Ana Sayfa Blog Sayfa 3842

Ukrayna’da ateşkes sona erdi

Rus yanlısı ayrılıkçılar tarafından tek taraflı ilan edilen Donetsk Halk Cumhuriyeti’nin Başbakanı Aleksandr Zaharçenko, bölgedeki ateşkesin sona erdiğini açıkladı

ukraine ceasefire

Ukrayna’nın doğusundaki Rus yanlısı ayrılıkçılar tarafından tek taraflı olarak ilan edilen Donetsk Halk Cumhuriyeti’nin Başbakanı Aleksandr Zaharçenko, bölgedeki ateşkesin sona erdiğini belirtti.

Zaharçenko, sosyal paylaşım hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, bölgede taraflar arasında ilan edilen ateşkesin sona erdiğini kaydederken, ” Bugün Donetsk’in roketlerle vurulmasının ardından, formalite olarak mevcut olan ateşkesin sona erdiğini sayabiliriz” ifadesini kullandı.

Ukrayna yetkilileri de şu anda söz konusu patlamanın nedenleri hakkında bilgi edinemediklerini dile getirirken, söz konusu saldırının Ukrayna tarafından yapıldığına ilişkin iddiaların gerçeği yansıtmadığını, Ukrayna tarafının ateşkes rejimine riayet ettiğini dile getirdi.

Bugün Donetsk’teki bir kimya fabrikasında büyük bir patlama meydana gelirken, bazı kaynaklar da söz konusu fabrikada ayrılıkçıların silah deposunun bulunduğunu ileri sürmüştü.

 

ABD, “Türkiye’ye anlattık, PYD terör örgütü değildir”

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Harf, ülkesinin PYD ve PKK’yı ayrı örgütler olarak gördüğünü söyledi ve “PYD’nin desteklenmesi gerektiğini Türklere anlattık” dedi.

10 marie harf...

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı Marie Harf, “Türkiye bu koalisyonda kilit bir rol oynuyor ve birçok konuda önemli adımlar attı. Türkiye’yi çok çok yakın bir partner olarak görüyoruz” dedi. Harf, ayrıca ABD kanunlarına göre PYD ile PKK’nın ayrı gruplar olduğunu ifade ederek, “IŞİD ile savaşan PYD gibi Kürt grupların desteklenmesinin çok önemli olduğuna inandığımızı Türklere açıkça belirttik” dedi.

Harf, günlük basın toplantısında, ABD Başkanı Barack Obama’nın hafta sonu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile telefonda görüştüğünü hatırlatarak, iki liderin Kobani’deki durumu da konuştuğunu ve Obama’nın Erdoğan’ı Kobani’deki silahlı güçlere takviye gönderilmesi noktasında bilgilendirdiğini kaydetti.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile konuyu görüştüğünü belirten Harf, görüşmelerinde Türkiye’ye, “IŞİD’e karşı mücadele eden bu savaşçıların havadan yardımlarla desteklenmesinin önemi konusunu açıkça belirttiklerini” bildirdi.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun, Türkiye’nin, IKBY peşmerge güçlerinin Kobani’ye geçmesine yardımcı olduğuna yönelik sözlerinin sorulması üzerine Harf, açıklamadan memnuniyet duyduklarını bildirdi.

Melda Onur’dan TBMM’ye LGBTİ’lere yönelik nefret suçlarına ilişkin soru önergesi

CHP’li Melda Onur Çingene Gül’ü ve LGBTİ’lere dönük nefret saldırılarını Meclis gündemine taşıdı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Melda Onur;  SPoD LGBTİ ile birlikte, translara dönük nefret saldırılarına ilişkin TBMM Başkanlığı’na soru önergesi verdi.

8 lgbti...

Türkiye’de kişilerin kendilerinden farklı gördükleri kesimlere karşı geliştirdikleri ötekileştirmenin, bazı kanaat önderlerinin nefret söylemiyle cesaret bularak nefret cinayetlerine dönüştüğünü belirten Onur, “Bu cinayetlerin en belirgin hedef kitlesi LGBTİ bireylerdir ve bu bireylere yönelik nefret cinayetlerine her geçen gün bir yenisi eklenmektedir” dedi.

