Ana Sayfa Blog Sayfa 3850

Fukushima’da radyoaktif kirlilik şimdiye kadar ölçülenin 10 katı

Fukushima’da Mart 2011’ de yaşanan felaketin sonucu olan radyoaktif kirliliğin yeraltı sularına ve yeraltı sularından da okyanusa karıştığını tespit ettikten sonra periyodik ölçümlere başlayan Tokyo Elektrik Şirketi (TEPCO), bu ölçümleri Fukushima’ daki 1 no’lu reaktörden başlayarak 4 no’ lu reaktörün de dahil olduğu alanda 34 ayrı noktada periyodik olarak gerçekleştiriyor ve yeraltı suyundaki radyoaktiviteyi ölçmeye çalışıyor.

Fukushima 1 no’lu reaktördeki durum her hafta yapılan ölçümlere kıyasla bu ay sonuçlara göre hiç de iyiye gitmiyor. Kontamine sudan alınan örnekte her zamankinden 10 kat fazla trityum(hidrojenin radyoaktif izotopu) tespit edildi. TEPCO’dan bir yetkili bu duruma cumartesi günü yaşanan tayfun ve aşırı yağışların kontamine suyu süpürerek yeraltı sularına karıştırmasının sebep olmuş olabileceğini söylüyor.

tayfun

Perşembe günü 2 no’lu reaktörün doğu kısmındaki bir kuyudan alınan örnekte litrede 150.000 bekerel ölçüldü. Uzmanlara göre bu miktar şimdiye kadarkilerin içindeki en yüksek miktar ve geçen hafta ölçülenin 10 katı olduğu ifade ediliyor. İlaveten, alınan örnekte yapılan incelemelere göre kemik iliği kanserine yani lösemiye yol açan olan stronsiyum 90 gibi beta ışını yayan maddenin yer altı suyunda rekor denebilecek 1,2 milyon bekerel düzeyinde olduğu tespit edildi. Bahsi geçen kuyu nükleer santralin Pasifik tarafına bakan limana çok yakın bir yerde bulunuyor.

Su krizinin bu hafta Vongfong Tayfununun yarattığı gerilimle artacağı düşünülüyor. Vongfong Tayfunu, süper tayfun kimliğini yitirmiş olsa da çok güçlü. Hızı saatte 180 kilometre olan tayfunun Pazartesi günü Kyushu’ya ulaşması bekleniyor . Meteoroloji Ajansına göre kuzeye Tohoku bölgesine doğru estiği için tayfunun etkisini yitirmeden Salı günü de Tokyo’ya ulaşma ihtimali var.

Okinawa’da aşırı yağışlara sebep olan tayfunun bilançosu şu şekilde; Okinawa ile Kyuushu bölgelerinde toplam en az 35 kişi yaralandı, 150.000 kişi yıkılan ağaçların altından çıkarıldı ya da sel sularından kurtarıldı ve 60.000 hanede elektrik kesildi.

TEPCO yetkilisinin söylediğine göre Fukushima 2 no’lu reaktörün yine doğu kanadında bir başka kuyudan alınan yeraltı suyu örneğinde yapılan testlerde beta ışını yayan madde 2,1milyon bekerel tespit edildi ki bu rakam bir önceki ölçüm rakamının neredeyse 2 katı .

Aynı şekilde alınan örnekte yapılan testlere göre sezyum oranı da bir önceki ölçüme göre  yüzde 70 daha fazla ve 68 000 bekerel seviyelerinde tespit edildi.
Tayfunun yol açtığı aşırı yağışlardan sonra 3 noktada rekor seviyelere ulaşılmasının sebebi bilinemiyor .

(Yeşil Gazete, Japan Times)

Mümkün – Defne Koryürek

Zor günler yaşıyoruz. Ortaklaştıramadığımız hayallerimizin, kutsallarımızın karanlığında, ortak olduğu, ortak olacağı kaçınılmaz bir yarına, sırtımız, kollarımız, gönlümüz dolusu kızgınlıklar, kırgınlıklar ve yalnızlık yükü taşırken; üzerinde yaşadığımız gezegeni ve ev arkadaşımız tüm bir canlı âlemini iktidar uğruna muazzam bir eziyet, fevkalade hoyrat bir üslup ve şaşmaz bir bencillikle talan edip duruyoruz.

İnsanın tutulacak yanı kalmadı gibi.

Evet, elbette süreci gören, idrak edenleri de var türümüzün, isyan edeni, harekete geçeni de, ancak… kurunun yanında yaş da misali, ya da istisnalar kaideyi bozmaz hesabından hepimizi yaya bırakacak, her birimizi yarın “barbar” olarak adlandıracak olayların, düzenlerin, işleyişin göbeğinde olsun eli böğründe izlemek düşüyor çoğumuza.

Zira yalnızlık, yüklerin en ağırı.

Oysa bugünlerde, belki de gezegenin insan çağının bu en karanlık günlerinde, İstanbul’da yalnızlığımızı aşmaya kapı aralayan gayretler, toplantılar oluyor. Bunlardan biri ve derhal ilginizi talep edeni 18. Dünya Organik Konferansı!

