Ana Sayfa Blog Sayfa 3773

Jonathan Swift – Gulliver’in Gezileri (Gulliver Cüceler ve Devler Ülkesinde)

Jonathan Swift, toplumsal, siyasi ve dini kurumlara ciddi eleştiriler getirdiği eseri Gulliver’in Gezileri’ni 1726 yılında tamamladığında, gün gelecek çocukların ellerinden bırakamayacakları kitaplardan biri olacağını asla düşünemezdi. Cüceler Ülkesi’nde devlet görevleri hatta bakanlık için ipin üzerinde sıçramanın aranması, ipin üzerinde takla atabilenin en büyük bakanlığı kapmasını anlatırken dolaylı hiciv kullanan yazar, Devler Ülkesi’nin kralına sordurduğu sorularla İngiltere’nin siyasi, mali, adli, toplumsal sistemi üzerine ciddi eleştiriler getirmiştir. Dokuz yaşından büyük çocuklara tavsiye ederim.

Jonathan Swift

Macera tutkusu aslında daha ziyade ekonomik nedenlerle gemilerde doktorluk yapan Lemuel Gulliver’in gemisi Güneydoğu Asya’da batar ve bu kazadan tek kurtulan kişi olarak Lilliput denilen cüceler ülkesinde karaya çıkar. Aslında bunlar -altı parmak- 15 – 17 santim boylarında küçük insanlardır. Lilliputlular önce Dağ Adam dedikleri Gulliver’den korksalar da, hatta öldürmeyi bile düşünseler de zamanla ona alışırlar. Gulliver’in nazik, iyi kalpli ve yardımsever olmasından dolayı onu benimserler. Kraliçenin dairesinde çıkan yangını söndürür, düşman ülke Blefuscu’ya karşı zafer kazanmalarını sağlar ama onun bu başarılarını çekemeyenler yüzünden kralın gözünden düşürülünce ülkeden ayrılmak zorunda kalır. Gulliver yurduna döndükten iki ay sonra yeniden yollara düşmek zorunda kalır. Fırtınaya yakalanan gemileri bilmedikleri sulara sürüklenir. Taze içme suyu almak için karaya çıkan tayfaların arasına katılır. Ama devin kovaladığı tayfalar kaçarlar Gulliver bu sefer de Devler Ülkesi olan Brombdingnag’da mahsur kalır. Ülkenin en kısa adamı bile 9 metre boyundadır. Burada küçük dadım dediği dokuz yaşındaki bir kız sayesinde hayatta kalır. Sonra da saraya satılır. Kral ve kraliçe tarafından sevilse de, yurt özlemi çekmektedir. Oysa kral onun boyunda birini bulup evlendirip, hep yanında tutma düşüncesindedir. Gulliver, Devler Ülkesi’nden de bir kartal sayesinde kurtulur.

Güliver'in Gezileri untitled

Gulliver’in geziler aslında dört cilt olup, yavan bulunan üçüncü gezi Laputa adlı garip insanların adasına, fazlasıyla haşin biçimde anlatılan dördüncü ve son yolculuğu ise Houyhnhnms denilen atlar ülkesine olur. Atlar çok zeki ve akıllıdırlar. ‘Yahoos’ adını verdikleri hizmetkârları, kötü kalpli, kötü huylu, çirkin insanlardır. Meşhur arama motoru Yahoo’nun adının da Gulliver’in arayışlarından geldiğini son bir not olarak ekleyeyim.

Not: Bu yazının videosunu aşağıdaki linkten Uzman Tv’den izleyebilirsiniz.

http://www.uzmantv.com/gulliverin-gezileri-ne-tur-bir-kitap

Nehir ve Fırat Pürselim

Mehmet-Fırat-ve-Nehir-Pürselim

Türk tipi hassasiyet: Sert eleştir, uyar ve…- Murat Sevinç

Üç dört yıl önceydi sanırım. Çok sevdiğim, son derece akıllı ve iliklerine kadar muhafazakâr bir öğrencim, konu ifade hürriyeti, kamu düzeni ve meşhur ‘Fazıl Say’ kararına geldiğinde, mealen şöyle bir soru sormuştu: “Fazıl Say’ı sokakta görsem dövmek isterim. Benim gibi üç beş kişi daha olsa, Fazıl Say’ı sokakta dövmeye kalksak, kamu düzeni bozulmuş olmaz mı? Bu durum, Say’ın ifade hürriyetini sınırlamak için bir gerekçe değil midir?”

