Ana Sayfa Blog Sayfa 3754

Hırvatistan yoksul kesimin tüm borcunu sildi

Hırvatistan hükümeti ülkenin en yoksul kesiminin tüm borçlarının silindiğini açıkladı. “Yeni başlangıç” olarak adlandırılan borç silme uygulaması 60 bin kişiyi kapsıyor ve iç pazarda tüketimin canlandırılmasının temel amaç olduğu ifade ediliyor.

11

Silinen borçlara tüm banka borçları, ödenemeyen faturalar ve kamuya olan borçlar da dahil. Toplamda 26,5 milyon euroluk borcun silineceği tahmin ediliyor.

Hırvat hükümetinin “Yeni başlangıç” planından faydalanmak isteyenlerin ise belli kriterleri yerine getirmesi gerekiyor. Aylık hane halkı geliri 130 eurodan yüksek olanlar plana dahil edilmedi.

Ayrıca herhangi bir mülk sahibi olanlar ya da birikimi bulunanlar da borç silme planından yararlanamıyor.

Planı açıklayan Hırvatistan Başbakan Yardımcısı Milanka Opaciç, “Yoksul kesime borç yükünden kurtularak hayata yeni bir başlangıç yapma fırsatını sunuyoruz” dedi.

(BBC Türkçe)

Boncuk koş, sana “Bahçeli Yaşam Alanı” yaptık! – Gizem Kastamonulu

İstanbul’un Sarıyer ilçesine bağlı Kısırkaya köyü, son düzenlemeyle artık ‘mahallesi’, mahalleleşme sürecinin etkilerini türlü şekillerde yaşamış Karadeniz’in kıyısında, muhtemelen bir zamanlar plajıyla, tarlalarıyla hayvanlarıyla hayat dolu olan, şimdiyse hafriyat kamyonlarının cirit attığı, her tepesi vadisi kelleşmiş bir köy. Normalde belki de hiç yolumun düşmeyeceği bu köye,  Bağımsız hayvan Özgürlüğü Aktivistleri, İstanbul Kent Savunması, Kuzey Ormanları Savunması, Sarıyer Kent Dayanışması ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin çağrısıyla, yapılmakta olan, hatta yapımı tamamlanmış “Kısırkaya Geçici Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Bahçeli Yaşam Alanı’ isimli barınağın aslında sokak hayvanları için ne demek olacağını görmeye ve göstermeye gidiyoruz.

10

“Önce arazimizi, sonra meramızı, peşinden plajımızı aldılar. Ne tarım kaldı ne hayvancılık ne de turizm!”

Kısırkaya köyünde yaşayanların dertlerini Köy Derneği’nden Nurcan Abla anlatıyor: “Önce arazilerimizi aldılar, tarım yapamaz olduk; sonra meralarımızı aldılar, hayvancılığı bitirdiler. Sonra plajımızı yıktılar, turizmden üç beş kuruş kazanan gençlerimizin ekmek kapısını kestiler.” Ama mahalle olduk. Böyük şehre bağlandık. Yaşayanlarına yaşamlarını devam ettirecek hiçbir olanak bırakmayan bir mahalle olduk.

Gençlere köyde çalışma olanağı yok mu? Şehir merkezine gelirler, ne olacak ki! Bakın 8 şerit yollar yapıyoruz. Sizin köye kadar. Toplu taşıma da olacak, yalnızca 3 aktarmayla işlerinizden evlerinize ulaşabileceksiniz. Hem 3. Havaalanı da hemen yanınızda, yurt dışı iş seyahatleriniz için evinizden çıkıp uçağa binebileceksiniz. Her mahalleye bir havaalanı yapalım diyoruz. Hem bakın, eskiden buralar hep pislik içindeydi, toprak, çamur. Şimdi asfalt, beton olunca ne güzel oldu. Yıkayıp çıkarsınız. Üstelik şimdi, o sürekli ilgi alaka bekleyen, yemek isteyen, sokaklarda yatan, bitli pireli sokak hayvanlarından da kurtulacaksınız. Çocuklarınızı artık gönül rahatlığıyla sokağa çıkarabilirsiniz. Güvenli ve temiz sokaklar, pırıl pırıl gelecekler!

“Geçici”  Bakımevi ne manaya gelir?