Üç yılda bir düzenlenen bu kongrelerin amacı kongreyi düzenleyen ülkenin organik tarım sektörü başta olmak üzere, dünya organik tarım sektörünün deneyimlerini, endişelerini, öngörülerini ve elbette hayallerini ortak kılmak. Bu yıl öncelik, düzenleyici olma sıfatıyla Türkiye’de. Kongrenin düzenleyeni de Buğday Ekolojik Hayatı Destekleme Derneği olduğu için kongrenin konusu organik sektörü ile sınırlı kalamıyor. Bu yıl kongrede tüm alternatif tecrübelerin aktarımına muazzam bir alan açılmış durumda. Yani tüketim/ üretim ilişkilerine bakarak daha adil, daha temiz ve daha iyi bir dünya için tüm gayretlerin paylaşımı sözkonusu. Organiğin yanı sıra armağan ekonomisinden, tüketicinin bir türeticiye dönüşmesini sağlayan topluluk destekli tarıma pek çok katmanda sağlıklı gıdaya erişimde üretim ve tüketim ilişkilerinin yeniden sorgulanması sözkonusu.

Kongrenin ön konferansları cuma günü başladı. Son tur bugün gerçekleşecek. Hiçbirini kaçırmasanız keşke ama eğer tek bir fırsatınız varsa ya da ayıracak sadece bir iki saatiniz, bugün saat 13:00’te Yeditepe Üniversite’sinde gerçekleşecek Türkiye’de Bütüncül Yönetim: Doğadan İlham Alan Dahiyane Yaklaşımlarla Ekosistem Onarımcı Tarım toplantısını kaçırmayın derim. Anadolu Meraları ve Ormanevi Derneği’nin birlikte gerçekleştireceği bu konferansta Bütüncül Yönetim’in kurucusu Allan Savory konuşuyor olacak.

Dedim ya zor günler yaşıyoruz. Hayallerimiz ortak değil ve yine de yarınımız kaçınılmaz bir biçimde ortak.. Bütüncül yönetim üzerine Savory’i dinleyerek sadece toprak ve hayvancılık üzerine bir muhabbete dalmayacağınıza sizi temin ederim! Bütüncül yönetim dediğinizde işin içine asıl topluluk oluşturmak da giriyor ki, niyet edenin yarınını çevresinin hayalleriyle ortak kılar! Yüreğinizde sıkıştıran ister gıdanız olsun, ister Kobane.. Savory’nin söyleyeceklerinin açacağı muhabbetten muazzam yaralanacağınıza şüphem yok.

Bu vesile ile süt hayvancılığı yapan dostum, kıymetlim, ilham kaynağım Aysun Sökmen’in bir çağrısını da paylaşmak isterim:

“Artık bir nesil insanın da bencillikten silkinip gelecek nesiller adına ekosistemi onarmaya gönül vermesi gerekli” diyerek 8100 projesini hayata geçiren Aysun gelecek hafta sonu İstanbul Permakültür Kolektifi’nin misafiri olacak ve şehrin yüreğinde yarattığı basınçtan kurtulmak, kırsala göç etmek isteyen, kırsalla bağını onarmayı dileyen, birlik olmayı arzulayan herkesle paylaşmak istediği çok muazzam bir projesi var. Eğer siz de böyle biriyseniz, 19 Ekim Pazar günü Halka Sanat Projesi’nde Aysun’la buluşun.

Zira yalnızlığımızı yenip el ele verdiğimizde başka bir usül, başka bir dünya… mümkün!

Bu yazı ilk olarak taraf.com.tr/ de yayınlanmıştır

Defne Koryürek

 

 

Defne Koryürek

[email protected]

Irak’ta dört bombalı saldırı, 45 ölü

0

Irak’ın başkenti Bağdat’ın dört farklı noktasına Cumartesi gecesi bombalı saldırı düzenlendi. Saldırılarda en az 45 kişi öldü, 100’den fazla yaralı var.

3 ırakta bombalı saldırıBağdat’ın batısında kalan ve çoğunlukla Şii nüfusun yaşadığı iki mahalleye bombalı saldırı gerçekleştirildi.

İlk patlamada Kadhimiya mahallesindeki bir karakol önünde park halinde duran bir araç infilak etti. Olayda üçü polis en az 11 kişi hayatını kaybetti. 27 kişi yaralandı.

Diğer iki patlama ise Kadhimiya’nın yaklaşık 9 kilometre batısındaki Şuala mahallesinde gerçekleşti. Şuala’nın işlek bir caddesinde bulunan dondurma dükkânının önünde park halindeki bomba yüklü bir aracın patlaması sonucu sekizden fazla insan ölürken, 18 kişi yaralandı.

Şuala’daki bu patlamadan 30 dakika sonra aynı caddede başka bir araç infilak etti. 15 kişi öldü, 44’dan fazla yaralı var.

Bağdat’ın kuzeyinde intihar bombacısı

Akşam saatlerinde yaşanan üç patlamadan yaklaşık dört saat önce de başkentin kuzeyindeki Tarmiyah ve Mishahda kentleri arasındaki bir bölgede intihar saldırısı gerçekleşti.

Pazar yerine giren saldırganın kemerindeki bombaları patlatmasıyla 11 kişi öldü, 22 kişi yaralandı.

