Ana Sayfa Blog Sayfa 3599

Hrant’ın sorusu cevaplanmayı bekliyor

2015 Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nü Suudi Arabistan’dan kadın hakları savunucusu Samar Badawi ile alan Kaos GL adına Ali Erol’un konuşmasının tam metni:

42

“Lezbiyen, gey, biseksüel ve trans toplumunun 20 yıllık mücadele örgütü Kaos GL adına hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyor ve teşekkür ediyorum.

“İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmek”le yetinmeyip nefretle hayata kast edenlerin Hrant Dink’i aramızdan aldığı o gün, Ankara’da dernek merkezimizde kendiliğinden salona toplanıvermiştik…

Bugün eşcinsellerin “tahrik”le, Ermenilerin “kaza” ile öldürülmelerinin normal kabul gördüğü bir toplumda yaşasak da sevgili Hrant’a ödetilen bedelin “normal” olmadığını seziyorduk…

Dernek merkezimizde kaygıyla birbirimize bakarken ilk işimiz kardeş örgütümüz Pembe Hayat’ı aramak olmuştu…

Hakaret, taciz, tecavüz, ölüm korkusu, şantaj, dayak, gasp ve polis şiddetiyle günlük hayatları cehenneme dönen trans kadın arkadaşlarımız, yaşam haklarına sahip çıkmak için başlatacakları açlık grevinden, Hrant Dink’in alçakça öldürülmesi üzerine tereddütsüz vazgeçtiler…

Sevgi ve özlemle andığımız Hrant Dink’in hayatına mal olan “tedirginlik” ile ömür geçiren biz eşcinseller ve translar, “bu toplumda sadece heteroseksüeller yaşamıyor, biz de varız” diyerek yola çıktık…

Kuşatıldığımız ablukayı dağıtmak, biraz da doksan yıllık süreçte en azından hayatta kalma tecrübesiyle kapandığımız gettolardan çıkmak için mücadeleye başladığımızda tek başımıza özgürleşemeyeceğimizi biliyorduk…

Mücadelemizi sadece cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığına karşı sınırlamaktansa çağrımızı eşcinsellerin kurtuluşu heteroseksüelleri de özgürleştirecektir şiarıyla yaydık ve yükselttik…

Milliyetçiliğin kapadığı kapılar nelerin üstünü örter?

Nasıl ki Ermeni toplumu “merhamet değil, adalet istiyoruz” diyorsa, LGBT toplumu da “buradayız, alışın gitmiyoruz” direnciyle bugünlere geldi…

Irkçılığa ve milliyetçiliğe karşı mücadele etmeden, homofobi ve transfobiye karşı mücadelemizde başarılı olamayacağımızı biliyoruz…

Bu bilinçle yıllardır sadece heteroseksizmin sınırlarına karşı değil aynı zamanda seksizm, milliyetçilik, ırkçılık ve militarizmin sınırlarına karşı da mücadele ediyoruz…

Farklı ayrımcılıklar arasında bağlantılar kurmadıkça, söz konusu ayrımcılıklara karşı mücadele pratikleri ve özgürlük mücadeleleri arasında yatay ağlar örmedikçe her birimiz kendi “mesele”lerimiz etrafında dönüp durmaya mahkûm olacağız…

Bugün sevgi ve özlemle andığımız Hrant Dink, kendi çemberinde dönüp durmayı reddettiği ve hiç şüphesiz birlikte dönüşme – birlikte özgürleşme çağrısını hem içeriye hem dışarıya ulaştırabildiği için hepimizin Hrant Dink’i olmaya devam ediyor…

Öyleyse Kaos GL olarak, bir taraftan “homofobi kimin meselesi” diye sorarken, diğer taraftan “milliyetçiliğin kapadığı kapılar nelerin üstünü örter” diye sorgulamaktan çekinmiyor ve vazgeçmiyoruz…

Sınır kapıları açılsın çağrısı

Eşcinselleri ve Ermenileri canları isterse “süs” canları isterse “ulusun düşmanları” olarak görmekten vazgeçmeyenler her zaman olacaktır…

Bizleri “süs” olarak görüp sevmeye kalkanlara çekinmeden “gönül” kapınızı” değil, “sınır kapınızı” açın diyoruz…

“Deport” şantajından ve “misafir” zulmünden vazgeçip Ermenistanlı güya “kaçak” göçmen işçilerin oturma ve çalışma hakkını tanımanız gerek diyoruz…

Ermenistan sınırını şartsız ve bir an önce açmanın lütuf değil tarihi ve aktüel bir gerek olduğunu hatırlatıyoruz…

