Ana Sayfa Blog Sayfa 3775

Esad’dan Batılı ülkelere: Biz demiştik, dinlemediniz

esaddan_batili_ulkelere_biz_demistik_dinlemediniz_h43415_1748bSuriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Fransa’da meydana gelen saldırıların Batılı ülkelerin “terörizme” verdiği destek sonucunda olduğunu söyledi.

Associated Press haber ajansına göre, Çek Cumhuriyeti’nde yayınlanan aylık bir dergi olan Literarni Noviny’ye konuşan ve bu röportajı Suriye devlet medyasında da yayınlanan Esad, “Dünyanın neresinde olursa olsun masum insanların öldürülmesine karşıyız” dedi.

Esad “Batı’ya terörizmi desteklememeleri ve ona siyasi bir kılıf vermemeleri gerektiğini çünkü bunun tüm ülkelerini ve tüm halklarını etkileyeceğini anlattık. Bizi dinlemediler” diye konuştu.

Esad Batılı liderleri “ileri görüşlü olmamakla” suçladı ve Fransa’daki saldırıların “söylediklerinin doğruluğunu” kanıtladığını ifade etti.

Suriye’nin de son dört yıldır “benzer bir terörizmden” muzdarip olduğunu ve binlerce insanın kaybının yaşandığını söyleyen Esad, Fransa’daki saldırılarda hayatını kaybedenlerin aileleri ile aynı duygular içinde olduğunu söyledi.

Esad ayrıca “terörle mücadele eden” ülkelerle istihbarat paylaşımı yapma çağrısında bulundu. Reuters’a göre Esad röportajında “Terörle mücadele ile uğraşan ülkeler arasında bilgi değiş tokuşu olmalı” dedi.

Esad ayrıca Batılı liderlere Suriyeli muhalifleri destekleme kararlarını gözden geçirmeye çağırdı. Son dört yıldır iç savaşla sarsılan Suriye’de 200 binden fazla insan ölürken, binlercesi de yerinden edildi. ABD ile beraber Batılı ülkeler aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bölgesel müttefikleri ile beraber, Esad’a karşı Suriyeli muhalif İslamcı gruplardan ılımlı olanlara destek veriyor. Grupların askeri olarak eğitilmeleri de bu destek planının bir parçası.

(BBC)

Altan Tan: Bu fikir özgürlüğü değildir, demek ki belanızı arıyorsunuz

20130508.105023_anktan01_2133362Altan Tan, Charlie Hebdo’nun Hz. Muhammed karikatürlerine yer vermesinin fikir özgürlüğü olmadığını söyleyerek “Üç tane sahte naylon beyaz Türk beni alkışlayacak diye dinimden imanımdan vazgeçecek halim yok” dedi.
HDP milletvekili Altan Tan, bugün mecliste basın toplantısı düzenledi. Gazetecilerin soruları üzerine Charlie Hebdo saldırısı hakkında konuşan Tan, Hz. Muhammed’in ya da bir başka inancın kutsallarının karikatürünün çizilmesinin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceğini savundu.

Tan, “Atatürk’ü diyelim ki sen sevmeye bilirsin, fikirlerini kabul etmeye bilirsin, yaptıklarını yanlış görebilirsin, bunları ifade edersin, bunlar ifade özgürlüğüdür. Ama hakaret etmeye kalkarsan, abuk subuk şekillerde tasvir edersen, onu seven, güvenen, inanan insanları rencide edersen, işte bu fikir özgürlüğü değildir” şeklinde konuştu.

Hz. Muhammed’in suretinin İslam’da yasak olduğuna değinen Tan, “Sırf sosyetik olacak, fikir özgürlüğü olacak, üç tane sahte naylon beyaz Türk beni alkışlayacak diye dinimden imanımdan vazgeçecek halim yok” dedi.

Tan, Hindistan’da da ineğe hakaret edilemeyeceğini söyledi. “Şimdi Hindistan’da bir toplumdasınız ve her gün kesilen inek resimleri yayınlıyorsunuz. Demek ki belanızı arıyorsunuz, yani eğer öyleyse” diyen Tan, sözlerini “Şimdi inek kutsal mıdır değil midir? Bana göre inek kutsal değil. Ama bir topluma göre o inek kutsal addediliyorsa, siz her inek gördüğünüzde elinize taş alıp atarsanız, her gün inekle ilgili olumsuz şeyler, hakaret edici, tahkir edici, küçümseyici bir yayın politikası izlerseniz işte buna hakaret diyoruz” şeklinde sürdürdü.

(Turnusol)

Bodrum’a 25 gün su verilemeyecek

0

bodrum_3101DSİ’nin Bodrum Su İsale Hattı yenileme çalışmaları nedeniyle ilçeye 25 gün süreyle su verilemeyeceği açıklandı.

Bodrumlular bu duruma tepki gösterirken CHP ’li BodrumBelediye Başkanı Mehmet Kocadon ise “Hemen her hafta patlayan ve insanların canına kasteden hattın yenilenme çalışmaları için bu düzenlemeyi yapmak zorundaydık. Bir bölümünü okulların tatiline getirdik su sıkıntısını minimum seviyede tutmaya çalışacağız” dedi. 

