Ana Sayfa Blog Sayfa 3587

Merkel Türkiye’ye geliyor

Almanya Başbakanı Angela Merkel Pazar günü Türkiye’yi ziyarete geliyor. Merkel’in sözcüsü ziyaretin güvenlik konuları, mülteciler ve Suriye’deki son durum üzerine olacağını söyledi.

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Partisi’nin Alman milletvekili Ska Keller, 8 Ekim 2015’te Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada Avrupa Birliğinin Erdoğan ile kirli bir pazarlık içinde olduğunu söylemişti.

Erdoğan’ın Brüksel ziyareti esnasında kimsenin Türkiye’de yaşanan terör olayları, Kürt köylerine ve şehirlerine yapılan saldırıları sormadığını, Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalleriyle ilgili tek bir söz söylemediğini belirten Ska Keller, bunun nedeninin AB ile Erdoğan arasında yapılan kirli bir pazarlık olduğunu söyledi. Bu pazarlığa göre Türkiye’den Avrupa’ya göç eden Suriyeli mültecilerin geçişinin durdurulması karşısında Türkiye’de yaşanan savaş ortamına ve hak ihlallerine Avrupa Birliği göz yumacak.

No dirty deal with ErdoganKurdish villages are under attack, press freedom is violated and where is the EU´s voice? They are silent and court President Recep Tayyip Erdoğan. Turkey should stop the refugees and therefore we do not criticise them? Here the European Union gets it really wrong. This dirty deal is not worthy of the European values.

Posted by Ska Keller on Thursday, 8 October 2015

(Yeşil Gazete)

Barışa bomba ve vicdansızlık – Arif Ali Cangı

Cumartesi günü Ankara’dan barış çığlığı yerine, bomba sesi ve ölüm çığlığı ulaştı. Boğazımda bir düğüm, yüreğimde bir acı, patlamaya hazır bir öfke, “ben niye orada değilim” suçluluğuyla beynim “sakin ol ve bırakma kendini” diye uyarıyor.

Yazının yazıldığı sırada açıklanan resmi rakamlara göre 97 kişi hayatını kaybetti, 160 kişinin de yaralı olduğu söyleniyor.

Yaşananları sözcüklerle anlatmak çok güç, yazmak çok zor, gelin sorular soralım, ısrarla yanıtlanmasını isteyelim

7 Haziran seçimleri başta ‘Saray’ tarafından hazmedilseydi, siyaset “başkanlık” hırsına  feda edilmeseydi, hükümet kurulabilseydi, bunu ve önceki olayları yaşar mıydık?
Dolmabahçe’de kurulan masa devrilmeseydi, bugün ölüm-kalım gündemiyle mi uğraşıyor olurduk?
Seçimin hemen öncesinde Diyarbakır’da HDP mitinginde, seçimden sonra Suruç’taki bombaları patlatanlar ve arkasındaki failler ortaya çıkarılmış olsaydı bu katliam yaşanır mıydı?
“Tescilli çete lideri” teröre lanet mitingi kılıfı altında miting yapıyor ve “oluk oluk kan akacak” diyebiliyor, ardından barış mitinginde bomba patlıyor, bu sadece tesadüf mü?
PKK ateşkes ilan ediyor, hükümetten sonuna kadar savaş açıklaması geliyor ve başkentin göbeğinde barış mitingi bombalanıyor, barış isteyen insanların canını alarak, kimler ne mesaj vermek istiyor?
Başkentte önceden planlanan bir mitingde planlı bir şekilde bombalar patlatılıyor, MİT, Emniyet İstihbaratı bundan nasıl haberdar olmaz, istihbarat kurumları ne işe yarar?
Olayın siyasi sorumlusu olan hükümet başkanının HDP genel eş başkanını suçlamak yerine sorumluluğunu yerine getirmesi gerekmez mi?
Onurlu bir davranış olan “istifa” için daha ne yaşanmalı, hiç olmazsa İçişleri Bakanı istifa etmesi gerekmez mi?
Türkiye çok kötü bir dönemden geçiyor, bu ülke bu kadar kötü yönetilmemişti. Katliamın cezai hükmü, soruşturma ve yargılama sonunda verilecek ama olayın siyasi sorumlusu, faili belli, ‘Saray’ı ile hükümeti ile iktidarda olanlar. ‘MİT Tırları’nın kime silah taşıdığı halen gizleniyor, 7 Haziran seçimlerinde 6 milyon oyla meclise 80 milletvekili gönderen HDP’ye yapılan saldırıların failleri çıkartılmadığı gibi, iktidar tarafında yok sayılıyor, sürekli nefret söylemleriyle suçlanıyor. Başbakan katliamla ilgili yapacağı görüşmelere, en çok üyesini yitiren HDP’yi dahil etmiyor. Buna en basit deyimiyle aymazlık denir, şimdiye kadar HDP’yi yok sayarak ona yapılan saldırılara davetiye çıkardınız, yeni saldırılar olması mı isteniyor?