(Al Jazeraa)

Malatya’da güneş enerjili trambüs seferleri başlıyor

Malatya’da şehir içi ulaşımı rahatlatması için planlanan trambüslerin bakımı için yapılacak istasyonun elektrik ihtiyacının güneş enerjisiyle karşılanacağı bildirildi.

Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır, Türkiye ‘de ilk defa elektrikli ulaşım sistemi trambüsü hizmete sunacaklarını ifade ederek, “Bu istasyon, trambüslerin yanı sıra Malatya Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Hizmetleri AŞ’nin önemli bir alt merkezi, bakım atölyesi olacak. Buranın bir özelliği de kendi enerjisini üretecek olması” açıklamasında bulundu.

2 trambüs...

Çakır, yaklaşık 3 bin metrekare kapalı alana sahip bakım istasyonunun çatısı üzerine, şebeke bağlantılı 345 kilowatt gücünde fotovoltaik panel kapasitesine sahip güneş enerjisi santrali kurulacağını belirtti.

Maliyeti bir milyon lirayı bulacak bu santral sayesinde bakım istasyonunun tüm elektrik ihtiyacının karşılanacağını ifade eden Çakır, enerjinin geri kalanınsa trambüs hattına verileceğini bildirdi.

Çakır, güneş enerjisi santralinin yılda 450 bin kilowatt/saat elektrik üreteceğini kaydetti.

(Radikal)

Rant kıskacında Bozcaada

Ülke fena halde karışmıştı. Bir gece önce Türkiye genelindeki protestolar 35 kişinin hayatına malolmuş, ikide bir hortlayan karanlık el ülkeyi yine karıştıryordu. Işid’in Kuzey Irak ve Kuzey Suriye coğrafyasına şiddetli saldırılarının dozunun arttığı; Kobane’nin ölümüne direndiği bu günlerde, Bozcaada’da ne işimiz mi vardı?

Ne yazık ki bu ülkenin son derece vahim gündemi arasında pek çok yerel, bölgesel, yaşamsal sorun duyulmuyor; kaybolup gidiyor. Sorunlara sıra numarası vermektense eş zamanlı çözüm daha iyidir diyerek TBMM Çevre Komisyonu’nda birlikte çalıştığım Bursa Milletvekili Sena Kaleli ve Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan ile yine Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş‘la bir süredir kamuoyunun gündemine dolaşan “Bozcaada’nın yapılaşmaya açılması” sorununu yerinde görmeye gittik. O gün Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Çılgın Projesi 1/100.000 plana itiraz süresinin de son günüydü.

Ekolojik Bozcaada’dan, Hormonlu Bozcaada’ya

Bozcaada, Çanakkale’ye bağlı iki adadan küçük olanı, bir o kadar da “bakir turizm” diye adlandırabileceğimiz turizme konu olan miniminnacık bir ada. Özellikle Marmara Bölgesi sakinlerinin kısa bayram tatillerinde akın ettiği, şarabıyla, reçelleriyle ünlü bir cennet. Ve tabii nefis denizi, kirlenmemiş, bozulmamış kumsalları. Bozcaada’nın kışlık nüfusu 800 kişi, yazın ise 2.000’e ulaşıyor. Tabii yoğun bir turist sirkülasyonu var.

bozcaada 1...
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yapılaşmaya açılmasını öngördüğü yerlerden Akvaryum Koyu

Adanın yerleşim olmayan arazilerine göz diken Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yaptığı 1/100.000’lik Çevre Düzeni Planı ile adanın kış nüfusunu 15 katına çıkarıp 12.000 kişiye ulaştırmayı düşünüyor. Yanlış duymadınız, yazın bile kimi zaman ‘kalabalık oldu’ şikayetleri duyduğumuz adada 12.000 kişi yaşayacak. Bunu nasıl yapacak? Adanın güneybatısındaki yeşil alanlara siteler, lüks konutlar, turizm tesisleri yaparak. Yani ekolojik bir döngü içerisinde yaşam süren ada birden hormonla, sağlıksız bir şekilde obezleştirilecek.

Herkes itiraz ediyor, Bakan “referandum” diyor

İktidarın Bozcaada’yı da içine alan çılgın projesi adada duyulur duyulmaz itirazlar yükselmiş. En önemlisi de Belediye Mecliste bulunan CHP, AKP ve DP’li bütün üyeler ağız birliği ile bu plana itiraz etmişler. Biz adaya gittiğimizde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na hem Belediye Meclis hem de vatandaşlar itirazlarını yapmışlardı. Yaklaşık 1.000 kadar vatandaş itiraz dilekçesinin olduğundan söz ediliyordu.

Bozcaada Belediye Başkanı Hakan Can Yılmaz‘dan süreci dinledik. Ardından Kaymakam Abdülgani Mağ‘ı ziyaret ettik. Daha sonra da 1/100.000 planla yapılaşmaya açılacak dahası inşaat mezarlığına çevrilecek yerleri gezdik. Akvaryum Koyu’ndan başlayıp Beylik Koyu’na kadar uzanan 3 km’lik ile Sulubahçe Koyu ile Habbele Koyu arasındaki 1,5 kilometrelik kıyı şeridinden söz ediyoruz. Derinlik ise yaklaşık 1 kilometre. Yok edilecek bu yeşil alan içerisinde fıstık çamları da bulunuyor. Döner dönmez bir de ne okuyalım. Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, kendi partisinin de Belediye Meclis üyelerinin de imzası olan itirazdan tatmin olmamış ki referanduma gidelim diyordu. Öte yandan yerinde inceleme yapmak üzere 9 kişilik bir uzman heyeti de adaya göndermeye karar vermiş.