Muğla Büyükşehir Belediyesi tarafından bugün cep telefonlarına gönderilen, ’Bodrum Yarımadası’nda DSİ tarafından yapılacak bakım onarım ve imalat çalışmaları nedeniyle 24 Ocak’tan itibaren 25 gün süreyle su verilemeyecektir’ mesajı vatandaşların tepkisini çekti. 

Bodrum Belediyesi ve Muğla Büyükşehir Belediyesi’ni telefon yağmuruna tutan Bodrumlular bilgi almaya çalıştı. Hollanda’daki Utrecht Turizm Fuarı’nda bulunan Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon, “Durumdan haberimiz var. Bu nedenle bir kriz masası oluşturduk ve gerekli önlemleri aldık. 

Şehir merkezinde değil ama bazı beldelerde su sıkıntısı yaşanabilir. Bunu da bazı kuyuları faaliyete geçirerek aşmaya çalışacağız. Belirtilen süre 25 günden daha da az sürebilir. 24 saat çalışarak bu durumu en kısa süreye indirmeye çalışacağız. Hemen her hafta patlayan ve insanların canına kasteden hattın yenilenme çalışmaları için bu düzenlemeyi yapmak zorundaydık. Bir bölümünü okulların tatiline getirdik. 

Su sıkıntısını minimum seviyede tutmaya çalışacağız. Bu sorunu mutlaka çözmeliydik. Vatandaşlarımızdan bir süre sabır isteyeceğiz. Bakın bugün boru yine patladı ve Bodrum- İzmir Karayolu yine kapandı, heyelan oldu. Hasar ve can kaybı olmaması mucize” dedi. Bodrum ilçe merkezine çalışmalar süresince daha önce devreden çıkarılan hattan, kuyulardan kullanma suyu sağlanmaya çalışılacağı belirtildi.

(Ajanslar)

Yaşar Kemal hastaneye kaldırıldı

IMG_3479Yazar Yaşar Kemal, solunum güçlüğü ve kalp ritim bozukluğu sebebiyle hastaneye kaldırıldı.

92 yaşındaki Yaşar Kemal, öğle saatlerinde solunum güçlüğü ve kalp ritim bozukluğu sebebiyle İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’ne kaldırıldı.

Kemal’in, yoğun bakım ünitesinde, solunum cihazına bağlı olarak tedavi altına alındığı öğrenildi.

Yaşar Kemal ile ilgili olarak ilk resmi açıklama hastanenin Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Akif Karan tarafından yapıldı.

Prof. Dr. Karan, Yaşar Kemal’ın 9 Ocak’tan beri başka bir hastanede tedavi gördüğünü belirterek, bugün öğleden sonra hastanelerine getirildiğini söyledi.

Başhekim, “Yaşar Kemal Bey, bugün öğleden sonra solunum sıkıntısı, akciğer enfeksiyonu ve kalp ritmindeki bozukluk şikayetleriyle yoğun bakım ünitemizde tedavi altına alındı. Bilinci kapalı ve solunum sıkıntısı olduğu için solunum makinesine bağlı olarak solunum destek tedavisi yapılıyor. Akciğerlerindeki enfeksiyon nedeniyle diğer tedaviler de uygulanıyor. Yaşlı ve kronik hastalıkları olduğu için ve bu tedaviler de birden fazla nedenlere bağlı olduğu için yakından izlemek gerekiyor. Ciddi bir hastalık tablosu. Ama uygun tedaviler altında, dileğimiz kısa zamanda olumlu cevapları görebilmek. Maalesef hayati tehlikesi var şu anda. 5 gündür başka hastanede tedavi görmekte olan bir hasta. O hastanede uygun tedaviler yapılmış. Bu hastalıklar kolay hastalıklar değil tabii ki. Şu anda solunum cihazına bağlı” dedi.

Yayınevi açıklama yaptı

Yaşar Kemal’in kitaplarının yayın hakkını elinde bulunduran Yapı Kredi Yayınları, ünlü yazarın sağlık durumuyla ilgili bir açıklama yaptı.

Açıklamada, “Yaşar Kemal, son günlerde yaşadığı solunum sorunları nedeniyle 14 Ocak tarihinde İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde tedavi altına alınmıştır. Yoğun bakımda müşahede altında tutulmaktadır. Kemal’in sağlık durumuyla ilgili herhangi bir değişiklik olması halinde basına bilgi verilecektir” denildi. 

Cizre’de bir çocuk başından vurularak öldürüldü

150113185237_cizre_624x351_afpAralık ayında başlayan gerginliğin sürdüğü Şırnak’ın Cizre ilçesinde 12 yaşındaki bir çocuk başından vurularak öldürüldü.

Doğan Haber Ajansı’na (DHA) göre Yasef Mahallesi’nde meydana gelen olayda başına kurşun isabet ederek ağır yaralanan Nihat Kazanhan Cizre Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

Kazanhan, hastanedeki müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.

