Ana Sayfa Blog Sayfa 3585

Mantık evliliği – Joost Lagendijk

Geçen hafta Türkiye aniden Avrupa tablosundaki yerine geri döndü.

Bunun nedeni aşikârdı: AB’nin Türkiye’nin Suriyeli mülteci akışını yavaşlatmasına ihtiyacı vardı ve Ankara’ya taleplerini sunmuş ve bu talepler karşılığında türlü avantalar da önermişti. Spekülasyon fırtınasıyla ve hararetli diplomasiyle geçen günlerin ardından, perşembe günü, Avrupalı liderler, Avrupa Komisyonu tarafından sunulan göç eylem planını kabul etti ve gelecek haftalarda planın detayları üzerinde çalışma taahhüdünde bulundu. Bu çabalar kapsamında Almanya Başbakanı Angela Merkel, bu pazar Türkiye’yi ziyaret edecek.

Söz konusu planın metnine bakıldığında, bazı bölümlerin hayata geçirilmesinin diğerlerinden daha kolay olacağı görülüyor. Türkiye, mültecilerin yaşam şartlarını (eğitim, sağlık hizmeti ve muhtemelen Türkiye’de çalışmak ve yerleşmek için daha yasal imkanlar sağlanması) ve sınır güvenliğini iyileştirmek üzere 3 milyar Euro’luk fon talebinde bulundu. Bu, AB’nin şu anda çıkaramayacağı kadar fazla bir meblağ, fakat neticede bu fonların çıkarılması için yollar bulunacaktır. Bilhassa da Almanya’nın ikna edilebilmesi halinde.

Türkiye tarafından öne sürülen diğer iki hedefe ulaşılması ise daha zor olacak: 2016’da Türkiye vatandaşları için AB ülkelerine vizesiz seyahat imkanı sağlanması ve Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerindeki birkaç faslın yeniden açılması. Daha önce de defalarca savunduğum üzere, Türkiye, aşağılayıcı vize prosedürlerinden mümkün olduğunca çabuk vazgeçilmesini talep etmekte haklı. Bu güçlü talep, ister beğenin ister beğenmeyin, çok sayıda AB’ye üye ülkede yaygın olan hassasiyetlere temas ediyor.

Bu yüzden de, göç eylam planı, vize yükümlülüklerini kaldırmak üzerinde çalışma taahhüdünde bulunuyor, fakat aynı zamanda daha önce üzerinde anlaşmaya varılmış kriterlerin (iyileştirilmiş sınır koruması, güvenli pasaportlar ve en önemlisi yasa dışı göçmenlerin Türkiye’ye geri gönderilmesinin kabulü) değişmeyeceğinin altını çiziyor. Burada mucize beklemek yanlış olur, ama iyi işbirliği ve Türkiye’den gelecek sürekli baskı, eninde sonunda Avrupa’nın direnişini yumuşatabilir ve vizesiz seyahatin başlamasına doğru adım adım takip edilecek bir sürece önayak olabilir.

Dürüst olmak gerekirse Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin yeniden canlandırılması talebinde bulunduğunu ve kısa sürede açılması gereken spesifik fasılları ortaya koyduğunu görmek beni şaşırttı. Şüpheciler, bu talebin ciddi olmadığı ve sadece iktidar partisinin kurnazca yürüttüğü algı kampanyasının bir parçası olduğunu iddia edeceklerdir. Bu mantığa göre, seçimden kaynaklı kısa vadeli ve ekonomik kaynaklı uzun vadeli nedenlerden dolayı Erdoğan, Avrupa yanlısı görünmek istiyor, ama AB’nin zaten herhangi bir somut ilerlemenin önünü tıkayacak olmasına güveniyor.

Bundan çok emin değilim. Hukuksal ve temel haklar gibi hassas konularda müzakerelerin başlamasını önererek, Türkiye, Avrupa’dan Erdoğan ve AKP’ye yönelik son eleştirilerin bu konularda yoğunlaştığı bilinciyle, Avrupa’nın blöfünü görüyor. Ayrıca AB’nin Türkiye’nin açılmasını istediği bir başka fasıl olan enerji işbirliği (stratejik bir AB hedefi) konusunu tartışmayı daha fazla reddetmeyi sürdürmesi de zor. Top şimdi AB’de ve daha evvel söz konusu fasılların engellenmesine neden olan Güney Kıbrıs’ı vetosundan vazgeçmeye ikna etmek Berlin, Paris ve diğer Avrupa başkentlerine kalmış durumda.

Bana göre, Türkiye’nin nihai AB üyeliğine bağlılığının altını çizmesi, iki tarafı birbirine bağlayan eski bağların etraflıca yeniden değerlendirilmesinin bir parçası. Rusya’nın Suriye’ye doğrudan müdahalesinin başlamasından ve Moskova ile doğrudan bir çatışma riskinin ortaya çıkmasından bu yana, Erdoğan’ın Atlantik işbirliği söylemi dikkat çekici bir şekilde yumuşadı. İnternet sitesi Al Monitor’da Semih İdiz bunu şöyle formüle ediyor: “Sonuç şu ki, dengesiz coğrafi konumu göz önüne alındığında, Türkiye’nin NATO üyeliği, Erdoğan’ın ya da Ankara’daki herhangi birinin vazgeçmeyi göze alabileceği bir şey değil. Bu konum, Türkiye’nin çok taraflı bir savunma anlaşması ihtiyacının yakın gelecekte devam edeceğini garanti ediyor.”

AB ile olan durum da aynı şekilde. Mevcut Avrupa liderleri ile Erdoğan’ın birbirlerinden pek hazzetmedikleri açık. Ama zaten Avrupa-Türkiye işbirliği ya da hatta bir gün Türkiye’nin AB üyesi olması da, koşulsuz ve derin bir muhabbete dayanmıyor. Karşılıklı çıkarların ve bağımlılıkların kabulüne dayanıyor. Bu ilişki daima, her iki taraftaki çok sayıda şüphecinin beklediğinden ve/veya tercih ettiğinden daha uzun sürebilecek bir mantık evliliği olacak.