Öğrenci, Türkiye’de ortalama yurttaşın duygularına tercüman oluyordu aslında. Temel hakların sınırlanması konusuna, olabilecek en çarpık biçimde yaklaşıyor ve ‘kamu düzeni’ kavramını, yalnızca kendisi gibi düşünenlerin varlığını sürdürebileceği bir dünyaya yol açacak şekilde kurguluyordu.

Bir diğer örnekle bakalım: Türbanlı bir kadına tahammül edemeyen ve o baş bağlama şeklini yaşamına bir saldırı olarak algılayan üç beş kişi çıkıp bir kadını dövmek istese kamu düzeni bozulur;  bu durumda türban yasaklanmalıdır! Hoş geldin faşizm.

Aslolan, önceliği  ‘ifade özgürlüğü’ne vermek
Fransa’daki katliamın ardından, Türkiye’de ifade hürriyetine sahip çıkan insanlar, Charlie Hebdo’daki bazı karikatürleri yayınladı ve yayınlayacak. Bunun, son derece doğal bir hak/özgürlük olduğu kanısındalar ve haklılar. Mücadeleyi verenlerin inançlı olup olmayışları, yalnızca onları ilgilendirir.

Ayrıca hatırlatmakta yarar var, aynı insanlar yıllarca, saçma sapan rektörlere ve YÖK başkanlarına karşı, başı kapalı öğrencinin hakkını savunmuşlardı. Birlikte, insan gibi yaşayabilmek için. İfade özgürlüğüne sahip çıkanların diğerlerinden farkı, sırtlarını devlete yaslayıp efelik taslayanlardan olmayışlarıdır.

İnsan hakları hukuku, dinleri değil, bireyleri korur. Bireyin aşağılanmasına, ezilmesine, ayrımcılık yapılmasına karşı önlemler geliştirir. O birey, hemen her zaman ‘azınlıkta’ kalandır. Korunduğu, çoğunluğun inancı (yani hakim olan), siyasi görüşü ve uygulamalarıdır.

Bildiğim kadarıyla Türkiye’de Müslümanlar azınlık, İslam dini de azınlığın inancı değil. Tabii, buradan ‘Çoğunluk mensubunun hakkı ihlal edilebilir’ sonucu çıkmaz. Her konuda olduğu gibi, hak tartışması ve sınırlama konusu da, bir ‘ölçü’ meselesi. Aslolan ise önceliği her durumda ‘ifade özgürlüğü’ne vermek.

O yerlerin, başka isimleri var
Tabii adına ister laik ister seküler denilsin, nihayetinde kurum ve uygulamalarını dini esaslara dayandırmayan sistemlerden söz ediyorum. Din devletlerinden değil.

Türkiye, Anayasası’na göre laik. Tüm inançlara ve tabii inançsızlığa eşit mesafede durmak zorunda. Bu, bir zorunluluk. Yöneticilerin keyfine bırakılmamıştır. Ancak Türkiye’de diğer pek çok anayasal ilke gibi, laiklik ilkesi de yönetim tarafından görmezden gelinmekte, umursanmamakta, Anayasa açıkça ihlal edilmekte.

Fransız dergisinin yayınladığı karikatürler kalabalık bir kesimi rahatsız edebilir. Can sıkıcı ve münasebetsiz bulunabilir. Çok sinirlendirebilir. Bu satırların yazarı da, böylesi mizahı ‘lüzumsuz’ bulur. Buna mukabil ‘görüş’ünün, yalnızca kendisini ilgilendirdiğinin farkındadır.

İşte ifade özgürlüğü, örnek olayda olduğu gibi ‘rahatsız edici’ ve ‘can sıkıcı’ konularda söz konusudur. Herkesin her zaman aynı şeyi düşünüp dile getirdiği bir yerde, ifade özgürlüğü tartışması yapılmaz. O yerlerin, başka isimleri vardır. Ve sistemi ‘o malum yön’e çekmeye çalışan yöneticiler, bağlı oldukları anayasayı da, uluslararası hukuku ve sözleşmeleri de çiğniyor demektir.

