Ana Sayfa Blog Sayfa 3898

‘Sivil toplum’ varsa, kim korkar AKP’den? – Baran Alp Uncu

Hani bir söz vardır, “su akar Türk bakar” diye. Bu lafı kim ettiyse, hiç iyi etmemiş.

Zira AKP iktidarı kapitalist küreselleşmeye eklemlenirken yürüttüğü ‘çılgın’ kalkınmacı politikalarıyla sanki bu lafın aksini ispat etme yarışında. Doğanın ve kentin hiçbir alanı yok ki AKP’nin projelerinden nasibini almasın. Hesapsız kitapsız bir kalkınma modeliyle ne orman bırakıyor, ne su, ne hava, ne de kent.

Zira eski Başbakan, yeni Cumhurbaşkanı Erdoğan da bir toplu tesis açılışında yaptığı konuşmada bu söze atfen şöyle demişti: “Artık ‘su akar Türk bakar’ yok. Artık ‘su akar Türk yapar.’ (1)

İşte tam orada durup, sormak gerekir: “Yapar ama nasıl yapar?”
Soruyu daha açık bir hâle getirirsek: “Doğayı teknolojik imkanlara güvenip sonuna kadar sömürdüğünde geriye ekolojik denge -dolayısıyla da sürdürülecek bir yaşam- kalır mı?”
Bu aslında genel anlamıyla büyümeye bağlı kalkınma ekonomisi ve ekolojik denge arasındaki ters orantılı ilişkiyi ilgilendiren, dünyanın genelinde cevaplanması gereken bir soru.
Ancak, AKP’nin pervasızca izlediği kalkınmacılık politikaları söz konusu olunca, iş orada bitmiyor. Çünkü hemen hemen tüm projeler demokrasi, temel hak ve özgürlükler hiçe sayılarak yürürlüğe sokuluyor.

AKP, sivil toplumun çeşitli kesimlerinden gelen haklı itirazları dikkate almamakla kalmıyor; her tür girişimin sesi olabildiğince kesmeye, bu girişimleri bastırmaya çalışıyor. Projelerin gerçekleştiği bölgelerde yaşayanlar karar alma mekanizmalarından dışlanıyor. Sonuçta, oyunu AKP’ye veren, vermeyen herkesin mağdur olduğu bir sistem tam gaz ilerliyor.
Bu işin bir başka boyutu da, doğanın ve kentin pazarlanacak birer mal olarak görülmesi. Piyasa ekonomisinin aktörleriyle kafa kafaya verip, kâr etmenin yollarını geliştiriyorlar.
O zaman, Erdoğan’ın sözlerinin sonuna “birileri kârı, bazıları da cukkayı cebe atar” diye eklersek, resmin tamamı ortaya çıkmış olur.

***

Türkiye’nin ‘yeni’ liberal devletiyle, eski dışlayıcı ve baskıcı devletinin kendine özgü karışımı yoluna devam ederken, karşısında güçlenen, çeşitlenen ve yaygınlaşan bir sivil toplumu da bulmakta.

Sivil toplum deyince bir parantez açmak gerek. Sivil toplum kavramı 1980’lerden itibaren üzerinde oldukça tartışılan bir konu oldu. Özellikle Latin Amerika ve Doğu Avrupa ülkelerinde liberal demokrasiye geçişte sihirli bir formül olarak görülmüştü. Türkiye’de de otoriter 12 Eylül rejimine karşı bir panzehir olarak bakılmıştı.

Ancak sivil toplumu liberal düzenin bir parçası olarak görerek burun kıvıranların sayısı hiç de azımsanmayacak kadar çoktu.
Çünkü birey merkezli liberal tanımına göre, sivil toplum bireylerin kendi çıkarlarını maksimize etmek için özellikle dernekler yoluyla faaliyette bulundukları, liberal/bireysel haklarını korudukları toplumsal alan. Devletin tam karşısında, piyasanın ise tam yanı başında konumlandırılıyor.
Oysa, sivil toplumun liberal tanımından farklı tanımları da bulunmakta.

Örneğin, Latin Amerika üzerine yaptığı çalışmalardan yola çıkarak alternatif bir sivil toplum tanımı geliştiren Philip Oxhorn’a göre, sivil toplum barışçıl şekilde bir arada var olan ve çeşitlilik içeren oluşum ve girişimlerden meydana geliyor. Bu sivil oluşumlar devletin tahakkümüne karşı direnirken, aynı zamanda siyasal alana katılım talebinde bulunmakta.(2)

Bu tanımla, sivil toplumun içinde bulunan kolektif oluşumlara ve mücadelelere yer açılmış oluyor. Sivil toplumun sadece derneklerden ibaret olmadığı, toplumsal hareketleri, kampanyaları, toplumsal ağları da kapsadığı kabul ediliyor. Çeşitli kimliklerle -sınıfsal, etnik ve diğer- hareket eden aktörlerin tümünü içeren oldukça karmaşık ve çeşitlilik içeren bir alan olduğunun altı çiziliyor.

