Ana Sayfa Blog Sayfa 3726

Bursa’da Dosab önünde halk buluştu: Termik Santral İstemiyoruz

Bursa’nın Demirtaş mahallesinde, kent içinde termik santral yapılması girişimleri karşısında mücadelesini sürdüren Bursa halkı Cumartesi günü “DOSAB, Bu Kara Sevdadan Vazgeç” diye haykırdı.

8.dosab.bursa

 

Bursa’da yüzden fazla kurumun oluşturduğu “DOSAB Termik Santralına Hayır Platformu” DOSAB Müdürlük binası önünde gerçekleştirdiği “DOSAB’a Son İhtar” eylemi ile termikçileri uyardı, bu santralı istemediklerini bir kez daha dile getirdi.

Platform bileşenleri, bölge halkı ve duyarlı Bursalılar Demirtaş mahallesinde toplanarak DOSAB binası önüne yürüdüler. DOSAB önünde yapılan basın açıklamasında santralın yapımından vazgeçilmesi istendi. DOSAB Termik Santraline ilişkin ÇED raporunun görüşüldüğü İDK toplantısı 23 Aralık 2014 tarihinde yapılmış ve toplantı sonucu hala açıklanmamıştı. Basın açıklaması metni aşağıdadır;

DOSAB YETKİLİLERİNİ BİR KEZ DAHA UYARIYORUZ RANT UĞRUNA BURSA HALKININ SAĞLIĞI, GELECEĞİ VE DOĞASINI YOK EDECEK KİRLİ PROJENİZDEN VAZGEÇİN.

4.dosab.bursa

Termik santral yapılacağı kararının öğrenildiği günün ertesinde bu meydanda Basın açıklamasıyla son bulan yürüyüş eylemi ile başlattığımız ve bu güne kadar sürdürdüğümüz mücadelede tüm yetkilileri bir kez daha uyarmak, söylenecek sözlerin bittiği noktada olduğumuzu duyurmak için buradayız.

Binlerce kişiyle halkımızın da katıldığı sahiple…ndiği gösterilerle, yürüyüşlerle DOSAB’ da, Setbaşında, Heykelde haykırdık duymadınız,

Panayır’da, İsmetiye’de, Yasemin parkta, Nilüferde, Kestel’de, Mühendis , mimar, çevre mühendisi, doktor ve avukatlar olarak meslek onuru ve bilinci ile anlattık öğrenmediniz,

Meslek odalarının, sivil toplum örgütlerinin, derneklerin, siyasi partilerin en önemlisi halkın haklı talep ve önerilerine kulak tıkayan baskıcı, dayatmacı bir anlayışa boyun eğen sadece aldıkları emirleri uygulayan kurum ve kuruluşları siyah çelenklerle, basın açıklamaları ile uyardık anlamadınız,

Bir kez daha ve son kez, DOSAB Termik Santrali Konusunda Sözde tarafsız olduğunu söyleyen ancak Halkın sağlığını düşünerek ÇED Raporuna olumlu görüş vermeyen İl Halk sağlığı müdürünü istifaya zorlayan Baskıcı, Dayatmacı Bursa Valisini; Kamu adına görev yapması, kanun, yönetmelik ve planları halkın, kamunun ortak faydaları adına uygulaması/uygulattırması gereken kurum ve kuruluşlardan Kendi İl Meclis Kararını görmezden gelerek yetki alanımız dışında diyerek ÇED Raporuna olumlu görüş veren BŞB Başkanını, ÇED Sürecinin devam ettiğini gerekçe göstererek DOSAB Termik Santraline İlişkin Bilgi vermeme hakkının arkasına sığınan ÇED raporu görüşünü saklayan, gizleyen Çevre ve Şehircilik İl Müdürünü, Toprak Koruma Kurulunun olumsuz kararını da hiçe sayarak kurulacak termik santralin Demirtaş Organize Sanayi Bölgesinde olduğunu gerekçe göstererek 5403 Sayılı Toprak Ve Arazi Kullanım Kanununa aykırı olarak yetki alanımızda değildir diyen Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürünü,
Kar ve rant hırsının gözlerini kör, kulaklarını sağır ettiği, halkın sağlığını, geleceğini, Bursa Ovasının toprağını, suyunu , havasını, tarımını hiçe sayan DOSAB yetkililerini bir kez daha uyarıyoruz.

Tüm Kamu Kurum ve Kuruluşlarını İnsan Yaşamından, Doğadan Temiz Çevreden, Geleceğimizden Yana Bir Tavırla Sadece Bulundukları Konumun Ve Makamın Gereğini Yapmalarını, Kanunlara, Yönetmeliklere Ve Planlara Uygun Davranmalarını Bekliyoruz.

“Dosab Termik Santraline Hayır Platformu” nun Termiğe İnat Yaşasın Hayat Mücadelesi ÇED süreci durduruluncaya, DOSAB Termik santral projesi iptal edilinceye kadar kararlılıkla devam edecektir,

Bir Kez Daha Uyarıyoruz bu kara ve kirli sevdadan vazgeçin.

DOSAB TERMİK SANTRALİNE HAYIR PLATFORMU”

 

Haber: Serdar Esen

(Yeşil Gazete)

[Denizgöründü Mektupları 3] Takvimler kuzu göbeğini gösteriyor! – Bülent Genç

Etrafı orman ile çevrili bir dağ köyündeyseniz, gün içerisinde dört mevsimi yaşadığınız hissine kapılabilirsiniz. Şehir merkezlerinin aksine, yapılacak işleri gün ve saat değil, havanın ne durumda olduğu belirliyor.

