Ana Sayfa Blog Sayfa 3766

Gökçek’ten Çevre Mühendisleri’ne suç duyurusu

1355473409_42_141220120139513082905_4Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Son dönemde Ankara’da yürütülen projelerle ilgili yargıya başvuran TMMOB Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) hakkında suç duyurusunda bulundu.

Gökçek, odayı kendisi hakkında yalan ve yanlış beyanlarda bulunmak, ayrıca odanın kendisi hakkında suç duyurusunda bulunulduğu gerekçesi ile savcılığa başvurdu.

Gökçek’in diğer meslek odaları hakkında da suç duyurusunda bulunduğu duyumunu aldıklarını kaydeden ÇMO Başkanı Baran Bozoğlu, yaptığı kısa açıklamada 26 Ocak Pazartesi günü savcılığa giderek ifade vereceklerini belirtti. Bozoğlu, “İfade vermemizin ardından saat 11.30’da Ankara Adliyesinin önünde yapacağımız basın açıklaması ile savcıya verdiğimiz ifadeyi ve bugüne kadar söylemediklerimizi kamuoyu ile paylaşacağız.” dedi. Yaşanılanların ‘Yavuz hırsız ev sahibini bastırır’ atasözünü hatırlattığını söyleyen ÇMO Başkanı, “Sayın Gökçek görevini yapmak yerine, saldırmayı, kavga ortamı yaratmayı, hedef göstermeyi seçiyor. Biz bugüne kadar yalnızca hukuka güvendik, hukuk, bilim ve gerçekler çerçevesinde hareket ettik. Alnımız açık, korkumuz yok. Bundan sonra da bilim ve hukuk çizgisinde mücadelemizi sürdüreceğiz.” diye konuştu.

(Muhalafet)

AKP döneminde 241 çocuk öldürüldü!

cocuklar_510CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, CHP İzmir Milletvekili Rıza Türmen’le Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, toplumsal olaylarda yaşamını yitiren çocuklarla ilgili soruşturma ve yargılama süreçlerinin usulüne uygun işlemediğini söyledi.

Sadece Cizre’de yaşamını yitiren birden fazla çocuk olmasına karşın, “ortada bir tek failin bile bulunmadığını” belirten Tanrıkulu, 2002 yılından 2014 yılına kadar olan döneme ilişkin “faili meçhul cinayetler” ile 2004 yılından 2015 yılına kadar olan dönemde öldürülen çocukların isimlerinin yer aldığı listeyi gazetecilere dağıttı. Tanrıkulu, şunları kaydetti:

“2004’te evinin önünde öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ile Gezi olayları sırasında eve ekmek almaya çıkan 14 yaşındaki Berkin Elvan’ın öldürülmesi arasında geçen sürede AKP’nin çocuk avı politikasında hiçbir değişiklik olmamıştır. Uğur Kaymaz davası başta olmak üzere çocuk cinayetlerinin hepsi ya cezasız bırakılmış veya ödül gibi cezalarla sonuçlandırılmıştır.

2006 yılında 18, 2007’de 3, 2008’de 1, 2009’da 12, 2010’da 14, 2011’de yine 31 çocuk katledilmiştir. 2011’de Roboski’de öldürülen 34 kişiden 22’si çocuktur. 2012 yılında 10, 2013’te 1 ve 2014’te 3 çocuk öldürülmüştür. 2015’in ilk ayında, Cizre’de yaşanan olaylarda hayatını kaybeden 6 kişiden 4’ü çocuktur. Dün Ali İsmail Korkmaz davasında sanıklara verilen ceza, Türkiye’de adalet mekanizmasının yeni mağduriyetler üretme mekanizmasına döndüğünü bir kez daha kanıtlamıştır.”

CHP İzmir Milletvekili Rıza Türmen de “Son 11 yılda devlet tarafından öldürülen 241 çocuk var” iddiasında bulundu. Söz konusu çocuklarla ilgili soruşturma ve yargılama süreçlerinin şeffaf işlemediğini, korumacı bir anlayışla hareket edildiğini dile getiren Türmen, “Çocukların devlet tarafından öldürülmesini durdurmak hepimizin borcudur, yükümlülüğüdür. Dava açılması önemli değil, asıl sonucu ne oluyor?” diye konuştu.

