Ana Sayfa Blog Sayfa 3849

Nobel Ekonomi Ödülü Fransız ekonomiste

2014 Nobel Ekonomi Ödülü’nün Fransız ekonomist Jean Tirole’e verileceği açıklandı.

15 Jean Tirole

Jean Tirole Nobel ödülüne “piyasa gücü ve düzenlemeleri üzerine analizleri” nedeniyle layık görüldü. Ödülü açıklayan İsveç Kraliyet Bilim Akademisi Jean Tirole’ü “günümüzün en etkileyici ekonomistlerinden biri” olarak niteledi.

Tirole’ün araştırmasında, ülkelerin ekonomik pazara hakim olan güçlü şirketleri nasıl bir düzenlemeye tabi tutması gerektiği tartışılıyor.

1980’lerin başında spekülasyon balonları üzerine araştırmalar yapan Tirole, endüstri ekonomisi, oyun teorisi ve sosyal sözleşme teorisi üzerine çok sayıda çalışmaya imza atmıştı. 2011 yılında Mannheim Üniversitesi Jean Tirole’ye fahri doktora unvanı vermişti.

(Bianet)

Fransa nükleer enerjiyi kısıtlayan yasayı onayladı

Fransa parlamentosunun alt kanadında Cuma günü görüşülmeye başlanan ‘yeşil büyüme için enerji dönüşümü” yasa tasarısının nükleer enerji ile ilgili elektrik üretimininde halihazırda yüzde 75 seviyesinde olan nükleer enerji payının 2025’e kadar yüzde 50’ye düşürülmesi hedefini öngören maddesi kabul edildi.

Fransa’nın enerji politikalarında önemli değişiklikler öngören ve ülkenin Ekoloji, Sürdürülebilir Kalkınma ve Enerji Bakanı Ségolène Royal tarafından parlamento gündemine getirilen ”yeşil büyüme için enerji dönüşümü” yasa tasarısının görüşülmesine Fransa parlamentosunun alt kanadında başlandı.

14 fransa nükleer...

Tasarının Cuma günü kabul edilen dışındaki diğer maddelerinin ise Salı günü oylanmasının ardından, tamamının 2015’in başında Fransa parlamentosunun onayına sunulması planlanıyor.

Fransa’da halihazırda toplam kurulu güçleri 63,2 GW olan 58 nükleer enerji reaktörü devrede bulunuyor. Ortalama yaşları 30 olan bu reaktörlerin yarısı ise 2020’li yılların ortalarında 40 yıllık ekonomik ömürlerini tamamlayacak.

Ülkedeki nükleer enejri santrallerinin sahibi EDF şirketi ise bu santrallerin ömrünü 40 yıldan 60 yıla çıkarmanın maliyetinin 55 milyar avro olacağını açıklamıştı. Bununla birlikte Fukuşima felaketi sonrası sıkılaşan düzenlemeler de bu santrallerde üretilen elektriğin maliyetinin yükselmesine neden olmaya başlamış durumda.

Hedef Yasa ile Sera Gazı salımlarının Yüzde 75 Geriletmek

Tasarı’da aynı zamanda ülkenin yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretiminin halihazırda, toplam üretim içindeki yüzde 15’lik payının 2020’de yüzde 23’e, 2030’da ise yüzde 30’a yükseltilmesi hedefleri de bulunmakta.

Tasarının  enerji verimliliği ile ilgili maddeleri de ülkenin enerji tüketiminin 2030’a kadar yüzde 20, 2050’ye kadar ise yüzde 50 oranında düşürülmesini hedefliyor.

Fransa Hükümeti yasa sayesinde Fransa’nın sera etkisi yaratan gaz salımlarının 2030’da 1990 seviyesinin yüzde 40, 2050’de ise yüzde 75 altına geriletebilmeyi öngörüyor.

(Yeşil Ekonomi)

Danıştay, Galataport projesi için durdurma kararı verdi

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 702 milyon dolara Doğuş Holding’in kazandığı Galataport projesi için durdurma kararı verdi.

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi ve TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nden yapılan açıklama şöyle:

13 galataport...