İstanbul’da Çingene Gül’ün öldürülmesini de hatırlatan Onur, “Yaşam hakkını tehdit eden bu saldırıların ardından etkin bir soruşturma yürütülememekte, suçlulara verilen cezalar ise caydırıcılık niteliği taşımamaktadır” ifadelerini kullandı.

Onur’un soru önergesinde  TBMM Başkanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na yönelttiği sorular şu şekilde;

CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur
CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur

1-Yeni yasama döneminde LGBTİ bireylere yönelik saldırıların nefret suçu kapsamına alınmasına ilişkin ek bir düzenleme öngörülmekte midir?

2- Bakanlığınız gündeminde, LGBTİ bireyleri hedef alan nefret odaklı bu saldırı ve cinayetleri önleyebilmek adına bir eylem planı var mıdır? Bu noktada diğer kurumlarla eşgüdümlü bir çalışma düşünülmekte midir?

3-Son beş yıl içerisinde nefret cinayetleri sonucunda hayatını kaybeden eşcinsel ve trans birey sayısı kaçtır? Bunların illere göre dağılımı nasıldır?

4-LBGTİ bireylere yönelik gerçekleşen nefret cinayetleri sonucunda bugüne kadar kaç kişi yargılanmıştır ve bu kişilere toplamda ne kadar ceza verilmiştir?

(Kaos GL)

İngiltere Parlamentosu önünde #occupylondon işgali

İngiliz Parlamentosu önünde toplanan kapitalizm karşıtı eylemciler, hükümetin ekonomi, sağlık ve eğitim gibi alanlardaki politikalarını protesto ediyor.

3 yıl önce Londra’daki St. Paul’s Katedrali önüne kurdukları çadırlarla haftalarca bu alanı işgal eden “Occupy London (Londra’yı İşgal Et)” isimli grubun parlamento önünde yeniden düzenlediği protesto dolayısıyla Londra polisi yoğun güvenlik önlemleri aldı.

7 occupy london...

Sayıları akşam saatlerinde artan yaklaşık 30 kişilik grup, dağıttıkları broşürlerle hükümetin ulusal sağlık sistemini özelleştirmesi, öğrenim kredilerinin artırılması, devlet yardımlarında kesintiye gidilmesi gibi politikalarını eleştiriyor.Londra’da parlamentonun önündeki yeşil alanda çadır kurmak ve bu alanı uzun süre işgal etmek 2011 tarihli “Polis Reformu ve Sosyal Sorumluluk” başlıklı yasa gereği yasadışı kabul ediliyor. Polis, protestocuların bu alana çadır kurmalarına izin vermiyor ve sıklıkla bu alanı boşaltmaları çağrısında bulunuyor.

“Occupy London” grubunun sözcüsü Matt Weathers AA muhabirine yaptığı açıklamada, eylemle “İngiltere’deki demokratik sisteme başkaldırdıklarını” söyledi. Tüm Londralıları protestoya katılmaya çağıran Weathers, “İnsanları gerçek bir demokrasi talebiyle bize katılmaya çağırıyoruz” dedi.

Eyleme 5 aylık bebeğiyle katılan 25 yaşındaki Maria Lucka ise fikirlerini duyurmak için protestoyu sürdürmek istediklerini kaydederek, “Ancak devletin başka fikirleri var. Bize engel olmak istiyorlar” ifadesini kullandı. Protestocular eylemlerini 26 Ekim’e kadar sürdürmeyi planlıyor

(Radikal)

 

Yuriko Shoji, “Dünya gıdasının %80’ini aile çiftçileri karşılıyor”

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji, dünyadaki çiftliklerin 500 milyondan fazlasının aile çiftçileri tarafından yönetildiğini bildirdi. Her yıl 16 Ekim’de düzenlenen Dünya Gıda Günü dolayısıyla Ankara Yenimahalle Belediyesi ve FAO yürüyüş düzenledi.