(Muhalefet)

Eğitim-Sen’de boykota farklı bakışlar

15929_16_49_41Eğitim Sen’li öğretmenler, laik eğitim talebiyle 9 Şubat haftasında düzenlenecek boykota sendikalarının da katılması için imza kampanyası başlattı. Bunun yanında Eğitim Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, hazır olmadıklarını gerekçe göstererek boykotun gündemlerinde olmadığını söyledi.
İleri Haber’den Meryem Yıldırımın haberine göre;
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) üyesi öğretmenler, Alevi örgütlerinin 19. Milli Eğitim Şurası  sonrası eğitimdeki dinselleşmeye karşı aldığı ve Birleşik Haziran Hareketi’nin de desteklediği ‘laik ve bilimsel eğitim boykotuna’ katılmak için sendika genel merkezlerine çağrı yaptı.

“Eğitim Sen boykot kararını grevle desteklemelidir” başlığıyla change.org adlı sitede imza kampanyası başlatan eğitim emekçilerinin çağrısında şu ifadelere yer verildi: “8 Şubat tarihindeki mitingin ardından 9 Şubat haftasında bir uyarı boykotu gerçekleştirilecektir. Eğitim-Sen tüzüğünün 2. madde ”c” bendinde bulunan amaçlar doğrultusunda Eğitim-Sen’in, ”laik ve bilimsel eğitim” için yapılacak olan uyarı BOYKOTUNU 1 günlük iş bırakma kararı ile desteklenmesini talep ediyorum.”

EĞİTİM SEN BAŞKANI: BOYKOTA HAZIR DEĞİLİZ

İleri Haber’e konuşan Eğitim Sen Genel Başkanı Kamuran Karaca, Alevi örgütleriyle birlikte çağrıcısı oldukları ve 8 Şubat’ta düzenlenecek miting için çalışmaların sürdüğünü belirtirken boykot gündemlerinin olmadığını ifade etti. Eğitimdeki inanç istismarına karşı mücadelelerinin süreceklerini dile getiren Karaca, boykot için ciddi bir hazırlık gerektiğini fakat sendika olarak buna hazırlıklı olmadıklarını kaydetti.

 

Microsoft’tan yeni işletim sistemi: Windows 10

E82B6551-662B-49F6-8F34-7DB51A223766_w640_r1_sYazılım devi Microsoft, bir sonraki işletim sistemi olan Windows 10’un firmanın daha önceki üç işletim sistemini kullananlara bir yıl boyunca ücretsiz olacağını açıkladı.

Microsoft, en son çıkardığı ve tüm dünyada kapsamlı kullanıma sahip Windows işletim sisteminin üzerinden iki yıl geçtikten sonra yeni işletim sistemi Windows 10’u bu yıl sonunda piyasaya süreceğini açıkladı.

Microsoft Genel Müdürü Satya Nadella, kişilerin Windows’u sadece kullanmalarını değil, “kullanmaktan büyük keyif almalarını” istediklerini söyledi.

Nadella, yeni Windows’un uygulamaları, dosyaları, programları ve her türlü bilgileri Windows ile uyumlu masa üstü bilgisayar, tablet ve telefonlar arasında kolaylıkla aktarabilmeyi sağladığını belirtti. Nadella ayrıca Windows 10’un Spartan adı verilen yeni bir internet web tarayıcısına sahip olacağını ve tarayıcının da Cortana adı verilen ve sesli komutla çalışan kişisel bir asistan içereceğini kaydetti.

Kullanıcıların birçoğunu Windows 7 işletim sisteminden Windows 8’e geçmeye ikna edemeyen Microsoft, işletim sisteminin son sürümünün öncekilerden tamamen farklı olacağını vurgulamak için Windows 9 yerine, 10’u piyasaya sürme kararı aldı.

(VOA)

Şanlıurfa’da güneş enerjisi santrali hazırlığı

Güneş ışığından en fazla faydalanan iller arasında yer alan Şanlıurfa’ya Güneş Enerjisi santrali kurulacağı belirtildi. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için Türkiye’de yerli ve yenilebilir Enerji potansiyelini ekonomiye kazandırmaya yönelik çalışmalar yoğun bir şekilde sürdürülüyor. Bu kapsamda güneş enerjisine dayalı yatırımlar önemli bir yer tutuyor.

5...