Kamuoyunda “Galataport” olarak bilinen Salıpazarı Kruvaziyer Liman Alanı’na ilişkin, Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından Şubat 2013 tarihinde hazırlanan “Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı” ile “Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı” nın yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Danıştay 6.Dairesi’nde, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi ve İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi tarafından dava açılmıştı.

Onaylanan imar planları ile getirilen yeni koşullarda İstanbul metropolü içinde büyük bir öneme sahip olan Beyoğlu Kentsel Sit Alanı ile sözkonusu planlama alanı içinde bir bütünlük sağlanamayacağı, mevcut alanın yolcu gemisi karşılayan bir liman olmasının ötesine geçerek konaklama tesisleri, ofisler, alış-veriş merkezleri gibi fonksiyonların getirilmesi ile insan, araç ve yapı yoğunluğu bölgenin kaldıramayacağı değerlere ulaşacağı gerekçeleriyle açılan davada Danıştay 6.Dairesi 23 Eylül 2013 tarihli kararında:

“…Dava konusu planlara planlanan Salıpazarı Kruvaziyer Limanın eskiden bu yana kullanıldığı ve halen faal olduğu, esasen davacılar tarafından da burada kruvaziyer limanın yapılmaması gerektiği yönünde iddiaları bulunmadığı görülmektedir. Buradaki uygulamalara ilişkin hukukilik denetiminin de planların uygulanması aşamasında yapılacak işlemelere (binaların avan projelerinin yapılması vs.) karşı açılacak davalarında yerine getirileceği de izahtan varestedir…”)

şeklindeki anlaşılması güç bir gerekçeyle yürütmenin durdurulması talebini reddetmişti.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na yaptığımız itiraz, Kurulun 17 Nisan 2014 tarih ve 2013/894 sayılı kararı ile kabul edilmiş ve Danıştay 6.Dairesi’nin kararının kaldırılmasına ve anılan işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

Yüksek Yargı’nın verdiği karara bağlı olarak “Galataport” olarak adlandırılan tüm planlama süreçleriyle birlikte ÇED sürecine ilişkin olarak da yapılan tüm işlem ve eylemler derhal durdurularak kamunun zarara uğratılmasının önüne geçilmelidir.”

Dünyanın kuklaları İstanbul’da

Her yıl dünyanın dört bir yanından birçok kuklayı ve kukla tiyatrosunu İstanbullularla buluşturan Uluslararası İstanbul Kukla Festivali bu perşembe (16 Ekim) başlıyor. İstanbul, 15 farklı ülkeden 30 kumpanya ve 70 gösteriye ev sahipliği yapacak.

Bu yıl festivalin destekçileri arasında Fransız Kültür Merkezi, Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu, Cervantes Kültür Merkezi, İtalyan Kültür Merkezi, forum İstanbul, Marmara Forum, Aksanat, Cadde Bostan Kültür Merkezi, Oyuncak Müzesi, Küçük Sahne var.

26315823

Tacettin Diker anısına

İstanbul’un pek çok kültür ve sanat merkezinde yapılacak gösteriler ve sergilerle şenlenecek festival bu yıl, karagöz ve kukla sanatçısı Tacettin Diker anısına düzenleniyor. Sanat Yönetmenliği’ni Cengiz Özek’in üstlendiği Kukla Festivali’ne bu sene ABD, İspanya, İtalya, Fransa, Hollanda, Romanya, Kolombiya, Endonezya, İsveç, Rusya, Polonya, ve Türkiye’den pek çok kukla ustası katılıyor. Kore, Kazakistan ve Belarus da festivale bu yıl dahil olan ülkeler. Yüzlerce kukla, kostüm ve detayın renklendirdiği festivalde oyunların yanı sıra sergiler, workshoplar, film gösterimleri de gerçekleşecek. Fransız Kültür Merkezi, Aksanat, Hollanda Konsolosluğu, Maya Cüneyt Türel Sahnesi, Caddebostan Kültür Merkezi, Taksim’deki St. Pulcherie Lisesi, Oyuncak Müzesi de festival gösterilerini ağırlayan mekânlar arasında.