Avukatların Tespitleri;

Evet, katliamın siyasi sorumlusu hükümettir, olayın karanlıkta kalacak her noktasından da hükümet sorumlu olacaktır. Sıcağı sıcağına olay yerine ulaşan bir grup avukat soruşturmanın ilk aşamasına ilişkin hukuka aykırılıkları tespit etmişler. Avukatların tuttukları tutanakta özetle deniyor ki;

 

“…Olay anında olay yerinde bulunan avukatların ve tanıkların anlatımı ile, patlamanın ardından çevik kuvvet patlama alanına doğru mitinge katılanlara karşı göz yaşartıcı kimyasal ve plastik mermi kullanmıştır. Olay yerinde Arena Spor Salonu kısmında bulunup yaralılara yardım etmeye çalışılırken polislerden yardım istenmesine rağmen ambulanslara yol açma dahil olmak üzere, yardım edilmemiştir. Ambulanslar olaydan sonra derhal olay yerine gelmemiş, ambulans yolu çevik kuvvet tarafından kapatılmıştır. Çevrede bulunan kişilerin dağıtılması için kolluk kuvvetleri tarafından defalarca havaya ateş açılmıştır. Çevik kuvvet polislerinin müdahalesi ile birlikte insanlar cenazelerin üzerine basarak kaçmak zorunda bırakılmıştır. Olay sonrası güvenlik güçlerinin olay yerine ve insanlara müdahale tarzı, ortamdaki kaosu arttırmış, yaralılara müdahaleyi geciktirmiş, bir kısım insanların kaçışırken yaralanmalarına sebep olmuştur.Olay yeri inceleme çalışması sürdürülürken Tren Garı’nın Sıhhiye yönünde çevik kuvvet görevlileri tarafından halkın tahrik edildiği, özellikle bazı emniyet mensupları tarafından cenazelere saygısızlık yapıldığı, delillerin üzerine istemli olarak basıldığı ve halka küfredildiği öğrenilmiştir. Sonrasında avukatlar tarafından ilgili memurlar hakkında tutanak tutulması istemi ekip amiri tarafından önlenmiştir. Olaylarda fail kişiliği belirgin polis memuru çevik kuvvet yeleğini çıkarıp sivil kıyafetleriyle (kırmızı tşört) olay yeri incelemesinden koşarak ve cenazelere, delillere basarak uzaklaşmıştır. Ardı sıra tespit için alanda bulunan avukatlar polisler tarafından darp edilmiştir…”

Soruşturmanın  daha başında bunlar yaşanırsa, nasıl yol alınacak? Her şeyden önce vicdanlı yöneticilere ve yetkililere ihtiyacımız var. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez; “bu çağın en önemli hastalığı vicdansızlık” dedi, çok doğru söylüyor, bu hastalık Türkiye’de başta Devlet yönetimini sarmış durumda.

Şiddetin egemen olduğu bu düzen daha fazla süremez, bunu daha fazla taşıyamayız. Çok önemli bir sınavdan geçiyoruz; ya savaşa,çeteleşmeye, mafyalaşmaya, temel insan haklarının ihlal edildiği hukuk güvenliğinin yok edildiği uygulamalara ses çıkarmayacağız ve ölmeye devam edeceğiz ya da korkmadan, yılmadan eşit,özgür,hukukun üstünlüğünün sağlandığı demokratik ve yaşanabilir bir ülkede barış içinde birarada yaşamdan yana açık tavır alacağız.

Her birimize sorumluluk düşüyor, söylediklerimizle, yazdıklarımızla, tepkilerimizle, ilişkilerimizle, 1 Kasım’da vereceğimiz oyla, katliamda ölenlere borcumuzu böyle ödeyebiliriz. Ülke yönetimin vicdansızlık hastalığından kurtarmak zorundayız. Vicdanlı siyasetçilerin sorumluluğu daha büyük, katliamda hayatını kaybedenlerin siyasi kimlikleri kimin kiminle ortak geleceği kurabileceğini göstermiyor mu? Yalnızca 1 Kasım seçimlerini değil, 1 Kasım’dan sonrasını da şimdiden konuşmak lazım, silahın ve şiddetin yerine sözü ve siyaseti etkili kılmak gerek.