1/100.000’lik planın çekinceleri

Tam adıyla Balıkesir ve Çanakkale illerini kapsayan alana ilişkin hazırlanan ve 2040 yılını hedefleyen “Balıkesir-Çanakkale Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı”, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 20.08.2014 tarihinde onaylanarak yürürlüğe girdi.

bozcaada 5

Katılımcı değil: Planla ilgili ilk itiraz katılımcı olmaması. Çevre Düzeni Planları kentlerin Anayasası olarak nitelendirilmeleri nedeniyle ve onaylandıkları alan içerisinde yaşayan herkesi yakından ilgilendiren planlar olmaları sebebiyle plan kararları oluşturulurken katılımcı bir sürecin işletilmesi gerekiyor. Bu planın hazırlama sürecinde katılımcı bir sürecin işletilmediği, bölgede yaşayan kurum ve kuruluşlar ile ilgili meslek gruplarınca tartışılmadan onaylandığı ifade ediliyor..

Vizyonu yok: Çevre Düzeni Planlarında uygulanacak alanın sosyal, ekonomik, doğal ve kültürel özellikleri doğrultusunda bir vizyon tanımlanması gerekiyor. Oysa sözkonusu planda herhangi bir vizyon belirlenmemiş.

Kurum görüşleri yetersiz: Çevre Düzeni Planı ile ilgili bir diğer eksik ve önemli husus ise kurum görüşlerinin sağlıklı bir şekilde alınmaması. Yani “Sınırlar; İdari ve bölgesel yapı; Fiziksel ve doğal yapı; Sit ve diğer koruma alanları, hassas alanlar, doğal karakteri korunacak alanlar; Ekonomik yapı; Sektörel gelişmeler ve istihdam; Demografik ve toplumsal yapı; Kentsel ve kırsal yerleşme alanları ve arazi kullanımı; Altyapı sistemleri; Yeşil ve açık alan kullanımları; Ulaşım sistemleri; Afete maruz ve riskli alanlar; Askeri alanlar, askeri yasak bölgeler ve güvenlik bölgeleri; Planlama alanına yönelik bölgesel ölçekli kamu projeleri ve yatırım kararları; Her tür ve ölçekteki plan, program ve stratejiler; Göller, barajlar, akarsular, taşkın alanları, yeraltı ve yüzeysel su kaynakları ve benzeri hidrolojik, hidrojeolojik alanlar; Çevre sorunları ve etkilenen alanlar”, başlıklarında tüm mekansal kararların belirlendiği bir plan için kurum görüşlerinin eksiksiz ve sağlıklı bir şekilde alınması gerekiyor. Aksi takdirde plan tüm bölge için çok ciddi riskleri de beraberinde getiriyor.

Planın geneline bakıldığında ise, Nüfus, Konut Alanları, Turizm Alanları ve Karma Kullanım Alanları, Sanayi, Enerji ve Maden Alanları, Ulaşım başlıklarında da belirsizlikler bulunuyor.

Melda Onur

 

 

Melda Onur

İstanbul Milletvekili

HSYK seçiminde gülen hükümet oldu

Hakim ve savcıların oy kullandığı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçiminde, 10 üyelikten 8’ini hükümetin desteklediği Yargıda Birlik Platformu (YBP) adayları kazandı. Adalet Bakanı Bozdağ, hakim ve savcıların “Biz bir cemaatin değil, bu milletin yargısıyız” diye karar verdiklerini söyledi.

1 hsyk_bina_0

HSYK’nın 10 yeni üyesi için yaklaşık 12 bin yargı mensubu sandık başına gitti. Hükümete yakın olduğu belirtilen YBP’nin adayları HSYK’ya 7 isim verecek olan adli yargıda 7 üyeliğin tamamını kazandı. HSYK’ya 3 üye verecek olan İdari Yargı’da ise 1 YBP, 2 bağımsız aday seçimi kazandı. Böylece HSYK’da denge büyük oranda hükümet lehine şekillenmiş oldu.

YBP ile Yargıçlar ve Savcılar Birliğinin (YARSAV) desteklediği adaylarla seçime bağımsız girdiğini belirten adaylar olmak üzere, adli yargıdan 45, idari yargıdan ise 16 aday seçimde yarıştı.

Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) adli ve idari yargı seçim çevrelerini esas alarak oluşturduğu kesin seçmen listelerinde yer alan adli ve idari hakim ve savcıların oy kullandığı seçimde, en çok oy alan adaylar arasından adli yargıdan 7 asıl, 4 yedek üye, idari yargıdan 3 asıl 2 yedek üye seçildi.

