Ana Sayfa Blog Sayfa 3896

[Dünya Organik Kongresi] Kongrenin 9 ana konuşmacısını tanıyalım

13-15 Ekim 2014’te İstanbul’da yapılacak olan Dünya Organik Kongresi’nin en önemli özelliklerinden biri, organik, sağlıklı ve doğa dostu gıda konusunda dünyaca ünlü konuşmacılara ev sahipliği yapacak olması. Dünya Organik Kongresi kapsamında İstanbul’a gelecek olan 9 ana konuşmacıyı dinleme fırsatını kaçırmayın!

Dünya Organik Kongresi vesilesi ile yolu İstanbul’a düşecek 9 ana konuşmacıyı kısaca tanıyalım

2 - elma - iofam...

Yemi Akinbamijo, Afrika Tarım Araştırmaları Forumu’nun (FARA) Genel Müdürü. Nijeryalı olan Dr. Akinbamijo, 28 yıllık kariyeri boyunca Afrika ve Avrupa’da uluslararası tarım, gıda güvenliği ve kırsal kalkınma alanlarında çalıştı. Pek çok yayını var ve çeşitli uluslararası araştırma kurullarında görev aldı.

Will Allen, dönüşüm yaratan bir kent çiftçisi ve Growing Power (Büyüyen Güç) sivil toplum örgütünün kurucusu ve lideri. Mayıs 2010’da, Time dergisinin Dünyanın En Etkili 100 Kişisi listesinde yer aldı ve 2011’de Forbes dergisinde Dünyanın En Güçlü 7 Gıda Uzmanı’ndan biri olarak adlandırıldı. İyi Gıda Devrimi: Sağlıklı Gıda, İnsanlar ve Topluluklar Yetiştirmek adıyla yayınladığını otobiyografik bir kitabı var.

Elisabeth Atangana, aslen bir çiftçi. 2005’ten bu yana PROPAC’ın (Orta Afrika Çiftçi Örgütleri Bölgesel Platformu) Başkanlığını yürütüyor. 2012’de FAO’nun Kooperatifler Özel Elçisi olarak atandı. Sürdürülebilir kalkınma ile ilgili politika ve stratejilerde kırsaldaki kadınlar ve gençlerin durumunun da dikkate alınmasına öncelik veriyor.

Lyonpe Yeshey Dorji, Bhutan’ın demokratik olarak seçilmiş ikinci Tarım ve Orman Bakanı. ABD’de Missouri Üniversitesi, bitki sistematiği üzerine özelleşerek Biyoloji alanında yüksek lisans derecesi aldı ve 2008 yılında politikaya atılmadan önce Tarım Bakanlığı’nda araştırmacı ve planlama uzmanı olarak çalıştı. Bhutan, Gayri Safi Milli Mutluluk programının bir parçası olarak tüm tüm ülkede organik tarıma geçilmesine yönelik çalışmalarını sürdürüyor.

Christian Felber, çok satan bir yazar ve Viyana Ekonomi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. Attac Austria’nın kurucularından biri ve “The Economy for the Common Good” (Kamu Yararı için Ekonomi) ve “Bank for the Common Good” (Kamu Yararı için Banka) hareketlerinin öncüsü.

Anna Lappe, ulusal düzeyde tanınan bir organik tarım ve adil gıda zinciri savunucusu, aynı zamanda çok satan bir yazar. Uluslararası bir araştırma ve popüler eğitim ağı olan “Küçük Gezegen Enstitüsü”nü (Small Planet Institute) kurdu. Şu anda sürdürülebilir gıda ve tarım hareketini eğitmek, esinlemek ve büyütmek amacıyla videolar, online film yarışmaları, etkinlikler ve eğitim kaynakları üreten Real Food Media Project’in de yöneticiliğini yapıyor.

Kathleen Merrigan, eski ABD Tarım Bakanlığı Müsteşarı. Görevi süresinde, yerel gıda sistemlerini desteklemek üzere, Çiftçini Tanı, Gıdanı Tanı (Know Your Farmer, Know Your Food) Girişimi’ni yarattı ve yürüttü. 2010’da Time Dergisi tarafından ‘dünyanın en etkili 100 insanı’ arasında sayıldı. Şu anda George Washington Üniversitesi’nin Sürdürülebilirlik Müdürlüğü’nü yürütüyor.