Çünkü biliyoruz ki devletinden vatandaşına hepimiz ulus-devlet projesi ile zehirlendik…

1915’in yüzüncü yılını bu ülkenin siyaseti, “Benim için neler söylediler. Gürcüdür, affedersin çok daha çirkin şeylerle Ermeni diyen oldu. Ama ben Türküm” diyerek karşılamakta beis görmedi…

Anadolu ve Mezopotamya toprakları bereketlidir, hepimiz aynı zehirli kültürlenme ve sosyalizasyon süreçlerinden geçtik haliyle ulus-devlet projesi ile zehirlenince maya tutmuyor işte!

Öyleyse, sevgili Hrant’ın hayatına mal olan Ermeni’ye yönelik tarihsel travmadan kurtulma önerisini tersinden kendi üzerimize almadıkça, Türk’ün kendi paranoyasından tek çıkış yolu bellemedikçe ne kadar siyasi açılım yaparsan yap o zehir olmadık yerde/n akıp etrafı kirletmeye devam edecektir…

Öyleyse, bizleri canları istediğinde “ulusun düşmanları” olarak görmekten vazgeçmeyenlere, o “ulus”un bir sahte bütün olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmiyoruz…

Hrant’ın sorusu cevaplanmayı bekliyor

Irkçı ve milliyetçi söylemler devlet politikaları ile kurumsallaşırken, ülkeler arası sınırların da aşılmaz toplumlar arası sınırlara dönüştüğünü biliyoruz…

Bütün bu sınırlara rağmen Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans hareketi olarak nasıl ki özgürlük mücadeleleri arasında köprüler kurabiliyorsak, homofobi, transfobi, ırkçılık ve milliyetçiliğe karşı da birlikte mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz…

1915 zihniyetinin öldürdüğü Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in sorduğu soru hâlâ cevaplanmayı bekliyor:

“Geçmişte yaşanan büyük felaketin sorumluları gibi mi davranacağız, yoksa o yanlışlardan ders alarak yeni sayfaları bu kez uygar insana yakışır bir şekilde mi yazacağız?”

Kaos GL olarak bizler, Ermenistan LGBT toplumunun bileşenleri ile ortaklaşa yürüttüğümüz mücadeleyle bu soruya yanıtlar aramaya devam edeceğiz…

Gökkuşağıyla özgürleşmemizin yolunun milliyetçiliğin gölgesiyle örttüğü hakikatleri bıkmadan, usanmadan dile getirmemizde yattığını biliyor ve bu sorumluğu sahipleniyoruz…

Ayrımcılıktan, ırkçılıktan, şiddetten arınmış, daha özgür ve adil bir dünya için çalışan Kaos GL’nin yirmi yıllık mücadelesiyle birlikte aynı zamanda hiç şüpheniz olmasın bileşeni olduğumuz ortak LGBT hareketimizi de onurlandırdınız…

Kaos GL adına paylaştığım sözlerimi bitirirken, Sevgili Hrant Dink’in mirasını yaşatan bu ödüle bizleri değer gören herkesi sevgi ve saygı ile bir kez daha selamlıyorum…”

Bu konuşma metni kaosgl.com/ dan alınmıştır

43.Ali Erol

 

 

Ali Erol

 

Yeni İnsan’ın ekoloji cep serisi, “Batı Uygarlığı’nın çöküşü” ile başladı

Yeni İnsan Yayınevi, çeşitli serilerde yayımlamaya devam ettiği kitaplarına, Naomi Oreskes ve Erik M. Conway‘ın Batı Uygarlığının Çöküşü kitabıyla birlikte ekoloji cep serisini de ekliyor. Ayrıca bu kitapla, Yeni İnsan Yayınevi iklim için Ben de Varım diyor ve okurlarını iklim için Ben de Varım demeye çağırıyor.

40...

Kitabın yazarları, Batı Uygarlığının Çöküşü kitabını yazma gerekçelerini şöyle aktarıyor:  Bilim kurgu yazarları hayalî bir gelecek kurarlar, tarihçiler geçmişi yeniden inşa etmeye çalışırlar. En nihayetinde, her ikisi de bugünü anlamanın peşindedir. Bu denemede, bugünümüze ve (olası) yarınlarımıza gelecekten bakan bir tarihçi yaratmak için iki türü bir araya getiriyoruz. Batı kültürünün (1540–2093) sonunun üç yüzüncü yıldönümünde kaleme alınan bu çalışmada yanıt aranan soru, Aydınlanma’nın çocukları olarak da tanınan bizlerin, iklim değişikliği konusundaki kuvvetli verilere ve ortaya çıkacak felaketler ile ilgili bilgilerimize rağmen nasıl olup da harekete geçemediğidir.