Bu sivil toplum tanımını akılda tutarak, geçtiğimiz 15 gün içerisinde meydana gelen sivil toplum hareketlerinden bazılarını sıralayalım:

– İstanbul Kent Savunması, Türkiye’nin yaşadığı en büyük travmalardan biri olan 17 Ağustos depreminin 15. Yıl dönümünde, İstanbul’da belirlenen 470 afet toplanma alanının 300 tanesine alışveriş merkezi veya dev binalar yapıldığının bilgisini paylaştı. “Nereye Sığınacak Bu İnsanlar” başlığıyla sosyal medya kampanyası başlattı.
– İstanbul Kent Savunması, bölge yaşayanlarına, esnafına haber verilmeden oldubittiye getirilerek yapılmaya çalışılan Galataport projesinin ÇED toplantısını meşru olmadığı gerekçesiyle 19 Ağustos Salı günü engelledi.
– 20 Ağustos Çarşamba günü Validebağ Gönüllüleri’nin yaptığı çağrıyla otoparka dönüştürülmesi planlanan Validebağ Korusu’na gelen yüzlerce İstanbullu, bariyerleri aşarak koruya girdi ve bu inşaata izin vermeyeceğini bir kez daha ilan etti.
– İstanbul’un son kalan kuzeydeki ormanlarının alt sınırı olan Fatih Ormanı’na, Bilgili Holding ve Doğuş Holding ortaklığı tarafından 108 tane villa, lüks restoranlar, AVM ve 15 bin kişilik çok amaçlı salon yapılmasının planlandığını Kuzey Ormanları Savunması (KOS) resmi yazışmaları ele geçirerek ortaya çıkarmıştı. “Tek bir ağaç bile kesilmeyecek” denilerek pazarlanan proje, KOS ve İstanbul Kent Savunması’nın çağrısına uyan meslek odaları, dernekler ve mahalle dayanışmaları 23 Ağustos Cumartesi günü Bilgili Holding’e yürüyerek protesto etti.
– Göztepe’deki 50 yıllık Yeşilbahar İlkokulu’nun öğrencilerine, velilerine ve Kadıköylülere sorulmadan İmam Hatip’e dönüştürülmesi planına karşı çıkanlar, Kadıköy Kent Dayanışması, Göztepe Okuluma Dokunma İnsiyatifi ve İstanbul Kent Savunması’nın ortak çağrısıyla 25 Ağustos Pazartesi günü önce Kadıköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne, sonra Yeşilbahar İlkokulu’na yürüdü.
– 3. Köprü ÇED raporunda “fundalık” olarak gösterilen, aslında meşe ve çam ağaçlarından oluşan bir koru olan 3. Havalimanı inşaat alanı içerisindeki Yeniköy köyünde kesilen meşeler ile ağaç katliam başladı. KOS bunu anında haber yaptı.
– AKP’ye yakınlığıyla bilinen Limak şirketinin Siirt’in Botan Çayı üzerinde yaptığı ve işlettiği Alkumru Barajı’nın kapakları açıldı ve suya kapılan 40 kişiden 5’i hayatını kaybetti. Bu ölümler, yine Limak’ın neden olduğu Yeniköy’deki ağaç kıyımı ve 3. Köprü inşaatının yürütücülerinden ICA’nın şantiyesinde 1 işçinin hayatını kaybetmesi Ekoloji Meclisi, İstanbul Kent Savunması, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi ve KOS’un ortak çağrısıyla 26 Ağustos Salı günü bir eylemle protesto edildi.

Bu sivil oluşumların ortak özelliklerine bakarsak:

– Çoğu zaman iç içe geçen networkler olarak örgütleniyorlar. Böylelikle, oldukça esnek ve hızlı hareket edebiliyorlar.
– Liderleri yok; üyeleri yok; kısıtlayıcı ve katı iç tüzükleri, kuralları yok. Doğanın, İstanbul’un genelinin ve mahallelerinin sorunlarını dert eden herkes içlerine girip, işin bir köşesinden tutabiliyor.
– Kararlara eşit katılım konusunda büyük hassasiyet gösteriyorlar ve katılımcı demokrasi isterken bu hedefi kendi iç işleyişlerinde pratiğe döküyorlar.
– Eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi paylaştıkları temel noktalar. Ancak önceden yazılmış reçetelere, programlara göre hareket etmiyorlar. Mesele İstanbul’un genelini ilgilendiriyorsa İstanbullulara, bir mahalleyi ya da bölgeyi ilgilendiriyorsa oralarda yaşayanlara–buna kuşlar, hayvanlar, bitkiler, ağaçlar da dahil- yani sorunların doğrudan muhataplarına öncelik veriyorlar.
– Karşı karşıya kalınan bir dizi meseleyi birbirinden kopuk, ayrı bir şekilde ele almıyorlar. Biliyorlar ki, Kuzey Ormanları’nın yok edilmesiyle, mahallelerin dönüştürülmesi aynı zihniyetin birer sonucu. Böylelikle sadece kendi dar meseleleri içerisinde kalmadan, bir diğerinin yardımına, desteğine koşuyorlar.
– Sadece yürüyüş ya da gösteri yapmak gibi alışılmış repertuarları kullanmıyorlar. Tiyatro, müzik, fotoğraf gibi sanatın çeşitli alanlarını eylemlerinin içine katıyorlar. Kamp kuruyorlar; atölyeler düzenliyorlar. Farklı protesto biçimleriyle karşılarındakini şaşırtıyorlar.
– Sosyal medyayı ve iletişim teknolojilerinin tüm imkânlarını sonuna kadar en etkin biçimiyle kullanıp ve anında sürekli bir bilgi akışı sağlıyorlar.
Lafın özü, bir tarafta kalkınma, büyüme ve piyasa hedeflerini baskıcı uygulama ve politikalarla birleştirenler var. Karşılarında ise onların daha önce görmeye alışık olmadıkları şekilde örgütlenen, hareket eden bir sivil toplum. Toplumun içinden gelen taleplerin birbirini boğmadan diğerlerine eklendiği, zaman içinde alternatiflerini de oluşturan bu yeni sivil toplumun karşısında birincilerin işi oldukça zor.