Raşit Pertev, IFAD (Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu) Sekreteri. KKTC eski Tarım ve Orman Bakanı, Cumhurbaşkanlığı eski müsteşarlarından. Cambridge Üniversitesi ve Londra Üniversitesi Ekonomi Fakülteleri’nden mezun oldu. Paris’te Dünya Çiftçiler Birliği’nde gelişmekte olan ülkelerden sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı olarak çalıştı. Türkiye’de de, tarımın yeniden yapılandırılması projelerinde görev aldı.

Pat Mooney, uluslararası bir sivil toplum örgütü olan ve yeni teknolojilerin dezavantajlı grupların yaşamları ve geçim kaynakları üzerindeki etkisine odaklanan ETC grubunun kurucularından biri ve yöneticisi. Uluslararası sivil toplumla çalışma konusunda yaklaşık yarım yüzyıllık bir deneyime sahip. Doğru Yaşam Ödülü (“Alternatif Nobel Ödülü”), Pearson Barış Ödülü ve elini taşın altına koyanlara verilen Zürafa Ödülü’nü aldı. Mooney, küresel yönetişim, kurumsal yoğunlaşma, fikri mülkiyet tekelleri konularında otorite olarak kabul ediliyor.

(Buğday, Yeşil Gazete)

Susuzluk ve Tuz Gölü – Mehmet Gündoğdu

Küresel ısınmanın belirtilerinden biri olan kuraklıktan en fazla etkilenen illerin başında Konya gelmektedir. Birçok göl kurumaya başladı, birçok bitki yok olma tehlikesiyle karşı karşıya geldi ve birçok hayvan sulak bölgeleri terk etti.

Bu olumsuzlukları hazırlayan nedenleri az ya da çok hepiniz biliyorsunuz. Yine de kısaca anımsatmakta yarar var. Bilinçsiz tarım, bilinçsiz sulama, elli binden fazlası kaçak olan yetmiş bini aşkın kuyular, tarım alanlarının imara açılması, yeni tarım arazileri için ormanların gözden çıkarılması, yeni orman alanları açılmaması ve ağaç dikmeye önem verilmeyiş… Bunlar ilk aklımıza gelen nedenlerden bazıları.

Konya kapalı havzasında normalde yılda 1 metre azalan yer altı suları bu yıl 4- 5 metreyi buldu. Yer altı sularının çekilmesiyle Tuz Gölü’nün tuzlu sularının kuyulara doğru, Konya Ovası’na doğru akacağı tehlikesi bir teori olmaktan çıkmak üzere. Çok geçmeden Konya Ovası tuzlu suyla kaplanacak ve bu da tarım alanlarındaki topraklarda çoraklığı getirecektir. Yani şöyle diyebiliriz: Konya yer üstü ve yer altı sularını hızla kaybetmektedir. Mavi tünel projesi bu sorunları çözebilecek mi bilmiyorum.

Su üstüne sorunlar varsayımların ve beklenilenlerin çok üstündedir. Yarın geç kalınmış olacaktır. Her şeyden önce de Tuz Gölü’nü kurtarmanın yollarına bakılmalıdır. Aksi halde, zaten matrak olan bizlerin adı tuzsuza çıkarsa şaşırmayın!

Basına yansıyan haberlerden öğrendiğimize göre; Tuz Gölü en geç 10 yıl içinde tamamen yok olacakmış. Tuz Gölü’nün bugünü ve yarını için kaygılarımız çok. Yetkin bilim insanlarımızın yıllar süren araştırma ve incelemelerinden Tuz Gölü’nün ömrünün bir hayli azaldığı sonucuyla karşılaşıyoruz. Bilim insanları bu yok oluşu iki ana nedene bağlamaktalar: Küresel iklim değişikliklerine bağlı olarak yağışların azalıp, kuraklığın baş göstermesi ve kaçak kuyuların taban sularını çekmesi.