4 Yuriko Shoji...
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji

Yenimahalle Belediyesinin önünden başlayan, Yenimahalle Pazar ve Sosyal Tesislerinde son bulan yürüyüşe, Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, FAO Türkiye Temsilcisi Yuriko Shoji, FAO Türkiye Ofisi çalışanları, gıda üreticileri ve öğrenciler katıldı.

Yürüyüşün sonunda konuşan Shoji, dünyada 570 milyonun üzerindeki çiftliğin 500 milyondan fazlasının aile çiftçiler tarafından yönetildiğini belirterek, kaynaklara erişimleri kısıtlı olmasına rağmen aile çiftçilerinin dünyadaki gıda üretiminin yüzde 80’ini gerçekleştirdiğini söyledi. Shoji, özellikle geçimini aile çiftçiliğinden sağlayanların yüzde 70’inin dünyanın gıda güvenliğinden yoksun nüfusunun yoğun olduğu kırsal bölgelerde yaşadığını ifade ederek, açlığa karşı verilen mücadeleyi kazanmak için siyasi kararlılık, bütünsel bir yaklaşım ve sosyal katılımın önemini vurguladı.

Dünyada 805 milyon kişinin hala yeterli gıdaya ulaşamadığının altını çizen Shoji, Dünya Gıda Günü vesilesiyle amaçlarının açlık ve yoksullukla mücadelede aile çiftçiliğini öne çıkarmak olduğunu kaydetti.

Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar da Türkiye’nin tarımdan vazgeçecek bir ülke olmadığını, dünyada ve Türkiye’de gıda fiyatlarının gittikçe yükseldiğini, bunun da cezasını halkın çektiğini söyledi.

Yaşar, “Hükümete ve bilim adamlarına sesleniyorum. Üretime destek verin, üreticiyi koruyun, güçlendirin, eğitim verin, insanlar aç uyumasın, açlıktan ölmesin” diye konuştu.

Konuşmaların ardından Yaşar ve beraberindekiler ile birlikte çeşitli firmaların yiyecek standlarını ziyaret eden Shoji, FAO’nun düzenlediği “aile çiftçiliği” poster yarışmalarına katılan aralarında Suriyeli çocukların resimlerinin de yer aldığı resim sergisini ziyaret etti.

Muhabir Shim’in şüpheli ölümü

İran’ın İngilizce yayın yapan resmi televizyonu Press TV’nin muhabiri Serena Shim, Urfa’nın Suruç ilçesinde geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. Gazeteci, “MİT’in kendisini ajan olmakla suçladığını” ifade etmişti.

shim

Press TV’nin muhabiri Serena Shim ve kameraman Judy Irish, gelişmeleri takip etmek amacıyla bulundukları Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine bağı Aligör Mahallesi’nde beton mikserle çarpıştı. Kazada Shim hayatını kaybederken, Press TV’nin kameramanı Irish de ağır yaralı olarak Suruç Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

Shim, İD ve YPG güçlerinin Kobane’deki çatışmalarını takip etmek amacıyla bölgede bulunuyordu.

Lübnan asıllı ABD vatandaşı Shim, Cuma günü Press TV’yle gerçekleştirdiği bağlantıda, “Türkiye Milli İstihbarat Teşkilatı”nın (MİT) kendisini ajan olmakla suçladığını ve tutuklanmaktan korktuğunu” söylemişti.

Shim ayrıca, “Türkiye’den Suriye’ye giden yardım konvoyları içinde militanların taşındığını iddia etmiş ve bununla ilgili görüntülere sahip olduğunu” ifade etmişti.
Beton mikserinin sürücüsünün gözaltına alındığı öğrenildi.

Press TV haberi verirken, “Şüpheli bir trafik kazası” ifadesini kullandı. Press TV yetkilisi Hamid Reza Emadi de Türkiye hükümetine çağrı yaparak Serena’nın başına tam olarak ne geldiğinin ortaya çıkarılmasını istedi.

