Ana Sayfa Blog Sayfa 3639

FIFA Kadınlar Dünya Kupası üçüncü kez ABD’nin

Kanada’da düzenlenen 2015 FIFA Dünya Kupası’nı finalde Japonya’yı 5-2 yenen ABD kazandı.

3...

Vancouver BC Place Stadyumu’nda oynanan final maçında bir önceki kupanın şampiyonu Japonya, ABD’nin karşısında daha 16. dakikada 4-0 geriye düştü.

Japonya 27. dakikada durumu 4-1’e getirip ilk yarıyı böyle bitirdiyse de 52. dakikaya kadar umutlanamadı. Bu dakikada ABD defansının kendi kalesine attığı golün Japonya’da yarattığı heyecan da kısa sürdü, iki dakika sonra maçın skoru belirlendi: 5-2.

Gol Kraliçesi Sasic
Gol Kraliçesi Sasic

Ukraynalı Kateryna Monzul’un yönettiği maçın sonucunda ABD FIFA Kadınlar Dünya Kupası’nı üç kez kazanan ilk takım unvanını aldı.

Maçın 14’üncü dakikasında skoru 3-0’a getiren ABD, Dünya Kupası’nda “en erken atılan 3 gol” rekorunu da kırmış oldu.

Gol Kraliçesi Sasic

Kupada gol kraliçesi altı golle Almanya’dan Sasic oldu. ABD’den Carli Llyod da aynı gol sayısıyla ikinci gol kraliçesi oldu ve gümüş krampon ödülü aldı.

Llyod, Kadınlar Dünya Kupası final mücadelesinde gösterdiği performansıyla bir rekora da imza attı. Llyod finalde hat trick yapan ilk kadın futbolcu oldu.

Kupanın en fazla gol atan takımı 20 golle Almanya, en fazla gol kurtaran kalecisi ise 12 kurtarışla ABD kalecisi Hope Solo oldu. Solo FIFA Altın Eldiven ödülü ile ödüllendirildi.

(Bianet)

Tahrip olan bir halk ve tahrik olan Türkiye – Fehim Taştekin

Türkiye’nin dört bir yanı Çin’i protesto eylemlerine sahne oluyor ama neyin Doğu Türkistan hassasiyetini depreştirdiğine dair ortam bilgi kirliliğinden geçilmiyor. Türkiye’nin dini ya da etnik bağla kendini ilişkilendirdiği coğrafyalarda bir mağduriyet söz konusu olunca halkları tahrik etmek mubah, gerekçe sormak lüzumsuz hale geliyor.

Kitleler bazı gazetelerin “Çin polisi oruç tutan 18 Uygur’u katletti” haberleriyle ateşlendi. Bir katliam var ama bunun oruçla ilgisi yok. ‘Şincan Uygur Özerk Bölgesi’ adıyla Çin’in en büyük yönetim birimi olan Doğu Türkistan’da son birkaç yılda tırmanan öfke ve şiddet çok daha köklü bir sorunun parçası.

Sözü edilen katliamla ilgili bilgiler ABD Kongresi’nin finanse ettiği Radio Free Asia’dan geldi. Buna göre 22 Haziran’da Tahtakoruk’ta bir araç trafik kontrol noktasına hızla dalıp bir memura ezdi. İçinden çıkan iki kişi, yaralı memura yardıma koşan iki polisi bıçakla öldürdü. Başka bir araçla gelen üç kişi de patlayıcı kullanarak üç polisi öldürdü, dördünü yaraladı. Bölgeye intikal eden polis birlikleri ise çatışmada 16 kişiyi öldürdü. Polise göre bunların hepsi ‘terörist’. Farklı kaynaklar ise ölen 28 kişiden altısının saldırgan, üçünün polis, geri kalanın siviller olduğunu söylüyor.