DHA, görgü tanıklarının, Kazanhan’ın vurulduğu sırada bölgeden polis ekiplerinin geçtiğini söylediğini aktardı.

Ajans, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurdu.

BBC Türkçe‘ye konuşan Şırnak Barosu Başkanı Nuşerivan Elçi, olay sırasında herhangi bir gösteri olmadığını söyledi.

Dicle Haber Ajansı, görgü tanıklarının, “polislerin oyun oynayan çocuklara yaklaşarak, ‘Çocuklar taş atarsa biz de kurşun atarız’ dediklerini, ardından biber gazı bombası ve silah sesleri geldiğini, polisin olayın ardından boş kovanları topladığını” bildirdi.

Hatip Dicle Öcalan’ın mesajını iletti

Bu arada DTK (Demokratik Toplum Kongresi) Eş Başkanları Hatip Dicle ve Selma Irmak, bir heyetle birlikte Cizre’ye gitti.

Dicle yaptığı açıklamada PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Cizre’de yaşananlar üzerine hazırladığı mesajı aktardı.

Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) haberine göre DTK Eş Başkanı konuşmasında, “çözüm sürecinin başarıya ulaşması için hükümet ve devletin üzerine düşeni yapması gerektiğini” söyledi.

Dicle, “Öcalan’ın Kürt gençlerinden daha önce yüzü kapalı eylem yapılmayacağı ve kepenk kapattırma eylemleri yapılmayacağı yönünde alınan kararları hayat geçirmesini istediğini de” aktardı.

Cizre’de gerginlik sürüyor

Aralık’ta gerçekleşen olaylarda Hüda – Par (Hür Dava Partisi) ile PKK’ya bağlı YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) arasında çatışmalar yaşandığı iddia edilmiş, ancak ölümlere neden olan olaylara dair birçok farklı iddia gündeme gelmişti.

BBC Türkçe’nin görüştüğü bölgedeki gazeteciler ve sivil toplum örgütü temsilcileri Cizre’de son günlerde ise Hüda-Par’ın dahil olduğu herhangi bir çatışma bulunmadığını aktarıyor.

YDG-H ile güvenlik görevlileri arasındaki çatışmaların yer yer devam ettiği belirtiliyor.

BBC Türkçe’ye konuşan Şırnak Barosu Başkanı Nuşerivan Elçi ve İnsan Hakları Derneği Şırnak Şube Başkanı Emirhan Uysal, polisin herhangi bir çatışmanın olmadığı durumlarda da biber gazı ve silahla müdahalede bulunduğunuı söylüyor.

Cizre’de son olarak 7 Ocak’ta 14 yaşındaki Ümit Kurt kalbine gelen kurşun nedeniyle ölmüştü.

Aralık’taki çatışmaların durulması ardından, YDG-H’liler tarafından mahallelere açılan hendekler belediye tarafından kapatılmaya başlanmıştı.

Yaşanan çatışmaların ardından Cizre Emniyet Müdürü Ozan Başurgan görevden alınmış yerine Ercan Demir atanmıştı.

(BBC)

Charlie Hebdo’nun kapağına erişim yasağı!

Diyarbakır’da 2’nci Sulh Ceza Hakimliği, avukat Ercan Ezgin’in talebi doğrultusunda Hazreti Muhammed’in karikatürlerini yayınlayan Charlie Hebdo dergisinin kapağını paylaşan 4 internet sitesine erişimin durdurulması kararı verdi.

CharlieHebdoDiyarbakır Barosu avukatlardan Ercan Ezgin, Charli Hebdo dergisinin bugün çıkan sayısında Hazreti Muhammed’in karikatürlerinin yayınlanmasının kamu düzenini bozma tehlikesi olduğunu belirterek, bu tür karikatürlü haberlerin Türkiye’de yayınlanmasının yasaklanması kararı verilmesi istemiyle mahkemeye başvurdu. Diyarbakır 2’nci Sulh Ceza Mahkemesi’ne dilekçe ile başvuran Ercan Ezgin, Hazreti Muhammed’in karikatürlerinin yer aldığı haberler için tüm Türkiye’de yayın yasağı getirilmesini talep etti. Dilekçede Türk Ceza Kanunu’nun 216/3 ve 218/1 maddelerinde yer alan ‘Basın, yayın yolu ile dini değerleri aşağılama’ suçuna atıfta bulunan Ercan Ezgin, “Charlie Hebdo dergisi bugün çıkan sayısında Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’in, hakaret içeren ve toplumsal infial ile kamu düzenini bozma tehlikesi olan karikatürlü haberlerinin Türkiye’de yayınlanmasının yasaklanmasına ve durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Avukat Ezgin, dilekçenin açıklamalar bölümünde Charlie Hebdo dergisinin 12 kişinin öldüğü saldırının ardından ilk sayısını çıkaracağını belirterek şunları kaydetti:

“Bugün satışa başlayacak 3 milyon adet dergi basılmış. Derginin, saldırı sonrası ilk sayısında kapakta yine Peygamber Efendimizin olması büyük tepkilere neden olmaktadır. Kapakta gözü yaşlı bir şekilde çizilen Hazreti Muhammed büyük harflerle ‘Ben Charlie’yim’ yazılı bir döviz tutuyor üstte ise yine büyük harflerle ‘Her şey affedildi’ diye yazıyor. Je Suis Charlie’nin görevi dine sövme değildir. Peygambere hakaret etme asla basın özgürlüğü kapsamında olamaz. Bu karikatür milyarlarca Müslüman’ı derin bir biçimde infiale sevk etme tehlikesi yaratmaktadır. Peygamberimizin böyle bir şekilde karikatürize edilmesi, onunla alay edilmesi, göz yaşı döküyor gibi gösterilmesi asla kabul edilen bir durum olmamalıdır.”

