Köşe Yazıları

Barışa bomba ve vicdansızlık – Arif Ali Cangı

0

Cumartesi günü Ankara’dan barış çığlığı yerine, bomba sesi ve ölüm çığlığı ulaştı. Boğazımda bir düğüm, yüreğimde bir acı, patlamaya hazır bir öfke, “ben niye orada değilim” suçluluğuyla beynim “sakin ol ve bırakma kendini” diye uyarıyor.

Yazının yazıldığı sırada açıklanan resmi rakamlara göre 97 kişi hayatını kaybetti, 160 kişinin de yaralı olduğu söyleniyor.

Yaşananları sözcüklerle anlatmak çok güç, yazmak çok zor, gelin sorular soralım, ısrarla yanıtlanmasını isteyelim

7 Haziran seçimleri başta ‘Saray’ tarafından hazmedilseydi, siyaset “başkanlık” hırsına  feda edilmeseydi, hükümet kurulabilseydi, bunu ve önceki olayları yaşar mıydık?
Dolmabahçe’de kurulan masa devrilmeseydi, bugün ölüm-kalım gündemiyle mi uğraşıyor olurduk?
Seçimin hemen öncesinde Diyarbakır’da HDP mitinginde, seçimden sonra Suruç’taki bombaları patlatanlar ve arkasındaki failler ortaya çıkarılmış olsaydı bu katliam yaşanır mıydı?
“Tescilli çete lideri” teröre lanet mitingi kılıfı altında miting yapıyor ve “oluk oluk kan akacak” diyebiliyor, ardından barış mitinginde bomba patlıyor, bu sadece tesadüf mü?
PKK ateşkes ilan ediyor, hükümetten sonuna kadar savaş açıklaması geliyor ve başkentin göbeğinde barış mitingi bombalanıyor, barış isteyen insanların canını alarak, kimler ne mesaj vermek istiyor?
Başkentte önceden planlanan bir mitingde planlı bir şekilde bombalar patlatılıyor, MİT, Emniyet İstihbaratı bundan nasıl haberdar olmaz, istihbarat kurumları ne işe yarar?
Olayın siyasi sorumlusu olan hükümet başkanının HDP genel eş başkanını suçlamak yerine sorumluluğunu yerine getirmesi gerekmez mi?
Onurlu bir davranış olan “istifa” için daha ne yaşanmalı, hiç olmazsa İçişleri Bakanı istifa etmesi gerekmez mi?
Türkiye çok kötü bir dönemden geçiyor, bu ülke bu kadar kötü yönetilmemişti. Katliamın cezai hükmü, soruşturma ve yargılama sonunda verilecek ama olayın siyasi sorumlusu, faili belli, ‘Saray’ı ile hükümeti ile iktidarda olanlar. ‘MİT Tırları’nın kime silah taşıdığı halen gizleniyor, 7 Haziran seçimlerinde 6 milyon oyla meclise 80 milletvekili gönderen HDP’ye yapılan saldırıların failleri çıkartılmadığı gibi, iktidar tarafında yok sayılıyor, sürekli nefret söylemleriyle suçlanıyor. Başbakan katliamla ilgili yapacağı görüşmelere, en çok üyesini yitiren HDP’yi dahil etmiyor. Buna en basit deyimiyle aymazlık denir, şimdiye kadar HDP’yi yok sayarak ona yapılan saldırılara davetiye çıkardınız, yeni saldırılar olması mı isteniyor?