Saldırının ‘Ramazan önlemi’ diye sunulan dayatmalara tepki olduğu yorumları yapıldı. Sözü edilen önlemler memur, öğretmen ve öğrencilere oruç tutma yasağının yanı sıra lokantaları açık tutma ve bakkallarda alkol satma zorunluluğunu içeriyor. Bu önlem geçen yıl da uygulanmıştı. Ortaya çıkan bilgiler sorunun kaynağında başka şeylere işaret ediyor. Saldırganlar polis takibindeki bir aileden geliyor. Terörize edilmiş bir aile. 10 yıl önce ailenin toprakları bir Han Çinlisine verilmiş. Ekonomik darlığa düşen aile giderek dindarlaşmış. Polis yakından izlediği ailedeki erkeklerin sakalını zorla kestirip kadınların başını açtırmış. Ailenin gençleri sıklıkla karakola çekilmiş.

Yine 17 Haziran’da Xi’an’da tren istasyonunda bilet kuyruğunda bekleyenlerin üzerine elindeki tuğlayla yürüyen bir kişi polis tarafından öldürüldü. Bu olay da muamma.

ŞİDDET DALGASI

Doğu Türkistan’ın bağımsızlık özleminden kaynaklanan bölünme korkusuna son yıllarda Doğu Türkistan İslami Hareketi’nin yol açtığı şiddet eylemleri eklenince Çin’in zalimane uygulamaları katmerleşti. 2009’da Urumçi’de Uygurlar ile Hanlar arasında çıkan çatışmalardan sonra Çin güvenlik güçlerinin baskın, keyfe keder gözaltı ve yargısız infazları arttı. Devlet terörüne dair örnekler çok. Mesela geçen şubatta bir kadın Türkiye’deki kocasının yanına gitmek için ülkeden kaçarken yakalandı ve işkenceden öldü.
10 Haziran’da Duva’da bir nehir yatağında toplanan 12 Uygur bölgede bir çobanın “Yabancılar var” diyerek yaptığı ihbar üzerine polis operasyonunda öldürüldü. Ölümün reva görüldüğü suçlama ‘şüpheli toplantı.’ Bölgede şubatta Uygurlarla polis arasındaki çatışmada 7 kişi ölmüştü. Ekimde aynı bölgede üç polis bıçakla öldürülmüştü.

Çin polisinin halkı terörize eden önlemlerinin terörü önlediği söylenemez. Tersi bir tablo var:

– Mart 2014’te Kunming’te biri kadın 8 kişi, tren istasyonunda bıçaklarla 35 kişiyi öldürdü, 141 kişiyi yaraladı.

– Nisan 2014’te Urumçi tren istasyonunda bıçak ve patlayıcılarla 3 kişi öldürüldü, 79 kişi yaralandı.

– Mayıs 2014’te Urumçi’de pazarında bomba yüklü iki araç patlatıldı 31 kişi öldü, 90 kişi yaralandı.

Artan şiddet olayları nedeniyle Uygurların potansiyel terörist muamelesi gördüğü yeni bir süreç yaşanıyor. Bu da Uygurların dışlanmışlığını derinleştiriyor. Daha tehlikeli olanı da kapıda: Şiddet sarmalı IŞİD’e de kapı aralıyor. Irak ve Suriye’de IŞİD saflarında savaşan Uygurların sayısı 300’ün üzerinde. IŞİD lideri Ebu Bekir Bağdadi, Müslümanların haklarının ihlal edildiği 19 ülke arasında Doğu Türkistan’ı da saydığından beri Çin yönetimi daha da alarmda.

Devlet Kaidevari örgütleri önlemenin yolunu dini pratiklere müdahalede görüyor. Mesela Ekim 2014’te 18 yaş altında çocukların dini eğitim almaları yasaklandı. Dünya Uygur Kongresi’ne göre Hotan, Kaşgar ve Aksu gibi illerde ailelerden çocuklarını kuran eğitimi aldırmama ve oruç tutturmama konusunda dair yazılı taahhüt alındı.

Yetkililer Uygurların dini kimliği ile değil terör ve aşırılıkçılıkla mücadele ettiklerini savunuyor. Bu çerçevede kadınlara ‘Burka yerine geleneksel renkli Uygur elbiselerini giyinin’ deniliyor. Mantıklı bir yaklaşım ama dayatma eşliğinde gelince sorun.