Yapılan araştırma ve incelemelere göre; havzada sayısı kesin olarak bilinmeyen pek azı ruhsatlı çoğu da kaçak açılmış pek çok kuyunun olduğu ortaya çıkmış. Öncelikle sorunun temelini bu kuyular oluşturmakta. Bilim insanları bir başka tehlikeyi daha önemle vurguluyorlar. Kuyular ve kuraklık dolayısıyla Tuz Gölü havzasının yüzey suları çekilirse, Konya Ovası’ndaki taban suları denetim altına alınmazsa; çok yakın bir gelecekte Konya Ovası’nı tuzlu sular istila edecek bu da çoraklığa ve toprak bozulmasına neden olacakmış. Konya kanalizasyonunun da Tuz Gölü’ne akıtılması da ayrı sorunlar getirmede.

İklime bağlı bir derecelik ısınma bile önüne geçilmez felaketlerin tetiklenmesinde büyük rol oynuyormuş. İklime bağlı ısınma tehlikesi ise kapıda beklemekte. 35 yıllık incelemelerde havzada kış aylarındaki yağışların yüzde otuz oranında azaldığı ve artık taban sularının çekilmeye başladığı da acı bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.

Bilim insanlarına göre Tuz Gölü’nü kurtarmak için ilk yapılacak iş; kaçak kuyuların su çekmelerinin önlenmesi. Aksi halde acı sonuçları hep birlikte görebiliriz.

 

Amerikan Futbolu oyuncusu eşcinsel olduğunu açıkladıktan sonra takım bulamadı

Amerikan Ulusal Futbol Ligi NFL’de eşcinsel olduğunu açıklayan ilk oyuncu Michael Sam, yeni sezon için hiçbir takımdan teklif almadı.

Cinsel yönelimini Şubat ayında açıklayan Michael Sam, 4 Eylül’de başlayacak yeni sezon öncesindeki seçmelerde ligdeki 32 takımdan hiçbirinden teklif almadı.

Michael Sam

St Louis Ram’dan ayrılan 22 oyuncu arasında yer alan Sam, Twitter hesabından takımına teşekkür ederek “hayatta en değerli şeyler nadiren kolayca elde edilir. Bu benim her zaman bildiğim bir ders olmuştur. Yolculuk devam ediyor,” dedi.

“Karar Sam’in cinsel yönelimiyle ilgili değil”

St Louis Ram teknik direktörü Jeff Fisher da Sam’in kadroya alınmamasının yalnızca futbolculuğuyla ilgisi olduğunu belirterek oyuncunun NFL’de oynamaya devam edecek kadar başarılı olduğunu söylemişti.

Oyuncu seçmelerinde ikinci ya da üçüncü sıradan takıma girmesi beklenen Michael Sam, eşcinsel olduğunu açıklamasının ardından tahmini sıralarda 70 sıra birden düştü.

(Kaos GL)

ABD’den Somali’de Eş-Şebap’a operasyon

0

ABD askerleri, Somali’de Eş-Şebab terör örgütüne karşı operasyon düzenliyor.

Yazılı açıklama yapan ABD Savunma Bakanlığı Sözcücü John Kirby, “ABD askeri güçleri, bugün Somali’de Eş-Şebab şebekesine karşı bir operasyon yürüttü” dedi.

7 eş şebap

Operasyonun halen devam ettiğini ve sonuçlarını değerlendirme aşamasında olduklarını belirten Kirby, zamanı geldiğinde konu hakkında ilave bilgi vereceklerini söyledi.

Islamcı terör örgütü Eş-Şebab, geçtiğimiz Pazar günü Somali’nin başkenti Mogadişu’da bir cezaevine baskın yapmış ve tutuklu militanlarını kurtarmaya çalışmıştı. ABD’nin bu saldırı sonrası askeri operasyon düzenlediği belirtildi.

Eş-Şebab örgütü kontrolü altında bulunan Mogadişu’yu 2010 yılında Afrika Birliği güçlerine teslim etmek zorunda kalmıştı. Ancak Mogadişu’nun bazı güney ve merkez bölgeleri halen Eş-Şebab’ın elinde bulunuyor.