 

Joost Lagendijk – Zaman.com.trjoostlagendijk

Çernobil’den Sesler’den: “Tanıklık etmek istiyorum. Ben Nikolai Fomiç Kalugin, babayım.”

Svetlana Aleksiveyiç‘in 2015 Nobel Edebiyat ödülüne layık görülmesinin ardından, 26 Nisan 2015’de, Çernobil Nükleer Kazası’nın 29. yildönümünde yayınladığımız ve Svetlana Aleksiveyiç’in 1996’da Çernobil tanıklarıyla yaptığı röportajlardan oluşan Çernobil’den Sesler adlı eserinden bir bölümü tekrar yayınlıyoruz

Fotoğraflar Tiyatro Boyalı Kuş’un 2007’de sahneye koyduğu aynı adlı oyundan alınmıştır

***

KAPILARA YAZILMIŞ YAŞAMLAR ÜZERİNE BİR MONOLOG

32Tanıklık etmek istiyorum… On yıl önce olmasına rağmen bir gün bile peşimi bırakmıyor.
Pripyat kentinde yaşıyorduk. Ben yazar değilim. Belki bunları tasvir edemem. Olanları aklım almıyor. Üniversite derecem bile işe yaramıyor. Normal bir insansındır. Küçük bir insan. Herkes gibi işe gidersin, işten dönersin. Orta halli bir ücret alırsın. Yılda bir kere tatile çıkarsın. Normal bir insansındır! Sonra bir gün birdenbire Çernobil insanına dönüşürsün. Herkes gibi olmak istersin; ama olamazsın. Sana farklı gözlerle bakmaya başlarlar. Sorarlar: “Korkutucu muydu? Santral nasıl yandı? Neler gördün?” “Artık çocuğun olabilir mi? Eşin seni terk etti mi?” İlk zamanlar hepimiz bir hayvana dönüştürülmüştük. Herkes başını çevirip bize bakıyordu. “Oradan gelmiş!”

Sadece kenti değil, yaşamlarımızı da terk ettik. Üçüncü gün tahliye edildik. Reaktör hala yanıyordu. Anlatılır bir koku değildi. Gazeteler olayı yazmaya başlamıştı bile. Çernobil’i bir korku filmine çevirdiler; ama sadece bir karikatüre benzedi.

33

Ben size kendi yaşadıklarımı anlatacağım, kendi gerçeklerimi. Şöyle oldu: Radyodan kedilerimizi yanımıza alamayacağımızı açıkladılar. Biz de kedimizi bavula koyduk. Ama içeri girmek istemedi, dışarı kaçıp herkesi tırmalamaya başladı. Eşyalarınızı alamazsınız! Tamam. Sadece tek bir eşyamı alacaktım. Bir tek. Evimin kapısını söküp yanımda götürmem gerekiyordu, kapıyı bırakamazdım. Kapımız bir muska gibiydi, ailemden kalmaydı. Babam o kapının üstünde yattı. Bunun kimin adeti olduğunu bilmiyorum Ama annem, ölülerin evlerinin kapısına yatırılması gerektiğini söylemişti. Tabut getirilene kadar orada yatmalıydı. Bütün gece babamın yanı başında oturdum, o da kapının üzerinde yattı. Ev açıktı. Bütün gece. Bu kapının üzerinde küçük çentikler vardı. Benim büyüme izlerim: Birinci sınıf, ikinci sınıf, yedinci, askere gitmeden önce. Onun yanında da oğlumun, kızımın izleri. Bütün yaşamım o kapının üzerindeydi. Onu arkamızda bırakıp gidemezdim.

Komşumdan yardım istedim, bir arabası vardı. Aklını mı kaçırdın dercesine bir işaret yaptı. Yine de kapıyı götürmeyi başardım. Bir motosikletin tepesinde, geceleyin, orman yolundan. İki yıl sonrasıydı. Dairemiz çoktan yağmalanmıştı. Polis beni kovalıyordu: “Ateş edeceğiz!”. Hırsız olduğumu sandılar. Kendi evimin kapısını işte böyle çaldım.

Kızımı ve eşimi hastaneye götürdüm. Bütün vücutları kara beneklerle kaplanmıştı. Benekler bir görünüyor, bir yok oluyordu. Ağrıları yoktu. Onlara bazı testler yaptılar. Sonuçları istedim. “Bunlar senin için değil”, dediler. “Peki kimin için?”. Kızım altı yaşındaydı. Onu yatağına yatırırken kulağıma: “Baba ben ölmek istemiyorum, daha çok küçüğüm” demişti. Oysa ben onun olacakları anlamadığını sanmıştım.

Bir odanın içerisinde yedi tane, kafası kazınmış kız çocuğu düşünebiliyor musunuz? Hastanenin her odasında onlardan yedi tane vardı. Artık yeter. Bu kadar yeter. Onlardan ne zaman bahsetsem, içimde onlara ihanet ediyormuşum duygusu oluşuyor; çünkü onları sanki bir yabancıymışım gibi anlatıyorum. Eşim hastaneden döndüğünde, artık dayanamadığını söyledi. “Böyle acı çekmektense ölsün daha iyi. Hatta ben öleyim de, onu bu halde görmekten kurtulayım.” Bu kadar yeter. Daha fazla anlatabilecek durumda değilim.

Onu kapının üstüne yatırdık… Babamın bir zamanlar yattığı kapıya. Neden sonra tabutu getirdiler. Küçüktü, büyükçe bir oyuncak bebek kutusu kadar.

Tanıklık etmek istiyorum, kızım Çernobil nedeniyle öldü. Şimdi de bunu unutmamızı istiyorlar.

Tanıklık etmek istiyorum. Ben Nikolai Fomiç Kalugin, babayım.