Kısırkaya’da yapımı neredeyse tamamlanmış Kısırkaya Geçici Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Bahçeli Yaşam Alanı’na doğru yürüyoruz. Cumartesi gününün meşhur lodosu bizi denize doğru itelerken, iki saniyede bir geçen hafriyat kamyonlarının toprak yolda açtığı tekerlek izlerine bata çıka, tesisin kapısına varabilmek için demir tellerin yanından uzun süre yürümemiz gerekti.  Tesisin 158 dönüm olduğu yazdı gazetelerde. Böyle sayıları okuyunca insanın aklında pek bir şey canlanmıyor. Ama yanına gittiğinizde de, alanın ne kadar büyük olduğunu aklınız almıyor.

9

Tahminimce 20-30 hayvanın koyulacağı, küçük bölmelerin olduğu yapılar tüm alana yayılıyordu. “Bir de ağaç dikmişler yanına” diye söylendim içimden. Böyle tesislere dikilen her çiçek, ağaç işlenen suçu örtme çabası gibi geliyor. Sonra adına takılıyorum tesisin “Kısırkaya Geçici Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Bahçeli Yaşam Alanı’. ‘Geçici’den başlayalım. Eğer hayvanları geçici olarak buraya alacaklarsa, örneğin tedavi amaçlı veya rehabilitasyon amaçlı diyelim, sonrasında geri sokaklara mı bırakacaklar? Burası geçici bir barınma yeri olacaksa, neden bu kadar büyük?  Sayılar olmadan bir şey söylenmek zor belki ama geçici bakımevi olması ancak ve ancak, hayvanların bir süre sonra burada dolaylı veya dolaysız kasten öldürülmesi sonucu doğuracak gibi görünüyor.

“Sahipli” hayvan – “Sahipsiz” hayvan

Sahipsiz kelimesinin ne demek olduğunu anlamak için hayvan sever camiayla da mücadele etmek gerekiyor. İnsanın ‘bazı’ hayvanların sahibi olması, ‘bazıları’nın sahipsiz kalması sonucunu çıkarıyor. Bu sahiplik yalnızca evde kedi köpek beslemekle değil, diğer hayvanların etini ve diğer ürünlerini tüketmekle de olabiliyor. Böylesi bir durumda da bize bir faydası olmayan, üstelik sokaklarda görüntü kirliliği de yaratan sokak hayvanları “sahipsiz” duruma düşmüş oluyor ve şehirlerin onlardan temizlenmesi gerekiyor.

8...

Bakımevi ve bahçeli yaşam alanı, tesisin sıfatlarından ikisi. Hayvanlara ne tür bir bakım hizmeti verileceğini bilmiyoruz ama buranın bahçeli oluşu, (ağaç dikmişler ya) etrafı 2-3 metre tel örgülerle çevrili bir hapishane oluşu gerçeğini ortada kaldırmıyor. ‘Yaşam alanı’ lafı ise bizim bu hayvanlara ne tür bir yaşamı layık gördüğümüze göre değişebilecek bir kavram. Onların nasıl, nerede yaşamak istedikleri, doğup büyüdükleri, insanlarla birlikte yaşadıkları sokakları terk etmek isteyip istemediklerini zaten sorgulamıyoruz. Çünkü bizce, insanlardan, şehirden, uzun yıllardır yaşam alanı belledikleri sokaklardan alınmaları onların hayrına. Biz onlar için en iyisini biliriz.

Sokaklardaki hayvanların kötü durumda oluşu bu tür barınaklar için hep bir bahane olmuştur. Vatandaşı da ikna etmenin en etkili yoludur. Sokak hayvanları sokaklarda elbette her zaman mutlu mesut yaşamıyorlar. Yiyecek bulmakta, kış sezonunu geçirmekte zorlanıyorlar, bir de üstüne insanlardan kötü muamele görüyorlar, trafik kazalarında ölüyorlar. Fakat bunları engellemenin yolu da onları barınaklarda ölüme terk etmek değildir. Sokaklarda onlarla yaşamı birlikte kurmaktır. Dayanışmaktır. Çünkü onlar, insanlara rağmen insanlarla dayanışmayı sürdürürler.

Bu yazı ilk olarak younggreensofturkey.wordpress.com/ da yayınlanmıştır

Fotoğraflar: Esin Erben

Gizem Kastamonulu

 

 

Gizem Kastamonulu

Kazuhiko Kobayashi: “Fukuşima’daki çocuklarda tiroit kanseri çok fazla artıyor”

Kazuhiko Kobayashi, 11 Mart 2011 Fukuşima Nükleer Santral faciasından sonra  Japon hükümetinin sakladığı gerçekleri ve nükleer santrallerin tolere edilemeyen, canlı hayatını tehdit eden  etkilerini anlatmak amacıyla dünya çapında nükleer karşıtı panellere davet edilen, bu uğurda mücadele veren isimlerden birisi. Yeşil Gazete olarak kendisinin birkaç ay önceki İstanbul ziyaretini fırsat bilip siz okuyucularımız için  radyoaktivite kaynaklı sağlık sorunları ile nükleer santraller üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Bay Kobayashi ‘den nükleer santraller kurma planları  yapan Türkiye’ye bir de özel mesaj var.