(Ntvmsnbc)

Almanya’dan Irak Kürdistan Özerk Bölgesi’ne silah yardımı kararı

0

Alman hükümeti, IŞİD ile savaşan Irak Kürdistan Özerk Bölgesi’ne Eylül ayı içinde silah yardımı yapma kararı aldı. İlk aşamada 4 bin kişilik peşmerge gücünün ihtiyaçlarını karşılayacak kadar silah gönderilecek.

Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, Suriye ve Irak’ta ilerleyişini sürdüren Irak Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı Irak Kürdistan Özerk Bölgesi’ne silah yardımında bulunma kararı aldıklarını açıkladı.

 Savunma Bakanı, Almanya Başbakanı Merkel başkanlığında yapılan zirvenin ardından Dışişleri Bakanı Steinmeier ile birlikte basın toplantısı düzenledi. [Fotoğraf: AA]
Savunma Bakanı, Almanya Başbakanı Merkel başkanlığında yapılan zirvenin ardından Dışişleri Bakanı Steinmeier ile birlikte basın toplantısı düzenledi. [Fotoğraf: AA]
Bugüne kadar Kuzey Irak’a 50 milyon euroluk insani yardım yaptıklarını söyleyen Leyen, krizin yalnızca insani yardımla çözülemeyeceğini belirtti. Kuzey Irak yönetiminin talebi üzerine hükümet içinde ve müttefiklerle değerlendirme yaptıklarını ve silah yardımında bulunma kararı aldıklarını bildirdi.

Yeşiller ve Kamuoyu Silah Yardımına Karşı

Hükümetin kararının ardından Federal Meclis, 1 Eylül Pazartesi günü yapılacak özel oturumda silah yardımı kararını ele alacak. Hükümet daha önce silah yardımı için Meclis’ten yetki gerekmediğini açıklamıştı. Bu oylama sembolik bir nitelik taşıyacak.

Almanya’da muhalefette bulunan Sol Parti, silah yardımına karşı çıkıyor. Bir diğer muhalefet partisi Yeşiller içinde görüş ayrılıkları bulunuyor.

Federal Meclis’te Başbakan Angela Merkel liderliğindeki Hıristiyan Birlik partilerinin 311, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti’nin 193 sandalyesi bulunuyor. Muhalefetteki Sol Parti 64, Yeşiller Partisi de 63 sandalyeye sahip.

Almanya ikinci televizyonu ZDF’in 22 Ağustos’ta yaptığı kamuoyu anketine göre, Alman halkının yüzde 67’si Almanya’nın Kuzey Irak’a silah yardımına karşı çıkarken, destek verenlerin oranı yüzde 27.

(Al Jazeera)

Keban barajında 40 yılın en büyük kuraklığı

Keban Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nde (HES), havzalardan gelen su miktarının kuraklık nedeniyle azalmasına bağlı olarak, elektrik üretiminin geçen yılın ilk 8 ayına göre yüzde 30 azaldığı bildirildi.

keban-daki-kuraklik-elektrik-uretimini-vurdu-4729256

Keban HES İşletme Müdürü Tahsin Yazıcı, bu yıl, Türkiye’nin tamamında olduğu gibi Fırat Havzası’nda da kuraklık yaşandığını, Keban HES’in de kuraklıktan etkilendiğini söyledi.

Yazıcı, Keban Barajı’nın 40 yıllık tarihinde kuraklıktan en fazla bu dönem etkilendiğine işaret ederek, “Öyle ki 40 yıl boyunca yaptığımız ölçümlerde en kötü yılımız 2008’di. 2008 yılında 28 Ağustos’a kadar gelen toplam suyumuz 11,2 milyar metreküp, bu yıl gelen toplam suyumuz 5,9 milyar metreküp civarında. Bu yıl kuraklık o kadar kötü ki en kötü yılımızın takriben yarısı kadar su geldi” diye konuştu.

Baraj gölünün kotunun geçen yıl 28 Ağustos itibarıyla 841,43 metre seviyesinde olduğunu anımsatan Yazıcı, bu yıl aynı tarihte yapılan ölçümde ise kotun 830,59 metre olarak tespit edildiğini belirtti.

