Ana Sayfa Blog Sayfa 3640

Daha fazla geç kalmadan Enerji Devrimi’ne kulak verin – Pelin Cengiz

“Verimli, temiz, sürdürülebilir bir enerji sektörü, hızla ve etkili olarak büyüyen bir Türkiye ekonomisinin bir anahtar bileşeni olmak zorunda olacaktır. Enerji verimliliği, Türkiye endüstrisinin daha iyi ödemeler dengesi ve daha geniş rekabet gücü kazanmasına katkı sağlayacaktır. Yerli yenilenebilirlere bağlı olarak gelişen daha fazla enerji bağımsızlığı Türkiye’nin dış politikası için avantaj sağlayacaktır. İklim değişikliğiyle savaşmakta; ileriye yönelik, öncü bir rol Türkiye’nin dünya çapında önderlik gösterebilecek yeteneğini ve güvenilirliğini artıracaktır.”

Bu cümleler geçen hafta açıklanan Greenpeace Türkiye’nin “Enerji Devrimi” başlığı altında yayınladığı çok uzun soluklu raporunun önsözünden. Önsözdeki bu sözlerin sahibi ise Ekonomi Bakanı Kemal Derviş.

Greenpeace’in 10 yıldır üzerinde çalıştığı bu rapor, gerçekten de alternatif bir enerji üretimi stratejisi konusunda durum tespiti yapmanın yanı sıra yapılması gerekenleri de sıralayarak, gayet ayrıntılı bir yol haritası sunuyor. Greenpeace, Kemal Derviş’e raporu değerlendirmesi için göndermiş, Derviş de raporu inceledikten sonra seve seve önsöz yazmayı kabul etmiş. Bakanlıklara, ilgili kurumlara ve enerji bürokrasisine de rapor iletilecek.

Türkiye’nin enerji modeli sürdürülebilir değil. Ekonomik büyümeyi ilerlemenin tek göstergesi olarak koymak bir gerekçe olamaz. Bu enerji sistemi, yalnızca yaşam kalitemizi düşürmekle kalmıyor, gıdaya ulaşma kapasitemizi azaltıyor, daha fazla hava ve su kirliliği getirerek toprakla sağlıklı ilişki kurulamamasına neden oluyor, ekonomide daha fazla açık olmasına, fosil ve nükleer yakıt ithalatına daha fazla bağımlılığa yol açıyor. Bu rapor, bir şansımız olduğunu kanıtlıyor. Enerji politikalarını, yaşam kalitemizden ve ekonomiden ödün vermeden daha ekonomik uygulanabilir seçenekler ile değiştirebiliriz.

Greenpeace’in raporu hâlihazırdaki enerji politikasıyla ekonomik etmenler ve trendler aynı şekilde devam ederse geleceğimizin nasıl göründüğünü detaylı olarak tarif ediyor. Türkiye’nin, kömürlü termik santrallere ve nükleer enerjiye ihtiyacı olmadığını ispatlıyor. 2050’de öngörülen enerji talebini kayıpsız karşılayacak, enerji bağımsızlığını teşvik eden, yatırımcılara çevreyi kirletmeyen, sağlık sorunları yaratmayan ve tehlike arz etmeyen temiz seçenekler sunan yeni bir yol planı da var üstelik. Özellikle bu raporun işaret ettiği önemli noktalardan biri istihdam vurgusu. Yenilenebilir enerjilerdeki güçlü gelişmenin kömürdeki istihdam kayıplarını tazmin edeceği ve genel enerji sektöründeki iş imkânlarını arttıracağı raporda detaylı şekilde verilmiş.

Enerji Devrimi’ni daha fazla geç olmadan gerçekleştirmek ve iklim değişikliğini en aza indirmek için yapılması gereken politika değişiklikleri ise raporda şöyle sıralanıyor:

1- Fosil yakıtlar ve nükleer enerji için alım garantisi anlaşması dahil tüm teşviklerin kaldırılması.

2- Emisyon üst sınırı ve emisyon ticareti yoluyla enerji üretiminin dış (sosyal ve çevresel) maliyetlerinin telafisi.

3- Tüm enerji tüketim alanlarında, binalarda ve araçlarda sert verimlilik standartlarının mecburi kılınması.

4- Yenilenebilir enerji ve birleştirilmiş ısı ve güç üretimi için yasal bağlayıcılığı olan hedefler oluşturulması.

5- Elektrik piyasalarının, yenilenebilir kaynaklara dayalı üretimin lisanslama ve şebekeye öncelikli erişim garantisiyle yeniden yapılandırılması.

6- Yatırımcılar için tanımlanmış ve sabit geri dönüşlerin sağlanması, örneğin tarife garantisi planları sunulması.

7- Daha çevreci ürün bilgisi sağlayabilmek için daha iyi etiketleme ve ifşa mekanizmaları uygulanması.

8- Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği için araştırma ve geliştirme bütçelerinin artırılması.

Pelin Cengiz – Taraf

[Son Dakika] Yunanistan’da referandum sonuçları – Hayır oranı artıyor: %61

Yunanistan halkı kemer sıkmaya ve AB’nin şartlarına hayır diyor.

sondakika-300x201[1]Bugün yapılan referandumun ilk sonuçları alınmaya başladı.

Yunanistan İÇişleri Bakanlığı sitesinden aldığımız bilgiye göre 21:15 itibariyle sandıkların %35,06’sı açıldı.

Hayır oranı %61, Evet oranı %39

Gelişmeleri iletmeye devam edeceğiz.

(Yeşil Gazete)

III. Ankara Ekolojik Yaşam ve Toplum Günleri Etkinliği ve Gıda Hakkı – Ayşegül Çerçi

Sivil Düşün AB programı tarafından desteklenen, Çiğdemim Derneği, Emet Değirmenci ve DBB Gönüllüleri olarak birlikte hazırladığımız etkinliğin üçüncüsünü bu yıl “Gerçek Gıda ve Gıda Hakkı” temasıyla 17-20 Haziran 2015 tarihlerinde, geniş bir katılımla gerçekleştirdik. Yola çıkarken amacımızı; kentte yaşayan tüketicileri gerçek gıda konusunda bilinçlendirmek, farkındalıklarını artırmak ve bir insan hakkı olarak tanınan temiz, sağlıklı ve güvenilir gıdaya sürekli erişim hakkını hatırlatmak şeklinde belirlemiştik.

Çalıştay mekanı Çiğdemim Derneği Kültür Evi ve Bostanı idi
Çalıştay mekanı Çiğdemim Derneği Kültür Evi ve Bostanı idi

Gıda Hakkı

Gerçek Gıda ve Gıda Hakkı sunumu sırasında
Gerçek Gıda ve Gıda Hakkı sunumu sırasında

Bir insan hakkı olarak BM İnsan Hakları Beynanmesinde (Madde 25;1948) onurlu yaşam hakkının bir parçası olarak tanımlanan “Gıda Hakkı”, kişinin yalnızca açlık tehlikesini önlemek için değil, sağlıklı ve iyi olması için yeterli olacak miktarda ve nitelikte gıdaya sürekli erişim hakkıdır. Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesinin 11. Maddesine göre; bir insan hakkı olarak gıda hakkı, bütün insanların açlık, gıda güvencesizliği ve yetersiz beslenme sorunlarından korunma hakkını ifade etmekte ve ülkelerin ulusal ve uluslararası düzeyde açlığın ortadan kaldırılması için gereken adımları atmasını öngörmektedir (right to food=human right). Aynı maddenin devamında, gıda hakkının kullanılabilmesi için,  ülkelere “teknik ve bilimsel bilgiyi tam olarak kullanarak, beslenme prensipleri ile ilgili bilgileri duyurarak ve doğal kaynakların etkili bir biçimde geliştirilmesini ve kullanımını sağlayacak bir yolla tarım sistemlerini ilerleterek veya reform yaparak, üretim, üretilenleri saklama ve dağıtma yöntemlerini geliştirmek” görevi verilmiştir .

