Ana Sayfa Blog Sayfa 3653

Taş ocaklarına karşı Bornova, Pınarbaşı buluşması

Taş ocaklarının ormanları katlettiği, bölgede yaşayan halkın sağlığını tehdit ettiği Pınarbaşı’nda bu kez patlatılan dinamitlerin sesi değil müzik yankılanacak. Ormanlar bizimdir, taş ocaklarının değil diyen Pınarbaşı halkı ve yaşam savunucuları, 13 – 14 Haziran’da İzmir’in Bornova ilçesine bağlı Pınarbaşı beldesinde buluşacak.

Pınarbaşı’nda faaliyette bulunan iki taş ocağına ve açılması planlanan yeni taş ocaklarına dikkat çekmesi ve tehlikeden tüm İzmir’i haberdar etmesi beklenen buluşma, beldenin yarış pisti, sanayi bölgesi ya da düğün salonlarıyla değil gittikçe mıcırla kaplanan, oyulan doğasıyla akıllara gelmesini ve direnişin büyümesini amaçlıyor.

pınarbası-bulusması

Mayıs ayında yüzlerce yaşam gönüllüsünün bir araya gelerek altın madenciliğine ve doğa talanına karşı tek ses çıkardığı Kazdağları Buluşması’ndan ilham alan Pınarbaşı Buluşması, doğayı savunmak ve henüz yok olmayan güzelliklerini yaşamak için çadırını al, gel çağrısını sürdürüyor. 13 Haziran Cumartesi günü Pınarbaşı’ndaki kamp alanında gerçekleşecek buluşma atölye çalışmalarıyla başlayacak. Gönüllü gruplar için kurulacak sahnede müzik hiç susmayacak. Pınarbaşı Buluşması’ndan dinamitlerle patlatılarak katledilen ormanlar ve yaşam alanları toza, mıcıra bulanan halka  için ortak bir ses çıkacak.

Ormanlar bizim! Yoga da yaparız, müzik de 

Etkinliğin organizasyonunda yer alan gönüllülerden Burak Gümüşer, ormanlar bizimdir fikrinden doğan Pınarbaşı Buluşması ile ilgili detayları Yeşil Gazete’ye anlattı:

“Yemyeşil doğamız taşa, mıcıra dönüşüyor. Pınarbaşı halkı her sabaha patlatılan dinamit sesiyle, korku ve endişeyle uyanıyor. Üstelik var olan iki taş ocağı yetmezmiş gibi yeni taş ocakları planlanıyor. Bu böyle devam ederse, İzmir Bornova’ya bağlı Belkahve ve Naldöken beldelerinde olduğu gibi Pınarbaşı’nda da orman kalmayacak. İşte tüm bunları duyurmak, karşı çıkmak,  Pınarbaşı deyince akla taş ocaklarının ve oyulan ormanların gelmesini sağlamak ve direniş ruhunu buraya taşımak için haftasonu Pınarbaşı’nda buluşuyoruz. Ormanlar bizimdir, yoga da yaparız, çadırda da kalırız, şarkı da söyleriz diyoruz. Bize ait olanı savunmaya, korumaya ve güzelliklerini yaşamaya gidiyoruz. Bisikletiyle, koşarak, yürüyerek, otobüsle, otostopla, çadırıyla yola koyulacak tüm dostlarımızı bu buluşmaya dahil olmaya bekliyoruz.”

pınarbaşı orman

Ormanlar taş ocaklarının değil bizimdir diyenler Pınarbaşı’nda

Pınarbaşı merkezden kamp alanına servislerle ücretsiz ulaşımın sağlanacağı, müzik grupları Praksis, Fullmoon Sound & Music, İzmir Müzisyenler Derneği ve amatör grupların sahnede olacağı, Pınarkent Geliştirme ve Güzelleştirme Derneği, Zumbara, Genç Gezginler, Twingo35 – TwingoTeamİzmir, 3 Bedende Şifa Kişisel Gelişim Merkezi, İzmir Çadır Kamp , LAB Alternatif Sanatlar, Ankhamaya Farkındalık Atölyesi gibi grupların destek verdiği buluşma ile ilgili tüm detaylar facebook etkinlik sayfasında

Haber: Güneş Dermenci

(Yeşil Gazete)

Hande Akkan ve öğrencileri, gezegen için bu akşam Boğaziçi Üniversitesi’nde: “İklim için Çalıyoruz”

Yeşil Düşünce Derneği ve İklim İçin Ben de Varım Kampanyası organizasyonu ile Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüsü içerisinde bulunan Ayhan Şahenk Salonu’nda bu akşam (11 Haziran 2015 Perşembe) 19:00’da “İklim için Çalıyoruz” konseri var.

Hande Akkan ve öğrencileri, iklim değişikliğine karşı farkındalığı bir nebze de olsa arttırabilmek adına Vivaldi’den Schopen’e Satie’den Hendel’e pekçok müzisyenin eserlerini icra ederek “İklim için Çalıyoruz” konseri katılımcılarına müzik ziyafeti çekecek.