ÇİN YÖNETİMİNİN MAKUL MÜSLÜMANLARI: HUİLER

Çin yönetiminin bir de ideal Müslüman azınlık modeli var: Huiler. Uygurların maruz kaldığı etnik ayırım, dinsel baskı ve kültürel baskı politikalarının Huilere uygulandığı söylenemez. Nüfusu 10 milyonu aşan ve fiziksel görünüm olarak Hanlardan farksız olan Huiler anadil olarak Çinceyi (Mandarin) konuşan tek Müslüman topluluk. İnançları gereği Uygurlar gibi alkol ve domuz etinden uzak duran Huilerin Hanlarla kültürel etkileşimi yüksek. Baskıya maruz kalmamalarının bir nedeni asimile bir topluluk olmaları, diğer nedeni Çin’in egemenliğini tehdit etmemeleri. Devlet kademeleri ve iş hayatında Uygurlardan çok daha iyi yerdeler.
Uygurlar ise sonradan Doğu Türkistan’a yerleştirilen Hanlar zenginleşirken kendileri fakirleşti. Huiler ile Hanlar arasındaki geçişkenliği Uygurlar ile Hanlar arasında tesis etmek de kolay değil. Başkent Urumçi’nin zengin kuzeyinde Hanlar, fakir güneyinde Uygurlar yaşıyor. İki halkın birbirinin yüzünü görmeye tahammülleri yok. Bunu 2009’da 197 kişinin öldüğü çatışmada çok net gördük. Huileri ideal dini azınlık diye resmeden Çin siyaseti, Uygurları ‘medenileştirilmesi gereken topluluk’ olarak görüyor.

8 milyon nüfusa sahip Uygurlar Türkçe konuşuyor ve Arap alfabesini kullanıyor. Bu iki yönüyle hakim kültüre direnebilen Uygurlar bölgeye merkezden planlı Han istilasına rağmen bağımsızlıktan yana milliyetçi damarını muhafaza etti. SSCB’nin dağılmasının ardından Orta Asya’da Türk cumhuriyetleri bağımsızlığını kazanırken biri 1933 diğeri 1944’te iki kez cumhuriyet ilan etmiş Uygurlar da tarihin kendilerine güleceği günler için umutlandı. 1990’larda nükseden bağımsızlık yanlısı milliyetçi dalgaya radikal İslamcı örgütlenme eklendi. Afganistan, Çeçenya ve Özbekistan’da gerilla eğitimi alan Uygurlar şiddeti Doğu Türkistan’ın sokaklarına taşıdı. Çin’in yanlış politikaları da Kaidevari örgütlerin işini kolaylaştırdı.

Özetle mesele ne basit bir terör sorunu ne de sadece özgürlük kavgası. Mesele kışkırtma kaldıramayacak kadar nazik. Türkiye’nin mazlum ve mağdur Uygurlara sahip çıkarken öteki yakıcı gerçeği göz ardı etmemesinde fayda var. Yoksa Kunming’da bıçakla katliam yapanların üzerinden Türkiye pasaportu çıkması gibi izahı zor durumlara düşebilir. Halihazırda izahı zor başka durumlar da var; Dünya Uygur Kongresi lideri Rabia Kadir Türkiye’ye gelmek için vize alamazken Uygur gençlerin Türkiye üzerinden kolayca Suriye’ye geçip IŞİD gibi örgütlere katılıyor olması gibi… Evet dedim ya kahrolası madalyon hep iki yüzlü.

 

Fehim Taştekin – Radikal

Yunanistan Maliye Bakanı istifa edeceğini açıkladı

Troyka’nın kurtarma paketine yüzde 61 ile “hayır” diyen Yunanistan’da Maliye Bakanı Yanis Varufakis istifa edeceğini açıkladı. Varufakis istifa kararını kişisel blogundan duyurdu.

Bakan Twitter adresinden de bir açıklama yaptı ve “Minister No more!” diyerek “Artık bakan değilim” dedi.

