Ana Sayfa Blog Sayfa 3755

Boğaziçi Üniversitesi’nin Soma raporu yayında: “Ge-li-yo-rum Diyen Facia”

Boğaziçi Üniversitesi Soma Araştırma Grubu’nun Soma Madeni’nde 13 Mayıs 2014’de meydana gelen ve resmi rakamlara göre 301 maden işçisinin hayatını kaybetmesine yol açan kaza ile ilgili raporu yayınlandı.

11

“Ge-li-yo-rum Diyen Facia” isimli 220 sayfalık raporda Soma maden faciasına giden durum tüm yönleri ile ele alınıyor.

Raporda emeği geçen isimler Boğaziçi Üniversitesi Soma Araştırma Grubu, Boğaziçi Üniversitesi Soma Dayanışması, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyleri Lale Akarun, Nuri Ersoy, Ali Kerem Saysel, Fikret Adaman, Ayşe Buğra , Ferhan Çeçen, Mahmut Ekşioğlu, Günay Kocasoy, Ayşın Baytan Ertüzün, H. Işıl Bozma ve  H. Levent Akın.

Boğaziçi Üniversitesi Soma Araştırma Grubu’nun soma maden faciası raporu, “Ge-li-yo-rum Diyen Facia”nın tamamını bu link üzerinden okuyabilmek mümkün.

(Yeşil Gazete)

 

Charlie Hebdo’nun saldırı sonrası çıkacak ikinci sayısı ertelendi

Fransız hiciv dergisi Charlie Hebdo, çalışanlarının bitkin olması nedeniyle bir sonraki baskının gecikeceğini duyurdu.

10

Charlie Hebdo yazı işleri, internet sayfası üzerinden yaptığı açıklamada, bir sonraki baskının birkaç hafta sonra gazete bayilerinde yerini alacağını açıkladı. 7 Ocak’taki saldırıdan beri derginin halkla ilişkiler faaliyetlerini üstlenen Anne Hommel, çalışanların yorgun ve bitkin durumda olduğunu belirtti.

Toplam 12 kişinin hayatını kaybettiği kanlı saldırıda Charlie Hebdo 5 karikatüristini kaybetmişti. Saldırıdan 1 hafta sonra Charlie Hebdo’nun yeni sayısı bayilerdeki yerini almış ve dergi kapağından Hz. Muhammed olduğu öner sürülen bir müslümanın karikatürüne yer verilmişti. 7 milyondan fazla baskı yapan bu sayı nedeniyle dünyanın çeşitli yerlerinde protesto gösterileri olmuştu. Birçok yerde de insanlar ifade özgürlüğünü savunmak adına sokaklara çıkmıştı. Derginin haftalık tirajı saldırılar öncesinde yaklaşık 60 bin civarındaydı.

(Deutsche Welle Türkçe)

AKP’nin İç güvenlik Paketi’nde sapanın cezası 2, tabancanın ise 1 yıl

CHP, hükümetin seçimlerden önce yasalaştırmayı planladığı İç Güvenlik Paketi’ne ilişkin muhalefet şerhinde, ‘tabanca’ya paraya çevrilip ertelenebilecek şekilde 1 yıl ceza verilirken, ‘sapan’a 2 yıl hapis cezası getirildiğine dikkat çekti. Soğuktan korunmak için yüzünü kaşkol ile örten barışçıl göstericiye bile 4 yıla kadar hapis cezası öngörüldüğü belirtilen muhalefet şerhinde, 3200 polis müdürünün de zorunlu emekli edileceği ifade edildi.

9

Hürriyet gazetesinden Turan Yılmaz’ın haberine göre CHP’nin itirazında  “Bakanlığın ve valilerin yetkilerini olağanüstü genişleten, onlara adli makamların görevlerini devreden, özgürlüklere darbe vuran bir tasarı” diye nitelenen paketin Anayasa’nın şu 15 maddesine aykırılık içerdiği belirtildi.