Sonbahar

Sonbaharın ilk günlerinden itibaren köyde yoğun bir çalışma devam etmekte. Genç, yaşlı, kadın erkek herkes günün doğuşuyla birlikte işe koyuluyor. Ekim ayı başında yağan yağışlar sonrasında tavına gelen toprağı ekin ekecekler sürüp ekti. Köylü ihtiyaçları kadar ekiyor fazlasını değil. Soğan, sarımsak,bakla, bezelye toprakla buluşurken, zeytin toplama işi de sürmekte.. .Kuru bakladan yapılan bakla keşkeği dedikleri bir yemek var burada. Sıkça yaptıkları bu yemek için hemen herkes bakla ekiyor. Biz de arazimizin bir bölümüne bakla, bezelye, soğan ve sarımsak ektik. Hatta kış ortasında  nohut da toprakla kavuştu. Bunlar dışında asma ve gül çeliklerini, çeşitli çiçek fidelerini, aromatik bitkileri, çilek ve arılar için bolca çiçek tohumunu da bahçemizle buluşturmayı ihmal etmedik!

05032015759

Elif, çilek yemeyi çok seviyor hatta köydeki asıl amacı büyük bir çilek tarlası oluşturmak. Annesinin, bebekliğinden bu yana anlattığı çilek tarlası masalındaki kız gibi… Anlaşmamıza göre ekilen çileklerin tüm sorumluluğu ona ait olacak. Bakımı ve hasat sonrası çileklerin nasıl değerlendireceğine Elif karar verecek. Çilek fideleri bahçeye ekilirken köyde yoktu, gelişmeleri benden istediği fotoğraflarla takip etti.

***

Denizgöründü Mektubu’nu yazarken bir yandan yanı başımda nazlanarak yanan kuzine sobayı takip ediyorum.  Nazlanması çam odununun çok kısa sürede boruları dolduruyor olmasından. Köylüler kışın, orman müdürlüğü için kesim yaparken ıskartaya ayrılan ince dallardan kendi odunlarını çıkarıyorlar. Beni de odun almam için kesim yaptıkları bölgeye çağırdılar. Onlarla birlikte çalışmak ilginç bir deneyimdi. İşe ara verip evden getirilen yemeklerle hazırlanmış sofrada yemek yiyip yaptıkları işle ilgili sohbet ettik.

SNV84582

Atalarının yüzyıllardır ormanda çalıştıklarını, kendilerinin de en iyi bildiği işin bu olması sebebiyle bu zamana kadar devam ettirdiklerini söylüyorlar. Ancak son yıllarda kesim işinin, aracı şirketlere ihale edilmesi yüzünden ücretler çok düşmüş; kendi tabirleriyle kölelik yaptıklarını söylüyorlar. İmzaladıkları sözleşmeye göre de ne bir sigorta ne de sosyal hakları var. Tehlikenin kol gezdiği çalışma ortamında herhangi bir kaza olursa kendi imkanlarıyla hastaneye ulaşıp tedavi olmak durumundalar…

***

Kış

Kış aylarında gelen bol yağış beraberinde sabırsızlıkla beklediğimiz mantarları da getirdi. Buradaki ilk mantarlarımızı kızım Elif ile beraber komşumuz Hasan amca rehberliğinde topladık. Onlarca farklı mantar türü görmemize rağmen sadece 3-5 çeşidini aldık. Köylüler, geçmiş kuşaklardan öğrendikleri ve emin oldukları dışındaki türlerle pek ilgilenmiyorlar. Bir köylüden duyduğum şu söz mantarla olan mesafeli ilişkilerini en iyi şekilde anlatıyor sanki: “Mantar yiyen ölmüş, yemeyen ölmemiş”.

10697349_10152920369342357_8840066036899658846_o

En kısa günleri yaşadığımız Aralık ve Ocak aylarında havanın kararmaya başlamasıyla birlikte köy tamamen sessizleşiyor. Genç nüfusun il ve ilçe merkezlerine yerleşmesinden dolayı yaz tatili ve bayramlar dışında köyde genç veya çocuk görmek pek mümkün değil.  Birlikte vakit geçirdiğim insanların hepsi benden daha ileri yaşlarda. Büyük şehirde yıllarca sessizlik özlemi çekmiş biri olan bana bile sessizliğin fazla geldiği zamanlar oluyor. Yanlış anlaşılmasın benim istediğim eş dost çocuk sesi, asla büyük şehir gürültüsü değil! Eşim Neslihan’ın İstanbul’da çalışıyor olmasından dolayı ancak birkaç günlüğüne Elif ile birlikte gelebiliyorlar…

***

ÇAYEK

Zaten alışveriş ihtiyacı dışında merkeze pek inmiyorum. Çayek  (Çanakkale Ekolojik Yaşam İnsiyatifi) toplantı ve etkinliklerine mümkün olduğunca katılmaya çalışıyorum. Doğa dostu üretici ve tüketicilerin meydana getirdiği bir kolektif Çayek. Böyle birlikteliklerin diğer şehirlerde de oluşmasını çok isterim.

dg4

ÇAYEK vasıtasıyla olsun, günün kendi akışında olsun köylülerle yaptığım sohbetler neticesinde anlıyorum ki; köylerde ekolojik tarım yapılabilmesi ve sürdürülebilir bir yaşam sağlanabilmesi,  şehirde yaşamayı seçen insanların tüketim alışkanlıklarını sorgulayıp değiştirmesiyle mümkün. Kendi tüketeceği sebze meyveye fenni gübre ve ilaç kullanmayan köylü, tüccarın kilosuna 30 kuruş verdiği  domatesi  daha fazla ürün almak için var gücüyle ilaçlıyor. Sütü için hayvan besleyenlerse; eti sütü bol olsun diye suni yemlerle besliyor hayvanını. Bir de tüccarın elinden geçtiğinde sofranıza gelen ürün nasıl bir hale geliyor varın düşünün…