(Yeşil Gazete)

Danimarka Büyükelçisi Petersen: Rüzgar enerjisinde işbirliğine hazırız

Dünya Gazetesi’nden Gülsün Sallıoğlu Gül’e konuşan Danimarka’nın Ankara Büyükelçisi Ruben Madsen,  enerji, sağlık ve gıda teknolojileri alanlarında Türkiye’yle işbirliğini artırmayı amaçladıklarını vurguladı.

Danimarka İklim ve Enerji Bakanı Rasmus Helveg Petersen’ın 5-6 Kasım’da İstanbul’da gerçekleşecek Türkiye Rüzgar Enerjisi Kongresi’nin (TÜREK) açılışına katılacağını aktaran Madsen, “Türkiye, 2023 yılına kadar enerji ihtiyacının yüzde 50’sini yeşil enerjiden elde etmeyi hedefliyor. Türkiye’nin bu hedefe ulaşacağını düşünüyoruz. Rüzgar enerjisi konusunda Türkiye’de oynayabileceğimiz en büyük rolü oynamak istiyoruz” diye konuştu.

Petersen, Türkiye’yle ticaret hacmini 2012-2016 döneminde en az yüzde 50 civarında artırmayı amaçladıklarını belirtti. Altaca isimli Türkiye’den bir şirketin, 2011 yılında bio enerji konusunda faaliyet gösteren bir Danimarkalı şirketi satın aldığını belirten Büyükelçi, “Sonra bu teknolojiyi Türkiye’ye getirip daha üst seviyeye çıkarmış. Şirket biyolojik maddeden, tavuk pisliğinden enerji üretiyor. Bu alanda çok üst düzey bir teknolojiye sahipler. Bu Danimarka ile Türkiye arasındaki işbirliği açısından da öncü bir proje” iadelerini kullandı.

Rüzgar enerjisi konusunda dünya lideri olan Danimarka’nın, Türkiye’de oynayabileceği en büyük rolü oynamak istediğini kaydeden Petersen;” Danimarka enerji ihtiyacının neredeyse yüzde 40’ını rüzgar enerjisinden elde ediyor. Hatta sonbaharda, rüzgarın çok olduğu bazı günler elektrik ihtiyacının yüzde 100’ünden daha fazlasını bile rüzgar tribünleri üretiyor. Türkiye’de de çok rüzgarlı yerler var. Dolayısıyla ben bu kapasitenin Türkiye’de olduğunu düşünüyorum ve bu hedefin başarılabileceğine inanıyorum” dedi.

(Dünya / Yeşil Gazete)

Kobani’de Kürtlere havadan Amerikan yardımı

hava yardımıABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı, Kobani’deki Kürt savaşçılara hava yoluyla “silah, askeri mühimmat ve tıbbi yardım ulaştırıldığını” açıkladı.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın yaptığı basın açıklamasında, dün akşam Kobani’ye birkaç hava operasyonu gerçekleştirildiği belirtildi.

BBC’nin haberine göre Suriye’deki kenti IŞİD örgütüne karşı savunan Kürt güçlerine destek amacıyla yapılan operasyonlarda, Irak’taki Kürt yetkililerin gönderdiği silah, askeri mühimmat ve tıbbi malzemelerin hava yoluyla ulaştırıldığı kaydedildi.

Açıklamada ayrıca ABD hava kuvvetlerinin Kobani’de IŞİD’e yönelik toplamda 135’ten fazla operasyon gerçekleştirdiği ve bu sayede IŞİD’in şehre yönelik ilerleyişinin yavaşladığı ifade edildi.
Metnin devamında şu ifadelere yer verildi:

“(ABD operasyonlarında) yüzlerce IŞİD savaşçısı öldürüldü, IŞİD mühimmatı ve mevzileri yok edildi. Ancak örgütün tehdidi devam ettiğinden Kobani’deki durum hassasiyetini korumaya devam ediyor. Komutanlık bu nedenle, daha önce de belirttiği gibi, Kobani’nin hala düşebileceğini vurgulamaktadır.”