CHARLİE HEBDO’NUN KARİKATÜRÜNÜ YAYINLAYAN 4 SİTENİN SAYFALARINA ERİŞİMİN ENGELLENMESİ KARARI

Diyarbakır’da 2’nci Sulh Ceza Hakimliği, avukat Ercan Ezgin’in talebi doğrultusunda Hazreti Muhammed’in karikatürlerini yayınlayan Charlie Hebdo dergisinin kapağını paylaşan 4 internet sitesine erişimin durdurulması kararı verdi.
Diyarbakır Barosu avukatlarından Ercan Ezgin’in Hazreti Muhammed’in karikatürlerin yayınlanmasının yasaklanmasına ilişkin talebi, Diyarbakır 2’nci Sulh Ceza Hakimliğince karara bağlandı. Talebi değerlendiren Sulh Ceza Hakimliği, 4 internet sitesinin karikatürlerle ilgili sayfalarına erişimin engellenmesine karar verdi. Kararda, birgun.net , t24.com.tr , internethaber ve thelira.com adlı internet sitelerinin Charlie Hebdo’nun Hazreti Muhammed’in karikatürünün olduğu kapağının yayınlandığı sayfalarına erişimi engellendi.
Kararın gerekçesinde herkesin ifade özgürlüğü hakkına sahip olduğunu belirten 2’nci Sulh Ceza Hakimi Özcan Kuşatan, asıl olanın ifade özgürlüğünün korunması olduğunu vurguladı. İfade hürriyetinin diğer kişi hak ve hürriyetleriyle sınırlamaya tabi olduğunu belirtti.

HUKUK DÜZENİNİN ÇATIŞAN İKİ DEĞERİ AYNI ANDA KORUMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR

Kuşatan, “İfade özgürlüğü bu hakkı kullanan bir kişinin başkasına istediğini söyleyebilmesine imkan tanımaz. Bazen ifade hürriyeti başkalarının kişilik hakları ile çatışabilir. Hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı anda koruması mümkün değildir. Gerek kişilik hakkı, gerekse ifade özgürlüğü tek başlarına hukuk düzenince koruma altına alınmıştır. Birinin diğerine üstün tutulması belirli bir olayda belirli şartlarda gerçekleşir. Yani hangisinin diğerine karşı daha çok korunacağı somut olayın şartlarına göre belirlenir. Bu bağlamda ifade özgürlüğü kamuoyunu aydınlatmanın ötesine geçer ve kullanılan araç da amaca uygun olmazsa kişinin dini değerlerinin , şeref ve haysiyetinin korunması değeri ifade özgürlüğünden üstün tutulacaktır. Dini değerlerin ve Peygamberin aşağılanmasına yönelik söz, yazı, resim, karikatür ve yayınların o dine insanlara hakaret olarak kabulü mümkündür. Çünkü bir insanın dini inancı onun ayrılmaz bir parçası, onuru, şerefi ve saygınlığı yani kişilik hakları kapsamında korunması gereken bir değerdir” dedi.

Kararda,”Bir kimseye inandığı din üzerinden hakaret edilmesi suç sayılmalıdır. Kişi ve toplumun inandığı bir dinin peygamberi tartışmasız bir şekilde o din için vaz geçilmez ve saygı gösterilmesi gereken önemli bir değerdir. Herkesin birbirinin inancına ve dini değerlerine saygı göstermesi gerekir. Laiklik ilkesi de bunu gerektirir. Aynı şekilde vefat eden bir kişinin hatırasını ve saygınlığını da korunması gerekir. İfade hürriyetinin korunması gereken bazı hukuki yararlar nedeniyle kısıtlanabildiği görülmektedir. Bu nedenlerle talep dilekçesinde belirtilen sitelerde yer alan haber içeriğinin 5651 sayılı yasaya göre kişilik haklarını ihlal edici nitelik taşıdığı anlaşılmıştır” ifadelerine yer verildi.

Kararda, belirtilen internet sitelerindeki yayın içeriğinin talep edenin kişilik haklarını ihlal edici nitelik taşıdığından sadece kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği kısmın içeriğine erişimin engellenmesine hükmedildi.