(Yeşil Gazete)

Kadın İstihdamı ve Türkiye – Gülşah Sedefoğlu

Bu yaz Budapeşte’de Yeşil Gazete ile tanışma fırsatı buldum ve ülkeme gelir gelmez de ben neden bir şeyler yazmayayım diye sordum kendime. Sonrası.. Sonrası da içimde yer etmiş bir konu olan ’kadın istihdamı’ ile ilgili başladım tekrar bir şeyler karalamaya (Tekrar diyorum çünkü ilk katıldığım sempozyumda da arkadaşımla bu konu üzerinde durmuştuk ve daha sonra da küçük ama bendeki yeri büyük olan uluslararası birkaç sayfalık çalışma hazırlamıştım).

Önce karar veremedim istatistikleri mi konuşturmalıydım yoksa ’Türkiye’de Kadın Olmak’ başlığı atıp içimden gelen gerçekleri mi yazmalıydım. Başlık bile etkileyici değil mi? Şöyle bir beyin fırtınası yapınca, geçmişe veya tam şu anda olanları düşününce  içimiz cız etmiyor değil! Türkiye’de kadın olmak zor; yalnız Türkiye’de değil dünyanın neresi olursa olsun kadın olmak zor zanaat! Hepimizin başına küçük büyük bir şeyler gelmiştir, eminim. Neler mi oluyor?  Sizinle konuşurken yüzünüze bakmak yerine gözünü bedeninizdeki başka yerlere götüren, gece değil karanlık çökünce sokakta yürüdüğünüzde sizin bir arayışta olduğunuzu düşünen, laf atan ve bununla kalmayıp peşinize takılan erkekler, biraz açık giyinince adınızın başka olduğu, kimi zaman da her yeriniz kapalı olsa dahi siz yolunuzda giderken köşedeki börekçiden hunharca gülümseyip, arkanızdan bakıp hayal kuranlar! Daha çook örneği var, ki bu söylediklerim en masum olanları maalesef! Biraz derine inince öyle çirkinlikler, öyle utanç verici ve can yakıcı şeyler var ki  eminim siz benden daha iyi biliyorsunuzdur!

Ne diyordum ben? Konuya nereden başlasam diye karar verememiştim en son galiba. Yukarıda değindiğim gerçekleri bırakıp, en güzeli konu başlığına sadık kalmak ve  istatistiklere dönmek belki de…

Kadın istihdam oranları

Kadın istihdam oranları haritası - Haziran 2014
Kadın istihdam oranları haritası – Haziran 2014

2000’li yıllar öncesi dikkate alındığında kadın istihdam oranlarına ve bunun artırılması gerektiğine değinilmiş ancak çok da başarı sağlanamamıştır. 2000’li yıllar itibarı ile sürdürülebilir bir ekonomi için kadın istihdamını artırıcı politikaların geliştirilmesi gerektiğinin altı çizilmiş ve çalışmalara bu yönde hız verilmiştir. Yapılan çalışmalar hız kazanmışken  kadın ve erkek istihdam oranlarına bakıldığında geçmişten günümüze artan bir seyir halinde olduğu görülmektedir. Ancak kadın istihdam oranları hiçbir ülkede erkekler ile aynı düzeye ulaşamamıştır.

2014 yılı Eurostat istatistiklerine göre İzlanda en yüksek kadın istihdam oranına sahiptir. İsveç, İsviçre, Norveç ve Almanya’da onu takip eden ülkelerdir. Listenin alt sıralarına bakıldığında  bizim için şaşırtıcı olmayan bir gerçekle Türkiye’yi görmekteyiz.

Kadın ve erkek istihdam oranları arasındaki en yüksek fark yine Türkiye’ye aittir ve farkın en az olduğu ülke ise Finlandiya’dır. Türkiye birçok ölçüde diğer Avrupa ülkelerinin gerisinde kalıyorken İzlanda hemen hemen bütün ölçülerde listenin başında yer almaktadır. Yani sonuçlar şaşırtıcı değil; iyi olan her zaman iyi, kötü olan da ya en kötü ya da bir tık önde! 

Neler yapılmalı?

Neresinden başlamalı ki?

Amaçlanan akıllı, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme ise, Avrupa Birliği 2020 Büyüme Stratejisinde de hedeflendiği gibi kadın istihdam oranlarını artırıcı, yaşam koşullarını iyileştirici politikalar geliştirilmelidir. Yaşam koşullarının iyileşmesi için ise ekonomik bağımsızlıkta ve her alanda  kadın-erkek eşitliğinin güçlendirilmesi gerekmektedir.

Meydanlarda seçim konuşmalarının yapıldığı bugünlerde alışılmış sözlerin dışında kadına ve onun toplumdaki yeri, kadın istihdamı, ekonomide ve toplumda kadın-erkek eşitliğini düzenleyici politikalar üzerinde durmak, bu konuda kafa yormak belki de başlangıç için doğru yer ve zaman olacaktır.

26-Gulsah-Sedefoglu

 

 

Gülşah Sedefoğlu

 

‘Slm nbr cnm’la başlayan bir facebook korsanlığı hikayesi

 

“Slm nbr cnm? Teknosa hediye bileti dağıtıyorum, senide düşündüm, çekilişe senin de adını yazdırıcam, cep telini verir misin?”

Facebook arkadaşlarıma benim hesabımdan giden mesaj böyle başlıyordu.

Bir kere şunu netleştirelim; ben “de” ve “da”ları ayırmam gereken yerde ayırır, birleştirmem gereken yerde birleştiririm. Selam vereceksem kısaltmam, hatır soracaksam büzdürmem, canım diyeceksem ‘canım’ derim. Bu konuda son derece iddialı ve hassasım.