Bozdağ: ‘Cemaat’in değil, milletin yargısıyız’ dediler

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, kesin sonuçlar açıklanmadan önce yaptığı açıklamada, “Yargının içindeki tüm farklıların temsil edildiği bir yapı ortaya çıktı. Hakim ve savcılar kazandı, hukuk devleti, bağımsız ve tarafsız bir yargı anlayışı kazandı. Hakim ve savcılarımız, ideolojik bir yargı anlayışına ‘hayır’ demişlerdir, Hakim ve savcılar demokrasiyi çoğulculuğa sahip çıktılar” dedi.

Bozdağ, “Hakim ve savcılarımız, kendi üzerine yapıştırılan yaftayı kaldırıp, atmışlardır. Yargı üzerindeki bir cemaatin kurmak istediği hegamonyaya ‘hayır’ demişlerdir. ‘Biz bir cemaatin değil, bu milletin yargısıyız’ diye bugün karar vermişlerdir” ifadelerini kullandı.

İdari yargı seçim sonuçları

Halil Koç – YBP (736 oy)

Ahmet Berberoğlu – Bağımsız (735 oy)

Cafer Ergen – Bağımsız (713 oy)

Adli yargı seçim sonuçları

Metin Yandırmaz – YBP (5836 oy)

Mehmet Yılmaz – YBP (5758 oy)

Mehmet Durgun – YBP (5695 oy)

Ömür Topaç – YBP (5665 oy)

Ramazan Kaya – YBP (5657 oy)

İsa Çelik – YBP (5429 oy)

Turgay Ateş – YBP (5400)

 

(Diken, Al Jazeraa, Radikal)

Sizin hiç kafanızı kopardılar mı? – Ragıp Duran

Türk egemen medyası, adı üzerinde egemenlerin, hatta egemenin medyası. Bu nedenle egemenlerin medyasında, yayınlananları, yayınlanmayanları taradığımızda, iktidarın düşüncelerini, siyasetlerini hatta açık-gizli niyetlerini okumak mümkün. Bunu yaparken sadece egemenlerin demeçlerini incelemek yetmez. “Konuya ilişkin haber neden ve nasıl yazıldı” sorusuna da ayrıntılı yanıtlar vermek gerekir. Köşe yazılarının altında yatan mantığı de deşmek lazım.

Türk egemen medyasının yapısını sökmek için, yani eleştiri için, elimizde iki araç var: Sosyal medya ve yabancı basın. Facebook ya da Twitter’da güvenilir kaynakların olay yerinden verdiği bilgiler, hele bir de video, fotograf ya da ses kaydı da içeriyorsa, egemen medyanın haber ve bilgilerini somut olarak tekzip etmek kolaylaşıyor. Keza, uluslararası medya organları da, Türkiye’deki siyasi, iktisadi, ideolojik iktidarlarla organik ilişkide olmadıkları için, hele özel bir konuyu izleyip aktarmak için olay yerine muhabir de göndermişse, Türk egemen medyasının haber tahrifatını ve haber gizlemesini iyi teşhir edebilir. Geçtiğimiz hafta içinde Le Monde, New York Times ve Die Welt’de yayınlanan yorumlarda da, Erdoğan ve Ortadoğu politikası sert bir şekilde eleştirildi. Zaten ‘Her şey vatan için!’ sloganında belirtildiği üzere, bu memleket içinde olup biten bir sürü şey, ne gariptir ki, en doğru bir şekilde ancak yabancı medyada yayınlanabiliyor… Bu önermeden Batı medyasının mükemmel olduğu sonucunu çıkarmamak gerekir.

İYİ GAZETECİ, İYİ OKUR, İYİ ELEŞTİRMEN

Sosyal medya ve yabancı basının yanı sıra, konuya ilişkin arka plan bilgisi ile bir nebze olsun mantık, izan ve vicdan da medya eleştirisi için elzem… Eksik koşul kalmasın: Minimum düzeyde hukuk bilgisi ve adalet ruhu, orta düzeyde gazetecilik-habercilik teknik bilgisi, rica etsem mebzul miktarda dürüstlük de mutlaka gerekli. Tüm bunlar konuya, yandaş olarak değil, eleştirel/sorgulayıcı bir şekilde yaklaşmak için şart. Gazetecilik zaten muhalefet mesleği, kuşku duymak, soru sormak ve gerçeğe yaklaşma mesleği. En basit örnek: Madem Erdoğan, ‘PKK=IŞİD’ diyor, neden bir gazeteci kalkıp da ‘O zaman siz PKK ile Süreci neden sürdürüyorsunuz?’ diye sormaz mı? Selvi mesela…

Kobane Direnişi ve Bayramın 4. gününden itibaren tüm yurdu sarsan protesto eylemleri ve güvenlik kuvvetlerinin orantısız ve kasıtlı güç kullanımı, ırkçı-faşist milislerin eylemleri, IŞİD, PKK ve Erdoğan-Davutoğlu’nun konuya ilişkin görüş ve tutumları Türk egemen medyasında yine çok rahatsız edici bir şekilde yayına girdi.