BM Gıda Hakkı Rapörtorü Olivier de Schutter (2008-2014), demokrasi ve çeşitliliğin bozulmuş gıda sistemini onarabileceğini belirtmektedir.

Hüseyin Varış-5

“Bugün içinde yaşadığımız gıda sisteminin (yoğun kimyasal kullanımı ve monokültür üretim), vatandaşların isteği doğrultusunda aşağıdan yukarıya doğru yeniden yapılanması gerekmektedir. Bunun için akıllı, sürdürülebilir ve adil bir gıda sisteminin küçük ölçekli olarak (genellikle kent ölçeğinde) yeniden inşası gerekecektir. Bu değişim aslında gıda demokrasisini gerçekleştirebilmek için de zorunludur. Bilim ile geleneksel bilgiyi birleştiren ve çiftçiye, gezegene ve tüketiciye saygılı bir tarım yöntemi olarak ekolojik tarım geleceğin tarım yöntemidir.»

Tüketiciler olarak çaresiz olmadığımızı ve Slow Food ilkelerinin de vurguladığı gibi iyi, temiz ve adil gıdayı talep ederek sağlıklı ve yeterli miktarda gıdaya erişim hakkımızı savunmaya başlayabileceğimizi düşünüyoruz. İşte bu niyetle, gıdamızla kaybettiğimiz bağımızı yeniden kurmak ve kentte yaşayan tüketiciler olarak neler yapabileceğimizi öğrenmek için tohumdan sofraya gerçek gıdanın peşine düştük.

Nevin Marangoz ile gerçekleştirdiğimiz Çamlıdere yöresinin geleneksel kestirme peyniri yapım atölyesi
Nevin Marangoz ile gerçekleştirdiğimiz Çamlıdere yöresinin geleneksel kestirme peyniri yapım atölyesi

Çiğdemim Derneği Kültür Evi ve bostanında gerçekleşen ve üç gün süren sunumlar – atölyelerde gıdanın üretimi ve tüketimini ekonomik, sosyal, ekolojik ve sağlık boyutlarıyla konunun uzmanlarıyla birlikte tartıştık. Bugün içinde yaşadığımız gıda sistemi, tarım ve gıdanın iklim değişikliği ile ilişkisi, endüstriyel tarımla üretilen gıdaların sağlığımız üzerindeki etkileri, tarlada hasat edilen ürünü gıdaya dönüştürürken teknolojiden nasıl yararlanmak gerektiği, doğal tarım yapan çiftçilerin sorunları, gıdanın insanları birleştirici gücü gibi pek çok konuya değindik. Kentte yaşarken gerçek gıdaya ulaşmak için neler yapabiliriz konusunda ise tüketim kooperatiflerini, kent bahçelerini ve gıda topluluklarını (topluluk destekli tarım, katılımcı onay sistemleri ve slow food grupları), türetici olmayı konuştuk.

İlk gün Emet Değirmenci ile büyük usta Fukuoka usulü tohum topu yapımında ellerimizi çalıştırdık, üçüncü günün sonunda Nevin Marangoz ile gerçekleştirdiğimiz Çamlıdere yöresinin geleneksel kestirme peyniri yapım atölyesinde ise evde kendimizin de peynir yapabileceğini, gerçek gıdanın aslında elimizin altında olabileceğini gördük.

Hüseyin Varış-7

Etkinliğimize gençlerin, Ankara’daki üniversitelilerin ilgisi çok sevindiriciydi. İstanbul’dan bize Boğaziçi Üniversitesi Mensupları Tüketim Kooperatifini (Bükoop) anlatmak için gelen Boğaziçili genç arkadaşlarımız Cem Mert Dallı ve Rana Önoğlu bu işlerin yalnızca biz büyüklerin işi olmadığını, fırsat verildiğinde gençlerin gerçek gıdaya sahip çıkmak konusunda ne kadar kararlı ve becerikli olabileceklerini gösterdi.

Hüseyin Varış-8

Etkinliğin dördüncü ve son gününde, önce Elmadağ ilçesi köylü pazarını, ardından Balaban vadisinde yer alan Kuşçuali köyünü ziyaret ettik. Artık kullanılmayan ilkokul binasından dönüştürülen Köy Odasında muhtar ve üretici köylüleri dinledik, tarımsal faaliyetleri hakkında bilgi aldık. Köylülerin ürünlerini pazarlama konusundaki zorluklarına karşın üretimden vazgeçmediklerini, hatta atalık domates ve fasulye tohumlarını nasıl özenle sakladıklarını görünce umudumuz tazelendi.

Balaban vadisinde yer alan Kuşçuali köyünü ziyaret sırasında köy kahvesinde köylüler ile sohbet
Balaban vadisinde yer alan Kuşçuali köyünü ziyaret sırasında köy kahvesinde köylüler ile sohbet

Dut ağaçlarının hikayesi

 Köyde dut ağaçları herkese açık, özellikle bahçe duvarının dışına dikiliyorlar ki yoldan geçen herkes dutlardan çekinmeden istediği kadar yiyebilsin
Köyde dut ağaçları herkese açık, özellikle bahçe duvarının dışına dikiliyorlar ki yoldan geçen herkes dutlardan çekinmeden istediği kadar yiyebilsin

Kuşçuali köyünden Osman Beyin dedesinin 80 yıl kadar önce, evinin önüne ama bahçe duvarının hemen dışına diktiği dut ağaçlarının hikayesi hepimize paylaşmanın erdemini bir kez daha hatırlattı. Köyde dut ağaçları herkese açık, özellikle bahçe duvarının dışına dikiliyorlar ki yoldan geçen herkes dutlardan çekinmeden istediği kadar yiyebilsin. Biz de Osman beyin dedesinin dileğini yerine getirdik, diktiği ağaçlarda olgunlaşan dutların tadına baktık, kendisini saygı ve şükranla andık.

Serbest gezen tavuklar
Serbest gezen tavuklar

Kırsaldaki gezimizin son durağında ise yüzü Balaban Vadisine dönük, badem ağaçlarıyla kaplı Yeşilce Organik Üretim Çiftliğinde serbest gezen tavukları gözledik, yumurtaya ilişkin aklımıza takılan soruları ilk elden sorduk, öğrendik.  Vadi manzarası eşliğinde, yerel ürünlerle hazırlanmış bol muhabbetli öğlen yemeğinde, doğal üretim yapan üreticilerle kentte yaşayan tüketicilerin nasıl daha sıkı bağlar kurabileceği, üreticiler ve tüketiciler birlikte çaba gösterirse ancak o zaman gerçek gıdaya ulaşma konusunda yol alabileceğimizi konuştuk. Yağmurun ardından oluşan gökkuşağı ile yaz gündönümünü kutladık.