Nükleer santrallerin enerji kaynağı olarak değerlendirilmesini tarihlendirseniz ne kadar geçmişe gitmek gerekir?

Aslında herşey 2. Dünya Savaşı’ndan önce Pasifik Okyanusunda gerçekleştirilen nükleer silah denemeleriyle başlamıştır.  Atom bombasının Japonya’ya atılması ise bu kitle imha silahlarının insan üstünde kullanılmasının nasıl sonuç verdiğini anlamaya dönük  bi nevi deney olarak gerçekleştirilmiştir. Atom bombasının insan üzerindeki etkilerini anlamayı sağlayacak verilerin  Hiroşima ve Nagazaki’de kurulan araştırma merkezleri kanalıyla toplanması sağlanmıştır ve ne yazık ki elde edilen  veriler ne Japonya ne de başka bir ülke ile paylaşılmıştır.

1946 yılındaAmerika Başkanı Eisenhower, atom bombası atmış olan bir ülke imajını silmek için Birleşmiş Milletler’e  “Barış için Atom” önerisinde bulunmuştur. 1954’te bu öneri kabul edilmiş ve  tüm dünyada nükleer santrallerden yetkili tek organ olarak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) kurulmuştur .

Diyorsunuz ki nükleer santraller IAEA kurulduktan sonra yavaş yavaş enerji santrali bahanesiyle dünyada yayılmaya başladı .

Aynen öyle.

fuku cocuk

Peki Fukuşima nükleer  kazası  sonrasında neler yaşandı? Neticede Hiroşima’ya atom bombasının atıldığı yıllara göre iletişim araçları gelişkin; Japonya’daki araştırmacı ve nükleer uzmanlar sayıca çok ve  konularında uzman… Bu bağlamda radyasyonun insan üzerindeki etkilerini anlamak için Fukuşima’da  ne gibi araştırmalar yapılıyor?

Evet, dönem farklı ama 1945’teki gibi bu sefer de IAEA  Fukushima’da bir araştırma üssü kurdu  ve 2011 Mart ayını izleyen süreçte bölgede radyasyona maruz kalan çocuklar üzerinde başlattığı  incelemelere devam ediyor; bu araştırmayı yapmak için Fukuşima’daki toplam 300.000 çocuk bölgeden dışarı çıkarılmadan inceleniyor, araştırmaya engel olunmasın diye çocukların bölgeden çıkmasına izin dahi verilmiyor, onlar için önemli olan  kimin ne kadar zarar gördüğünün verisini kendileri için toplamak. Bölgedeki bir sivil toplum örgütü  o günlerde Fukuşima’dan çıkamayan bu çocukların en azından 1 hafta uzaklaşmasında kendilerine destek olmamı istedi; ben de Avrupa’da konuşmacı olarak katıldığım panellerde bağış toplayarak Fukuşima’daki mağdur çocukların anneleriyle Tokyo’nun güneyinde Izu adasına göndermek için 15.000 avro bağış topladım.

Orada beni çok etkileyen bir şey oldu;  bir çocuk gelip dışarıda bahçede oyun oynayabildiği için teşekkür etti.*

*Fukuşima nükleer santral kazasından sonra ebeveynler uzmanların tavsiyesiyle çocuklarının bahçede oynamasını onların iyiliği için yasaklıyor.

Dünya insanının sağlığıyla ilgilenmek, araştırmalar yaparak bültenler çıkaran Dünya Sağlık Örgütü- World Health Organisation (WHO) Fukuşima’da herhangi bir araştırmada bulunmuyor mu?

WHO dünyadaki insanların sağlığını takip etmek için kurulan bir organizasyondur, ancak nükleer enerji mafyasının girişimleri neticesinde WHO’nun nükleer santraller, radyasyon ve sağlık konusunda herhangi bir değerlendirme yapma yetkisi yoktur. Zaten 1954’te Birleşmiş Milletler eliyle IAEA kurulduktan sonra WHO ile sınırsız süreli sözleşme yapılmıştır ve  nükleer enerjinin, radyasyonun  sağlık üzerindeki etkileri de IAEA tarafından ele alınmaktadır.