Prömiyerler

Düzen ve temizlik saplantısı olan Frank’in güvercinlerle olan imtihanını konu alan Robin Frohardt oyunu ‘Güvercinname’ İstanbul’da Avrupa prömiyerini gerçekleştirecek. Kuzey Yunanistan’daki ‘Kilkis International Puppet and Mime Festivali’yle işbirliği yapan Kukla Festivali, bu yıl o festivalde gösterime girecek üç oyunu da Türkiye’de meraklılarıyla buluşturacak.

İstanbul Karagöz Kukla Vakfı ve Polonya’dan ‘Puppet and Actor Theatre Kubus’ ortak projesi olan ‘Tarçın Dükkanları’ da dünya prömiyerini festivalde gerçekleştirecek oyunlardan. Bruno Schulz’un hikâyelerinden hareketle hazırlanan oyun, Polonya ile Türkiye arasındaki 600 yıllık dostluk şerefine altı kez ücretsiz olarak seyircisiyle buluşacak. Karagöz ustası ve Uluslararası İstanbul Kukla Festivali Sanat Yönetmeni Cengiz Özek, gölge ve sahne tasarımını yaptığı oyunda rol de alıyor.

Endonezya’nın 10 yaşındaki kukla dahisi Racka Albary Sunarya, 17. Uluslararası İstanbul Kukla Festivali kapsamında geleneksel Batı Java kuklası Wayang Golek ile ilk kez yurtdışında bir performans sergileyecek. Konusunu günümüze uyarlanmış eski Batı Java öykülerinden alan oyunda, Racka Albary Sunarya’nın tekniği, ritmi ve aktardığı duygu seyircilerini oldukça şaşırtacak.

Dans ve kukla bir arada

‘Fokus: İspanya’dan Beden ve Kukla’ adlı özel programda, beden, dans ve kukla teknikleri üzerine çalışmalarını sürdüren üç farklı İspanyol grup, söz konusu tema üzerine 4 farklı oyun sahneye koyacak.

(Hürriyet)

Dünya Organik Kongresi, ‘nar’ın hikayesiyle başladı

Buğday Derneği ev sahipliğinde düzenlenen 18. Dünya Organik Kongresi’nin (IFOAM Organic World Congress) bugün başladı. 1000 kadar uluslararası katılımcı15 Ekim’e kadar kırsal kalkınmadan, gıda topluluklarına, organik hayvancılıktan organik tarıma organik ekolojik yaşama dair pek çok konu tartışılacak.

buğday3

Ekolojik tarım konusunda dünyanın en etkili kuruluşu olan Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu’nun (IFOAM) 18. Kongresi, Buğday Derneği’nin evsahipliğinde İstanbul Kongre Merkezi’nde bugün başladı. 2011 yılında hayatını kaybeden, Buğday Derneği’nin kurucularından Victor Ananias’a selam göndererek açılan kongrede salondaki tüm kongre katılımcıları Tugay Başar’la birlikte vücut perküsyonu yaptı. Ardından sahneye çıkan Buğday Derneği Yönetim Kurulu başkanı Güneşin Aydemir, bereketi simgeleyen nar meyvesinin Tugay Basar, Sumru Agiryuruyen ve Orcun Baştürk’ün müziği eşliğinde anlattı.

buğday-2

Kongre, ana konuşmacıları arasında yer alan Yemi Akinbamijo, Kathleen Merrigan ve Christian Felber, ‘Sorunları Ele Almak, Köprüler Kurmak’ başlıklı açılış oturumunda konuştu.

buğday
Müzik eşliğinde, narın hikayesini Güneşin Aydemir anlattı.

Genç profesyoneller çiftçi oluyor

Açılış seramonisinden sonra sahne alan Kongre’nin ana konuşmacıları organikle birlikte yeni alternatif ekonomilerden de söz ettiler. ABD Tarım eski Bakanı Müsteşarı, George Washington Üniversitesi’nden Kathleen Merrigan, son yıllarda genç profesyonellerin tarıma ilgisinin arttığını belirterek çiftçi olan genç profesyonellerin sayısının son beş yılda yüzde 15 arttığını söyledi. Organik konusunda gençlerle bağlantı kurmanın önemine dikkat çeken Merrigan, katılımcılardan 35 yaşın altındakilerle iletişime geçerek onlara organiği anlatmalarını istedi ve ”Kurmamız gereken en önemli köprü bir sonraki nesille aramızda olmalı” dedi.

