Ana Sayfa Blog Sayfa 3844

Sarısülük ailesinin duruşması ertelendi

Ethem Sarısülük’in ailesi hakkında açılan ‘hakaret’ ve ‘yaralama’ davası başladı.

Gezi Parkı eylemleri sırasında Ankara’da polis Ahmet Şahbaztarafından öldürülen Ethem Sarısülük’ün ailesi Şahbaz’ın şikayeti üzerine Ankara 5.Asliye Ceza Mahkemesi’nde hâkim karşısına çıktı. Duruşmaya Şahbaz, telekonferans ile katıldı.

15 ethem sarısülük ailesi...

Şahbaz, Ethem Sarısülük ile ilgili yargılandığı davada bulunan 100 kadar polisin dışarı çıkarılmasını talep eden Sarısülük’ün ailesi ve avukatlarının talebinin reddedilmesi üzerine kendisine pet şişe fırlatıldığı ve duruşmada olaylar çıktığı gerekçesiyle şikayetçi olmuştu.

ahbaz da avukatları aracılığıyla ailenin kendisine hakaret ve darp ettiğini iddia ederek şikayetçi oldu. Şahbaz’ın avukatı, suç duyurusu metninde “salon içindeki ve önündeki bazı marjinal grupların duruşmanın başından itibaren sanığa ve sanık vekillerine yönelik sözlü ve fiili saldırılarda bulunduğu”, “duruşma salonunun tamamen marjinal grupların kontrolüne geçtiği ve salonun terörize edildiği” gibi iddialara da yer verdi. Savcı, Ahmet Şahbaz’ın şikayeti üzerine, anne Sayfi Sarısülük ve kardeşleri İkrar, Mustafa ve Cem hakkında “kasten yaralama” ve “hakaret” suçlamalarıyla 10 yıl 5 aya kadar hapis istemiyle dava açtı. Davanın ilk duruşması bugün (17.10.2014) Ankara 5.Asliye Ceza Mahkemesinde görülmeye başlandı.

“Sizin mahkemeniz yok hükmünde”

Sanıklardan İkrar Sarısülük, televizyon ekranındaki polis memuru Ahmet Şahbaz’ı göstererek, “Bunu öldürmek istiyor muyum? 4 yıl sonra görüşürüz. Ancak o gün hakaretim olmadı. Sizin mahkemeniz de o mahkemenin olduğu gibi benim için yok hükmündedir” ifadesini kullandı.

Sanık Mustafa Sarısülük ise kardeşlerinin ölümüne ilişkin davada “hukuk ve adalet sisteminin çürümüşlüğünü gördüklerini” savunarak, duruşma sırasında Çevik Kuvvet polislerinin kendileriyle dalga geçmesine neden olan 6. Ağır Ceza Mahkemesinin de suçlu olduğunu ileri sürdü. Mustafa Sarısülük, duruşma salonuna resmi ve sivil polislerin doldurulduğunu, bu kişilerin tanık olarak mahkemeye getirdikleri kişilere ve ailenin avukatlarına saldırdıklarını söyledi.

Türkiye’de adalete güvenin olmadığını öne süren Mustafa Sarısülük, “Duruşma sırasında ‘Kardeşimizi öldüren kimdir? Görmek istiyoruz’ dedik. Ancak Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi provokasyona zemin hazırladı” ifadesini kullandı.

Tanıklara ve avukatlara saldırıda bulunanların tespit edilerek işlem yapılması gerektiğini belirten Sarısülük, duruşmalarda mağdurlara ve ailelerine bu tür uygulamaların görüldüğünü savundu.

Demokratik haklarını ve yoksulların hakkını savunmak için yine sokaklarda olacaklarını dile getiren Mustafa Sarısülük, “Bizler onurlu bir şekilde mücadelemizi sürdüreceğiz” diye konuştu.

“Katil, hakaret değil”

Sanık Sayfı Sarısülük de Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi heyetine yönelik “satılmış” diye bir ifadesinin söz konusu olmadığını, bunu sanık polis memuru Ahmet Ş.’ye yönelik olarak söylediğini, savcılığın yanlış bir şekilde zapta geçirdiğini öne sürdü.

Sanık Cem Sarısülük de “Bizim kimseye tehdit ve hakaret içeren sözlerimiz olmamıştır. Arbede esnasında polislerin bizi tahriki neticesinde adalete yardımcı olmak için Ahmet Ş.’nin peruğunu indirmek istedim. Bugün olsa yine aynı şeyi yaparım. Herhangi bir suç kastım yoktur” dedi.

