Ana Sayfa Blog Sayfa 3572

İklim Forumu’nda milletvekillerinin katılımı ile “İklim Politikaları” oturumu

Avrupa Yeşil Vakfı (GEF) tarafından Yeşil Düşünce Derneği‘nin desteği ile düzenlenen İklim Politikaları’ oturumu 12 Kasım Perşembe günü Boğaziçi Üniversitesinde 18.00 ile 19.30 saatleri arasında gerçekleştirilecek.

18...

 

Oturumda iklim krizinin fosil yakıtlara dayalı politikalarla derinleşip adaletsizlikleri büyüttüğü günümüz perspektifinde Avrupa’dan ve Türkiye’den siyasetçiler doğadan, insandan ve emekten yana alternatif politikaları tartışacaklar.Oturumda Türkçe-İngilizce çift yönlü çeviri desteği de sağlanacak..

Açılış konuşmasını İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Uzmanı Ümit Şahin‘in yapacağı ‘İklim Politikaları’ oturumunun moderasyonunu ise Yeşil Düşünce Derneği Başkanı Sevgi Mutlu üstleniyor.

Oturumun konuşmacıları ise Ozan Yanar (Finlandiya Parlementosu Yeşiller Partisi milletvekili), Filiz Kerestecioğlu (HDP İstanbul Milletvekili), Mithat Sancar (HDP Mardin Milletvekili), Yurdusev Özsökmenler (25. Dönem HDP Van Milletvekili, Eski Diyarbakır Bağlar Belediye Başkanı), Sezgin Tanrıkulu (CHP İstanbul Milletvekili, CHP Genel Başkan Yardımcısı) ve Melda Onur (24. Dönem CHP İstanbul Milletvekili).

17

‘İklim Politikaları’ oturumunda yer alan Finlandiya Parlementosu Yeşiller Partisi milletvekili Ozan Yanar, 27 yaşında, Helsinki Üniversitesi’nde Ekonomi dalında master eğitimi görüyor. Finlandiya Yeşiller Partisinin Gençlik başkanı olarak görev yapmakta. 2012 yılından itibaren Helsinki Üniversitesi öğrenci birliğinin temsilci üyesi.

HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ise Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 1987’de serbest avukat olarak çalışmaya başladı. 1995 yılında “Kadınlar Vardır” belgesel filminin yapımında görev aldı. İstanbul Barosu’nda Kadın Hakları Uygulama Merkezi kurucu üyesi oldu ve Dış İlişkiler Komisyonu Sekreterliği yaptı. Filiz Kerestecioğlu 2004-2012 yılları arasında Güncel Hukuk Dergisi’nde Yazı İşleri Müdürü olarak çalıştı.

25. Dönem HDP Van Milletvekili, Eski Diyarbakır Bağlar Belediye Başkanı Yurdusev Özsökmenler, İstanbul Üniversitesi antropoloji ve etnoloji bölümü mezunu ve gazeteci. Özgür gündem, özgür ülke gibi gazetelerde uzun yıllar gazetecilik yaptı. KESK’te basın uzmanı olarak çalıştı. 28 Mart yerel seçimlerinde Diyarbakır’da Bağlar belediye başkanlığına seçildi. 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP’den Van milletvekili seçildi. Şu an da HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı olarak görevini sürdürüyor.

HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. 1995 yılında “Temel Hakların Yorumu” konulu teziyle doktorasını tamamladı. 1999 yılında “Hukuk Devleti” konulu teziyle doçent olan Sancar, 2007 yılında da profesörlüğe yükseldi. Halen Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğretim üyeliği yapmakta.

24. Dönem CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, Gazeteci, İletişimci; Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu. Yüksek lisansını İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümünde yaptı. Birçok sivil toplum kuruluşunun üyesidir. Yayınlanmış 3 belgesel kitabın yazarları arasında bulunmakta.

‘İklim Politikaları’ oturumu ile ilgili detay bilgi ve son dakika gelişmelerini facebook etkinlik sayfasından takip edebilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

 

 

İklim için harekete geçin* – Arif Ali Cangı

Bu yazı haberekspres.com.tr/ den alınmıştır

Küçük kızım Zeynep bugün 11 yaşını doldurdu, o da büyüyor. Çocuklarımız en değerli varlıklarımız. Onlara güvenceli, rahat, huzurlu, güzel bir gelecek için çırpınıp duruyoruz.