Yağmurun ardından oluşan gökkuşağı ile yaz gündönümünü kutladık
Yağmurun ardından oluşan gökkuşağı ile yaz gündönümünü kutladık

Eski dostluklarımızı pekiştirdiğimiz, yeni dostlar edindiğimiz dört gün boyunca İstanbul, İzmir, Çanakkale, Bolu, Antalya ve Mersin’den gelen konuklarımızla birlikte Ankara’da keyifli bir ekoloji ve gıda buluşması gerçekleştirdik. Etkinliğimizi katkı ve katılımlarıyla destekleyen Buğday Derneği, Yeryüzü Derneği, 350Ankara.org, Çankaya Belediyesi, Bükoop, Slow Food Ankara Grubu, DBB üreticileri (Tanal Çiftliği, TADYA (Tahtacıörencik Doğal Yaşam Kollektifi) , Marangoz Ailesi Çiftliği, Yeşilce Organik Üretim Çiftliği), değerli hocamız Fikret Başkaya ve uzman hekim Cengiz Başkaya’ya ve sıcak konukseverlikleri ile bizleri karşılayan Elmadağ Kuşçuali köyü muhtarı Cafer Küçükyılmaz ve köylülerine ve elbette tüm etkinlik katılımcılarına enerjik katkıları ve dostlukları için gönülden teşekkür ederiz.

Yeşilce Organik Üretim Çiftliği ziyareti sırasında katılımcılar
Yeşilce Organik Üretim Çiftliği ziyareti sırasında katılımcılar

Birlikte güçleniyor, paylaştıkça çoğalıyoruz.

Fotoğraf-Ayşegül Çerçi

Etkinlikte yapılan sunumları incelemek ve fotoğrafları görmek isterseniz Çiğdemim Derneği’nin web sitesindeki şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Etkinlik  fotoğraflarını Çiğdemim Derneği facebook sayfasında da görebilirsiniz.

Topluluk Destekli Tarım Uygulamaları konusunda Yeşil Gazete’de daha önce yayınlanan yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz

 

Fotoğraflar: Hüseyin Varış, Çiğdemim Derneği, Ayşegül Çerçi

Ayşegül Çerçi

 

 

Ayşegül Çerçi

Diyarbakır Surları ile Hevsel Bahçeleri Unesco listesinde, sırada Efes var

Almanya’nın Bonn kentinde devam eden UNESCO 39. Dünya Miras Komitesi Toplantısı’nda, Diyarbakır Surları ile Hevsel Bahçeleri’nin “Dünya Kültür Mirası” olarak tescilleyen karar verildi. Toplantya,  Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Gültan Kışanak ile Fırat Anlı’nın yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik de katıldı.

Hewsel Bahçeleri
Hewsel Bahçeleri

39. UNESCO Dünya Miras Komite toplantısı, Almanya’nın Bonn kentinde gerçekleşti. Toplantıda Türkiye’den Efes ve Diyarbakır Surları ile Hevsel Bahçeleri’nin ‘Dünya Kültür Mirası’ listesine alınması da görüşüldü.

 

Diyarbakır Surları ile Hevsel Bahçelerinin listeye alındığı haberi Almanya’da Dünya Miras Komitesi 39. Dönem Toplantısı’ndan az önce geldi. Böylece Türkiye’nin listedeki varlık sayısı 14’e yükseldi.

Sırada Efes var

Diyarbakır Surları dünyanın en eski yapılarından. Hevsel Bahçeleri de Dicle’nin kıyısında kurulan verimli, bereketli topraklar. Bu akşam Efes için de yapılacak görüşmenin ardından Türkiye’den kültür mirası sayınsının 15 olması umut ediliyor.

Diyarbakır Surları
Diyarbakır Surları

 

Kararın ardından açıklama yapan Gülten Kışanak ve Fırat Anlı da, UNESCO yetkililerine ve adaylık sürecinde emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür etti.

UNESCO toplantısı, 28 Haziran’dan bu yana Almanya’nın Bonn kentinde devam ediyordu. Toplantıya 3 Temmuz’dan itibaren Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Gültan Kışanak ile Fırat Anlı da katılmıştı.

Doğal ve Kültürel Miraslar

UNESCO’nun Dünya Mirası listesinde hâlihazırda Türkiye’den 13 alan var.

İstanbul’un Tarihi Alanları [1985]
Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Sivas) [1985]
Göreme Milli Parkı ve Kapadokya (Nevşehir) [1985]
Hattuşaş (Boğazköy) – Hitit Başkenti (Çorum) [1986]
Nemrut Dağı (Adıyaman – Kahta) [1987]
Xanthos-Letoon Plajı (Antalya – Muğla) [1988]
Pamukkale-Hierapolis (Denizli) [1988]
Safranbolu Şehri (Karabük) [1994]
Truva Antik Kenti (Çanakkale) [1998]
Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi (Edirne) [2011]
Çatalhöyük Neolitik Kenti (Konya) [2012]
Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı (İzmir) [2014]
Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu (Bursa) [2014]
Geçici listeye 10 yeni kayıt

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu da, Dünya Mirası Geçici Listesi’ne Türkiye’den 10 yeni alanın kaydının onaylandığını söyledi.

3 Temmuz’da kabul edilen kararla Türkiye’nin geçici listedeki alan sayısı 52’den 62’ye yükseldi. Kabul edilen yeni alanlar şunlar:

Akdamar Kilisesi (Van)
Antik Aspendos Kenti Tiyatrosu ve Su Kemerleri (Antalya)
Eshab-ı Kehf Külliyesi (İslami-Osmanlı Sosyal Kompleksi) (Kahramanmaraş)
Mudurnu Tarihi Lonca Kasabası (Bolu)
Harşena Dağı ve Pontus Kralları Kaya Mezarları (Amasya)
Dağlık Frigya (Eskişehir, Kütahya, Afyon)
Stratonikeia Antik Kenti (Muğla)
Uzunköprü (Edirne)
İsmail Fakirullah Türbesi ve Işık Kırılma Mekanizması (Siirt)
Yıldız Sarayı Kompleksi (İstanbul)

 

(Al Jazeera, Twitter, UNESCO, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi)

 

Mersin’den cümbüşlerle çalgılarla 1. Onur Haftası geçti – Gonca Şahin Ocakçı

Bir masa etrafında toplanmış 10’dan fazla insan,  çok keyifli bir konu konuştukları çok belli. Belki anılarından bahsediyorlar, birbirlerini çok tanıyorlar da çok yaşanmışlıkları var. Belki de hayal kuruyorlar. Ortak hayalleri var. Not tutuyorlar, belli ki görev alıyorlar. Bu yapılan tartışma, bu süreç konuşulan konu kadar önemli gibi duruyor. Odaya her giren orada olduğundan çok memnun, zorunlu bir iş yapmıyorlar anlaşılan.