Örneğin 1946-1957  yılları arasında Pasifik okyanusunda 67 ayrı atom bombası denemesi yapılmıştır. Bildiğiniz gibi bunlardan biri Bikini adasında yapılan nükleer silah testidir. Japon hükümeti tarafından  997 balıkçı teknesinin mağduriyet yaşadığı açıklanmıştır oysa gerçek rakam çok daha fazladır.   Bunu yapılan bir araştırmaya dayanarak söylüyorum. Elbette resmi bir araştırmadan bahsetmiyorum, gerçekler Shikoku’da bir sivil toplum örgütüyle işbirliği yapan üniversite öğrenci ve  öğretmenlerinden oluşan  gönüllü bir ekibin çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. Gönüllüler bu  çalışmayı kazada mağduriyet yaşamış balıkçıların evlerini ziyaret ederek gerçekleştirdi. Netice Bikini adası civarına atılan atom bombasının etkilerine maruz kalanların sayısının  997 değil bunun 2-3 katı olduğunu gösteriyor çünkü azıcık radyasyon bile mağdurun çocuklarının, torunlarının doğuştan çeşitli kan hastalıkları, lösemi gibi mağduriyetler yaşamasına sebep olabiliyor.

Fukuşima nükleer santral faciasından sonra en belirgin sağlık problemi nedir?

Fukuşima’da toplam 300.000  çocuk var, Fukuşima öncesinde tiroit kanseri vakası milyonda bir görülürdü bugün tiroit kanseri teşhisi konmuş 100 çocuk var (Bay Kobayashi ağlıyor).

Sadece 3,5 yıl sonra tiroit kanserinin her 3000 çocuğun birinde  görüldüğünü anlıyoruz. Çocukta görülen tiroit kanseri oranı önümüzdeki 10 yılda  çok daha fazla artacak fakat sebebin Fukuşima nükleer santral faciası olduğu kanıtlanamıyor. 20-30 yıl sonra yetişkinlerde de kanser vakaları çok artmış olacak ve o zaman sorumlular bulunamayacak, iktidarlar, şirket yetkilileri değişmiş olacak.

Türkiye’nin de hem kuzeyinde hem güneyinde nükleer santral kurulması planlanıyor. Türkiye insanına bir mesajınız var mı?

İnsan eliyle kurulmuş olup da 100 yıl güvenliliğini koruyan bir teknoloji yoktur.

Bu sebeple en çok kaza olursa kazanın zararlarını atlatmaya yönelik hazırlıklar neler buna bakmak lazım. Fakat, nükleer santral böyle bir güvenlik sözkonusu değildir, hiçbir teknoloji de güvenlik garantisi sunamıyor. Nükleer santral patlarsa çok yüksek olasılıkla atmosfere yayılan izotoplar canlıların DNA yapısını bozar, radyasyonun direkt etkisine maruz kalmaya da gerek yoktur; yıllar sonra çocuklarınızda, torunlarınızda DNA bozukluğuna rastlamanız mümkündür. Kısacası ileriki dönemlerde çocuklarınız ve torunlarınız yapısal bozuklukla, çok ağır hastalıklarla dünyaya gelebilir . Unutmayın ki radyasyonun dünyaya yayılması sadece insan DNA’sını bozmayacak, dünyadaki  radyoaktif kirliliği artırması neticesinde eski sağlıklı hayatlarımızı çok özlüyor olacağız. Dünya barışını tehdit eden nükleer silahlanma ve onun basamağı olan nükleer santrallerin tehlike boyutu politikacılar, kapitalist sistemden beslenen büyük şirketlerin yöneticileri ile sermaye sahipleri tarafından  saklanarak bu günlere gelmiştir.

Çernobil ve Fukuşima’nın kurbanları önümüzdeki on yıllarda artmaya devam edecek.  Türkiye’deki dostlarımın şunu bilmesini isterim ki nükleer silah ve santrallerle ilgili bir kaza yaşanırsa karşılaşacağınız zararın ne  sonu, ne sınırı vardır ve dünyada nükleer silah kullanımı insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Ülkenizde nükleer santral kurulması planları da bu suça bir hazırlıktır ve bu planların işlemesine izin vermeniz ülkenizin geleceğini, çocuklarınızın, torunlarınızın geleceğini tehdit etmektedir.  Bu sebeple geleceğiniz için lütfen toplumsal olarak nükleer santrallere karşı çıkın.