Çocuklarımız büyüyor, onlar büyüyecekler bir yaşlanacağız, dünyadaki yaşamın kuralı bu, her canlı doğar, büyür ve ölür. Olağan olan süreç bu şekilde işliyor, olağandışı olaylar olduğu zaman büyümeden ölümler de oluyor. Kazalar, hastalıklar, cinayetlerle gelen erken ölümlere her birimiz duyarlıyızdır, önlenmesi için çabalarız. Bunların dışından dünyadaki topyekun yaşamı tehdit bir başka olgu daha var; küresel iklim değişikliği ve küresel ısınma. Aslında bu olgunun farkındayız; yoğun yağışlar, ani seller, uzun süren yağışsız mevsimlerle havanın ayarı bozuldu. Bir yanda yıkıcı seller, bir yanda kuraklık, azalan yeraltı suları, kontrol edilemeyen orman yangınlarıyla bütün canlılarla birlikte hayatımız tehdit altında.

Küresel iklim değişiklikleri ile ilgili çeşitli inceleme ve araştırmalar yapılıyor. Bunlardan bir tanesi Potsdam İklim Araştırmaları Enstitüsü‘nden uzmanlar, Batı Antarktika’daki buz tabakasını incelemişler, okyanus suyundaki sıcaklık artışı sonucunda buz tabakasının erimeye başladığını tespit etmişler, erimenin bu hızla devam etmesi halinde önü alınamayacak bir sürecin başlayacağı, deniz seviyesinin yükseleceği uyarısında bulunuluyor.

Bu tespitler yakın gelecekte bir bölümü sular altında kalmış, bir bölümü kuraklıkla yaşanmaz hale gelmiş dünyayı tarif ediyor. Böylesi bir dünyada insanlar kitlesel olarak yurtlarını terk etmek zorunda kalacaklar. Şimdiki savaş ve yoksulluk mültecilerine bir de iklim mültecilerini ekleyin ve gözünüzün önüne getirin; yoksulluk, açlık, salgın hastalıklar ve kitlesel ölümlerin yaşandığı bir dünya.

Küresel iklim değişikliğinin faili kim? Kürenin dengesi insan eliyle bozuluyor, bozulma  insanların tek tek faaliyetlerinden öte sistematik küresel bir faaliyetten kaynaklanıyor. Yapılan araştırmalar, asıl failin petrol, kömür gibi fosil yakıt endüstrisine dayanan küresel kapitalist sistemi gösteriyor, bunu görmezden gelerek yaşamı bitirecek tehlikeyi bertaraf etme şansımız yok.

Her birimiz öyle ya da böyle küresel iklim değişikliğinin farkındayız, ama bu tehlikeli süreçle ne kadar ilgiliyiz? Pek çoğumuzun gündeminde değil, oysa çocuklarımıza yaşanabilir bir dünya bırakmak için dünyanın sağlığını bozan iklim değişikliği ile ilgilenmek zorundayız.

İklim değişikliği konusunda çalışmalar yapılıyor, devletlerin yöneticileri arasında toplantılar yapılıyor, sözleşmeler imzalanıyor, sözler veriliyor, verilen sözler unutuluyor. Bu ay sonunda küresel iklim değişikliğine ilişkin önemli bir toplantı yapılacak. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi‘nin taraflarının buluştuğu Taraflar Konferansı bu yıl Paris‘te toplanacak. 30 Kasım – 11 Aralık arasında 21.’si yapılacak toplantıda, iklim değişikliğini durdurmak için yeni kararların alınması, Kyoto Protokolü’nün yerine geçecek 2020 yılında yürürlüğe girecek yeni iklim anlaşmasının görüşülerek kabul edilmesi bekleniyor. O nedenle bu yılki toplantı önemli. Dünyanın her yanında devletler ve sivil toplum Paris toplantısına hazırlanıyor.

Paris Zirvesi öncesi ülkeler iklim değişikliğiyle müca­deleye nasıl katkı sağlayacakları konusunda birer belge sunuyor. Sekretarya ülkelerin sunduğu belgelerdeki hedeflerin dünyayı nereye götüreceğini değerlendiren bir rapor hazırlayacak bunun üzerinden müzakereler başlayacak. Bu nedenle ülkelerin sunacağı belgelerdeki taahhütler son derece önemli o yüzden belgenin ülkelerin kendi iç dinamikleriyle hazırlamaları bekleniyor. Türkiye  Ekim ayı başında beş sayfalık ulusal katkı belgesini sundu, bu belge hazırlanırken hangi iç dinamiklerin katkısı ve görüşünün alındığını bilmiyoruz, bildiğimiz tek şey sivil toplumun bizim görüşümüzün alınmadığı.

