Ana Sayfa Blog Sayfa 3627

[Özel Haber] Sinema artık köylerde: 3. Sinemasal Açık Hava Sinema Festivali 3 Ağustos’ta başlıyor

Sinemasal, 3 – 23 Ağustos tarihleri arasında bu sene rotasını Doğu Anadolu’nun köylerine doğru kıracak. 2013’de Güneydoğu Anadolu, 2014’de ise Karadeniz’in köylerinde sinema ile daha önce hiç tanışma imkanı bulamamış çocukların ayağına sinemayı götüren Sinemasal’ın macerasını, bu fikrin önce hayalleyeni sonra da hayat geçireni Enes Kaya ile Yeşil Gazete okurları için konuştuk.

Enes, İstanbul Mecidiyeköy’deki evinin salonunda idi. Sinemasal henüz bir fikirken tuttuğu ve yıllardır iki odasını Erasmus öğrencilerine kiraya verip, hem ev hem dernek merkezi hem de ofis olarak kullandığı evinin salonunda. Skype üzerinden yaptığımız görüşme iki saat sürdü. Hem kendisinin hem de Sinemasal’ın başından bugüne tüm hikayesini tüm içtenliği Yeşil Gazete ile paylaştı.

Sinemasal, hiç sinemada film izlememiş köylü çocukları sinema ile buluşturuyor
Sinemasal, hiç sinemada film izlememiş köylü çocukları sinema ile buluşturuyor

Yeşil Gazete: Önce seni tanıyabilir miyiz Enes? Seni ve Sinemasal’a evrilen hikayeyi kısaca özetleyebilir misin?

Enes Kaya: Sinemasal ile hayatlarında daha önce hiç sinema filmi izlememiş köylü çocukları sinema ile buluşturuyoruz. Ben, kendim de köyde büyüdüm. Sinema ile çok geç yaşta tanıştım. Düzce’nin bir köyünde doğdum. 17 Ağustos 1999 depreminin ardından Denizli’de bir yurtta yaşamaya başladım. Annem Denizlili.

Sinema ile de Denizli’de tanıştım. İlk seyrettiğim film Casablanka ile sinemanın büyüsüne kapıldım. 2007’ye kadar tüm hayatım, en yakın arkadaşım sinema oldu. Tanımadığım, bilmediğim insan hikayelerini öğrendim sinema sayesinde.

2007’de Atatürk Üniversitesi’nde Erzurum’da okurken aklıma düştü ilk defa Sinemasal. KoçFest ve GençTurkcell’in bir organizasyonunda çalışıyordum o dönem. Erzurum’da her bölgeden insan ile tanışma imkanım oldu. Köylü çocuklara sinemayı götürme fikri ilk defa o dönem filizlenmeye başladı.

Yine aynı yıl yaz aylarında  Didim’de İrlandalı bir aileye mihmandarlık yaparken o ailenin de aracı olması ile 2009 yılında National Geographic’in Türkiye’de gerçekleştirdiği bir belgesel çekimine dahil oldum. 41 il ve 400 köy dolaştım o süreçte. Sinemasal’ı hayata geçirme inancım daha da pekişti.

Sonraki süreçte Sinemasal için görüşmeler yaptım. Kırsal bölgede film festivali yapmak istediğimi belirttim. Yerli yapımlı film ve festival yapımcılarına ayrıca çocuk eğitimcileri, sosyolog ve psikologlara danıştım.

2012’de oturdum salona, şu an sizinle konuştuğum yere ve yıllardır aldığım notları birleştirdim. Sinemasal’ı hayata geçirme zamanı gelmişti.

Sinema Artık Köylerde

Enes Kaya ile Skype üzerinden konuştuk
Enes Kaya ile Skype üzerinden konuştuk

Y.G.: Ve Sinemasal artık ufukta görünmeye başladı?

E.K.: Evet. 2013’ün Ocak ayında hiç dışarı çıkmadım ve bütün notları birleştirmeye başladım. Salona, yani odama kapandım. Odanın duvarlarını kağıt ile kaplayıp, ayın sonunda bir sinema kültürü festivali teması oluşturdum. Motto, sinema artık köylerde idi. Sinemasal ismi ise 2009’da çıkmıştı zaten ortaya.

2013’ün Ocak ayında hazırladığım dosyayı Avrupa Birliği Bakanlığı Ulusal Ajansına gönderdim. Mart ayında aldığımız 23bin TL’yi kurumsallığa, web sitesi, logolar vsrye harcadık. Tüm insan emeğinin gönüllü olduğu festivalin bütçesi ilk yıl 320 bin TL idi. 7 bölgeyi sıraladım. National Geographic ekibi ile Türkiye’yi gezerken sadece Güneydoğu Anadolu’ya gitmemiştik. Ben de ilk festival orda olmalı dedim. Sonra sırası ile Karadeniz (2014), Doğu Anadolu (2015), Akdeniz (2016), İç Anadolu (2017) ve Ege-Marmara’yı kapsayan Avrasya (2018) olacaktı Sinemasal’ın etapları.

Festivali hayata geçirmek için gönüllü emeğin dışında Paylaşım Ekonomisi’ni de kullandık. İlk günden beri yanımda olan arkadaşlarım Yasin ve Esra’ya eklenen 5 kişi ile birlikte 8 kişilik bir festival komitesi meydana gelmişti o sırada.

İlk festivali Haziran ayında yapmaya karar verdik. Okulların tatil olduğu dönemde. Aslında Sinemasal her zaman Haziran ayında gerçekleşecek. İlk iki festivalde Haziran ayında gerçekleşti. Bu sene Ağustos olmasının nedeni Ramazan Ayı ile çakışmaması düşüncesinden doğdu. Gelecek sene de aynı düşünce ile Ağustos düşünüyoruz ama sonrasında hep Haziran ayında olacak.