***

Ocak ve Şubat ayları oldukça yağışlı ve soğuk geçti bu yıl. -15 derecedeki hava sert poyrazla birleştiğinde daha önce hiç görmediğimiz bir soğuk yaşattı bize. Dışarıda su depomuzdaki  yağmur suyu hasadı yaptığımız sular ve soba yanmayan odalarımızdaki her şey buz tuttu!  Hayvanlarımızın suluklarına günde 2 veya 3 sobanın üzerinde kaynattığımız sulardan doldurduk. Ektiğimiz bitkilerin üzeri yarım metre karla kaplandığında endişelendik ama karlar eridiğinde gördük ki hepsi yaşıyor! Sonrasında gelen don ise sevincimiz kursağımızda bıraktı! Karın koruyucu örtüsünden mahrum kalan bitkilerimizin çoğu yandı. Bakla, bezelye ve mercimekler… Doğa ananın bir bildiği vardır diyerek hiç üzülmedik. Soğuktan etkilenen bitkilerimiz çürüyerek toprağımızı besledi. Bir önceki yılın ne kadar kurak geçtiğiyle ilgili yüzlerce tatlı sohbet yapmamıza vesile oldu.

“Aman aman yağsın, bereket olsun. Siz bereketli geldiniz köyümüze…”

dg3

Kuzu Göbeği

Şubat sonlarını yaşadığımız şu günlerde ise bademlerin çiçek açması baharın ilk ışıklarını içimize doldurdu. İstanbul’da ev ve iş yeri balkonlarımızda, yıllardır yetiştirdiğimiz bitkilerimizin tohumlarını arazimize saçma zamanı geldi! Bunun nasıl duygular oluşturduğunu,  ne derece keyif aldığımı yazarak anlatmayı hiç denemeyeceğim. Sırtında çuval çuval toprak taşıyarak balkonunda bir şeyler yetiştirmeye çalışan, yetiştirdiği bir domatesin karşısında hayranlık dolu saatler geçirenler anladı bile…

Ve aylar geçiyor, takvimler kuzu göbeğini gösteriyor!

Bu dağlardaki kuzu göbeği mantarıyla tanışma sabırsızlığı içerisindeyim. İlk beyaz mantarımızı ve melki mantarını kış mantarı zamanı kızım Elif ile beraber bulmuştuk. 5 yaşında olmasına rağmen onlarca kilometre dolaşmıştı bizimle. Şimdi de heyecanla onu bekliyorum, bir kaç gün sonra Elif gelecek ve umarım ilk kuzu göbeğini de yine beraber bulup paylaşacağız fotoğraflarını.

dg1

Ektiğimiz sarımsak ve soğanlar iyi. Birkaç gün önce patatesler de ekildi. Yer elması yumruları, ada çayı, biberiye, lavanta vb. bitki fideleri toprakla buluştu. Dereler doldu taştı, topraktan yemyeşil otlar fışkırdı, ağaçlar tomurcuklandı, kuşlar başka türlü ötmeye başladı…

Yaşasın bahar Denizgöründü’ye geliyor!

Bülent Genç

 

 

Bülent Genç

Velev ki seyretmek istedin Vol 3 – Oskarizma

Kilo verip vermediğimizi tartıya çıkıp, belimize mezür sarıp öğrenebiliyoruz. En çok kimin borçlu olduğunu anlamak için kredi kartı ekstresine bakıyor, en büyük kim anlamak için kaç kez şampiyon olmuş sayıyoruz. El mi yaman bey mi yaman anlamak için malına mülküne göz atıyor, adaletin kudretine ikna olmak için icra edildikleri binaların kat irtifakı ve taban alanlarını esas alıyoruz.

Peki, sayıları kullanarak hangi filmi, hangi yönetmen ya da oyuncuyu takip etmemiz gerektiğine karar verebilir miyiz? Mühendis sol lobumun çığlıklarına bakılırsa yanıt: Bittabi EVET!

Sıcağı sıcağına 2015 ödülleri açıklanmışken Oscar şeylerini eşeledim bu hafta sizlere. Sayıları yoğurdum eledim ve istatistiklere göre belli filmleri seyretmeyenleri hakir görebileceğimiz argümanları oluşturup, tadımınıza sunuyorum.

5oscar

Oskarın Kadar Konuş!

Oskar ödül törenlerinin saatlerce yayınlanıp milyonlarca dolar reklam alabilmesi için hantin kuntin bir sürü ödül kategorisi icat edilmiştir. Yok efendim, aslında roman olup senaryosu ondan devşirilen oskarı, ses efektlerinin kendisi değil de miksajı pek makbul olan oskarı, hiç kimsenin ne konuşulduğuna anlam veremediği ama gözleri dolu dolu olduğu o İran filmine yine verilmeyen oskar vb. Ama sonuçta “Oskar mı oskar kardeşim! Ben toplam skora bakarım.”, diyenlerdesiniz, işte size en fazla oskar kazanan filimler! Ha bu arada, 80 yaşındaki soğuk savaş insanlarının beğenilerine göre belirlenmiş 1970’den öncesinde verilmiş ödülleri kaale almadım. Her akademi jürisi gibi benim de önyargılı davranma hakkım var!