Taraf Gazetesi yazarı Pelin Cengiz, ulusal katkı belgesini “Türkiye 2030’a kadar sera gazı emisyonlarını önce artıracak, sonra keyfi gelirse sınırlandıracak ya da azaltacak” şeklinde özetlemiş. Ekoloji yazarı Pelin Cengiz; “Türkiye’nin sunduğu belgede enerji verimliliğine yönelik tek bir hedef yok. Çalışan, planlanan ya da yapım aşamasındaki toplam 80 kömürlü termik santrale ilişkin de tek bir atıf yok. Türkiye iklim değişikliğiyle mücadele stratejisi yerine kalkınma hedeflerini sıralamış” diyor.

Önümüzde Türkiye’nin tavrını göstereceği bir başka toplantı daha var. Dünyanın en büyük ekonomisine sahip 19 ülkeden ve Avrupa Birliği Komisyonu’ndan oluşan G 20’nin Liderler Zirvesi 15- 16 Kasım tarihlerinde Antalya‘da yapılacak. Türkiye’nin dönem başkanı olduğu G 20’nin Antalya toplantısından iklimi etkileyecek kararlar çıkacak.

72

Paris zirvesi ve G 20 zirvesi öncesinde sivil toplum da boş durmuyor. 12-13 Kasım günlerinde İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi’nde İklim Forumu düzenleniyor. Altmışa yakın oturum, Türkiye’nin dört bir yanından ve yurt dışından gelecek Yüzelliyi aşkın konuşmacı ile iklim değişikliği tüm yönleri ile konuşulup tartışılacak. Forum herkesin katılımına açık. Forumun sonunda G20 liderlerine iklim için harekete geçmeleri konusunda bir çağrı manifestosu yazılacak. 14 Kasım Cumartesi günü saat 14’te iklim değişikliğine karşı Tünel’de buluşularak hazırlanan manifesto okunacak ve Büyük İklim Yürüyüşü yapılacak.

İklim için siz de bir şey yapabilirsiniz, Perşembe, Cuma ve Cumartesi günleri İstanbul’daysanız ya da İstanbul’a gidebilirseniz İklim Forumu toplantılarına ve iklim yürüyüşüne katılabilirsiniz, http://iklimicin.org/manifesto/ sayfasından “iklim için ben de varım” diye imza atabilirsiniz. Daha da önemlisi fosil yakıt endüstrisine dayanan neoliberal politikalara hayır diyebilirsiniz, hemen yanı başımızda Aliağa’da, Çandarlı’da kurulu bulunan ve kurulacak  yeni termik santrallere karşı çıkabilirsiniz.

Şimdi iklim için harekete geçme vakti, çocuklarımıza bırakacağımız en iyi mirasın yaşanabilir bir dünya olduğunu unutmayın.

* http://iklimicin.org/

 

Bu yazı haberekspres.com.tr/ den alınmıştır

71-Arif-Ali-Cangi

 

 

Arif Ali Cangı

İklim İçin Adana toplantısında Termik Santral tehdidi konuşuldu

Adana Çevre Platformu, Yeşil Düşünce Derneği ve İklim İçin Ben de Varım Kampanyası, ortaklığında 7 Kasım Cumartesi günü Adana Seyhan Kültür Merkezinde “Kömür Santralleri, İklim Krizi ve Yeşil Politikalar” konferansı düzenlendi.

Bianet’den Hazal Öksüz’ün haberine göre İki oturum şeklinde yapılan konferansın moderatörlüğünü İklim İçin Kampanyası Koordinatörü Özgecan Kara gerçekleştirdi. Kara, konferansın açılışını Kasım ayında İstanbul’da yapılacak İklim Forumu, Antalya’da iklim değişikliği konusunda belirli rol oynayacak 20 ülkenin liderlerinin katılımıyla düzenlenecek olan G20 toplantısı ve Paris’te 30 Kasım-11 Aralık’ta gerçekleştirilecek olan İklim Zirvesi’nden bahsederek yaptı.

68

Konferansın birinci oturumunda ilk konuşmayı İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Uzmanı Ümit Şahin, “Enerji Politikaları ve İklim Değişikliği” hakkında yaptı. Türkiye ve dünyadaki kömür santrallerinin durumunu anlatan Şahin, karbon salınımının hangi boyutlara ulaştığını ve bunun nasıl önlenebileceğini görseller ile sundu.