Amuda ekonomi!

Kongre’nin ana konuşmacılarından Viyana Ekonomi Üniversitesi öğretim üyesi Christian Felber konuşma kürsüsüne parende atarak geldi ve konuşmasını akrobatik hareketlerle renklendirdi. Avusturya Toplumsal İyilik İçin Ekonomi girişiminin kurucusu Felber, şu anda parayı amaç edinmiş ekonomik sistemin dünyaya tersten bakmak anlamına geldiğini göstermek üzere kürsünün yanında amuda kalktı.

unnamed

 

Dünyanın geleceği için alternatif ekonomik modelleri hayata geçirmenin zamanının geldiğini belirten Felber şöyle konuştu: ” Ekonomi sadece para+kar değildir. Ekonomide paranın amaç değil araç olması ve toplumsal iyiliği hedeflemesi gerekiyor. Kapitalist sistemin ahlaki temele karşıt olduğunu düşünüyorum. Bugünkü ekonomik sistemde herkes kar elde etme peşinde ve ne yazık ki ahlaksız davrananlar daha başarılı oluyorlar. Biz oyunun kurallarını yeniden yazmayı öneriyoruz. Bunun için, ortak iyiliği ekonominin amacı haline getirmemiz ve bunu demokratik süreçleri işleterek yapmamız gerekiyor.

Dokuz milyar insan organikle beslenebilir

Dünya Organik Kongresi’nin ”Organik Vizyonlar ve Trendler” başlıklı oturumunda ise Gıda ve Tarım Örgütü FAO’dan Nadia El-Hage Scialabba, 2015’e kadar 9 milyar insanı organik tarımla beslemenin mümkün olduğunu belirterek, ”Ancak buradaki hayvancılığın rolünü iyi değerlendirmeliyiz. Çünkü hayvancılık besin dönüştürmenin en verimli şekli değil, kaynak kullanımımızı optimize etmemiz gerek” dedi.

Savory Enstitüsü kurucusu Allan Savory ise iklim değişikliği ve çölleşmede tarımın rolünün önemine dikkat çekerek; eğer karbonu tekrar toprağa bağlamak için bütüncül hayvancılığın vazgeçilmez olduğunu söyledi.

Konuşmacılar, organiğin bir tarımsal üretim yöntemi olmaktan öte bir kültür olduğunu, organik tarımın sürdürülebilirliğin vazgeçilmez bir parçası olarak kabul edilmesi gerektiğini ve bu açıdan organik tarım hareketinin diğer sürdürülebilirlik hareketleri arasında konferansın temasına da uygun olarak güçlü köprüler kurması gerekliliği ifade edildi.

18. IFOAM Kongresi, 15 Ekim’e kadar, ulsulararası katılımcıların yer aldığı özel konferanslarla devam edecek.

(Yeşil Gazete)

Türkiye’de ilk eşcinsel evliliği yapan çift tehdit alıyor

Geçtiğimiz ay İstanbul’da alternatif bir düğünle hayatlarını birleştiren Ekin Keser ve Emrullah Tüzün ölüm tehditleri alıyor. Hürriyet’ten Fırat Alkaç’a konuşan çift, tehditlerin yanı sıra barınma ve çalışma hakkı ihlalleri yaşadıklarını anlattı.

10 eşcinsel düğün...

28 yaşındaki Emrullah, “ailem ve kardeşlerim beni ölümle tehdit ediyor. Evliliğimiz basına yansıyınca çevremiz de tepki gösterdi” dedi.

Emrullah, düğün sonrası barınma ve çalışma hakkı ihlalleri de yaşamış:

“Ev sahibimiz evden ayrılmamızı söyledi. Kadıköy’de garson olarak çalışıyordum. İşimden çıkarıldım, Ekin üniversitede okuduğu için çalışmıyor. Gelir kaynağımız olmadığı için zor durumda kaldık.”