Şimdi yapmamız gereken, kaybettiklerimizin yakınlarına, katliamdan sağ kurtulanlara sımsıkı sarılmak ve “korkmuyoruz, yılmayacağız, ayaktayız, eşit, özgür, barış içinde birarada yaşacağız”diye bağırmak.

 

Arif Ali CangıArif Ali Cangı

Ankara’da yaşam hakkı ihlal edilmiştir – Zafer Üskül

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi, “herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır” der. 1982 Anayasası’nın 17 maddesi de, “Herkes yaşama hakkına sahiptir” diye başlar.

Herkes yaşam hakkına sahipse, devletin, kişilerin yaşam hakkını (bazı sınırlı istisnalar dışında) ihlal etmemesi, yani insanların yaşamlarına şu ya da bu biçimde öldürmemesi gerekir. Bu devletin “negatif” yükümlülüğüdür.

Ancak devletin, yaşam hakkı tehdit altında bulunanları koruma, onların yaşamlarının üçüncü kişiler tarafından ortadan kaldırılmasını önleme görevi de vardır. Bu da Devletin, yaşam hakkıyla ilgili pozitif yükümlülüğüdür.

Devletin pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediğini söyleyebilmek için şunları bilmek gerekir:

1. Kişinin yaşamına ya da vücut bütünlüğüne yönelik bir tehdit var mıdır?
2.  Devletin yetkilileri bu tehdidi bilmekte ya da bilecek durumda mıdır?
3. Bu tehdit, gerçek, yakın ve önlenebilir bir tehdit midir?
4. Yukarıdaki soruların yanıtı olumluysa, kamu görevlileri gereken adımları atmışlar mıdır?

Yaşam hakkı, birbirinden farklı durumlarda tehdit altında olabilir: Kamu görevlileri, toplumsal olaylarda yaşam hakkını tehdit edebilirler; bir kişi bir başkasının yaşam hakkını, çeşitli nedenlerle tehdit edebilir; şiddet görev kadının yaşam hakkı tehdit altında olabilir; ceza ve tutukevlerinde, askerlikte yaşam hakkı tehdit altına girebilir ve toplumsal olaylarda, gösteri yürüyüşleri sırasında yaşam hakkı tehdit altında olabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü bir temel haktır
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11. maddesine göre, “herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak… haklarına sahiptir”.

1982 Anayasası da,  34. maddesinde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını öngörmektedir: “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir”.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, ifade özgürlüğünü kullanmanın ayrılmaz bir parçası ve düşüncenin topluca ifadesinin bir aracıdır. Bu temel hakkın kullanılmasını sağlamak da devletin görevlerinden birisidir.

Neden?

Silahsız, saldırısız, barışçı gösteri yürüyüşü yapmak isteyen insanların karşılarına, bu yürüyüşü engellemek isteyen başka gruplar çıkabilir, barışçı göstericilere saldırılar vuku bulabilir, barışçı göstericilerin yürüyüşünü “saldırgan” bir yürüyüşe dönüştürmek isteyen provokatörler çıkabilir, vb.

Bu durumlarda güvenlik güçlerinin yapması gereken, barışçı göstericileri korumak ve onların haklarını kullanmalarını sağlamaktır. Bu sırada suça karışanlar varsa, Devletin güvenlik kuvvetleri onlarla ilgili yasal işlemleri elbette yapacaklardır.

Ülkemizde gösteri yürüyüşü hakkını kullanmak ciddi bir sorun haline gelmiştir. Kullanılması izne bağlı olmayan bu hak, fiilen “izne bağlı” hale gelmiştir. İzin almak da kolay iş değildir. İdare, çeşitli bahanelerle, örneğin göstericilerin güvenliğini sağlamanın zorluğu nedeniyle, gösteri yürüyüşlerini kolaylıkla erteleyebilmekte ya da yasaklayabilmektedir.

Her şeye rağmen izin alınabilmişse, gösteri yürüyüşü hakkını kullanma üzerindeki engeller, baskılar ortadan kalkmış olmamaktadır. En küçük bir saldırganlık vukuunda, saldırganlar üzerine gidileceğine tüm göstericiler üzerinde şiddet uygulanabilmekte, barışçı göstericiler korunmamaktadır.