Bu maddeler şöyle sıralandı: “2. maddesindeki hukuk devleti, 6, 7 ve 8. maddelerindeki kuvvetler ayrılığı, 9. maddesindeki yargı yetkisi, 17/3. maddesindeki yaşama hakkı, 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği, 20. maddesindeki özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı, 34. maddesindeki toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, 37. maddesindeki kanuni hâkim güvencesi, 49. maddesindeki çalışma hakkı ve ödevi, 119, 120 ve 121. maddesindeki olağanüstü hal ilanı yetkisi ile 138. maddesindeki mahkemelerin bağımsızlığı ilkeleri.”

(Hürriyet)

 

Skandal! Grev erteleme kararı yok hükmündedir – Aziz Çelik

Metal grevine ilişkin Bakanlar Kurulu kararı yok hükmündedir.

Grev erteleme kararı yapılmamış bir Bakanlar Kurulu toplantısında, hayali bir toplantıda alınmış bir karardır.

Bakanlar Kurulu en son 26 Ocak 2015 tarihinde toplanmıştır. Oysa grev erteleme kararında erteleme kararının 29 Ocak 2015 tarihinde alındığı yazmaktadır.

Metal greviyle ilgili Bakanlar Kurulu’nun 2015/7215 sayılı erteleme kararında “Ekli listede belirtilen işyerlerinde Birleşik Metal İşçileri Sendikası tarafından uygulanmakta olan grevin, millî güvenliği bozucu nitelikte olduğu görüldüğünden altmış gün süreyle ertelenmesi; 18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Kanunun 63 üncü maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 29/1/2015 tarihinde kararlaştırılmıştır” denmektedir.

Resmi Gazete’ye göre grevin ertelenmesi  Bakanlar Kurulu’nca 29/1/2015 tarihinde kararlaştırılmış. Demek ki Bakanlar Kurulu 29 Ocak 2015 Perşembe günü toplanmış konuyu enine boyuna görüşmüş ve grevi milli güvenliği bozucu nitelikte gördüğü için grevi ertelemiştir. Oysa o tarihte yapılmış bir bakanlar kurulu toplantısı yoktur. Son Bakanlar Kurulu toplantısı 26 Ocak 2015 tarihinde yapılmıştır.

29 Ocak günü Başbakan 11.00’de  bir törendedir. 13.00’te Cumhurbaşkanı, 15.30’da Genelkurmay Başkanı, 16.30’da MİT müsteşarı ile görüşmüş. 17.00’de çözüm süreci toplantısına katılmıştır. 29 Ocak 2015 günü Bakanlar Kurulu toplatısı yapıldığına ilişkin hiçbir bilgi yoktur.

O halde grev erteleme kararı bakanlar kurulu toplanmadan, konu bakanlar kurulunda görüşülmeden kağıt üzerinde alınmış, göstermelik bir karardır. Oysa adı üzerinde Bakanlar Kurulu bir kuruldur ve kurul iradesi, ancak toplantı halinde tecelli eder. Toplanmamış ve konuyu görüşmemiş bir kurul karar alamaz.

6356 sayılı yasanın 63. maddesi grev erteleme kararının Bakanlar Kurulu tarafından verileceğini öngörüyor.  Net bir biçimde bu yetki Bakanlar Kuruluna aittir.

Toplanmamış bir bakanlar kurulu tarafından alınmış bir grev erteleme kararı söz konusu. Bakanların pek çoğu konudan haberdar dahi değildir. Milli güvenlik gibi oldukça ciddi bir konu Bakanlar Kurulu gündemine bile gelmemiş, kağıt üzerinde ertelenmiştir..

Bir sonraki Bakanlar Kurulu toplantısını beklemeye gerek görmeden aceleyle metal grevi ertelemiştir. Bakanlar Kurulu toplanmadığına göre karar bakanlara elden imzalatılmıştır.

Şekli görünse de bu durum erteleme kararının ne kadar hukuksuz ve keyfi olduğunu ortaya koyması açısından çarpıcıdır.

Grev erteleme kararı sadece içerik açısından değil şekil açısından da hukuksuz ve keyfidir.

Grev erteleme kararı yetki açısından hükümsüzdür ve yok hükmündedir.