Sanık avukatlarından Eylem Hakverdi ise “katil” ifadesinin, kanıtlanabilir bir sıfat olduğunu ve söz konusu ifadenin bu nedenle hakaret olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevini yerine getirmediğini savunan Hakverdi, “Müvekkilim, sanığın peruğunu indirmek için hakaret ettiğinde, polislerin aşırı şiddet kullanması, diğer arkadaşları ve ailesinin de bunu engellemeye yönelik olan eylemleri bizce suç olarak değerlendirilemez” ifadesini kullandı.

‘Gizli sanık delil saklamadır”

Sanık avukatlarından Kazım Bayraktar da dava konusu olayda haksız tahrik ve provokasyonun söz konusu olduğunu savunarak, “Duruşma salonunun polislerle dolu olduğunu ve Çevik Kuvvet terörünün mahkeme salonuna taşındığını” belirtti.

Bayraktar, “Sokaklarda halkı tahrik eden, Ethem Sarısülük ve bunun gibi birçok insanı öldüren Çevik Kuvvet ekibini, acılı ailenin karşısına çıkartmak hangi akla hizmettir” diye konuştu.

Sanık Şahbaz’ın duruşmaya perukla getirildiğini anımsatan Bayraktar, “gizli sanık” gibi bir kavramın söz konusu olamayacağını dile getirdi.

Bu şekilde delil karartıldığını savunan Bayraktar, sanığın peruğunun indirilmesinin aslında o duruşmayı yasal hale getirdiğini iddia etti.

Polis Şahbaz davaya müdahil olacak

Telekonferansla duruşma salonuna bağlanan müşteki Ahmet Ş. ise sanıklar hakkındaki şikayetinin devam ettiğini ve davaya katılmak istediğini belirtti.

Ahmet Ş. “Çevik Kuvvet polisi birisi, TC vatandaşı değil mi? İzleyici olarak duruşmaya katıldıklarını söyledikleri kişiler, benim meslektaşlarımdır. Silahsız bir şekilde gelip duruşmayı izleyemezler mi?” dedi.

Bu sırada Sayfı Sarısülük “Beslemişler baksana domuzu. Geber orada” ifadesini kullandı.

Cem Sarısülük de “Oğlunun katilini annemin karşısına çıkartıyorsunuz. Empati yapın, kendinizi annemin yerine koyun” diye konuştu.

Hakim Bülent İlkılıç, ara kararında, Ahmet Ş.’nin davaya müdahil olarak katılmasına karar verildiğini açıkladı.

Duruşmada tanık olarak dinlenilen iki polis memuru, dava konusu olayların yaşandığı sırada mahkeme heyeti ve sanık Ahmet Ş.’ye yönelik hakaret sözleri duyduklarını ancak kimin söylediğini bilmediklerini söyledi.

Hakim İlkılıç, sanıkların duruşmalardan vareste tutulmalarına karar verdi.

İlkılıç, bazı tanıkların dinlenilmesi ve dava dosyasındaki birtakım eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.

Duruşma sonrasında Sarısülük ailesi ve avukatları Ankara Adalet Sarayı önünde açıklama yaptı.

Sarısülük ailesinin avukatı Bayraktar, müvekkillerine “basit şekilde yaralama” ve “mahkeme heyetine hakaret etmek”ten açılan davada 3 yıl 4 aydan 10 yıla kadar hapis cezası istendiğini anımsatarak, Ethem Sarısülük’ün öldürülmesine ilişkin davanın sanığı polis memuru Ahmet Şahbaz’a ise 7 yıl 9 ay hapis cezası verildiğini kaydetti.

Sayfı Sarısülük de “Hakkımızı, kanımızı yerde koymayacağız. Ben ölene kadar bu mahkemenin önüne gelip gideceğim. Oğlumun hakkını arayacağım. Çünkü oğlum burada olsaydı o arardı. Olmadığı için ben arayacağım” dedi.

(T24/ Hürriyet)

Trans kadın ABD’de yılın çalışan annesi seçildi

Meghan Stabler adlı trans kadın, ABD’de yayınlanan Working Mother (Çalışan Anne) adlı dergi tarafından “yılın çalışan annesi” seçildi.

İki milyondan fazla okuyucuya ulaşan dergide ilk kez bir trans kadın “yılın çalışan annesi” seçildi. Meghan Stabler adlı anne, dergi tarafından başarılı bir yönetici ve LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) hakları aktivisti olarak tanıtılıyor.