Festival konseptinde hiç gidip sadece film göstermek gibi bir düşüncemiz olmadı. Konseptte çocuklara film öncesi şovlar yapacak
isimleri, kategorileri belirlemiştik. Bu şovlar için yurtdışından insan bulalım dedik. Tanıdığım arkadaşlara mail, facebook mesajı atmaya başladık. Amaç köydeki çocukların ufkunu genişletmekti.

69 köyde sinema ile buluşan 7bini aşkın çocuk

Sinemasal'da 3 gün 3 ayrı rtkinlik düzenleniyor her il için
Sinemasal’da 3 gün 3 ayrı etkinlik düzenleniyor her il için

Y.G.: Sinemasal’ın ilk senesi. 2013 Güneydoğu Anadolu

E.K.: İlk festivali 17 – 30 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirdik.  69 köy ziyaret ettik. Köy kriterlerimiz de vardı. Daha önce buna benzer bir festival hiç olmamış olması.  O köyün çevresinden en az 5 köyün de katılması. Festival rotasına uygun olacak şekilde iki sıralı ilin arasında olması gerekiyordu köylerin.

Filmlerden önce çocuklara daha önce film izlediniz mi diye sorduğumuzda bize, “evet” diyenlere, “hangi film” diyor ve “Cennet Mahallesi, Doktorlar” gibi dizi isimleri alıyorduk.

İlk sene totalde 7bin küsur çocuğa ulaştık. Bu çocukların sadece 900 tanesi daha önce sinemaya gitmişti.  %87 oranında çocuk Sinemasal ile ilk defa sinemayla buluştu. Beklediğimizden de fazla güzel oldu ilk sene. Her sette büyük, küçük sorun olur sinema sektöründe ama Sinemasal hiç sorunsuz geçti. Ekip içinde 12 farklı dil konuşuluyordu. Mesela İspanyol arkadaşımız Katalanca konuşuyordu.

Tüm ekibin 45 kişi olmasını düşündük ancak festivalde 90’ı aşkın görev var. Herkesin en az 2 görevi olmak zorundaydı. Sabah yüz boyaması görevi olan biri akşam flamenko müzik yapıyordu. Sinemasal’da tüm gün sürüyor etkinlikler.

Şehrin Gözdesi

21...

Y.G.: 2014 yılında da Karadeniz’de idiniz?

E.K.: Güneydoğu Anadolu etabından dönüşte Sosyal Girişimcilik ile tanıştım. Bilgi Üniversitesi’nin Genç Sosyal Girişimci ödülünü aldım. Bu ödül kapsamında Sosyal İnovasyon Merkezi’nde (SİM) 2 gün yarı finalde, 3 gün de finalde verilen eğitimlere katıldım.

2014 Mart ayında Kitlesel Fonlama Kamnpanyası başlattık ve 11 bin lira aldık. İlk festivalden 27 bin tl ile borç ile dönmüştüm. O festivalde bireysel olarak ben vardım. Sonrasında dernek kurup kurumsal bir kimlik üzerinden hareket ettik.

2014 Karadeniz için öngördüğümüz bütçe 480 bin tl oldu. İlk festival 14 günlük idi ama 2014’de 21 güne çıkardık. Türkiye Sineması’nın 100. yılı olduğu için her şehirde de bir film gösterelim dedik. Böylece basının ilgisini çekeriz diye düşündük. Köylere gitmeden önce  şehirlere gidersek ilgi çekebileceğimizi hesapladık ve “Şehrin Gözdesi” isimli bir etkinlik tasarladık. Bu etkinlikte şehrin tarihi ve turistik en bilinen yerinde şehir halkına film gösterimi yaptık.

6 ülkeden gönüllüler ve bu sefer yereldeki her ilden 10-15 gönüllü ile 7 – 27 haziran tarihleri arasında Karadeniz’de Samsun – Ordu – Giresun – Trabzon – Rize ve Artvin’i turladık.

Karadenizde endişemiz aynı köydeki komşu iki evin bile mesafesinin çok uzak olması idi. İnsanlara ulaşamayız diye bir endişe vardı içimizde. “Şehrin Gözdesi”nin ana çıkış noktası bu endişeyi bertaraf etmekti aslında. Her “Şehrin Gözdesi” etkinliğine bini aşkın insan katıldı. Oraya gelenlere, “Şu gün, şu köydeyiz. Hepinizi bekleriz” dedik. Karadeniz insanı zaten bu tür buluşmaları geleneksel olarak çok severmiş. Köylerdeki şenliğe şehirlerden yüzlerce araç, minibüs, otobüs geldi. Tam bir karnaval havasında geçti.

10 bini aşkın insana ulaştık. Biz, yol programında bazı günleri izin günü diye ayırır ve gönüllü ekibimiz ile “Sosyal Zirve” yaparız. 26 Haziran’da bunu yapma imkanımız olmadı çünkü bize ulaşan Şavşat Kaymakamı, orda da bir Sinemasal günü talep etti bizden. Şavşat Kaymakamlığı önündeki gösterime 1.250 kişi geldi. Bizim hem Artvin – Şavşat arası ulaşımımızı sağladılar. Ardından Şavşat – İstanbul’u da üstlendiler. Zaten tüm Sinemasal macerası boyunca yerel yönetimlerden, valilikten, sivil toplum kuruluşlarından yoğun destek gördük. Sinemasal’ın içeriğini görenler destek veriyor.

İkinci festivalden 96 bin tl borç ile döndük. “Sinemasal Kültür Sanat Derneği” olmuştuk ikinci yıl. Dernek olunca vergiler de girdi işin içine.

3 – 23 Ağustos 2015: Sinemasal, Doğu Anadolu’da

Sinemasal'ın Doğu Anadolu Programı
Sinemasal’ın Doğu Anadolu Programı

Y.G.: Gelelim bu seneye, 3 – 23 Ağustos Doğu Anadolu

E.K.: Karadeniz dönüşü Uluslararası Gençlik Vakfı, Sinemasal’ı sürdürdüğümüz için Ekim 2014’de benim Peru’ya gidip 21 gün sosyal girişimcilik eğitimi almamı sağladı. O dönem Machu Picchu’ya 7 gün süren sinemasal farkındalık tırmanışı yaptım. Kültür Bakanlığı da aynı yıl bize en yeni ve başarılı festival ödülü verdi.