 

Baran Alp Uncu – www.t24.com.tr

(1) http://t24.com.tr/haber/artik-su-akar-turk-bakar-yok-artik-su-akar-turk-yapar,245876

(2) Oxhorn, Philip (2006) “Conceptualizing Civil Society from the Bottom Up: A Political Economy Perspective” içinde R. Feinberg, C. H. Waisman ve L. Zamosc (der.) Civil Society and Democracy in Latin America, Palgrave MacMillan.

Taksim Meydanı Düzenleme Projesine “Meydan özelliğini yitirecek” itirazı

Beyoğlu’ndan sorumlu 2 No’lu Koruma Kurulu, Taksim meydanı için İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından özel firmalara hazırlattırılan ‘düzenleme projesi’ni 16 Temmuz’da kabul etti. Bu projeye göre meydanın çeşitli yerlerine ağaçlar dikilecek, süs havuzları ve oturma grupları yapılacak.

7 taksim meydanı...

Radikal’den Elif İnce‘nin özel haberine göre Taksim Meydanı ve Yakın Çevresi Düzenleme projesi ile Taksim Gezi Parkı Yaya Geçidi Projesi’nin 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu açısından sakıncası olmadığının belirtildiği projelere Mimarlar Odası ve Şehir Plancıları Odası yetkilileri Taksim’in meydan özelliğini yok edeceğini, koruma kurulu projeyi görüşürken dile getirdikleri itirazların dikkate alınmadığını belirterek karşı çıkıyor.

Yapıcı, “Projenin amacı meydanın fonksiyonunu değiştirmek”

8 taksim meydanı

Mimarlar Odası’ndan Mücella Yapıcı, “Bu ağaçlar meydanın toplu kullanılmasını engeller, dolayısıyla proje meydan fonksiyonunu değiştirmeye yöneliktir. Kararın meslektaşımız Mimar Cengiz Can’ın görev süresi dolmadan 2 No’lu Koruma Kurulu’nun başkanlığında alınmasının hemen ardından alelacele onaylanması manidardır” şeklinde konuştu.

Kahraman, “Taksim meydan vasfını yitirebilir”

Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Başkanı Tayfun Kahraman da projedeki ağaçlar ve yeşil alanların Taksim’in meydan vasfını yitirmesine neden olacağını söyledi. Kahraman, meydanın mevcut haliyle bırakılmasının da kabul edilemez olduğunu belirterek, “Gezi direnişiyle demokrasinin merkezi olan bu meydan için yapılacak düzenleme ortak akılla araştırılmalı ve bir yarışma düzenlenerek projelendirilmelidir” dedi. 

Kadir Topbaş, “Meydanda ağaç olmaz” açıklamasını yapmıştı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş Eylül 2013’te bir açıklama yaparak, “Esasında meydanlarda ağaç olmaz. Ama bizim insanlarımız meydanda da ağaç istiyor. Dünyanın gelişmiş kentlerin meydanlarına bakınız ağaç yoktur. Biz burada yeşillendirme, ağaçlandırma, şehir mobilyaları ve zemin kaplaması gibi çalışmalar yapacağız, daha bitmedi” demişti.

(Radikal)

Hasankeyf için Hasankeyf Yaşatma Girişim’inden Barajarock kampı

12 bin yıllık tarihi antik kent Hasankeyf’i sular altında bırakacak Ilısu Barajının durdurulması için Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi, Dicle Nehri kıyısında Hasankeyf Dayanışma Kampı, “Barajarock“ı kuruyor. Mayıs ayında yapılması planlanan ancak Soma’da yaşanan maden faciası nedeniyle ertelenen Hasankeyf dayanışma kampı Antik Kent’te 19 – 21 Eylül 2014 tarihlerinde düzenlenecek.

Barajarock Kampı ile ilgili basın açıklaması Tov Ekotopya Sanat ve Ekoloji Cafe'de okundu
Barajarock Kampı ile ilgili basın açıklaması Tov Ekotopya Sanat ve Ekoloji Cafe’de okundu

Dayanışma kampına, daha önce Hasankeyf Yaşatma Girişimi’ne başvuran 400 kişilik bir grubun yanı sıra Türkiye’nin birçok yerinden ve Avrupa’dan birçok delegasyon davet edildi.

Akyüz, “Bu sene temamız Direniş Kültürü”

UNESCO’nun 10 kriterinden 9’nu taşıyan Hasankeyf’in sularda boğulmasına izin vermeyeceklerini belirten Hasankeyf’i Yaşatma Girişimi Sekreteryası Ömer Faruk Akyüz, “Bu seneki temayı rock’un o direniş kültürüne evirmeyi düşünüyoruz. İsmini de ‘Barajarock’ olarak belirledik. Müziğin ve sanatın Hasankeyf’in tarihiyle birleşerek bir direnişe evrilmesi ile ilgili bir süreci başlatacağız. Davet ettiğimiz sanatçıları da alternatif müzik yapan müziğin direniş kültürü ile bütünleşen gruplardan seçmeye özen gösterdik.” dedi.

Öner, “Amacımız Hasankeyf’in çığlığını farklı kesimlere duyurmak”

5 barajarockHasankeyf’i Yaşatma Girişimi Sözcüsü Kemal Öner ise yaşatma girişimi olarak dayanışma kampı ile Hasankeyf’in çığlığını hem daha çok sayıda insana hem de daha farklı kesimlere ulaştırmayı amaçladıklarını söyledi.