Türkiye, Dingo’nun Ahırı değil
İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü gibi anayasal ilkeler, demokratik sistemler açısından hava kadar, su kadar elzemdir. Karikatüre, kitaba, gazete makalesine kızan bir yurttaş, kızdığıyla kalır, kalmalıdır. Eğer isterse, konuyu yargıya taşır ve neyin kural ihlali olup olmadığına yargı organları karar verir.

Hiç kimse kendi yargılamasını yapmakla yetkili değildir. Çünkü Türkiye, Dingo’nun Ahırı değil, temel hakların iyi kötü güvence altına alındığı bir anayasası bulunan hukuk devletidir.

Demokratik hukuk devleti, birbirinden hiç hazzetmeyen ve hazzetmek zorunda olmayan yurttaşların, birbirine katlanmak zorunda olduğu devlettir. Yurttaş, hukuksal sınırlar içinde, ‘diğeri’ne tahammül etmelidir.

‘Hukuk’ dediğimiz de toplum mensupları kendi işlerini kendileri görmesin, canını sıkandan hesap sormasın diye vardır. Kişisel olarak çok sayıda insanı mide bulandırıcı ve tahammül edilmez bulabilirim. Bu, benim sorunum. Katlanmak, boğazlaşmadan yaşamak zorundayım. Beğenmediğimle, hukuksal sınırlar içinde mücadele etme hakkına sahibim.

Hâl böyleyken;

Ülkenin bir bakanı: “Paris saldırısını nasıl kınadıysak, Müslümanlara ve İslam sembollerine yönelik kışkırtma, saldırı ve tahkirleri de aynı şekilde lânetliyoruz. Yüce Peygamberimize atfen şekiller yayınlayarak Müslümanların kutsallarını hiçe sayanlar açık bir tahrik ve provokasyon içindedir. Toplumun değerlerini sorumsuzca hedef alanların içindeki kin/nefreti basın veya sanat formunda dışa vurması saldırganlığın vasfını değiştirmez.”

Ülkenin başbakanı: “Basın özgürlüğü hakaret etme özgürlüğü değildir. Alemlere rahmet olarak gelmiş Hz. Peygamberimize hakaret özgürlük değildir. Bunu birileri basıyorsa bu tahriktir. Kendisine yapılan hakareti hoş gören insanlarımız Peygamberimize yapılan hakareti hoş görmez. Bu ülkede Hz.Peygambere hakaret edilmesine izin vermeyiz. Bu yaptıkları işte başka bir hesap var mı? diye düşünüyoruz. Peygamberimizi kamyonete bindiren paralel çetenin de bu hakarete destek verdiklerini görüyoruz. Gelin bize saldırın diye tahrik oluşturuluyor. Kimse Peygamberimize hakaret etme alçaklığını yapamaz.”

Ülkenin dalkavuk ‘basın’ını boş verelim. Herkesin malumu.

Her rejim gibi faşizm de, göstere göstere gelir
Açıklamalar, sorumluluk sahibi olması gereken hükümet mensuplarına ait. Biri, Fransa’daki yürüyüşe de katıldı! Neyin hakaret olup olmadığına, yayıncıların peygambere hakaret eden alçaklar olduğuna, işin içinde başka hesaplar bulunduğuna vs. çoktan ‘karar’ vermişler. Her zaman olduğu gibi, yargılamayı yapmış, sonuca varmışlar. Geriye, ‘uyarmak’ kalıyor. Uyarıyı dikkate almayanın sonunu tahmin etmek güç değil.

Yazıyı uzatmayacağım. Bu yöneticiler, demokratik devlet açısından laikliğin önemini, her gün bir kez daha kanıtlıyor.

Namuslu bir insan olduğu için düşüncelerini korkusuzca dile getiren Hrant Dink’in, Türklüğe hakaret ettiği düşünüldü. Aziz Nesin’in, dine hakaret ettiği düşünüldü. Ne yazık ki Türkiye, örnek açısından son derece zengin ve bu yol, yol değil.