Arya Energy Mühendislik Danışmanlık İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi de Şanlıurfa’ya Güneş Enerjisi santrali kurmaya hazırlanıyor. Santral için hazırlanan proje tanıtım dosyasında yer alan bilgilere göre, şirket Şanlıurfa’da 9,99 megavat kurulu Güce sahip Güneş Enerjisi santrali kuracak. Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde kurulacak santralin proje bedeli ise 940 bin lira olarak belirlendi. Paneller için 445 bin lira harcanması planlanan projenin Enerji nakil hattı için ise 95 bin liralık kaynak kullanılacak.

13 bin metrekarelik alan üzerinde kurulması planlanan santral, toplam 10 bölümden oluşacak. Santralde 40 bin panel, 20 kilovat gücünde toplam 440 invertör ekipmanı kullanılarak elde edilecek Enerji, doğru akımdan alternatif akıma çevrilip trafo şebekeleri vasıtasıyla dağıtım hatlarına verilecek.

Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan Güneş Enerjisi Potansiyel Atlası’na göre Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesinde yıllık ortalama 1600-1650 kilovatsaat/metrekare güneş radyasyonuyla güneş santrali kurmak için elverişli bölgeler arasında yer alıyor.

 

‘Solcu’ takım Dinamo Mesken’in hikâyesi Ankara’da sergileniyor

fft16_mf3269971Ankara’daki SALT Ulus, 27 Ocak’tan itibaren hayli ilginç bir seygiye ev sahipliği yapacak. 12 Eylül’de ‘solcu’ algısı olan adından dolayı kapatılan ve futbolcuları işkenceye maruz kalan, 1975’ta Bursa’nın ‘solcu semti’ Mesken’de kurulan amatör futbol kulübü Dinamo Mesken’in sıra dışı hikâyesi, Ege Berensel’in çok ekranlı video enstalasyonuyla SALT Ulus’ta. Sergide Berensel’in Gezi Direnişi ve futbol ilişkisini irdeleyen ‘Biber Gazı Oley!’ adlı kısa videosu da gösterilecek.

Görsel bir araştırma niteliğindeki ‘Dinamo Mesken’ sergisi, Türkiye futbol tarihinde adından dolayı kapatılmış yegâne kulüp olan Ertuğrulgazi Gençlik ve Spor Kulübü, namı diğer Dinamo Mesken’in hikâyesinin izini sürüyor.

Dev-Genç’liler ile Ülkücüleri bir araya getirebilecek kadar siyasetle futbolu ayrıştırmış ya da kaynaştırmış bir kulüp olan Dinamo Mesken, adını, 1970’li yıllarda Sovyetler Birliği ve Avrupa’da şampiyonluğa ulaşan Dinamo Kiev’den alır. Bu, 12 Eylül Darbesi’nin ardından “milli değerlere açıktan bir saldırı” olarak gösterilir; kulüp kapatılarak yönetici ve futbolcularından bazıları gözaltına alınır, işkenceye uğrar, yargılanır ve çeşitli cezalara çarptırılır.

Ege Berensel’in çok ekranlı video enstalasyonu, ülkenin travmalarından etkilenen bu amatör kulüp kadar, kurulduğu bölgenin toplumsal yapısı ile 12 Eylül askerî yönetiminin kentsel stratejilerini de inceliyor: 1960’lar Bursa’sının “solcu semti” Mesken’deki toplu konut alanı, göçmen aileler, mahalle dayanışması, karşıt görüşlerin futbol sahasında mücadelesi, siyaset-tapu ilişkisi, semte sonradan inşa edilen polis lojmanları… Berensel, semt sakinlerinin yıllar sonra kulübü tekrar kurmak için bir araya gelişini de takip ederek futbol üzerine geniş bir arşivsel sunum geliştiriyor.

Video enstalasyonuna, Mesken semtinin yanı sıra kulübün fotoğrafçısı olan ve 1980’de öldürülen Cemal Karadağ’ın fotoğrafları ile çoğunluğu 12 Eylül Darbesi’nden sonra kapatılmış olan amatör futbol kulüplerinin buluntu takım fotoğrafları eşlik ediyor.