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

7 aziz-celik

 

 

Aziz Çelik

“Emirgan’a AVM değil alışveriş caddesi ve oteller yapacağız!”

Emirgan Korusu’na komşu arazide alışveriş merkezi ve gökdelen yapılacağı iddiaları tartışma yarattı. Araziyi alan Emlak Konut GYO Genel Müdürü Murat Kurum alışveriş caddesi ile siluete zarar vermeyecek oteller yapacaklarını iddia etti.

5

Hürriyet Gazetesinden Gülistan Alagöz’ün haberine göre, Emirgan Korusu’nun yanındaki araziye alışveriş merkezi ve gökdelen yapılacağı iddiası tartışma yarattı. Araziyi Özelleştirme İdaresi’nden geçtiğimiz yıl 1 milyar 5 milyon 522 bin liraya satın alan Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO) kesinlikle AVM yapılmayacağını ve iki katlı binalar inşa edileceğini söylerken, İstanbulBüyükşehir Belediyesi ise arazinin Emirgan Korusu ile ilgisi olmadığını açıkladı. Çevre örgütleri ise Emirgan Korusu’na yakın ve İstanbul Boğazı’na hakim böylesi bir arazide yapılaşmaya karşı çıkıyor.

Emlak Konut GYO 158 dönüm arazide alışveriş merkezi (AVM) yapmayacağını açıkladı. Kurum dün gazetelere yansıyan ve gökdelen ile AVM yapılacağı belirtilen haberlere karşılık İstanbul’un silüetine zarar vermeyecek şekilde, zemin artı 2 kat şeklinde binalar inşa edeceklerini belirtti.

Emlak Konut GYO Genel Müdürü Murat Kurum Hürriyet’e açıklama yaparak iddiaları yanıtladı. İstanbul silüetine zarar vermeyeceklerini belirten Kurum şöyle konuştu: “Bu arsanın planını Turizm Bakanlığı yaptı. Boğaziçi görünüm koşulu neyse uyacağız. Zemin artı 2 kat izin var. Otel, apart otel ve restoran planlıyoruz. Alışveriş merkezi neden yapalım. Zaten yanında büyük bir AVM var. Açık alan alışveriş birimi olabilir” dedi. Kurum ihale sonrası plan notlarının değişmesi yönünde bir başvuruları olmadığını da dile getirdi. Arsayı Emlak Konut 3 Mart’ta ihaleye çıkaracak.

(Hürriyet)

 

İngiltere’nin Pasifik’teki nükleer silah denemelerinden doğan tazminat Fiji Hükümeti’nden

Fiji Başbakanı Voreqe Bainimarama , 56 yıl önce İngiltere’ nin Fiji adalarında gerçekleştirdiği nükleer silah denemeleri sonucunda radyasyona maruz kalan askerleri için Fiji hükümetinin tazminat ödeyeceğini dünyaya, törenle duyurdu.

Fiji Başbakanı Voreqe Bainimarama
Fiji Başbakanı Voreqe Bainimarama

Fiji adalarının tazminat talebini yerine getirmeyen ve İngiltere Başbakanı David Cameron ’un konuyu tekrar gündeme alacaklarını belirtmesine karşılık Bainimarama daha fazla beklenemeyeceğini açıkladı Bir yanlışın düzeltimesine çalışıyoruz, amacımız tarihimizde talihsiz bir dönemi sona edirmek ” dedi .

Bainimarama sözlerine Fiji adalarının insanları mezarlarına adalet sağlanamadan gönderildi, Sorumlusu biz olmasak bile bu adaletin mağdur olan insanlara karşı bir şekilde sağlanması gerekiyordu . Biz büyük bir haksızlık yaşamasına sebep olan Fiji halkına adaleti getirmeye çalışıyoruz, Fiji İngiltere’nin, İngiliz bürokratlarının doğru aksiyon almasını sonsuza dek bekleyemez , kurbanların ailelerine artık yardım edilmeli , bunu onlara borçluyuz ” şeklinde devam etti . Banimarama’nın konuşmasının ardından Pasifik’teki nükleer silah denemeleriyle başlayan süreçte hayatını kaybedenler törenle anıldı.