CHARLİE HEBDO’NUN KARİKATÜRÜNÜ YAYINLAYAN 4 SİTENİN SAYFALARINA ERİŞİMİN ENGELLENMESİ KARARI

Diyarbakır’da 2’nci Sulh Ceza Hakimliği, avukat Ercan Ezgin’in talebi doğrultusunda Hazreti Muhammed’in karikatürlerini yayınlayan Charlie Hebdo dergisinin kapağını paylaşan 4 internet sitesine erişimin durdurulması kararı verdi. Diyarbakır Barosu avukatlarından Ercan Ezgin’in Hazreti Muhammed’in karikatürlerin yayınlanmasının yasaklanmasına ilişkin talebi, Diyarbakır 2’nci Sulh Ceza Hakimliğince karara bağlandı. Talebi değerlendiren Sulh Ceza Hakimliği, 4 internet sitesinin karikatürlerle ilgili sayfalarına erişimin engellenmesine karar verdi. Kararda, birgun.net , t24.com , internethaber ve thelira.com adlı internet sitelerinin Charlie Hebdo’nun Hazreti Muhammed’in karikatürünün olduğu kapağının yayınlandığı sayfalarına erişimi engellendi.
Kararın gerekçesinde herkesin ifade özgürlüğü hakkına sahip olduğunu belirten 2’nci Sulh Ceza Hakimi Özcan Kuşatan, asıl olanın ifade özgürlüğünün korunması olduğunu vurguladı. İfade hürriyetinin diğer kişi hak ve hürriyetleriyle sınırlamaya tabi olduğunu belirten

HUKUK DÜZENİNİN ÇATIŞAN İKİ DEĞERİ AYNI ANDA KORUMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR

Kuşatan, “İfade özgürlüğü bu hakkı kullanan bir kişinin başkasına istediğini söyleyebilmesine imkan tanımaz. Bazen ifade hürriyeti başkalarının kişilik hakları ile çatışabilir. Hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı anda koruması mümkün değildir. Gerek kişilik hakkı, gerekse ifade özgürlüğü tek başlarına hukuk düzenince koruma altına alınmıştır. Birinin diğerine üstün tutulması belirli bir olayda belirli şartlarda gerçekleşir. Yani hangisinin diğerine karşı daha çok korunacağı somut olayın şartlarına göre belirlenir. Bu bağlamda ifade özgürlüğü kamuoyunu aydınlatmanın ötesine geçer ve kullanılan araç da amaca uygun olmazsa kişinin dini değerlerinin , şeref ve haysiyetinin korunması değeri ifade özgürlüğünden üstün tutulacaktır. Dini değerlerin ve Peygamberin aşağılanmasına yönelik söz, yazı, resim, karikatür ve yayınların o dine insanlara hakaret olarak kabulü mümkündür. Çünkü bir insanın dini inancı onun ayrılmaz bir parçası, onuru, şerefi ve saygınlığı yani kişilik hakları kapsamında korunması gereken bir değerdir” dedi.

Kararda,”Bir kimseye inandığı din üzerinden hakaret edilmesi suç sayılmalıdır. Kişi ve toplumun inandığı bir dinin peygamberi tartışmasız bir şekilde o din için vaz geçilmez ve saygı gösterilmesi gereken önemli bir değerdir. Herkesin birbirinin inancına ve dini değerlerine saygı göstermesi gerekir. Laiklik ilkesi de bunu gerektirir. Aynı şekilde vefat eden bir kişinin hatırasını ve saygınlığını da korunması gerekir. İfade hürriyetinin korunması gereken bazı hukuki yararlar nedeniyle kısıtlanabildiği görülmektedir. Bu nedenlerle talep dilekçesinde belirtilen sitelerde yer alan haber içeriğinin 5651 sayılı yasaya göre kişilik haklarını ihlal edici nitelik taşıdığı anlaşılmıştır” ifadelerine yer verildi.

Kararda, belirtilen internet sitelerindeki yayın içeriğinin talep edenin kişilik haklarını ihlal edici nitelik taşıdığından sadece kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği kısmın içeriğine erişimin engellenmesine hükmedildi.

 (Ajanslar)

 

Fransa Yeşilleri ile Charlie Hebdo’yu konuştuk

julienFransa Yeşiller Partisi (Europe Ecologie Les Verts) eş sözcüsü Julien Bayou ile Charlie Hebdo, katliamın ardında Fransa’da sokakların durumunu, bundan sonra olacakları konuştuk.

 

 

 

Öncelikle bu korkunç katliamın, ifade özgürlüğüne saldırının karşısında Fransa halkıyla dayanışma içinde olduğumuzu belirtmek isteriz. Bize Charlie Hebdo’yu anlatabilir misiniz? Charlie Hebdo Fransa Yeşilleri için ne anlama geliyordu?

Dayanışma için teşekkürler, bizim için çok anlam ifade ediyor.

Charlie Hebdo on yıllardır Fransa solunda önemli bir rolü oynayan bir hiciv gazetesiydi. Yeşiller için de çok önemliydi, hatta bir kaç yıl önce Charlie Hebdo karikatüristlerinden bazıları Yeşil Parti üyesi olarak seçimlere bile katıldı. Ama tabii ki Charlie bağımsızdı ve hatta bizimle dalga geçmekten de hiç çekinmedi. Özellikle dinlere karşı tutumlarında anlaşamadığımız anlar oldu, ama genel olarak Yeşiller ve Sol kültürü için önemli bir gazeteydi.