Berensel’in Gezi Direnişi ve futbol ilişkisini irdeleyen ‘Biber Gazı Oley!’ (2014) adlı kısa videosunun da yer aldığı sergideki Tribün ve Duhuliye bölümü, Hikmet Ildız’ın 1950’lerin sonu ile 60’ların başında çektiği tribün fotoğraflarından; Görülmüş Kütüphane ise, 1978 ile 1982’de cezaevine futbol kitaplarının kapaklarıyla sokulmuş, üstünde “görüldü” damgası basılı iki kitaptan oluşuyor. Kapakların ardında, ‘Mahir Çayan: Bütün Yazılar’ ile Lenin’in ‘Paris Komünü Üzerine’ kitapları vardır!

Ertuğrulgazi Gençlik ve Spor Kulübü, Mesken semti gençlerinin bir spor kulübü kurmaya karar vermesiyle 1971’de, Tunçkanat Yeğin’in başkanlığı ve Bülent Merey’in antrenörlüğünde faaliyete başladı. Çeşitli branşlarda amatör mücadele veren kulübün gözde branşı futbol oldu.

Sovyetler’in yanı sıra Avrupa’da da adından söz ettiren Dinamo Kiev, 1974-75 sezonunda, Avrupa Kupa Galipleri Kupası 3. Turu’nda Bursaspor ile eşleşerek 1-0 ve 2-0’lık galibiyetlerle turu geçti. Bursa’da gerçekleşen maçta, Sovyetler’den gelen bu önemli takımı izlemek üzere tribünleri dolduran Meskenli gençler açıktan Dinamo Kiev’i destekledi. Dinamo Kiev’in hızlı ve atak futbolundan o kadar etkilenmişlerdi ki, Ertuğrulgazi’nin maçlarında tribünlerden “Dinamo Mesken” tezahüratı yükselmeye başladı. Kulüp artık her daim bu adla anılacaktı.

1970’lerin sonu ve 80’lerin başında ülkenin siyasi gündemi, taraftarlarının desteğiyle ayakta kalmayı başaran Dinamo Mesken’i de olumsuz yönde etkiledi. Takımın her deplasmanı olaylı geçti; 1976’da Kemalpaşaspor’la yapılan bir maçta futbolcu ve taraftarlar “Moskova dışarı!” sloganlarıyla ıslıklandı; kulüp binası polis baskınına uğradı. Emniyet’in bilgisi ve izni dâhilinde kulüp için toplanan para, 12 Eylül Darbesi’nin ardından “haraç” olarak nitelendi; bazı yönetici ve futbolcular yargılanarak suçlu bulundu. Kulübün federeliği iptal edildi.

2008’de Meskenspor adıyla yeniden kurulan kulüp, hâlen aktif olarak faaliyet göstermektedir.

Ege Berelsel:

Çalışmalarını Ankara’da sürdüren medya sanatçısı Ege Berensel 1968’de Muğla’da doğdu. Angela Melitopoulos ve Maurizio Lazzarato’nun da dahil olduğu Timescapes grubunun üyesi; medya aktivist kolektifi Vitopya ile Videfesta Medya Sanatları Festivali’nin kurucusudur. Berensel’in ‘Mü/hür’ (1992) ve ‘Panoptikon’ (1994) videoları, ulusal ve uluslararası festivallerde ödüllendirildi. ‘Orasıburası’ (2004) adlı üç ekranlı video enstalasyonu (VideA’yla) 2005-2006’da Kunst-Werke Institute for Contemporary Art’ta (Berlin), 2007’de Fundació Antoni Tàpies’te (Barselona) sergilendi. Bir diğer üç ekranlı video enstalasyonu ‘Türkü Söylemeyen Tepe’ (2007) ise 10. İstanbul Bienali’nde gösterildi. Berensel, Strazburg’ta (Çelenk Bafra’yla) Meeting Europe: Turkey: 35 Years of Video Art (2009) sergisinin; Ankara’da Videfesta’10 Uluslararası Medya Sanatları Festivali (2010) ile ‘Bellekmekan’ (2010), ‘Bizim Gibi Hırsızlar’ (2011) ve ‘Komşuluk X.0’ (2012) sergilerinin küratörlüğünü yaptı.

(Radikal)

Yemen’de hem devlet hem de hükümet başkanı istifa etti

0

0,,18210093_303,00Şii Husi militanlarla hükümet birlikleri arasındaki çatışmaların şiddetlendiği Yemen’de Devlet Başkanı Abdrabbuh Mansur Hadi’nin ve hükümetin istifasını sunduğu bildirildi.