Mersin Yedirenk LGBTİ Derneği Toplantı Salonu
Mersin Yedirenk LGBTİ Derneği Toplantı Salonu

İlk toplantımızı karşı pencereden izleseydim tam da böyle düşünecektim. Ama ne şans ki o odadaydım, o yedi renkli bayraklı odada. Onur Haftası Komitesi olarak ilk toplantıdan itibaren tanışıklığın hiç önemi yoktu, ortak hayallerimiz vardı  çünki. Biz, ötekiler bir araydık: kadınlar LGBTİ’ler, engelliler. Sıraladık bir onur haftasında neler yapılabilirdi. Panel.. Söyleşi.. Sergi… Kokteyl.. Parti… Yürüyüş.. Tanıtım.. Tema.. “Başka”? Başka? dedik..  Başka neler olabilir. Ve konuştukça  içeriklerinin de “Başka” olduğunu gördük planladıklarımızın.  Sonra yine toplandık. Yine konuştuk. Yine yazıştık.

23

Öyle zor bir zamandı ki planladığımız hafta. Bir genel seçim sonrasıydı. Yorgunluk, bilinmezlik, heyecan ve tabi ki yerelde eylemliliğin zorlukları. Hepsini konuştuk. Biliyorduk ve kararlıydık.  Etkinliklerin her birini değişik mekanlarda, değişik saatlerde planladık, şehrin sıcağını kolladık.

1. Mersin Onur Haftası Basın açıklaması - Barış Meydanı
1. Mersin Onur Haftası Basın açıklaması – Barış Meydanı

Bir haftalık etkinliğimize 8 Haziran Pazartesi basın açıklamasıyla başladık.  Akşamüzeri serinliğinde “Başka bir atölye”yle Queer i konuştuk. Hem tanımlamaya ihtiyaç duyduk, hem de tanımlamalı mıyız diye sorduk. Ayşe Devrim Başterzi, çokca anlattı, biz baya bir dinledik. Zor bir konuydu belli ki daha çok konuşacaktık.

Mersin Üniversitesi'ndan Ayşe Devrim Başterzi moderatörlüğünde Queer Atölyesi
Mersin Üniversitesi’ndan Ayşe Devrim Başterzi moderatörlüğünde Queer Atölyesi

Salı günü 3 kısa (kürdan*) film izledik. Film izleme mekanımız filmlerimiz kadar ilginçti: Hadra Hamamı.  Mersin Marinası yanında maliyetsiz, bulabildiğimiz, kendi yaptığımız  aletlerimizle ritim atölyesi yaptık. Ritmimizi tutturduk, sesimizi duyurduk.

17
Ritim Atölyesi

Çarşamba günü “Başka bir dil” ile Lubunca öğrendik, yenilendik. Bu arada *kürdan kısa demekti. Başka bir atölye de “seks işçiliğini” konuştuk. Trans ve biyolojik seks işçileriyle yani bu konunun öznesi olanlarla. Ahlakçı değil, sistemsel baktık konuya. Nefreti konuştuk, geçen yıl intihar eden Trans kadın Figen’i, hayatına son verdiği yerde andık erbanilerle ve zılgıtlarla. Dilek balonları uçurduk denize doğru.

Lubunca Atölyesi
Lubunca Atölyesi

Perşembe “Başka bir film” gösterimi günü. LGBTİ sinemayı konuştuk. Üç Yeşilçam filmi üç Bülent Ersoy karakteri, dönem tahlilleri hem de açık havada. İzleyeceğimiz filmleri not aldık. Kimse otorite değildi, kendi birikimlerimizle katıldık sohbete. Herkes bu konuda konuşabilirdi. Hazırlanan ekip konuya hakimdi.

Park Kafe'de Bülent Ersoy filmleri: 3 Bülent 3 Film
Park Kafe’de Bülent Ersoy filmleri: 3 Bülent 3 Film

Cuma. “Başka bir Panel”de annelik hallerini konuştuk. Hassas bir konuydu o nedenle basına kapalı yaptık. Üç ayrı annelik konuştuk, hep birlikte ağladık. Sorular sorular,  cevaplar cevaplar,  sorulamayanlar cevaplanamayanlar, boğazda düğümlenenler. Ufuk açtı üç anneden üç “başka” annelik hali, zihnimizde hala etkileri. Biz, ötekilere yol gösterecek buradan aldıklarımız.

8

Cumartesi O büyük güne hazırlık. Dövizler, pankartlar, kostümler ve son çağrılar. Bütün bir hafta her etkinlikte başka insanlarla temas ettik, duyurduk.

6

Ve Pazara uyandık merak – telaş ve heyecanla. Alanda toplanmaya başladık. Azdık sanki ama çok renkliydik. Bir de ilk toplantıdan itibaren kırılmayan umut, yok edilemeyen gülümsemelerle, endişeli ama umutlu bekleyiş. Gruplar seslerini yükselterek en renkli halleriyle birleşmeye başladı. Mersin sıcağında yürüdük ilk defa yüzlerce kişi. Mersin Onur Yürüyüşü bitmek bilmedi, kitle ayrılmak istemedi, coşku sabaha kadar sürebilirdi. Ama akşama parti vardı, “Başka bir Parti”.  Denizlere açıldık bütün renklerimizle güllüm yaptık.

1. Mersin Onur Yürüyüşü: Tevfik Sırrı Gür Stadından Barış Meydanı'na
1. Mersin Onur Yürüyüşü: Tevfik Sırrı Gür Stadından Barış Meydanı’na

Herşey güllük gülistanlık değildi tabiki, en çok mekan sıkıntısı çektik, sonra bütçe. Bu iki sıkıntı içiçe geçti ama planları aksatmadı, bizi umutsuz bırakmadı, hoop yeni kararı gün içinde aldık. Haberleştik işi halletmek bayrak yarışıydı sanki, biri çıktı, diğeri aldı ve yerine getirdi.

Ve Pride Party ile perde . . .
Ve Pride Party ile perde . . .

7-14 Haziran 2015 1. Mersin Onur Yürüyüşü diyebiliriz artık ve tabii onur haftası. Değerlendirme toplantısını aldık bile.. İkincisinde görüşmek üzre…

Fotoğraflar Mersin Onur Haftası facebook sayfasından alınmıştır

Gonca Şahin Ocakçı

 

Gonca Şahin Ocakçı

Kuzey Ormanları Savunması’ndan, “İstanbul’a Nefes ol, Nefes Al” kampanyası

Kuzey Ormanları Savunması ve İstanbul Kent Savunması, İstanbul’da hayata geçirilmek istenen mega projelere karşı, ‘İstanbul’a nefes ol. Nefes al!’ kampanyası başlattı.

25

Beyoğlu Sineması’nda 3 Temmuz Cuma günü düzenlenen basın toplantısında 3. Köprü, 3. Havaalanı ve Kanal İstanbul gibi projelere karşı yürütülecek kampanyaya dair bilgiler verildi. Ortak açıklamayı Kuzey Ormanları Savunması’ndan Selma Kanbur ve Ercan Sıkdokur yaptı.

“Şimdiye kadar sürdürdüğümüz mücadelede vites yükseltiyoruz” diyen Selma Kanbur, “’İstanbul’a nefes ol’ adını koyduğumuz kampanyamızı ilan ediyoruz. Sermaye ve iktidar ortaklığının yok etmeye and içtiği İstanbul’u, ağaç ağaç, sokak sokak koruyacak ve savunacağız” dedi.