(AA)

[Dünya Organik Kongresi] Will Allen da IFOAM 2014 için İstanbul’da

13-15 Ekim 2014 tarihlerinde, Buğday Derneği ev sahipliğinde İstanbul’da yapılacak olan Dünya Organik Kongresi’nin (IFOAM Organic World Congress) katılımcılarında biri de sağlıklı gıdanın ekimi, üretimi ve yeterli hizmet alamayan kentsel nüfusa ulaştırılmasında dönüşüm yaratan kent çiftçisi, Dünyanın en güçlü 7 gıda uzmanından biri  Will Allen.

1 Will Allen - İfoam...

Tarladaki ürünü, tarlanın sahibiyle bölüşen, tarlayı kiralayan bir yarıcının oğlu  ve eski bir profesyonel basketbolcu iken 28 yaşında spor hayatına veda eden Will Allen Procter & Gamble şirketinde de kurumsal pazarlama yaparak birkaç yıl geçirdi.

Kent Çiftçisi

http://youtu.be/K5zP4WPgcqY

Kurumsal hayatının ardından  çiftçi kökenlerine geri dönen Allen, emeklilik tazminatıyla, içinde seraları bulunan, şehrin içinde bir arazi satın aldı. Burada ülkenin en önde gelen kent çiftliği ve sivil toplum örgütünü – “Growing Power (Büyüyen Güç)” – kurdu ve yöneticiliğini üstlendi.

Allen, Growing Power’da ve ülkenin ve dünyanın çeşitli yerlerindeki toplumsal gıda projelerinde, ekonomik şartları ne olursa olsun tüm insanların taze, güvenilir, ekonomik ve besleyici gıdalara her zaman ulaşabilmesini savunmakta.

Yaşamı boyunca geliştirdiği yöntemleri kullanarak, toplum üyelerini birer toplum çiftçisi olmak üzere eğitiyor ve böylece onları ekonomik ya da politik güçlere bağlı olmadan güvenli bir iyi gıda kaynağına sahip olmalarını sağlıyor.

Büyüyen Güç

Will Allen, 2008’de John D. ve Katherine T. MacArthur Vakfı’nın, ‘Deha Ödülü’ olarak da  bilinen ödülünü aldı ve bu onuru kazanan ikinci çiftçi oldu. Ayrıca Clinton Küresel Girişimi’nin de bir üyesi ve Şubat 2010’da, First Lady Michelle Obama’nın Amerika’da çocuk obezitesi salgınını ortadan kaldırmak için yürüttüğü “Let’s Move! (Hareket Edelim!”) programının lansmanı için Beyaz Saray’a davet edildi.

Mayıs 2010’da, Time dergisinin Dünyanın En Etkili 100 Kişisi listesinde yer aldı. 2011’de Forbes dergisinin Dünyada Güç sayısı için Micheal Pollan tarafından Dünyanın En Güçlü 7 Gıda Uzmanı‘ndan biri olarak adlandırıldı ve 2012’de Ulusal Eğitim Derneği’nin (NEA) Halk Eğitimine En Başarılı Hizmet Ödülü’nü aldı.

10 Mayıs 2012’de İyi Gıda Devrimi: ‘Sağlıklı Gıda,  İnsanlar ve Topluluklar Yetiştirmek’ adıyla otobiyografisini yayınladı ve ardından 2012’de NAACP Image Ödülü’ne aday gösterildi.

Eşiyle birlikte Oak Creek, Wisconsin’de yaşıyor. Bildiği ne varsa ailesinden öğrendiğini söyleyen Allen, “İnsanların elinde olanı paylaştığı ve diğerini önemsediği,kolladığı zamanlara dönmek zorundayız.Çünkü hayatta kalabilmemiz için tek yol bu…” diyor.

Will Allen, 13-15 Ekim 2014’te düzenlenecek Dünya Organik Kongresi’nde konuşma yapmak üzere İstanbul’a geliyor. 

Ayrıntılı bilgi için Dünya Organik Kongresinin resmi internet adresi http://www.owc2014.org u ziyaret edebilirsiniz

(Yeşil Gazete, Buğday)

İsrail’den yeni Filistin toprağı gaspı

İsrail otoriteleri, Filistin topraklarına dahil olan Wadi Fukin bölgesinin 400 hektarının bundan böyle ‘Devlet toprağı’ olacağını duyurdu. Bu açıklamaya göre, 1200 Filistinli’nin yaşadığı köy artık Filistinlilerin mülkü olmaktan çıkabilir ve üzerine yeni İsrail yerleşimleri yapılabilir.