14 meghan_stabler...

Dergi editörü Jennifer Owens, Stabler’ın “işte LGBT ve toplumsal cinsiyet eşitliği için çalışan bir lider, evde ise sevgi dolu ve destekleyici bir aile kurmuş gerçek bir şampiyon” olduğunu ifade etti.

Stabler, beden geçişinden sonra iş hayatında yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor; “Gerçek kimliğime geçiş yaptığımdan beri toplantılar ve işyerindeki stereotipik erkek egemenliğini fark etmeye başladım. Bu, geçişimin sonlarına gelene dek daha önceden hiç düşünmediğim bir şeydi.”

Çalışma hayatında birbirine destek çıkmanın önemine dikkat çeken Stabler, “toplumun hem kadınlara, hem de LGBT toplumuna yönelik farkında olmadığı önyargılarının ifşa edilmesi gerekiyor,” diyor.

(Kaos GL)

 

Denge ve Denetleme Ağı’ndan şiddet olayları ile ilgili itidal çağrısı

Denge ve Denetleme Ağı son günlerde yaşanan şiddet olayları ile ilgili bir açıklama yaptı. “Olayların yatışması ve toplumda kalıcı barışın sağlanması için ilgili taraflara çağrıda bulunuyor, aşağıdaki adımların atılmasını öneriyoruz” denilen açıklama şu şekilde:

13 denge ve denetleme ağı

“Denge ve Denetleme Ağı olarak, ülkemizde son günlerde yaşanan şiddet olayları ile ilgili büyük bir kaygı duymaktayız. Şu ana kadar, resmi rakamlara göre 35 insanın hayatını kaybetmesine yol açan olayları üzüntüyle karşılıyor, bir daha olmaması temennisiyle, kınıyoruz. Olayların yatışması ve toplumda kalıcı barışın sağlanması için ilgili taraflara çağrıda bulunuyor, aşağıdaki adımların atılmasını öneriyoruz:

Sağduyu ve Uzlaşı Çağrısı Yapılmalıdır
Aynı sınırı paylaştığımız Kobani ve komşu ülkelerde yaşanan bölgesel ve çok boyutlu olaylar ülkemizi de etkilemektedir. Çatışma ortamının bir an önce durdurulması, toplumun huzur ve güvene kavuşması için, bütün siyasi aktörler, kanaat önderleri ve karar vericiler, toplumu sağduyuya ve uzlaşıya çağırmalıdır. Kriz dönemlerinde, devlet başta olmak üzere bütün siyasi partilerin, yapıcı bir dil kullanarak, vatandaşlar için güven ortamını yeniden tesis etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu noktada medyaya da özel bir sorumluluk düşmektedir. Medya tarafsız haberler ile kamuoyunu doğru bilgilendirmelidir.

Çözüm Süreci ve Demokratikleşme Bir Bütün Olarak Ele Alınmalıdır
Demokratikleşme; özgürlük, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve azınlık hakları da dahil olmak üzere, insan haklarına saygıyı garanti altına alacak, kuvvetler ayrılığı ve güçlü bir denge ve denetleme sisteminin sağlanmasıyla mümkündür. Bu doğrultuda çözüm süreci ve demokratikleşmenin sağlanabilmesi için yeni ve sivil bir Anayasa’nın şart olduğunu düşünüyoruz. 2014 Avrupa Birliği Türkiye İlerleme Raporunda’da belirtildiği gibi, Venedik Komisyonu’yla da etkin bir istişare yürütülerek, demokratik, çoğulcu ve kapsayıcı bir Anayasa yapım süreci yürütülmelidir.

Çözüm Süreci Devam Etmeli, Somut Adımlar Atılmalıdır
Kamuoyu çözüm sürecinin ve yol haritasının ne olduğunu bilmemektedir. Sürece ilişkin yol haritası, şeffaflık ilkesi gereğince kamuoyuyla paylaşılmalı, somut bir takvime dayandırılmalıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) sürece dahil edilmeli ve sivil toplum kuruluşları da kolaylaştırıcı rol oynamalıdır. Bununla birlikte, ülkemizdeki farklı dillerin ve kültürlerin korunması için kamu kaynağı ve yetkisi adil bir şekilde kullanılmalıdır. Hesap verebilirlik ve şeffaflık ilkeleri gereği, kullanılan kaynaklarla ilgili kamuoyu düzenli olarak bilgilendirilmelidir. Ademi merkeziyetçilik ilkesi ve Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı da güçlü bir şekilde hayata geçirilmelidir.