7-8-9 Ekim günleri yandaş gazetelerin 1. sayfa haberleri ile aynı günler  TRT, Star, Kanal D televizyonlarının ana haber bültenlerini incelediğimizde ve bu yayınları Twitter’deki, yabancı medyadaki ve olay yerindeki muhabirlerin haberleri, arka plan bilgiler  ve siyasilerin demeçleriyle kıyasladığımızda vahim durumlar ortaya çıkıyor: Egemen medya, desinformation (Haber tahrifatı), misinformation (Haber gizleme), ajitasyon ve propagandaya tam gaz devam ediyor.

Apoletli Medya emir görüşlerinize hazırdır Başkanım!

Medya cephesinde yeni bir şey yok! Belki bir tek komutan değişti. Tepeden talimat veriliyor, alt taraf da şak diye talimatı haber olarak uyguluyor. Çarpıtma, gizleme, propaganda teknikleri, çatışma ortamlarıyla ilgili haberlerde özel olarak katmerli bir şekilde gündeme geliyor.

PATRON DİYOR Kİ…

Akit, Yeni Şafak, Sabah, Akşam, Star Güneş, Takvim, Vatan, Milliyet ve  Habertürk’ü (Altaylı kendisi söyledi ‘Bizden daha yandaş var mı?’) ele alırsak, aynı merkezden yönetildiği izlenimini veren çok sayıda ayrıntı var:

* Erdoğan’ın (Ki kendisi en büyük medya patronu ve en etkili Genel Yayın Yönetmenidir) Antep konuşması  yandaş medyanın genel yayın politikalarının özünü oluşturmuş.
Bu politika,

* IŞİD’i kâh gizlice kâh dolaylı bazen de açık açık övmek

* Her seferinde dışarıda PKK ve PYD ile Kürtlere vurmak, bu arada ilgisiz de olsa CHP’ye çemkirmek

* İçeride HDP’yi ve Kürtleri  kriminalize etmek

* Tampon bölge, uçuşa yasak alanda ısrar edip Rojava’yı işgalde ısrar etmek temeli üzerine kurulu.

* Yandaş medyanın söylemi de ilginç. Antep konuşmasının ardından 6 gazetenin birinci sayfasında ‘Şantaj’  sözcüğü geçiyor. Çünkü Erdoğan Antep’te ‘şantaj’ dedi. ‘Kobane Bahane, Terör Şahane’ de 4 gazetenin birinci sayfasına düşmüş. Bu deyim de Erdoğan’ın Antep konuşmasının avam lügatindeki özet versiyonu. ‘İzinsiz Gösteri’  kavramı da sık kullanılarak meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Oysa ki yeni yasada gösteri hakkını kullanmak için izin şartı yok. ‘Provokasyon’ da sık kullanılan bir sözcük ama içi boş bırakılıyor. Kim kimi neden ve nasıl provoke etmiş sorularının cevabı yok bu haberlerde. Provokasyon işte… Kötü bir şey yani… Siz kafanızı fazla yormayın biz gelişmeleri sizin için izliyoruz!

* Çok aramayın bulamazsınız. Yandaş medyada IŞİD’in vahşeti yok, Kürtlerin neden ayaklandığı yok, protestolarda kaç kişinin neden (Polis kurşunu? Milis silahı?) öldüğü de yok. Bu konulara girerse yandaş medya, toparlayamaz… Penguenler mesaiye başlamış yeniden. Bayramın dördüncü günü kan gövdeyi götürürken, televizyon kanallarında eğlence programları bütün ciddiyetiyle devam ediyordu. Her yer Flash TV sanki… Bir de yine Erdoğan’ın Antep konuşmasındaki ‘sığınmacı’ yalanı… Ankara, dış dünyadan yardım ve destek bekliyor ama kendisi memlekete gelen Iraklı ya da Suriyelilere resmi mülteci statüsü vermiyor ki… Verirse BM Mülteciler Yükse Komiserliğinin standart ve denetimine tabi olmak zorunda kalacak. Bu nedenle ‘Misafir’ diye bir statü uyduruldu. Dış dünya da, başka siyasi amaçlar için kullanılma riski olan bu kesimi haklı olarak desteklemekten çekiniyor.

* Bu 3-4 günlük yayınlar garip bir koalisyonu sahneye çıkardı: Yeni Şafak, Türk Solu, Aydınlık, Oda TV, Sözcü ve Akit! “Haydi hep birlikte binelim Kürtlerin tepesine” sloganı etrafında birleşmiş bu güçler. AKP milletvekilleri twitlerinde açık açık ‘Dinsizin hakkından imansız gelir’ diye yazıyor, Türk Solu dergisi de kapaktan aynı sloganı kullanmış. Akit’te okudum! Sabah (8.10)’da  ‘IŞİD’e yenilen PKK’nın tehlikeli oyunu’ başlığını kullanmış. Akıllarınca PKK’yi IŞİD’e kırdıracaklar… Daha da vahim olanı, bu Kürt düşmanlığının, bu ırkçılığın maalesef bu ülkede toplumsal bir karşılığı olduğu gerçeği. Milliyetçilik, ırkçılık, Kürt düşmanlığı… Bunların hepsi iktidar ideolojileri…

AKİT’TEN İNCİLER…

* Egemen medya organları arasında Yeni Akit’in özel bir konumu var. Akit, Recep Tayyip Erdoğan’ın kalp atışlarını, nefes alışını bile  derinden ve içinde hisseden bir halet-i ruhiye içinde yayın yapıyor. Erdoğan’ın özü-sözü bir temsilcisi aslında. Zaten bu gazetenin Genel Yayın Yönetmeni de Akil Adam yapılmıştı…

* ‘IŞİD’e karşı PKK’yı desteklemek’ (Faruk Köse, 7.10) başlıklı köşe yazısında Akit, Ankara’nın uluslararası koalisyona katılmasını bile eleştiriyor. Tıpkı IŞİD’in Erdoğan’ı tehdit videosundaki söylem gibi.