Son dönemlerde, gösteriler hazırlanırken ya da gösteriler sırasında, göstericiler saldırıya uğrayabilmekte ve yaşamlarını yitirenler, vücut bütünlüğü zarar görenler olabilmektedir. Burada sorun, gösteri sırasında yaşam hakkının ihlali konusunda yakın bir tehdidin var olmasına, bu tehdidin bilinebilir ve önlenebilir olmasına rağmen Devletin güvenlik görevlilerinin gereken koruma önlemlerini yeterince almamalarıdır.

10 Ekim günü Ankara’da kitlesel bir gösteri yürüyüşü yapılacağı çok önceden duyurulmuştur ve bilinmektedir. Bu tür büyük gösteri yürüyüşlerine provokatörlerin karıştığı, karşıt grupların saldırdığı, teröristlerin bomba attıkları ya da canlı bombaların kalabalığın arasında patladıkları güvenlik güçleri tarafından bilinmektedir. Güvenlik güçleri, Diyarbakır’da, Suruç’ta yaşananları, terör eylemlerini bilmektedir. Seçim öncesi ülkedeki gerginlik, Suriye’de çatışmakta olan çeşitli terörist grupların son Rus saldırıları sonrasında Türkiye’ye geri sızmaları gibi gelişmeler de göz önüne alındığında, Ankara’da yapılacak “barış ve demokrasi” gösteri yürüyüşünün güvenli bir şekilde yapılabilmesini sağlamak için özel önlemler alması gerekirdi.

Gösteriye katılacakların toplanma yerinde iki bombanın patlaması üzerine, ilk belirlemelere göre 100 dolayında kişinin ölmesi ve yüzlerle kişinin yaralanması, gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasının tehdit altında olmasına, bu tehdidin bilinebilir olmasına karşın belki de önlenebilecek bir felaketi önlemek için tedbir alınmadığının göstergesidir. Çok sayıda insanın toplandığı bir yerde sadece birkaç güvenlik gücü aracının ve ona uygun sayıda güvenlik görevlisinin bulunması büyük bir ihmalin varlığını göstermektedir.

Bu durumda, Devlet, yaşam hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmeyerek o insanların yaşam hakkını ihlal etmiş görünmektedir.

Devletin pozitif yükümlülüğü hala devam etmektedir. “Etkin ve güvenilir” bir soruşturma yaparak sorumluları ortaya çıkarmak, yargılanmalarını ve cezalandırılmalarını sağlamak.

Daha önce yaşanan olayların ardından yapılanlar bizi yeterince umutlu kılmıyor olsa da…

Zafer Üskül – www.t24.com.trzafer üskül

12 – 13 Ekim’de Yas Grevi

Dün Ankara’da DİSK, KESK. TMMOB ve TTB öncülüğünde düzenlenen Barış, Kardeşlik ve Demokrasi mitingi öncesi gerçekleşen ve çok sayıda ölüme neden olan bombalı saldırısına tepki olarak Mitingi düzenleyen kuruluşlar bir açıklama yayınlayarak 12 -13 Ekim günlerinde bütün Türkiye’de greve gideceklerini duyurdu.

10881719_926726407375404_1149501863041394295_nDevrimci İşçi Sendikaları Konfedereasyonu, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu,Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ve Türk Tabipleri Birliği’nin ortak açıklaması şöyle:

 

Üzgünüz, Öfkeliyiz, Yastayız ve İsyandayız!

ÖLEN ARKADAŞLARIMIZI ANMAK, FAŞİST KATLİAMI PROTESTO ETMEK İÇİN YARINDAN İTİBAREN YASTAYIZ/12-13 EKİM GÜNLERİ BÜTÜN TÜRKİYE‘DE GREVDEYİZ!

Bugün Ankara‘da Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için toplanmıştık.

Türkiye‘nin dört bir yanından gelmiştik.

Emek, Barış, Demokrasi taleplerimizi haykırmak için gelmiştik.

İşçilerin, kamu çalışanlarının, işsizlerin, yoksulların, mağdurların sesini duyurmak için gelmiştik.

“Savaşa İnat Barış Hemen Şimdi!” demek için gelmiştik.

Saray‘ın saltanatı uğruna aylardır kan dökenlere “Dur!” demek için gelmiştik.

Savaşa karşı barışı; baskı, şiddet ve zora karşı özgürlükleri ve demokrasiyi; yolsuzluğa, hırsızlığa ve sömürüye karşı emeğin mücadelesini hep birlikte yükseltmek için gelmiştik.