Güzel sanatlar okuyan 21 yaşındaki Ekin ise aldığı tehditler nedeniyle okula gidemediğini anlattı. Ekin, ailesinden ve çevresinden gördüğü baskılardan rahatsız:

“Antakya’nın ismini kötüye çıkardığım gerekçesiyle ölüm tehdidi geliyor. Ailem eşcinsel olduğumu biliyordu. Ancak evlenmeme çok tepki gösterdiler.”

“Emrullah’la üç yıldır arkadaşız. Birlikte yaşıyorduk. Tabuları yıkmak için evlendik. Ama gördük ki tehdit eden homofobik kesim azınlıkta. Bir kısmı da kadın… Çevremizin yüzde 95’i bizi tebrik etti. Bizim arkamızda olduklarını söylediler. Şimdi tek isteğimiz ailemizin ve çevremizin bizi rahat bırakması.”

(Hürriyet)

 

İstanbul Üniversitesi’nde 42 öğrenci gözaltında

IŞİD’i protesto eden öğrencilerle, karşıt görüşteki bir grup arasında kavga çıkacağı ihbarı üzerine İstanbul Üniversitesi’ne giren polis, 42 öğrenciyi gözaltına aldı. Okulda çok sayıda satır ve sopa bulundu.

9 istanbul-universitesi-sopa26 Eylül’den bu yana İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde IŞİD’i protesto eden bir grupla, karşıt görüşteki öğrenciler arasındaki gerginlik sürüyor. Öğrenciler arasındaki gerginliğin kavgaya dönüşeceği istihbaratını alan polis, bugün İstanbul Üniversitesi’nde 42 öğrenciyi gözaltına aldı.

Kavgada kullanılmak üzere okula getirilen bir satır ve çok sayıda sopa, gözaltına alınan öğrencilerle birlikte okuldan çıkarılıp polis merkezine götürüldü.

Polis ekiplerinin okul önündeki bekleyişi devam ediyor.

26 Eylül’de İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde siyah maske takan sopalı kişiler, öğrencilerin kurduğu stantlara saldırmıştı. Saldırıya maruz kalan öğrenciler, IŞİD ile ilgili afiş astıkları için tartıştıkları bir grubun kendilerine saldırdığını söylemişti.

29 Eylül, 1 Ekim ve 9 Ekim’de de aynı gruplar kavga etti. Son olarak 9 Ekim’de iki gruptan toplam 28 öğrenci gözaltına alındı.

15 Ekim’de Beşiktaş’ta trafiğin içinde beyaz bastonlar etkinliği

Beşiktaş Belediyesi, Görme Engelliler ile birlikte trafiğin için de biz de varız demek için, beyaz bastonlar ve göz bantları ile 15 Ekim 2014 Çarşamba günü, Beşiktaş Meydanında, saat 12:00’de buluşma etkinliği düzenliyor.

1 15 ekim posterGörme Engelliler’in, beyaz bastonları ile trafiğin içinde, trafiğin fotoğraflarını çekeceği etkinlikte İstanbul trafiği içerisinde, “beyaz baston” ile hareket etmenin zorluklarını, görme engellilerin yaşadıkları sıkıntıları ve güvenli yolların eksikliğini gösterme amacı güdülüyor. Etkinlik sırasında görme engeli bulunmayanlar da gözlerini kapatarak görme engellilerin rehberliğinde 4 yaya geçidinden geçerek görme engellileirn trafik içinde beyaz bastonlarımızla biz de varız demelerine destek verecek.

Ulusal Engelliler Veritabanı (ÖZVERİ) 2013 verilerine göre kayıtlı Türkiye’de 216.077 görme engelli yaşıyor. Trafiğin içinde Beyaz Bastonlar etkinliği ile ilgili Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar, . Beyaz baston görme engelli için bir bağımsızlık ve güvenlik sembolüdür. Her koşulda görme engellilere rehberlik eden bir arkadaştır Beyaz Baston. Benim için bu günün asıl önemi, seçim sonrası ilk toplantımda da söylediğim gibi, “Çarşı’dan başlayarak Beşiktaş’ının her noktasını engelsiz hale getireceğiz. Bu günü beyaz bastonun yaygınlaştırılmasının yanında cadde ve sokaklarımdaki, binalarımızdaki fiziksel engellerin ortadan kaldırılması için eylem ve mücadele gününün başlangıcı olarak değerlendiriyorum” açıklamasını yaptı.