17

Varoufakis, “referandum sonuçlarının ardından yapılacak toplantılarda yer almayacağım, bugün itibariyle görevimden istifa ediyorum” diye devam etti.

Varoufakis, Yunananistan’da dün yapılan ve Avrupa Birliği, Avrupa merkez bankası ve Uluslararası Para Fonu’ndan oluşan Troyka’nın paketine güçlü bir “hayır” oyunun çıktığı referandum sonrası yaptığı açıklamada da, “Bizim HAYIR’ımız, demokratik ve rasyonel bir Avrupa’ye EVET demektir” dedi.

Maliye Bakanı istifasıyla ilgili Yunanistan Maliye Bakanlığı’ndan henüz bir resmi açıklama yapılmadı.

(T24)

Anayasa Mahkemesi, büyük projeleri ÇED’den muaf tutan yasayı iptal etti

3. havaalanı, 3. köpür ve Akkuyu Nükler Santrali gibi projeleri, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinden muaf tutmak için çıkarılan ‘torba yasa’yı Anayasa Mahkemesi iptal etti. Daha önce Danıştay da yönetmelikleri iptal etmişti. Karar henüz üretim veya işletmeye alınmamış bütün projeler için ÇED zorunlu olacak.

 

15

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre hükümetin ‘yasa oyunu’ da Anayasa Mahkemesi’ne takıldı. Büyük projeleri ÇED kapsamı dışına çıkaran Torba Yasa Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. İptalin gerekçesi dün Resmi Gazete ’de yayınlanırken, karar da yürürlüğe girmiş oldu. Mahkeme kararında, yargı kararlarının gerekçelerinin iktidar tarafından ‘sözcük oyunlarıyla’ nasıl farklı yorumlandığına da dikkat çekti.

Projeler yaşama geçirilirken, çevreye etkilerinin değerlendirilme için ÇED raporları isteniyor. Bu süreci bir an önce aşmak isteyen AKP , 3. köprü, 3. havaalanı, Akkuyu Nükleer Santrali gibi büyük projeleri ÇED sürecinin dışına çıkarabilmek için birçok yönetmelik değişikliği yaptı. Ancak bu yönetmelik değişikliklerinin tamamı Danıştay’dan döndü. Hükümet bunun üzerine farklı bir yola başvurdu. Bu kez de yasa değişikliği yaptı. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası ile Bazı Yasalarda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa’yı (torba yasa) çıkardı. Torba yasa ile Çevre Yasası’nda da birçok projeyi ÇED sürecinin dışına çıkaran önemli bir değişiklik yapıldı. Çevre Yasası’na şu geçici madde eklendi: 23 Haziran 1997 tarihinden önce kamu yatırım programına alınmış olup, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle planlama aşaması geçmiş ve ihale süreci başlamış olan veya üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesisler ÇED kapsamı dışındadır.”

Torba Yasa 29 Mayıs 2013 tarihinde yürürlüğe girdi. Böylece bu tarihte planlama aşaması geçen ve ihale süreci başlamış olan veya üretim, işletmeye geçen projeler ÇED kapsamı dışında bırakıldı.

Düzenlemeyi anayasaya aykırı bularak iptal eden Anayasa Mahkemesi kararında, şöyle dedi: “Kuralın yürürlüğe girdiği 29 Mayıs 2013 tarihi itibariyle henüz üretim ya da işletmeye başlamamış veya ihale süreci henüz tamamlanmayan kamu yatırırım projelerinin ÇED uygulamasının kapsamı dışına çıkarılmak suretiyle sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olduğu söylenemez.”