Peru’da bayağı uluslarası medyaya haber olduk. 2014 – 2015 yılının Sabancı Vakfı ilk fark yaratanı oldu Sinemasal ve 5n1k  programında Cüneyt Özdemir’in konuğu olduk.

Türkiye 3. sektör vakfı, TÜSEV’in “Destekte değiştir” projesi kapsamında Pera Müzesi’nde bir sunum gerçekleştirdik ve 10. 550 lira kaynak oluşturduk.

30 aralık 2012 Sinemasal’ın doğum tarihi idi. İkinci yaşgünümüzde Cezayir Restaurant’ta bir lansman yaptık, Aynı dönem fongogo üzerinden kitelesel destekleme kampanyası da gerçekleştirdik. Gupse Özay, Cezayir Restaurant’a ailesi ile geldi. Sinan Güler daha önce de desteklemişti bizi bir kez daha geldi ve her ikisi de video ile desteğini iletti. 52 günlük fongogo kampanyasında 8 Ocak tarihinde 81 bin lira bulduk. Gupse Özay 12 bin, Sinan Güler ise 10 bin lira bağışta bulundu. Toplam 204 kişi 81.020 lira destek verdi Sinemasal’a.

O dönem 2. İstanbul Sosyal İnovasyon Zirvesi yapıldı Ashoka tarafından. Yine aynı dönem Tedx ‘den Ali Üstündağ aradı beni Tedx Reset’de Sinemasal’ı görmek istiyoruz diye.

Ve 2015 Doğu Anadolu için şu an hummalı bir çalışma halindeyiz. Şu an bütçeyi 720 bin tl olarak belirledik. Herşey belli şu anda
300 bin tl paylaşım ekonomisinden bulduk. Nakdi anlamda sponsor bulamadık. Sinemasalın manifestosu’na web sitemiz üzerinden ulaşabilirisniz. Web sitesini girdiğinizde destek ol butonu altında ihjtiyaç listesi de var.

TEDX Reset: Sinemasal’ın öyküsü

Y.G: Peki Enes. 2015’in programı hakkında bize bilgi verebilir misin?

E.K: Festivale 3 Ağustos’ta İstanbul’da Sultanahmet’te film gösterimi ile başlayacaktık ama Şavşat’dan talep var yine. Kaymakam değişmiş ve yeni kaymakam festivale ordan başlamamız yönünde ısrarcı. Biz de bu ricayı kıramadık. Sultanahmet’te ekip olarak bir toplanma gerçekleşecek 3 Ağustos’ta, 5 Ağustos’ta ise Şavşat’ta olacağız.

Her ilde 3 gün sürecek etkinliğimiz. ilk gün “Şehrin Gözdesi Etkinliği“, ikinci gün “Kültür Gezileri ve Sosyal Zirveler” ve üçüncü gün “Sinema Artık Köylerde” şeklinde.

Rotamız, Ardahan (6-8 Ağustos), Kars (9-11 Ağustos), Iğdır (12-14 Ağustos), Ağrı (15-17 Ağustos), Van (18-20 Ağustos) ve Hakkari (21-23 Ağustos).

“Sinema Artık Köylerde” etkinliğinde tüm gün sürüyor festival. Onun programı da şöyle:

Sabah 8de köylüler ile kahvaltı
10da kukla, yüz boyama vsr atölyesi
14de aksiyon, komedi, 3er kısa film
15de köy içinde karoke çalışması ama bir süre sonra kendiliğinden halaya dönüyor
17de köy halkı için belgesel gösterini
19da köye gelen sürpriz konuklar ile söyleşi
19:30da herkese sembolik gişeden sembolik bilet, patlamış mısır ve dimes meyva suları dağıtımı
Sembolik bilet ve patlamış mısırı biz kendimiz hazırlıyoruz, dimes ise festivalde meyva suyu tedarikçimi

Bütün herkes bir kulvardan giriyor sinemaya ve bir arkadaşımız fenerle kişiye oturacağı yeri gösteriyor aynen sinemada olduğu gibi.

Kapadokya’da Sinemasal Kültür Sanat Köyü ve Film Akademisi

Y.G.: Enes, Bundan sonra yani 2018’in ardından Sinemasal nereye evrilecek?

E.K.: Ben önce şunu vurgulamak istiyorum. Sinemasal bir sosyal sorumluluk projesi değil, bir girişimciliktir.

Bir rol modeli ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. İlk 3 yıl bunun hayata geçebileceğini ispatlama gayemiz vardı ve bu gerçekleşiyor bu sene. Bundan sonraki süreçte her il kendi Sinemasal’ını kendisi gerçekleştirsin istiyoruz. Bazı üniversiteler ile lisanslama görüşmelerimiz devam ediyor. Her üniversite kendi yıllık faaliyet planında Sinemasal’a da yer ayırsın diye görüşmeler yapıyoruz. Biz şimdi bu sene Sinemasal’ı 720 bin tlye mal ediyorsak üniversiteler, işin içinde ulaşımda olmadığından ve üniversitelere özel avantajları da bulunduğundan 100 bin tl’ye gerçekleştirebilir.

Şu anda Bahçeşehir, Sabancı, Koç, Özyeğin ve Boğaziçi Üniversiteleri bu konsepti istiyor. Lisanslama yapıyoruz, üniversite bu süreçte Sinemasala para ödeyecek. Sinemasal’ın görevlendirdiği Supervisora maaş ödeyecek vsr.

Sinemasal’da en büyük sıkıntımız bir rol modelimizin olmaması. Herşeyi biz kendimiz düşünüp hayata geçiriyoruz. Örnek alacağımız bir model yok maalesef.

2018’in ardından hedefimiz Kapadokya’da Sinemasal Kültür Sanat Köyü kurmak.

2021’de de film akademisi kurma planımız var. 2013 itibarı ile bizim gittiğimiz köylerde sinema ile buluşan çocuklar üniversite yaşına geldiklerinde Sinemasal Film Akademisi’ne gelebilsinler istiyoruz.