Kalıcı barışın ve güven inşasının sağlanmasında özellikle kadınların sürece dahil edilmesi şarttır. 1325 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı, kadınların, çatışmaların önlenmesi, çözümlenmesi ve barışın sağlanmasındaki önemli rollerini belirtmektedir. Kararda, barış ve güvenliğin korunması ve geliştirilmesine yönelik çabalara kadınların tam olarak dahil edilmesi ve çatışmaların önlenmesi ve çözümlenmesiyle ilgili kararların alınmasında, kadınların rollerinin arttırılması gerektiği vurgulanmaktır. Türkiye, Birleşmiş Milletler’in üye devletlerinden biri olarak Güvenlik Konseyi’nin bu kararını, bir ilkeler bütünü olarak kabul etmeli, çözüm sürecinde kadınların rolünü arttırmalıdır.

Ülkemizde yaşananların, çözüm sürecini olumsuz etkilemesine izin verilmemelidir. Uyuşmazlık çözümüne ilişkin araştırmalar ve dünyadaki iyi uygulamalar örnek alınarak, kapsamlı çözüm önerileri getirilmeli ve bir an önce uygulanılmaya konulmalıdır. Çözüm sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve toplumda güvenin yeniden inşası için, bütün tarafların benimseyeceği uzlaşmacı ortak bir dil geliştirilmeli, vatandaşlarımızla yakın akrabalık ve komşuluk ilişkisi içindeki Kobani halkı konusunda gerekli duyarlılık gösterilmelidir.

Denge ve Denetleme Ağı, birbirinden farklı hayat görüşlerini içeren 166 sivil toplum örgütünden oluşmaktadır. Tüm farklılıklarımıza rağmen, bizi özel kılan, demokrasi tarafında, bir arada durabilmemizdir. Demokrasi ve barış kültürünü yerleştirmek için, birlikte olmamız gerektiğinin ısrarla altını çiziyor, toplumun bütün kesimlerini sağduyulu olmaya çağırıyoruz”

 

Validebağ Korusu halkın koruması altında

İstanbul Anadolu yakasının ikinci büyük yeşil alanı Validebağ Korusu’nun yapılaşmaya açılmasına karşı yürütülen mücadele sürerken, korunun Acıbadem girişinin ‘dini tesis’ inşaatı gerekçe gösterilerek paravanlarla kapatılmasını mahalleliler engelledi.

12 validebag-kepce

Alana girmek isteyen kepçe yüklü tırın önü araçlarla kesilirken, Validebağ gönüllülerinin kurduğu barikatı aşamayan kepçe operatörü alanı terketti.

Üsküdar Belediyesi tarafından yapılması gündemde olan cami inşaatına başlamak için korunun girişine dün getirilen dozer de mahallelilerin müdahalesiyle geri gönderilmişti.

Konuya ilişkin Validebağ Gönüllüleri tarafından yapılan açıklamada, korunun güneyindeki yeşil alanın 2012 yılında yapılan plan tadilatıyla ‘dini tesis’ alanı olarak belirlenerek yapılaşmaya açıldığı hatırlatıldı.

Açıklamada, bu değişikliğe karşı mahallelilerin açtığı beş davadan ikisinde tamamlanan bilirkişi raporlarına göre, alana dini tesis yapılmasının uygun olmadığına dikkat çekildi.

(Kuzey Ormanları, Diken)

Femen’in Putin eylemine para cezası

Rusya lideri Vladimir Putin’in balmumundan heykeline kazık saplayan Femen aktivisti para cezasına çarptırıldı.

11 femen

Yaklaşık iki yıl önce Fransa’ya iltica talebinde bulunan 26 yaşındaki Iana Jdanova, eylemi haziran ayında düzenlemişti. Femen eylemcisi, önce Paris’teki balmumu müzesinde dünya liderlerinin bulunduğu bölümde soyunmuş, göğsünde, kırmızı harflerle yazılı “Putin’i öldürün (Kill Putin)” ifadesi ortaya çıkmıştı. Eylemci daha sonra beraberinde getirdiği bir kazığı defalarca Putin heykeline saplamış, bu sırada “Diktatör Putin” sloganını atmıştı. Ukraynalı Femen eylemcisi daha sonra heykeli yere devirmişti.

Paris’teki bir mahkeme, Femen eylemcisi hakkındaki kararını verdi. Mahkeme, “halka açık yerde çıplak dolaşmaktan” ötürü 6 bin euro para cezasına hükmetti. Bu rakamın yarısı, Putin heykelinin onarılmasında kullanılacak.