Anayasa Mahkemesi, kararında iktidara önemli bir uyarıda da bulundu. Daha önce ÇED değişiklikleriyle ilgili yargıdan çıkan kararlara dikkat çeken Anayasa Mahkemesi, torba yasadaki değişiklikle Danıştay kararlarının yorumlanmasında “sözcük oyunları” yapıldığına işaret etti. Kararda şöyle denildi: “İptali istenilen yasa düzenlemesi ile Danıştay kararının gerekçesi sözcük oyunuyla, yap boza maruz bırakılmıştır. Danıştay’ın ‘planlama aşaması geçmiş’ ifadesiyle ‘işletmeye başlamış ve üretim aşamasında bulunan faliyetleri’ vurgulamasına rağmen iptali istenilen düzenleme ile ‘planlama aşaması geçmiş’ ifadesi üretim ve işletme aşamasında bulunan faliyetler bağlamından koparılmış ve daha işletmeye ve üretime başlamamış faliyetleri de kapsayacak biçimde düzenlenmiştir. Bu şekilde ÇED kapsamı dışında tutulacak faaliyetler, üretim ve işletme aşamasında olduğu belgelenen faaliyetlerin ötesine geçerek, işletme ve üretim faaliyeti içinde olmayan projeleri de kapsayacak biçimde genişletilmiştir.”

AYM’NİN KARARI NE ANLAMA GELİYOR?

Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar Cumartesi günü Resmi Gazete’de yayınlandı. Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de yayınlandıkları gün yürürlüğe giriyor. Dün yürürlüğe giren kararla, 23 Haziran 1997 tarihinden önce kamu yatırım programına alınan, 29 Mayıs 2013 tarihi itibariyle de üretim veya işletmeye başlamış olan projeler ile bunların gerçekleştirilmesi için zorunlu olan yapı ve tesisler ÇED dışında kalacak. Ancak henüz üretim veya işletmeye alınmamış yani tamamlanmamış olan bütün projeler için ÇED zorunlu olacak.

(Cumhuriyet, Radikal)

 

Meyve ve sebzelerdeki pestisit oranı limitlerin çok üzerinde çıktı

Meyve ve sebzelerin yetiştirilmesi sırasında kullanılan pestisitlerin kalıntı miktarlarını tespit etmek amacıyla yapılan bir çalışma, gıdaların mevzuatta belirtilen maksimum limit değerlerinin çok üzerinde kalıntı içerdiğini ortaya çıkardı.

14

Cumhuriyet Gazetesi’nden Ahmet Şık’ın haberine göre Akdeniz Üniversitesi’ne bağlı Gıda Güvenliği ve Tarımsal Araştırmalar Merkezi’nde 2013 ve 2014’te yürütülen Antalya merkezli çalışma domates, yeşil biber, salatalık, kabak, patlıcan, çilek ve portakal gibi sofralardaki temel ürünlerin zehir deposu olduğunu ortaya koydu. 2013’de semt pazarlarından tesadüfi toplanan 400 ayrı sebze ve meyve örneğinin yüzde 21’inin, 2014’te ise incelenen 309 adet gıda örneğinin yüzde 25’inin mevzuatta belirtilen üst limit değerlerin üzerinde pestisit kalıntısı içerdiği belirlendi. Bir üründe birden fazla sayıda pestisit kalıntısı bulunduğunu da ortaya koyan çalışmada elde edilen sonuçlar Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yürütülen rutin denetim çalışmaları sonucunda elde edilen değerlere oranla büyük farklılıklar içeriyor.

Limitlerin üzerinde

2013’te 163 domates, 82 yeşil biber, 91 salatalık, 25 kabak ve 39 çilek örneği olmak üzere toplam 400 adet meyve ve sebzenin yüzde 21’inde mevzuatta belirtilen limit değerlerin üzerinde pestisit kalıntısı bulunduğu ortaya çıktı. 2014’ün aynı döneminde analiz edilen 106 domates, 53 yeşil biber, 37 salatalık, 22 kabak, 21 çilek, 16 patlıcan ve 54 portakal olmak üzere 309 adet ürünün ise yüzde 25’inde limit değerlerin üzerinde kimyasal madde kalıntısına rastlandı.

13

2013’te analiz edilen domates örneklerinin yüzde 6’sı, 2014’te ise yüzde 12’sinde maksimum kalıntı limitlerinin üzerinde pestisit kalıntısı içerdiği belirlendi.

Bu oranlar yeşil biberde yüzde 31 ve 30, kabak için yüzde 40 ve 36, çilek içinse yüzde 10 ve 5 olarak tespit edilirken bu oranlar patlıcanlarda yüzde 19, portakallarda yüzde 24.