Etkinliğe katılacak sivil toplum kuruluşları arasında Suat Ayöz Trafik Mağdurları Derneği, Sokak Bizim Derneği, Altı Nokta Körler Derneği, Bisikletliler Derneği, Trafik Kazalarını Önleme Derneği ve Beltaş Vakfı da bulunuyor.

15 Ekim Beyaz  Baston Günü

1921 yılında Bristol’lü fotoğrafçı James Biggis geçirdiği trafik çarpışması sonucu görme yeteneğini kaybeder, trafikte motorlu taşıtlardan kendini korumak için sürücülerin görebilmesi ve  fark edilebilmek için bastonunu beyaza boyar. Beyaz bastonun öyküsü böylece başlamış olur. Şubat 1931′ de Fransa’ da Guilly D’ herbemont adlı bir kişi ilk defa körlerin katıldığı ulusal beyaz baston hareketi olarak bir kampanya başlattı. Mayıs 1931′ de BBC Radyosu beyaz bastonun uluslararası düzeyde körleri temsil eden bir sembol olarak kabul edilmesini önerdi. 1931 yılında Uluslararası Lions kulübü ABD’ de körler arasında beyaz baston kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla ulusal bir program başlattı. Körlerin bastonla güven içinde seyahat hakkını öngören ilk yasal düzenleme ABD’ de 1930 yılında gerçekleştirildi. 6 Ekim 1964 yılında ABD Kongresi ve Senatosunun 753 sayılı ortak kararıyla devlet başkanına her yılın 15 Ekim gününü Beyaz Baston Güvenlik Günü olarak ilan etmesi konusunda yetki verdi. ABD Cumhurbaşkanı Lyndon B. Johnson bu karara dayanarak her 15 Ekim’ in tören ve etkinliklerle Beyaz baston güvenlik günü olarak kutlanması, beyaz bastonun önemi üzerinde durulması için bir genelge yayınladı.

Etkinlik Programı 15 Ekim 2014

8 beyaz bastonlar...

11.45 Beşiktaş İskele Meydanında Toplanma, göz bantları, bastonlar ve el afişlerinin dağıtılması

12.00 Görme engelliler ve gözü bantlı görenlerin eşleşmesi

12.15-12.30 Görme engellilerin rehberliğinde, gözü bantlı görenlerin trafik akışında karşıdan karşıya geçmesi, yol akışında birlikte trafiğin fotoğraflarını çekmeleri

12.30-13.00 Beşiktaş Çarşı Sinanpaşa Meydanı önünde toplanma ve Sayın Başkan Murat Hazinedar’ın basın açıklaması, deklarasyonun okunması

13.00-13.30  Çekim, röportaj ve basın bültenleri ile birlikte deklarasyonun dağıtılması ve etkinlik bitişi.

14.30 Ortaköy Kültür Merkezi “Trafiğin İçinde Beyaz Bastonlar “ paneli

(Yeşil Gazete)

Bozcaada için referandum öneren Bakan Güllüce’ye Belediye Başkanı’ndan yanıt

 

hakan can yilmaz

Bozcaada Belediye Başkanı Hakan Can Yılmaz yaptığı açıklamada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Bozcaada için önerdiği imar planının halkoyuna sunulması konusunda Bakan İdris Güllüce ile hemfikir olduğunu şu sözlerle belirtti: ‘’En baştan beri bu plan hazırlanırken hazırlanan planın içeriğinin halkla, yerel yönetimle ve buradaki sivil toplum kuruluşlarıyla paylaşılması gerektiğini düşünüyoruz. (…) Daha önce hazırlanan 1/25 binlik plana ve yeni hazırlanan 1/100 binlik plana zaten belediye meclis kararıyla itiraz ettik. Bu itirazlar kendi aramızda ufak bir referandum yaptığımızı gösteriyor. Biz sonuna kadar halkın vereceği kararın arkasında olacağız. Bizler, ‘Bozcaada’da imar yapılmasın’ demiyoruz. Bu imar planının Bozcaada için bir takım tehlikeler içerdiğini fark etik. Biz bu tehlikeli noktalarda revizyon yapılmasını talep ediyoruz. Ben Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bu revizyona sıcak bakacağını düşünüyorum.’’