Başvurusu Ankara Valiliği‘ne yapılmış (ve Valilikçe uygun görülmüş), bütünüyle barışçıl bir miting için gelmiştik.

Türkülerimizle, halaylarımızla, pankartlarımızla, sloganlarımızla ve coşkuyla miting alanına yürüyüşümüz başlarken patlattılar bombaları.

Türkiye‘nin göbeğinde, Ankara Garı‘nın, binlerce polisin gözü önünde patlattılar.

Şu ana kadar belirlenebilen seksen altı kardeşimiz hayatını kaybetti, yüzlerce kardeşimiz yaralandı.

Üzgünüz, Öfkeliyiz, Yastayız ve İsyandayız!

Hiç kimse bize bu katliamın faili meçhul olduğunu söylemesin.

Bombaları tanıyoruz.

18 Mayıs‘ta Adana ve Mersin‘deki, 5 Haziran‘da Diyarbakır‘daki, 20 Temmuz‘da Suruçtaki patlamalardan tanıyoruz; “aynı seriden” olduğunu biliyoruz.

Katilleri tanıyoruz.

Katiller; diktatörlük hevesleri 7 Haziran seçimlerinde kursaklarında kalanlardır.

Katiller; 400 vekil alamadıkları için ülkeyi iç savaşa sürükleyenlerdir.

Katiller; yarattıkları terör ve dehşetin korkusuyla 1 Kasım seçimlerinden galip çıkmaya çalışanlardır.

Katiller; aylardır AKrep‘lerle, TOMA‘larla, tanklarla, toplarla ülkeyi kan gölüne çevirenlerdir.

Amaçlarını biliyoruz.

Amaçları; bizi korkutarak, bizi yıldırarak, bizi sindirerek on üç yıllık zulüm ve hırsızlık düzenlerini sürdürmeye çalışmaktır.

Amaçları; Gezi İsyanı‘ndan bu yana diktatörlüğe karşı direnen milyonlarca yurttaşın iradesini kırmaktır.

Amaçları; halkın iradesine rağmen KaçAK Saray‘daki iktidarlarını devam ettirmeye çalışmaktır.

Emek, Barış ve Demokrasi Mitingimiz kana bulayanlara sesleniyoruz:

BÜTÜN VAHŞETİNİZE, BÜTÜN ŞİDDETİNİZE, BÜTÜN KATLİAMLARINIZA RAĞMEN EŞİT, ÖZGÜR, DEMOKRATİK BİR ÜLKEDE BİR ARADA YAŞAMI VE BARIŞI SAVUNMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ!

Bizi korkutmaya, bizi yıldırmaya, bizi sindirmeye çalışanlara sesleniyoruz:

KORKMAYACAĞIZ, YILMAYACAĞIZ, UNUTMAYACAĞIZ VE AFFETMEYECEĞİZ!

DÖKTÜĞÜNÜZ KANDA BOĞULACAKSINIZ!

Ölen Arkadaşlarımızı Anmak, Faşist Katliamı Protesto Etmek İçin Yarından İtibaren Üç Gün Yastayız/12-13 Ekim Pazartesi-Salı Günleri Bütün Türkiye‘de Grevdeyiz!

Bütün Sendikaları, Bütün Meslek Örgütlerini, Bütün Siyasi Partileri, Örgütlü-Örgütsüz, Hangi Sendikanın Üyesi Olursa Olsun Bütün İşçileri-Bütün Kamu Çalışanlarını, İnsanlığa Sahip Çıkan Bütün Yurttaşlarımızı Katılmaya Çağırıyoruz!

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu,

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği

Türk Tabipleri Birliği’nin

 

Yeşil Gazete

Bu meydan kanlı meydan

Ankara’da gençler tam da Ruhi Su’nun, Ellerinde Pankart’lar şarkısının, “Bu Meydan Kanlı Meydan” kısmını söylerken bir yandan da halay çekerken meydan kana bulandı. Gerçekleşen her katliamdan sonra yaşadığımız hayatların ne anlamı var diye düşünüyorum. Arkalarından yapıp ettiklerimizim bir damla gözyaşından öte ne anlamı var, diye düşündüm. Reyhanlı’da kalbimize açılan derin çukurdan sonra, Roboski’de bombalanan çoluk çocuk köylülerden sonra, Kobane’deki çocuklara oyuncak götürdüğü için Suruç’ta öldürülen gençlerden sonra, Dağlıca’daki mayında kavrularak ölen askerlerden sonra, belki de sevdiğini gördüğü uykusunda öldürülen polislerden sonra, Cizre’de derin dondurucularda bekletilen ölülerden sonra, Nusaybin’de ölen çocuklardan sonra, Bodrum’da karaya vuran insanlığımızdan sonra… yaşadıklarımızın ne anlamı var?ankara