 

Yemen Enformasyon Bakanı Nadia Sakaff, twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Husi militanlarla yaşanan çatışmaların şiddetlenmesi üzerine Devlet Başkanı Abdrabbuh Mansur Hadi’nin ve hükümetin istifasını sunduğunu duyurdu. El Cezire kanalı da haberi doğruladı.

Daha önce Husi militanları ile Yemen hükümeti arasında iktidar paylaşımı konusunda uzlaşma sağlandığı bildirilmişti. Husilerin temsilcileri, başkent Sana’da hükümet ile mutabakata varıldığını doğrulamıştı.

Husi militanlar geçen günlerde Yemen Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı işgal etmiş ve Devlet Başkanı Hadi’nin evinin çevresine de muhafızlar konuşlandırarak Hadi’yi ev hapsine almışlardı.

 

(DW)

“Asıl değişmesi gereken 301’inci maddenin arkasındaki devlet aklı”

Uğur Kaymaz’ın katledildiği olaya dair yaptığı konuşma nedeniyle hakkında, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni alenen aşağılamak” suçlamasıyla dava açılan ve 10 ay hapis cezası verilen insan hakları savunucusu Eren Keskin, “Bu cezayı vermiş olmaları devletin bakış açısını gösteriyor. Ceza kanunun madde numaraları değişebilir; ama 301’inci maddenin arkasında tamamlanan devlet aklı değişmeli ” dedi.

4... 4...

Mardin’de 2005 yılında babasıyla birlikte katledilen Uğur Kaymaz’ın ölümüne ilişkin yaptığı konuşma nedeniyle açılan dava sonucunda hakkında, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni alenen aşağılamak” suçlamasıyla 10 ay hapis cezası verilen insan hakları savunucusu Eren Keskin kararı temyiz etmeye hazırlanıyor.

Konuya dair bilgi veren Keskin, davaya konu olan olayın 2005 yılında katıldığı bir panelde yaptığı bir konuşma olduğunu söyledi. İnsan Hakları konulu panelde yaptığı konuşmanın ırkçı yerel bir gazete tarafından haberleştirildiğini ve savcılığın da söz konusu haberi ihbar kabul ederek, hakkında soruşturma başlattığını dile getiren Keskin, “O dönemde yine yargılandım ve ceza aldım; ancak dosya Yargıtay sürecindeyken TCK’nın 301. maddesine Adalet Bakanlığı izin şartı getirildi” diye konuştu.

Bakanlığa yapılan başvuru sonucunda, dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin‘in izniyle yargılandığını belirten Keskin, “O dönem çok az kişiye izin verildi. Biri de bendim. Dava devam etti en son geçtiğimiz günlerde de bu ceza verildi” şeklinde konuştu.

“Devlet cinayet işledi, bir çocuğu öldürdü” şeklindeki ifadelerinin suç delili sayıldığını ve kararı veren mahkemenin, erteleme veya para cezasına çevrilmesi hükmünü geri bıraktığını ifade eden Keskin, gerekçe olarak da “Sanığın sabıkalı kişiliği ve suç işleme temayülünün olması” kılıfının uydurulduğuna dikkat çekti.7

(Evrensel)

Zaman ve insan kaybı – Ohannes Kılıçdağı

Bu hafta size, bir siyasi partinin devletten/hükümetten talep ve beklentilerini içeren, kaynaklarım vasıtasıyla ulaştığım bir belgeyi, bire bir olmasa da, aktarmak istiyorum. O taleplerin bazılarını aşağıya madde madde alıyorum.
1. Vilayetlerin yerel yönetimi ülkede yaşamakta olan bütün halkların eşit olarak yararlanacakları ademimerkeziyet sistemi (yerinden yönetimin diğer bir adı- OK) temel alınarak yürütülmelidir.

2. Merkezî yönetim, devletin ortak işlerini yönetecektir. Dış politika, ordu, hazine, gümrük, demiryolları, posta, telgraf merkezi hükümetin yönetiminde kalırken, diğer işler vilayetlere devredilmelidir.

3. Encümenler, adliye ve diğer yerel idari organlar, genel, adil, nispi temsil temelinde seçimle oluşmalıdır. Bu ilke bütün halklar ve dinler için eşitlikçi bir anlayışla uygulanmalıdır.