Hande Akkan ve Batuhan Çetinkaya bu akşam Vivaldi 4 Mevsim'i iklim değişiklğine uyarlanmış hali ile çalacak
Hande Akkan ve Batuhan Çetinkaya bu akşam Vivaldi 4 Mevsim’i iklim değişiklğine uyarlanmış hali ile çalacak. Tişörtlerinde de yazdığı gibi, “Gezegenin kahramanı olmaktan başka çaremiz yok”

Peki, “İklim değişikliği” ile müzik nasıl biraraya geldi. Vivaldi’nin Dört Mevsim’inden İlkbahar’a iklim değişikliği nasıl tesir etti, Hande Akkan ve Öğrencileri kim? gibi soruların yanıtlarını konserin icracısı Hande Akkan’a sorduk, o da sağolsun bizi kırmadı, Yeşil Gazete okurları için sorularımızı içtenlikle yanıtladı.

Hande Akkan ve Öğrencileri

Yeşil Gazete: Hande Akkan’ı ve öğrencileri’ni tanıyarak başlayalım

Hande Akkan: Mimar Sinan Üniversitesi Orkestra Şefliği ve Bestecilik bölümü mezunuyum. 11 yıl konservatuar eğitimi aldım. Tüm bu süre zarfında da ilkokuldan başlatıp üniversiteden mezuniyetine kadar müzik eğitimi verdiğim özel öğrenci grubum oldu.

İşte bu akşam Boğaziçi Üniversitesi’ndeki, “İklim için Çalıyorum” konserini de 20 öğrencim ile birlikte gerçekleştireceğim. 5 ila 25 yaş arası 20 öğrencim piyano ile Bizet’in Carmen’nden Webber’in Phantom of Opera’sına kadar pek çok eseri seslendirecek.

27

YG: “İklim için Çalıyoruz” ismini biraz açabilir misiniz?

HA: Bu sene öğrencilerimle Yeşil Düşünce Derneği ile birlikte hareket etmek istedik. “İklim için ben de varım!” kampanyasına destek için konserde olacağız. Öğrencilerimden Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendislği bölümü mezunu Batuhan Çetinkaya ile konserde aynı piyano üzerinde dört el Vivaldi’nin 4 Mevsim’inden İlkbahar’ı çalacağız.

İklim değişikliği sonucu hepimizin de bildiği gibi ara mevsimler yok olacak. Vivaldi’nin eseri üzerinden buna vurgu yapmak için eserin bir bölümünü ben yeniden besteledim. İklimler değiştiğinde gelecekteki çocuklarımız torunlarımız Vivaldi’nin 4 Mevsim’ini dinlemeye devam edecek ama biz iklim değişikliğini durduramaz isek onların 4 Mevsim algısı maalesef bulunmayacak.

İlkbahar’ın bir bölümünü kendim bestelemek bu şekilde geldi aklıma. Vivaldi, bugünleri 300 sene önce hissetmiş olmalıki bu soneleri yazdı diye düşündüm. Şimdinin çocukları ve yetişkinlerine, “Hala yapacağımız bir şeyler var” demek içinde “İklim için Çalıyoruz” konserini organize ettik.

Çocuklara, “Ah eskiden dereler kurumazdı, dallar meyve verirdi, mevsimler arası geçişler vardı” diyeceğiz Vivaldi 4 Mevsim dinlerken.

YG: Peki bu öğrencilerinizle birlikte ilk etkinliğiniz mi yoksa daha önceden benzer çalışmalarınız oldu mu?

HA: Hayır, bu ilk değil. Ben yıllardır her yıl bir sivil toplum kuruluşu yararına buna benzer konserler düzenliyorum öğrencilerimle birlikte. Bundan önceki senelerde de Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Nesin Vakfı, ÇOKSEV Çocuk Kanserleri Sevgi ve Dayanışma Derneği ve  Neurofibromatosis Derneği gibi stklara destek sağlamak amacıyla buna benzer konserlerimiz oldu.

O yılki sivil toplum kuruluşunun hangisi olacağına ben karar veriyorum. Bu o yılki farkındalığımla alakalı olan bir şey. Burda kendi amacım hem öğrencim olan çocuklara hem de ailelerine çeşitli konulada farkındalık yaratmak ve onların dikkatini bu yöne çekmek. Benim elimde çocukların gücü var. Çocukların ve müziğin gücü. Hapsolan bir müziği kabul edemiyorum. Müzik ile her konu ile ilgili farkındalık yaratabilirsiniz.

İklim için Çalıyoruz

28

YG: Peki, bu sene ilgi alanı olarak İklim Değişikliği’ni nasıl belirlediniz?