Ilısu barajı yapımının, şimdiye kadar merkezi hükümetin var gücüyle karşı çıkmasına rağmen ilki 2001’de ve ikincisi de 2009’da olmak üzere iki kez durdurulduğunu hatırlatan Öner, uluslar arası ölçekte kazanılan bu başarının ülke çapında da yakalanması ve diğer bölge halklarına da umut olması ve Ilısu barajı benzeri ‘yıkım projeleri’ne hayır diyen tüm bireylerin ve halkların bir araya gelmesini hedeflediklerini ifade etti.

Barajarock Yeşil Gazete’de

Barajarock Kampı ile ilgili tüm gelişmeleri gazetemizin Batman muhabirleri aracılığı ile Yeşil Gazete üzerinden takip edebilirsiniz

(Batman Postası, Yeşil Gazete)

İl il 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlikleri

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB ile ortak alınan karar doğrultusunda, 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlikleri emek, meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütleriyle birlikte ülke çapında gerçekleştirilecek.

DİSK’in düzenleyici/katılımcı olduğu, bölgelerde gerçekleştirilecek eylemlere ilişkin program açıklandı. Ayrıca DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin ortak kararı doğrultusunda Silopi’den Yayla Dağ’a kadar sınır illeri ve ilçelerinde (Şırnak, Mardin, Şanlıurfa, Gaziantep, Kilis, Hatay) “Barış Zinciri” oluşturulacak. Barış Zinciri, 1 Eylül Pazartesi günü (Bugün) saat 17.00-20.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek.

3 dünya barış günü...

1 Eylül 2014 Pazartesi Etkinlikleri 

ADANA        

Saat: 17.30

Yer: İnönü Parkı Basın Açıklaması, Atatürk Parkına yürüyüş 

ANTALYA   

Toplanma Saati: 18.00

Toplanma Yeri: Aydın Kanza Parkından yürüyüş

Basın Açıklaması Yeri: Cumhuriyet Alanı 

ANKARA     

Toplanma Saati: 17.00

Toplanma Yeri: Toros Sok. yürüyüş

Miting  Yeri: Kolej Meydanı 

BURSA       

Toplanma: 18.00

Toplanma Yeri: Mafel’den yürüyüş

Basın Açıklaması Yeri: Heykel Meydanı 

DİYARBAKIR

Saat: 17.00

Yer: İstasyon Meydanında Miting

EDİRNE

Toplanma Saati: 18.00

Toplanma Yeri: Edirne Belediyesi önünden yürüyüş,  zincir oluşturularak

Yer: Saraçlar Cad. PTT önü basın açıklaması

ESKİŞEHİR

Toplanma Saati: 14.00

Toplanma: Köprübaşı Migros önünden yürüyüş

Basın Açıklaması Yeri: Hamam Yolu Saat Kulesi önünde Basın Açıklaması 

ANTEP 

Toplanma Saati: 17.00

Basın Açıklaması Yeri: Kilis Öncüpınar Suriye Sınır Kapısı önü 

İZMİR        

Toplanma Saati: 18.30

Toplanma Yeri: Basmane önü

Basın Açıklaması Yeri: Gündoğdu Meydanı 

KOCAELİ

Toplanma Saati: 18.00

Toplanma Yeri: Yürüyüş yolu

Basın Açıklaması Yeri: İnsan Hakları Parkı 

KAYSERİ

Saat: 18.00

Yer: Cumhuriyet Meydanı Miting

KONYA        

Saat: 14.00

Yer: Alaaddin Blv. İş Bankası önünde basın açıklaması 

SAMSUN

Saat: 18.00

YerÖğretmen Evi önünde toplanma, Çiftlik Akbank’a yürüyüş 

 

(Sendika.org)

25 Ağustos – 31 Ağustos 2014

İstanbul Valiliği 1 Eylül Barış günü mitingine izin vermedi

İstanbul Valiliği Demokrasi ve Barış Platformunun 1 Eylül Barış Günü dolayısıyla bugün Kadıköy’de düzenleyeceği “Barış Şöleni”ni yasakladı. Platform 16.00’da Boğa, 16.30’da İskele’ye çağrı yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk icraatı tazminat davası

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilk icraatı Başbakan görevini sürdürdüğü sırada 1500 liralık dava açtığı LGBTI aktivisti Levent Pişkin’e 50bin TL’lik tazminat davası açmak oldu.

LGBTİ aktivisti Levent Pişkin, Erdoğan’ın “Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse ben dört dörtlük bir Alevi’yim” açıklaması üzerine twitter’dan “Erdoğan’dan ‘dört dörtlük ibneyim, ibneliği sizden öğrenecek değiliz’ açıklaması bekliyorum. Öptüm. #AnayasadaLGBT” yazmıştı, bunun üzerine Erdoğan Pişkin’e hakaret davası açmıştı. Pişkin ise ibnenin hakaret değil cinsel yönelim olduğunu savunmuştu.