4. Vilayetlere yerel işlerini yürütme hakkı ve bu konuda geniş bir özerklik verilmeli, cemaat işleri de cemaatlere bırakılmalıdır. Vilayet gelirlerinin bir bölümü yerel gereksinimlere ayrılmalıdır.

5. Hükümetin tayin edeceği vali, kaymakam ve mahkeme reislerinin görevleri dışındaki bütün görevler yerel danışma kurullarına bırakılmalıdır.

6. Vilayet sınırlarının belirlenmesinde, eski rejimdeki tasarrufun aksine, nüfusun ulusal özellikleri ve kültürel gelenekleri göz önünde tutulmalıdır.

7. Bütün halklar ve dinî gruplar bütünüyle eşit ve adil yönetilmeli, sınıf ve zümre karakteri taşıyan bütün ayrıcalıklar kaldırılmalıdır.

8. İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü, inanç özgürlüğü, toplantı özgürlüğü, protesto ve gösteri özgürlüğü tanınmalıdır. Özel malın, mülkün, haberleşmenin dokunulmazlığı tanınmalıdır.

9. Ülke genelinde zorunlu ve ücretsiz ilkokullarda resmi dil öğrenimin dördüncü yılından itibaren verilmelidir. (Yani bu, dördüncü yıla kadar kadar eğitim sadece anadilde olacak, o yıldan sonra da anadilde eğitim esas olmakla birlikte resmi dil müfredata dahil olacak demektir-OK)

Evet, bir özetini aktardığım bu belge hangi partiye ait acaba? Birçoğunuzun HDP tahmini yaptığına eminim ama değil. Bu belge Ermeni Devrimci Federasyonu’na, daha bilinen ismiyle Taşnaktsutyun’a ait. İkinci Meşrutiyet’in ilanından birkaç ay sonra, 1 Eylül 1908’de toplanan danışma kurulunun, son halini verdiği parti programından alınan bazı ifadeler bunlar. Yeni bir başlangıç olması beklenen yeni rejimin hangi ilkeler üzerine oturması gerektiğinden bahsediyor.

Bu belgenin HDP’ye ait olmadığını söyledik ama acaba kaç HDP’li milletvekili veya partili bu programın ana mantığına itiraz eder? Daha geniş söyleyecek olursak, acaba, genel anlamda Kürt siyasi hareketinin, burada dile getirilen taleplere karşı tutumu ne olur? İtiraz etmek bir yana, zaten onların da mücadelesini verdiği ilkeler bunlar değil mi? Peki, yüz küsur sene sonra hâlâ bu ilkeler etrafında bir mücadele veriliyor olması bize ne anlatıyor? Bu soruya birçok cevap verilebilir tabii, ama bana ilk çağrıştırdığı, müthiş bir zaman ve tabii ki insan kaybı. Devletin demokratikleşmeye direnmesi yüzünden şunca zaman kaybettik ve kaybetmeye devam ediyoruz (‘devlet’i burada tekil kullanıyorum, çünkü bu açıdan imparatorlukla cumhuriyet arasında net bir süreklilik vardır). Bu toprakları demokratik bir düzende yönetme iddianız varsa, yukarıda sayılanlar bu iddianın kaçınılmaz gerekleridir. Dün bu taleplerin arkasında koca bir halk vardı (‘halk’ diyorum, çünkü bunlar sadece Taşnakların değil, Ermeni toplumunun genel beklentileriydi), onu bir şekilde imha ve tasfiye ettiniz ama bugün aynı taleplerin arkasına başka bir koca halk yığını geçti. Ortada Türklere karşı tarihi bir komplo olduğundan değil, eşit, özgür, demokratik yaşamın gerekleri bunlar olduğu için bu böyle. Eğer bu talepler o gün karşılık bulabilseydi, ne bu kadar zaman, ne de bu kadar insan kaybedecektik desek abartılı bir şey söylemiş olmayız.

not: Gazeteciler kaynağını açıklamaz ama ben gazeteci olmadığım için kaynağımı da söyleyeyim, akıllarda soru işareti kalmasın. Bu program, Taşnakların resmi yayın organı ‘Troşag’da Eylül-Ekim 1908’de yayımlanıyor. Biz de bunu, Arsen Avagyan ve Gaidz Minassian’ın yazdığı, Mutlucan Şahan’ın Türkçeye çevirdiği, Aras Yayıncılık’tan çıkan ‘Ermeniler ve İttihat ve Terakki: İşbirliğinden Çatışmaya’ isimli kitaptan öğreniyoruz. Daha öğrenecek çok şeyimiz var.  