Femen aktivisti mahkeme kararına “Şaka gibi” diyerek tepki gösterdi. Avukatı da kararı temyiz edeceklerini, gerekirse davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyacaklarını açıkladı.

(Deutsche Welle Türkçe)

Bozcaada’da ekolojik belgesel festivali

Bozcaada’da 30 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’nde 22 ülkeden filmler yer alacak.

Festivalin Başkanlığını Bozcaada Belediye Başkanı Dr. Hakan Can Yılmaz, koordinatörlüğünü ise İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde film yönetmeni Ethem Özgüven yapıyor.

10 bifed

Festivalin amacı “Bu festivali yaşadığımız gezegeni çocuklarımıza güzel bir şekilde teslim etmek ve geleceğe, yaşadığımız gezegeni hak edecek güzel çocuklar bırakmak için yapıyoruz. Birlikte küresel ısınma, kirlenen ve tükenen denizler, işçinin ve küçük çiftçinin bozulan çalışma koşulları, yok edilen ekilebilir alanlar, azalan içilebilir su kaynakları gibi somut ve önemli tehlikelerin tetiklediği sorunların çözümüne katkı koyacağız, bu konularla ilgili filmlerinizle zenginleşeceğiz” diye açıklandı.

Ayrıca festival kapsamında düzenlenecek zeytin temalı panelle, zeytinlik alanların imara açılması sonucunda bölge ekolojisi ve Türkiye’nin zeytin ekonomisinin karşılacağı olumsuz etkiler de konuşulacak.

Festivalin ekoloji temalı heykelcikleri de her yıl farklı bir sanatçının elinden farklı bir doğal malzemeden tasarlanacak. Bu seneki heykelcikler zeytin ağacından heykeltraş Erim Bayrı tarafından yapıldı.

Bozcaadalı çocukları festival içine çekebilmek için Bozcaada için büyük önem taşıyan, çocuk, gençlik ve çevre konularında Ada’nın en bilinen ve sevilen karakterlerinden biri, ağustos ayında ölen Anke Atamer adına “Anke Atamer Çocuk Filmleri Programı” hazırlandı.

Festivalin resmi internet adresi bifed.org/ üzerinden detaylı bilgi edinmek mümkün.

(Bianet)

Sansür Altın Portakal’da ise Gösterim Kadıköy Nazım Hikmet’de

Uygulanan sansür nedeniyle 51. Altın Portakal Film Festivali’nden çekilen filmler ve yönetmenleri, Kadıköy Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde buluşuyor.

17 – 19 Ekim tarihleri arasında Altın Portakal Film Festivali Belgesel Yarışması’ndan sansür nedeniyle çekilen filmleri Kadıköy Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gösteriliyor.

9 nazım hikmet kültür merkezi

“Altın Portakal bu yıl sansür tartışmalarıyla açıldı. Görüldü ki, AKP’nin “yeni Türkiye”sinde, sanat eserleri TCK’ya göre değerlendirilip yasaklanabiliyor. Bunun için işi “hukuka” uydurmaya bile gerek duyulmuyor, sadece kanaat yeterli olabiliyor. Buna tepki gösteren sinema yazarları ve jüri üyeleri festivali boykot ettiği halde, bir şey olmamış gibi festival devam edebiliyor, sansür normalleştiriliyor, yaratım özgürlüğü önemsizleştiriliyor. 13 yönetmenin filmlerini çekerek zaten çok kısıtlı olan gösterim olanağından feragat ettikleri gerçeği sessizliğe boğulurken, hangi jüri üyesinin hangi lüks otelde ağırlandığı haberleri medyaya servis edilebiliyor.

Bu kabul edilemez, kanıksanamaz! Nâzım Hikmet Kültür Merkezi olarak yönetmenlerle buluşuyor ve ilan ediyoruz: Sansür oradaysa, biz buradayız! Sansürcü karanlığı, dayanışmanın ışığıyla dağıtıyoruz ve dayatılanı reddedişin filmlerin ve yönetmenlerini 18 – 19 Ekim tarihlerinde seyircilerle buluşturuyoruz” diyen Nazım Hikmet Kültür Merkezi ekibi herkesi belgesel filmleri izlemeye, Antalya’da sinemeseverler ile buluşamayan yönetmenleri dinlemeye çağırıyor

Nâzım Hikmet Kültür Merkezi Ruhi Su Salonu’nda yapılacak ücretsiz gösterim programı:

17 Ekim Cuma Ruhi Su Salonu:
18:00 – Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali kapsamında, Reyan Tuvi’nin Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek filmi.