27

Kuzey Ormanları Savunması ve İstanbul Kent Savunması’nın doğayı, yaşam alanlarını tahrip edenlerin takibinde olduğunu belirten Ercan Sıkdokur da, “Mahalle mahalle, şehir şehir çoğalıp sonbaharda yaşamı savunan irademizin belgesi imzalarımızla Ankara’da olacağız” dedi.

Farkındalık yaratmayı amaçlayan kampanya için İstanbul’un birçok meydanında imza masaları kurulacak ve her yerde yaşanan doğa tahribatı ile ilgili bilgilendirme yapılacak. İstanbul’un birçok parkında, yeşil alanında ağaçlar, çaput bağlanarak kardeş ilan edilecek.

İBB binasına, “Katil Mega Projelere Dur De!” pankartı

31

Basın açıklaması ile eş zamanlı olarak yapılan eylemde ise İstanbul Büyüşehir Belediyesi binasının üzerine Kuzey Ormanları Savunması ve İstanbul Kent Savunması imzalı “Katil Mega Projelere Dur De!, 250 Milyon Ağacı, Kuzey Ormanları’nı Savun! İstanbul’a Nefes Ol!” yazan bir pankart asıldı. Eylem, basın açıklaması sırasında Periscope yayını üzerinden izleyenlerle paylaşıldı. Pankartı asan iki eylemci gözaltına alındı.

İstanbul’a Nefes Ol!” kampanyasının ilk imza masası 5 Temmuz Pazar günü saat 17.00’da İstiklal Caddesi-Tünel’den yapılacak yürüyüşle birlikte açılacak.

29

Kampanyaya aynı zamanda nefesol.kuzeyormanlari.org adresindeki imza formunu doldurarak da katılmak mümkün.

(Kuzey Ormanları.org)

 

Japon aktivistten Japonlara, “Türkiye’ye nükleer santral teknolojisinin ihracından vazgeçelim”!

Fukushima tanığı Toshiya Morita’nın bugün (4 Temmuz 2015 Cumartesi) Japonya’nın Shinosaka kentindeki  Halkın Paylaşımı Forumu’nda yaptığı sunumun  Türkçe’sini Pınar Demircan’ın  Japonca aslından çevirisi ile paylaşıyoruz .

Türkiye’yi nükleer karşıtı çeşitli paneller vesilesiyle üç defa ziyaret etme fırsatı buldum. İlk ziyaretim insanların Türkiye hükümetinin despot yönetimine maruz kaldığı dönemden hemen sonra oldu . Şehir merkezinde yapılan eylemlerin karşılığı orantısız biber gazı kullanılmıştı. 2013 yılında istanbul Taksim’de başlayan bu olay  dünyaya adını Gezi Parkı olayları olarak duyurdu . Kamusal kullanıma açık olan bir alan hükümetin girişimleriyle alışveriş merkezine çevrilecekti , insanlar karşı çıktı , şehir merkezindeki yegane yeşil alan olan parklarını vermek istemedi , onu korudu.Halk biber gazı kullanılarak bastırılmaya çalışıldı . 10’ lu yaşlarında bir çocuk polisin şiddetine maruz kaldı . Üstelik sadece ekmek almak için dışardaydı. Çocuk bitkisel hayata girdi ve 11 Mart 2014 günü gözlerini tamamen yumdu .

Berkin Elvan (14 yaşında bir çocuk)
Berkin Elvan (14 yaşında bir çocuk)

 

Türkiye Nükleer karşıtı Platform 2014 yılının başında bileşenlerinin imzalarıyla sunduğu bir dilekçeyle Japonya Parlementosuna  “Türkiye demokratik bir ülke değil , bizle bugün hükümetinin despot yönetimine maruz kalıyoruz . Bu ülkeye nükleer santral kurdurmayın . 2013 yılının Haziran ayında Gezi olayları kapsamında çıkan protestolarda polis 3000’den fazla kişiyi gözaltına aldı , 8000 kişiden fazlasını yaraladı ,  14 yaşında bir çocuk uğradığı şiddet sonucu bilincini yitirdi , 12 kişi gözünü kaybetti , 11 kişi öldürüldü” şeklinde bir bildirimde bulundu . Bu bildirim Japonya Parlamentosu’na tam da Türkiye’ye nükleer santral ihracının karara bağlanacağı günlerde yapıldı. Ne yazık ki Türkiye’ ye nükleer santral ihraç kararı Japonya Parlamentosundan geçti ve Türkiye halkınınn çığlığına duyarsız kalan hükümetimiz Türkiye ile nükleer işbirliğini onayladı.

Gezi Direnişi-2013
Gezi Direnişi- Haziran 2013

2014 yılının Mayıs ayında Türkiye’de Soma Maden Faciası yaşandı. Bu facia Türkiye hükümetinin kötü yönetiminin ispatı oldu. Çünkü Türkiye Hükümeti’nin Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’ nun defalarca imzalaması yönünde uyardığı işçi sağlığı güvenliğini ilgilendiren bir maddeyi onaylamadığı ortaya çıktı.
Bu şekilde Türkiye Hükümeti’nin  bu maddeyi imzalamadan işçi çalıştırmasının neticesinde 300’den fazla kişinin ölümüne yol açtığı anlaşıldı . Resmi raporlarda ölü sayısı 300 olsa da gerçek ölü sayısının 900 olduğunun düşünüldüğünü de belitmem gerekir .  Öte yandan bu dönemde başbakan şimdi ise Cumhurbaşkanı olan Erdoğan’ın bu olay karşısındaki yorumu “Ölüm madencinin fıtratında var” şeklinde olmuştur . İlaveten “Türkiye’de olan bu kazanın benzerleri başka ülkelerde de yaşanmıştır” da demiştir. İlginç olan bir husus da Maden şirketinin sahibiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın ilişkilerinin olduğu basında yer almıştır . Bu kaza olduğu zaman , Türkiye’den bir arkadaşım ağlayarak bana şunu sordu : “Kömür madenini sağlıklı bir şekilde işletemeyen Türkiye’ye nükleer santral teknolojisini ihraç ederseniz bu ülkenin nükleer kazaya sebep olma ihtimali büyük , bunun vebaliyle yaşayabilecek misiniz ” ?

Soma Maden Faciası - Mayıs 2014
Soma Maden Faciası – Mayıs 2014

Diğer taraftan Türkiye , Japonya gibi bir deprem ülkesidir. 17 Ağustos 1999 tarihinde Marmara Bölgesinin güneyinde bir deprem oldu , resmi açıklamalara göre 17 bin kişinin öldüğü söylense de kayıplarla birlikte 45 bin  kişinin hayatını kaybettiği söyleniyor.  Böyle bir deprem ülkesine yine depremin yıkıcılığını tecrübe eden bir ülke Japonya’nın nükleer santral satmaya kalkışması kabul edilemez . Ayrıca Türkiye ve Japonya arasında yapılan nükleer santral anlaşması çerçevesinde nükleer silah yapımına olanak tanıyacak işletme faaliyetlerinin yer alması bu sorunu daha da büyütüyor.

Türkiye’ye ikinci ve üçüncü  gidişlerimde gördüm ki , aslında Türkiye Çernobil kazasının etkilerini acıyla deneyimlemiş bir ülke.