Pestisit arıları da öldürüyor

Çalışmanın ortaya çıkardığı bir diğer önemli bulgu da, kalıntı limitlerinin altında olsa da, aynı üründe birden fazla sayıda pestisit kalıntısının bulunması oldu. Analiz yapılan sebze ve meyve örneklerinin yüzde 85’inde birden fazla sayıda pestisit kalıntısı olduğu ortaya çıktı. ak için yüzde 4 ve 9, çilek içinse yüzde 25 ve 19 olarak tespit edildi.

Çalışmayı yürüten ekip adına açıklama yapan Akdeniz Üniversitesi Gıda Güvenliği ve Tarımsal Araştırmalar Merkezi Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr Bülent Şık bir toksik kimyasal maddenin maksimum kalıntı limit değerlerinin altında olmasının bile sağlığa olumsuz etkileri olduğunu söyledi. Şık’a göre son yıllarda sıklıkla karşılaşılan arı ölümlerinin bir nedeni de pestisitler. Şık, “Neonikotinoidler adı verilen bir kimyasal gruba ait pestisitlerin arı ölümlerine yol açabileceği sıklıkla dile getiriliyor. Yaptığımız araştırmada domates, biber ve salatalık örneklerin yüzde 40’ında en az bir adet neonikotinoid grubuna ait pestisit saptandı” dedi.

(Cumhuriyet)

Manisa’da trafik katliamı: 15 tarım işçisi hayatını kaybetti

Manisa’nın Gölmarmara ilçesinde kasasında tarım işçisi taşıyan kamyonet, süt tankeri ile çarpıştı. Kazada kamyonette bulunan 15 kişi öldü 2 kişi yaralandı.

12

Kaza bugün saat 05.30’da Gölmarmara’ya bağlı Hacıveliler Köyü yakınlarında meydana geldi. Bir süt tankeri ile bağa asma yaprağı toplamaya giden tarım işçilerini taşıdığı belirtilen kamyonet çarpıştı.

Tankerin şerit ihlali yapması nedeniyle meydana geldiği ileri sürülen kazada, büyük bölümü kadın olan kamyonetin kasasında bulunan tarım işçisi 15 kişi yaşamını yitirdi, 2 kişi yaralandı.

Tanker şoförünün ise kazadan sağ kurtulduğu öğrenildi. Kazanın haber alınmasının ardından olay yerine ambulans ve cenaze araçları sevkedildi. Jandarma kazayla ilgili soruşturma başlattı.

Güneş enerjili uçak Solar Impulse-2 Hawai’ye ulaştı

Tümüyle güneş enerjisiyle çalışan dünyanın ilk uçağı olan Solar Impulse-2’nin dünya turu devam ediyor. Solar Impulse-2, Japonya’dan Hawai’ye kadar 5 günlük yolculuğunu başarıyla bitirdi.

11

İsviçreli pilotlar Bertrand Piccard ve André Borschberg tarafından geliştirilen uçağın yolculuğunun yedinci etabı sonuçlandı. Üzerine monte edilen 17 bini aşkın güneş piliyle çalışan uçak, Mayıs ayında ulaştığı Japonya’dan Pasifik Okyanusu’ndaki Hawai’ye uçtu.

4 gün 21 saat süren uçuş sonucu dün Hawai’ye ulaşan güneş pilli uçak toplamda 8 bin 200 kilometre yol aldı. Uçağı kullanan pilotun belli aralıklarla uyuyabildiği uçuş sırasında günlük sadece 5 saat uykuyla yolculuğunu tamamladığı da  bildirildi.

Toplam 16 etapta 30 bin kilometreyi aşkın yol alması planlanan Solar Impulse-2’yi uçuşlarının her etabında yalnızca bir pilot kullanabiliyor. Hiç yakıt kullanmayan uçağın kanat uzunluğu 72 metreyi buluyor ve dünyanın en büyük uçağı Airbus 380 ile yarışıyor. Uçağın toplam ağırlığı ise sadece 2 bin 300 kilogram ve böylelikle Airbus 380’in yüzde 1’ine denk geliyor.