Erdoğan Perşembe günü mazbatasını alarak resmen Cumhurbaşkanı oldu

Recep Tayyip Erdoğan mazbatasını Meclis Başkanı Çiçek’ten alarak yemin etti, resmen 12. Cumhurbaşkanı oldu. Yemin törenine Cumhuriyet Halk Partisi vekilleri katılmadı

Davutoğlu 62. Hükümet kabine listesini Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sundu

Yeni kabine:

Başbakan: Ahmet Davutoğlu

Başbakan Yardımcısı: Bülent Arınç

Başbakan Yardımcısı: Ali Babacan

Başbakan Yardımcısı: Yalçın Akdoğan

Başbakan Yardımcısı: Numan Kurtulmuş

 

Adalet Bakanı: Bekir Bozdağ

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı: Ayşenur İslam

Avrupa Birliği Bakanı: Volkan Bozkır

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı: Fikri Işık

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı: Faruk Çelik

Çevre ve Şehircilik Bakanı: İdris Güllüce

Dışişleri Bakanı: Mevlüt Çavuşoğlu (Eski AB Bakanı)

Ekonomi Bakanı: Nihat Zeybekci

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı: Taner Yıldız

Gençlik ve Spor Bakanı: Akif Çağatay Kılıç

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı: Mehdi Eker

Gümrük ve Ticaret Bakanı: Nurettin Canikli

İçişleri Bakanı: Efkan Ala

Kalkınma Bakanı: Cevdet Yılmaz

Kültür ve Turizm Bakanı: Ömer Çelik

Maliye Bakanı: Mehmet Şimşek

Milli Eğitim Bakanı: Nabi Avcı

Milli Savunma Bakanı: İsmet Yılmaz

Orman ve Su İşleri Bakanı: Veysel Eroğlu

Sağlık Bakanı: Mehmet Müezzinoğlu

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı: Lütfi Elvan (ÖK)

[Dünya Basketbol Şampiyonası] Türkiye 77 – ABD 98

İspanya’da devam eden FIBA Dünya Kupası’ndaki ikinci maçında Türkiye, turnuvanın bir numaralı favorisi ABD’ye 98-77 mağlup oldu.

2 Dünya Basketbol Şampiyonası Türkiye-ABD...

Turnuvada C grubunda mücadele eden Türkiye, ilk maçında Yeni Zelanda’ya karşı 76-73’lük üstünlük sağladı. ABD karşısında ise ilk 3 çeyrekte rakibiyle başa baş bir mücadele sergileyen ve soyunma odasına da 40-35 önde giden 12 Dev Adam son çeyrekte güçlü rakibine karşılık veremedi ve salondan 98-77’lik skorla mağlup ayrıldı. İlk mağlubiyetini bu sonuçla alan Türkiye, C Grubu’ndaki üçüncü maçında 2 Eylül Salı günü (yarın) saat 16.00’da Ukrayna ile karşı karşıya gelecek.

12 Dev Adam’ın ABD’ye karşı istatistiki bilgileri ise şöyle, Cenk Akyol 12 sayı, 4 ribaundla, Oğuz Savaş ve Sinan Güler de 9’ar sayıyla oynadı. ABD’de Faried 22 sayı ve 8 ribaundla maça damga vururken, Anthony Davis de 19 sayı ve 6 ribaundla mücadele etti.

(Eurosport)

Bağdat Caddesi’nde “Bisiklet bir ulaşım aracıdır” eylemi

“Trafik’te biz de varız” diyen bisiklet kullanıcıları 31 Ağustos Pazar günü Bağdat Caddesinin bir şeridini trafiğe kapatarak caddede yatma eylemi gerçekleştirdi. Bisiklet yolu olmamasına isyan eden bisiklet kullanıcıları, “Motor(lu/suz) tüm iki tekerleklileri fark edin” mesajı verdiler.

1 bağdat caddesi bisiklet eylemi...

Bisikletli Ulaşım Platformu’nun çağrısı üzerine bir araya gelen yüzlerce bisikletçi, trafikte bisikletlilere yönelik uygulamaların olmaması nedeniyle hayatını kaybeden bisikletçilere dikkat çekmek için eylem yaptı. Caddebostan Sahili’nde buluşan bisikletçiler, Bağdat Caddesi’nde yolun bir şeridini trafiğe kapatarak yere yattı.

Bisikletli Ulaşım Platformu’ndan yapılan duyuruda “Trafik teröristleri tarafından öldürülen bisikletli arkadaşlarımızı anmak, trafik kurallarını hiçe sayarak insanların ölümüne sebep olan araç sürücülerini lanetlemek, bu teröristlere yeterli cezayı vermeyen hukuk düzenini ve bu başı bozuk düzene karşı hala kılını kıpırdatmayan ilgili tüm kurum ve kuruluşları kınamak için geçen sene olduğu gibi bu sene de tüm duyarlı bisikletseverler ve bisiklet grupları ile birlikte Caddebostan sahilinde buluşuyoruz, sesimizi tüm Türkiye ’ye duyurmak için var gücümüzle hep birlikte haykırıyoruz, “BİSİKLETLİ ÖLÜMLERİ DURSUN!” mesajı verildi.

Son bir yıl içerisinde Hasan Berk Baysal, Meril Çiğdem Durmuş, Zihni Şahin, Tolga Beyenir, Cumali Güçlü, Murat Demirtaş, Mustafa Onur Karaca ve Çağatay Avşar bisiklet kullanırken diğer araç sürücülerinin dikkatsizlikleri, trafik kurallarında bisikletlilere yönelik maddelerin ve bisiklet yollarının bulunmaması gibi nedenlerle hayatlarını kaybetmişlerdi.

(Radikal)

25 Ağustos – 31 Ağustos 2014

Beş haftadır süren ve çoğu Filistinli sivil olmak üzere en az 2,100 kişinin ölümüne neden olan çatışmaların ardından İsrail hükümeti ve Hamas arasında bir ay sürecek bir ateşkes anlaşmasına varıldı. Bu ateşkes anlaşmasının öncekilere göre kalıcı olacağı düşünülüyor.