19Hikaye 14 Mayıs 2015 (Perşembe) günü vuku buldu. Gece 12’ye gelirken, bir arkadaşım benden Teknosa biletinden bahseden mesajı aldığını söyledi. Hemen sayfama bakmaya çalıştım ama Facebook beni oturumdan attı, şifremle de giremedim. Hesap benim değildi artık belli ki. Facebook’a kaydolduğum Hotmail e-posta adresimi ise senelerdir kullanmıyordum, ne şifresini hatırlıyorum ne bir şey! Dolayısıyla hesaba giriş yapamadım. Üzerine, vaktiyle yedek bir e-posta adresi tanımlamadığım için yeni şifre talebinde bulunup adresime gönderilmesini de sağlayamadım. Kanatları kopmuş sinek gibi kalakaldım yerimde.

İzleyen üç gün boyunca hesabımın ele geçirildiğini bildiren mesaj ve telefonlar nedeniyle beynim gerçek anlamda yanmaya, sinirlerim de cızbız etmeye başladı.

Hacker’ım, birkaç gün içinde listemin neredeyse yarısından fazlasıyla muhabbet edip (hatta bazılarıyla birkaç kere), birçoğunun güvenini kazandı ve sanal alemi yırtıp ailemizden biri oldu!

 

Facebook iyi de, çevresi kötü

20Olay şöyle gelişiyor: Hacker, arkadaş listemden rastgele birinin cep telefonu numarasını isteyip 5523 ve 6968 numaralı servisler aracılığıyla bir mesaj atıyor. Bu mesajı ‘Evet’ diye yanıtlayıp ardından size gelen kodu ona ilettiğinizde çekilişe katılmaya hak kazanıyorsunuz sözde. Hacker’ın açıklaması şöyle: “Mesajda 100 TL. öde falan yazıyor, o reklamdır, senden ücret kesilmeyecek, ben kefilim, söz”.

İşte karşı tarafın bana güveninin sınandığı an. Böyle bir talebi normalde hiç dikkate almayacak olsa da, ‘Kefilim’ lafını duyan birçok arkadaşım göz göre göre mesajı cevapladı… Ve o anda otomatik olarak 100 TL.’leri çekilmiş oldu. Yetmiyor, mesajı yanıtlamak için sürenizin sınırlı olduğunu ve süreyi aştığınızı söyleyip kodu tekrar yazmanızı istiyor hacker. Böylece bir 100 TL’yi daha kaptırıyorsunuz.

Sonra şöyle bir mesaj geliyor telefonunuza: “Onay bekleyen işleminiz var: hattınızı Turkcell Mobil Ödeme servisine açmak ve 100.00 TL tutarındaki ödemenizi Turkcell faturanıza yansıtarak yapmak istiyorsanız EVET yazarak onaylayınız. İşleminiz sırasında Facebook ödeme sayfasında 90 gün boyunca  SMS ile onay istemeden ödeme yap seçeneğini işaretlediniz. Sonraki işlemlerinizden sms ile onay alınmayacaktır. Bu işlemi siz başlatmadıysanız lütfen onaylamayın. Paybyme Müşteri Hizmetleri 2122669890”.

Bir önceki mesajınızla, hattı ödemeye açık hale getirmiştiniz zaten kendi ellerinizle! Bu yüzden ‘Bu işlemi ben yapmadım’ diyemiyorsunuz. Israra dayanamayıp mesajı ‘Evet’ diye cevapladığınızda hattınızdan otomatik olarak para çekiliyor.

21Ardından size çok tatlı bir “Teşekkürler, PAYPAL ödemesi gerçekleşti.” mesajı geliyor. Tek çare, üzerine bir bardak soğuk su içmek… Hemen ardından da güncel fatura tutarınızı bildiren mesaj düşüyor. Hacker’a  ‘Faturama yansıdı miktar, hani ücret alınmayacaktı?’ dediğinizde “Taman canım sorun deil, az sonra düzelecektir o, benimki de öyle oldu” diye pişkinliğe devam ediyor. Bu arada aracı olduğu anlaşılan Paybyme numarasına cevap veren kimse yok tabii. Sonradan savcılıkta öğrendiğime göre Paypal yabancı bir servis olduğu için ona ulaşmak ve yazışma gibi bilgileri almak ise zaten namümkün.

Mesajı iki kez yanıtlayan, yani aslında 200 TL. kaptırdığını varsaydığımız bir arkadaşımın, Turkcell Platinum müşterisi olduğu için, 100 TL.’sinin geri ödeneceğine dair taahhüt alması da sevindirirken şaşırtan bir durum oldu. Madem geri alınabiliyor, diğer arkadaşlarımın kabahati ne? Kabahatleri olmadığını düşünseler iade gerçekleştirmezlerdi. Herkes Platinum müşterisi mi olmalı? Ve neden hepsi değil, yarısı iade ediliyor? Turkcell Müşteri Hizmetleri (532), bu tür işlemlerde ‘aracı’ olduklarının altını çizip yardım edemeyeceklerini söylüyor ve Tüketici Mahkemesi’ne başvurmamızı öneriyor.

Numarasının bende kayıtlı olduğuna emin olmasına rağmen tekrar istenmesinden şüphelenen arkadaşlarıma, hacker, çekilişte oldukları için telefonunun yanında olmadığını, numarayı göremediğini söylüyor. Bu yazışmaları nereden yapıyor acaba?? Başka bir cihazdan yapıyorsa da, o cihazı neden alıkoymamış acaba çekilişçiler? Çeşitli mantık hataları var tabii…

22

Bu sırada Avea’da çalışan bir arkadaşım biraz soruşturdu. 5523’ün mobil ödeme numarası olduğunu ve Turkcell’in konuyla hiçbir şekilde ilgilenmediğini teyit etmek dışında bir kazanımımız olamadı. Verdiğimiz diğer numarayı tanımıyorlar bile.

Velhasıl, iki günlük psikolojik ve teknolojik savaştan sonra 16 Mayıs’ta Çağlayan Adliyesi Bilişim Suçları’na suç duyurusunda bulundum. Bu sürede birkaç arkadaşım profilimi Facebook’a şikayet edip sayfamın kapanmasını talep etmişti. 20 Mayıs günü, Facebook duvarımda benim yazışmalarımla fotoğraflarım dururken, profilim birden Alisa Lippert olarak değişti! İçi ben, dışı Alisa; ve gerçek bir kullanıcıya benziyor. Profilim sonunda aynı gün, Facebook şikayetleri sayesinde kapatıldı. Savcılıktan ise hala haber yok!