Sahi, Sivas’ta yakılan insanların ardından, kaç milyon Sünni protesto gösterisi yapmıştı? Fırsat olmadı, belki de!

Ne kadar yinelense iyidir: Her rejim gibi faşizm de göstere göstere gelir. Hayatta sürpriz, pek azdır.

 

Murat Sevinç – Diken.com.tr

Öykü Akşamları’nın konuğu Fuat Sevimay

Özlem Kiper ve Mehmet Fırat Pürselim moderatörlüğünde Gergedan Kitabevi‘nde (Bağdat Caddesi No:268/A Kadıköy) 20 Ocak salı akşamı saat 19.30’da gerçekleştirilecek Öykü Akşamları etkinliğinin konuğu Fuat Sevimay.

Soldan sağa. Fırat Pürselim, Özlem Kiper ve Fuat Sevimay
Soldan sağa. Fırat Pürselim, Özlem Kiper ve Fuat Sevimay

Öykü Akşamları ile 12 Ay

Özlem Kiper ve Fuat Sevimay tarafından yaklaşık bir seneden bu yana gerçekleştirilen Öykü Akşamları, bu güne kadar Jale Sancak, Ercan Kesal, Türker Ayyıldız, Berna Durmaz, Serkan Türk, Mehmet Fırat Pürselim gibi onlarca yazarı ağırladı.

Klasik okur – yazar  etkinliklerinden farklı olarak Öykü Akşamlarının asıl konukları öykü kahramanları. Etkinlik, Özlem Kiper’in kitaptan okuduğu öykülerle açılıyor, ardından Fuat Sevimay’ın kitapla ilgili yorumlarıyla devam ediyor. Yazar kahramanlarının diliyle yapıtını anlatıyor. Okurun cansız sayfalar yığını bir kitap yerine, dinlediği öyküler ve üzerine konuşulan kahramanlar aracılığıyla nefes alıp veren bir kitapla tanışmasını amaçlayan bu etkinlikten katılımcılar genellikle beraberlerinde hikâyesine vâkıf oldukları öykü kahramanlarını kollarına takarak ayrılıyorlar.

Ev Sahibi Fuat Sevimay bir seferliğine konuk olacak

11

20 Ocak akşamı yapılacak olan etkinlikte ufak bir değişiklik olacak; daha önce ev sahibi olarak kitapları yorumlayan Fuat Sevimay kahramanlarıyla birlikte misafir koltuğuna geçerken, yerine geçici olarak Mehmet Fırat Pürselim bakacak. Özlem Kiper, dinleyenlerden büyük beğeni alan sesiyle öykülere can vermeye devam edecek.

Etkinlikte, Fuat Sevimay’ın 2014 Orhan Kemal Öykü Ödülü’nü kazanan Ara Nağme isimli öykü kitabının kahramanları; Deli Babam, Babako, Havariler, Marco, Emel, Kefal ve tiyatro oyunu da olan Ara Nağme’nin kahramanları; Kürdan, Amir, Nermin, Usta, İmam olacak.

Kim bilir, öykü akşamının sonunda belki de kahramanlardan biri de kolunuza girip evinize kadar size eşlik eder.

Bir sonraki haftanın konusu ve konuğu:

Not: 27 Ocak Salı günü saat 19.30’da Gergedan Kitabevi’nde gerçekleştirilecek olan Öykü Akşamları’nın konuğu ise Müge İplikçi ve Tezcanlı Hayalet Avcıları kitabı olacaktır.

(Yeşil Gazete)

Buğday Ekolojik Yaşam Rehberi’nin kış sayısı çıktı

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği‘nin yılda dört defa, her mevsim çıkarttığı ve üyelerine gönderdiği Yaşam Rehberi’nin 22. sayıısnda kapak konusu; “Gerçek enerji ihtiyacımız.” olarak belirlendi. Kapak konusuna dair bir yazı kaleme alan Buğday Derneği’nden Oya Ayman’ın yazısının başlığı ise: “Çoğu Zarar, Azı Yarar…”

3 ayda bir yayınlanan ve Buğday Derneği üyelerine ücretsiz gönderilen rehberin Kış Sayısı’nda başka nelere göz atabileceğiz der iseniz hemen aktaralım:

9


*Mevsimlik Sofralar köşesiyle Tijen İnaltong, harika bir kahvaltı alternatifi olarak Müsli tarifi veriyor.
*Bu sayıdaki “Ekolojik Anne”miz İrem Çağıl.
*Harekette Bereket sayfalarımızda birbirinden güzel fikirler,öneriler…
*TaTuTa Çiftliklerimizden köşesinde Bursa, Uludağ’daki Belentepe Çiftliğine konuk olduk.
*Gün Bilgesi ile doğanın takvimi, ayın halleri, ekim-dikim takvimi.
*Büyüteç köşesinde, Bisikletli Sahafı konuk ettik.
*İçimizden Biri köşesinin konukları, Adana’da ekolojik bir yaşam kuran Sema ve Serdar İskit.
*Sağlık köşesinde, Doğal Tıp Uzmanı Şaduman Karaca,ülseratif koliti ve doğal tıpla tedavi yöntemlerini yazdı.
*Bahçe ve Balkon köşemizin yazarı, Tıbbi Bitkiler Uzmanı Nazım Tanrıkulu ile kış çaylarımızı yetiştiriyoruz!

(Buğday.org)

2014 yılında Türkiye’deki erkek şiddetinin infografik grafiği

bianet’in yıllık erkek şiddeti çetelesinin 2014 yılı verileri infografik olarak yayınlandı. Çeteleye göre geçtiğimiz sene 1.090 erkek şiddeti vakası yaşandı.

8...

bianet’den Çiçek Tahaoğlu’nun haberine göre aşağıdaki infografik 1 Ocak 2014 – 31 Aralık 2014 arasında gerçekleşmiş; ulusal, yerel ve online basına yansımış erkek şiddeti olaylarını kapsıyor.

bianet 2009’dan beri ulusal, yerel ve internet basınında yer alan erkek şiddeti, cinayet, cinayete teşebbüs, tecavüz, taciz ve yaralama vakalarının çetelesini tutmakta.

7

(bianet)

Hrant Dink’in adı Bakırköy’de, yaşadığı semtte

Bakırköy Belediyesi, Hrant Dink’in adının Bakırköy’de bir sokağa verilmesi için harekete geçti.

Agos’tan Uygar Gültekin’in haberine göre aralarında Nurhan Çetinkaya’nın da bulunduğu CHP’li Bakırköy Belediyesi Meclisi üyeleri, Meclis Başkanlığı’na bu konuda bir önerge sundu. Kabul edilen önerge, gerekli çalışmaların yapılması için imar ve harita komisyonlarına gönderildi. Komisyonların çalışmalarının ardından, Dink’in adının hangi sokağa verileceği tespit edilecek ve konu yeniden Belediye Meclisi’nin onayına sunulacak. Mecliste onaylanması beklenen değişiklik, daha sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) onayına sunulacak. Belediye, konuyla ilgili olarak Dink ailesiyle de görüşecek.

6 hrantdinkcadde...

İlçe belediyelerinin sokak adlarının değiştirilmesine ilişkin kararları, İBB’nin onayına sunuluyor. Daha önce Şişli Belediyesi, Osmanbey’de bir sokağa Hrant Dink adının verilmesini istemiş, ancak Büyükşehir Belediyesi bu değişikliği reddetmişti. Bakırköy Belediyesi, böyle bir engelle karşılaşması durumunda ‘kültür merkezi’ formülünü devreye sokarak, Belediye’ye ait bir kültür merkezine Dink’in adını verecek.

Nurhan Çetinkaya, bu konuda Belediye’de görüş birliği olduğunu söyledi. Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu’nun da çalışmayı desteklediğini belirten Çetinkaya, “Biz çalışmalarımızı yapacağız ancak İBB’nin de onayı gerekli. Onay çıkmaması durumunda Bakırköy Belediyesi’ne ait bir kültür merkezine Hrant Dink ismini vereceğiz. Bu çalışmayı çok önemsiyoruz” dedi.