Türkiye’nin kuzeyindeki Karadeniz’in diğer ucunda Çernobil kazasınn olduğu Ukrayna uzanıyor . Ukrayna’da oluşan radyasyon bulutunun Türkiye’ye de ulaştığı su götürmez bir gerçek . Üstelik Karadeniz’in üzerinden geçerken daha da şişen radyoaktif bulutlar Türkiye’ye yağmur olarak düştü. Fakat Çernobil kazası olduğu zaman , Türkiye askeri rejimden yeni çıkmıştı , demokratik bir ortam henüz oluşmamıştı . Biraz da bu sebeple Çernobil kazasının etkilerinin araştırılması da zordu hatta tehlike oranı hakkında bile açıklama yapılmıyordu .  Bir çok insan resmi bir açıklama da yapılmadığı için radyoaktif gıdaları  bilmeden tüketmeye devam etti .

2014 yılında ziyaret ettiğim Sinop’ta ziyaret ettiğim Erfelek Belediye Başkanı şöyle söyleyecekti “Karadeniz’in kıyısındaki şehrimizde bir üyesi kanser olmayan hane yok . Kanser olanlar Çernobil’in mağdurlarıdır . Bu sebeple ben halkımızın korumak istiyorum ve nükleer santral kurulmasına karşıyım”.
Bu sene bahar aylarında Türkiye’de Çernobil Haftası anma etkinlikleri kapsamında Türkiye’ye davet edildiğimde Uludağ Üniversitesi’nden Profesör Kayıhan Pala ile Sinop, Samsun ve İstanbul’da düzenlenen panellere katılmam vesilesiyle kendisinden çok şey öğrendim . Kayıhan Hoca elindeki doküman ve kayıtları sunumda paylaşarak Çernobil’in bilinen ama saklanan gerçek sonuçlarını gözler önüne serdi.

Öyle ki Kayıhan Hoca sunumunu yaparken dinleyiciler arasından bir Teyze ayağa kalkarak “Hoca , sen bize yüzdeleri anlatıyorsun diyeyim ben sana bizim etrafımız kanser kaynaklı ölümlerle dolup taşıyor kırılıyor” deyiverdi. Aynı Teyze ilaveten “Buna rağmen , tüm bu ölümlere rağmen biz hala oturduğumuz yerden konuşuyoruz,bizler , biz halklar ayağa kalkmalıyız , haykırmalıyız” dedi . Teyzenin seslenişi öyle etkili oldu ki salonda “Nükleere hayır!” sesleri yükseldi.

 Çernobil haftası Anma etkinlikleri kapsamında  düzenlenen panelin sinop ayağı
Çernobil haftası Anma etkinlikleri kapsamında düzenlenen panelin sinop ayağından bir kare

Bunun gibi örneklerle Türkiye insanının , özellikle Karadeniz insanının radyasyonun ürkütücülüğüyle tanıştığı anlaşılıyor . Bunun içindir ki Türkiye’de çoğu insan nükleere karşı bir tavır içerisinde.

Ben Türkiye’ye ilk gidişimde katıldığım panellerde en çok Türkiye ve Japonya 2020 Olimpiyatlarının kendi ülkelerinde yapılması için yarışırken Japonya Başbakanı Abe’nin “Nükleer santral kontrol altında . Radyoaktif suyun okyanusa karışması önlendi. Nükleer santral kazasından mağdur olan yoktur” şeklinde sarfettiği yalanlara inanmamalarını  söylediğim zaman alkış aldım.

Japonya’da olan biteni daha iyi anlamaları için onlara Fukuşima’nın durumunu detaylarıyla anlattım . Türkiye insanı Fukuşima’da olanları ilgiyle izliyor. Ben bundan sonra da Türkiye’ye giderek onlara durumu aktaracağım .

Japonya’da şu anda çalıştırılan bir santralin bile olmaması önemlidir!”.

Bana soruyorlar “Nükleer santraliniz yok peki enerjiyi nerden sağlıyorsunuz diye . Ben de cevap veriyorum : Hiç sorun olmadan enerjimizi sağlıyoruz” diye. “ Bana inanamıyorlar. Gerçekten mi”? diyorlar . Evet Japon Hükümetinin dünyada bilinmesini istemediği şey hiçbir santralimizin çalıştırılmamasına rağmen enerji sıkıntısı yaşamadan hayatımıza devam ettiğimizdir , nükleer santrallerimiz kapalıyken mevcut endüstrilerimizin diğer enerji kaynaklarıyla çalıştırılmasına devam edilebildiğini  herkese anlatacağım.

Bu arada Japon hükümeti tek bir nükleer santralini çalıştıramadığı içindir ki biz bugün başka ülkelere nükleer santral satmaya çalışıyoruz . 15 Temmuz itibariyle 4 yıl 2 aydır nükleer santraller ülkemizde durdurulmuş bulunuyor . Hatta Kashiwazaki Kariwa nükleer santralinin 2 no’lu reaktörü 8 yıldır kapalı.  Bu durumda doğal olarak nükleer santral teknolojisi atıl kalmış oluyor , Japon hükümetinin çıkış yolu da doğal olarak onu ihraç etmek.

Fakat bu noktada Japonya gibi gelişmiş bir ülke nükleer santraller kapalıyken enerjisini sağlayabiliyorsa nükleer enerjiye niye gerek var? sorusu cereyan ediyor.

Nükleer santral teknolojisinin ihracatını teşvik ederek Japon nükleer santral teknolojisinin ömrünü uzatmak pek tabi ki  en azından bir iki santrali de tekrar çalıştırmak ile daha mümkün olsa gerek . Dolayısıyla konuyu tersinden ele alırsak  nükleer santralinin ihracatı yapmazsa Japonya’nın nükleer santral teknolojisisi çürüyüp gidecek işte bu yüzden bizim nükleer santralsiz bir yaşam sürmemiz de nükleer santral teknolojisinin ihracatını önlemekten geçiyor.
Ben Japonya’nın yine kendisi gibi bir deprem ülkesi olan Türkiye’ye nükleer santral teknolojisini ihraç edecek olmasını affedemiyorum.  Nükleer santrallere karşı olan Türkiye insanının çabası da radyoaktivitenin risklerini bilen acısını tecrübe eden biz Japon halkı tarafından bu doğru anlaşılmalıdır.

“Nükleere hayır” diyen halklar kardeştir. “Evet hep birlikte barış içinde yaşayacak bir dünya inşa etmeliyiz”.

Bu amaçla sözlerimi her zaman ifade ettiğim gibi: Güç ve yetki insanlara diyerek tamamlamak istiyorum. Power to the People!

Bundan sonra  da Japonya’nın Türkiye’ye nükleer santral kurmaması için hep birlikte çalışalım .

Yazının  orjinaline   http://toshikyoto.com/press/1893 üzerinden ulaşabilirsiniz .