HA: Bu aslında benim Açık Radyo’da geçen yıllarım içinde kendiliğinden içinde olduğum bir durum. 7 yıldır Açık Radyo’da program yapıyorum. Önceleri Alla Turca, son dönemde de Yeni programını hazırlayıp sunuyorum. Açık Radyo, siz Yeşil Gazete ekibinin de çok iyi bildiği gibi iklim değişikliği konusunda Türkiye’deki farkındalığı arttırmak adına yayınlar, programlara ağırlıkla yer veren öncü bir medya kuruluşu.

Özetle bu sene sonunda Paris’te toplanacak olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi Taraflar Konferansı (COP21 Zirvesi) öncesi, iklim için harekete geçmek isteyen herkesi bir araya getiren, ortak bir alan yaratma çabasının sonucunda oluşan “İklim İçin Ben de Varım” Kampanyası’na farkındalık yaratmak istiyoruz.

 

YG: Konseri konuşalım biraz da. Bu akşam neler bekliyor Boğaziçi’ne gelecek olanları?

HA: Saat 19:00’da Açık Radyo’dan da yakinen tanıdığınız, iklim değişikliği konusunda yıllara varan çalışmaları herkeşçe bilinen Ömer Madra, bir sunuş konuşması yapacak. İklim değişikliğinin geldiği son durumu, engelleme adına neler yapabileceğimizi dinleyicilerimiz ile paylaşacak.

20:00’de ise konsere geçiyoruz. 20 öğrencim tek tek, seçtikleri müzisyenlerin eserlerini piyanodan solo olarak icra edecekler. Daha önce de değindiğim gibi öğrencilerimden Batuhan Çetinkaya ile birlikte piyanoda dört el Vivaldi’nin 4 Mevsim’inden İlkbahar’ı icra edeceğim ben de. İlkbahar’ın bir kısmı, iklim değişikliği vurgusu ile bir parça değiştirilmiş olacak.

Konserde pekçok müzisyenin eserlerine yer verme imkanımız olacak. Schopen, Grieg, Satie, Bizet, Tarrega, Dave Brubeck, Webber, Bach, Hendel ve Çaykovski gibi

 

YG: Bize zaman ayırdğınız için çok teşekkür ederiz.

HA: Asıl ben teşekkür ederim. Buradan son söz olarak tüm okurlarınızı da , “İklim için ben de varım!” kampanyasına katılmaya, iklim için ses çıkarmaya çağırıyorum.

 

Röportaj: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

 

 

Mısır’da Karnak tapınağına bombalı saldırı girişimi

Mısır’ın en tanınmış turistik bölgelerinden Luksor kentindeki Karnak Tapınağı yakınlarında bombalı saldırı düzenlendi.karnak

Yerel basın saldırıyı düzenleyen intihar bombacısının yanı sıra, iki kişinin daha çıkan çatışmalar sonucunda öldürüldüğünü belirtiyor.

Saldırganların Karnak Tapınağı girişindeki barikatları geçmeye çalıştığı ifade ediliyor.

Barikatları geçmeye çalışan iki kişinin güvenlik güçleri tarafından vurularak öldürüldüğü, üçüncü kişinin ise barikatları aşıp üzerindeki bomba düzeneğini patlattığı belirtiliyor.

Henüz saldırıyı üstlenen olmazken, 2013’te Muhammed Mursi’nin askeri darbeyle devrilmesinin ardından ülkedeki şiddet tırmanışa geçmiş ve yüzlerce kişi hayatını kaybetmişti.

Geçen hafta da iki polis memuru Giza piramitleri yakınlarında vurularak öldürülmüşlerdi.

 

(BBC )

AP Türkiye raporunda, “Akkuyu Nükleer Santralini durdurun” vurgusu

Avrupa Parlamentosu, son yılların en sert belgesi olan ve Kati Piri tarafından hazırlanan Türkiye raporunu kabul etti.

Yapılan değişiklikler nedeniyle ilk halinden farklı bir boyuta taşınarak son yılların en sert belgesi haline gelen, Hollandalı parlamenter Kati Piri tarafından hazırlanan Türkiye raporu Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda yapılan oylamada 94 oya karşı 432 oyla kabul edildi. 127 parlamenter de çekimser kalmayı tercih etti.

23

Hürriyet’ten Güven Özalp’in haberine göre, belgeye verilen ek değişiklik önergeleriyle 7 Haziran seçimleri de metne yansıtıldı. “Ülkenin çeşitliliğini yansıtır şekilde Türk modern tarihinin en kapsayıcı ve temsil düzeyi en yüksek parlamentosunun seçilmesinden” duyulan memnuniyetin dile getirildiği metinde Türk demokrasisinin dayanıklılığı ve vatandaşların demokratik ruhu övüldü.