İngiltere’nin nükleer silah denemeleri itibariyle on yıllarca yıldan beri sağlık problemleri ile boğuşmakta olan Fiji’de yüksek radyasyon mağduru 285 askerden bugün sadece 80’i hayatta ; askerler 1957-1958 Soğuk savaş döneminde eski adı Krimati olan sonradan Christmas adası olarak değiştirilen yerde konuşlandırılmışlardı.

Sonuç olarak 285 asker nükleer testlerin yapılmasını izleyen süreçte maruz kaldıkları radyasyon sebebiyle lösemiden , bilmediğimiz çok çeşitli kan hastalıklarına kadar çok çeşitli ciddi sağlık sorunu yaşamaya başladı . Fiji hükümeti tarafından hayatta kalan 80 askerden 26’sının her birine devlet bütçesinden 9855 Dolar tazminat verildi.

Bize sadece bir kaç silah denemesi yapılacağı söylenmişti , bunun insanlarımızda korkunç bir yıkım başlatacağını düşünmedik” dedi mağdur olan askerlerden bugün 76 yaşındaki Naibuka ve devam ederek Benim 30’lu yaşlarının henüz başında iki oğlum var ve aniden hasta oluyorlar , hastalıkları 1 hafta sürebiliyor , bunun tek sorumlusu onlar henüz doğmamışken yapılan bu nükleer testlerdir ” dedi.

Başbakan Bainimarama Pasifik ülkelerine dünyadaki nükleer silahlanmanın bırakılması için uğraş vermek gerektiğini söylerken endüstrileşmiş ülkelere de karbon emisyonlarının artışına bağlı olarak deniz seviyesinin yükselmesine yol açan küresel ısınmaya karşı Pasifik ülkeleriyle birlikte hareket etmeleri çağrısında bulundu.

Sözlerini “Bu bir delilik , biz adını “barış” “peace” ten tan alan bir okyanusta yaşıyoruz , “Nükleersiz bir Pasifik” için birlik olmalıyız” şeklinde tamamladı.

Haber: Pınar Demircan

(The Guardian, Fijilive ,Yeşil Gazete)

 

Yaşar Kemal için hastaneden, “Ümidimiz tükenmedi” açıklaması

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde iki haftadır yoğun bakımda tutulan yazar Yaşar Kemal’in sağlık durumu ile ilgili hastanenin Başhekim Yardımcısı Prof Dr. Şükrü Öztürk bir açıklama yaptı.

4

Hastaya yapay solunum tedavisi uygulanmaktadır” diyen Öztürk; “Yaşar Kemal’in 14 Ocak tarihinden bu yana yaklaşık 17 gündür İstanbul Tıp Fakültesi’nde yoğun bakım ünitesinde tedavisinin sürdüğünü belirten Öztürk, “1 Şubat tarihi itibariyle sağlık durumu şu şekildedir: Altta yatan kronik hastalıklara bağlı olarak hastanın çoğul organ yetersizliği mevcuttur”

Bu nedenle de hastaya yapay solunum tedavisi uygulandığını belirten İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı Prof Dr. Şükrü Öztürk, “ncak bu sırada izlenen solunum, kalp atış sayısı gibi parametreler de kontrol altındadır. Yakın takip ve tedavisi devam etmektedir” dedi. Basın mensuplarının, “Daha önce durumu için stabil deniyordu. Bu sefer durumu kötüye gitti diye algılandı. Böyle mi acaba?” sorusu üzerine Öztürk, “Kötüye gitme olarak yorumlamayalım. Bu şekilde bir kelime doğru olmaz. Ancak klinik durumunda bazı parametrelerde bir miktar ağırlaşma olduğunu söyleyebiliriz. Kritik kelimesini kullanacak aşamada değiliz. Ama yoğun bakımda yatmakta ve yapay solunum desteğine ihtiyacı olan bir hastadan bahsediyoruz. Ümidimiz henüz tükenmiş değildir. Bunu söylemek isterim” şeklinde konuştu.