(Agos)

“Emek, yerinde güzel” demek için 17 Ocak 17:00’de Emek önüne

Beyoğlu Kent Savunması, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nin Emek Sineması’nı yıkan proje hakkında “kamu yararı olmadığı ve hukuka uygunluk bulunmadığı, tarihi ve kültürel yapılara telafisi güç ve hatta imkansız zararlara yol açacağı” gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararını açıklaması üzerine “Emek, yerinde güzel” diyen herkesi 17 Ocak Cumartesi günü saat 17:00’de Emek Sineması önüne, dayanışmaya ve kararın uygulanıp uygulanmadığını yerinde teftiş etmeye çağırıyor.

17ocak201502-a

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Emek Sineması yürütmeyi durdurma kararının yanısıra Danıştay da Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan ile yetkililer Mehmet Ali Kipsöz, Barış Çelikkalkan, İlhan Turan hakkında soruşturma izni verdi.

Bu hâlâ başlangıç! 17 Ocak 17:00’de Emek’in önündeyiz. from Emek Bizim İstanbul Bizim on Vimeo.

Beyoğlu Kent Savunması’nın çağrısında, “Cumartesi günü Yeşilçam Sokak’tan Taksim Meydanı’na ve Gezi Parkı’na uzanan mücadelemizin hâlâ en başlarında olduğumuzun farkındayız. Yıllardır süren Emek Sineması mücadelesine hiç hız kesmeden, bıraktığımız yerde Emek’in önünde devam ediyoruz” deniyor.

Avrupa Parlamentosu’ndan Türkiye’ye baskı ve sansür uyarısı

Türkiye’deki ifade ve basın özgürlüğünü oylayan Avrupa Parlamentosu, son yılların en sert kararlarından birini aldı. Türkiye’de medyaya yönelik baskı ve sansür tasarısı 511 ‘evet’ oyu ile onaylandı. Oylamaya 593 vekil katıldı

3...

17 Aralık süreciyle birlikte Avrupa Parlamentosu’na (AP) taşınan Türkiye’de  ifade ve basın özgürlüğüne yönelik karar tasarısı bugün oylandı. Medyada sansür ve baskıya yönelik eleştirilerin yer aldığı karar tasarısına 593 milletvekilinden 511’i ‘evet’, 11’i ret oyu kullandı. 31 vekil ise kararsız kaldı.

Avrupa Parlamentosu’ndaki siyasi gruplar tarafından ortaklaşa kaleme alınan tasarıda, ifade özgürlüğü ve medyada çoğulculuğun Avrupa değerlerinin merkezinde olduğu vurgulandı. Türk hükümetinden ise düşünce, ifade ve medya özgürlükleri, hukuk devleti, demokrasi, eşitlik ve insan hakları alanlarında reformlar yapması istendi.

Karar tasarısında 14 Aralık 2014 tarihinde bazı medya yöneticisi ve gazetecilerin gözaltına alınması da ayrıca kınandı. Bağımsız medyanın demokratik toplum için vazgeçilmez olduğuna hatırlatma yapılan karar tasarısında, Türkiye’de muhalif gazetecilerle medyaya yönelik baskı ve korkutmaya son verilmesi istendi.

(T24)

İstanbul yavaş ama emin adımlarla bisiklete biniyor

thenational.ae‘de Jennifer Hattam imzası ile yayınlanan ve Yeşil Gazete ekibinden Özde Çakmak tarafından Türkçe’ye çevrilen yazıyı paylaşıyoruz

* * *

Türkiye’nin en büyük metropolünde nüfus ve araba sahipliği hızla artarken, İstanbul’un tarihi camileri ve modern ofis kuleleri genellikle bir trafik denizine nazırdır. Şehrin daimi izdihamı dikkate alındığında, bisiklete binme cazip bir alternatif ve master plan olabilir; zira, İstanbul 2023’e dek 1,004 kilometre yeni bisiklet yolu öngörüyor.

2...

Fakat, bisikletçiler en büyük caydırıcıların giderek büyüyen 15 milyon kişilik İstanbul şehrinde sınırlı altyapı ve halkın, özellikle de araba sürücülerinin tavrı olduğunu söylüyor. Şimdiye dek şehirde tesis edilen bisiklet yollarının çoğunun daha çok boş zamanlarda kullanılan deniz kenarı boyunca uzandığını ve bisikletçilerin, yeri yayalarla paylaşması gerektiği de işin başka bir yönü. Yeni bisiklet paylaşım tesisleri de büyük ölçüde dinlenme tesisleriyle sınırlı ve toplu taşımacılık entegrasyonu sorunlu kalmayı sürdürüyor.