 

Y.G.: Enes, bize ayırdığın zaman ve Sinemasal gibi bir mucizeyi hayata geçirdiğin için sana çok teşekkür ederiz.

E.K.: Asıl ben teşekkür ederim bu fırsatı verdiğiniz için. Sinemasal’a herkesi bekliyoruz.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Alakırdaki dostlardan mesaj var!

Alakır’da doğa mücadelesi sürdüren Alakır Nehri Kardeşliği birkaç gün önce sosyal medya hesaplarını kapattı.

Alakır Nehri Kardeşliği’nin, HES’lere karşı yürüttüğü mücadelenin son durumu hakkında İnan Mayıs Aru‘nun Birhan ve Tuğba ile görüştükten sonra kendi sosyal medya hesabından yaptığı açıklamayı Mayıs’ın da iznini alarak aynen paylaşıyoruz.

ALAKIR’DAKİ DOSTLARDAN MESAJ VAR!

AVRUPA'NIN YANI SIRA, TURKIYE'DE DE HER TEMMUZ AYININ IKINCI PAZARINA DENK GELEN 14 TEMMUZ GUNU 'NEHIRLER OZGUR AKSIN' SLOGANIYLA DUZENLENEN 'BUYUK ATLAMA: BIG JUMP' ETKINLIGI, ANTALYA'DA IKI AYRI NEHIRDE GERCEKLESTIRILDI.(FOTO:MEHMET CINAR/ANTALYA-DHA)
FOTO: MEHMET CINAR/ANTALYA-DHA

Alakır’daki dostlarımız bireysel direniş başlatmaya karar vermişler. Kimsenin canı yanmasın, tansiyon yükselmesin diye Alakır’daki yuvalarına da kimseyi kabul etmiyorlar.

30Bundan böyle herkes olduğu yerde eylem yapacak eğer desteğe niyeti varsa. Bu fikirler de artık ANK (Alakır Nehri Kardeşliği) Facebook hesabından değil, herkesin kendi öz iradesi ve yaratıcılığı ile çıkacak, rengarenk. Artık işin gözüne gitmek gerek. Alakır sağlam. Şehirlerde eylemlere ihtiyaç var. Birhan ve Tuğba’ya yapılan psikolojik şiddet operasyonlarının faillerini, yol verenlerini, organize edenleri olabildiğince ifşa etmek gerek.

1- Antalya Valiliği
2- Kumluca Jandarma Komutanlığı
3- Metamar şirketi ve sahibi Hasan Tığlı
4- Ado şirketi ve sahibi Mustafa Sak, müdürü Ender Çakmak
5- Şantiye şefi (etrafımızdaki arazileri satın alan tetikçi provakatör) Ali Süzen
6- Kuzca köyü muhtarı Ali Şen

Son olay şu:

34
Tuğba ve Birhan

Şirket Alakır’da HES’lere karşı yerelden mücadele eden Birhan ve Tuğba’nın yaşam alanlarının etrafında aldığı arazilerdeki meşe ormanını katletme niyetinde. Hemen giriş kapılarında. Her sabah uyanınca selamlaştıkları asırlık meşe ağaçlarını, üzerinde oynaşan sincapları, altında gezinen tilki yavrularını, kaplumbağaları, üzerinde yuva yapan kuşları… Motor sesi ve ağaç devrilme sesleriyle onları provoke etmek istiyorlar. Etraflarındaki tüm can dostlarını katletmek istiyorlar.

Evvelsi gün geldiklerinde orman şefi sırıta sırıta işaretlemiş katledilecek ağaçları. Her şeyi bu sefer tamamen ‘kanuna’ uygun halde ‘açıksız’ planlamışlar. Tapulu kesim deniyor buna. Biz bir engelleme yapmaya kalktığımız anda jandarması, savcısı, hakimi hazır bekliyor Kumluca’da… Oyuna gelmeyelim. İstedikleri o.

Bundan sonrası, eylem tarzı ve yöntemi, enerji koymak isteyen canların yaratıcılığına kalmış. Meydanlarda pankartlarla sessiz oturma eylemleri, ya da ‘ben alakır nehriyim’ tarzı foto, video, görsel paylaşımlar sosyal medyada, hashtagler… İnadına ve yoğun paylaşımlar, eylemler…

Alakır Nehri Kardeşliği tüm sosyal medya hesaplarını ve telefonlarını kapattı ama bu iletişime kapanmak demek değil. Gönül iletişimindeki, doğal akışın hissedişinin büyüsüyle yaşam enerjisine odaklanmayı seçmek demek.

Alakır artık her yer olmalı. Tek bir noktada direniş sıkışmamalı. Katillerin istedikleri bu. Olabildiğince dört bir yana yayılmalı şu anda mücadele. Top bizde yani, biz yaratacağız yolu yordamı.”

 

(Yeşil Gazete)

Bodrum’da kadınlardan Suruç eylemi, “Barış Hemen Şimdi”

Bodrum Kadın Dayanışma Derneği ve Barış için Kadın Girişimi’nin eş zamanlı ortak eylem çağrısı üzerine bugün (23 Temmuz Perşembe) Bodrum Belediye Meydanı’nda bir eylem düzenlendi.

26

Suruç katliamında hayatını kaybeden 32 kişiyi anmak ve barış taleplerini dile getirmek için toplanan yaklaşık 50-60 kadın, katliamda hayatlarını kaybedenlerin isimleriyle oturma eylemi yaptı.

23

 

25

24

Yerel halktan ve turistlerden büyük ilgi gören eylemde “Karanlığınıza İnat Barış Ve Aydınlık”, “Karanlığa İnat Gökkuşağının Tüm Renkleri” pankartlarıyla “Artık Yeter/Edi-Bese”, “Barış Hemen Şimdi” sloganları atıldı.