Erdoğan: “PYD’ye silah göndermeye ‘evet’ diyemeyiz”
Suriye’nin Türkiye’ye sınır olan Kobani kenti bir aydan uzun süredir IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) tarafından kuşatılmış durumda. Kentte PYD’ye (Demokratik Birlik Partisi) bağlı silahlı güç YPG (Halk Savunma Birlikleri), IŞİD’e karşı savaşıyor.

Hafta içinde ABD’nin, YPG’ye silah desteği vereceği iddiaları gündeme gelmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pazar günü yaptığı konuşmada, böyle bir girişimi desteklemeyeceklerini ifade etmişti.

Kaynak:BBCTurkce.com

[Denizgöründü Mektupları] Bu çiçekler Badem için! – Bülent & Neslihan & Elif Genç

Güne erken başlayıp, erkenden yatağa giriyoruz Denizgöründü’de; oysa İstanbul’da işten eve henüz geldiğimiz saatlerdi bunlar. Neyse ki kısa zamanda hepimiz uyum sağladık bu değişikliğe. Akşama kadar ağaçla, toprakla uğraşmanın getirdiği tatlı yorgunlukla yastığa başımızı koyar koymaz uykuya dalıp, sabahın ilk ışıklarıyla dinlenmiş şekilde uyanıyoruz. Vay be! Telefon alarmı olmadan erkenden uyanabiliyorum. Aferin bana!

Yağmurun çatı sacları üzerinde oluşturduğu ritmik ve armonik seslerle uyanıp, dokunduğum duvardan elime sinen çam kokusunu duymak, gün ışıdığında kapıyı açıp deli gibi açmış pürenleri göreceğimi bilmek, işte bunlar hep aşk!

İstanbul’dan taşınırken sadece eşyalarımızı değil bir süreliğine arkada bıraktığımız canlı dostlarımızı da getirdik bu kez. Badem’in kulubesini daha önce hazır etmiştik zaten. Bu kez gelir gelmez ilk işimiz güvercinlerin kümesine başlamak oldu. Zaten köydekiler de “Diğer işler bekler ama onlar canlı!” dediler hep bir ağızdan. Soğukların gelmesiyle artık kullanamadığımız dışarıdaki duş kabini güvercin kümesinin iskeletini oluşturdu. Etrafına tahtalar çakıp kapısını da ekleyerek şimdilik güvenli ve rahat edecekleri bir şekle getirdik.

Tüm bu işler bittiğinde Elif elinde bir demet çiçekle çıka geldi ve köpeğimiz Badem’in kulübesinin önüne çiçekleri koydu.

 

Elif ve Badem
Elif ve Badem

-Ne o Elifciğim nedir bu çiçekler?

-Bu çiçekler Badem için. Yerini beğensin buraya çabucak alışsın diye!

Biz kazma kürekle kaba işleri yaparken Elif’in bunlara zerafetle yaklaşması hepimize keyif veriyor.

Bulunduğumuz bölgedeki toprak yapısı genellikle 40-­50 cm derinlikten sonra oldukça taşlı; tuvalet çukurunu kazarken son kısımlarda biraz zorlandık. Neyse ki o da her zaman olduğu gibi birçok kişinin emeğiyle halloluverdi.  Lavabo, duş ve çamaşır makinesinin giderlerini de, yapacağımız gri su arıtma bölümüne yönlendirebileceğimiz şekilde hazırladık. Kimyasal temizleyiciler kullanmadığımız için kolaylıkla arıtılan bu suyu ileride yapacağımız gölete aktarmayı planlıyoruz.

Evimizin acil önem arz eden ihtiyaçlarını bir an önce bitirip kış bahçesi hazırlamak için sabırsızlanıyoruz, açıkçası geciktiğimiz için de endişeleniyoruz biraz. Bu sene bulabildiğimiz yerel fidelerden ekeceğiz ilerleyen senelerde hepsini tohumdan kendimiz çimlendireceğiz.

Köyde özgürüm!

Elif’le İstanbul’daki diyaloglarımızla Denizgöründü’dekiler o kadar farklı ki! Taşınma hazırlıkları ve amcasının düğünü için şehre döndüğümüzde kendisini kısıtlanmış hissetmeye başlamış olmalı:

-Burada hiçbir yere tek başıma gitmeme izin vermiyorsun. Köyde özgürüm! Tek başıma Hasan Amcalara, Yeter Teyzelere gidebiliyorum diye sızlanıverdi.