Screen shot 2014-09-02 at 12.42.30
Kırımızıyla işaretli bölge Filistin topraklarındaki Wadi Fukin bölgesi. Güney Kudüs’e yakın bulunan bölge hem İsrail hükümeti hem de Filsitin açısından stratejik öneme sahip.

Al Jazeera’den Dalia Hatuqa’nın haberine göre, Batı Şeria’da bulunan ve üç tarafı, gittikçe büyüyen İsrail yerleşimleriyle çevrili Wadi Fukin bölgesinin ‘İsrail toprağı’ olarak kabul edileceği açıklamasıyla ‘Beitar Lilit’ isimli büyük yerleşime dahil edileceği tahmin ediliyor.

Yerleşim ihlallerini takip eden ‘Peace Now‘ isimli grubun verdiği bilgiye göre, İsrail, 1980 yılından beri bu kadar büyük bir Batı Şeria toprağını işgal etmemişti. Bu işgalle birlikte Green Line bölgesi ve Beitar Illit, Kfar Etzion, and Gevaot arasındaki ulaşımın sağlanarak Batı Şeria yerleşimlerinin Kudüs’e doğrudan bağlanmasının mümkün olacağı tahmin ediliyor.Peace Now grubunun genel direktörü Yariv Oppenheimer, işgal edilen toprağın sınıra çok yok ve stratejik bir bölge olduğunu belirterek “Bölge İsrail için Güney Kudüs’teki yerleşimlerle bağlantı anlamına gelirken Filistinliler için de köylerinin Bethlehem civarına ve Güney Kudüsü’e bağlantısının sağlanması anlamına geliyor” ifadelerini kullandı.

Filistinliler hakkını İsrail mahkemelerinde arayacak

Toprağı işgal edilecek Filistinlilerden biri olan Mohammad Assaf ise “Burası nasıl bir devlet toprağı haline getirilebilir?” diye soruyor: “yaşadığım yer babamdan bana kaldı, ona da büyük babasından kalmış. Zaten şu anda gittikçe büyüyen bir nüfusla ve tarımsal imkansızlıklarla yaşıyoruz.” Bir başka bölge sakini Ahmed Sukkar, “1948’de 12 bin metrekare alanımız vardı, bugünse 1 bin 600 metrekareye düştü. Bunların sadece 120 metrekaresinde tarım yapabiliyoruz. İsrail mahkemelerine gidip hakkımızı arayacağız.”

Wadi Fukin’de yaşayan Filistinlilerin 45 gün boyunca itiraz hakkı bulunuyor.

ABD: barış sürecine zarar verici hareket

ABD yetkilileri işgal kararını ‘barış sürecine zarar verici bir hareket’ olarak tanımladı. İsrail Savunma Bakanlığı ise işgalle ilgili bir neden sunmadı. Buna rağmen İsrail devlet radyosunun verdiği bilgiye göre, işgal kararı geçtiğimiz Haziran Gazze’de otostop yaparken kaçırılan ve sonrasında ölü bulunan üç genç İsrailli yerleşimcinin öldürülmesine bir cevap niteliği taşıyor.

Haziran ayında gerginleşen ve bugüne kadar şiddetin dozunun gittikçe arttığı bölgede İsrail hava ve kara harekatlarıyla Filistin topraklarına saldırmış, 2 bin Filistin sivil ve 17 İsrailli asker ölmüştü.

(Al Jazeera / Yeşil Gazete)

Filistin’de Hamas- El Fetih gerilimi

Hamaslı yetkililer Ramallah’ta düzenlenen kutlama gösterilerinin ardından bazı üyelerinin Fetih Hareketi tarafından tutuklandığını duyurdu. Fetih ise Hamas’ı kendi üyelerini zorla Gazze’de tutmakla suçladı. Hamas yönetimi, mensuplarının ailelerinin Fetih Hareketi tarafından Batı Şeria’da zorla evlerinde tutulduğunu ve çıkmamaları için baskıya maruz kaldıklarını öne sürdü.