18 Ekim Cumartesi Ruhi Su Salonu:
11:00 – Nail V. (Kurtuluş Özgen)
13:30 – Eymir Neden Paylaşılamadı? (Yasin Semiz)
16:00 – Ben Bir Slogan Buldum: Annem Benim Yanımda (Ayris Alptekin, Albina Özden, Fehime Seven, Nazlı Bulum, Sefa Tokgöz)

19 Ekim Pazar Ruhi Su Salonu:
11:00 – Arabeks (Cem Kaya)
13:00 – Diyar (Devrim Akkaya)
15:00 – O İklimde Kalırdı Acılar (Cenk Örtülü, Zeynel Koç)
17:00 – Külkedisi Değiliz (Emel Çelebi)

Ayrıntılı bilgi için facebook etkinlik sayfası

(Yeşil Gazete)

Pasifik Adaları’ndan Avustralya’da kömür eylemi

Avusturalya’nın en büyük kömür ihraç limanı, bugün (17 Ekim Cuma) büyük bir protestoya sahne oldu. Güney Pasifik Adalaları’ndan kanolarıyla gelen yerli aktivistlerin yanı sıra, kayak ve surf tahtalarıylaNewcastle Limanı’nın önüne gelen eylemciler bir süreliğine gemi trafiğini kilitledi.

B0HmaHkIAAAOGsD

Kendilerine ‘Pasifik İiklim savaşçıları’ diyen grup, geleneksel ezgileriyle kanolara binip New Castle Limanı’na doğru yola çıktı. Grubu liman yakınlarında kayaklı ve sörf tahtalı ekip karşıladı.

İklim değişikliği konusunda örgütlenen 350. org’un ön ayak olduğu eylemde konuşan Fijili bir aktivist; “İklim değişikliği yüzünden boğulmak istemiyoruz” dedi. Marshall Adası’ndan Milan Loeak ise iklim değişikliği etkilerinin şimdiden görülmeye başladığını belirtiyor: “seller ve kuraklık nedeniyle etkiyi hissetmeyi başladık ile.”

İklim değişikliği uzmanlarının aktardığına göre, iklim değişikliği nedeniyle yükselen su seviyeleri Pasifik adaları için büyük bir tehlike. 350.org da kömür yakmanın iklim değişikliğinin önemli nedenlerinden biri  olduğu için bu eylemi yaptıklarını belirtiyor.

B0GkfizCcAAsRZz

New Castle Limanı’nda her sene yaklaşık 4 bin gemi girip çıkıyor; bunların yüzde 90’ından fazlası da kömürle dolu. Çoğunlukla bu limandan Çin ve Japonya’ya kömür ihraç ediliyor; fakat Avustralya kömür santralleri kullanımının yoğunluğu nedeniyle dünyanın en çok karbon salınımına neden olan ülkesi. Dünyanın çelik üretiminde kullanılan kömürün yarısından fazlası Avustralya’dan geliyor.

(Reuters)

#Kürekle Karadeniz 62.gününde : (K)Ömür kenti Amasra’da basın açıklaması

Günler geçiyor, havalar soğuyor lakin Nükleersiz Türkiye için Kürekle Karadeniz yoluna devam ediyor . En son Hüseyin İnebolu’dayken size yazmıştım .Bugüne kadar 10 gün daha geçti. Hüseyin 2 Kasım’da Ortaköy’e varana kadar o denizde ben karada kürek çekmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde Nükleersiz.org ve Yeşil Düşünce Derneği(YDD) bir duyuru yayınlayacak ben de  sizleri  bu tarihi karşılamaya buradan çağırıyor olacağım .

 

amasra1

13 Ekim günü sabah 6’da kalktı Hüseyin, hazırlanması için 1 saat yeterdi. Bütün gün kürek çekti. Gideros koyuna vardığında sağnak yağmur başladı. Olsun yağmur ıslağı güneş açınca kurur geçerdi, radyasyon izi bırakacak değil ya he-nüz.  Sağanak yağmurdan kaçan Hüseyin 60 kilometreye yakın mesafe kat etmiş olarak geceyi Kalafat  tarafında geçirdi. Yolculuğu boyunca çoğunlukla çadırında kalan uğradığı yerlerde ikramlara, davetlere rağmen yemeğini kendi pişirip kahvesini  hazırlamaktan da büyük keyif  alan arkadaşımız o akşam da makarnasını yaptı, kahvesini içti, radyosunu dinledi; aynı bizim evlerimizde yumuşacık koltuklarımızda yaptığımız gibi kitaplı keyiflere daldı. Tek fark  O, doğanın kucağındaydı, tılsımlı böcekler onun için şarkı söylüyordu .