Savcılık, dolandırılan arkadaşlarımın kendi dilekçelerini benim şikayet dilekçemin dosya numarasıyla vermelerini, ayrı bir dosya numarası almamalarını, bunun süreci uzatabileceğini ısrarla belirttiği halde, daha sonra söylem değişti, ayrı bir dosya numarasıyla başvurulması gerektiği ortaya çıktı. Başınıza benimki gibi bir olay gelirse, buna dikkat etmenizde fayda var.

Bu korsanlığın tek hoş tarafı, senelerdir listemde olup iletişim kurmadığım insanların sesini duymam, olayın birkaç gün öncesinde Kazdağları’nda tanıştığım arkadaşla muhabbetimizin pekişmesi, adliyeye benzer bir dolandırıcılık duyurusu için gelen arkadaşla dilekçe yazarken kaynaşıp, gün boyunca ve sonrasında birbirimize yoldaşlık etmemiz ve dönen komik mesajlaşmalar oldu.

Yeni bir hesap açıp, insanlara tekrar arkadaşlık teklifi yollarken, benim ben olduğumu anlamaları için tırmanış ve yoga yaptığım, menisküs ameliyatı geçirdiğim, bir zamanlar evli olduğum gibi detaylar vermem gerekti! Şöyle de komik diyaloglar yaşandı (Bazı yerleri kırpmak zorunda kaldım):

23

Geçen altı gün içinde en az yirmi arkadaşım 100 ila 400 TL. arasında dolandırıldı. Numarayı yuttuğunu sonradan çekinerek söyleyenler de olduğunu da göz önünde bulundurarak bu sayıların belki daha bile fazla olduğunu söylemek mümkün.

Siz siz olun, sitelere üye olurken yedekli gidin; iki posta adresi kullanın, hatta tekinliği tartışılır olsa da, telefon numaranızı kaydettirmek de bir yöntem. Hacklendiğinizde eğer kendi sayfanıza giremiyorsanız e-posta, kısa mesaj aracılığıyla ulaşabildiğiniz kadar çok kişiye ulaşıp kendi sayfalarında konuyu duyurmalarını isteyin. Bu konuda örgütlenmemiz bir hayli zayıf, ama siz deneyin yine de. Telefonunuz otomatik olarak mobil ödeme servislerine açık olabilir, başınıza böyle bir olay gelmesini beklemeden, baştan kapattırın.

Ben Facebook hesabım kapatıldıktan sonra daha fazla peşine düşmedim ancak savcılık, Facebook ve özellikle telefon operatörlerinin kapıları çok daha fazla aşındırılabilir. Servis numaraları alenen kullanılarak dolandırıcılık yapılıyor ve fakat Turkcell, Vodafone ve Avea kurumsallıklarıyla, güvenilirlikleriyle ilgili apaçık soru işaretleri bırakarak, ‘Durumu inceliyoruz’ kisvesi altında günlerce oyalıyor, sonunda hiçbir sorumluluk üstlenmiyor. Parayı onların tahsil ettiği gün gibi ortada halbuki…

Üzerinden aylar geçtiği için hafife alabiliyorum artık, fakat içindeyken durum gerçekten can sıkıcıydı, nefesimin daraldığı zamanlar oldu. Arkadaşlarımın parasının gitmesine mi üzüleyim, bütün özel bilgilerimin yabancı ellere geçmesine mi, sorunun süründürülmesine mi? Bir de açıkçası kendi aramızda bile örgütlenememize epey takıldım. Ulaşabildiğim arkadaşlarımın her biri kendi sayfalarında bu durumu duyursalardı, bu kadar fazla kişi dolandırılmayabilirdi. Ya da sonrasında hep beraber mahkemeye başvurulsa…

Nihayetinde,  bu kaostan çıkardığım en güzel sonuç ise şu: Arkadaşlarımın bana güvenleri sonsuz : )

24.Ceylan-Yurdakuler

 

Ceylan Yurdakuler

[FotoÖykü] Independenta – Esma Taylan

“Independenta Yanıyor! ”

15 Kasım 1979. Öğleden sonra. Deniz dibinde yaşayan canlıların tahmini ölüm oranı %96.

Resmi rakamlara göre ölen mürettebat sayısı, 51.

“Esma…” “Esmaaa…” “Esmaaaaa…”

Babaannemin sesini duyuyorum ama gözlerimi açamıyorum. Ilık bir soba sıcaklığında ucuna kıvrılıverdiğim divan sanki cennet.  Rüyalarım, mutluluğu tecrübe ettiğim yer. Bırakmak istemiyorum. En sonunda eliyle tutup bir kolumu sallıyor.

“Uyan Esma!” Öfleye püfleye açıyorum gözlerimi. “Kalk kızım kalk” diyor, “duymuyor musun?”.

Allah, diyorum içimden, annem geldi herhalde. Yanımıza birkaç parça giysi alıp hemen fırlamamız gerektiğini söylüyor. “Bak” diyor, penceremize akan denizi göstererek, “iki tanker çarpıştı, cayır cayır yanıyor birisi. Camlar böyle zelzele olmuş gibi gitti geldi. Her an patlayabilir. Hadi çabuk çabuk…”

“Ne diyorsun babaanne???” Doğrulup sürmeli pencerelere doğru uzatıyorum başımı.

Denizle gökyüzünün arası resmen alev topu. Elimi uzatsam, o da yanacak sanki. Ara sıra küçük patlama sesleri duyuluyor. Akıntıdan olsa gerek, sanki her an bize daha çok yaklaşıyor alevler. Babaannem evin içinde anlamsız hareketlerle bir o yana bir bu yana koşuyor.