Bir de “Je suis Charlie” var…

Dünyada çok popüler olan “Je suis Charlie” (Ben Charlie’yim) sloganının anlamı Charlie Hebdo’yu da aşıyor. “Je suis Charlie” demek, ben ifade özgürlüğünü destekliyorum da demek, ben katliamda öldürülen polis memuru Ahmed’im de demek, ben süpermarkette öldürülen Yahudilerim de demek.

10384666_10153529489896040_5709409435948992454_n

Fransa sokaklarında neler oluyor? İnsanların tepkileri nasıl?

Çarşambadan Cumartesiye kadar sayısız spontane gösteriler yapıldı. Pazar günü yapılan yürüyüş bugüne kadar Paris’te yapılan en büyük gösteriydi. Birçok kişi için bu kardeşlik yürüyüşü duygu doluydu. Umalım ki bu birliktelik devam etsin.

 

 

Peki Fransa’da yaşayan göçmenlerin, azınlıkların, Müslümanların tepkileri nasıl?

Müslümanlara karşı saldırıların yapıldığını biliyoruz ve camiiler, diğer ibadet yerleri ve Müslümanların yoğunlukla yaşadığı bölgeleri korunmasını talep ettik. Bu şekilde İslam ve İslam’a ihanet eden terörizmin arasında karmaşa yaratma çabalarına karşı koymaya devam edeceğiz.

Olayın neticesinde siyasi olarak ne gelişmeler bekliyorsunuz? Hollande’ın birlik, tetikte olma ve harekete geçme çağrısının anlamı nedir?

Neler olacağını kestirmek zor. Amerika’da 11 Eylül’den sonra yaşananlar gibi “vatanseverlik kanunu” teşebbüslerinden, insan haklarının bu şekilde baskılanmaya çalışılmasından korkuyoruz.

Yeşiller böyle bir durumda ne yapar?

Biz Yeşiller çözümün köktencilerin toparlandığı hapishanelerin reformunda, kardeşliği teşvik edecek eğitimlerde ve genellikle göçmenleri ya da Müslümanları etkileyen eşitsizliklerle savaşta yattığını savunuyoruz.

Katliamın altında yatan sebep olarak farklı kaynaklar Avrupa’da artan islamofobiyi, IŞİD için savan Fransız cihatçıları, Fransız hükümetinin Suriye ve Irak politikalarını gösterdi. Bu katliamın altındaki sebep neydi?

Teröristlerin nedenlerinden öğrendiğimiz kadarıyla arkasında yapısal bir düşünce yoktu. Peygamber (sav)’in intikamını almak istediler veya Fransa’ya vergi ödedikleri için Yahudileri öldürdüler.

Tekrar etmek istiyorum, bu katliamın Kabul edilebilir herhangi bir nedeni olamaz. Kimse çizdiği şeylerden dolayı veya Yahudi olduğu için öldürülmemeli.

Fransa Yeşilleri için bir sonraki adım ne?eelv-charlie

Elmayla armudun birbirine karıştırılmasından, islamofobiden korkuyoruz. Müslüman vatandaşları savunmak ve onlara yeniden güven vermek istiyoruz. Yeşiller tolerans, kardeşlik ve özgürlük değerlerini savunmaya devam edecek.

 

(Yeşil Gazete)

Akkuyu ÇED’inde bir skandal daha, “Radyoaktif salım envanteri verileri yanlış”

Akkuyu Nükleer Santralı için hazırlanan tartışmalı Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunda, radyoaktif salım envanterindeki verilerin yanlış olduğu ortaya çıktı. Raporda santralın çalışması sırasında çevreye yayılan 23 radyoaktif izotopa yer verilirken bunların toplam miktarının 2 katına denk gelen çok tehlikeli “karbon 14” ve “trityum” bulunmuyor.

9...

Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan habere göre Akkuyu Nükleer Santralı için hazırlanan tartışmalı Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporunda bir skandal daha ortaya çıktı. Raporda santralın çalışması sırasında çevreye yayılan 23 radyoaktif izotop arasında çok tehlikeli “karbon 14” ve “trityum” bulunmuyor. Bu iki radyoaktif maddenin miktarı, ÇED raporunda yer verilen ve çevreye yayılan 23 izotopun toplam miktarının tam 2 katına denk geliyor. Yani ÇED raporunun radyoaktif salınım envanterindeki veriler yanlış. Envantere alınmayan bu iki radyoaktif maddeden biri olan trityum insan vücuduna girdiğinde bütün organları doğrudan etkiliyor.