 

 

boz21/100 bin ölçekli planın 1/25 bin ilk ölçekli plana yapılan belediyece yapılan itiraz üzerine açılan dava devam ederken askıya çıkması, 1/25 bin ölçekli bu ilk planın kendiliğinden iptal olmasına neden olmuştu. Bakan Güllüce, geçtiğimiz günlerde yeni planla ilgili yükselen tepkilere referandum önerisiyle karşılık vermişti. Ayrıca Bakan Güllüce insanların 1/100 bin ölçekli planla adanın görünümünün nasıl değişeceğini  anlayabilmelerine cok şaşırmıştı. Oysa hem ana akım medya da hem de yerel basında yer alan bir çok haberde Bozcada’nın %90 ının imara açılacağı açıkca gösterilmekteydi. Hatta hangi çıkar gruplarının İmar planının bu şekilde olusturulmasından nasıl rant sağlayacağı bile tarif edilmişti.

2040 yılına kadar ada nüfusunun bugünkünün yaklaşık 5 katına çıkacağını öngören güncel imar planına Bozcaada Belediye Meclisi CHP, AKP ve DP’li üyeleri oybirliğiyle itiraz etmişti. İtirazı değerlendirmek üzere Bakanlık’ın adaya inceleme yapması için 9 kişilik bir heyet göndermesi bekleniyor.

 

 

      Yeşil Gazete-Pelin Atakan

Altın Portakal’da her gösterimin ardından sansüre karşı ortak bildiri

51’inci Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ‘Ulusal Uzun Metraj’ yarışma kategorisinde ilk galası gerçekleştiren ‘Neden Tarkovski Olamıyorum?’ filminin ekibi gösterimin ardından düzenlenen söyleşiye katıldı. Yönetmen Murat Düzgünoğlu, söyleşinin hemen başında festivalde yer alan 15 yapımcı ve yönetmenin imzasının bulunduğu sansüre karşı bir bildiri okudu. Düzgünoğlu, bildiride imzası bulunan her yönetmenin her söyleşi öncesi bu metni okuyacağını açıkladı.

Sansüre Karşı Ortak Bildiriyi ilk olarak "Neden Tarkovski Olamıyorum?" filminin yönetmeni Murat Düzgünoğlu okudu
Sansüre Karşı Ortak Bildiriyi ilk olarak “Neden Tarkovski Olamıyorum?” filminin yönetmeni Murat Düzgünoğlu okudu

“Sansür, otasansür, TCK, kamuoyu, f.. off, çekilmek, çekilmemek, ısrar, özür, sansür,  30 Eylül’den bu yana 51’inci Altın Portakal Film Festivali katılımcılarının ve jüri üyelerinin gündemi bu sözcüklerle meşgul. Ama artık buradayız. Filmlerimiz bugün itibariyle gösterilmeye başladı. Burada oluşumuz sansürü reddetmediğimiz anlamına gelmiyor. Burada olmamayı seçen arkadaşlarımız da kendi tavırlarını aldılar ve başka bir yol seçtiler, yanlarındayız” ifadeleriyle başlayan bildiride festival organize etmenin, yönetmenin, sanat eserinin ve sanat içeriğinin önüne geçemeyeceği belirtildi.