14 Ekim günü sabah 5’te kalktı 6’da yola çıktı. Yolunun üstünde Gideros-Kuracaşile arasında Selahattin Abi’ ye uğradı. Selahattin Abi 75 yaşında bir kürek ustasıydı; Hüseyin projeyi fırsat bilmiş hazır oradan geçerken kendisi için yeni kürek siparişi vermişti. Aklında yakında sahip olacağı 2 kürek elinin altındaki diğer 2 kürek  tek yürek 35 kilometre daha gidip Amasra’ya vardı. Bu proje vesilesiyle tanıştığım dünya tatlısı insanlardan biriyle daha buluştu, Meral Hanım’ la. Ertesi gün büyük gündü. Aylardır, maden kömürü alerjisi, termiksi karın ağrıları yaşayan  kentte bu kez kurulması planlanan nükleer santrallere karşı farkındalık yaratacak bir basın açıklaması yapılacaktı. Eğitim-sen yönetiminden Kerim Bey’ in  bu organizasyonda emeği büyük, teşekkürler Kerim Bey! Ve elbette kendisiyle tanışmama vesile olan Meral Hanım’a kucak dolusu teşekkürler!

amasra2

15 Ekim günü saat 13:00’da okundu Nükleer santrallere karşı Kürekle Karadeniz’in basın açıklaması. Basın açıklamasına katılım oldukça zengindi. Haber-sen ,Eğitim –sen, Amasra Yelken Klubu , CHP İlçe Yönetimi, ÖDP Amasra, ADD, ESM, İP,Maden Mühendisleri Odası, Çekül. Amasra’nın bu kadar organize oluşunun arkasında termik mücadelesinden antremanlı oluşunun da etkisi var elbette .HEMA Termik Santrali, Kalker Ocakları ve Kül Depolama Sahalarına karşı çıkan halkın “Bartın Platformu” girişimiyle yürüttüğü 10 yıllık bir direniş hikayesi yabana atılır cinsten değil. HEMA ise Amasra’nın ilk kez 1999’da başlattığı santral ısrarını, kurulacak gücü 40 kattan fazla büyüterek sürdürüyor. Öte yandan Termik santral yatırımında da nükleer santral yatırımında görülen bir ithal ürün bağımlılığı yaratılmak istendiği anlaşılıyor. Ancak ne Amasra’nın ne Zonguldak’ın  kömürü kalori açısından termik santral kullanımına  uygundur. Nasıl ki uranyumu dünyada uranyum bulunduran 4 ülkeden birinden almak zorunda isek termik santralin de kömürünü ithal etmesi gerekecektir. Yabancı ortak, yabancı sermaye, yabancı teknoloji, ithal kömür ve yabancı işçiye bağımlı olan yatırımlar enerjide dışa bağımlılığı artıracaktır.Bu sebeplerle  Hattat Holding’in bölgeye yapmak istediği termik santralin yaşam alanının böğrüne kara saplı bıçak gibi saplanmasını istemeyen halk  sadece bu sene  10 gün içerisinde  termik santrale hayır! diyen 42 bin dilekçe  hazırlamış ve 40 bin imza toplamış . Amasra’nın direnişini daha detaylı olarak Yeşil Gazetedeki son dönem yazılardan okuyabilirsiniz.

Ülkenin turizmle ilk tanışan sahil kentlerinden biri olan Amasra bugün çok ciddi bir turizm, balıkçılık ve tarım gelirine sahiptir.İnsan sağlığı açısından İlçe coğrafi olarak da termik santrale uygun değil, aslına bakarsanız uzamanlar Karadeniz boyunca hemen denizin arkasından yükselen dağların  termik santralden çıkan zehirli havayla  hayatı özellikle kış aylarında cehenneme çevirdiğini söylüyor. Gerçek bir örnek vermek gerekirse Ankara’da yaşarken  kronik astım rahatsızlığına iyi geleceği için doktoru tarafından havası temiz olan  bir yerde yaşaması önerilen bunun üzerine Ankara’ya yakın da olduğu için  Amasra’yı seçip buraya yerleşme kararı almış olan Meral Hanım ve eşini süregelen  termik santral tehlikesi  herkesten biraz daha fazla kara kara düşündürtüyor .