Solar Impulse-2, Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’de 12 Mart’ta başladığı yolculuğu sırasında Japonya’da olumsuz hava koşulları nedeniyle 27 gün boyunca beklemek zorunda kalmıştı. Solar Impulse-2, ABD üzerinden geçtikten sonra Atlantik üzerinden Güney Avrupa’ya, oradan da Kuzey Afrika üzerinden Temmuz ayında tekrar başlangıç noktası olan Abu Dabi’ye dönmesi planlanıyordu.

(ANF)

Efes Antik Kenti de Unesco Kültür Mirası listesinde

Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenen Dünya Miras Komitesi 39. Dönem Toplantısı’nda UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne Diyarbakır Surları’ ve Hevsel Bahçelerini’nin. ardından Efes Antik Kenti de alındı.

10

Yaklaşık 22 yıldır UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girebilmek için çabalayan Efes Antik Kenti sonunda hayallerine kavuştu.

UNESCO 39’uncu Dünya Miras Komitesi Toplantısı’nda yapılan oylama sonucu Efes Antik Kenti, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girdi. Haberi, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, twitter hesabından paylaştı.31 Adayın bulunduğu listede Türkiye’den iki aday, bu yıl UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dahil oldu. Diyarbakır surları ve Hevsel Bahçelerinin ardından Efes Antik Kenti de listeye girdi. Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenen Dünya Miras Komitesi 39. Dönem Toplantısı’nda Türkiye’nin ‘Efes’ dosyası, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kaydedildi.

21 yıllık bekleyişin sonunda UNESCO Dünya Kültür Mirasına giren Efes, listenin pek çok üyesinden farklı olarak dört bileşenle listeye girdi. Efes Antik Kenti beraberinde Meryem Ana evi, Ayasuluk Kalesi ve Çukuriçihöyük ile listede yerini aldı. Geçen yıl listeye 99’uncu sıradan giren Bergama ile İzmir, güney ucundan kuzey ucuna UNESCO ağıyla örülmüş oldu. Bu sonuçla Türkiye’nin listedeki varlık sayısı 15’e yükseldi.

Büyük bir sorumluluk üstlendiklerinin altını çizen ve toplantı sonrasında ilk açıklamayı yapan Selçuk Belediye Başkanı Zeynel Bakıcı, “Bugün büyük bir gurur yaşıyoruz. Efes Antik Kenti ile hem UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi tamamlandı, hem de Efes hak ettiği ve bana göre çok geç kaldığı haklı değeri kazanmış oldu. Ben süreçte emeği geçen herkese, her kuruma çok teşekkür ediyorum. Bu gurur hepimize ait, ülkemize hayırlı olsun” dedi.

Daha önce Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi’nin (ICOMOS) Efes hakkında yolladığı iki önrapor da olumluydu ve listeye girmeye kesin gözüyle bakılıyordu. Efes Antik Kenti’ni 2014 yılında 1.873.701 kişi ziyaret etmişti.

2015 Yılı İtibariyle Türkiye’den UNESCO Dünya Kültür Mirası Kalıcı Listesi’nde yer alan tarihi yerler şunlar;

Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçesi
Efes Antik Kenti (İzmir)
İstanbul’un Tarihi Alanları
Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Sivas)
Hattuşaş (Boğazköy)
Nemrut Dağı (Adıyaman)
Xanthos-Letoon (Antalya)
Safranbolu (Karabük)
Truva Antik Kenti (Çanakkale)
Selimiye Camii ve Külliyesi (Edirne)
Çatalhöyük (Konya)
Bergama (İzmir)
Cumalıkızık (Bursa)
Pamukkale (Denizli)
Kapadokya (Nevşehir)

(Arkeofili)

Tsipras’dan “OXI” yorumu, “Demokrasiye şantaj yapılamaz”

Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras, referandum sonucunun belli olmasının ardından ilk açıklamasını yaptı. Tsipras, referandum sonucunun Avrupa ile ilişkilerin kesilmesi anlamına gelmediğini söyledi.