Al Jazeera’nın haberine göre Batı Şeria’da Filistinli güvenlik güçleri Gazze’de ateşkes kutlamalarını düzenleyen ekipten bir kişiyi tutuklayarak, ses ve görüntü cihazlarına el koydu.

Al Jazeera’ya konuşan Fetih’e bağlı güvenlik yetkilileri, gösterilerine katılan bazı Hamaslıları kutlamaları esas amacından saptırmakla suçladı.

Hamas yetkilisi Said Ebu Baha, en az beş Hamas üyesinin Filistinli güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındığını iddia etti.

Ebu Baha, gözaltı işleminin Fetih’ten izin alınarak resmi prosedürlere uygun düzenlenen kutlamalar sırasında yapıldığını söyledi.

Kutlamalar sırasında bölgenin Fetih’e bağlı ekipler tarafından basıldığını ifade eden Ebu Baha, ses ve ışık sistemlerine el konulduğunu, gösterilere izin verilmediğini aktardı.

Hamaslı yetkili, kutlamalarda bazı kişilerin ferdi ve sorumsuz bir şekilde davranmış olabileceğini de söyledi.

Ancak Ebu Baha, güvenlik güçlerinin kutlamaların özüne ve genel söylemine bakmaları gerektiğini, kutlama heyetinin birliği zedeleyecek bir söylem kullanmadığını, resmi prosedürün dışına çıkmadığını ifade etti.

Fetih’in suçlamaları
Konu ve Hamas’în iddialarıyla ilgili Fetih Merkezi Karar Komitesi tarafından yazılı bir açıklama yapıldı. Açıklamada Gazze’de bulunan Fetih yanlısı 300 ailenin İsrail bombardımanına rağmen zorunlu ikamete mecbur bırakıldığı ifadesi yer aldı.

Fetih, Hamas’ın bu ailelerin nasıl bir tehlike altında bulunduklarını bildiği halde bu yolu seçtiğini kaydetti.

Al Jazeera’ya açıklama yapan Fetih Hareketi yetkililerinden Avda Recub, Hamas’ın tutuklu Fetih üyelerini, ‘cezaevini boşalttık’ açıklaması yapmasına rağmen İsrail bombardımanı altında cezaevinde tutmayı sürdürdüğünü devam ettiklerini söyledi.

Recub, Birlik Hükümetinin üzerine düşeni yapması gerektiğini, Hamas’ın da kendi üzerine düşeni şeffaf bir şekilde yerine getirerek yardımcı olması gerektiğini söyledi.

Birlik Hükümeti
Gazze’yi yöneten Hamas, Fetih hareketiyle birlik hükümetinin kurulması konusunda 2 Haziran’da anlaşmaya vardı. Ardından Rami Hamdallah önderliğindeki hükümet üyeleri yemin ederek göreve başladı.

Ancak birlik hükümetinin kurulmasının ardından, Doğu Kudüs’te üç Yahudi yerleşimcinin kaçırılmasını gerekçe gösteren ve Hamas’ı suçlayan İsrail Gazze’ye saldırmaya başladı.

İsrail, yıllardır abluka altında tuttuğu Gazze’ye, 7 Temmuz’da havadan ve denizden, 17 Temmuz’da ise karadan saldırıya geçmişti. Daha sonra ordusunu karadan çeken İsrail, Mısır’ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerle 26 Ağustos’ta Filistinli gruplarla varılan ateşkesle saldırılarına son vermişti. Saldırılarda 578’i çocuk 2 bin 147 kişinin hayatını kaybettiği 11 binden fazla kişinin yaralandığı açıklanmıştı.

Kaynak: Al Jazeera

Poroşenko: Rusya doğrudan ve açıkça saldırıyor

Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko, Rusya’yı “doğrudan ve açıkça” ülkesine saldırmakla suçladı.

BBC’nin haberine göre Poroşenko, Moskova yönetiminin Ukrayna’daki krize müdahil olması nedeniyle bölgedeki dengenin değiştiğini söyledi.

Kiev’de bir harp akademisinde konuşan Ukrayna lideri, hükümet güçlerinin son günlerde aldığı yenilgiler nedeniyle Ukrayna ordusunda önemli değişikliklere gidileceğini de belirtti.