Batı Uygarlığının Çöküşü kitabıyla ilgili bazı yorumlar şöyle:

40Provokatif ve son derece büyüleyici olan Batı Uygarlığının Çöküşü, okuru sağduyulu yönetimlerle hala önlenebilecek bir geleceğe götürüp, bırakıyor.-Elizabeth Kolbert, The Sixth Extinction: An Unnatural History, Field Notes from a Catastrophe: Man, Nature ve Climate Change kitaplarının yazarı.

Oreskes ve Conway’ın bu şaşırtıcı ve makul yüzyılının hikayesi, George Orwell, Aldous Huxley gibi, yaklaşan felaketleri çok önceden gözleyen, yazarak peygambere dönüşen bütün yazarların zihninde yazılmış bir kitaptır. Gireceğimiz Uzun Ekolojik Felaketlerle dolu yüzyılı detaylı ve inandırıcı bir şekilde resmeden unutulmayacak bir metin.

-Kim Stanley Robinson, Shaman, 2312, Science in the Capital ve Mars üçlemesi’nin yazarı.

İnsanlık tarihinin nasıl olabileceğine dair korkutucu bir bakış. Aldırış etmemekle, bu senaryonun olasılığı artıyor. Bu kitabı okuyarak, ve ihtarlarına uyarak belki dehşetli kehanetlerini önleyebiliriz.

-Timothy E. Wirth, Birleşmiş Milletler’in Başkan Yardımcısı, eski ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi Üyesi

Kitabın yazarlarından Naomi Oreskes, Harvard Üniversitesi’nde Bilim Tarihi profesorü. Dünya ve Gezegen Bilimleri bölümü sözleşmeli öğretim görevlisi ayrıca Scripps Okyanus Bilimi Enstitüsü’nde sözleşmeli öğretim görevlisi olarak da çalışmaktadır. Yapıtları arasında The Rejection of Continental Drift: Theory and Method in American Earth Science (1999),Merchants of Doubt: How a Handful of Scientists Obscured the Truth on Issues from Tobacco Smoke to Global Warming (Erik M. Conway ile birlikte, 2010) ve Science on a Mission: American Oceanography from the Cold War to Climate Change (yayına hazırlanıyor) bulunmaktadır. Dale Jamieson ve Michael Oppenheimer ile beraber çalıştığı son projesi, bilimsel değerlendirme yöntemlerini değerlendirdiği “Assessing Assessments: A Historical and Philosophical Study of Scientific Assessments for Environmental Policy in the Late 20th Century” başlıklı çalışmadır.

Kitabın diğer yazarı Erik M. Conway, Kaliforniya’da yaşayan bilim ve teknoloji tarihçisidir. Yapıtları arasında Blind Landings: Low-Visibility Operations in American Aviation, 1918–1958 (2006), Atmospheric Science at NASA: A History (2008), ve Merchants of Doubt: How a Handful of Scientists Obscured the Truth on Issues from Tobacco Smoke to Global Warming (Naomi Oreskes ile birlikte, 2010) bulunmaktadır.

Kitabın çevirisi ise Boğaziçi Üniversitesi’nden Oya Tuğcu Özağaç ve Açık Radyo’da yayınlanan Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam programının yapımcılığını sürdüren Bora Kabatepe’ye ait.

(Yeşil Gazete)

Alakır Nehri Kardeşliği’ne suç duyurusu

Başka bir dünyanın mümkün olduğu düşüncesinin peşinde on yıl önce İstanbul’u terk ederek Alakır Vadisi’ne, Alakır Nehri’nin kıyısına yerleşen, orada şehirden uzak, ağaçlara, balıklara, suya komşu bir yaşam alanı inşa eden Tuğba Günal – Birhan Erkutlu çifti, HES şirketleri Alakır Nehri’ni borulara hapsedecek projeleriyle kapıya dayandığı günden beri, Alakır’ın dostlarıyla birlikte nehrin çığlığının sesi oluyor. Antalya’nın Kumluca İlçesinde, Alakır Nehri üzerindeki HES’lere karşı mücadele eden, yıllardır “Alakır özgür akacak.” diyen Alakır Nehri Kardeşliği, bir yandan şirketlerin doğa talanına karşı vadideki canlıları savunurken bir yandan da haklarında açılan davalar ve suç duyurularına karşı kendilerini savunmaya çalışıyor.