Biz dünyanın dört bir yanında farklı hayatlar süren insanlar, şimdi ve yarınlarımız için risk teşkil eden nükleer silah ve santrallerin  hayatımızdan çıkmasını ancak ve ancak elbirliğiyle gerçekleştirebiliriz.

 

Kazuhiko Kobayashi
Kazuhiko Kobayashi

Kazuhiko Kobayashi 1946  yılında Tokyo’da doğdu. 2. Dünya Savaşı’nı bitiren, Amerika’nın Hiroşima ve Nagazaki’ye  attığı bombalar onu nükleer gereçeğiyle tanıştırdı. Lisans eğitimini Almanca üzerine yapıp 22 yaşında gittiği Almanya’da hayatının 29 yılını geçirdi. Bugün Almanya’da doğup orada yaşamakta olan biri fizikçi diğeri psikiyatrist  2 yetişkin çocuğu var.  Alman Japonlar’la iş yapmanın püf noktalarını  anlattığı “Japonya ile iş yapmak” adında Almanca bir kitap yazdı, Japon-Alman şirketleri arasında danışmanlık yaptı. 1997 yılı itibariyle  Japonya’ya  dönüş yaptı, bir süre Almanya-Japonya arası serbest ticaretle ilgilendi. 1997 yılında Japonya’ya döndükten sonra kendisini çevre, yoksulluk, ırksal ve dinsel çatışmalar, nefret suçları, nükleer silahların yıkıcılığı, nükleer santraller gibi sorunlarla mücadeleye  adayan Bay Kobayashi, modern toplumlarda ucu kapitalizme dayanan  her tür soruna çözüm getirmeye uğraşıyor.

Röportaj: Pınar Demircan (Yeşil Gazete)

Mısır, 183 kişiye idam cezası verdi

Mısır’da bir mahkeme, ülkede yasa dışı ilan edilen Müslüman Kardeşler hareketini desteklediği belirtilen 183 kişiyi idam cezasına çarptırdı. Cezaya çarptırılanlar Ağustos 2013’te Kardasa kasabasında 16 polisin öldürülmesinde rol oynamaktan suçlu bulundu.

25...

2013 yılında askeri darbeyle iktidardan indirilen ve hapse atılan Müslüman Kardeşler yanlısı Muhammed Mursi’nin destekçilerine karşı ülkede geniş çaplı operasyonlar yürütülüyordu.

Şu ana kadar binlerce Müslüman Kardeşler destekçisinin askeri rejim tarafından tutuklandığı tahmin ediliyor.

Cumhurbaşkanı Abdülfettah El Sisi, Müslüman Kardeşler hareketini ‘ulusal güvenlik karşısında bir tehdit’ olarak tanımlıyor.

(BBC Türkçe)

Munzur’a bilimsel koruma, “Bölgede altın madeni yapılamaz”

Dersim merkeze bağlı Geyiksuyu Köyü yakınlarında işletilmek istenen altın madenine karşı açılan davanın bilirkişi raporunda bilim insanları yörenin Türkiye olduğu kadar Avrupa’nın da en zengin bitki varlığına sahip olduğunu, nesli tükendiği varsayılan Anadolu Parsının bile bölgede yaşadığına dair işaretler bulunduğunu belirtti.

24...

Evrensel’den Özer Akdemir’in haberine göre Maden mühendisi Prof. Dr. Murat Erdemoğlu, Çevre mühendisi Prof. Dr. Ubeyde İpek ve biyolog Prof. Dr. Murat Özmen’den oluşan bilirkişi heyeti Erzincan İliç’te altın işletmeciliği yapan şirketin bir başka kolu olan % 50 Lidya Madencilik (Çalık Holding) ve % 50 Alacer Gold’a ait Tunçpınar Madencilik tarafından yapılmak istenen altın, bakır, gümüş ve molibden işletmeciliğine karşı açılan davanın bilirkişi raporlarını davanın açıldığı Elazığ 2. İdare Mahkemesine gönderdi. Tunceli Valiliği’nin “ÇED gerekli değildir” kararı verdiği madencilik faaliyetinin yapılacağı bölgenin değerlendirildiği raporda, bölgede madenciliğin adının dahi anılmaması gerektiğinin verileri ortaya konuldu.