Batı ve bölge hükümetleri IŞİD’in Irak ve Suriye’deki ilerleyişini durdurmak için tartışa dursun, cihatçı gurup Raqqa yakınlarındaki Tabqa hava meydanını ele geçirdi. Bazı Amerikalı ve İngiliz politikacı ve komutanlar Suriye Başkanı Beşar Esad’la işbirliği ihtimalini ortaya koyarken Batı hükümetleri henüz çekimser.

Boko Haram’ın saldırısına uğrayan 500 Nijerya askeri Kamerun’a kaçtılar. Ekstrem İslamcı grup kuzeydoğu Nijerya’da birkaç yıldır kargaşa yaratıyorlar.

İki sene boyunca aralıklı devam eden çatışmaların ardından Mozambik hükümeti ve muhalif Renamo hareketi Ekim ortasında yapılacak başkanlık ve meclis seçimleri öncesinde barış anlaşması imzaladı.

Brezilya başkanlık adayları ilk televizyon münazarasını yaptı, kesin kazanan yok. Bir seçim anketi çevreci Marina Silvia’nın %29 oy alacağını gösterirken Dilma Rousseff’in oy oranı %34’e düştü.

Kolombiya silahlı Kuvvetleri ve Kolombiya Devrimci Silah Güçleri Havana’da seferberliğin sona erdirilmesi ve silahsızlanma üzerine konuşmalara başladı. İki yıldır süren barış görüşmelerine ilk defa hizmete devam eden askeri yetkililer katıldı.

Ukrayna’nın uzak güneydoğusunun da işgaliyle Rusya’nın yayılması istilası kanıtlandı. Ukrayna başkanı Petro Poroşenko meclisi dağıtarak 26 Ekim’de seçimleri istedi. Sonrasında Belarus’un başkenti Minsk’e giderek Rusya başkanı Vladamir Putin’le çatışmaları bitirmek için görüşme yaptı, ama ilerleme kaydedilmedi.

IMF başkanı Christine Lagarde Fransız sulh hakimleri tarafından siyasi-yolsuzluk skandalıyla resmi soruşturma altına alındı. Skandalda Nicolas Sarkozy destekçisi iş adamlarından Bernard Tapie’nin de adı karıştı.

Berlin belediye başkanı Klaus Wowereit Aralık’ta şehirin yeni havalimanı tartışması nedeniyle görevi bırakacağını söyledi. 2001’den beri görev yapan valinin 2012’de açılması planlanan Berlin-Brandenburg havalimanının gecikmesiyle popülerliği azalmıştı.

Tayvan savunma sahasına giren Çin askeri ajan uçaklarını izlemek için savaşçı-jet gönderdiğini söyledi. İddia edilen müdahale Pentagon’un Güney Çin Denizi’nde bir Çin jetinin ajan uçağıyla “tehlikeli” bir şekilde kesiştiğini söylemesini izleyen günlerde oldu.

Japonya mahkemesi Fukuşima nükleer santralinin işletmecisi TEPCO’nun bir aileye tazminat ödemesine karar verdi. 2011’de yaşanan tsunaminin santrale verdiği zarardan sonra evinden çıkmak zorunda kalmıştı ve intihar etmişti. Dava diğerleri için de emsal oluşturabilir.

Pakistan’ın başbakanı Nawaz Şharif meclisi ziyaret ederek 2013 seçimlerinde hile yatığı iddiasıyla kendisini istifaya çağıran muhalif hareketini suçladı. Arka planda Pakistan ordusu Sharif’in zayıflayan gücünden faydalanarak politikada daha etkili olmaya başlıyor.

Endonezya’nın seçilen başkanı “yatay liderlik” tabanlı “yeni demokrasi” dönemini getirme sözü verdi. Jakarta valisi Temmuz’da Endonezya’nın anayasa mahkemesinin yaptığı seçimden galibiyetle çıkmıştı.

Kaliforniya’nın Napa bölgesinde 6,0 şiddetinde bir deprem oldu, 170 kişi yaralandı. Binalar ve tarihi yapılar zarar gördü. 1989’dan beri körfez bölgesinde görülen en güçlü sarsıntı. (ÖK)

Sülüklü Göl’de “bencil” insan sesleri

Yaz aylarının sonuna geldiğimiz bugünlerde artan telaşla, fırsat bulduğum her haftasonu doğanın kucağında dağı, taşı, karıncayı izleyebilmek aralarında olabilmek adına kampa gitmeye çalışıyorum. Geçtiğimiz haftasonu da benzer telaşı ve heyecanı olan iki eski dostla Sülüklü Göl Tabiat Parkı’na gittik. Bolu sınırına düşen bu parkta heyelan sonucu 300 yıl önce oluşmuş gölü görmek ve şehir hayatından uzaklaşmaktı niyetimiz. Sakarya’nın Akyazı ilçesinden sonra vardığımız Dokurcun beldesinden yürüyerek Bolu sınırındaki Tavşansuyu köyü sonrasında yola eşlik eden dereyi takip ederek ulaştığımız dağların arasındaki göl, renginin güzelliği ile gelme kararımızın ne kadar doğru olduğunu bir kez daha onaylıyor.