Kılıç, “Sadece 3 gram trityum içme suyuna katılsa İstanbul etkilenir”

Prof. Dr. Hayrettin Kılıç
Prof. Dr. Hayrettin Kılıç

Bu tespitler, 3 bin 600 sayfalık ÇED raporunu inceleyen nükleer enerji uzmanı Prof. Dr. Hayrettin Kılıç’a ait.Kılıç, rapora dahil edilmeyen trityumun insan ve çevre sağlığı üzerindeki etkisini açıklarken “İstanbul’un içme suyuna sadece 3 gram trityum katılsa bütün İstanbul etkilenir” örneğini veriyor. Kılıç’ın tespitlerine göre radyoaktif salınım envanterinde kasıtlı olarak eksik ve yanıltıcı bilgiler yer alıyor. Basınçlı su ile çalışan VVER-1200 tipi reaktörlerinde çevreye salınan 23 adet radyoaktif izotop envanterindeki bilgiler sadece Rusya Yönetmeliği’ndeki salım miktarlarının ne kadar olmasını gerektiğini gösteren veriler. Yani gerçek ölçümlere dayanmıyor. ÇED raporuna göre Akkuyu’da kurulacak 4 üniteden yılda 2 bin 756 kuri, 1 üniteden 689 kuri radyoaktif madde salınacak. Dünyadaki örneklere göre 1000 megawattlık bir reaktörden atmosfere salınan toplam gaz miktarı yılda 13 bin 935 kuri oluyor. ÇED raporunda ise ünite başına yıllık salım miktarı yılda 689 kuri olarak gözüküyor. Yani gerçek rakam, ÇED raporundaki rakamın 20 katı.

ABD hükümetinin 1977 yılında Oak Ridge Ulusal Araştırma Merkezi’nce yayınlanan resmi ve bilimsel rapora göre, 1000 megawatt gücündeki bir reaktörün normal çalışması durumunda, atmosfere bir yılda salınan gaz halindeki trityum miktarı bin 100 kuri. Akkuyu ÇED dosyasındaki envanterde bulunmayan diğer izotop olan karbon 14’ün miktarı da aynı raporda bir yılda 8 kuri olarak tespit edildi. Yani 1000 megawattlık reaktörden atmosfere bir yılda salınan gaz trityum miktarı, ÇED raporunda bir yılda salınan toplam 23 izotop envanteri olarak gösterilen 689 kurinin yaklaşık 2 katına denk geliyor. Amerikan Nükleer Güvenlik Kurumu, resmi verilerine göre bir yılda çevreye salınan sıvı trityum miktarları da yılda ortalama 800- 1700 kuri arasında değişiyor.

(Cumhuriyet)

“Türkiye, radikal islamla mücadelede müttefiklikten uzaklaşıyor”

Almanya Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir radikal İslam’la mücadelede Ankara’nın müttefik olmaktan uzaklaştığını söyledi.

6...

Özdemir’in açıklaması Almanya’da Türk ve Müslüman kuruluşların, sosyal ayrımcılık ve radikalleşmeye karşı Başbakan Angela Merkel ve Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’un da katılacağı gösterisine saatler kala geldi.

“AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı laikliği sorgular hale geldi”

İslam dünyasının modernleşmesinde Türkiye’nin bir önemli bir müttefik olmaktan gün geçtikçe uzaklaştığını ifade eden Özdemir, “Özellikle yeni jenerasyonun hızla radikalleşmesiyle mücadelede Ankara etkili politika üretmekten uzak” dedi.

Türkiye’de hala devlet ve din işlerinin birbirinden ayrı olmasının kabul gördüğünü belirten Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir, “Ancak ne yazık ki, mevcut AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan adım adım laikliği önce sorgular hale getirdi ve kuşkulu duruma düşürerek belki de tamamen kaldırmayı hedefliyor” şeklinde konuştu.

Engizisyon tehlikesi – Ceyda Karan

Türkiye’nin önde gelen sağcı aydınlarından Taha Akyol, Charlie Hebdo katliamı vesilesiyle İslam dünyasının içine saplandığı durumu “Müslüman Ortaçağı”mefhumuyla izah etmiş. Maalesef son derece isabetli görünen bu saptamanın kaçınılmaz sonucu, giderek baskın hale gelen cihatçı Selefiliğin “Müslüman Engizisyonu” tehlikesiyle karşı karşıya olmamız demek. Türkiye’yi yöneten siyasi heyetin beyan ettiği görüşlere ve tekelinde tuttuğu yandaş medyanın tartışmalar vesilesiyle ahaliye zerk ettiklerine bakınca; bu, açık seçik ortada. Televizyonları izleyince varacağınız sonuç ise net: Meğer Samuel Huntington’ın “MedeniyetlerÇatışması” tezinin en büyük alıcıları, yıllardır bu tezi lanetleyip/olumsuzlayıp duran siyasal İslamcı aydınlarmış.

