusunun Gazze’nin orta kesimindeki En-Nusayrat mülteci kampı, Deyr el-Belah ve Han Yunus kentlerine düzenlediği saldırılarda 4 Filistinlinin yaşamını yitirdiğini ifade etti. Kudra, Gazze kentinin batısındaki Eş-Şatıi mülteci kampına düzenlenen saldırıda 60 Filistinlinin yaralandığını dile getirdi.

Saldırıda kullanılan gazın türü belli değil

Öte yandan, İsrail ordusunun Gazze kentinin kuzeyindeki Eş-Şeyh Rıdvan Mahallesi, batısındaki En-Nafak Caddesi ile orta kesimindeki Zehra kentine henüz ne çeşit olduğu bilinmeyen “kötü kokulu” bir gazla saldırdığı belirtildi.

Görgü tanıkları, İsrail askerlerinin bölgedeki yerleşim yerleri ve tarım arazilerini hedef aldığı saldırıda gaz kullandığını, bölgeyi yoğun bir duman ile kötü bir kokunun sardığını, başta kadın ve çocuklar olmak üzere onlarca kişinin bundan etkilendiğini dile getirdi.

“Koruyucu Hat” adı altında 7 Temmuz’da Gazze’ye havadan saldırı başlatan İsrail ordusu, 17 Temmuz Perşembe akşamı da karadan saldırıya geçmişti.

“Netanyahu ateşkes teklifine cevap vermedi”

Hamas Siyasi Bürosu üyesi Musa Ebu Merzuk, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun BM’nin İsrail ile Gazze arasında 5 saatlik ateşkes teklifine henüz cevap vermediğini belirtti.

Ebu Musa, sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, BM’nin bugün yerel saate göre 10:00 ila 15:00 saatleri arasında taraflar arasında ateşkes yapılması yönündeki teklifte bulunduğu dile getirerek, “İsrail, söz konusu teklife şu ana kadar cevap vermedi. Netanyahu, bütün ateşkes tekliflerini kabul edeceğini söylemiyor muydu?” ifadelerine yer verdi.

BM ile İsrail tarafından konu hakkında henüz açıklama yapılmadı.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile BM Genel Sekreteri Ban-Ki mun, yetkililerle Gazze ile İsrail arasındaki “ateşkes” konusunu görüşmek üzere Mısır’ın başkenti Kahire’ye gelmişti.

Lice’de LPG dehşeti:70 yaralı

Diyarbakır’ın Lice İlçesi’nde kontrolden çıkıp devrilen LPG yüklü tankerin infilak etmesiyle alevlerin sıçradığı iki yolcu otobüsü ve hafif ticari araçta bulunan yaklaşık 70 kişi yaralandı.Tamamına yakını vucudunda çeşitli derecede yanıklar oluşan yaralılardan 20’sinin durumunun ağır olduğu belirtildi.

aa_picture_20140722_2852653_web
Fotoğraf: AA

Kazadan sonra alev topu içerisinde kalan araçlardaki yangın, yaklaşık 2 saat süren çalışmayla kontrol altına alındı. Olayda yaralananlar, askeri helikopterler ve ambulanslarla Diyarbakır başta olmak üzere çevre hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı. Yaralıların büyük bölümünün götürüldüğü Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde acil durum ilan edildi. Gelen yaralılara tedavi etmek için yoğum bakım ünitelerinde ek yataklar açılırken, bazı yaralılar ise ilk müdahalelerinin ardından yanık ünitelerinin bulunduğu Malatya, Batman ve Elazığ’daki hastanelere nakledildi.