(Radikal)

 

IŞİD’den “Kobani’den çekildik” açıklaması

Terör örgütü Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) 16 Eylül’den bu yana saldırdığı Suriye ’nin kuzeyindeki Kobani kentinden geri çekildiğini kabul etti. Geçtiğimiz pazartesi günü Kobani’deki Kürt güçleri, kenti IŞİD militanlarından temizlediklerini açıklamıştı.

3

Hürriyet’te yer alan habere göre, önceki gün yayınlanan bir videoda IŞİD militanları, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin hava saldırıları nedeniyle kentten geri çekilmek zorunda kaldıklarını söyleyerek, “Savaş uçakları bizi gece-gündüz bombalıyorlardı. Her şeyi yok ettiler” dedi

(Hürriyet)

Haftanın Tortusu

1470985898_cdb231c9ef1* Metal işçisi greve çıktı, hükümet 12 Eylül’e sarıldı. * Çevre Dostu olmak, TBMM’ye “pahalıya” patladı. * SYRIZA’nın Yeşil bakanlı koalisyonu kuruldu. * Türkiye’nin havası ölümcül derecede kirli. * Nükleer atık gerçeği, santralden önce geldi.

* Metal işçisi greve çıktı, hükümet 12 Eylül’e sarıldı. Metal iş kolunda çalışan ve Birleşik Metal İş’de örgütlü işçiler bu hafta itibariyle greve çıktı. 10 kente yayılan 22 fabrikada başlayan greve, 19 Şubat’ta 20 fabrika daha katılacaktı ki, AKP hükümeti metal işçisinin hakkını aramasına gerçek bir 12 Eylül tavrıyla “Dur!” dedi. Evren’in gözleri yaşarmış olmalı. Grev 60 gün ertelendi. Gerekçe ise grevin milli güvenliği bozucu olması. Aslına bakılırsa geçtiğimiz senelerde cam işçisinin grevi dahi benzer sebeple ertelenmişti. Metal işçisi de aynı kaderi paylaştı. Belli ki AKP hükümeti işçilerin haklarını araması ile milli güvenlik arasında bir ters orantı görüyor. Yoksa 13 yılda 7 kez grev erteleme yolunu seçmezlerdi. Ya da başka bir açıdan bakarsak AKP hükümeti milli güvenlik ile patronların çıkarlarını aynı görüyor. Ağızlarından düşürmedikleri “milli irade” kavramına da bu gözle bir daha bakmak gerek.

Metal işçisinin milli güvenliği bozan taleplerini kısaca hatırlamak iyi olur. AKP’nin bizi nasıl bir güvensizlikten koruduğunu görmüş oluruz:

+ Birinci altı ay için saat ücreti 5,58 TL’nin altında olanların ücretleri 5,58 TL’ye tamamlandıktan sonra, 8,97 TL’yi geçmemek üzere 40 kuruş iyileştirme. Bu tamamlama ve iyileştirme işleminden sonra tüm işçilere yüzde 5 artı 105 kuruş zam.

+ Var olan tüm sosyal ödemelerin yüzde 30 oranında artırıldıktan sonra asgari ücret gün sayısıyla toplu iş sözleşmesinde yer alması.

+ Haftalık çalışma sürelerinin 45 saatten 37,5 saate düşürülmesi, günlük asgari 30 dakikalık dinlenme molalarının çalışma süresinden sayılması ve yıllık izin sürelerinin uzatılması, vergi dilim artışı nedeniyle yıl içinde işçilerin uğradığı gelir kayıplarının işverenler tarafından karşılanması.