7

 

“İslamcı aydınlarımızdaki” reaksiyonerliğin güçlü olduğunu bilmiyor değildik. Ancak çok daha derin patolojik sorunları bu vesileyle ortalığa saçıldı. Batı’yı tartışmadan kendi kendilerini konuşamıyorlar bile. Kendini sürekli başkalarının eylem/edimlerinden yola çıkarak izaha çabalamak, mütemadiyen kurban/patlamış kum torbası misali olmak ne acıklı bir varoluş. “Dış güçler, komplocular, büyük tasarımcılar…” Sanırsınız Asya, Uzakdoğu, Latin Amerika hiç sömürgecilik görmemiş, bilmiyor. Bunlar bir de kendilerini en büyük “antiemperyalist” zanneder.“Özeleştiriyi” katiyetle barındırmayan bir “medeniyet iddiasının” elim manzarası… Kanımca İslamiyetin de katkılarının eksik olmadığı evrensel değerleri hiçbir biçimde anlayamamış bir zihniyetin tezahürü…

Pek azı çıkıp şu soruları sorabiliyor: “Biz niye bu haldeyiz”, “İçimizdeki gayri meşruları neden net biçimde kınayamıyoruz”, “Hayatlarımızın bu denli ucuz olmasının asıl sebebi kendi edimlerimizin sonucu değil mi”, “Mezhebi, etnik çatışmalarda birbirimizi gözümüz kırpmadan nasıl katledebiliyoruz”, “İslammedeniyeti deyip duruyoruz da demokrasi, hak, hukuk, özgürlükler ve çoğulculuk adına edecek tek lafımız nasıl olamıyor”, “Batılıların parmağı varsa bile, biz nasıl bu kadar kolay maşa oluyoruz”, “Kendi aklımız yok mu? Biz nasıl mütemadiyen kukla ve mazlum olabiliyoruz”

İslamiyeti siyasal hırsları için kullananlardan yanıt beklemek saflık elbette. Onların“Makedonya’dan Kahire’ye…” retoriklerinin maddi sebepleri aşikâr. Ya “İslam dünyası 200 yıldır Batı’nın tecavüzünü yaşadı” diyen aydınların “fetihçi ruhu”? Endülüs’ü “hayal diyarı” görmek işlerine gelir de Avrupa’nın Hıristiyan ahalisinin son tahlilde bunu “İslam istilası” olarak görebileceği gelmez. İslamın “barış dini olduğunu” söylemek bedava. Geçmiş büyük ulemaların siyasal alanla aralarına nasıl çizgiler çektiğini anlatmayı da severler. Ama aynı çizgi çekecek feraseti olmayanlar, ancak Şiilerin öldürülmesi için fetva vermekten çekinmemiş İhvancıYusuf Karadavi’yi kendine “kıble” beller… Yaşananları hiç anlayamadıkları için“Sorun İslam devletinin hiç kurulamamış olması” gibi sayıklamalarda deva ararlar. Son tahlilde hep kenardan dolaşacak, patolojileri icabı Huntington’a sarılacaklardır. Kaçarı yok.

Hanımlar beyler fark şu ki, beğenilmeyen Batı, sizin sığındığınız Huntington’ı olumsuzlamak için sizden fazla çabalıyor. Beğenmediğiniz Batı’nın solcu aydınları sizden daha fazla antiemperyalist, kendilerini yönetenleri sizden daha fazla “yerden yere vurabiliyor”. Siz toplumunuzu kutuplaştırmakla iştigal ederken, beğenmediğiniz Batı’nın liderleri toplumlarını kendi içlerindeki “İslam karşıtlarına karşı mobilize etmekle” uğraşıyor. “Irkçılık ruhlarına işlemiş” diyerek küçümsediğiniz Almanya’nın liderleri, İslam karşıtlarına karşı Müslümanların gösterilerinde yerini alıyor.

Avrupa, Haçlı ruhunu gömeli çok oldu. Sadece kendi kamusal alanlarında değil. Her türlü eleştirimize açık “yeni sömürgeciliklerinde de” din aygıtını kullanmıyorlar. Dertleri, geçmiş “günahlarının” topraklarına iş, aş, sosyal ve siyasal haklar için taşıdığı göçmenlerle entegrasyon. Geliştirdikleri “çok kültürlülük” çözümünde yaşadıkları sıkıntılar… Bizden farkları, sıkıntılarını ilkeleri üzerinden çözme çabaları. İçlerinde beterleri yok mu, var. Onlara gür sesleriyle haykıranlar çoğunlukta… Ve yine bizden farklı olarak onların hakiki aydınları Avrupa’da yaşayan her Müslümana“potansiyel terörist” gözüyle bakmanın radikal köktendincilerin ekmeğine yağ süreceğinin ayırdında.

Biz asıl, Türkiye, cumhuriyetçi ve seküler deneyimiyle normal koşullarda sıkıntıların devası olabilecekken, memleketimizi “savaşın kaçınılmaz cephesi” yapanlara yanalım… Biz Anadolu topraklarına “fanatizm” ekilmesine izin verenlere yanalım… Biz, ifade özgürlüğünü hedef alan terörü kınamaya giderken, “Meydanları onlarabırakamazdık” diyebilen zihniyet tarafından yönetildiğimize yanalım… Bir de yönetenlere televizyonlardan verebilecek tek tavsiyeleri “Bu kadar siyasi İslamcı görüntü verilmesin, sonra başımız derde girecek” olan sözde aydınlarımızın bulunmasına…

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

Ceyda Karan

 

Ceyda Karan