“Akkuyu Nükleer Santralini Durdurun”

Soma ve Ermenek kazaları bağlamında çalışma koşulları ve sendikal haklar konuları da daha detaylı işleyen AP, Akkuyu Nükleer Santrali’ne yönelik çalışmaların da durdurulmasını istiyor. Bu konudaki en ilginç vurguyu ise bundan sonra atılacak adımlara Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin dahil edilmesi eğer bu yapılamıyorsa en azından danışmada bulunulması oluşturuyor.

7 Haziran Seçimleri

AP, seçim günü sivil toplum gönüllülerinin katılımını “etkileyici” olarak tanımlarken tüm siyasi partilere “Türkiye’nin demokratikleşme sürecini ve Avrupa Birliği’yle reform diyaloğunu yeniden canlandırma amacıyla istikrarlı ve kapsayıcı bir hükümet oluşturma yönünde çalışma” çağrısı yaptı.

1915 ATIFI

Rapora verilen değişiklik önergesiyle 24 Nisan öncesi kabul edilen ve 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımlayıp Türkiye’den de tanıma talep eden AP kararına atıf yapan bir vurgu eklenmesi Türkiye’nin tepkisini çekecek bir gelişme olarak görülüyor. “ PKK ’nın AB’nin terör örgütleri listesinden çıkması” yönündeki talebe ise metinde yer verilmedi.

Maraş’ın İadesi

Kıbrıs konusuna çok geniş yer ayrılan raporda Ankara’ya yönelik geleneksel vurgular tekrarlanırken Türkiye’den askerlerini çekmeye başlaması ve kapalı bölge Maraş’ın Birleşmiş Milletler’e iadesi isteniyor. Zorunlu askerliğe karşı vicdani ret hakkının tanınması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eşcinsellik ve transseksüelliğin “psikoseksüel hastalık” olarak görmeye son vermesi talepleri de raporda yer alıyor.

Bozkır, “İade edeceğiz”

Raporun açıklanmasının ardından Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır ise Avrupa Parlamentosu’nda oy çokluğu ile kabul edilen ve son yılların en sert Türkiye değerlendirmesi olarak nitelendirilen raporu kabul etmeyip, iade edeceklerini açıkladı.

(Hürriyet)

 

Cumhuriyet, IŞİD militanlarına MİT kanalı ile hem sevkiyat hem nakil görüntülerini yayınladı

Cumhuriyet Gazetesi, MİT’in IŞİD bayrağı dalgalanan Atme kampından yaptığı cihatçı ve silah transferini belgelelediği öne sürülen görüntülere ulaştı. Kobani’den geçemeyen IŞİD militanları Türkiye üzerinden taşındı. Akçakale’den Suriye’ye nasıl geçtiklerini anlatan şoförler, kendilerini “Bizim bir suçumuz yok, devlet işi yapıyorduk” diye savundu.

20

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Erdem Gül imzasıyla yayımlanan haberin tam metni şöyle:

Suriye iç savaşında rejime karşı savaşan cihatçıların, silah ve mühimmatlarıyla birlikte Hatay Reyhanlı’dan, Urfa Akçakale’ye MİT organizasyonuyla taşındığının Cumhuriyet tarafından ortaya konmasının ardından IŞİD militanlarını taşıyan otobüslerin şoförlerinin görüntülü ifadeleri de ortaya çıktı. İfadelerinde militanları aldıkları Reyhanlı’daki IŞİD bayraklı kampları gösteren, ardından da Akçakale’den Suriye’ye nasıl geçtiklerini anlatan şoförler, kendilerini “Bizim bir suçumuz yok, devlet işi yapıyorduk” diye savundu.

22

Adana Narkotik Şube polisleri, uyuşturucu kaçakçılığı yapıldığına yönelik isimsiz bir ihbar üzerine 10 Ocak günü İncirlik otobanında iki otobüsü durdurdu. Yapılan aramalarda uyuşturucuya rastlanmazken otobüslerden birinin bagajında battaniyeye sarılı halde kutular içinde mermi ele geçirildi.

MİT kiraladı

21Bunun üzerine otobüsler, detaylı arama yapılması için Adana Özel Harekât Şubesi’nin garajına çekilirken şoförler Şahin Güvenmez ve Esat Lütfi Er de gözaltına alındı. Şoförler sorgularında otobüslerin MİT tarafından kiralandığını, silah ve mühimmatıyla birlikte cihatçıların taşınmasında görev aldıklarını anlattı. Şoförler cihatçıları Reyhanlı’da Suriye sınırının sıfır noktasında bulunan Bükülmez köyünün karşısında bulunan ve bazı radikal dinci grupların barındığı Atme kampından aldıklarını söyledi.

Otobüslerde bulunan mermilerin unutulmuş olabileceğini söyleyen şoförlerin ifadelerine göre MİT’in organizasyonu ve refakatiyle silah ve mühimmatıyla birlikte Türkiye topraklarından geçirilen cihatçılar, yine bir başka sınır noktası olan Urfa Akçakale’ye götürüldükten sonra Tel Abyad’a geçiş yaptı.