4

Yunanistan, pazar günü yapılan referandumda alacaklıların sıkı tasarruf önlemleri öngören reform programına “OXI” (Hayır) dedi. Syriza lideri Başbakan Aleksis Tsipras, sonucun borçların silinmesi yönündeki taleplerini güçlendirdiğini söyledi. Tsipras, “Şimdi Yunanistan’ın borç yükü müzakere masasına gelecek” şeklinde konuştu.

İlk önceliğinin bankaların yeniden açılması olduğunu belirten Tsipras, Atina’nın reform yapmaya hazır olduğuna dikkat çekti. Başbakan, acilen yatırımlara ve borçların yeniden yapılandırılmasına ihtiyaç olduğunu vurguladı.

5

Tsipras, pazartesi günü tüm partilerin yöneticilerini bilgilendireceğini ve bu referandumun galibi veya mağlubu olmadığını belirtti. “Halk, en ağır koşullar altında demokrasiye şantaj yapılamayacağını kanıtlamıştır” diye konuşan Başbakan, referandum sonucunun kendisine Avrupa ile ilişkilerin kesilmesi yönünde bir yetki vermediğini, aksine sosyal adalete dayanan bir uzlaşma sağlamak için yetki tanıdığını belirtti.

(DW Türkçe)

Yunan halkı kreditörlere kapıyı gösterdi: “OXI”

Yunanistan halkı, kreditörlerin nakit akışı için öne sürdüğü koşulların kabul edilip edilmemesine ilişkin kararı referandumda oyladı. Yüzde 90’ı açılan sandıktan %61,5 oranında “Hayır” kararı çıktı.

1

Geçen ayın sonlarına doğru gerçekleşen Euro Bölgesi Maliye Bakanları Toplantısı’nda Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) sunduğu ve iki metinden oluşan mevcut kurtarma paketinin tamamlanması, ileriye dönük reformlar ve borç sürdürülebilirlik analizinden oluşan teklifin hükümetçe kabul edilip edilmemesi için sandığa giden halk “evet” ya da “hayır” dedi.

Referandumun geçerli olabilmesi için kayıtlı seçmenin yüzde 40’ının sandığa gitmesi gerekiyordu.

Buna göre yüzde 90’ı sayılan oyların oranı şöyle:

Hayır oyu: Yüzde 61,5

Evet oyu: Yüzde 38,5

Atina’daki Sintagma Meydanı’nda hükümet destekçileri kutlamalara başladı.

2

Yunanistan müzakerecisi Euclid Tsakalotos sonuçların netleşmesinin ardından yaptığı açıklamada, “Paralel para birimi basmayı düşünmüyoruz. Zaten onların da bizi euro’dan atacaklarını düşünmüyorum. Onlarla bu gece itibariyle görüşmeye hazırız” derken İçişleri Bakanı Panos Skurletis, “Halkımız gurur duymalı. Hükümetimiz Avrupa’daki müzakerelere eli güçlü bir şekilde gidiyor.” şeklinde konuştu.

Podemos’tan ve HDP’den mesaj

Podemos’un lideri Pablo İglesias da, Twitter hesabından Atina’daki kutlama görüntülerini paylaşıp “Yunanistan’da demokrasi kazandı” diye yazdı.

HDP Genel Merkezi Twitter’dan paylaştığı mesajda, “Eşitlikçi, adil ve özgürlükçü bir dünyanın her zamankinden daha yakın olduğuna dair inancı pekiştirenlere selam!” dedi.

SYRIZA ne diyor?

SYRIZA’nın lideri ve Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras IMF ile görüşmeler sonrasında, “Ya anlaşma istemiyorlar ya da başka çıkarlara hizmet ediyorlar” demişti.

Referandumda ‘Hayır’ oyu vereceklerini belirten ve bu yönde referandum çalışması yapan Syriza hükümetinin yaptığı ‘Hayır’ mitingine de birçok sol grubun yanı sıra binlerce Yunanistanlı destek vermişti.

(IMC Tv)