The Lord of the Rings: The Return of the King (2003) 11 oskar (11 adaylık)

Titanic (1997) 11 oskar (14 adaylık)

The English Patient (1996) 9 oskar (12 adaylık)

The Last Emperor(1987) 9 oskar (9 adaylık)

Slumdog Millionaire (2008) 8 oskar (10 adaylık)

Amadeus (1984) 8 oskar (11 adaylık)

Gandhi (1982) 8 oskar (11 adaylık)

Cabaret (1972) 8 oskar (10 adaylık)

Gravity (2013) 7 oskar (10 adaylık)

Shakespeare in Love (1998) 7 oskar (13 adaylık)

Schindler’s List (1993) 7 oskar (12 adaylık)

Dances With Wolves (1990) 7 oskar (12 adaylık)

Out of Africa (1985) 7 oskar (11 adaylık)

The Sting (1973) 7 oskar (10 adaylık)

Patton (1970) 7 oskar (10 adaylık)

The Hurt Locker (2009) 6 oskar (9 adaylık)

Chicago (2002) 6 oskar (13 adaylık)

Forrest Gump (1994) 6 oskar (13 adaylık)

Star Wars (1977) 6 + 1 özel oskar oskar (10 adaylık)

The Godfather Part II (1974) 6 oskar (11 adaylık)

Bu kafadan bakılırsa pırıldayan gözler için “The Lord of the Rings: The Return of the King”, ağlamaklı gözler için “The English Patient”, çekik gözler için “The Last Emperor” ve uykulu gözler için de “Titanic” en oskarlı filmler gibi görünüyor. Bu arada, “Kral’ın Dönüşü”nün, tüm oskar tarihinde 11 ödüle aday olup 11’ini de alan tek film olduğunu da hatırlatalım.

Nene Hatun Oskarları!

1970’den önceki oskar kahramanlarını illa merak ediyorsanız onlar da aşağıda. Sırf bilmese bu gece uyuyamayacak başak burçlular ve yükselenliler için yayınlıyorum.

Ben-Hur (1959) 11 oskar (12 adaylık)

West Side Story (1961) 10 oskar (11 adaylık)

Gigi (1958) 9 oskar (9 adaylık)

My Fair Lady (1964) 8 oskar (12 adaylık)

On the Waterfront (1954) 8 oskar (12 adaylık)

From Here to Eternity (1953) 8 oskar (13 adaylık)

Gone with the Wind (1939) 8 + 2 özel ödül oskar (13 adaylık)

The Null Topplers (Tür. Nal Toplayanlar)

Örovizyonda olduğu gibi oskarlarda da sıfır çekenler var. O kadar çok oskara aday olabildiği için sempati gösterilebilecek, hiç kazınamadığı için her türlü makaraya müstahak olmuş o filmler, bakın hangileriymiş? Başarısız olmuş bu filmlerin linklerini de vermedim. Davul bile dengi dengine…

• The Turning Point(1977) 11 oskar

• The Color Purple(1985) 11 oskar

• Gangs of New York(2002) 10 oskar

• True Grit(2010) 10 oskar

• American Hustle(2013) 10 oskar

• The Little Foxes(1941) 9 oskar

• Peyton Place(1957) 9 oskar

Kallavi Oskarlar

Senaryo, film, yönetmen, aktris ve aktör kategorilerindeki tüm ödülleri eksiksiz alan eni topu üç film var. Sanırım en önerilen üç film de bu olur. “Herşey Bir Gecede Oldu” 1934’de kazanmış oskarını. O oskarı verenler de o zamanın insanları. Bugün bambaşka değer ve değerlendirme yargılarımız var. O nedenle bugünün gözünü ne kadar keser emin olamıyorum. Eski filmler hep sürprizlere gebe…

It Happened One Night (1934)

The Silence of the Lambs (1991) 

“Şiir Gibi Oynamışlar Maşallah!” Oskarları

Oskar tarihi boyunca en iyi esas erkek/kadın ve en iyi yardımcı erkek/kadın oyuncu ödüllerinin hepsini birden silip süpüren bir film olmamış. Ama bu kümenin üçünü ele geçirmiş iki iş çıkabilmiş. Ben sadece Network’ü izledim. Medya sektörünün ipliğini pazara çıkarması açısından ilginçti ama olağanüstü değil olağan bir oyunculuk hatırlıyorum sanki. Her akşam küttedenek düşüveren amca eğlenceliydi yine de. Epey de zaman oldu, bellek erozyonu yanılsaması daima baki. Hak yemeyim.

A Streetcar Named Desire (1951)

Network (1976)

“Kadınlı Erkekli Oskar Alıyorlar!” Denenler

Hem kadın hem erkek kategorilerinde en iyi oyuncu ödülünü alan filmler var ki onları da radarımıza alalım. Buyurunuz:

One Flew over the Cuckoo’s Nest (1975)

Network (1976)

Coming Home(1978)

On Golden Pond (1981)

The Silence of the Lambs (1991)

As Good As It Gets(1997)
“As Good As It Gets”i görünce ah canım Helen’ım Hunt’ım aklıma geldi. Ne severim güzel yüzlümü…

Yediden Yetmişyediye Oskarlar

Hollywood öyle büyük insan kaynağına sahip bir endüstri ki, nice oyunculuk harikaları en erken yaşlarında zirveye çıkabiliyor, nice çınarlar yüzyıllar değişirken zirvede kalmaya devam edebiliyor. Genç yeteneklerin ilk zaferlerine ve büyük ustaların geçkin yaşlarındaki başarılarına bir göz atalım şimdi de…

• En yaşlı en iyi kadın oyuncu: Driving Miss Daisy (1989) Jessica Tandy (80,8 yaşında)

• En genç en iyi kadın oyuncu: Children of a Lesser God (1986) Marlee Matlin (21,6 yaşında)