Tuvalet çukurunu kazarken son kısımlarda biraz zorlandık. Neyse ki o da her zaman olduğu gibi birçok kişinin emeğiyle halloluverdi.
Tuvalet çukurunu kazarken son kısımlarda biraz zorlandık. Neyse ki o da her zaman olduğu gibi birçok kişinin emeğiyle halloluverdi.

Elif, Denizgöründü’yü gerçekten çok sevdi. Burada kaldığımız süre zarfında televizyon veya telefonumuzla oyun oynamayı hiç istemedi ancak oynayabileceği çocukları sadece hafta sonlarında ve tatillerde bulabiliyor. Bu yüzden de komşularımızın avlularında kendine türlü türlü oyunlar bulup, oynayarak zaman geçiriyor. Bundan sıkılınca da komşu teyzelerine “Hadi gidip piknik yapalım” diyor.

Aslında onun da burada bizim gibi yapacağı çok iş var: Her gün ahırları tek tek gezip buzağıları kontrol etmeli, ‘Zilli’ adını verdiği koyunla ve ‘Şekerfare’ dediği danayla kucaklaşmalı, o kocaman hindiye yakalanmadan avludan geçip, kışlık hazırlığı için yapılan işlere el atmalı, ara ara köpeğimiz Badem’i gezdirmeli akşam olunca da doyurmalı ve daha neler neler…

Kızımız burada gerçekten çok mutlu. Onu mutlu eden en mühim şey belki de gün içinde sürekli bir arada olmamız. Sıcaklığımızı duymak istediğinde hep yakınındayız.

Sadece köylü dostlarımız değil diğer komşularımız da sürekli bizimle. İnşaata ilk başladığımızda bizi evlerinde konuk eden Oygar ve Nilüfer, tatlı oğulcukları Osman ile her fırsatta şehirden kaçarak buradaki evlerine geliyorlar. Sofralar kuruluyor, sohbetler edilip fikir paylaşımları yapılıyor ve bir de ormandan yaban mersini toplayıp paylaşılıyor.

Hayalini kurduğumuz mantarlara kavuşmamızı sağlayacak yağmur ise bu gece yağmaya başladı.

Denizgöründü Mektupları devam edecek

deniz göründü 4

 

 

Bülent&Neslihan&Elif Genç
adına Elif Genç ve Şekerfare

Permakültür kafası – Nalan Özdemir

Bildiğimiz gibi yaşayacağız.
Karıncalar gibi…

Diyelim dünyanın gidişatından rahatsızsın. Gündemi takip etmek için internetin başına geçtin. Karşına çok sayıda haber, etkinlik, kurs duyuruları çıktı. Bunlardan kimileri kulağına son zamanlarda sıkça çalınmaya başlayan, merak uyandıran, herşeyle ilgili gibi gözüken ama tam olarak da ne olduğunu anlayamadığın, permakültür diye birşey ile ilgili. Kursların içeriğine, metinlerine bakıyorsun.

Diyelim bilgi almak için eline telefonu aldın.

Karşına sesi güven uyandıran sakin birileri çıkacak. Sana davetkar bir ses tonuyla güzel güzel anlatacaklar. Ekeceğin biçeceğin, eşinle dostunla güle oynaya yaşayıp gideceğin kutsal toprakları, yeryüzünde cenneti vaadedecekler! Allayacaklar, pullayacaklar. Bu permakültür aspirin gibidir; her derda devadır. Katarakta da, kelliğe de iyi gelir. Permakültürcü Polyanna’dan hallicedir; bardağın dolu tarafını gören kişidir diyecekler.

Hepsi boş söz! Palavra!

İnanma!

Yazılma o kursa! Hızla uzaklaş!

Kaç oradan!

Hızla, hemen, acilen, ivedilikle…

Kaç!…

matrix-red-pillEğer kaçmazsan, kaçamazsan hapı yuttun!!!