Raporlarında madenci şirketin hazırladığı proje tanıtım dosyasının eksikliklerine dikkat çeken bilim insanları projenin çevresel etkilerinin yeterince irdelenmediğinin altını çizdi. Madencilik sonucu oluşacak asidik suların Munzur havzasındaki su kaynaklarını kirletebileceği uyarısında bulunan bilim insanları, şu görüşlere yer verdi; “Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalar sonucu bin 518 tür saptanmıştır. Bu bitki türlerinden 227 tanesi Türkiye’ye özgü olan (endemik) bitkilerdir. Yapılan tespitler yörenin Türkiye ve Avrupa’nın en önemli bitki alanlarından birini teşkil ettiğini ortaya koymuştur. Var olan endemik bitkilerden 43 tanesi yalnızca yörede yer alan bitki türü olarak saptanmıştır. Bu durum ayrıca hem ülkemizin hem de Avrupa ülkelerinde bir bölgede tespit edilmiş olan en zengin endemik çeşitliliklerden birine işaret etmektedir.”

Raporda, ayrıca soyu tükendiği varsayılan İran Parsı ve Anadolu Parsı’nın yaşadığına dair veriler olduğunun da altı çizildi. 2013 yılında Diyarbakır Çınar’da, 2010 yılında da Siirt Gabar Dağı yakınlarında avlanan parsların yörede bu türün varlığına işaret ettiğinin dile getirildiği raporda, bu türün mutlak koruma altında olması gerektiği kaydedildi. Rapor ayrıca yörede nesli tehlike altında olan kaya kartalı gibi kuş türleri olduğunu da ortaya koyuyor. Yabanıl yaşam için büyük önemi olan küçük su kaynakları ve gözelerin madencilik faaliyeti sonrası yok olabileceği uyarısı da yapıldı.

(Evrensel)

Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin onur ödülü Murat Yalçın’a

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), 2014 yılı ödüllerini açıkladı. Özel Onur Ödülü Soma katliamında ambulans kirlenmesin diye ayakkabısını çıkarmak isteyen işçiye verilirken, Dayanışma Ödülü sendikalı oldukları için işten atılan Maltepe Üniversitesi Hastanesi işçilerine verildi.

Murat Yalçın, somada göçen madenden çıkartılıp anbulansa taşınırken, ""Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin" demişti
Murat Yalçın, somada göçen madenden çıkartılıp ambulansa taşınırken, “”Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin” demişti

Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), 2014 yılı ödül sahiplerini açıkladı.

ÇGD’den yapılan açıklamaya göre;

Özel Onur Ödülü: Soma maden katliamından sağ kurtulduktan sonra ambulansta sedyeye yatırılırken “Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin” diyen Murat Yalçın ile kendisi de katliamdan son anda kurtulan ve faciada ölen ağabeyini taşıdığı battaniyeyi “İhtiyacı olan başka biri kullanır” diyerek Kızılay’a iade eden Ahmet Yankın şahsında bütün emekçilere verildi.

Dayanışma Ödülü: DİSK’e bağlı Devrimci Sağlık-İş’e üye oldukları için işten atılan ve direnişe başlayan taşeron Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi işçilerine verildi.

23

ÇGD’nin verdiği diğer ödüller ise şöyle:

Haber Ödülü: Ferit Demir (Doğan Haber Ajansı) – “TOKİ Zengine Çalışıyor”

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Ödülü: Uğur Koç (BirGün) – “Zanlının Telefonundan AKP’li Vekil Aranmış”

Mustafa Ekmekçi Haber Ödülü: Aykut Küçükkaya (Cumhuriyet) – “Hüseyin Avni Paşa Korusu ve Köşkü Gerçeği”

Rafet Genç Haber Ödülü: Nurettin Kurt (Hürriyet) – “Türk Hava Kurumunda Yolsuzluk”

Behzat Miser Haber Ödülü: Seda Bugari (Yurt) – “Suruç’ta Çocukların Kardeşlik Maçı”

İzzet Kezer Fotoğraf Ödülü: Altan Burgucu (Yurt) – “Enerji Bakanlığı Önünde Eylem Yapan Yatağan İşçilerine Polis Şiddeti”

Fotoğraf Ödülü: Ümit Kozan (Doğan Haber Ajansı) – “Baş”bakan Sevinci”

Karikatür Ödülü: Musa Kart (Cumhuriyet) – “2014 yılı çalışmaları”

Röportaj Ödülü: Ömür Ünver (Milliyet) – “IŞİD Militanı Türk Çocuk”