 

Haber ve Fotoğraflar: Ayşe Zeynep Pamuk

(Yeşil Gazete)

IŞİD, Kilis sınırında askere ateş açtı: 1 astsubay öldü

Kilis’te, Suriye tarafından açılan ateş sonucu 1 astsubay öldü. 2 uzman çavuş yaralandı. Kilis Valisi Tapsız Türk askerinin ateşe karşılık verdiğini ve bir IŞİD militanının öldürüldüğünü açıkladı. Sınırda çatışma sürüyor.

55

Kilis Valisi Süleyman Tapsız yaptığı açıklamada, 5. Zırhlı Tugay Komutanlığına bağlı Dağ Hudut Karakoluna, Suriye tarafından ateş açıldığını belirtti. Güvenlik güçlerinin, IŞİD  kontrolündeki bölgeden açılan ateşe anında karşılık verdiğini vurgulayan Tapsız, “İlk ateş maalesef bir astsubayımız şehit oldu, 2 uzman çavuşumuz ise yaralandı. Ellerinden yaralanan askerlerimiz 112 Acil Servis ekiplerince Kilis Devlet Hastanesine kaldırıldı. Sağlık durumları iyi” dedi. AA, şehit astsubayın Yalçın Nane, yaralı askerlerin isimlerinin ise Fatih Kurt ve Necef Çakmaktepe  olduğunu belirtti.  Güvenlik güçleri, olay sonrası sınırın karşısındaki hedefleri ateş altına aldı. Bir IŞİD militanı öldürüldü.  Çatışmanın devam ettiği bölgeye, Gaziantep 5. Zırhlı Tugay Komutanı Tuğgeneral Cemalattin Doğan da gitti.

Al Jazeera’ye telefonla bilgi veren Aşağı Beylerbeyi Köyü’nden görgü tanıkları da  Elbeyli’nin 5 km doğusundaki köyün açıklarında çatışmanın sürdüğü bilgisini verdi.

(Al Jazeera)

Yeşiller-Sol Bursa, “DOSAB Termik Santrali’ne itirazımız var!”

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Bursa Eş Sözcüleri Necla Türemen ve A. Serdar Esen düzenledikleri basın toplantısı ile Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü internet sitesinde bugün yayınlanan duyuruya göre  ÇED raporunun Bakanlıkça onaylandığı belirtilen ve Demirtaş mahallesinde kurulmak istenen DOSAB Termik Santrali’ne itirazları olduğunu ifade etti.

54
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Bursa Eş Sözcüleri Necla Türemen ve A. Serdar Esen

DOSAB Termik Santralına Hayır Platformu’nun Bursa Halkının sesi olarak yapılmak istenen santralin zararlarını anlatan çeşitli eylemler, etkinlikler düzenlediğini ve on binlerce Bursalı’nın santrale karşı olduklarını belirten dilekçeler verdiğini dile getiren Türemen ve Esen, “Bu projeye karşı Bursa halkı ile birlikte sonuna kadar mücadele edeceğimizi bir kez daha bildiriyoruz” şeklinde konuıştu

Basın açıklamasının tam metni şu şekilde,

DOSAB TERMİK SANTRALİ’NE İTİRAZIMIZ VAR!

Bursa Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü internet sitesinde bugün yayınlanan duyuruya göre Demirtaş mahallesinde kurulmak istenen DOSAB Termik Santrali ÇED raporu Bakanlıkça onaylanmıştır.

Bursa kamuoyu bir yıldır DOSAB tarafından Bursa’nın Demirtaş mahallesinde kurulmak istenen termik santral ve oluşturacağı yıkıcı etkileri konuşuyor. Bursa halkı biliyor ki bu santralın kurulması Bursa’da yaşayan tüm canlılar için ölüm demektir. Bu projeden yarar sağlayacak olanlar sadece sayıları yüzlerle ifade edilen patronlardır. Onların birkaç kuruş fazla kazanması için Bursa’nın ölüme terk edilmesine tüm Bursa halkı isyan ediyor. Ancak DOSAB yönetimi ve iktidar Bursa halkının itirazına kulak tıkamış durumda.

53

Bursa’da yer alan yüzden fazla STK, oda, dernek, sendika ve siyasi parti ile mahalle temsilcilerinin oluşturduğu “DOSAB Termik Santralına Hayır Platformu” yapılmak istenen santralin zararlarını anlatan çeşitli eylemler, etkinlikler düzenlemiş ve on binlerce Bursalı santrale karşı olduklarını belirten dilekçeler vermiştir. Görülüyor ki iktidar Bursa halkını değil, bir avuç patronu dinliyor, onların çıkarlarını savunuyor.

Termik santrallerin zararlarını tek tek anlatmaya gerek yok, sadece şunu yeniden belirtelim. Bugün Bursa’da yılda 60 bin ton kömür yakılırken, santral faaliyete geçtiğinde 560 bin ton kömür yakılacak. Bu kış Bursa’nın havasının ne kadar kirli ve sağlık açısından tehlikeli boyutlarda olduğunu bilenler, santralden sonra neler olacağını hayal edebilirler.

Biz, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak AKP’nin sınırsız büyüme planları sonucu oluşan hayali enerji talebinin gerçekçi olmadığını, ihtiyacımız olan enerjinin de termik ya da nükleer santraller ile değil, yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanmasını savunuyoruz. En kirli enerji kaynağı olan kömüre dayalı DOSAB Termik Santrali ÇED raporunun onaylanmasını kabul etmiyoruz. Bu projeye karşı Bursa halkı ile birlikte sonuna kadar mücadele edeceğimizi bir kez daha bildiriyoruz.

Necla Türemen – A. Serdar Esen

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Bursa Eş Sözcüleri

 

(Yeşil Gazete)

Büyük Barış Yürüyüşü bu Pazar, Tepebaşı’ndan Aksaray’a

Suruç saldırılarının ardından IŞİD’e karşı uluslararası barış yürüyüşü,26 Temmuz Pazar Günü 16.00’da Tepebaşı’ndan Aksaray’a yapılıyor.