birhan

Doğduğu yerden denize döküldüğü yere kadar 70 kilometre boyunca  1. Derece Doğal Sit Alanı olduğunu ilan eden karar, Danıştay 14. Dairesi tarafından geçen yıl onanmasına rağmen üzerinde dördü tamamlanmış 8 HES projesinin ve inşaatların devam ettiği, Metamar/Dedegöl Enerji ile Ado Enerji şirketlerinin faaliyet gösterdiği Alakır Nehri’nde doğa katliamına direnen Tuğba Günal, Birhan Erkutlu ile 3,5 yaşındaki kızı Cana Işıkla birlikte Alakır Vadisi’nde yaşayan Elif Arığ, kendilerini mücadeleden vazgeçirmeye çalışanlarla da uğraşıyor.

alakir talan

Antalya Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, ÇED ve Çevre İzinleri Şube Müdürü İbrahim Özçelik, Alakır Kardeşliği’nden Tuğba Günal hakkında, “Sosyal paylaşım sitesi Facebook üzerinden kendisine hakaret edildiği, hedef gösterici, küçük düşürücü ve rüşvetçi memur konumuna sokulduğu…” gerekçesiyle savcılığa suç duyurusu bulundu. Suç duyurusu kapsamında Antalya Bahçelievler Polis Karakolu’na ifade veren Tuğba Günal,

ÇED müdürünü tanımadığını söyledi. 

Tuğba Günal, “Alakır Vadisi’nde yaşadığım yerde bırakın interneti, telefon dahi zor çekiyor. Facebook kullanmam. Bu şahıs nereden elde ettiyse benim telefon numaramı bulup savcıya “Bu numaradan facebook’a giriliyor. Biz tespit ettik.” diyerek suç duyurusunda bulunmuş. Kim bunlar? “Biz tespit ettik” ne demek? “Biz” dedikleri kim? Hiçbir hukuki izin, soruşturma olmadan nasıl benim özel telefonumu tespit ettikleri iddiası ile suç duyurusunda bulunabiliyorlar ve kendilerini savcı yerine koyabiliyorlar? Hedef gösterici, suçlayıcı bu yalanlar karşısında ve hukuk dışı bu tespitlerle ilgili tüm hukuki girişimleri yapacağım.” dedi.

tuğba

Tuğba Günal’ın ifade vermesi, Alakır Nehri Kardeşliği için ilk değil. Cana Işıkla birlikte Alakır Vadisi’nde çamurdan, çalı çırpıdan yaptıkları evlerinden çıkarıldıktan sonra Birhan ve Tuğba’nın yaşam alanlarını paylaşmaya başlayan, önümüzdeki günlerde kızı ve kendisi için yeni bir yuva yapmaya hazırlanan Elif Arığ da köylülerin hakkında açtığı hakaret davası kapsamında ifade vermişti. Üstelik geçtiğimiz günlerde Birhan ve Tuğba’nın evlerinin önünde silahla 7-8 el ateş edilmişti. Yaşam alanlarının etrafındaki asırlık meşe ağaçlarını kesmekle tehdit edilen Alakır’ın HES direnişçileri, “Ayaklarını denk alsınlar, yoksa bacaklarını kırarız onların” diyen HES şirketi bekçisini de jandarmaya şikayet etmişlerdi.

“Bizi vazgeçiremeyecekler.”

Alakır Nehri Kardeşliği sosyal medya hesaplarını kapatarak Alakır’ın HES direnişini yerelde eylemlerle sürdüreceklerini açıklayan ve Alakır’ın tüm dostlarından hem sosyal medyada hem de sokaklarda şirketlere karşı tepkilerini eylemlerle, yaratıcı pankartlarla, “Ben Alakır Nehriyim” mesajlı fotoğraf ve videolarla, hukuksuz faaliyetlerine karşı suç duyurularıyla dayanışma çağrısında bulunan Tuğba ve Birhan,  HES şirketlerinin ve şirketlerden yana davranan yerel yöneticilerin, köylülerin baskılarına rağmen yılmadan Alakır’daki canlıların yaşam hakkını birlikte savunmaya devam edeceklerini belirtti:

“Bu tarz suçlamalar, baskı politikaları ve Alakır’da yetkililerin denetimsizliği ile devam etmekte olan şirket ekokırımlarına karşı yaşam mücadelesinden hiçbirimizi vazgeçiremezler. Alakır Vadisi’nin danıştay tarafından da onanmış olan ‘1. Dereceden Doğal SİT Alanı kararı’ var. Derdi sadece Alakır’daki canlıların yaşamını korumak olan bizlerle uğraşacaklarına, bu memurlar önce görevlerini yapıp yargı kararlarının yürütmesini uygulasınlar. Bir seneyi aşkın süredir Alakır’la ilgili bu yargı kararı uygulanmamaktadır ve bu hukuksuzluk ve denetimsizlik yüzünden yüz binlerce canlı zarar görmektedir.”