• En yaşlı en iyi yardımcı kadın oyuncu: A Passage to India (1984) Peggy Ashcroft (77,3 yaşında)

• En genç en iyi yardımcı kadın oyuncu: Paper Moon (1973) Tatum O’Neal (10,4 yaşında)

• En genç en iyi yardımcı kadın oyuncu: The Piano (1993) Anna Paquin (11,7 yaşında)

• En genç en iyi yardımcı kadın oyuncu: The Miracle Worker (1962) Patty Duke (16,3 yaşında)

• En yaşlı en iyi erkek oyuncu: On Golden Pond (1981) Henry Fonda (76,9 yaşında)

• En genç en iyi erkek oyuncu: The Pianist (2002) Adrien Brody (29,9 yaşında)

• En yaşlı en iyi yardımcı erkek oyuncu: Beginners (2011) Christopher Plummer (82,2 yaşında)

• En genç en iyi yardımcı erkek oyuncu: Ordinary People (1980) Timothy Hutton (20,6 yaşında)

“Ondalıklı yaş gösterimi derken?”, diyeceksiniz değil mi? Evet benim de yükselenim başak, ne var?!

Evladiyelik Oskarlar

Dedik kocaman endüstri diye… Hal öyle olunca, bazı aileler var ki, köşeleri tutuyor.
Misal Huston Ailesi’nden baba Walter Huston, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü alıyor, 1948’de. Oğlu John Huston, aynı yıl, En İyi Yönetmen ve Senaryo oskarlarını kapıyor. Araya bir 40 sene girecek oluyor ki, 1985’de torun Anjelica Huston, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülüne layık görülüyor.
İsmen daha aşina olacağınız örnek ise Coppolagiller. Carmine Coppola Hanımefendi Özgün Dramatik Müzik kategeorisinde oskar heykelciliğini havaya kaldırıyor 1974’de. Bu aslında oğlu Francis Ford Coppola’nın Özgün Senaryo oskarından 4 yıl sonra geliyor. Annesinden bir 30 yıl kadar sonra ise, bu sefer torun Sofia Coppola, Özgün Senaryo’da teşekkür konuşması yapmak için sahneye çıkanlar arasında yer alıyor. Sene 2003… Carmine Nine “toruun toruuun” diye seslenebilmiş midir, acaba?

En Emekçi Oskar

İrlanda özgürlük mücadelesini tema edinen “The Informer” (Tür. Muhbir), 1935’te, Uyarlama Senaryo dalında oskar kazanıyor. Ama senarist Dudley Nichols, çoğu sonradan Amerikan Komünist Partisi üyesi olmakla itham edilecek Amerikan Senartist Sendikası üyelerinin grev kararıyla dayanışma göstererek, ödülü reddediyor. Bu eylemiyle ödülü reddeden ilk endüstri mensubu olarak tarihe geçiyor.

İleri Yönetmen Oskarları

Eh natürelman yönetmen de önemli… Ama birden fazla oskar almışsa bir tık daha önemli, elbette. Tahmin edilenin aksine, yönetmen unvanıyla, 2 oskardan daha fazlasını evine götürüp ardiyesine terk etmiş Hollywood sakini bulunmuyor.

• Milos Forman: One Flew over the Cuckoo’s Nest (1975)

• Milos Forman: Amadeus (1984)

• Oliver Stone: Platoon (1986)

• Oliver Stone: Born on the Fourth of July (1989)

• Steven Spielberg: Schindler’s List (1993)

• Steven Spielberg: Saving Private Ryan (1998)

• Clint Eastwood: Unforgiven (1992)

• Clint Eastwood: Million Dollar Baby(2004)

• Ang Lee: Brokeback Mountain (2005)

• Ang Lee: Life of Pi (2012)

“Ya Senarizm?” Oskarları

“Senarist dediğin evinde oturacak yazısını yazacak kardeşim!”, demişler. Doğrudur. Öyle olmuş. Misal, Woody Allen o kadar çok yazmış ki, 16 kez aday gösterilmiş. Ama 13’ünde feyk yiyip sadece üç kez senaristliğini taçlandırabilmiş. Billy Wilder da benzer üretken ama verimsiz kaderi paylaşmış. Oniki adaylığı sadece 3 oskar getirmiş. Yine de kendisini senaristlik dalındaki heykelcikle; Charles Brackett, Paddy Chayefsky ve Francis Ford Coppola ile birlikte, üçer kezle, en fazla müşerref kılınan kalemşörler arasına aldırtabilmiş.

Yönet “Men”

Efendim, kadına karşı şiddet kırsal kesimdeki kara cehaletten kaynak bulur. Cinsel ayrımcılık dediğin kentlileşme, orta sınıflaşma, eğitim ve gelir seviyelerindeki artışlarla ters orantılı bir seyir izler. Değil mi ama?

Neyse… Biz, retorik sorumuzu kendi trajedisiyle dertleşmeye bırakalım…

87 kez verilen OSCAR ödüllerinde SADECE 1 (BİR) KADIN, EN İYİ YÖNETMEN ödülüne layık görüldü. Gel gör ki, Irak II gibi hard-core bir savaşa kadın gözüyle bakma farklılığı sunan Kathryn Bigleow, 2009 yılındaki Hurt Locker çalışmasını milli iradeyle flörtleşen duygularla süslemesiydi, bu ayıp, bir yüzyıl daha sürer miydi?