Mahmut Tali Öngören Televizyon Program Ödülü: Göksel Göksu ve Caner Emre Kınacı (CNN Türk) “Ölüm Yolunda Ezidiler

Televizyon Haber Ödülü: Anıl Ergin ve Volkan Nakiboğlu (HaberTürk) – “IŞİD’den Kaçan Ezidiler”

Televizyon Programı Ödülü: Cüneyt Özdemir ve Kenan Taş (Kanal D – 5N1K) “GAZZE” ve “MADEN” bölümlerine

Televizyon Belgesel Ödülü: Mete Çubukçu (NTV – Pasaport Programı) – “Sınırda Savaş”

İnternet Medyası Ödülü: Çağıl M. Kasapoğlu (BBC Türkçe) – “Kobani Sınırında İzlenimler”

(Etha)

Kısırkaya’da hayvan barınağı protestosu

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Kısırkaya’da inşa ettiği dev hayvan barınağı Cumartesi günü barınak inşaatının önünde protesto edildi.

17

Sarıyer Kısırkaya’da inşası süren “Kısırkaya Geçici Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Bahçeli Yaşam Alanı”na karşı yapılan protesto eylemine hayvan hakları savunucuları, ekoloji aktivistleri ve farklı toplumsal mücadele gruplarının oluşturduğu yaklaşık 700 aktivist katıldı. Eyleme, İstanbul’un yanı sıra Ankara ve İzmir’de de eşzamanlı eylem yapılarak destek verildi.

21 kisirkaya_ist2

Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri, İstanbul Kent Savunması, Kuzey Ormanları Savunması, Sarıyer Kent Dayanışması ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin çağrısı ile saat 12:00’da Kısırkaya köyünde toplanmaya başlayan aktivistler, “Kısırkaya Toplama Kampı’nı Kapatın, Yaşam Hakkına Dokunmayın” yazılı bir pankart taşıyarak İBB’nin Kısırkaya hayvan barınağına yürüdü. Kötü hava koşullarına ve barınağa ulaşımın zorluğuna rağmen yüzlerce hayvan hakları savunucusunun katıldığı protestoya, CHP İstanbul Milletvekilleri Melda Onur ve Haluk Eyidoğan’ın yanı sıra modacı Barbaros Şansal da destek verdi. Protestoya; ekoloji, hayvan hakları, LGBT, insan hakları gibi farklı alanlarda mücadele yürüten 100’e yakın STK ve oluşum imzacı oldu.

Eyleme, İstanbul’un yanı sıra Ankara ve İzmir’de de eşzamanlı eylem yapılarak destek verildi

İstanbul’un çeşitli noktalarından kaldırılan otobüslerle Kısırkaya köyüne gelen ve geçtiğimiz yaz jandarma eşliğinde tesisleri yıkılan halk plajı boyunca yürüyerek tesisin önüne gelen aktivistler adına basın açıklamasını Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri’nden Güneş Çağlıer okudu. Çağlıer, açıklamanın girişinde; “Bugün burada, İstanbul’da kent, doğa ve yaşam hakkına karşı organize bir şekilde işlenen suçların birleştiği, sembolleştiği bir yerde; ‘Kısırkaya Geçici Sahipsiz Bakımevi ve Bahçeli Yaşam Alanı’ olarak adlandırılan, fakat zamanla hayvanlar için acımasız bir toplama ve tecrit merkezine dönüşecek bir tesisin önündeyiz” dedi.

(Kaos GL)

Genel Seçim tarihi belli oldu

YSK (Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı) 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nin 7 Haziran 2015’te yapılacağını duyurdu.

YSK’nın Resmi Gazete’de yayınlanan açıklamasına göre seçime 31 siyasi parti katılacak.

15

İllerin en az yarısında oy verme günü olan 7 Haziran’dan en az altı ay öncesi itibariyle teşkilatını kurmuş ve büyük konferanslarını yapmış siyasi partiler seçime katılabiliyor.

31 partinin alfabetik listesi şöyle:

BINGOL'DE OY KULLANMA ISLEMI BASLADI

Adalet ve Kalkınma Partisi , Alternatif Parti , Anadolu Partisi , Bağımsız Türkiye Partisi , Büyük Birlik Partisi , Cumhuriyet Halk Partisi , Demokrat Parti , Demokratik Gelişim Partisi , Demokratik Sol Parti , Doğru Yol Partisi , Emek Partisi , Genç Parti , Hak ve Adalet Partisi , Hak ve Eşitlik Partisi , Hak ve Özgürlükler Partisi , Halkın Kurtuluş Partisi , Halkın Yükselişi Partisi , Halkların Demokratik Partisi , Hür Dava Partisi , İşçi Partisi , Liberal Demokrat Parti , Merkez Parti , Millet Partisi , Millet ve Adalet Partisi , Milliyetçi Hareket Partisi , Muhafazakar Yükseliş Partisi ,Özgürlük ve Dayanışma Partisi , Saadet Partisi , Toplumsal Uzlaşma Reform ve Kalkınma Partisi , Türkiye Komünist Partisi , Yurt Partisi.