Alakır Nehri Kardeşliği

#BizAlakırNehriyiz

Haber: Güneş Dermenci

(Yeşil Gazete)

Kivalina sakinleri, iklim değişikliği nedeniyle köylerini terk etmek zorunda

Kutup bölgelerinde küresel ısınmanın etkileri daha fazla hissediliyor. Özellikle Arktik bölgesinde. Alaska’nın kıyı köylerinden Kivalina sakinleri köyü taşımayı planlıyor.

35

Alaska Üniversitesi’nden iklim araştırmacısı Scott Rupp, Alaska’nın çoğu kıyı bölgesinin erozyon sonucu büyük toprak kaybına uğradığını belirtiyor. Hızlanan erozyon sürecinden ise iklim değişikliği sorumlu tutuluyor. Hava daha da ısındığından kıyıdaki buzullar daha hızlı eriyor ve köy fırtınalara karşı korumasız kalıyor. Sonuç olarak deniz evlere daha da yaklaşıyor.

Kivalina Belediye Başkanı Austin Swan
Kivalina Belediye Başkanı Austin Swan

Kivalina Belediye Başkanı Austin Swan, kıyıya getirdiği bir haritayı gösteriyor ve bilgi veriyor: “Muhtemelen 100 fitlik bir kaybımız var. Şurada köyün güneydoğusunda ise toprağı 250 fite kadar kaybettik. İki yıl için bu çok büyük bir oran.”

Belediye Başkanı, Kivalina’nın her zaman okyanus üzerindeki buza bağımlı olduğunu çünkü bunun erozyona karşı doğal bir koruma sağladığını kaydediyor. Swan, “Sonbahar-kış fırtınaları ve buzullar eskiden olduğu kadar erken ortaya çıkmıyor. Okyanus buzulu eskiden olduğu gibi ekim ayında oluşmuyor. Hepsi ocak, şubat ayında oluyor. Bu bizim için iyi değil” diyor.

Kivalina sakinleri geçmişte de seller ve kar felaketleri yaşamış. Ancak bu sefer farklı olduğunu düşünüyorlar. Çoğu artık orada yaşayamayacakları görüşünde. Köyün taşınması yıllardır tartışılıyor. Önceleri bunun nedeni hızla artan nüfusmuş. Ancak sonra buna iklim değişikliğinin etkileri eklenmiş. Reppi’nin kız kardeşi Coleen Swan, şöyle konuşuyor: “Bunu çok uzun süre önce yaptım. Sanki sonsuza dek böyle gidecekmiş gibi hissediliyor. Gerçekten taşınmak için gerekli tüm bilgileri topladık. Olası tüm yeni yerler hakkında bilgiye sahibiz.“

(DW)

Bakkala, “Duvarına nasıl “Faşo HES” yazarsın?” şikayeti

Tarsus Boğazpınar köyündeki bakkal, duvarındaki “Faşo HES” yazısı yüzünden kaymakamlığa şikayet edildi. Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı Boğazpınar köyüne kurulması planlanan HES’e karşı verilen mücadelenin simgesi haline gelen 40 yıllık köy bakkalı, Tarsus Kaymakamlığı’na “ruhsatsız ve üzerinde uygunsuz yazı bulunduğu” gerekçesiyle şikayet edildi.

31

Evrensel’den Burak Şefkat’in haberine göre, dededen toruna miras kalan bakkalı işleten Mustafa Öztürk, olayı Muhtarın kendisini aramasıyla öğrendiğini belirtti. Öztürk, “Sabah saatlerinde köy muhtarı tarafından telefonla arandım ve bakkalın Kaymakamlık’a şikâyet edildiğini öğrendim. Sabah saatlerinde Kaymakamlıktan bir yetkili Muhtarımızı arayarak bakkalın ruhsatsız olduğunu ve üzerinde uygunsuz yazı bulunduğu gerekçesiyle şikâyet edildiğini söylemiş. Muhtar da beni arayarak durumdan haberdar etti” dedi.