“Aman sobaya bir maşrapa su dökeyim, ne olur ne olmaz,” diye mırıldanıyor. O telaşla maşrapanın içindeki suyun yarısını sobanın üstüne döküyor. Kaynayan su damlacıklarının cıslayarak sönüşünü seyre dalıyorum. Hâlâ divandayım. Hâlâ yarı uykulu.  Maşayı eline almasıyla irkiliyorum. Alimallah babaannem maşayı eline aldı mı, en yakın divanın altına girdin girdin, yoksa kaderine razı olursun! Bu kez maşayı soba borusundaki çamaşır kurutma çubuklarından birine asıyor. İdam edilmiş gibi görünüyor maşa.  İçimden kikirdiyorum.

Tam o sırada, tankerden büyük bir patlama sesi geliyor. Camlar zil zil titriyor. Ahşaplar tir tir titriyor. Babaannem beni çekiştirip sokak kapısından yokuşa doğru silkeliyor.  Çabucak yanıma gelip sol elimi sıkı sıkı tutuyor. Daha iki adım atmadan, “Ben gelmiyorum! ” diye haykırıyorum. Babaannem duymazlıktan geliyor ilkin. Bir daha haykırıyorum ve bacaklarımı öne doğru uzatıp topuklarımla fren yapıyorum. İncecik, damarları görünen ve kahverengi lekeleri her gün artan kolunu sıkarak, acıtarak soruyorum:

“Hala… hala ne olacak peki?”

16

Üç katlı ahşap evimizin üçüncü katına açılan, arka taraftaki bahçemizden geçerek ulaşılan kapıya doğru yöneliyoruz. Elindeki üç çantadan birinin fermuarlı gözünde rastlıyor babaannem görümcesinin yuvasının anahtarına. Açar açmaz, kesif bir kedi kokusu karşılıyor bizi. Karşımıza çıkan dört basamağı ikişer ikişer geçip, sınırsız boğaz manzaralı oturma odasına varıyoruz. Alevlerden kızarmış pencerenin önündeki tek kişilik koltukta buluyoruz Belkıs Halayı yine. Tüm koltukların kolluklarını, başlıklarını, yemek masasının üstünü, sandalyeleri ve halanın kucağını sayıyorum; hepsi tastamam mevcut. Elli bir kedi.

Halanın üstünde haftada bir değiştirdiği pembe renkli geceliklerinden yakası az oyalı olanı var. Gözünü camdan ayırmadan, “Hoş geldin” diyor babaanneme. Bana dönüp, “Bonjour chérie.”*

Babaannemin onu bırakıp gidebileceğini bildiğini hissediyorum. Kedilerden birini -Servet’ini-,  kucağından yollayıp, beni davet ediyor makamına. “Ça-va?”**  diye soruyor. “J’ai peur!” *** diye yanıtlıyorum, alevleri gözlerimle işaret ederek ve onun bana öğrettiği Fransızcayla. “Mais comment?  Tu es trop courageuse.”  ****  diyor, bu kez o, babaannemi gözleriyle işaret ederek.

Babaannem çok telaşlı. Bir an önce evden çıkmamız gerektiğini tekrar edip duruyor.
Hala, “Ben gelmiyorum, sen çocuğu al ve git!” diye noktayı koyuyor. Israr edilemeyeceğini üçümüz de biliyoruz.

 

Merdivenlere doğru yürürken geri dönüp soruyorum, “Hala, şu yanan tanker, adı… Indepppp…”

“Independenta” diye kesiyor sözümü.

“Hah! O ne demek?”

“Hür” diye yanıtlıyor.

Biraz bekleyip, “Peki hür?”  diye soruyorum.

“Senin beni bırakmaman, benim kedileri bırakmamam demek…” diye cevaplıyor.

Independenta tam 27 gün boyunca denizde yanmaya devam ediyor.

*Merhaba tatlım.

**Nasıl gidiyor?
*** Korkuyorum!
** “Nasıl olur? Sen fazlasıyla cesursun.”

NOT: Fotoğraflı kısa öykülerinizi (öykü yazarı ve fotoğrafı çeken farklı kişiler olabilir) ‘[email protected]’ adresine gönderebilirsiniz.

17-Esma-Tavlan

 

Öykü ve Fotoğraf : Esma Taylan

Buğday Derneği Eko-Rehber’in güz sayısı çıktı

Buğday Ekolojik Yaşam Rehberi’nin Güz sayısı çıktı. 25. sayılı rehberin kapak konusu, Uzman doktor ve homeopat Özgün Başaran Kaya imzalı “Yaşayışımızı Sorgulamanın Zamanıdır

29...

3 ayda bir yayınlanan ve Buğday Derneği üyelerine ücretsiz gönderilen rehberdeyer alan diğer konular ise şu şekilde;

29*’Ekolojik Anne’ köşesinde, konuk yazar Buğday Derneği’nden Leyla Aslan Ünlübay

*Tijen İnaltong’dan ‘Mevsimlik Sofralar’ köşesinde probiyotik ürünlerin şahı: Kefir

*Şaduman Karaca’dan “Vitiligo ve tedavisi”

*’İçimizden Biri’ köşesinde, Özgür Onur Dermani

*’TaTuTa Çiftliklerimizden’ köşesinde, Lisinia Yaban Hayatı Rehabilitasyon Merkezi’nden Öztürk Sarıca ile söyleşi

*’Büyüteç’ köşesinde Adalar Savunması’nın kaleminden  “Yassıada Bırakın Issız Kalsın”

* ‘Harekette Bereket’ köşesinde, önümüzdeki etkinlikler

*TaTuTa Postası

*%100 Ekolojik Pazarlardan Haberler

*Bahçe Balkon köşesinde, Meyvelibahçe’den Jale Çam Çetintaş imzalı “Hadi Tohum Toplayalım!”

*Ay Takvimi

Buğday Ekolojik Yaşam Rehberi’nin üç ayda bir adresinize gelmesi için Buğday Derneği’ne üye olmanız yeterli.