Fukuşima Tanığı Toshiya Morita
Fukuşima Tanığı Toshiya Morita

Toshiya Morita kimdir? 1959 Kyoto doğumlu,araştırmacı yazar ,halen Kyoto’da yaşıyor Japonya’nın doğusunda  11Mart 2011’de Fukuşima faciasından sonra aktivist olarak nükleer santral ve silahlara karşı mücadele veriyor.Bunun için  “Yarına Bakış” adındaki internet blogunda takipçilerini düzenli olarak nükleer santraller konusunda bilgilendirirken bir yandan da ülkenin çeşitli yerlerinde yaptığı toplantılarda radyasyonun zararlı etkileri konusunda uyarıyor ve güvenlik tedbirleri alınmasını savunuyor. Radyasyonla Çağında Hayata Yön vermek. Sekai, Sept. 2011; Radyasyona Maruziyet ,Iwanami yayınevi, 2012;  iki kitabı bulunuyor. Morita ülkemize ilk defa Fukuşima Faciasının 3. yıldönümünde Yeşil Düşünce &Nükleersiz .org  tarafından düzenlenen panelde Fukuşima’nın gerçeklerini anlatmak için gelmiş olup aynı yıl Ağustos ayında Gerze’deki panellere katılmıştır .2015 yılında da aynı organizasyonun Çernobil2i Anma Haftası etkinliklerine konuşmacı olarak davet edilmiştir.

(Yeşil Gazete)

Geri dönüşüm & İleri dönüşüm ya da Recycling & Upcyling – Büşra Güder

Aslında “upcyle” kelimesini daha çok seviyorum ama madem yazıyı Türkçe yazıyoruz Türkçe’de kullanılan terimi kullanalım. Son yıllarda çokça revaçta olan bu akım için şahsen ben İngilizce’de hangi terimi kullanacağımı da bilmiyordum birkaç yıl önce. Bir AB projesi yapıyorduk çevre ile ilgili ve ileri dönüşüm atölyemiz vardı. Katılımcılara İngilizce anlatırken ne diyeceğimizi düşünmüştük. Sonra atölyeyi yapacak arkadaşım BM Çevre ofisinden birilerine sormuştu da öyle öğrenmiştik. Gerçi Türkçe’de ileri dönüşüm dendiğini nasıl ve kimden öğrendik onu da anımsamıyorum.

Ama benim yazıyı yazma amacıma gelir isek geri dönüşüm ve ileri dönüşüm farklı kavramlar ve kesinlikle aynı şey değil! Dedim ya son zamanlarda pek revaçta ve sosyal medyada sıkça paylaşılan örnekler görüyorum ben ama hep geri dönüşüm başlığı altında paylaşıyorlar. Ben de ısrarla her birine bunun ileri dönüşüm olduğunu geri dönüşümün başka bir şey olduğunu söylüyorum. Tabi bunu gören Yeşil Gazete editörü arkadaşım Alper hiçbir fırsatı kaçırmadığı gibi bunu da kaçırmayıp o zaman neden Yeşil Gazete’ye bir yazı yazmıyorsun diye olaya atladı.

Hem Yeşil Gazete’ye bir şeyler yazıyor olmak beni çok mutlu ediyor hem de kendimi bu alanda yeni hissediyorum ve o da bir burukluk veriyor bana. Yeni değilimdir ya da belki de şu an etrafımda olan Yeşiller kadar iyi değilim diyelim. Çok uzun zamandır bu konulara ilgim olmasına rağmen yok gençlik alanı, yok insan hakları yok Romanlar derken ekolojiye dair yeterince okuyup araştırmamışım öyle diyelim. Neyse hiçbir zaman geç değildir diyerek konumuza dönüyorum.

Geri Dönüşüm (Recycle)

Çok basit ve anlaşılır bir şekilde anlatacak olur isek geri dönüşüm kullanılmış kağıdın biriktirilip yeniden kağıda, kullanılmış plastiğin toplanıp yeniden plastiğe, kullanılmış camların yeniden cama dönüştürüldüğü bir süreç. Tabii bu sadece kağıt, cam ve plastik için geçerli değil, metal ve teneke kutular ve başka materyaller için de geçerli bu.

İleri Dönüşüm (Upcycle)

İleri dönüşüm ise işlevini yitirdiğini düşündüğümüz bir eşyayı çöpe atmak yerine başka bir amaçla yeniden kullanıma kavuşturmak. Böyle yazınca çok anlaşılır gelmeyebilir fakat örneklerle daha anlaşılır olacaktır. Şöyle ki yıllardır babaannelerimizin anneannelerimizin yaptığı gibi mesela bir yoğurt kabını saksıya çevirmek ya da Vita yağ tenekesine bir şeyler ekmek. Ben de mesela su şişelerini saksıya çeviriyorum hatta daha güzel görünsünler diye atölyedeki artık kargılarla etrafını bile çevirdim. Bakınız,

19

Ton balığı kutularından da mumluk yapmıştım,

20

21

Bugüne kadar çevre ve sürdürülebilirlik ile ilgili iki tane gençlik projesi yaptım AB destekli, ikisinde de katılımcılarımız çok güzel şeyler yaptılar ileri dönüşüm örneği olarak. İlkinde İzmir’de proje boyunca işimize yarayabilecek tüm malzemeleri toplamıştık ve projenin sonlarına doğru bir gün boyunca o topladığımız şeylerle yeni bir şeyler üretmeye çalışmıştık.

İkincisi ise Tekirdağ’da olmuştu. Bu sefer de projeyi yaptığımız kasabada eşya avına çıktık, sokakları gezip etraftan işimize yarar bir şeyler toplamıştık. ben de bu aşağıda gördüğünüz kapıyı buldum boş bir arsada. Öncesi sonrası şeklinde paylaşıyorum burada.

22

İnsanbeşer olarak dünyayı son günlerine getirdiğimiz şu zamanlarda azıcık da olsak aman daha  az tüketelim, geri dönüştürelim, ileri dönüştürelim, paylaşalım, çevreye verdiğimiz zararı azaltalım. Ekelim biçelim, kimyasallardan uzak duralım, kırsala dönelim diyen insanlar var hala…  Ben de onlardan biri olmaya çalışıyorum işte naçizane…

Büşra Güdar

 

Büşra Güder

 

Bu okul hem Meraklı Kedi hem de güneş enerjili

Bodrum’da faaliyete geçen Mutlu Keçi’nin ardından Türkiye’nin ikinci Başka Bir Okul Mümkün (BBOM) okulu olarak 2015 – 2016 eğitim yılında Ankara’da derslerine başlamaya hazırlanan Meraklı Kedi İlkokulu, Almanya Büyükelçiliği’nin de katkısıyla elektriğini güneşten temin edecek.

BBOM Kooperatifi üyesi, Meraklı Kedi İlkokulu’nun ilk öğrencilerinden olmaya hazırlanan 4,5 yaşındaki Özgür Ada’nın annesi Deniz Atak, Meraklı Kedi’nin 6 Temmuz Pazartesi günü saat 14:00’te tüm Ankaralıların da katılımı ile açılışını gerçekleştireceği güneş panelllerinin faaliyete geçmesi töreninin hemen öncesinde Yeşil Gazete’ye konuştu.

Yeşil Gazete: Başka Bir OKul Mümkün’ü tanıyalım önce

4

Deniz Atak: BBOM’un 4 ana eksenini aktarmam gerekir önce. Ekolojik duruş, Özgün finansman, Alternatif eğitim ve Demokratik Yönetim.