51
Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde 32 kişinin ölümüyle sonuçlanan bombalı saldırının ardından HDP dahil çok sayıda kitle örgütü, kadın örgütleri, siyasi parti, emek ve meslek örgütünün bileşeni olduğu Barış Bloku tarafından düzenlenen ‘Büyük Barış Yürüyüşü,”AKP savaş istiyor, barışı biz inşa edeceğiz” sloganıyla 26 Temmuz Pazar günü 16:00’da Taksim Tepebaşı TRT binasının önünden Aksaray’a yapılacak.

Barış Bloku’nun çağrı metni ise şöyle:

AKP Savaş İstiyor Barışı Biz İnşa Edeceğiz 

İçerde ve dışarda savaş kışkırtıcılığının en üst seviyeye ulaştığı günlerden geçiyoruz.

Savaşı kışkırtanlar, daha önce Diyarbakır’da bugün Suruç’ta patlayan bombalar ile arkadaşlarımızı aramızdan aldılar. Her geçen gün Türkiye, Ortadoğu ve dünya halklarını daha beter bir karanlığın içine çekmeye çalışıyorlar.

Ancak bu savaşa son vermek, barışı inşa etmek bizlerin elinde.

Türkiye’nin ve dünyanın bütün halklarına sesleniyoruz; şimdi bir araya gelme ve barışın sesini yükseltme zamanı!

26 Temmuz Pazar günü 16:00’da AKP’nin IŞİD çetesiyle el ele vererek yaratmaya çalıştığı savaşa karşı barışı inşa etmek için Tepebaşı TRT önünden Aksaray’a yürüyeceğiz. İstanbul’u “Barış”a boyayacağız.

Gelin, hep birlikte barışı inşa etmek için Kobanê’ye ulaşmaya çalışırken can veren kardeşlerimizin sesi biz olalım. Büyük Barış Yürüyüşü’nde buluşalım!

Barış Bloku”

‘Suriye’de savaşa son, Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesine hayır’ sloganıyla temel hedefinin Türkiye’nin bir savaşa sürüklemeye çalışan kışkırtıcıların karşısına dikilmek, ülkenin içinde ve Ortadoğu ‘da barışı savunmak olduğunu açıklayan Barış Bloku, 10 Temmuz 2015’te Cezayir Toplantı Salonu’nda kamuoyuna tanıtılmıştı. Barış Bloku, çeşitli emek ve meslek örgütleri, kadın örgütleri, siyasi partiler, siyasi kurum ve kuruluşlar ile örgüt ve platformlardan oluşuyor.

 

Haber: Büşra Akman

(Yeşil Gazete)

Fukuşima’da, kazanın 4 yıl sonrasında bitkiler halen radyasyon etkisi altında

Japonya’da Mart 2011’de meydana gelen deprem ve tsunamide 6 reaktöründen 3’ü zarar gören ve radyasyon sızıntısı meydana gelen Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali’nin çevresinde çekilen fotoğraflar endişe yarattı. Papatya fotoğrafları, felaketin uzun yıllar bölgeyi etkileyeceği yönündeki kaygıları kuvvetlendiriyor.

48

Sosyal paylaşım ağı Twitter’da Japonya’dan bir kullanıcının paylaştığı papatya fotoğrafı, gözleri yeniden nükleer felaketin yaşandığı Fukuşima’ya çevirdi. Nükleer santrale 110 km mesafede bulunan Nasuşioabara City’de çekilen ve yüzlerce kez retweet edilen fotoğrafta, 3 tanesi gözle görülür şekilde deforme olmuş 4 papatya görülüyor.

Bahçecilik uzmanları, yüksek oranda radyasyona maruz kalan bitkilerde bu tür bozuklukların görülmesinin ‘normal’ olduğu görüşünde. Haziran 2013’te de internet sitelerinde şekli bozulmuş meyve ve sebzelerin fotoğrafları yayımlanmıştı.

Öte yandan papatyaların bu korkutucu görüntüsü, Başbakan Şinzo Abe’nin başka yerlere gönderilern bölge sakinlerinin Mart 2017’ye kadar evlerine dönebilecekleri yönündeki kararının yarattığı endişeyi kuvvetlendirdi.

 

(Hürriyet, Sputnik Türkiye)

Erdoğan’ı eleştiren gazeteci Kadri Gürsel, Milliyet’ten kovuldu

Demirören Holding’in sahibi olduğu Milliyet Gazetesi, Suruç Katliamı sonrası AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştirel tweet’i sebebiyle yazarı Kadri Gürsel’i kovdu.

46

İnsan Kaynakları Müdürlüğü imzasıyla milliyet.com.tr’de yapılan açıklamada

47“Suruç’ta meydana gelen vahim terör saldırısında 32 vatandaşımız yaşamını yitirmiş, 100’den fazlasının yaralanmış olmasının tüm ülkede yarattığı üzüntü kamuoyunun malumudur.

Bu vahşetin yol açtığı can kayıpları karşısında, ülkemizin büyük acısını paylaşmak, terör eylemi ve örgütünü kınamak amacıyla yabancı devlet adamlarının Türkiye’deki mevkidaşlarını arayarak taziyelerini bildirmelerine ilişkin olarak, yazarımız Sn. Ahmet Kadri Gürsel’in yaptığı yorumlar, gazetecinin etik kurallarıyla bağdaşmadığı gibi grubumuzun yayıncılık anlayışı ve sorumluluğuyla da ters düşmektedir.

Birlikte çalışma ortamımızı tahrip eden bu tutumu nedeniyle Sn. Ahmet Kadri Gürsel’le yollarımız 22.07.2015 tarihi itibarıyla ayrılmıştır.

Kamuoyuna saygıyla duyrulur.” denildi.

PKK’nin “misilleme” açıklamalı cinayetlerine Demirtaş’ın yanıtı, “Kan kanla yıkanmaz”

Suruç’taki saldırının ardından Ceylanpınar’da iki polisi öldüren PKK, dün de iki sivil vatandaşı ‘IŞİD üyesi olduğu gerekçesiyle’ öldürdü.