Türkiye’den ‘güvenli’ geçiş

Suriye ’de iç karışıklığın başladığı 2011 yılından beri Akçakale ve civarı El Kaide bağlantılı radikal gruplarla IŞİD’in kontrolünde oldu. PYD ve ÖSO bu bölgeyi hiç kontrol altına alamadı. Militanların transferinde Türkiye topraklarının kullanılmasının nedeni Suriye’deki Atme kampı ile Tel Abyad arasındaki bölümün cihatçılar için güvenli olmayışıydı.

Şoförler gösterdi

Bu ifadelerin ardından militanları aldıkları kampa götürülen şoförler, militanları ve mühimmatı nasıl aldıklarını anlattı. Daha sonra da Akçakale Sınır Kapısı’na getirilen şoförler bu kez sınırı nasıl geçtiklerini soruşturmayı yürüten yetkililere gösterdi.

(Cumhuriyet)

 

“Gezi Beşlisi” fotoğrafının hikayesini foto muhabiri paylaştı

Gezi’nin yıldönümünde, direnişe dair birçok anı ile birlikte unutulmaz fotoğrafların hikayeleri de paylaşılıyor. AFP foto muhabiri Adem Altan, o efsaneleşen fotoğraflardan birinin hikayesini Kafa dergisinin Haziran sayısında anlattı.

İlgili fotoğrafın 17 Haziran 2013 tarihinde Ankara Kızılay’da Ethem Sarısülük’ün cenazesi sırasında çekildiğini belirten AFP foto muhabiri Altan, yaşananları şu şekilde aktardı;

19

“17.06.2013 tarihinde Gezi’nin 18. gününde Kızılay’da çekildi bu fotoğraf. Gezi eylemlerinin sürdüğü bir anda öğle saatlerinde meydanın etrafında insanlar toplanmış, polisler eylem yapmalarına izin vermiyordu. Su ve gazla dağıtmaya çalışıyordu. Bir tarafta gruplar dağılırken başka tarafta gruplar toplanmaya başlıyordu.

O gün Ankara’da Gezi olaylarında vurulan Ethem Sarısülük’ün cenazesi kaldırılacaktı. Yakınları Ethem Sarısülük’ün cenazesini Kızılay’da vurulduğu yere getirip tören düzenleyeceklerini duyurdu. O gün eylemciler Kızılay’da, Ethem Sarısülük’ün vurulduğu yerde toplandı. Polis cenazenin Kızılay’a gelmesini engelledi. Toplanan kalabalığın da dağılmasını istedi. Kalabalık dağılmayınca polis gaz ve suyla müdahale etti.

Bu gruptaki arkadaşlar ise Kızılay’da alışveriş merkezinin önünde elektrik direği ya da pano gibi bir şeyin önündeydi. TOMA’lar su sıkarken onların nasıl toplandıklarını görmedim ama o şekilde dizildikten sonra gördüm. Onların mesafesi de bana 100-150 metre uzaklıktaydı. Yaklaşamadım, eğer yaklaşırsam dağılabileceklerini düşündüm. Bulunduğum yerde fotoğraf çekmeye başladım.

Bir yandan da su sıkılıyor ve saklandıkları yer çok küçük olduğu için biri bayrağı kafasına siper ediyor, diğeri gazete kağıdı kitap gibi bir şeyle kendisini korumaya çalışıyordu. Birbirlerinin arkasına sıralanmış vaziyetteler. Yaşları da 20 ile 65 arası arasında değişen insan grubu fotoğraftakiler… Ama bunlar birbirlerini tanımıyorlar, belki eylemlerden birbirlerini tanımış görmüş tanımış olabilirler ama yakın olduklarını düşünmüyorum. Eylemciler fotoğraftaki gibi bir süre bekledikten sonra ayrı ayrı dağıldılar. Bu sebeple birbirlerini tanımadıklarını düşünüyorum. O anın da fotoğrafı var bende.

Bu fotoğrafın kısaca hikayesi budur.”

(Dünyalılar.org, Kafa Dergisi)

Telafi sınavı: ’90’lar reloaded – Ümit Kıvanç

Hızlandırılmış ’90’lar kursu yapılıyor memlekete. Yapılırken yine Kürtler ölüyor. Her vesileyle Kürtler ölüyor. Bütün bu kışkırtma, zaten her gün Rojava’dan gelen cenazelerin kaldırıldığı topraklarda yapılıyor. Şimdi, bir kısım büyükşehir ahalisine diyeceklerim var…

Diyarbakır’da dört kişinin öldürüldüğü, on bir kişinin yaralandığı, birçok dükkanın tarandığı, kalabalık silahlı grupların, polis gözetiminde sokaklarda terör estirdiği günün ertesinde, propaganda makinesinin gazeteleri, bütün bunlar arasından tek bir cinayeti manşete çektiler. Dindar dernek başkanının PKK tarafından “infaz edildiği”ni işleyen AKP medyası, kışkırtıcı yayınını bildik temalarla süsledi, bunların yanısıra, cinayeti HDP’nin seçim başarısıyla ilişkilendirme alçaklığından da geri durmadı.