Bu da ikinci bir retorik soru olarak kayıtlara geçsin…

Diyerek burada bitirelim ve bir dipnot verelim. Evet! Doğrusu “Oscar” diye yazılır. Oskar diye yazmak hatadır. Ama sinemanın altın koltuğuna 86 kez bir erkek kaidesini yerleştirirken ancak eril bir senaryo yönetmesi şartıyla o koltuğa bir kadın oturtuluyorsa o ödülün namında da haklı bir hataya gerek vardır, gibi görünüyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ile umarım ki, tüm kadınlarımız adalet, eşitlik, özgürlük, güvenlik ve varlık haklarını sağlama alsın. Hiç değilse geleceğimizde, hayatın her alanına olduğu gibi emek gücüne de eşitçe katılma hakkı elde edebilsinler.

Umutla, sanatla ve barışla kalın…

Kaynak Academy Awards Statistics

Manzum S. (Yeşil Gazete)

Aşk – Elif Şafak

Aslında Elif Şafak, benim için en çok Pinhan’dır, Mahrem’dir, Şehrin Aynaları’dır, Bit Palas’tır. Türkçeyi en iyi kullanan kalemlerden biri olan Elif Şafak’ın Araf’la birlikte romanlarını İngilizce yazmaya başlaması edebiyatımız adına büyük üzüntülerimden biridir.

İçeriğinden önce kadınlar için pembe erkekler için gri kapağıyla tartışma yaratan Aşk’ta günümüzde ve 1200’lerde geçen iki öykü anlatılmaktadır. Günümüzdeki Amerika’da yaşayan, kırklarında, üç çocuk annesi bir ev kadının, çocuklarını büyüttükten sonra bir yayınevinde editör olarak işe girmesiyle gelişen öyküdür. Geçmişteki ise Mevlâna ve Tebrizli Şems’in hikâyesidir.

Bu iki kurgu, Aziz Zahara ismindeki yazarın ‘Aşk Şeriatı’ adlı tasavvufi romanını yayınevine göndermesi ve Musevi Ella Rubinstein’ın değerlendirmek üzere kitabı okurken tasavvufa ve yazarına ilgi duymasıyla kesişir.

elif_safak_ask_kitabi_

Elif Şafak kitap hakkındaki bir röportajında, “Şems ve Mevlâna hakkında bir kitap yazayım arzusuyla kaleme almadım bu kitabı. Ben “aşk”ı anlatmak istedim. Hem dünyevî hem manevî boyutlarıyla aşkı yazdım. Elbette hatalar, kusurlar olabilir. Yoksa Şems’i, Mevlâna’yı yazmaya kalkıp da her şeyi anladığını iddia etmek “kibir” olur. Ama şunu samimiyetle söyleyebilirim: Ben bu romanı aşkla yazdım, aşkla okunmasıdır temennim,” diyor.

Biz de sözlerimizi Aşk’ın aşkla okunması dileğine katılarak bitirelim.

Not: Bu yazının videosunu aşağıdaki linkten Uzman Tv’den izleyebilirsiniz.

http://www.uzmantv.com/elif-safakin-ask-kitabinin-konusu-nedir

 

Mehmet Fırat Pürselim

3mehmet fırat pürselim

Kaba sensin, taş da sana düşsün – Ümit Kıvanç

Hükümet propaganda aygıtının -yanılmıyorsam- on üç yazarı, yaratıcılık gösterip kişisel versiyon geliştiren birinin ürettiği nüans dışında, köşeyazısına aynı başlığı attı: “Diliniz kaba, vicdanınız taş”. Bu, Türkiye’deki temel meselenin siyasî değil ahlâkî olduğunun yeni bir kanıtı yerine geçiyor. Zira kabalıkta ve vicdansızlıkta sınır tanımayan bir propaganda aygıtının utanmaz temsilcileri, hem çıplak hem çok tehlikeli bir yalanın yalanlığını gizleyebilmek uğruna yeni numaralar sergiliyor, yeni düzenbazlıklar yapıyorlar.

Bakın, şurada Kabataş yalanı konusunda yazdığım yazıların linkleri yeralıyor; tıklayın, bir göz atın. Kabataş yalanı, yalan mıydı değil miydi denecek bir hadise değil. Üstelik, korkunç bir kışkırtıcılık örneği. Bu yalan, linç girişimlerine sebep olabilirdi. Sırf söylenmesiyle bile yarattığı duygusal gerilim, toplumsal ortamı zehirlemeye yetti.

Dilin kaba, vicdanın taş olması meselesinde kimseye diyecek tek sözü olmayan vicdansız, nobran, şirret bir güruh, siyasetinin temel karakteristikleri haline getirdiği bu çirkin özellikleri başkalarına yansıtarak neden nasıl yırtacak, anlaşılır gibi değil. Allah korkusu, falan, sahiden hikâye olmalı bu insanlar için.

Kendisi resmen bir anayasa profesörü ve milletvekili olan bir şahsın, Bay Burhan Kuzu’nun dün sanal âleme hediye ettiği şu vecizeyi, unutulmasın diye bir yere kaydetmek istiyorum, burası sanırım yeridir:
“Doğu Perinçek, bir taraftan sözde Ermeni Soykırım iddiasına karşı çıkıyor, öte yandan Esat gibi Ermeni hamisi bir alçağı ziyaret ediyor. Yuhhhh”
Tam da 2015’te, “Türkler soykırım yapmış mıdır?” diye soracak olanlara tereddüt giderici bir terkip hazırlamış Burhan Bey. Eline sağlık. Doğu Perinçek, Esad, “bacağının iç kısmında morluk var” diye Adlî Tıp raporu aldıktan günler sonra gazetecilere kolundaki morlukları gösteren yalancı mağdur, görünmez saldırganlara dair masallar anlatan, linç kışkırtıcısı, şöhret düşkünü gazeteci güruhu ve bütün öbür, dili nazik vicdanı pamuk zevatla yanyana dizilsinler, o fotoğraf çekilsin. Bir ibret müzesi kurulacak elbet.