Demirtaş, “Kan kanla yıkanmaz”

43

PKK’nin bu saldırıları ile ilgili açıklama yapan HDP Genel Başkanı Demirtaş ise  ‘PKK’nin misilleme olarak öldürdüğü iki polis ve Adıyaman’da öldürülen askerin ailelerin acılarını paylaşıyorum’ dedi. Demirtaş, “Kan kanla yıkanmaz, bunu biliyoruz. Bütün bu zorluklara rağmen, demokratik, barışçıl bir yöntemi benimsemeye devam edeceğiz. Çok öldük, çok üzüldük” dedi.

PKK’nin gençlik yapılanması YDG/H üyesi bir grup, dün akşam (22Temmuz Çarşamba)  Karayolları Mahallesi’ndeki evine giden Mürsel Gül’e silahlı saldırıda bulundu. Vücuduna 4 kurşun isabet eden Gül, olay yerinde hayatını kaybetti. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü, İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Gaziosmanpaşa İlçe Emniyet Müdürlüğü olaya ilişkin soruşturma başlattı. Emniyet yetkilileri saldırıyı YDG/H’nin üstlendiğini belirtti.

42

İkinci ölüm haberi ise Adana’dan geldi. Merkez Seyhan ilçesine bağlı Gülbahçesi Mahallesi’nde meydana gelen olayda, Ethem Türkben’in evine akşam saatlerinde gelen yüzünde kar maskesi bulunan kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından silahla öldürüldü.

PKK, Ceylanpınar Emniyet Müdürlüğü’nde biri Terörle Mücadele Şubesi’nde diğeri Çevik Kuvvet Şubesi’nde görevli 2 polis memurunun da başlarından vurularak öldürülmelerini üstlenmişti.

(Yeşil GazeteAl Jazeera, Radikal)

Suruç’ta bir IŞİD’li Olmak – Ömer Laçiner

Suruç’taki canlı bomba olduğu kesinleşen Adıyamanlı gencin resmine bakıyorum.

Silik bir portre. Canavarımsı suratlarıyla, diz çökmüş insanların ensesine kurşun sıkan, palayla kafalarını koparırken naralar atan, tepeden tırnağa silahlı, kapkara giysi ve bayraklarıyla organize barbarlığın tipik temsilcisi gibi olan IŞİD militan-savaşçılarına benzemiyor. Suriye’ye IŞİD kamplarına gitmiş ve herhalde onlar gibi olamayacağı belli olduğundan “memleketine git ve talimat bekle” diye geri gönderilmiş olmalı. Büyük ihtimalle üzülmüştür buna. Kafir bir kadının ırzına geçerken veya onu sığındığı yerde boğazlarken öldürülecek olsa bile; böylece “İslâm yolunda şehadet şerbetini içmiş” olacağı için cennetin en mutena yerlerinde kimbilir kaç huriyle ebedi hayatın sefasını sürecek IŞİD mücahitlerinden biri olma şansını yitirmiştir çünkü. Ama cennetin daha az mutena yerlerinde daha az huriyle keyif çatma şansının hâlâ var olması ile teselli ediyordur kendisini.

Suruç’a gitme ve canlı bomba olma emri tebliğ edildiğinde “şehadet şansı”nı bulduğu için duyduğu sevincin ölmenin acısını bastırdığını tahmin edebiliriz. Çünkü kendisini salt insana özgü nitelik ve edimlerle tanımlayan “gerçekten insan”lar için ölüm acısı, o nitelik ve edimlerin öznesi olma potansiyelinin var olması ölçüsünde duyumsanır. Dolayısıyla böyle bir potansiyelinin olmadığını bilmek ve bunu önemsememek –ki IŞİD’li olmanın temel koşulu ve kulvarıdır bu– ölüm acısını da sızı derecesine indirgemiştir zaten.

Bu yüzden Suruç’a geldiğinde onunla rastlaşmış olanlar yüzünde ve davranışlarında bir anormallik görmemiş olmalıdır. Birazdan gördüğünüzü bile unutabileceğiniz silik, sakin bir genç. Bomba orada mı imal edildi; dışardan mı getirildi, Suruç gibi emniyet ve istihbarat elemanlarının kum gibi kaynıyor olması “gereken” bir kasabada fark edilmemesi nasıl sağlandı? O, bu soruların cevabını ne biliyordur ne de ilgilenmiştir. Gerçi bizler ortada bir ihmalin değil, en azından bir göz yummanın hatta bir “işbirliği”nin olması ihtimalinin kesinliği kadar o göz yuman, işbirliği eden –devlet– görevlilerinin açık edilmeyeceğinin de kesin olduğunu peşinen biliyoruz ama konumuz bu değil. Adıyamanlı genç, kendi –ikinci sınıf da olsa– şehadet yolunun böyle pürüzsüzce açık oluşunu IŞİD’li büyüklerinin “hikmet”ine veya Allah’ın yardımına bağlayıp bir öldürme aleti derekesine indirgenmiş olmasını asla umursamayarak meydandaki gençlerin içine karışmış olmalıdır.

Belki de bu arada en fazla kafirin ölmesini mümkün kılacak noktanın hesabını da yapmıştır. Belki de kafir derken ilk aklına gelen “başı açık kızlar”ın en fazla olduğu yerde durmuştur. En fazla ve en kafirleri öldürdüğünde eliyle, hedef gözeterek kafir öldüren veya boğazlayan birinci sınıf “şehadet şerbeti içmiş”lerin seviyesinde bir yer edinemese bile; ikinci sınıf şehitlere tahsisli cennet mekânlarının en iyilerinden birine kavuşacağını düşünüp gayrete gelmiş de olabilir.