Ohannes Kılıçdağı – Agos.com.tr

AKP en az yüzde 5 oy kaybetmezse HDP’nin barajı geçmesi çok zor – Nazım Kadri Ekinci

HDP’nin 2015 seçimlerine parti olarak girmesi kesinleşmiş gibi. Parti yöneticilerinin beyanlarından anlaşıldığı üzere HDP’nin yüzde 9-9.5 gibi bir oyu olduğu ve bunun baraj seviyesine yükseltilebileceği düşünülüyor.

Seçime parti olarak katılma kararı sadece yüksek oy alma hesabına ya da umuduna bağlı değil. Daha çok HDP’nin siyasi duruşunun ifadesi ve yine yöneticilerinin beyanlarından barajı geçememe durumunu da hesap ettikleri ve bu duruma karşı gelen stratejilerinin de olduğunu anlıyoruz.

Bu konuya aşağıda dönmek üzere önce bir oy dağılımı çalışması yapalım.

Biraz aritmetik

Doğal olarak bu yazıyı yazanın konumundan herhangi bir partinin nerede ne kadar oy alacağına ilişkin ilgili partinin yapacağından daha iyi bir öngörü yapması mümkün değil. Öte yandan geçmiş, birçok durumda geleceğin iyi bir göstergesi de değil. Ama oy kullanma desenleri gibi bazı toplumsal davranışların orta vadede‘yaklaşık kararlı’ olduğu da biliniyor. Dolayısıyla hariçten gazel okumak da olsa yakın zaman seçim sonuçlarına dayanarak biraz aritmetik yapmak zihin açıcı olabilir.

Türkiye genelini bölgelere ayırırsak bir partinin bir bölgede aldığı oy oranını bölgenin ağırlığıyla çarparak o bölgenin partinin Türkiye genelinde aldığı toplam oy oranına katkısını buluruz. Bölgelerin bu yolla elde edilen katkıları toplamı da partinin Türkiye genelininde geçerli oylar içindeki oy oranını gösterir.

Tablo için ipuçları

tablo-e1421848903660

Tabloda Türkiye altı bölgeye ayrılmış ve ‘s’ sütjnunda 2014 yerel seçimleri itibariyle her bölgenin ağırlığı (o bölgedeki geçerli oyların toplam geçerli oylar içindeki payı) gösteriliyor. İlk dört bölge büyükşehir belediyelerinden oluşmakta ve toplam geçerli oyların yüzde 77’si bu bölgelerde.

İkinci sütunun her hücresinde CB (cumhurbaşkanlığı) seçimlerinde Selahattin Demirtaş’ın o bölgedeki oy oranı ve altında da bu oranın toplam oy oranına katkısı gösteriliyor. Buna göre A bölgesinde alınan yüzde 7.96 oyun Türkiye geneline katkısı yüzde 2.04 iken; C bölgesinde alınan neredeyse yüzde 50 oy oranının toplama katkısı yüzde 2.52. Dikkat edilmesi gereken husus da D bölgesinin yüzde 4.38’lik oy oranıyla toplama yüzd 1.64 katkı yaptığıdır.

Bu tablodan C + E gruplarından oluşan ve mevcut durumda HDP milletvekillerinin çoğunun seçildiği bölgenin Türkiye geneli oy ortalamasına katkısının yaklaşık yüzde 4.5-5 olacağını çıkarabiliriz. Kalan yüzde 5-5.5 oyun diğer seçim bölgelerinden alınması gerekiyor.

Burada kritik olan D ve A bölgeleri. Eğer HDP cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi D bölgesinde yüzde 4 ve üzeri oy alırsa, baraj sorununun olmayacağını söyleyebiliriz. Bu bölge oy kayıplarının ikame edilebilmesi en zor olanı.