Suluklu_Gol
Fotoğraf: Zeliha Yıldırım

Bu büyüleyen manzaraya eşlik etmesini beklediğimiz doğanın sesleri dışında bambaşka bir ses karşılıyor bizi. İlk şaşkınlığımız bu duymaya alışık olmadığımız silah sesleri oluyor. Gölün yanı başına kadar arabalar ile gelen bölge insanı ellerinde silahlar havaya ateş (kuru sıkı) ediyorlar. Dağlar arasında yankı yaparak yükselen bu ses telaş ve korku yaratıyor. Silah atımının kısa süreceğine inanarak kamp için uygun bir alan arıyoruz. Devlet görevlilerinin bölgeye ayı bıraktığı bilgisi konuştuğumuz herkesin ağzında olduğu için göl ile orman arasında bir yerde karar kılıyoruz. Çok fazla seçenek yok zira. Kamp alanı hakkında yaptığımız internet araştırmasından öğrendiğimiz suyun olmadığı bilgisinin doğrulanmaması da doğada kirlenmeyi göze almış bizler için tatlı bir sürpriz oluyor.

Çadırlar kuruluyor, gece boyunca muhabbete eşlik etmesi planlanan ateş için çalı, çırpı, ağaç dalı toplanıyor. Toplanan dalların yeterli olacağına ikna olduğumuzda güneş batmasa da dağlardan görülemez seviyeye inmiş oluyor. Havanın nemini de tam bu an hissetmeye başlıyoruz. Akşam yemeği hazırlıkları için ateşi ufaktan yakmaya başladığımızda epeydir görüşemediğim dostlarla edeceğimiz derin muhabbettin fonuna da zemin hazırlanmış oluyor. Sonrasında saatler süren muhabbet, yıldızların parlaklığı, yakınlığı geliş niyetimizi ve tam tersi istikamette yaşadığımız hayatı belirginleştiriyor.

Kampta geçirdiğimiz neredeyse her anımıza (gece 3 ya da sabah 7 farketmeksizin) silah seslerinin eşlik ettiğini söyleyebilirim. Bu durumun gerçek sebebini ise çok sonraları silah atan iki kişi ile konuştuğumda net olarak anlıyorum. Bölge insanı, bu yeşilin türlü rengini gölün üzerine bir tuvalmışcasına tek tek çalarak ona o muhteşem rengini veren bu dağlara taşlara silah atmaya geliyormuş meğer. Stres attıkları ve başka bir yerde bu “zevk”i yaşayamadıklarını söyleyerek savunuyorlar kendilerini.

İşte o zaman orada azınlık olduğumuzu “silah atmaya dağa gidelim” tipi stres atma yönteminin uygulama alanı olarak o bölgeye gidildiğine ikna oluyoruz. Bu nedenle de planladığımızdan daha erken ayrılmak zorunda kalıyoruz; gölün etrafını gezemeden, yakınında oturamadan, ayağımızı suya değdiremeden. Bize bile korku salan bu insan cinsi dağa, taşa, ağaca, kuşa nasıl korku salıyor kim bilir.

Yasaklama, denetimsizlik, ruhsatsız silahlanma hepsini bir kenara bırakıyorum (Bu gibi denetimlerin sıklaştırılması için jandarmaya ve Bimer’e talebimizi ilettik). Ancak doğanın o sessizliği içerisinde insanın silah sıkmayı istemesini, bu eylemin bizi rahatsız ettiğini söylememize rağmen devam etmesini anlayamıyorum. O silah sesi ile sana ben hükmediyorum diye mi sesleniyor doğaya? Yoksa çaresizliğini, acizliğini mi yenmeye çalışıyor doğa karşısında? Başka yerde atamıyoruz derken aslında kanundan kuraldan kendilerini frenlediklerini ancak yapmak istediklerini mi söylüyorlar? Yasa, kanun mu zaptediyor onları? Bu denetim eksikliğinin olduğu her yerde bencilliğinin zirvesinde mi geçirecek hayatını? Diğer hiçbir canlıyı umursamayacak, duymayacak mı? Tüm bu sorular şairin(*) “En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir / Birbirini anlamayan” sözünü doğrulanmış oluyor.

Maalesef, kendi tercihlerimizle kurguladığımız hayatı yaşamaya çalışsak da engelleyemediğimiz müdahaleler oluyor hayatımıza. Tüm ayrıntılarını önceden planladığımız, güzelliği için çabaladığımız bir an, bir hayat işte o “bencil insan” yüzünden yaşanamaz hale geliyor. Şehirden kaçıp doğaya sığınmak istediğimiz kısa bir an da olsa bizi bulan, sitemden çıkıp kırsalda yaşamaya karar verdiğimizde köyümüze termik santrali kuran da aynı bencil insan. Çabalar her an her yerde olan bu insan cinsine karşı…

(*) Can Yücel

(Yeşil Gazete)

 

Nükleersiz türkiye için kürekle karadeniz(12.13.14. günler)

Nükleersiz.org ve Yeşil Düşünce Derneği (YDD) tarafından başlatılan  bir sivil toplum hareketi gümbür gümbür geliyor Hopa’dan İstanbul’a doğru .  Sandalın içerisinde Hüseyin Ürkmez’den  ayrı “nükleere karşı ses çıkar! “  ,”yaşam bizim ,sağlıklı yaşam hakkımız engellenemez ,Çernobil’in  mağdurlarıyız ! diyen insan toplulukları , kıyıda  nükleer karşıtı bu sivil hareketi canlı canlı kamuoyuna duyurmaya çalışan medya  … Ağır ağır çekiyor Hüseyin kürekleri , mesajı iletiyor bir kıyıdan diğerine . Ne kadar ağır sandal o kadar iyi ,o kadar derinden  gidiyor mesaj.