Oysa Aylan’dan sonra hepimiz nasıl da daha iyi insan olmaya karar vermiştik, Suriyelilerin de insan olduğunu fark etmiş, kokularına aldırmadan, yüzümüze gülümseyen maske takıp, ellerine üç kuruş sıkıştırıp vicdanlarımızı rahatlatmıştık. Sonra Kobane’ye oyuncak gönderip, iyi insan olmuştuk. Sonra #Cizredekatliamvar diye bir kere twitter’da paylaşım yapıp sosyal sorumluluğumuzu dile getirmiştik. Dağlıca’dan sonra profilimizi karartmıştık. Özge’nin katilleri en ağır cezayı alsın diye change.org’da imza vermiştik. Tüm sorumluluğumuzu yerine getirip o küçük yaşamlarımıza geri dönmeye çalışmıştık. Birkaç gün utanarak yaşamıştık. İçimiz sıkılmıştı, kavrulmuştu. Sonra… sonra unutmuştuk.

Aslında unutmak değildi bu, belki de alışmaktı. Çok sevdiğim biri kayıplarının ardından; “İnsan unutmuyor da alışıyor,” dediğinde, düşünmüştüm. Biz de toplum olarak, bir yenisi hatırlatana kadar rafa kaldırıyorduk acılarımızı; Dersim’de, 6-7 Eylül’de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta olduğu gibi… Ama son dönemde yaşadıklarımız ne unutmamıza fırsat veriyor ne de alışmamıza. Çocuklarımızın elinden tutup güneşli bir havada gezdiğimiz için suçlu hissediyoruz, Boğazı seyrederek demli bir çay içtiğimiz için günahkâr… Ankara’daki mitinge gitmediği için kendini suçlayan, Suruç’ta, Kobane’de ölmeyi isteyen, Dağlıca’da şehit düşmeyi özleyen arkadaşlarım var. Oysa biz Portekizli diktatör Salazar’ın üç F’si ile uyutulmaya hazırdık: (Futbol, Fiesta, Fado) Futbol, Magazin, Pop/Arabesk… Artık ne uyuyabiliyoruz ne de uyanabiliyoruz. Uykulu bir uyanıklık hali üzerimizdeki ya da tam tersi. Gözlerimiz kapalı ama beynimiz açık, her şeyi duyuyoruz ama tepkisiziz.

Birlikte kardeşçe yaşamayı beceremedikten sonra kutsal kitaplardaki felaketlerin en büyüğünü çoktan hak ettik. Bir gece tufan kopsa ve sadece Türkiye haritası sulara gömülse, burada güzel bir deniz olsa, hepimiz rahatlayacağız sanki. Dünyanın dört bir yanında mülteci olup, güzel ve ölü ülkemize ağıt yakarak, rahatlayacağız. Toplu intihar hali bizimki, ölü sevicilik, şahadet saplantısı… Ankara’da katledilen insanlardan sonra bu ülkeden ne umudum kaldı ne de hevesim. Güzel çocuklarını yiyen bir devanası -ya da çocuklarını yiyen tanrı Kronos- oldu ülkem. Korkarım ki dipsiz bir kuyu karnı ve yedikçe daha fazlasını istiyor. Oysa ülkemin güzel insanları yüzer yüzer tükeniyor. Barış isteyen insanları, demokrasi isteyen insanları, kardeşlik isteyen insanları, çocuklarımıza güzel bir dünya bırakmak isteyen insanları, güneşli güzel günler göreceğiz diyen insanları birer birer tükeniyor.

Ülkemin güzel insanları içimizde ağır ve kapkara boşluklar bırakarak tükeniyor. Arkalarından; tren garının camlarını değiştireceğiz, basamaklardaki kanlarını yıkayacağız, sadece bir çocuğun eline yakışan bilyeleri süpüreceğiz, belki bir köşede aziz hatıraları için adları yazılı bir plaket hazırlayacağız -intihar bombacılarını da eklemeyi unutmayacağız-, adlarını haykırmaya çalışacağız ama -çok fazla olduklarından- bir seferde sayamayacağız, parklara adlarını vereceğiz, kültür merkezleri yapacağız… sonra unutmaya çalışacağız en azından alışmaya…

Hâlâ kardeşlik ve barıştan yana ufacık da olsa umudunuz varsa; unutmayalım ve unutturmayalım. Belki o zaman bu ülkeden yana güzel bir umudumuz olabilir.