Tablonun ‘s’ sütünundaki değerleri birbirine bölerek ikame oranları hesaplayabiliriz. Buna göre D/A = 1.5, D/B = 3.78, D/C = 7.35 olur. Yani D bölgesinde yüzde 1 oy kaybı A bölgesinde yüzde 1.5, B bölgesinde yüzde 3.8 ve C bölgesinde yüzde 7.4 daha fazla oy alarak telafi edilebilir. Benzer şekilde A bölgesinde yüzde 1 oy kaybı B ve C bölgelerinde, sırasıyla, yaklaşık yüzde 2.5 ve yüzde 4.5-5 daha fazla oy alarak telafi edilebilir.

Bu çerçevede tablonun son sütünlarında bölgelerin ağırlığının anlaşılması için üç hayali senaryo üzerinden HDP’nin alabileceği oy hesaplaması yapılıyor. Tüm senaryolarda bölgenin oy oranının yükseleceği varsayılmıştır. Belirtelim ki AKP’nin IŞID saldırıları karşısında Kürtlere karşı kapsayıcı olmama tavrı bölgede son derece menfi etki yaptı.

Mutad, makul ve iyi senaryo

MUTAD senaryo 2011 seçimlerine benzer oy oranlarını ifade etmekte. MAKUL ve İYİ senaryo AKP’nin oy kaybedeceği ve bunların bir kısmının HDP’ye kayacağı varsayımıyla oluşturuldu.

Şurası kesin ki eğer AKP Türkiye genelinde 2011 seçimlerine göre yüzde 5 ve üstünde oy kaybetmez ve bunun en az yarısı HDP’ye kaymazsa HDP’ni barajı geçmesi çok zor olur. AKP+CHP+MHP’nin 2014 yerel seçim oy oranları toplamı yüzde 88.6 cıvarında. Aynı oran 2011 genel seçimlerinde yüzde 88.87 olarak hesaplanıyor.

Bu iki seçim arasında AKP’nin oy oranı yüzde 4.35 oranında azaldığı halde toplam aynı kaldığına göre oyların CHP+MHP’ye kaydığı anlaşılıyor. Eğer üç partinin oy oranı yine yüzde 89 cıvarında olursa HDP çok dar bir alanda yüzde 10 toplamak durumunda kalacak.

Dolayısıyla yeni dönemde sonuçların belirleyeni AKP’nin ne kadar oy kaybedeceği ve bunun ne kadarının HDP lehine olacağı. Tablodaki senaryolar bu açıdan incelenmeli.

HDP’nin barajı geçememesi AKP’ye yarar

Bu tespitlerin ötesinde haziran seçimlerindeki oy dağılımıyla ilgili söyleyebileceğim bir şey yok. Geriye HDP’nin siyasi tavrının değerlendirilmesi kalıyor.

Barajı geçmenin getirisi yüksek. Bu en arzu edilir durumda HDP mecliste kilit konuma gelir ve bunun daha çok şey yapılması gereken çözüm sürecine de faydası çok olur.

Ama geçememenin vebali de çok olabilir. HDP mevcut durumdaki dengeleyici ve Meclis içinden zorlayıcı rolünü kaybedebilir. Daha az oyla daha fazla sandalye elde eden AKP’nin başkanlık sistemi gibi maceralara girme cesareti artabilir ve halihazırdaki Türkiye’yi AB ekseninden uzaklaştırma çabası ivme kazanabilir.

Ödül ve ceza büyük, risk yüksek
HDP’nin böyle bir ortamda diyelim yüzde 8 ve üstü oy alan bir partinin Meclis’ten dışlanmasına dayalı, seçimlerin ve iktidarın meşruiyetini tartışma konusu yapacak bir kriz politikası yürütme ve erken seçimi zorlama politikasının ne kadar etkili olabileceği değerlendirmeye muhtaç.. Böyle bir ortamda çözüm sürecinin nasıl yürütüleceği de Demirtaş’ın dediği gibi sadece meşruiyeti sorgulanan AKP’in sorunu da değil. Son tahlilde HDP projesinin kendisi de tartışma konusu olabilir.

Özetle ödüller ve cezalar büyük, risk azımsanmayacak kadar yüksek. Zor bir strateji seçimiyle karşı karşıyayız. Alternatif stratejiye dönme gereğini hesaba katarak hazırlıklı olmak akıllıca olabilir.

Nazım Kadri EkinciProf. Dr., Harran Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü

(Bu yazı Diken.com.tr sitesinden alınmıştır)