Diyarbakırlılar, yeni saldırılar olmasın, başka insanlar da ölmesin diye kurbanlarını olabildiğince sessiz törenlerle çarçabuk toprağa verirken, batının büyükşehirlerinde gündelik olağan hayat sürüyordu.

10 Haziran’a uyandık ve bir kişinin daha vurulduğunu öğrendik. Bu defa, tipik ’90’lar stili, ensesinden tek kurşunla vurulan bir kurban sözkonusuydu.

HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş şunları söyledi:

“Diyarbakır’da yaşanan saldırılardan ve katliamlardan büyük üzüntü duyduğumuzu belirtmek istiyorum. Bir kez daha yaşamını yitiren dört kişiye Allah’tan rahmet, bütün yakınlarına, halkımıza baş sağlığı diliyorum. Hüda-Par’a yakınlığıyla bilinen bir derneğin başkanı katlediliyor. Suikaste uğruyor. Hemen akabinde Hizbullah militanı olduğu söylenen kişiler o anda hemen iki arkadaşımızı, iki HDP’liyi olayın olduğu bir yerde katlediyor. Yine başka bir HDP’li arkadaşımızı evinde beşinci katta gidip evinin içinde infaz ediyorlar. Kim neyi, ne yapmaya çalışıyor, bunların ortaya çıkması için bütün bu tetikçilerin bağlantılarıyla ortaya dökülmesi lazım. Diyarbakır Emniyeti’nin, Valiliği’nin zaman geçirmeden ilk olarak Diyarbakır mitingdeki katliam bombacısının bütün ilişkilerini alenen kamuoyuna açıklanması lazım. Madem bir zanlı yakaladınız, dün akşam tutuklandı. Kimdir, ismi, cismi, kimlerden yardım almıştır, hangi örgütle bağlantılıdır, hangi zaafiyeti kullanarak miting alanına bomba sokmuştur, bunların açıklanması lazım. İkincisi Hüda-Par’a yakın olan dernek başkanını kim katletmiştir? Kimse, bütün ilişkileriyle birlikte açıklanması lazım. Dün Diyarbakır’da 3 HDP’liyi kim katletmiştir? Bu bağlantılar açıklanmadan AKP yanlısı medyanın bugün manşetten veridiği gibi HDP’liler Diyarbakır’da infaza başladı’ deme seviyesizliğini, alçaklığını kimse bize atmaya çalışmasın. Hükümette onlar var. Katledilen biz, katliama uğrayan biz. Hükümet tarafından suçlanan da biz.”

Şimdi… AKP propaganda makinesinin yanısıra öbür gazetelerin, televizyonların da aynı şeyi yaptığını, katledilen başka kimseden sözetmeyip, kimin öldürdüğünü bilmediğimiz dernek başkanını “PKK öldürdü” diye manşetlere çektiğini, sosyal medyanın da varolmadığını varsayın. “Kobanê olayları”nda, AKP’lilerin, hayatını kaybeden yaklaşık elli insanı yok sayarak sadece kendilerinden gördükleri tek kurbanı sömürdükçe sömürmelerini hatırlayın, bunu AKP, CHP, MHP hep beraber yaptıklarını varsayın.

Sonra, Diyarbakır sokaklarında dehşet kol gezer, insanlar gece karanlığında sessizce cenaze taşırken, şüphesiz bütün Kürt illerinde insanlar korku ve bıkkınlık içinde gözlerini kulaklarını Amed’e dikmiş bekleşirken Türkiye’nin batısında -bir avuç sahici muhalif dışında- kimsenin bunları şeyine takmayışını kavramaya çalışın.

Ve bunları her güne yayın. İşte, buyurun size ’90’lar!

Tam da budur. Onları “ora”da öldürürlerken burada -asker cenazelerinin kor gibi düşüp yaktığı yerler dışında- olan biten pek kimsenin umurunda olmuyordu. “Beyaz Türk”lükten bahsedilince birileri çok kızıyor. Halbuki böyle basit tanımlar var: Asker cenazesi gelen-gelmeyen yerler, meselâ. (Buna karşı da umarım, “şehit komşularımız vardı, iyi insanlardı” muhabbeti çıkmaz.)

Ha, şu anın ’90’lardan farkı, henüz herhangi bir hükümet yetkilisinin -bu defa gerekiyorken- çıkıp tek laf etmemiş oluşu. ’90’larda olsa, birtakım yetkililer ağızlarından salyalar akıtarak, “bölücübaşııı!.. bebek katilleriiii!…” diye bağıracaktı.