Sivil Toplumda Bisiklet Bilinci

İstanbul’un bisikletçileri için bu durumu düzeltmek, döngüsel bir açmaz doğuruyor: daha bisiklet-canlısı bir şehir olmaları için bisikletçilerin sayısının, taleplerinin – ve sokaktaki varlıklarının – gözardı edilemeyecek bir noktaya erişmesi gerekiyor. Fakat, yayalar ve araçlar daha güvenli ve bisikletçilere karşı daha misafirperver olana dek çok az kişi şehirde bisiklet sürmek isteyecektir.

Buna rağmen, giderek büyüyen bisiklet kültürünün umut verici işaretleri mevcut. 2008’de İstanbul’da kurulan Bisikletliler Derneği, şimdi ülke çapında düzinelerce şubeye sahip. Bisiklete binmek için daha güvenli yerleri savunuyor, bisiklet turları düzenliyor ve eğitsel sosyal yardım rehberliği yapıyorlar. Kar amacı gütmeyen uluslararası bir girişimin yerel şubesi olan EMBARQ Türkiye kullanıcıların ihtiyaçlarına ve en iyi küresel pratiğe dayanarak yeni bisiklet koridorları planlamak için İstanbul dahil olmak üzere altı şehirde üniversitelerle ve hükümet yetkilileri ile birlikte çalışıyorlar. Orada bisiklet sürenlere bilgi merkezi olarak hizmet veren bisiklet dükkanları İstanbul’un etrafında beklenmedik biçimde ortaya çıkıyor.

Fakat, gönüllülerce yönetilen Bisikletli Ulaşım Platformu’ndan Engin Ertekin’in belirttiği gibi yapacak hala çok şey var. Çoğu kişi bisikletin çocuk oyuncağı ya da haftasonu deniz kenarı için olduğunu düşünüyor diyor hayıflanarak. “Bisikletlileri anayollarda görmeye alışkın değiller.

Bisiklete binmeyi tehlikeli bir iş yapan da bu. Sürücüler çoğu kez arabayı kenara çekmeden ya da kapıları açmadan önce bisiklet trafiğini kontrol etmiyorlar diyor Serkan Yıldırım. Yıldırım, günlük bisiklet seyahatinin daha asap bozucu yönlerini filme çekmek için kask kamerası kullanıyor.

24 Saatlik Bisiklet Yolu

Şehir, bisiklet altyapısını geliştirme ihtiyacına herkesi ikna etmede zorlandı. Belediye, iki yıl önce büyük bir anacadde olan Bağdat Caddesi’nin geniş bir kesimi boyunca bisiklet yolu açtı. Bölgede ikamet edenlerin ve arabalarını bu yere park etmeye alışkın mağaza sahiplerinin şikayetleriyle yol 24 saat içinde kaldırıldı.

Fakat Türk bisiklet markalarının gelişimi daha başarılı oldu. Bu ve yabancı bisiklet markalarının artan satışları, bir bisiklet kültürünün başlangıcına işaret edebilir. Bu, sadece on yıl önceki bisiklet ürünleri kıtlığından sonra büyük bir gelişme. Eşi ve küçük oğluyla birlikte 24 ülkeyi bisikletle geçen hevesli bisikletçi Soner Sarıhan, o zamanlar gezi çantası bile bulamadığını söylüyor.

Mutlu Etki: Bisiklet

Bazı şeyler değişiyor ve bisikletliler, bisikletlerde daha düşük vergi olsa, bisikletle işe gidenler için kıyafet değiştirme yerleri sağlansa, medya ve pop kültürü aracılığıyla bisiklet promosyonu daha çok yapılsa bunun hızlanacağını söylüyorlar.