Sadece yaz aylarında bakkalın işlettiğini söylen Mustafa Öztürk, “Yenilen pehlivanlar güreşe doymuyor. Bakkalımızın HES’çiler tarafından şikâyet edildiğini düşünüyorum. Bakkalımız köyümüzde HES karşıtı mücadelenin simgesi haline gelmişti. Bakkalın duvarındaki ‘Faşo HES’ yazısı HES’çi şirket için ‘uygunsuz’ olabilir” dedi.

33

Boğazpınar köyünde, duvarında “Faşo HES” yazdığı için şikayet edilen bakkal, akıllara Kemal Sunal ile Şener Şen’in Kibar Feyzo filmindeki ünlü “Faşo Ağa” sahnesini akıllara getirdi.

Şikayet hakkında bir açıklamada Boğazpınar Köyü HES Karşıtı Platform‘dan geldi. Boğazpınar Köy Bakkalı’nın HES mücadelesi sırasındaki fotoğraflarının yer aldığı “Son Bakkal” başlıklı açıklama şu şekilde,

Son Bakkal

32

Bugün itibariyle (15.9.2015) direnişimizin simges olan köyümüzde onlarca yıldır hizmet veren köy bakkalı, kaymakamlığa ruhsatsız ve uzerinde yasadışı yazılar bulundurmak gerekçesyle şkayet edlmştr.şikayet edenin HES şirketi oldugunu düşünmüyoruz.
BİLDİĞİMİZ TEK ŞEY ŞİKAYET EDENİN UMUDUN BARIŞIN SEVGİNİN HOŞGÖRÜNÜN DÜŞMANI OLDUĞUDUR.
Bakkalda da yazdığı gİbİ alışverşnz marketten yaparsınız ama cenazenize bakkallınız gelir.Size insan olmayı öğreteceğiz

onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,

akar suyun

meyve çağında ağacın,

serip gelişen hayatın düşmanı.

çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına :

– çürüyen diş, dökülen et-,

bir daha geri dönmemek üzere yıkılıp gidecekler,

ve elbette ki, sevgilim, elbet,

dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,

dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle : işçi tulumuyla

bu güzelim memlekette hürriyet.

bursa da havlucu recebe,

karabük fabrikasında tesviyeci hasana düşman,

fakir köylü hatçe kadına,

ırgat süleymana düşman,

sana düşman, bana düşman,

düşünen insana düşman,

vatan ki bu insanların evidir,

sevgilim, onlar vatana düşman
nazım hikmet ran

(Evrensel, Yeşil Gazete,Haber Sol)

Akademisyen ve Yazar kadınlar Cizre’ye ‘barış ve dayanışma’ için gidiyor

Yazar Perihan Mağden, Oya Baydar ve Ayşe Kulin’in de aralarında bulunduğu 24 yazar ve akademisyen kadının oluşturduğu ‘Barış İçin Kadın Dayanışma Grubu’, bir haftayı aşkın süre ‘abluka’ altında kalmasının ardından adeta savaştan çıkmış bir şehre dönen, 21 sivilin hayatını kaybettiği Cizre’yle dayanışma ve barış için ilçeye gidecek.

Heyette yer alacak kadın yazarlar arasında Ayşe Kulin, Perihan Mağden ve Oya Baydar da bulunuyor
Heyette yer alacak kadın yazarlar arasında Ayşe Kulin, Perihan Mağden ve Oya Baydar da bulunuyor

Dicle Haber Ajansı’nda (DİHA) yer alan habere göre Cizre’de barış dayanışma ve çağrısında bulunacak heyet, bölgedeki kadınlar ve kadın örgütlerinin yanı sıra, yerel yöneticilerle de bir araya gelecek.

Heyette yer alacak isimler şöyle: Gülseren Onanç, Ayşe Kulin, Perihan Mağden, Oya Baydar, Nesrin Nas, Zeynep Oral, Nurcan Baysal, Yasemin Bektaş, Özlem Dalkıran, Ebru Baybora Demir, Ayşe Erzan, Nevin İl, Hande Karakulluk, Ayşe Köroğlu, Çiğdem Mater, Maya Arakon, Nil Mutluer, Filiz Şahin, Mebuse Tekay, Melek Ulagay, Melek Ufuk, Reyhan Yalçındağ, Yaprak Yapsan, Meryem Yavuz.

Barış için Kadın Girişimi de (BİKG), “Savaşa karşı ses çıkarıyoruz” başlığıyla yaptığı yazılı açıklamada cuma günü Cizre’ye gideceğini duyurdu.