Hopa’dan ayrıldıktan 12 gün sonra   Bulancak’tan çıkmış oldu Hüseyin;  sabahı,  Kutsi Bey ve arkadaşlarının misafirperverliğiyle karşılamıştı ,teşekkürler Kutsi Bey!  Sandalına bindi , kıyı boyunca çay bahçeleri artık kola fanta bahçesi olmuştu sanki ,Çay yoktu!Kulaklarıma inanamadım . Sonra “Çay” sesi yankılandı zihnimde..”Çay yoktu!” Desenize bizim memlekette ne toprağını işleyene  ne hayvanlarını otlatana ne de yolda biraz demlenmek isteyene vardı “çay” .Buradaki “çay”dan “derelere,akarsulara; bölgeye ev sahipliği yapanların su kaynaklarına atlayıp ”alabildiğine kontrolsüz giden HES projelerine dokunmaya çalıştığımı anlamışsınızdır;  Efsane midir  ülkemizde 10bine yakın HES kurulduğu ve bunun 330’unun Karadeniz bölgesinde bulunduğu ? Ama hala umut var ,bu üç gün içerisinde HES mücadelesini kazanmış Fatsa’ya da uğrayacağız ne de olsa…İzlenen rota  Ordu-Medreseönü-Fatsa .

ordu

 

Ordu’ya yaklaşırken dostlar aramaya başlamıştı Hüseyin’i karşılamak için ,Gülyalı o gün  ilk kucaklandığı limandı , Ordu’daki  karşılamaya hazırlıktı bi nevi. Sinan Bey evinde çay ikram etti Hüseyin’e , 1-1,5 saat sonra yine küreklerine asıldı Hüseyin .Gülyalı’da yeni bir doğa tahribatı tüm haşmetiyle karşısındaydı . Ordu-Giresun Havaalanı ,Avrupa’nın ve Türkiye’nin deniz üzerine inşa edilen ilk havaalanı . Avrupa’lı  nasıl olmuştu da akıl edememişti denzin üzerine havalimanı yapmayı  ? Yoksa onların doğadan alacakları bir hıncı ya da rantı yok muydu? Çevre etki değerlendirmeleri adil ve yasal  kararlar olarak  düzgün mü alınabiliyordu ? Kararları onaylamayanlar ses çıkartabiliyor muydu? Ordu-Giresun Havaalanı’nın açılışı 29 Ekim 2014 olarak ilan edilmişken hala dinamitlerin patlatılıyor oluşu bana bu inşaatın da  aynı Marmaray inşaatının “hızlandırılmış” formatına dönüşeceğini  düşündürdü. Önceki yazılarımdan hatırlayacağınız üzere bir de Trabzon’daki İkiztepe Havaalanı ’nı vardı  deniz üzerine yapılan . Şimdiye kadar henüz 500km kadar yol gitmişken Hüseyin , iki tane farklı özelliklerde de olsa  denizi doldurularak yapılan havalanı geçmişti . Anlaşılan karadeniz’de uçaktan fırsat bulup  gemilerimiz bile batamayacaktı artık …

Ordu’daki basın açıklamasını da dostlarımız vasıtasıyla sorunsuz gerçekleştirdi Hüseyin , medyanın ilgisi kabarmıştı artık, nükleer karşıtı bir sivil toplum hareketi  tam da Karadeniz’in ortasındaydı .

Ordulu Arkadaşlar kızmasın ama duyduğuma göre bir başka güzelmiş otoyol un arkadan geçtiği  kıyılar Fatsa yolunda  ; Mersin,Aziziye, Çaytepe kıyıları büyülemiş bizim doğa adamı Hüseyin’i . Daha fazla asılmak için küreklere iyileştirme bile yapmış  kürekleri inceltmek suretiyle önce cam zımpara sonra ince zımpara…

Geldik Fatsa’ya , Sevgili Gülizar Hanım ve arkadaşları esirgemedi desteğini ,teşekkürler! Daha yeni kazanmışlardı HES mücadelesini . Kendisine has bitki örtüsü ve su samurları (lutra lutra) ile ünlü Şahsen Deresi ’nin, Bakanlar Kurulu Kararı ile acele kamulaştırma kapsamına alınması köylüleri harekete geçirmiş ,haksız verilen ÇED kararlarına itiraz edilmişti.  Su samurlarına ve barış içinde yaşayan insanlarına hediye olmuştu güzel Bolama Çayı-Şahsen Deresi .Tebrikler Fatsa!  Ne diyelim darısı güzel Sinop’un , Akkuyu’nun  , tüm Türkiye’nin  başına !

Not: “Su samurları, ekolojik dengenin korunması açısından çok önemli çünkü su samurları temiz sularda yaşar ve hastalıklı balıkları yiyerek beslenir. Suda su samuru yaşıyorsa bu durum o suların çok temiz olduğunun da göstergesidir” Batı Karadeniz Ormancılık Araştırma Enstitüsü Raporu.

Hüseyin’i http://share.findmespot.com/shared/faces/viewspots.jsp?glId=0IsTDk7U0PboEv3f5T3TgDG6AE5DXLBZt  takip edebilir ; Projeye  http://www.fonlabeni.com/proje/detay/1763/nukleersiz-turkiye-icin-kurekle-karadeniz üzerinden katkıda bulunarak yerinizden kalkmadan  nükleersiz bir Türkiye için bir kürek de siz atabilirsiniz.

Yeşil Gazete/Pınar Demircan