Akit, takılmış kalmış: ‘Kobane Eylemleri Gezi’yi hatırlattı’. Gezi, soğuk savaş dönemi jargonunun ‘Komünizm’i haline geldi. Muhalif olan, işine gelmeyen her şeye yapıştır Gezi, Gezici damgasını kurtul!

Bu arada Akşam’ın eski Perinçekçi-Yeni Erdoğancı ithal köşe yazarı Kayahan Uygur da, bir turizm acentası cevvalliği içinde (Komisyon Sancak’tan) Gezicileri Hong Kong’a götürmüş. Sadece şu iki gönderme bile Gezi’nin önem ve değerini hatırlatması açısından anlamlı. Akşam ‘IŞİD’in en entelektüel savaşçısı Türk’ başlığı altında Yılmaz adlı bir çete üyesinin reklamını da yapmış.

* Konu Kürt meselesi olunca Zaman, Yeni Asya gibi Feto/Nur cemaati sözcüleri ya da Ortadoğu gibi MHP organları AKP ile olan tüm kavgalarını unutup HDP ve Kürtlere yüklenme konusunda birbirleriyle yarışıyor. Milat gazetesi de farksız.

VÜCUT VAR AMA…

Başlıktaki soruya, bitirirken yanıt vereyim:

O tırtıllı, keskin, meşum ve soğuk bıçak, egemen medyanın yönetici ve kalemlerinin gerdanlarına bile hiç yaklaşmamış. Empati yoksulu onlar. İkinci başlık sorum da ‘Sizin kentiniz hiç işgale uğradı mı?’ olacaktı. IŞİD dururken ona gizlice sempati besleyip, kentini müdafaa etmeye çalışan PYD-PKK’ye saldırmak, IŞİD’i savunmak anlamına geliyor.
Yandaş gazetecilerin kimliğini anlamak için iki belgeye ihtiyacımız var: Vicdan röntgenleri ve banka hesap defterleri… Cehalet belgesi ile namus vesikası şart değil.
Ya da belki o kafalar çoktan koparıldı da onların bile haberi yok. Gerçekler çırılçıplak ortada iken Erdoğan ve Davutoğlu’yla birlikte hâlâ Esad rejimi diye tutturmak da ne oluyor?
Gazeteci olabilmek için, insanın klavye kullanmak amacıyla el ve parmaklarının olması gerek. Ha bir de ne yazacağını bilmek için kafası!

Ragıp Duran – Evrensel

Yeşil Mutfak Denemeleri- Salata aşkına

Darda kaldığımda, yeterince zamanım olmadığımda ama aynı zamanda doymam gerektiğinde en kolay çözümüm; salata. Besleyiciliğini serbest atışla zenginleştirebildiğiniz her öğünün yemeğidir bence.

Girişten anlayacağınız üzere bu hafta salata yaptım, size bu satırları yaparken sindirim işlemine başladım bile. Yine evde neler varsa onlardan çıktı adını uydurduğum üzere patlıcan közlü salata.

Bu sene evde patlıcan közlerimize değişik bir hava katmak istedik. Bayramdan önce pazarda kalan son güzel domatesleri toplamıştık annemle, sağlam ezik ne kadar varsa. Eziklerinden bizim salçaları çoğaltmaya karar verdik. Hali hazırda yeterince yaptığımıza ikimizde ikna olmuştuk aslında ama bunlar da yeni denemelerimizde başrol oldular. Bildiğimiz gibi domatesi rendeleyip biraz kaya tuzu ile kaynattıktan sonra daha önce hazırlayıp buzluğa attığımız patlıcan közün bir kısmını çözdürüp domates sosunun içine kattık. Domateslerin suyunu biraz çektirip- sade halinden biraz daha katı-kıvamlı olsun istedik- iyice karıştırıp garnitür niyetine kullanmak üzere kavanozladık.

Gittiğim her yerden hediyelik eşyadan çok yöreye has yiyecek toplamayı seven ben bayram tatilini fırsat bilip Sakız Adası’na gidince, yörenin meşhuru mastello peyniri almadan gelemezdim. Bizim hellime hayli benzeyen peynirin bizim tadabildiğimiz farkı daha az yağlı daha yumuşak oluşuydu. Süper ev sahibimiz Mike’in dediğine göre ise sebebi inek sütünden değil keçi sütünden yapılıyor oluşuymuş.

Yukarıda bahsi geçen patlıcan köz ve mastello nasıl birleştiler derseniz, şöyle oldu.