Ukrayna’da hükümet güçleri ile Rusya yanlısı ayrılıkçılar arasında son olarak Luhansk kentindeki uluslararası havaalanı çevresinde çatışmalar yaşanıyordu.

Ukrayna hükümet sözcüsü Andriy Lysenko, ordunun tank ateşi altında kalmasının ardından havaalanındaki mevzilerini terk ettiğini açıkladı. Söz konusu tankların Rusya’ya ait olduğu ileri sürülmüştü.

Öte yandan Ukrayna’nın Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı’ndaki daimi temsilcisi Ihor Prokopçuk, uluslararası toplumun Moskova üzerindeki yaptırımları sertleştirmesi ve Ukrayna’ya kendisini savunması için askeri yardım göndermesi gerektiğini söyledi.

Geçtiğimiz günlerde NATO, 1000 kadar Rus askerinin Ukrayna sınırını geçtiğini ve ülkenin doğusundaki ayrılıkçılara yardım ettiğini belirtmiş ve buna dair uydu fotoğrafları yayımlamıştı.

Rusya, Ukrayna sınırını yasadışı olarak geçip oradaki Rus ayrılıkçıları desteklediği iddialarını reddediyor.

Ayrılıkçıların eylemlerini ‘haklarını savunan insanların doğal tepkileri’ olarak niteleyen Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, “İnsanlar açıkça vurulurken Rusya kenara çekilip bekleyemez” dedi.

Ukrayna İçişleri Bakanı Anton Geraşçenko, Rusya’dan gelen 500 kişinin İlovaysk bölgesine konuşlandığını söyledi. Geraşçenko, Rus askerlerin muhaliflere taze güç ve mühimmat desteğinde bulunduğunu belirtti.

Ülkedeki çatışmalar ise devam ediyor. Son 24 saatte Rus yanlısı muhaliflerden 80 kişinin öldüğü belirtilirken Ukrayna ordusunun kayıp sayısı açıklanmadı.

Haftasonu Rus yanlısı militanların top atışı sonrasında bir sahil güvenlik botu infilak etti.

Muhalifler bunu Kiev yönetimine karşı denizdeki ilk galibiyet olarak duyurdu. Ukrayna ordusu ise saldırı sonrası kaybolan iki sahil güvenlik görevilisinin arama çalışmalarına devam edildiğini açıkladı.
Lavrov’dan ateşkes çağrısı

Öte yandan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Ukrayna’daki çatışmalara son verilmesi için acil olarak ateşkes ilan edilmesi gerektiğini söyledi.

Lavrov, Ukraynalı askerlerin mevzilerinden çekilmesi gerektiğini belirterek, sivil halka zarar verebileceklerini dile getirdi.

Ukrayna krizine çözüm arayışları kapsamında Rus ve Ukraynalı yetkililer bugün Belarus’un başkenti Minsk’te yeniden bir araya geliyor.

Geçen haftaki görüşmeler kapsamında çatışmaları sona erdirmek için iki tarafın bir “yol haritası” hazırlamak üzere anlaştığı belirtilmişti.

Rusya, Mart ayında Ukrayna’nın güneyindeki Kırım’ı ilhak etmiş, bunu takiben Nisan ayında Ukrayna’nın doğusunda çatışmalar patlak vermişti.
Nisan ayından bu yana süren çatışmalarda yaklaşık 2600 kişi öldü.

Ukrayna’ya silah yardımı çağrısı

Bu arada ABD’nin önde gelen senatörleri Obama yönetimine, ‘Rusya işgaline’ karşı Ukrayna’ya silah yardımı yapma çağrısında bulundu.

ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Demokrat Senatör Robert Menendez, Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’in ‘saldırganlığı’ nedeniyle bir bedel ödemekle yüz yüze gelmesi gerektiğini söyledi.

Senatör John McCain ise, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik eylemliliğiyle ilgili “Bu bir işgaldir” yorumunda bulundu.

Pazar günü Putin, Ukrayna’nın doğusu için ‘devlet olma durumunu’ tartışma çağrısında bulunmuştu.

(Kaynak : BBC TÜRKÇE)