Sosyal medya, halihazırda önemli bir rol oynuyor. Bisiklet blogger’ı ve yakında çıkacak Cyclist Turkey dergisinin editörü Gökhan Kutluer, Instagram ve diğer hizmetlerde bisiklet binerken fotoğraflarını çekip paylaşan daha çok insanla birlikte “mutlu etki”nin bulaşıcı olabileceğini söylüyor. “İnsanların ne kadar mutlu olduğunu görmek, diğerlerine de bisiklet alma motivasyonu verebilir.”

Fakat içlerinde en önemlisi, bisikletleri sokakta daha görünür kılma teşebbüsüdür. Bisikletlilerin Ulaşım Platformu, farklı İstanbul semtlerinden sayıları 300’e kadar çıkan bisikletliyle aylık turlar düzenliyor. Bu teşebbüs, bisikletlilerin de tıpkı arabalar gibi sokaklarda olma hakkı olduğunu göstermeyi amaçlıyor ve paylaşmayı, eşit şekilde paylaşmayı istiyor. Eğer bu yumuşama aşırı kalabalık, hareketli İstanbul’da elde edilebiliyorsa, şüphesiz, hemen her yerde mümkündür.

 

Yazının İngilizce Orjinali

Yazar: Jennifer Hattam

Yeşil Gazete için çeviren: Özde Çakmak

(Yeşil Gazete, The National.ae)

 

Charlie Hebdo son sayı: Türkçe tekmili birden

Fransız siyasal mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yapılan saldırının ardından yayınlanan ve kapağında bir müslümanın gözyaşları içinde, “Je Suis Charlie” derken resmedildiği son sayısının Türkçe’ye çevrilmiş halinin tamamı T24 tarafından yayımlandı.

1

Derginin Toplumsal.org internet sitesinden paylaşılan Türkçe edisyonunun tamamına bu bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.

Saldırının gerçekleştiği ilk saatlerde sosyal medya hesaplarımızın ekran görüntülerini (facebook, twitter) “Je Suis Charlie!” (Ben Charlie’nin ta kendisiyim!) sözü ile değiştirirken de şimdi derginin son sayısının tamamının T24 tarafından yayımlanan Türkçe çevirisini sizler ile paylaşırken de temel düşüncemiz Yeşil Gazete’nin dayanak noktalarının en önemlisi olan, “Düşünce ve İfade Özgürlüğü’nü her zaman savunacağız ve her zaman bu yönde yayın hayatımıza devam edeceğiz” ilkesini gözetiyor olmak idi. Mottomuzda da dem vurduğumuz gibi, “Ekolojik, Politik, Katılımcı, Şenlikli

T24’deki arkadaşlarımızı bu sorumlu davranışları nedeniyle kutluyor ve onların Türkçe çeviriyi sunar iken okurlarına aktardıkları sözlerini de sizler ile paylaşıyoruz.

Charlie Hebdo dergisine 7 Ocak Çarşamba günü düzenlenen saldırıda on dergi mensubu ve iki güvenlik görevlisi öldürüldü.

Charlie Hebdo’nun, terör saldırısından sonraki ilk sayısı üç milyon adet basılarak bugün (14 Ocak 2015) dağıtıldı.

T24, toplam 16 sayfa yayınlanan derginin tam Türkçe metnini Türkiye kamuoyuna sunuyor. Derginin içeriğini benimsemeyecek, inanç ve görüşlerine uygun bulmayacak kesimler olacağını biliyoruz. Ancak gazetecilik ve bilgi alma hakkı, bütün dünyada merakla beklenen Charlie Hebdo dergisinin, uğradığı saldırıdan sonraki  ilk sayısını yayımlamayı bir hak ve görev olarak karşımıza koyuyor.

İfade ve basın özgürlüğünün nefret, hakaret, aşağılama ve şiddete teşvik dışında bir sınırı olamaz. Ancak tölerans yoksunluğunun, farklı düşünceyi zihinlere hakaret olarak taşımasını da sorgulayabilmeliyiz. T24, ifade özgürlüğünü desteklemek ve teröre karşı dayanışma için derginin Türkçe tam metnini yayımlıyor.

Türkiye’de gazetecilik, şartlanılmış bir duyarsızlığın, öğrenilmiş bir çaresizliğin mesleği olamaz.

(T24. Toplumsal.org, Yeşil Gazete)