* Çevre Dostu olmak, TBMM’ye “pahalıya” patladı. Devlet kurumlarının ucunda bir “yeşil fon” ya da bir AB fonu yoksa çevre dostu uygulamalara pek de ilgi gösterdikleri söylenemez. Fakat Türkiye Büyük Millet Meclisi, çevre dostu bir uygulama yapmak için yola çıkmış ve ortaya çıkan ürüne bakılırsa buna pişman olmuş durumda. Aslında olay inanılmayacak kadar garip ve bir o kadar da basit. Komisyon tutanakları arkaları kullanılsın diye defter haline getiriliyor ve dağıltılıyor. Bu kadar! Fakat tutanakta yazanlar… CHP Grup Başkanvekili olayı şöyle anlatıyor: “Bakın, Meclis Soruşturma Komisyonu raporu elimde, bir tuğladan daha da fazla kalın, tam 1178 sayfa. Biz ‘Bunu halka nasıl mal edelim, nasıl anlatalım?’ diye düşünürken, eksik olmasın, Meclis Başkanlığımız önemli bir çalışma yaptı ve herkese okunabilir bloknotlar gönderdi. Ne var bu bloknotlarda? Şimdi açıyoruz sayfanın bir tanesini, Rıza Sarraf diyor ki bloknotta: ‘Ağabey, yarın güzel bir çikolata kutusu yaptır, çok pahalı olmasın. Bir tane de gümüş tepsi al, 500 bini yerleştir içine.’”

Yayılmaması için basına dahi yasak getirilen bir konunun, TBMM eliyle basılıp dağıtılması, daha sonra yapılanın anlaşılması ve defterlerin danışmanlardan, çalışanlardan toplanmaya çalışılması… Bir “şeylerin” gizlenmesi de, çevreci uygulamalar yapmak da çok kolay değil bu devirde!

* SYRIZA’nın Yeşil bakanlı koalisyonu kuruldu. Neredeyse 10 gündür, Türkiye kamuoyu hiç olmadığı kadar başka bir ülkenin politik yapısıyla ilgileniyor. SYRIZA’nın seçim zaferi siyasi yelpazenin her türlü kanadına heyecan ve sahiplenme duygusu taşımış durumda. Ege’nin bu tarafında iş SYRIZA sembolüne sahip çıkma yarışı şeklinde sürerken, suyun öte tarafı elini çabuk tutuyor. Seçimi kazandığı günün ertesinde SYRIZA hükümeti kuruldu. Gerekli olan 3 sandalye için ise “enteresan” bir ortak seçildi ve merkez sağın da sağında bir partiyle koalisyon kurdu. Bu ortaklığın iki taraf için de geçerli sebepleri vardır tabii ki ama şu anda kesin ve sevindirici olan kabinede Yunanistan Yeşilleri’nden de bir üye olduğu. Seçime SYRIZA ile giren Yeşiller artık kabinede temsil edilecek. Küresel Yeşil Mücadele için güzel bir haber.

* Türkiye’nin havası ölümcül derecede kirli. Türkiye’de yoğun olarak yaşanan ama nedense yokmuş gibi davranılan bir çevre felaketi var. Hava kirliliği. Şehirlerin üzerinde gözle görülür şekilde bir bulut var ve biz de o bulutun içerisinde nefes alıp, yaşamımızı sürdürüyoruz. Her nefes de solunum yollarına biraz daha kirlilik oturtuyor. Ankara, Düzce, Samsun ve Denizli’de kirlilik çok üst düzeyde, bunun haricinde diğer şehirlerde de durum çok iç açıcı değil.

“Daha fazla kömür, daha az yeşil” sloganıyla hareket ettiğimiz sürece bu kaçınılmaz olacak. Örneğin Ankara… Şehrin içerisinde yeşil alan olarak sayabileceğiniz üç tane yer var(dı). Atatürk Orman Çiftliği, ODTÜ Ormanı ve Eymir Gölü. İlki yok edildi, edilecek. Saray kuruldu. Yol geçirildi, Lunapark kuruluyor. İkincisinin içerisinden yol geçirildi. Üçüncüsünün çevresi yapılaşmaya açılmak isteniyor. Tüm bunları yapan zihniyet aynı zamanda kömürle kolkola bir zihniyet. Çıkartırken de kömürcü, dağıtırken de kömürcü… Bu denklemden de ölümcül derecede kirli havalar dışında bir sonuç çıkmıyor.