Bu işlevi AKP propaganda makinesi devralmış görünüyor. AKP iktidarının bu memlekete armağan ettiği yeni cins sapkınlıklar, hastalıklar var. Bir yaratık çıktı, ’90’ları hatırlatarak Kürtleri tehdit etti. “Beyaz Toros” (Renault; faili meçhullerde kullanılan polis arabaları) artık imal edilmiyor ama Toyota cipler (DAİŞ’in kullandıkları) onların yerine geçebilir, türü sözleri haykırabildi bir adam!

Görebildiğim kadarıyla, alnı secdeye değen siyasetçiler ve destekçileri arasından kayda değer bir tepkiyle karşılaşmadı. Şahsen, bu alınların nereye değdiğini artık hakikaten çok merak ediyorum. Secdeden kasıt, bunların değdirdiği yer değildir; sanmam.

Hızlandırılmış ’90’lar kursu yapılıyor memlekete. Yapılırken yine Kürtler ölüyor. Her vesileyle Kürtler ölüyor. Bütün bu kışkırtma, zaten her gün Rojava’dan gelen cenazelerin kaldırıldığı topraklarda yapılıyor. Yani sadece baskı zulüm değil, ilave vicdansızlık, insafsızlık sözkonusu.

Şimdi… bir kısım büyükşehir ahalisine diyeceklerim şunlar:

Kürtler “Türkiyelileşen” parti kurdular, onlarca saldırıya uğradılar, yine kurbanlar verdiler, memleketi diktatörlüğe sürüklenmekten kurtardılar. Bir kısmımız onlara omuz verdik, “Gezi etkisi” olmasa HDP’nin bu başarıyı elde etmesi zordu, eyvallah. Ama HDP mucizesinin üzerinde yükseldiği şey, Kürtlerin onyılların tecrübesiyle olgunlaşmış hak-adalet mücadelesidir. Şimdi Kürtler yine saldırı altındalar, üstüne üstlük, bütün bir hükümet propaganda makinesi, tıpkı ’90’lardaki gibi, türlü hile hudayla, yalan dolanla, nefretle üzerlerine yükleniyor.

Zamanında Deniz Baykal’a bile gözünüzü kırpmadan verebildiğiniz o tek oyu onlara vereceğinizde sorgu sorgu üzerine, bunalttınız, aslında aşağıladınız insanları. Sorguyu “silah” konusunda yapsanız anlaşılırdı, oysa öyle bir yaptınız ki, onların derdini dert edinmediğinizi gösterdiniz. Onlar Uşak’ta dövülürken, Adana’da Mersin’de bombalanırken, Erzurum’da yakılırken, Bingöl’de delik deşik edilir, Diyarbakır’da bacakları koparılırken siz yakalarına yapışmış, “inanmıyorum, bi daha söyle!” diye bağırıyordunuz.

’90’larda çamura yatırılmış Kürt köylülerinin üzerlerinde postallarla gezinilirken duymadınız, görmediniz, peki, haydi yiyelim bunu. Diyarbakır’da sokak ortasında enseden tek kurşunla vurulanlardan, Batman’da satırla katledilenlerden de haberiniz olmadı, onu da yiyelim. Ama artık biliyorsunuz. Size hatırlatmak, o döneme yetişememiş gençlere öğretmek amacıyla uygulamalı kurs veriyorlar. Üstelik nefret ettiğiniz birilerinin döneminde sergileniyor aynı zulüm.

Ne yapmayı düşünüyorsunuz? Sokaklara çıkıp, “Kürtlere reva görülen bu zulüm son bulsun!” diye haykırır mısınız? Diyarbakır huzura kavuşana kadar, günlük yaşantınızı aralayıp birşeyler yapar mısınız?

Yoksa “ora”da seçim başarısı insanların burnundan getirilirken; iki gün üstüste yüzlerinin gülmesine bile tahammül edilmeyeceği, devletin, TOMA hoparlöründen gelen meşum sesiyle ilan edilirken, idealist gençlik derneği sandığınız CHP için “AKP ile koalisyon kurarsa biter!” ahkâmları kesmekle mi meşgul olacaksınız?

Bu defa Kürtlere yapılan zulme hep beraber karşı koyamazsak artık kaybedecek olan Kürtler değildir.

Bu yazı radikal.com.tr/ den alınmıştır

18

 

Ümit Kıvanç

Ekoloji ve sürdürülebilir yaşam alanlarında yayın yapan Gaia Dergi raflardaki yerini aldı

Ekoloji, sürdürülebilir yaşam, yeşil felsefe, kadın hakları, LGBTİ hakları, insan hakları, hayvan hakları, kültür-sanat, dünya kültürleri ve bilim & teknoloji alanında yazı ve haber üreten online platform Gaia Dergi, Haziran’dan itibaren basılı dergi formatında yayın hayatına başladı. Gaia Dergi’nin ilk sayısına 8 Haziran Pazartesi gününden itibaren raflardan ulaşabilirsiniz

15

Irkçılığa, cinsiyet ayrımcılığına, türcülüğe ve betonlaşmaya karşı, doğadan ve doğaldan yana yaşamı savunanların alternatif platformu haline gelmeyi amaç edinen Gaia Dergi yazarları, haberlerini ve yazılarını yedi ay süresince başka bir isimle interaktif platformda yayınladıktan sonra yoluna Gaia Dergi adı ile devam ederek, basılı yayın hayatında yerini sağlamlaştırmayı hedefliyor.