 

Nükleer Enerji Yasa Tasarısı için soru önergesi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Nükleer Enerji Yasa Tasarısını Meclis’e taşıdı.

13 Sezgin Tanrıkulu, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu soru önergesinde şu sorularının yanıtlanmasını talep etti;

* “Nükleer Enerji Yasa Tasarısı’nda bahsi geçen ’Plütonyum-239’, ‘Uranyum-233’ gibi radyoaktif izotopların yalnızca nükleer silah yapımında kullanıldığı iddiası doğru mudur?

* Bu izotopların, normalde amacı sadece nükleer enerji üreten santraller kurmak olan bir programda, santral yakıtı olan Uranyum-235 ve Uranyum-238 gibi izotoplarla aynı listede olmaması gerektiği iddiası doğru mudur?

* Tasarının 3. Maddesindeki ‘radyoaktif atık tesisi’ nihai bir depolama tesisi midir? Yoksa atıkların yeniden işlenerek içindeki Plütonyum-239’un çekildiği bir tesis mi olacaktır?

* Nükleer Düzenleme Kurumu’nun Başbakan’a bağlı olmasındaki gerekçe nedir?

* Kurumun başının, yani Başbakan’ın kararlarının yerindelik denetiminin dışında tutulmasındaki amaç nedir?

* Mali açıdan denetimin dışında bırakılmasıyla kurumun kara borsa alışverişlerine girebileceği iddiası doğru mudur?”

Şiddetli lodos sonucu 6 kişi hayatını kaybetti

Tüm yurtta etkili olan lodos fırtınası nedeniyle Bursa’da 3 kişi, Balıkesir, Çanakkale ve Samsun’da 1’er kişi hayatını kaybetti.

LODOS BURSA’DA YIKMAYA DEVAM EDİYOR

Bursa’da 3 gündür etkili olan şiddetli lodos dün hızı en yüksek 129.3 km/s, ortalama hızı ise 110 km/s civarında ölçülerek en yüksek seviyelere çıktı. Valilikten alınan bilgilere göre, 306 çatı uçması meydana gelirken, 100 araç hasar gördü, 3 kişi hayatını kaybetti.

Marmara bölgesini etkisi altına alan şiddetli lodosun en çok etkilediği illerden biri de Bursa oldu. Bursa Valiliği tarafından oluşturulan İl Afet ve Acil Durum Yönetimi Merkezi tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre kent genelinde 306 çatı uçması, çok sayıda tabela, arızalı işaret levhası ve reklam panosu, çok sayıda araç ve enerji nakil hattı direği ile iletişim (telefon hattı) direği devrilmesi olayı yaşandı. Yaşanan bu olaylar nedeniyle 100 aracın hasar gördüğü tespit edildi.

Balıkesir ve ilçelerinde zaman zaman etkili olan lodos fırtınası hayatı olumsuz etkiledi. Lodos nedeniyle birçok ev ve işyerinin çatısı uçtu, ağaçlar ve elektrik direkleri devrildi, yüzlerce araç zarar gördü. Birçok mahalleye elektrik verilemedi. Burhaniye’nin Börezli Mahallesi’nde bir çiftçi, ahırın çatısı üstüne çökünce yaşamını yitirdi.

Burhaniye’nin Börezli Mahallesi’nde çiftçi İbrahim Şendir, sabah saatlerinde evinin bahçesindeki ahıra inek sağmaya gitti. Evli 2 çocuk babası 50 yaşındaki Şendir ineği sağarken, lodos nedeniyle ahırın çatısı üzerine çöktü. Başından ve yüzünden yaralanan Şendir önce Burhaniye, ardından da Edremit Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Ancak yapılan müdahalelere rağmenyaşamını yitirdi.

Çanakkale’nin Biga İlçesi’ne bağlı Danişment Köyü’nde, başına çatıdan uçan metal sac isabet eden çiftçi 84 yaşındaki Abdullah Aydemir, yaşamını yitirdi.