* Nükleer atık gerçeği, santralden önce geldi. Nükleer santrallerin en büyük handikaplarından bir tanesi oradan çıkan atıkların ne yapılacağı sorunu. Daha bu soruna yanıt verebilen bir ülke çıkmadı. Bulunan en parlak çözüm bu atıkların başka bir ülkeye “gönderilmesi.” Hatta Türkiye’de önemli bir gazeteci bu çözümü “Aha Afrika orada, parası neyse veririz, göndeririz atıkları” şekilde formüle etmişti. Fakat herkesin bir Afrikası var ve “17. büyük ekonomiye sahip, tüm Dünya’nın üzerine oyun oynadığı, Avrupa’yı geride bırakan Türkiye” de radyoaktif atıkların adresi. Yani birileri de “Aha Türkiye orada, parası neyse veririz” demiş olmalılar ki, Kuito adlı radyoaktif atık yüklü gemi sökülmek üzere İzmir Aliağa’ya geliyor.

Kuito FPSO, 2000 yılından bu yana Angola açıklarında ham petrol işlemek üzere kullanılan bir gemi. 2014 yılında geminin sökülmesi için ihale yapılıyor.

Kuito için yapılan tank etüt çalışmalarında, güvenlik ve üretim oryantasyonuna bakıldığında; geçmiş oniki ay içerisinde tank, ekipman, borular içerisinde konsantre olmuş yoğun radyasyon seviyesi yüksek maddeler ve tank dibi karbon külleri ile yaklaşık 1000 ton petrol atığı beyan edilmiş. Texcom firması tarafından 2013 Aralık ayında yapılan radyasyon ölçümlerinde, gemide  AREA (Autridade Reguladora da Energia Atomica) standardında belirlenen eşik değer olan 0.23 uSv/saatin üzerinde harici gama dozu değerlerine rastlanmıştı.. Ayrıca 5 tank için arkaplan radyasyon değerinin 5 katı düzey radyasyon dozu ölçülmüş.

Kısaca gemi tehlikeli bir gemi ve Türkiye’ye girdiği anda geri dönüşü olmayan bir kirlilik ile bizi karşı karşıya bırakacak. Geminin gönderilmek istendiği İzmir ve Aliağa çevre mücadelesi açısından tecrübeli ve bilinçli. Çevre Mühendisleri Odası başta olmak üzere orada bulunan örgütler de bu duruma karşı çıkıyorlar fakat radyasyon yerel bir sorun değil, nükleer de olsa, eski bir gemi de olsa bu mücadele ve sonuçları hepimizi ilgilendiriyor.

Syriza’dan altın madencilerine veto

İlk icraatında Pire Limanı’nın özellleştirmesini durduran SYRIZA liderliğindeki hükümet, kamuya ait doğalgaz şirketinin satışını iptal edeceğini, ayrıca ülkeye yönelik en büyük yabancı yatırım sayılan bir altın madeni projesine de kesinlikle karşı olduğunu duyurdu.

1 milyar dolarlık yatırım

Kanada merkezli Eldorada Altın şirketinin toplam 1 milyar dolarlık yatırımı, Yunanistan’daki dış yatırımların en büyüğü. Yunanistan’ın kuzeyindeki kumsalları, ormanı ve doğal güzellikleriyle ünlü turistik Halkidiki yakınlarındaki Skouries’de açılması planlanan madene, halk çevreye zarar vereceği gerekçesiyle karşı çıkıyor. SYRIZA de seçim öncesi projeye karşı olduğunu duyurmuştu.

Bakan net konuştu

Reuters’e konuşan Enerji Bakanı Panos Lafazanis,  “Bu projeye kesinlikle karşıyız. Ne yapacağımızı göreceğiz” dedi.

Lafazanis, doğalgaz şirketinin (DEPA) yüzde 65’inin satışının ise söz konusu bile olmayacağını söyledi. “Kim ilgileniyorsa ilgilensin satış falan yok” diye konuştu.

SYRIZA liderliğindeki hükümet daha önce de Pire ve Selanik limanlarıyla yine devlete ait elektrik şirketi (PPC), rafineri şirketi ve elektrik işletim şirketindeki (ADMIE) kamu hisselerinin satışını dondurduğunu açıklamıştı.

Diken.com.tr