Kültür merkezinin bahçesinde durup, etrafta neşe içinde kahvaltılarını yapıp, gözlerinde sevinçli bir heyecanla Kobane’ye gidişi başlatacak basın açıklamasını dinlemek için toplanan gençler birikirken ne yapmış zihninden neler geçmiş olabilir bu ölüm aleti halindeki gencin? Kendisine hiçbir kötülüğü dokunmamış, belki de biraz önce “terlemişsin al iç” diye elindeki su şişesini uzatmış bu hayatlarının baharındaki gençlerin canına kastedecek olmanın vicdansızlığını biraz olsun duymamış mıdır? Sanmıyorum. Ayrıca onları göz ucu bir nefretle süzüp içinden “az sonra geberip gideceksiniz kafirler” diyen bir hınç dalgasının kabardığını da düşünmüyorum. Tamamen ve tekil kişi olarak kendi şehadetine ve onun cennette verileceğine inandığı mükâfatına kilitlenmiş; o tür bir kilitlenmenin apatisine gömülmüş bir kişidir o çünkü.

Bir IŞİD’liyi; içinden türediği El Kaide’liyi, Boko Haram ve benzerlerinin mensuplarını daha önce gördüğümüz silahlı cihad hareketlerinin mensuplarından ayıran ince ama gayet keskin çizgi tam da bu noktadan geçer.

Daha önceki cihatçı hareket mensupları da elbette İslâm adına savaşırken ölür iseler cennete gideceklerine inanırlardı. Ama onları ölme ihtimalini göze alarak hareket geçmeye teşvik eden şey, İslâm adına bu dünyada kazanılacak bir zafer, gerçekleştirilecek bir tasarım umudu idi. Bu umudun bu dünyada gerçekleşebilirliğine inandıkları ölçüde “cihad etmeyi”, gerekirse şehit olmayı göze alabiliyorlardı. Oysa IŞİD, El Kaide türü oluşumların bu dünyada kalıcı olacağına inandıkları böyle bir hedefleri ve umutları kesinlikle yoktur. Onlar bu umudun ve inancın tamamen yitirilmiş olmasının ürünleridir. IŞİD’in kendini “İslâm devleti” diye tanımlamasına, başındakine Halife demesine ve bir egemenlik sahası olmasına ve bunu genişletmeye çalışmasına bakmayın. Çünkü, amacı Müslümanların kafirleri öldürerek ve sonunda ölerek şehit olmalarını sağlamak olan bir devlet; o devletin bu şehadet çarkını organize etmesine nezaret eden bir Halife, bu çarkın dönmesi için gereken toprak parçası olarak bir ülke sözkonusudur burada. Bütün dünyayı – “esasen İslâm mülkü olduğu iddiasıyla – fetih ve savaş alanı (dar-ül harp) olarak algılayan ve –asla gerçekleşmeyeceği biline biline–  o dünya fethedilene kadar sürekli savaşılmasına odaklanmış bir zihniyetten bahsediyoruz. IŞİD’in ülkesi, Müslümanım diyenlerin Müslümanca yaşamak için değil şehit olmak için geldikleri, şehit oluncaya kadar bulundukları bir yerden başka bir şey değildir.

“Tek kişilik cihad” gibi geçmişte görülmemiş bir “tarz”ın boy vermesine ve bu dünyada İslâm’ın zaferinden geçtik, belini doğrultmasından dahi umudunu kesmiş, böylece kendisini düşkün/zelil halde gören Müslümanların sarılmasına, benimsemesine uygun bir zihniyet durumundan bahsediyoruz. İslâm’ın zaferi, zafer umudu dolayımıyla biçimlenen “eski şehadet” anlatısı zafer ve umudun devreden çıkarılmasıyla şahsileştirilmeye uygun hale getirilmiştir çünkü. “Eski” şehadet anlatısının sadece halifeye ait bir yetki addettiği cihad ilan etme işlevini her birey kendi adına ve kendisi için üstlenebilmektedir bu durumda. “Yalnız Kurt”ların ortaya çıkması, IŞİD’in “Halifesi”nin her Müslümanı bulunduğu yerde res’en cihad yapmaya, tek başına kafir öldürmenin her yoluna başvurmaya çağırması da bu mantaliteye oturuyor.

IŞİD, EL Kaide türü “örgütler”in militan ve sempatizanları arasında “dava arkadaşlığı”ndan kaynaklı sıcak ilişkilerin olmaması da bu bireysel –hatta bencil– şehadet kültürün bir yansıması, ürünüdür. IŞİD, El Kaide militanlarının, “dava arkadaşı” konumundaki kişileri en küçük bir yanlışlıkları nedeniyle acımasızca infaz etmeleri bu nedenle hiç de şaşırtıcı değildir. Herhalde bu denli kıyıcı ve insafsız olabilmeleri, yanlarında işlenmiş bir hataya, “günah”a göz yummalarının, affetmelerinin şehadetle erişecekleri cennet mükâfatının derecesini düşüreceği endişesi ile gayet sıkı ilişkilidir.

O nedenle, Suruç’ta canlı bomba olarak az sonra kendisini patlatacak Adıyamanlı gencin etrafındaki gencecik fidanları öldürecek olmanın vicdan sıkıntısını asla duymadığı gibi; o kısa süre içinde kendisine büyük iyiliği dokunmuş birini veya dindarlığı ile herkesin saygısını kazanmış bir hemşehrisini görse ve onları da öldüreceğini bilse bile “kendi cennetini garanti altına alacak” o alçakça eylemden vazgeçmeyeceğini söyleyebiliyoruz.

***

Hiçbir “kutsal dava”nın bize öteki insanların hayatını hiçe sayma hakkı veremeyeceği, en azından bir kaç yüzyıldır –sıkça ihlal edilmesine rağmen– yerleştirilmesine uğraşılan bir ilke. Bu ilkenin devletler, şu veya bu “kutsal dava” adına eyleme geçen örgütlerce ihlal edilmesini, insanlığımızın henüz tedavisini icat edemediği bir kanser gibi görebiliriz.

Kanser uzmanı bir tanıdığım, en tehlikeli kanser türünün urun en küçük olduğu kanserler olduğunu söylemişti. IŞİD, “kutsal dava”ların kansorejenleşmesindeki işte bu en tehlikeli halle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor bize.

Ömer Laçiner – Bu yazı birikimdergisi.com’dan alınmıştır

ömer laçiner