Gaia Dergi’nin, Haziran 2015 tarihli ilk sayısına Ankara (Çankaya), İstanbul (Beyoğlu/ Kadıköy/ Şişli/ Bakırköy/ Nişantaşı), İzmir (Bornova/ Konak/ Karşıyaka) şehirlerindeki kitabevlerinden erişebilirsiniz. Bunun dışında dergiye, Gaia Dergi’nin internet sitesinden de sipariş yoluyla erişim mümkün. Dergiyi düzenli takip etmek isteyenler internet sitesi üzerinden yıllık abone olarak derginin kapılarına her ay düzenli bir şekilde postalanmasını da sağlayabilirler.

Yeşil Gazete olarak Gaia Dergi’ye yayın hayatında başarılar diliyoruz.

(Yeşil Gazete)

Sinop nükleer santrali finansmanı Japonya’dan mı?

Japonya tarafından Sinop’ta nükleer santral yapımını öngören uluslarası anlaşmanın 1 Haziran’da TBMM Genel Kurul’unda kabul edilmesiyle, kendi ülkelerinde yeni iş fırsatı bulamayan Japonya’nın en büyük şirketlerinden Mitsubishi Heavy Industries (MHI) ve Itochu; Japonya’da yayın yapan Nikkei’nin haberine göre, Sinop’ta yapılacak nükleer santral projesinin yüzde 30’una fon sağlamak için anlaşma sağlamaya çalıştığı öğrenildi.

13

Japon şirketler, Sinop’ta yapılacak 15.8 milyar dolarlık projenin yüzde 51’inin inşasını ve işletmesini Fransız GDF Suez ile işbirliği yaparak tamamlamak istiyor.

Fortune Turkey.com sitesinde yer alan habersde MHI ve Itochu, projenin yüzde 15’er payına diğer bir deyişle toplam 180 milyar yenlik kısmına sahip olmayı düşünüyor. Bu yüzde ve projenin toplam maliyeti fizibilite çalışması sonrasında değişebilir.

Japonya ve Türkiye’nin yaptığı anlaşmaya göre projenin finansmanının yüzde 70’ini kredi, yüzde 30’unu özkaynak oluşturacak. Türk tarafı ortak girişimin yüzde 49 hissesini alacak. Kalan yüzde 51 hissenin yüzde 21’i Fransız şirketin, yüzde 30’u Japon ikilinin olacak.

Her reaktörün inşaasının bedeli yaklaşık 500 milyar yen. Herşey plana göre ilerlerse, toplan 4 reaktörlü santralin inşaasına 2017 başında başlanacak. Yapım sürecinin en erken 2023’te, en geç 2018’te tamamlanması bekleniyor.

(Fortune Turkey.com)

Sığınmacıların sayısında ‘dramatik artış’

BM’nin verilerine göre, bu yılın başından bu yana Akdeniz üzerinden Avrupa’ya gelen sığınmacıların sayısı 100 bini geçti.

9

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin verilerine göre, bu yılın başından itibaren Akdeniz’den Avrupa’ya gelen sığınmacıların sayısı 100 bini geçti. Kurum yetkilileri Cenevre’de yaptıkları açıklamada, bunun ‘dramatik bir artış’ olduğuna dikkat çekti ve yıl başından beri 103 bin dolayında sığınmacının Avrupa’ya ulaşabilmek için tehlikeli tekne yolculuklarını göze aldığını belirtti.

Sığınmacılardan çoğunun İtalya ve Yunanistan kıyılarına ulaştığı belirtildi. Buna göre, 54 bin sığınmacı İtalya’ya, 48 bin sığınmacı ise Yunanistan’a geldi. İspanya’ya gelen sığınmacıların sayısı 920, Malta’ya gelenlerin sayısı ise 91 olarak tespit edildi. Yunanistan’a ilişkin veriler artışın ne denli yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Verilere göre, Yunanistan’a geçen yıl gelen sığınmacıların sayısı 34 binken, bu yıl ilk altı ayda bu rakam çoktan aşılmış bulunuyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Sözcüsü Adrian Edwards, Akdeniz üzerinden Avrupa’ya gelmeye çalışan sığınmacılardan 1800’ünün yolculuk sırasında hayatını kaybettiğini söyledi. Durumun vahameti nedeniyle, kurum Yunanistan ve İtalya’nın güneyindeki varlığını da güçlendirdi.

(DW Türkçe)