Meraklı Kedi'de güneş panelleri hakkında bize BBOM'dan Deniz Atak (en sağda) bilgi verdi
Meraklı Kedi’de güneş panelleri hakkında bize BBOM’dan Deniz Atak (en sağda) bilgi verdi

Ben tanışma toplantılarının yapılmaya başlandığı 1,5 yıl öncesinden itibaren BBOM’un içindeyim ama iki ile iki buçuk sene öncesinden bu işin içinde olan arkadaşlarımız da var. İlk BBOM okulu Bodrum’da açıldı biliyorsunuz, Mutlu Keçi İlkokulu. Meraklı Kedi ikincisi olacak. 3. BBOM okulunun da İzmir’de hazırlık aşamasında olduğunun söyleyebilirim. İzmir’deki BBOM erken çocukluk öğrenme merkezi kapsamında faaliyet gösteren Anaokulu olacak.

BBOM’da herkesin eşit hakkı bulunduğu bir kooperatif düzenindeyiz. Şu anda Bodrum, Ankara, İzmir ve Eskişehir’de kooperatif şeklinde, İstanbul’da ise ise henüz oluşum seviyesinde olan BBOM örgütlenmeleri bulunuyor.

Yerelde BBOM oluşturmak isteyenler Başka Bir Okul Mümkün Derneği ile iletişime geçebilirler. Mesela siz de Mersin veya Adana’da bunu gerçekleştirebilirsiniz.

 

YG.: Güneş enerjisi ile kendi elektrik tüketimini karşılama fikri nasıl gündeme geldi?

Meraklı Kedi'nin güneş panelleri
Meraklı Kedi’nin güneş panelleri

DA: Bir arkadaşımızın önerisi ile hayata geçti. Almanya, hem kendi bünyesinde hem de dünyada yenilenebilir enerjiye geçisi destekleyen bir ülke. Burdan hareketle Almanya Büyükelçiliği ile görüşmelere başladık. Meraklı Kedi’de güneş enerjisi kullanmak istediğimizi belirttik.

Görüşmeler 2 ay içerisinde tamamlandı. Ekolojik okul olma yolunda en büyük adımlardan bir tanesini attık. Almanya Büyükelçiliği’nin katkılarıyla okulumuza güneş panelleri takıldı!. 6 Temmuz Pazartesi günü de hem biz hem okul personelimiz hem çocuklarımız hem de Ankaralılar ile biraraya gelerek keyifli bir buluşma içerisinde güneş enerjisi panellerimizi devreye sokacağız. Herkesi beklediğimizi bir kez daha ifade edeyim.

Bu, iki açıdan ilk olma özelliğini de taşıyor.Hem Türkiye’de ilk defa bir okul elektrik enerjisini güneşten karşılamış olacak hem de ilk defa Almanya Büyükelçiliği bir okulda bunun gerçekleşmesi için katkıda bulunmuş olacak. Okulumuzun enerjisinin büyük bir kısmı (yazın %80’i, kışın %30’unu) artık güneş enerjisinden karşılanacak!

Bu noktada tüm süreçte bize destek veren Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Eberhard Pohl’a da teşekkür ederiz.

 

YG: Peki, Güneş Enerjisi ile eğitim süreci nasıl olacak Meraklı Kedi’de?

BBOM üyesi İçten Sayın, güneş enerjisi ile demlenen çayını yudumluıyor
BBOM üyesi İçten Sayın, güneş enerjisi ile demlenen çayını yudumluıyor

DA: Aslında biz güneş panellerimizi test etmeye şimdiden başladık. Hatta, geçen hafta okulumuzda güneş enerjisi ile demlenen çaylarımızı da içtik. Bugün (2 Temmuz Perşembe) güneş panellerini okula kuran Ekosolar firması okul bahçemize güneş enerjili sokak lambalarımızı da monte etti.

Biz, BBOM’da ekolojik bir duruşu önemsiyoruz, istiyoruzki öğrencilerimiz ormana gitsin, ağaçlara çıksın, tabiatı içinde iken keşfetsin. Güneş enerjisinin gelmesi ile buna dair eğitimleri de düzenleyeceğiz. Bu vesile ile çocukların algısında sürdürülebilirliği oluşturma imkanımız olacak. Başka okullardan çocukları Meraklı Kedi’ye getirip onların da bu konuda bilinçlenmesini sağlayacağız. Haftasonları güneş enerjili oyuncaklar ile etkinlikler düzenleyeceğiz.

 

YG: Son olarak, 6 Temmuz Pazartesi programı ile Meraklı Kedi’ye gelmek isteyenlerin nasıl ulaşabileceklerini sorayım.

18

DA: Saat 14:00, Almanya Büyükelçisi Eberhard Pohl’un gelmesi ile tören başlayacak. Çocuklarımız, biz, persoenlimiz ve davetimize karşılık veren Ankaralılar ilen birlikte keyifli bir buluşma planlıyoruz.

Meraklı Kedi İlkokulu, Ankara İncek’te. Adresimize ve yol tarifimize sitemiz bbomankara.org üzerinden ulaşabilirsiniz.

 

YG: Bilgi için çok teşekkür ederiz. Bundan sonraki süreçte de Meraklı Kedi’den haberleri bekliyoruz her zaman Yeşil Gazete okurları ile paylaşmak için.

DA: Asıl biz teşekkür ederiz. Yeşil Gazete’yi ilgi ile takip ediyoruz. Okulumuzdan haberleri her zaman paylaşacağız sizinle. Meraklı Kedi ile ilgili görsellere ise facebook sayfamız üzerinden ulaşabilirsiniz.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

 

 

 

 

O Hakime sürgün: Sen misin 3. Köprü’ye iptal kararı veren!

3. köprü projesine iptal kararı veren Hakim Serkan Mangal’ın kararın yayınlanmasından bir gün sonra terfi adı altında sürgün edildiği ortaya çıktı.

16

Kuzey Ormanları Savunması’nın web adresi kuzeyormanlari.org/ ‘da yer alan habere göre 3. köprünün en önemli bağlantı yollarını iptal eden mahkeme kararının yayınlanmasından bir gün sonra, yani 12 Haziran’da “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Birinci Dairesi’nin 12.06.2015 tarihli ve 944 sayılı İdarî Yargi Kararnamesi” çıktı.

Bu kararnameye göre, İstanbul İdare Mahkemesi Üyesi Serkan Mangal, Danıştay Tetkik Hâkimliği’ne ‘atandı.

Terfien Sürgün

Hukuk çevrelerinde “Danıştay Tetkik Hâkimliği”, karar mekanizmasından uzaklaştırma olduğu için sürgün olarak değerlendirilirken, esprili bir ifadeyle “terfien sürgün” olarak isimlendiriliyor.

Hakim Serkan Mangal'ın kararına ilişkin evrak görüntüsü
Hakim Serkan Mangal’ın kararına ilişkin evrak görüntüsü

8. İdare Mahkemesi’nin 11 Haziran’da verdiği kararın ardından, kararı değerlendiren yayın kuruluşları, iptal kararının sadece 3. Köprü’nün bağlantı yollarını kapsadığı konusunda haber yapmıştı. Oysa ki verilen karar sadece bağlantı yollarını değil, 3. Köprü’nün kendisiyle ilgiliydi.

17

 

Yani Serkan Mangal’ın kararı 3. Köprü inşaatının “en kritik noktası” olan boğaz geçiş alanının tümünü kapsamaktaydı .

(Kuzey Ormanları.org)