Bu yazı riyatabirleri.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

5 Ümit Kıvanç

 

Ümit Kıvanç 

IŞİD Asur antik kentini yıkıyor

IŞİD’in Musul’un 20 kilometre güneydoğusunda bulunan Asur medeniyetine ait Nimrud antik kentini dozerlerle yıkmaya başladığı açıklandı.
Nimrud antik kentinde Ashurnasirpal'in sarayı
Nimrud antik kentinde Ashurnasirpal’in sarayı

Irak Turizm ve Arkeoloji Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada: “IŞİD dünya mirasına ve kültür varlıklarına zarar vermeye devam ediyor. IŞİD Nimrud Antik kentine buldozerlerle, Perşembe ikindi namazı sonrasında girdi ve bölgede ne kadar zarara neden oldukları bilinmiyor. Bakanlığımız bu eylemleri kınamaktadır. Terör çetelerinin eylemlerinin cezasız kalması insanlığın ortak mirasını ve Mezopotamya medeniyetini yok etme yolunda cesaretlendirecektir. ” denildi.

IŞİD geçen hafta Musul müzesindeki Ninova antik kentine ait eserleri ellerinde balyoz ve çekiçlerle parçalamış ve buna ait bir video yayınlamıştı.

UNESCO Başkanı Irına Bokova Birleşmiş Milletler Güvenlik konseyini konuyla ilgili olağanüstü toplantıya çağırırken Uluslararası Ceza mahkemesinden geçtiğimiz günlerde Musul müzesindeki eserlerin parçalanması olayının soruşturulmasını istedi.

Nimrud ve yanındaki Ninova Antik kenti iki Asur krallığına ait antik kentler olarak biliniyor. Milattan önce 8. yüzyıla ait oldukça kıymetli eserlerin bulunduğu bu yerleşke, 1980’li yıllarda arkeologların bölgede altın bulmasıyla başlatılan çalışmalar sonucunda ortaya çıkarıldı. Bu bölgeden çıkarılan eserler arasında, hala yerleşkede bulunan ünlü insan kafalı kanatlı boğa heykelleri de bulunuyor. Kazılardan sonra birçok eser Paris ve Londra’ya götürülerek, buradaki müzelerde sergilenmeye başlanmıştı. Ninova’daki Asur kralı Sanherib’in sarayı ve Nimrud’daki II. Aşurnasirpal sarayındaki bazı kıymetli tarihi eserler ve yapılar hala burada bulunuyor. IŞİD’in bu bölgede ne kadar zarara neden olduğu ise henüz bilinmiyor.

(Ajanslar, Yeşil Gazete)

 

Atilla Taş’a Twitter gözaltısı

9698_atilla-tas_1344850430Twitter’ın en ünlü isimlerinden pop müzik şarkıcısı ve oyuncu Atilla Taş, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile ilgili attığı tweet’ler nedeniyle gözaltına alındı. Gözaltına alındığını Twitter’dan duyuran Atilla Taş, “Başbakan ile ilgili  tweet’lerimle ilgili ifadeye çağrıldım. İtiraz etmiştik kabul edilmedi. Şimdi Anayasa mahkemesine, o da olmazsa AİHM’e gideceğim”, “Fikirlerim yüzünden özellikle haklıliğımı bildiğim fikirler yüzünden gözaltına alınmak şereftir. Kimseden korkum yok. Yüzüm açık alnım ak!” dedi.

tas(Yeşil Gazete)

Marmaray vagonlarındaki çizim gökdelenleri nasıl gizledi?

Çizer, yazar ve bisikletsever Aydan Çelik Marmaray vagonlarında yer alan çizimlerin gerçekleri gizlediğini çarpıcı bir kolajla gösterdi.

Aşağıdaki birinci çizim Marmaray vagonlarında yer alıyor. İkinci karede ise Aydan Çelik’in dokunuşuyla olması gereken görüntü yer alıyor. Aradaki iki farkı bulabilir misiniz?

marmaray

Aydan Çelik’in konuyla ilgili notu şöyle:

“İlk kare Marmaray vagonlarının kapılarının üstünde yer alıyor. Marmaray güzergahı, modernize bir minyatür tadında anlatılıyor. İstanbul’un temsil eden bütün binalar, Haydarpaşa, Kız Kulesi, Boğaz Köprüsü, Galata Kulesi Ayasofya, Sultan Ahmet… Hepsi gayet güzel.

Ama bir sorun var. Kazlıçeşme durağında, Sultan Ahmet Camii’nin arkasında güzel/oryantal bir bulut duruyor. Oysa orada bir bulut yok. Orada tarihi yarımadanın silüetini bozan adı da 16/9 olan, yapan kişiye dönemin başbakanının küstüğü 3 gökdelen var.

Bazı tv kanallarında sigara sahnelerinin üstüne böyle çicek böcek resimleri konuyor.

Bu çizimi yapan kişi onlardan mı ilham aldı acaba?”

(Yeşil Gazete)

Sanatçılar hayvan hakları ihlallerine karşı “Kürkünü çıkar, Vicdanını giy” diyor

Şubat ayı başında “Kürkünü Çıkar, Vicdanını Giy” sloganıyla kürk karşıtı bir spot film çekerek Türkiye çapında büyük bir farkındalık kampanyasına imza atan Bana Göz Kulak Ol Derneği, sanatçıların kürk hakkındaki röportajlarını sosyal medyada paylaşarak kampanyaya devam ediyor. Mart sonunda ise ünlü sanatçıların yer aldığı bir fotoğraf sergisi planlanıyor.