Malzemeler:

SAM_1021

  • 2-3 kaşık patlıcan domates köz
  • Marul, roka, maydonoz (istediğiniz kadar)
  • 1 avuç kruton (küp küp doğranıp kızartılmış ekmek parçaları)
  • 3-4 kuru kayısı
  • 1 küçük kırmızı soğan- 2 diş sarımsak
  • Mastello (ya da hellim peyniri)
  • Mısır unu, zeytinyağı, limon, pul biber, kekik, nane

Hazırlanışı:

Önce krutonları hazırladım. Büyük miktarlarda hazırlamak isterseniz en pratik yolu fırınlayarak yapmak aslında ama ben kahvaltıdan kalan kızarmış ekmekleri kullandığımdan fırınlamadım. Sadece kızarmış ekmekleri küp küp doğradım, tost makinesinde 2-3 dakika ısıttım, sonra üzerlerine biraz zeytinyağı gezdirip sarımsak ve baharatlarla marineledim, kenara aldım. Tarifte mastello kullandım ama hellim de ala iş görür, maksat kızartmalık peynir olsun. Ben adada gördüğüm üzere mastelloyu biraz mısır ununa bulayıp kısık ateşte tavada çevirdim ve üzerine limon sıktım. Hellim kullanıyorsanız direk tavada ya da tost makinesinde kızartabilirsiniz. Peyniri kızarttığım tavada hiç temizlemeden krutonları biraz daha baharatlayıp çevirdim, kenara aldım. Son olarak patlıcan közü de biraz zeytinyağı ve sarımsakla lezzetlendirip tavada çevirdim. Son iş bütün malzemeleri birbirine karıştırmak oldu. Yeşillikler, patlıcan köz, krutonlar üzerine ince ince doğranmış bir küçük kırmızı soğan ve bahçeden toplayıp kuruttuğumuz kayısılarla birleştiler. Üzerine kızarmış peynir, biraz daha zeytinyağı ve limon, afiyet olsun!

Şirince Tiyatro Medresesi’nde Topluluk Oluşturma Council eğitimi

Yaşadığı ve çalıştığı yerde topluluk olmayı aktif olarak deneyimlemek isteyen kişiler, topluluk fikri ile yeni tanışanlar ve aktif olarak Türkiye’deki topluluk oluşumlarında çalışan kişiler için 6-10 Kasım tarihleri arasında İzmir Şirince Tiyatro Medresesi’nde Topluluk Oluşturma Council Eğitimi düzenleniyor.

5 gün sürecek ve program dili İngilizce olacak eğitimde ihtiyaç duyulduğu taktirde Türkçe çeviri desteği de sağlanacak.

18 topluluk oluşturma eğitimi

Bu eğitimin kolaylaştırıcıları daha önce Türkiye’yi birkaç kez ziyaret etmiş olan ve council pratiğiyle ilgili paylaşımlar yapan Rob Dreaming, Sosyal, ekonomik ve ekolojik dönüşüm için öğrenme alanları tasarlayıp bu alanları kolaylaştıran Filiz Telek ve Avrupa ve Amerika’da seyahat ederek permakültür ve topluluk oluşturma konularına odaklanmış organizasyonlarda çalışan Yeliz Mert.

Eğitim sırasında ele alınacak konu başlıklarından bazıları ise şöyle;

– Topluluğun Hayali
– Nasıl Topluluk ‘Alanı’ Oluşturulur
– “Ben” ve “Biz” – toplulukta ait olabilmek
– Çatışma ile Var Olabilme, Çeşitlilik ve Değişimi Kucaklama
– Gruplarda liderlik ve güç dinamikleri
– Kutlama

19 eğitim

Eğitime katılmak için bu linke tıklayarak başvuru formunu doldurabilirsiniz

Eğitim ile ilgili tüm detaylar (Ulaşım, Konaklama, Ücret vsr) için ise facebook etkinlik sayfasına buradan ulaşmak mümkün

 

(Yeşil Gazete)

IŞİD militanlarından, “Türkiye’de eğitildik” itirafı iddiası

Türkiye’nin IŞİD’i desteklediğine ilişkin iddialara bir yenisi eklendi. Ürdün’de terör eylemi hazırlığındayken yakalandığı bildirilen 16 IŞİD militanının, Türkiye’de eğitildiklerini söyledikleri ileri sürüldü.

ABD merkezli haber sitesi WND’de Aaron Klein imzasıyla çıkan haberde, adını açıklamayan bir Ürdün istihbarat yetkilisine atfen söz konusu militanların Suriye’den Ürdün’e sızmak isterken sınırda yakalandığı belirtildi.

16 ISIS-trucks...

Yetkili, militanların sorguları sırasında eğitimlerini Türkiye’de aldıklarını itiraf ettiğini söyledi.

Haberde, ifadelerin işkence altında alınmış olabeliceğine dikkat çekilerek yüzde yüz doğru olmayabileceği kaydedilirken, buna karşılık Türkiye’nin ilk kez IŞİD militanlarını desteklemekle suçlanmadığı da vurgulandı.

WND daha önce de Mısırlı bir güvenlik yetkilisinin, Türkiye’nin IŞİD’E istihbarat ve lojistik destek sağladığına ilişkin iddialarını haberleştirmişti.

(Diken, WDN)