Nükleer santraller hakkında farkındalık yaratmak isterken geçilen yerlerdeki çevre mücadelelerine dalıp gidiyoruz belki ama başka türlü dayanışma olmaz,  empati kurulmaz .Hele ki Gerze’lerin, Amasra’ların termik mücadelesinden nükleer mücadelesi adına da öğrenecek çok şey varken… Ben bu satırları yazarken Hüseyin çoktan Amasra’dan çıkmış Zonguldak’a doğru gidiyor, Birkaç güne kalmadan madenleri konuşacağız … Bir bayrak yarışı bu, sırası gelen  gönlünü çevre ve yaşam mücadelesine kendini adayan herkes bir bir karşılayacak projeyi… Amasra’da,Sinop’ta Gerze’de  olduğu gibi yıllardır verdiği mücadelesinin yanına oturtacak…kendi projesi belleyecek, destekleyecek. Çünkü  radyasyon  ırk ayrımı bile yapmazken radyasyon ile mücadele yöntemi içerisinde cinsiyet, din ,siyasi görüş farkı üzerinden ayrılıkçılık, ötekileştirme sadece ve sadece bu mücadeleyi kaybetmeye mahkum eder bizi.

Hüseyin’i bu bağlantı dan takip edebilirsiniz

 

Pınar Demircan

[email protected]

twitter: @pnrizumi

(Yeşil Gazete)

 

 

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne Türkiye seçilemedi

BM Güvenlik Konseyi’nin on geçici üyesinin beşinin değişimi için yapılan oylamada İspanya ile birlikte üçüncü tura kalan Türkiye seçilemedi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Oy kaygısıyla ilkemizden, duruşumuzdan vazgeçemeyiz” dedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) 2015-2016 yıllarında görev yapacak geçici beş üye için BM Genel Kurulu’nda seçim yapıldı. 193 üyesi olan BMGK’da Venezuela 181, Malezya 187, Angola 190, Yeni Zelanda 145 oy aldı.

Türkiye ve İspanya yeterli oyu alamadığı için önce ikinci turda yarıştı. İkinci turda Türkiye 73, İspanya 120 oy aldı. İki ülke yine yeterli oya ulaşamayınca seçim üçüncü tura kaldı ve burada kazanan taraf 132 oyla İspanya oldu. Türkiye 60 oy aldı.

Yeni Zelanda en son 1993-1994, İspanya ise 2003-2004 yıllarında BM Güvenlik Konseyi’nde yer almıştı.

Arjantin, Ruanda, Güney Kore, Avustralya ve Lüksemburg’un görev süreleri dolmuştu.

Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu olan BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi, on geçici üyesi bulunuyor. Her yıl geçici üyelerden beşi değiştiriliyor.

Türkiye’nin seçilememesini değerlendiren Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’nin BM’nin önemli bir üyesi olduğunu ve önemli inisiyatiflerin öncülüğünü yaptığını söyledi, “Burada bugün seçilemedik diye buradaki sorumluluklarımızdan da katkılarımızdan da vazgeçemeyiz” dedi. Çavuşoğlu, ilk turdan sonraki oylamaların konjonktürel gelişmelere bağlı olduğunu söyledi.

Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin dış politikalarında bağımsız hareket etmesinden hoşnut olanların yanı sıra rahatsız olanların da olduğunu belirterek, “Bize oy verirken bundan dolayı oy vereceğini söyleyen çok sayıda ülke vardı” dedi.

“İlkesel duruşumuzdan dolayı rahatsız olanlar olabilir. Ama her zaman olduğu gibi bizim tutumumuzun belli bir zaman geçtikten sonra ne kadar haklı olduğunu itiraf edenler de oluyor. İlerde de böyle olacaktır. Dolayısıyla biz oy kaygısıyla, bazı ilkemizden, tutumumuzdan, duruşumuzdan da vazgeçemeyiz. Bizden beklentisi olan ülkelerin sesi ve vicdanı olmaya devam edeceğiz.”

BMGK’da Filistin için de olmayı istediklerini ifade eden Çavuşoğlu, “Biz isterdik ki BMGK’da 9 oyu yakalayalım ve Filistin’li kardeşlerimizi rahatlatalım ama bunun da maalesef göz önünde tutulmadığı görülüyor bazı ülkeler tarafından. Neticede biz Filistinli kardeşlerimizi yalnız mı bırakacağız? Hayır. Onlara da her türlü platformda BM başta olmak üzere desteğimizi vermeye devam edeceğiz” diye konuştu.