Üyelik için: www.bugday.org

 

(Yeşil Gazete)

Engelli stkları Beyaz Baston Günü’nde biraraya geldi

Mersin Büyükşehir Belediyesi Engelliler Daire Başkanlığı ve Mersin Büyükşehir Belediyesi Kent Konseyi Engelliler Meclisi, 15 Ekim Dünya Beyaz Baston Körler ve Güvenlik Günü’nde Orkide Cafe’de engelli sivil topluım kuruluşu temsilcileri ile öğle yemeğinde biraraya geldi.

Enghelliler Meclisi Başkanı Dursun Arslan'ın işaret dili tercümanlığını Metin
Enghelliler Meclisi Başkanı Dursun Arslan’ın işaret dili tercümanlığını Metin

Engelliler Daire Başkanlığı Engelliler Şube Müdürü Manolya Karaoğlan, 15 Ekim Dünya Beyaz Baston Körler ve Güvenlik Günü’nde hem görme engellilerin yaşadıklarına dair bir farkındalık yaratmak hem de engelli stkları ile eşgüdüm halinde çalışmaya hız vermek anlamında bu etkinliği organize ettiklerini söyledi.

15 Ekim Dünya Beyaz Baston Körler ve Güvenlik Günü'ne dair etkinliğe pek çok sivil toplum kuruşu katıldı
15 Ekim Dünya Beyaz Baston Körler ve Güvenlik Günü’ne dair etkinliğe pek çok sivil toplum kuruşu katıldı

Engellilik alanında faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşlarının biraraya gelmesinin önemine değinerek açılış konuşmasına başlayan Mersin Büyükşehir Belediyesi Kent Konseyi Engelliler Meclisi Başkanı Dursun Arslan, Türkiye’de bir ilk olan Engelliler Dairesi Başkanlığı’nın Mersin’de kurulduğunu, önlerinde yapacak çok işlerinin bulunduğunun bilincinde olarak Mersin’i Engelsiz bir kent yapmak amacında olduklarını kaydetti.

Mersin Engelliler Dairesi Başkanı Serdar Tanrıverdi
Mersin Engelliler Dairesi Başkanı Serdar Tanrıverdi

Engelliler Daire Başkanı Serdar Tanrıverdi ise engellilerin yaşadığı sorunların tespit edilerek çözüme kavuşturulması için tüm engelli stklarının eş güdümünde çalışmaları gerektiğini belirtti. Hedeflerinin Engelsiz Mersin olduğunu da ifade eden Tanrıverdi, tüm stklar ile birlikte elele bu hedef doğrrultusunda ilerlemek istediklerini dile getirdi.

Yemek sonrası söz alan Kalp Gözüyle Görenler Derneği’nden Ahmet Remzi İnan, Mersin’de toplu taşıma sırasında görme engellilker olarak yaşadıkları sıkıntıları aktararak bu konuda ilgili birimlerden tüm otobüs şoförlerine, duraklarda beyaz bastonlu birisini gördüklerinde hangi otobüs olduklarına dair bilgilendirmede bulunmaları yönünde yönlendirme yapılmasını rica etti. İnan’a yanıt veren Manolya Karaoğlan ise çok kısa bir süre önce Engelliler Daire Başkanlığı nezdinde Mersin’de çalışan 500’ü aşkın belediye otobüsü şoförüne engellilere yönelik uygulamalara ilişkin eğitim verildiğini, bu çalışmnaların önümüzdeki günlerde artarak devam edeceğini vurguladı.

 

Fotoğraflar: Gültekin Hakan Koçman

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Göçmen krizinde Türkiye – AB anlaştı, vize konusu belirsiz

türkiye abBrüksel’de Suriyeli göçmen akınının ele alındığı AB liderler zirvesinde, Türkiye ile iş birliği konusunda bir eylem planı üzerinde anlaşıldığı açıklandı.

Türkiye göçmen akınının kontrol altına alınması için göstereceği iş birliği karşılığında AB’den 3 milyar euro mali yardım, vatandaşlarına Schengen vizesi kolaylığı ve AB üyelik müzakerelerinde yeni başlıklar açılmasını istemişti.

Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, “Türk yetkililerle son haftalarda yaptığımız görüşmelerin tek bir amacı vardı: Türkiye üzerinden Avrupa’ya yapılan göçmen akınını kontrol altına almak. Eylem planı bu yönde çok büyük bir adım” dedi.

BBC’nin haberine göre planda Türkiye’nin şartlarının ne ölçüde kabul edildiği net şekilde belirtilmiyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinde bazı yeni başlıkların açılması konusunda uzlaşıldığını doğruladı. Ancak hangi müzakere başlıklarının açılacağını belirtmedi. Merkel pazar günü Türkiye’yi ziyaret edip Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşecek.

Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Junker da, yapılacak toplam yardım miktarına dair müzakerelerin ilerleyen günlerde Türk yetkililerle devam edeceğini belirtti.

Vize serbestliği konusunda nasıl bir yol izleneceği ise tartışmalı. Junker, AB’nin vize kolaylığı konusunda çalışmalarını hızlandıracağını, ancak bunun “Ankara’ya bedava bilet anlamına gelmediğini” belirtti.

Kaynak: BBC Türkçe

Merkel, Türkiye ziyareti öncesi Yeşiller ile görüştü

Almanya Başbakanı Angela Merkel’in ziyareti öncesinde, Türkiye’deki gelişmeler Almanya Federal Meclisi’nin gündemine getirildi. Özel oturum, Alman Yeşiller Partisi’nin talebiyle gerçekleşti.

21

Yeşiller Partisi üyeleri, 18 Ekim Pazar günü İstanbul’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ile bir araya gelecek olan Merkel’den görüşmelerde ele almasını istedikleri konuları dile getirdi.

Ankara’daki terör saldırıları sonrası NATO ortağı Türkiye’deki durumla ilgili milletvekilleri görüşlerini aktardı. Ankara’daki terör saldırısının yanı sıra federal meclisteki özel oturumda mülteci krizi de ele alındı.