Hangi hapı mı yutttun?

Mavi hapı değil, kırmızı hapı yuttun?

Niçin mi yuttun? Şimdi…

Binlerce yılda evrilip el ele, kol kola, üniversitesi, sanayisi, fabrikası, işçisi, memuru, siteleri, hastaneleri, peyzaj düzenlemeleri, dolu ya da dolmakta olan barajları, golf sahaları, ışıl ışıl eğlence ve kültür hayatı, sempozyumları, kongreleri, AVM ve alışveriş puanları olarak sana en güzel, en nadide suretini gösteren şu koskoca medeniyet gözlerinin önünde 0 ve 1 sayılarından oluşan gri bir buluta dönüşecek.

Rahat yüzü görmeyeceksin. Herkes işinde gücünde, gündelik dertlerine gömülmüş yuvarlanıp giderken, sen toprak bitiyor, hava kirleniyor, niçin deprem önlemleri alınmıyor, belediye suyumuzla çimen suluyor, pizzalar odun ateşinde değil elektikli fırında pişiyor diye kalbin sıkışık, baş ağrıları çekeceksin. Yalnız ve anlaşılamayan bir “gönüllü” olarak eski alışkanlıklarıni terkedecek ama henüz “transition town” da kurulmadığı için bildiğin gibi de yaşayamayacaksın. Arafta çadır kuracaksın.

Aç gezip tok sallanacaksın. Yıllarca dirsek çürütüp, uykusuz kalıp hakettiğin o mimar, mühendis, ekonomist diplomanı duvardan indirip çekmeceye kaldıracak, kerpiç ev, gübre, börtü-böcek, peşine düşeceksin. Bir kök maydonoza kalbini bağlayacaksın.

Maslow’un piramidi olacak ucu açık spiral,
tüm hiyerarşiler hemzemin… Karıncaları kendine öğretmen belleyeceksin.

Alamancı muamelesi göreceksin. Sana şehirde köylülüğe heves ediyorsun diye, köyde şehirlisin diye burun kıvıracaklar. Annen baban efkarlanacak. “Nerede hata yaptık?” diyecek baban sigarasını içine çekerken. Annen sessizce iki damla gözyaşı dökecek.

Sana kenar etkisi diye birşey anlatacaklar. Sakın dinleme, kapat kulaklarını! Eğer dinlersen, artık hiçbir şeyin merkezine, merkezde olmaya ilgi duymayacaksın. Herşeyin kıyısı köşesi, kıyıda köşede kalmışlar girecek dünyana. Sistem olanaklarını da, çirkin yüzünü de sana kenarda gösterecek. Medeniyet dendiğinde aklına artık Amerika, Avrupa gelmeyecek.

Safların belli olduğu savaşlarda çeşitliliğin zenginliğinden dem vurduğunda, uçları buluşturmak, düz çizgileri daire yapmak istediğinde , sana şüphe ile bakacaklar.

Misyonerler gibi kendini her daim görev başında hissedip, her fırsatta dünyanın tüketim alışkanlıklarından, yaklaşan tehlikeden, hepimize düşen sorumluluklardan bahsedip, arkadaşının elindeki kutu kolaya yan yan baktığın için, ana akım ev partilerinde UCO kontenjanından (Unidentified Complaining Object) kara listeye alınacaksın.

Güvercin boku konuşurken heyecanlanan, kendin gibilerle takılmaya başlayacaksın.

İnanmayacaksın ama çökeleği hardallı antrikota tercih edeceksin.

Hani Orhan Veli’ye nasib olmuş havanın bedava, acı suyun bedava olduğu zamanları kıskanacaksın.

Darlanacaksın.

Belki de artık buralarda yapamayacaksın.

Gemilerini yakıp çekip gideceksin.

Gel güzel kardeşim, dinle beni!

Yazılma o kursa!

Sen bizi boşver… Felek bizi bildiği gibi yapmış…

Hala bir şansın varken…

Kaç!…

Bu yazı nalanozdemir.com/dan alınmıştır

Nalan Özdemir

 

 

Nalan Özdemir