55mehmet-fırat-pürselim

 

Mehmet Fırat Pürselim

Çağdaş Hukukçular Derneği, “Olay anı ve sonrasına dair görgü tanıkları arıyoruz”

Ankara’da ‘Barış Mitingi’ esnasında resmi açıklamaya göre 86 kişinin hayatını kaybettiği saldırının görgü tanıkları için kriz masası oluşturuldu.

52

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi avukatlar, saldırı esnasında alanda olan, patlama anı veya sonrasına dair her tür görüntü ve bilgiye sahip olanlara çağrı yaptı.

51

Duyuruda, bu bilgilere sahip olanların ulaşabileceği iletişim adresleri de açıklandı. Görgü tanıkları ÇHD’ye 0312 232 36 69 [email protected] adreslerinden ulaşabilir.

(Diken)

İçişleri Bakanı Altınok, “Güvenlik zafiyeti olduğunu düşünmüyorum!”

İçişleri Bakanı Selami Altınok, Adalet Bakanı Kenan İpek ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Ankara’da Barış Mitingi öncesinde meydana gelen patlamaya ilişkin açıklama yaptı. Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, açıklamasında 86 kişinin hayatını kaybettiğini duyururken İçişleri Bakanı Altınok, mitinge ilişkin bir güvenlik zafiyeti olmadığını savundu.

50

İçişleri Bakanı Altınok “Gerek menfur saldırının olduğu alanda güvenlik güçlerimiz gerekli önlemler alınmıştı. Sıhhiye’de bariyerleme yapılan alanda gerekli işlemler acılar yapılacaktı. Maalesef acımız büyük. Ölen vatandaşlarımızla alakalı Sağlık Bakanımız açıklama yapacak. Sayın Başbakanımızın da gerekli açıklamaları yapacağını iletmek istiyorum. Tekrar başımız sağolsun. Adli boyutla ilgili işlemler yapılıyor. Bilgiler netleştikten sonra paylaşmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Sağlık Bakanı Müezzinoğlu’nun ise:

“Bedeli ağır olan, kaybımızın ağır olduğu ve son derece haince ve profesyonelce organize edildiği anlaşılan bir terör eylemiyle muhatap olduk. Milletimizin başı sağolsun. Başsağlığı, sabırlar diliyorum. Sağlık Bakanlığı olarak bize çağrının 10:04-10:05 itibariyle, 10:08’de ambulanslarımız harekete geçmiş ve 11 itibariyle olay yerinde 21 ambulansımız ekipleriyle vakalara ulaşmıştı. Olay  anında da barış mitingi dolayısıyla olay yerinden bizim dört ambulansımız olay yerindeydi. İlk andan itibaren müdahale ettiler. İlk andan itibaren dinamik bir müdahale var ama eylemin büyüklüğü iki ayrı noktada patlamanın olması ve olağanüstü panik ortamı hem kayıplarımızın çoğalması, hem de yaralılarımızın hızla hastaneye ulaşmasında belki aksamalar da olabilir ama dinamik bir ekip çalışması yapılmıştır.” dedi.

Ortak basın açıklamasının soru cevap bölümünde bir gazetecinin “Güvenlik zaafından söz ediliyor. İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine İçişleri Bakanı şu yanıtı verdi:

“Güvenlik açıklığıyla ilgili hiçbir şey söz konusu değildir. Miting Sıhhiye Meydanı’ndadır ve çevresinde arama yapılacaktır. Ankara emniyetimiz mekan ve zemin aramalarını yapmıştır. Güvenlik zafiyeti olduğunu düşünmüyorum.”

(T24)

Barış Mitingi’ni hedef alan patlama dünya basınında

Ankara’da tren garı yakınında “Barış Mitingi”ne gelen insanları hedef alan ve patlama yerinden gelen bilgilere göre 30 kişinin hayatını kaybettiği ve 126 kişinin de yaralandığı patlamayı dünya ajansları da son dakika gelişmesi olarak duyurdu.