Avukatların Tespitleri;

Evet, katliamın siyasi sorumlusu hükümettir, olayın karanlıkta kalacak her noktasından da hükümet sorumlu olacaktır. Sıcağı sıcağına olay yerine ulaşan bir grup avukat soruşturmanın ilk aşamasına ilişkin hukuka aykırılıkları tespit etmişler. Avukatların tuttukları tutanakta özetle deniyor ki;

 

“…Olay anında olay yerinde bulunan avukatların ve tanıkların anlatımı ile, patlamanın ardından çevik kuvvet patlama alanına doğru mitinge katılanlara karşı göz yaşartıcı kimyasal ve plastik mermi kullanmıştır. Olay yerinde Arena Spor Salonu kısmında bulunup yaralılara yardım etmeye çalışılırken polislerden yardım istenmesine rağmen ambulanslara yol açma dahil olmak üzere, yardım edilmemiştir. Ambulanslar olaydan sonra derhal olay yerine gelmemiş, ambulans yolu çevik kuvvet tarafından kapatılmıştır. Çevrede bulunan kişilerin dağıtılması için kolluk kuvvetleri tarafından defalarca havaya ateş açılmıştır. Çevik kuvvet polislerinin müdahalesi ile birlikte insanlar cenazelerin üzerine basarak kaçmak zorunda bırakılmıştır. Olay sonrası güvenlik güçlerinin olay yerine ve insanlara müdahale tarzı, ortamdaki kaosu arttırmış, yaralılara müdahaleyi geciktirmiş, bir kısım insanların kaçışırken yaralanmalarına sebep olmuştur.Olay yeri inceleme çalışması sürdürülürken Tren Garı’nın Sıhhiye yönünde çevik kuvvet görevlileri tarafından halkın tahrik edildiği, özellikle bazı emniyet mensupları tarafından cenazelere saygısızlık yapıldığı, delillerin üzerine istemli olarak basıldığı ve halka küfredildiği öğrenilmiştir. Sonrasında avukatlar tarafından ilgili memurlar hakkında tutanak tutulması istemi ekip amiri tarafından önlenmiştir. Olaylarda fail kişiliği belirgin polis memuru çevik kuvvet yeleğini çıkarıp sivil kıyafetleriyle (kırmızı tşört) olay yeri incelemesinden koşarak ve cenazelere, delillere basarak uzaklaşmıştır. Ardı sıra tespit için alanda bulunan avukatlar polisler tarafından darp edilmiştir…”

Soruşturmanın  daha başında bunlar yaşanırsa, nasıl yol alınacak? Her şeyden önce vicdanlı yöneticilere ve yetkililere ihtiyacımız var. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez; “bu çağın en önemli hastalığı vicdansızlık” dedi, çok doğru söylüyor, bu hastalık Türkiye’de başta Devlet yönetimini sarmış durumda.

Şiddetin egemen olduğu bu düzen daha fazla süremez, bunu daha fazla taşıyamayız. Çok önemli bir sınavdan geçiyoruz; ya savaşa,çeteleşmeye, mafyalaşmaya, temel insan haklarının ihlal edildiği hukuk güvenliğinin yok edildiği uygulamalara ses çıkarmayacağız ve ölmeye devam edeceğiz ya da korkmadan, yılmadan eşit,özgür,hukukun üstünlüğünün sağlandığı demokratik ve yaşanabilir bir ülkede barış içinde birarada yaşamdan yana açık tavır alacağız.

Her birimize sorumluluk düşüyor, söylediklerimizle, yazdıklarımızla, tepkilerimizle, ilişkilerimizle, 1 Kasım’da vereceğimiz oyla, katliamda ölenlere borcumuzu böyle ödeyebiliriz. Ülke yönetimin vicdansızlık hastalığından kurtarmak zorundayız. Vicdanlı siyasetçilerin sorumluluğu daha büyük, katliamda hayatını kaybedenlerin siyasi kimlikleri kimin kiminle ortak geleceği kurabileceğini göstermiyor mu? Yalnızca 1 Kasım seçimlerini değil, 1 Kasım’dan sonrasını da şimdiden konuşmak lazım, silahın ve şiddetin yerine sözü ve siyaseti etkili kılmak gerek.

Şimdi yapmamız gereken, kaybettiklerimizin yakınlarına, katliamdan sağ kurtulanlara sımsıkı sarılmak ve “korkmuyoruz, yılmayacağız, ayaktayız, eşit, özgür, barış içinde birarada yaşacağız”diye bağırmak.

 

Arif Ali CangıArif Ali Cangı

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.