Kazanın ardından Diyarbakır Valiliği’nde ‘kriz masası’ oluşturdu. sağlık bakanlığı’ndan yaralıların nakli için ambulans uçak ve helikopter talebinde bulunuldu. Bakanlık Ankara ‘dan iki ambulans uçak gönderdi. Diyarbakır’da yaralıları tedavi etmek için Bingöl, Elazığ ve Elazığ’dan doktorlar takviye olarak Diyarbakır’a sevk edildi. Yetkililer, kazada yaralı sayısının yaklaşık 70 olduğunu ve bunlardan 20’sinin durumunun ağır olduğunu kaydetti. (DHA)

Artvin’de madencilere karşı insan zinciri

artvinArtvin’de Kafkasör Yaylası Genya ve Cerattepe Mevkii’nde gümüş, bakır ve siyanürle altın aranacak maden sahasını kapsayan alandaki bakır madeni için verilen “ÇED olumlu” raporunun iptali istemiyle Rize İdare Mahkemesi’nde açılan “yürütmeyi durdurma ve iptal” davası kapsamında bölgede bilirkişi heyeti keşif incelemesi yaptı. Bölgede toplanan ve 3 kilometre uzunluğunda tek sıra insan zinciri oluşturan yaklaşık bin 500 kişi heyeti maden karşıtı sloganlarla karşıladı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2012 yılında Artvin’de Kafkasör Yaylası Genya ve Cerattepe Mevkii’nde gümüş ve bakır ile birlikte siyanürle altın aranacak maden sahaları için izin verdi. İhale sürecinin ardından bölgedeki maden sahasını kapsayan alandaki bakır madeni için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu hazırladı. 2007 yılında maden sahaları için verdikleri hukuk mücadelesini kazanan Artvinliler, geçen yıl yeniden hukuk mücadelesi başlattı, Yeşil Artvin Derneği öncülüğünde bir araya gelen 283 kişi ÇED raporunun yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Rize İdare Mahkemesi’ne dava açtı. Dava kapsamında Rize İdare Mahkemesi heyeti bölgede bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verdi.

Heyeti  İnsan Zinciri Karşıladı

artvin insan zinciriRize İdare Mahkemesi keşif heyeti öncesi otobüslerle Kafkasör Yaylası Genya ve Cerattepe Mevkii’ne çıkan yaklaşık bin 500 Artvinli ellerinde maden karşıtı pankartlarla tek sıra halinde 1.5 kilometre uzunluğunda insan zinciri oluşturdu. Bölge halkı “Genya dağı ve Cerattepe Artvin’in kalbidir, dokunma yanarsın” yazılı dev pankart açtı “madene hayır“ sloganları attı. Mahkeme heyetini bekleyen vatandaşlar hep bir ağızdan “Madenciler geliyor, kovacağız onları” dizeleri ile türküler söyledi.

Artvinlilerin avukatı Bedrettin Kalın, Genya ve Cerattepe Mevkileri için 4106 hektar alanda maden arama ruhsat izni verildiğini hatırlattı, bakır madeni için hazırlanan ÇED raporundaki proje dosyasında 31.8 hektar olarak gösterilen proje alanının gerçekte 38 hektar olduğunu söyledi. Proje uygulama alanının ÇED raporunda belirtilen alanı aştığını ifade eden Kalın, savunmasında şunları belirtti:

“Bu bölge Kafkasör Turizm Merkezi aynı zamanda Turizm Koruma ve Geliştirme alanı ilan edildi. Hemen yanında Hatila Vadisi Milli Parkı var. Bu bölgede 20 endemik bitki türü var. Flora ve fauna açsından çok zengin. Sadece Türkiye’de bulunan iki yırtıcı kuşun göç yolu. 21 memeli hayvanı barındırıyor. Artvin’in tüm içme suyu kaynakları bu bölgede. Maden ruhsat alanı yerleşim yeri sınırlarına dayanıyor. Atabarı Kayak Tesisleri yine bu bölgede. Çevre Düzeni Planı ÇED raporuna eklenmiş. Maden sahaları bu Çevre Düzeni Planı’nda yok. Ama bu dosyaya konarak sanki Çevre Düzeni Planı’nda bu sahalar varmış gibi gösterilmiş. Bu yalandır ve mahkemeyi aldatmaya yöneliktir.”

 

(Coruhpostasi.net)