47

Reuters “Türkiye’nin başkenti Ankara’nın merkezindeki bir kavşakta iki patlamayaşandı. Patlamanın sebebi henüz bilinmiyor” derken, AFP’nin son dakika olarak geçtiği haberde, “Ankara’da tren garı yakınında yaşanan patlamada çok sayıda ölü var” yazıldı.

Guardian: Hükümet yetkilileri olayın bir terör saldırısı olduğunu belirtirken, patlamayı düzenleyenin “intihar bombacısı” olduğu iddialarının araştırldığı ifade edildi.

El Arabiya: Ankara’da Barış mitinginin yapılaması planlanan tren garında patlamalar yaşandı. Bir hükümet yetkilisi patlamanın nedeninin incelendiğini açıkladı.

BBC: Patlamanın yaşandığı yerden geçen fotoğraflarda çok sayıda kişinin yaşamını yitirdiği görülüyor.

CNN:  Ankara’daki tren garı yakınlarında meydana gelen bombalı saldırıda düzinelerce kişi yaşamını yitirdi.

Sputnik International: Türkiye’nin başkenti Ankara’da tren istasyonu yakınında 2 patlama meydana geldi. Türk işçi birliklerinin yürüyüşü sırasında meydana gelen patlamada 20 kişi öldü. 50’den fazla ağır yaralı var…

Al- Arabiya English: Türkiye’de devlet tarafından işletilen Anadolu Ajansı patlamanın bir intihar bombacısı tarafından gerçekleştirildiğini bildirdi. Patlamada 12 ölü 50’nin üzerinde yaralı olduğu bilgisini verdi.

Focus News: Türkiye’de ayrılıkçı grup PKK ile devlet arasında şiddetin sona ermesi çağrısında bulunan bir barış yürüyüşü hedef alındı. Patlamalar başkentin merkez tren istasyonu yakınında gerçekleşti. Patlamada 20 kişi öldü çok sayıda yaralı hastanelere kaldırıldı.

(T24)

Selahattin Demirtaş’tan patlama ile ilgili ilk açıklama

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Ankara’daki patlamayla ilgili, “Çok büyük katliamla karşılaştık. Vahşice barbarca bir saldırı gerçekleşti. Diyarbakır ve Suruç’un tıpa tıp benzeri ve devamı. Bilanço çok ağır” dedi.

40

Demirtaş’ın açıklaması şu şekilde,

“Saldırının arkasında kim olduğu belli olan aleni bir güç var. Diyarbakırdır, Suruçtur. Mafyalaşmış bir devlet anlayışıyla karşı karşıyayız. İstihbaratın bukadar güçlü olduğu bir devlette bunun bilinmmeesinin imkanı var mı? Mafyalaşmış, katilleşmiş bir devlet anlayışıyla karşı karşıyayız. Hekesi bir şok durumuyla düşünemez hale getirecekler. Ambulansın gelmesini engellediler ölü sayısının artmasını istiyorlar. Zulme boyun eğmeyenlerle birlikte yola çıkacağız. Tarihe yazılmayacak. İzin vermeyeceğiz. Tarih bu kadar zalimce davranan bir iktidarı yazmayacak.. Onlarca cenaze, yaralı var. Tabiki bütün seçim çalışmalarımız iptal ettik. Daha çok yaralılarımızla ve cenazelerimizle ilgileneceğiz.Bizim için halkın huzuru seçimden çok daha önemlidir.”

(Cumhuriyet)

Ankara Tren Garı kavşağında patlama

Ankara Tren Garı kavşağında 2 patlama meydana geldi. Patlama nedeniyle ölü ve yaralıların olduğu bildiriliyor. Patlamaya canlı bombanın neden olduğu iddia ediliyor.

35

Öğle saatlerinde yapılacak ‘Emek, Barış, Demokrasi’ mitinginin toplanma yeri olan Ankara Tren Garı önünde saat 10.00 sıralarında patlamalar meydana geldi.

Olay yerinde ölü ve yaralıların olduğu bildirildi.  Bölgede canlı bombanın patlatıldığı iddia ediliyor.

Patlamalar bölgede paniğe yol açtı. Tarihi tren garının da büyük hasar aldığı öğrenildi.

Patlamanın olduğu yere ambulanslar sevk edildi.

Sıhhiye Meydanı’nda bugün “Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi, Barış Emek Demokrasi” konulu toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenecekti. Mitingin toplanma yeri tren garı olarak belirlenmişti. Bölgede canlı bombanın patlatıldığı da gelen iddialar arasında.