(Gazete Habertürk)

AP milletvekillerinden Davutoğlu’na mektup

avrupabirligiAvrupa Parlamentosu Yeşiller grubundan  Ernest Maragall  öncülüğünde hazırlanan bir  mesaj değişik siyasi gruplara mensup 50 milletvekilinin imzaladığı bir mektubu Başbakan Ahmet Davutoğlu’na gönderdi.

Mektupta anakara saldırısının faillerinin araştırılmasını ve sorumlularının üzerine gidilmesini ve Ankara katliamına dair basın karartmasının sona erdirilmesini istiyor. Mektupta ayrıca çözüm sürecine geri dönülmesini ve 1 Kasım genel seçimleri için güvenlik önlemlerinin garanti edilmesini talep ediyor.

50 Milletvekili  tarafından Ahmet Davutoğlu’na hitaben yazılmış mektup şöyle:

 

Sayın Başbakan Ahmet Davutoğlu,

Avrupa Parlamentosu üyeleri olarak, 10 Ekim 2015 tarihinde gerçekleşen çifte bombalı saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.

Bu saldırının, şiddetin her türüne karşı çıkmak amacıyla barışçıl bir gösteri yapmakta olan sivilleri hedef almış olması dehşet vericidir.

Türkiye’de şiddetin giderek artmasından dolayı derin endişe duyuyor ve temel bir insan hakkı olan barışçıl protesto hakkını kullanan masum sivil halka karşı yapılan saldırıları kınıyoruz.

Geçtiğimiz Cumartesi günü yapılan gösteride güvenlik önlemleri alınmadığı yönündeki haberlerden dolayı üzüntü duyuyoruz. Eylemcilerin savunmasızlığının daha ciddi bir şekilde göz önünde bulundurulması gerektiğine inanıyoruz. Mevcut riskleri değerlendiren önleyici faaliyetler daha ivedilikle yapılabilirdi.

Saldırılardan bu yana Türkiye genelinde gerçekleşen eylemlerden de anlaşıldığı üzere, Türkiye ve uluslararası kamuoyu genel seçimlere haftalar kala gerçekleştirilmiş olan bu terör saldırısı konusundaki sorulara yanıt istemektedir.

Bu nedenle, bu korkunç terör saldırısı hakkında Türkiye halkına adalet sağlayacak kapsamlı ve tarafsız bir soruşturma açılması çağrısında bulunuyoruz.

Ayrıca, terör saldırılarından sonraki sosyal medya karartmasını da kınıyor ve Türk hükümetinin her tür medya sansürünü sona erdirmesini talep ediyoruz. Haber alma hakkı temel bir haktır ve Türkiye halkı bu haktan hiçbir zaman mahrum edilmemelidir.

Türkiye hükümetinin Kürt barış sürecinin yeniden hayata geçirilmesine odaklanması gerektiği konusunda ısrarcıyız. Tüm bölgenin istikrarı Türkiye’nin şimdiye kadar sunmuş olduğu, ve bundan sonra da sağlamlaştırmayı amaçlaması gereken, demokrasi örneğine bağlı.

Son olarak, Türkiye hükümetini, 1 Kasım seçimlerinde, bütün katılanlar ve vatandaşlar için tüm ülke çapında güvenli ve adil bir ortam sağlamaya davet ediyoruz.

Demokrasinin temel prensiplerinin garanti altına alınmasında Türkiye´nin tüm yurttaşlarının güvenlik ve temel haklarının sağlanması büyük önem taşımaktadır.

Saygılarımızla,

Ernest Maragall i Mira (Greens/EFA)

Daniela Aiuto (EFDD)

Izaskun Bilbao (ALDE)

José Bové (Greens/EFA)

Christian-Silviu Bușoi (EPP)

Fabio Castaldo (EFDD)

Nessa Childers (S&D)

Silvia Costa (S&D)

Karima Delli (Greens/EFA)

Pascal Durand (Greens/EFA)

Angel Dzhambazki (ECR)

Ismail Ertug (S&D)

Eleonora Evi (EFDD)

Tanja Fajon (S&D)

Lorenzo Fontana (ENF)

Eider Gardiazábal Rubial (S&D)

Juan Carlos Girauta Vidal (ALDE)

Ana Maria Gomes (S&D)

Rebecca Harms (Greens/EFA)

Heidi Hautala (Greens/EFA)

Hans-Olaf Henkel (ECR)

Yannick Jadot (Greens/EFA)

Eva Joly (Greens/EFA)

Ska Keller (Greens/EFA)

Merja Kyllönen (GUE/NGL)

Jean Lambert (Greens/EFA)

Juan Fernando López Aguilar (S&D)

Javi López (S&D)

Ulrike Lunacek (Greens/EFA)

Martina Michels (GUE/NGL)

Kati Piri (S&D)

Laurentiu Rebega (ENF)

Terry Reintke (Greens/EFA)

Michèle Rivasi (Greens/EFA)

Inmaculada Rodríguez-Piñero (S&D)

Bronis Ropé (Greens/EFA)

Judith Sargentini (Greens/EFA)

Marietje Schaake (ALDE)

Jean-Luc Schaffhauser (ENF)

Jordi Sebastià (Greens/EFA)

Alyn Smith (Greens/EFA)

Renate Sommer (EPP)

Bart Staes (Greens/EFA)

Eleftherios Synadinos (NI)

Indrek Tarand (Greens/EFA)

Joseph-Maria Terricabras (Greens/EFA)

Ramon Tremosa (ALDE)

Helga Trüpel (Greens/EFA)

Claude Turmes (Greens/EFA)

Ernest Urtasun (Greens/EFA)

Ivo Vajgl (ALDE)

Bodil Valero (Greens/EFA)

Monika Vana (Greens/EFA)

Julie Ward (S&D)

Josef Weidenholzer (S&D)

Tatjana Zdanoka (Greens/EFA)

 

Yeşil Gazete