Barış ısrarının vurgulandığı açıklamada, “Çocuğunu aç, susuz teskin etmek, öldürülmüş kızının cesedini buzdolabında bekletmek, kolunda bebeğiyle can vermek zorunda bıraktığınız kadınların yanına Cizre’ye gidiyoruz. Cizre’de ve her yerde silahların susması barışın konuşması için ısrarımızı sürdürüyoruz” ifadeleri kullanıldı.

(DİHA, Diken)

‘Aşkın Metafiziği’ konferansının katılımcıları arasında Zizek ve Badiou da var

Kartal Belediyesi’nin ve Altınok Öz’ün öncülüğünde MonoKL (Mono Kurgusuz Labirent) Yayınları tarafından 25-26 Eylül 2015 tarihlerinde Aşkın Metafiziği konulu konferans düzenlenecek. Dragos Arkeolojik Kazı Alanı’nda düzenlenecek konferansa dünyaca ünlü isimler Alain Badiou, Slavoj Zizek ve Judith Balso konuşmacı olarak katılacak. Konferansa ayrıca Volkan Çelebi ve Ahmet Soysal konuşmacı ve moderatör olarak katılacak.

23

Aşkın Metafiziği konferansında aşkın felsefedeki yeri, aşk ve şiir ilişkisi, aşk olayı,  aşkın hakikati, aşk düşüncesinin Batı’dan Doğu’ya düşünsel izdüşümleri, kültürel aşk tasavvurları sorgulanacak.

Etkinlikte ilk gün “Aşkın Hakikati” ve ikinci gün “Aşk Olayı”  konulu iki açık oturum düzenlenecektir. Açık oturumlarda “aşk, olay, psikanaliz, tasavvuf, şiir, hakikat” gibi temaların öne çıkması beklenmekte.

24

Konferansın programı, katılımcıların özgeçmiş bilgileri ve konferans için her iki gün gidiş ve dönüş olmak üzere [sabah-akşam] Beşiktaş, Kadıköy ve Bostancı’dan kaldırılacaklar servisler ve konferans merkezine ulaşım güzergahları için ask.monokl.net adresine bakılabilir ya da [email protected] adresi ile temasa geçilebilir.

Katılım ücretsiz olacağı etkinlikte simültane çeviri yapılacağı da belirtildi.

(Başka Haber)

2015 Hrant Dink Ödülleri Samar Badawi ile Kaos GL’nin

2015 Hrant Dink Ödülü, İstanbul’da dün akşam (15 Eylül Salı) gerçekleşen ödül töreniyle sahiplerini buldu. Ödüle yurtdışından Suudi Arabistanlı kadın hakları savunucusu Samar Badawi, Türkiye’den ise 20 yıldır LGBT hakları mücadelesi içinde yer alan Kaos GL Kolektifi layık görüldü.

21

Yedi senedir Hrant Dink’in doğumgünü olan 15 Eylül’de verilen Hrant Dink Ödülleri sahiplerini buldu. Ceylan Ertem ve Eileen Khaçaduryan’ın sahne aldığı gecede, her sene dünya üzerinde ilham veren kişi ve oluşumları selamlayan ‘Işıklar’a ek olarak özel bir versiyon da yer aldı. ‘Işıklar 1915’ bölümünde, yüz yıl önceki Ermeni Soykırımı’nda İttihat Terakki’nin tehcir kararına uymayıp, Ermenilere yardım eden, saklayan, tehciri geciktiren devlet görevlileri, elçilik mensupları ve sivil toplum savunucuları anıldı. 2015’te dünyada ilham veren kişi ve oluşumları selamlayan ‘Işıklar’ bölümünde ise Suruç Katliamı’nda hayatını kaybeden 35 kişi anıldı.

Hrant Dink Ödülü’nü kazanan isimlerden Suudi Arabistanlı kadın hakları aktivisti Samar Badawi, yurtdışına çıkış yasağı olduğu için ödülünü bizzat alamadı. Ülkede kadınların oy hakkı ve araba kullanma hakkı başta olmak üzere pek çok kampanyayı başlatan, kadınların yaşadığı sorunları uluslararası platformlara taşıyarak Suudi Arabistan’da kadın hakları savunucularının sembolü haline gelen Badawi’nin ödülünü, beraber çalıştığı insan hakları savunucusu Elsa Saade aldı.

Saade konuşmasında, Hrant Dink’in “Ruh halimin güvercin tedirginliği” başlıklı yazısına gönderme yaptı; “onun düşünceleri ve bu ödül, özgürlüğü arayan tüm güvercinlerle dayanışma işareti” dedi.