20 BGKO_Ozgur_Cevik_k

Özge Özder, Aslı Tandoğan ve Ayça Varlıer öncülüğünde kurulan Bana Göz Kulak Ol Derneği (BGKO), “Kürkünü Çıkar, Vicdanını Giy” kampanyasının ikinci ayağı olarak, BGKO sanatçılarının kürk vahşetine tanık olduktan sonraki duygu ve düşüncelerini anlattıkları röportajları sosyal medya üzerinden yayınlandı.

BGKO’nun sosyal medya hesaplarından 5 Mart akşamı ilk etapta oyuncu Özgür Çevik’in röportajı paylaşıldı. Röportajda kürk üretimi sırasındaki şiddet görüntülerine tanıklık eden Çevik izlenimlerini paylaşıyor.

BGKO’nun gerçekleştirdiği kürk karşıtı kampanyanın hedefi, kürkleri uğruna korkunç şekilde katledilen milyonlarca hayvanın sesi olmak ve kürk yapımının arkasındaki korkunç gerçekleri kamuoyuna aktarabilmek.

Alican Yücesoy, Ayça Varlıer, Bennu Yıldırımlar, Kenan Ece, Levent Üzümcü, Mert Fırat, Özge Özder, Özgün, Özgür Çevik, Serkan Altunorak, Şebnem Bozoklu gibi birçok ünlü sanatçının yer aldığı kampanya, Mart ayı boyunca sanatçıların kişisel röportajlarının, derneğin YouTube, Twitter ve Facebook hesaplarından paylaşılmasıyla devam edecek. Mart sonunda ise 30 sanatçının yer aldığı büyük bir fotoğraf sergisiyle kampanyanın sona ermesi planlanıyor.

“Kürkünü Çıkar, Vicdanını Giy’’ çağrısıyla yola çıkan sanatçıların başlattığı kampanya, BGKO’nun ve kampanyada yer alan tüm sanatçıların sosyal medya hesaplarından ve #KürkünüçıkarVicdanınıgiy etiketi üzerinden sosyal mecralardan takip edilebiliyor. Kampanyaya ait tüm film ve röportajlar PTOT Film tarafından çekiliyor. Mart sonunda planlanan sergi için çekilen fotoğraflar ise Ümit Karalar’a ait.

Bana Göz Kulak Ol Derneği’nin sosyal medya hesapları:

www.facebook.com/ banagozkulakol

www.twitter.com/banagozkulakol

www.youtube.com/banagozkulakol

(Yeşil Gazete)

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın gözü bu kez Manyas Kuş Cenneti’nde

Manyas Kuş Cenneti sanayi tesislerinin tehdidi altında. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, itirazları dikkate alıp tesislerin yapılacağı alanı küçülttü ama endişe giderilebilmiş değil. Plana itiraz edenler bölgede turizm ve tarıma ağırlık verilmesini istiyor.

18 manyas kuş cenneti

Al Jazeera’dan Turaç Top’un haberine göre Balıkesir sınırları içerisinde bulunan Manyas Kuş Cenneti Milli Parkı, bugünlerde, Bandırma’ya bağlı Edincik, Şirinçavuş, Hıdırköy ve Bezirci mahallelerinin ortasındaki alana kurulması planlanan sanayi tesislerinin tehdidiyle karşı karşıya.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlatılıp, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından kabul edilen, Balıkesir-Çanakkale 1/100 bin ölçekli Çevre Düzeni Planı. Plana göre, 48 bin hektarlık alanda, kimya fabrikaları ve ana metal ihtisas organize sanayi bölgesi oluşturulması öngörüldü.

Plana tepki gösterenler, Erdek Körfezi Dayanışma Platformu çatısı altında birleşti. Çeşitli etkinliklerle protesto edilen, yerel yönetimlerin görüşünün alınmadığına inanılan planla, bölgenin en önemli gelir kaynağı tarım ve turizmin yok edileceği, çevre ve canlı sağlığının olumsuz etkileneceği savunuldu.

Yeni düzenlemeni sorunu çözmeyeceğini belirten ve “Sanayi tesislerinden vazgeçilmedi” diyen Erdek Körfezi Dayanışma Platformu üyesi Kadir Dadan şöyle konuşuyor;

Erdek Körfezi Dayanışma Platformu Üyesi Kadir Dadan
Erdek Körfezi Dayanışma Platformu Üyesi Kadir Dadan

“Şu an bölgede bir doğal gaz santrali var. Yeni tesisler için de zeytin ağaçlarının kesimi yapılıyor. Ne kadar düzenleme yapılsa da arsa satışları devam ediyor. Planlı değil plansız bir sanayileşme tehditi çıktı şimdide ortaya. Bölgenin, turizm, zeytincilik ve balıkçılığa dayalı bir ekonomisi var. Revize edilen alana inşa edilecek ağır metal işleyen tesislerle hem yüzeyden hem havadan kirlilik yaratılacak. Kuş Cenneti’nin de suyu buradaki tesislere çekilecek. O kadar firma suyu gölden çekince bir felaket ortaya çıkacak. Bölgede çeltik kalmayacak. Depremselliğin en yoğun olduğu bölgelerden birisi burası. Artan nüfus, kentselleşme ve sanayileşmeyle bölge yok olur. Doğadaki biyolojik çeşitlilik, SİT alanlarındaki tarihi yapılar da risk altında. Bölgenin sanayileşmeye ihtiyacı yok. Tarımsal bir gelişme olmalı ki, turizm de zarar görmesin”

(Al Jazeera)