Sanat eseri olmadan festivallerin olamayacağının altının çizildiği açıklama şu ifadelerle devam etti: “Yarım yüzyılı aşkın zamandır sürmekte olan Altın Portakal Film Festivali’nin sinemacıların ve seyircilerin festivali olduğuna inanıyoruz. Festivalimiz Reyan Tuvi’nin ‘Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek’ isimli belgeseline sansür uygulamasıyla başladı. Daha sonra doğrudan sinemacılar arasında oluşan fikir ayrılıkları ile devam etti. Ama artık bulunduğumuz noktada bütün bu süreci Reyan Tuvi ve filmi üzerinden yeniden konuşmak yerine sansürü tüm boyutlarıyla tartışmak zorunluluk haline gelmiştir. Sansür sinemanın iki cephesini mağdur eder. Bu cephenin biri sinemacılardır. Diğeri de yaptığımız tartışmalarda zaman zaman unuttuğumuz seyirci. Sinemacılar filmlerini suç ceza esasına göre işleyen bir mecra tarafından kesilip biçilmeden gösterilmesini, seyirci de bu filmleri eksiksiz izlemeyi hak eder. Fakat neredeyse asırlardır iktidarlar sanat eserlerine müdahale, sanatçılar da bununla mücadele ederler.”

Bir sanat eserinin ceza kanunlarına göre değerlendirilemeyeceğinin altının çizildiği açıklama, “Bir sanat eseri bir festivale katılırken devlet tarafından değil sinema profesyonelleri tarafından değerlendirilir. Oysa bugün sadece festivallerde farklı aşamalarda yapılan müdahaleler sanatçının ifade özgürlüğünü engellemektedir. Sinema Sınıflandırma Kanunu, bakanlıkla temas ve destek alma sürecinin kendisi, belgesellerin dahi eser işletme belgesi alma zorunluluğu sansürün tespit edilmesi daha güç olan yüzünü ortaya kıymaktadır” diye devam etti.

Festival Ödülleriyle Sansüre Karşı Fon

Altın Portakal’da başlayan tartışmanın yukarıda özetlenen sürecin değerlendirilmesi için de bir fırsat olduğunu vurgulayarak açıklamaya devam eden Düzgünoğlu, “O yüzden konuyla ilgili her türlü farklı görüşü almak üzere sinemacıları, yöneticileri, seyircilerimizi festival boyunca yerini yakın zamanda bilgilendireceğimiz serbest kürsüye ve 17 – 18 Ekim tarihlerinde uzman konuklarımızla gerçekleştireceğimiz forumlara davet ediyoruz” diye konuştu.
Bu toplantıların sonucunda oluşturulacak somut talepleri paylaşacaklarını belirten Düzgünoğlu, ayrıca esasları daha sonra forumlarda açıklanmak üzere, ödüllerden ayrılacak gelirlerle sansürlere ilgili sanatsal çalışmalara destek olmak ve bir sinema merkezi kurma çalışmalarını başlatmak için fon oluşturacaklarını açıkladı.

İmzacılar

İlk olarak ‘Neden Tarkovski Olamıyorum’ film yönetmeni Düzgünoğlu tarafından okunan metinde Ulusal Uzun Metraj yarışma kategorisinde yer alan ‘Neden Tarkovski Olamıyorum’la yönetmen Murat Düzgünoğlu ve yapımcı Osman Özcan, ‘Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’ filmiyle Çiğdem Vitrinel, ‘İtirazım Var’ filminin yönetmeni Onur Ünlü, ‘Balık’ filmiyle yarışmada yer alan Derviş Zaim, ‘Kumun Tadı’ filminin yönetmeni Melisa Önel, ‘Çekmeköy Underground’la Aysin Türkmen, ‘Annemin Şarkısı’ filmiyle yönetmen Erol Mintaş ve yapımcı Aslı Erdem, ‘Sivas’ filminin yönetmeni Kaan Müjdeci, ‘İyi Biri’ Ayhan Sonyürek imzası bulunuyor.
Bu isimlerle birlikte yarışmadaki ulusal filmlerin yapımcılarından Yamaç Okur, Marsel Kalvo, Funda Alp ve İsmail İçen’in de metinde imzaları yer alıyor. Yönetmen Düzgünoğlu, bununla birlikte Kobani’de yaşanan olaylar çerçevesinde bir metnin de sinemacılar tarafından hazırlandığını, yakın bir zamanda onun da açıklanacağını ifade etti.