Kaos GL'den Ali Erol konuşma yaptı
Kaos GL’den Ali Erol konuşma yaptı

Ödüle Türkiye’den, Ankara’da kurulan ve 20 yıldır devam eden dergi hayatının yanı sıra toplantılar, eylemler, oluşturulan kütüphane gibi yollarla LGBT mücadelesinin önemli oluşumlarından biri halien gelen Kaos GL layık görüldü.

Kaos GL adına ödülü alan, derneğin kurucularından Ali Erol şunları söyledi:

“Nasıl ki Ermeni toplumu ‘merhamet değil adalet istiyoruz’ diyorsa, LGBT toplumu da ‘buradayız, alışın, gitmiyoruz’ diyor. Irkçılığa ve milliyetçiliğe karşı mücadele etmeden homofobiye karşı mücadelemizde başarılı olamayacağımızı biliyoruz.”

(Agos)

Almanya Yeşiller heyeti Cizre’de,” Silahlar hemen sussun” çağrısı yaptı

Almanya Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir, günlerce sokağa çıkma yasağının uygulandığı, giriş ve çıkışların yasaklandığı Cizre’ye gitti. Özdemir, iç savaş uyarısında bulundu. “Kürt sorununun çözüm yeri parlamentodur” diyen Cem Özdemir, önümüzdeki hafta başlayacak Kurban Bayramı vesilesiyle tarafları şiddete son vermeye çağırdı.

19

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Eş Başkanı Rebecca Harms ile Almanya Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir, Türkiye Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüsü Naci Sönmez, Şırnak’ın 8 gün sokağa çıkma yasağı ilan edilen Cizre İlçesi’ni ziyaret etti. HDP milletvekilleri Mithat Sancar, Faysal Sarıyıldız, Cizre Belediye Başkan Yardımcısı Kadir Kunur’un belediye önünde karşıladığı Harms ile Özdemir, Nur Mahallesi’nde çıkan çatışmalar sırasında zarar gören ev ve işyerlerinde incelemelerde bulunup, vatandaşlarla görüştü.

Özdemir, incelemeleri sonrası açıklama yaptı. PKK ile çatışmanın iç savaş potansiyeli içerdiğine dikkat çeken Cem Özdemir, “Umut ediyorum bir an önce iki taraf çözüm sürecine geri döner. Tarafların bir an önce ateşkes kararı almasını istiyoruz” dedi.

18
Almanya Yeşiller Partisi eşbaşkanı Cem Özdemir, Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Eş Başkanı Rebecca Harms ile Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi eş sözcüsü Naci Sönmez Cizre’de incelemelerde bulundu

Cizre’deki incelemeleri sırasında güvenlik güçlerinin ağır silahlarla düzenlediği operasyonların tahribatına tanık olduğunu belirten Cem Özdemir, “Kendi halkınıza karşı ağır silah kullanmanızı hiçbir şey haklı çıkarmaz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı iç siyasi hesaplarla ülkeyi krize sürüklemekle suçlayan Özdemir, seçimlerin özgür ve adil şekilde yapılması uyarısında bulundu. Cem Özdemir, “Aksi halde istikrarsızlık kalıcı hale gelecek, Türkiye’nin bölgedeki istikrarlı partner imajı zarar görecek” dedi.

AP Yeşiller Grubu Eş Başkanı Rebecca Harms ise Türkiye’deki gelişmelerin Avrupa Parlamentosu’nda da kaygıyla karşılandığını söyledi.

(Deutsche Welle Türkçe, DHA)

Davutoğlu imzaladı, bayram tatili 9 gün

Bakanlar Kurulu, Kurban Bayramı tatilini 9 güne çıkaran kararı onayladı. Kamu çalışanları 21 Eylül ‘den itibaren 2,5 gün idari izinli sayılacak.

Başbakan Ahmet Davutoğlu, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışanların 21 Eylül’den itibaren iki buçuk gün izinli sayılmasına ilişkin yazıyı imzaladı. Bayram tatili 9 gün oldu.

Yazının ilgili kurumlara gönderildiği belirtilen duyuruda, “Kurum yöneticilerince, gerekli tedbirlerin alınarak hizmetlerin aksatılmaması, zorunlu hizmetlerin yürütülmesi için asgari seviyede eleman bulundurulması kaydıyla; kamu kurum ve kuruluşlarındaki tüm çalışanlar, 21 Eylül Pazartesi gününden itibaren iki buçuk gün idari izinli sayılacaklardır” ifadelerine yer verildi.

(Radikal)