Konferansın devamında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ahmet Atıl Aşıcı, söz aldı ve fosil yakıt teşvikleri ve kömürün ekonomisinden söz etti. Aşıcı, fosil yakıtlara verilen teşvikler ile birçok kömür santralinin yapıldığını ve Türkiye’de enerji ihtiyacının üzerinde bir yatırım olduğunu dile getirdi.

İlk oturumun son sözünü ise Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Ful Uğurhanaldı ve termik santrallerin halk sağlığına etkisi hakkında konuştu. Kömür santrallerinin canlı yaşamına çok ciddi etkilerinin olduğunu söyleyen Uğurhan, bu konuda bireysel adımların atılması gerektiğini vurguladı.

Mezopotamya Ekoloji Hareketi Amed Ekoloji Meclisi’nden Önder Özbey
Mezopotamya Ekoloji Hareketi Amed Ekoloji Meclisi’nden Önder Özbey

Konferansın ikinci oturumunda ise yerel iklim mücadeleleri konuşuldu. Bu oturumun ilk konuşmasını ise Mezopotamya Ekoloji Hareketi Amed Ekoloji Meclisi’nden Önder Özbey gerçekleştirdi.

Özbey, yerel kömürlü termik santral mücadeleleri hakkında konuştu. Diyarbakır’da yapılan ve yapımı hala devam eden kalekolların kaya gazı çıkarmak için yapıldığını ve bunun şehirde bıraktığı tahribatı görseller aracılığıyla sundu.

70
Adana Çevre Platformu’ndan Yaşar Gökoğlu

Oturumun son konuşmasını ise Adana Çevre Platformu’ndan Yaşar Gökoğlu gerçekleştirdi ve Adana’da kömür santralleri hakkında konuştu.

Adana Yumurtalık’ta 11 km içerisinde birbirine çok yakın mesafede 11 tane kömür santralinin yapılmak istendiğini belirten Gökoğlu, “İşsizliği çözeceği söylenen santraller işsizliği çözmedi. Balıkçılar eskiden kıyıdan balık tutabiliyordu. Çevre zarar gördü. Şimdi balıkçılar aynı balığı tutabilmek için açıklara gitmek zorunda kalıyor. Bu mazot demektir, daha fazla para demektir. Halk zor durumda ve bu santraller ile başlarına bela yağacağını biliyor dedi.

Gökoğlu konuşmasının son kısmında ise  “Bu durumdan ben de dahil hepimiz sorumluyuz. Biz dilekçeler verdik çok uğraştık ama bir karşı çıkış yaratamadık. Sesimizi duyuramadık. Az değil 11 tane santral. Umarım buradan sonra bir karşı çıkış yaratabiliriz ve buna engel oluruz” sözleriyle dinleyenleri İklim Forumu’na davet etti

 

(Bianet)

Antalya’da son tango – Ömer Madra

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

“Dünya ekonomisine yön veren” 20 ülkenin liderleri dünyanın 10 numaralı turistik merkezi Antalya’da (Belek’te) 15-16 Kasım’da bir araya geliyor. Türkiye, ev sahibi.

G20, yeryüzünün gittikçe derinleşen ekonomik- ekolojik-siyasal ve sosyal krizine çare getirecek bir platform olma iddiasında. Turistik belde Belek, yeryüzünün en büyük krizi olan İklim Değişikliği konusunda yıl sonunda Paris’te yapılacak BM zirvesinden (COP 21) önceki son durak. Ya da yüz binlerce aktivistin Paris sokaklarında koparması beklenen muazzam fırtınadan önce “sessiz sedasız çakacak bir şimşek.”

Zenginler kulübü üyeleri küresel ısınmaya yol açan karbon salımlarının yüzde 75’inden sorumlu! Dolayısıyla, dünya karbon salımlarını azaltma konusunda belirleyici bir rol oynamak zorundalar. Bu ülke liderleri iklim için fon ayırmazlar ya da hemen adım atmazlarsa, Paris’ten anlamlı bir anlaşma çıkması zorlaşır. Bu da gezegen ahalisi için felaket olur.

G20 geçtiğimiz sene Avustralya'da toplanmıştı
G20 geçtiğimiz sene Avustralya’da toplanmıştı

Dahası, G20 ülkelerinin çoğunluğu, 200 yıldan beri, zenginlik ve güçlerini fosilleşmiş güneş enerjisini (kömür, petrol, gaz) kullanarak elde ettiler ve bunları dünyanın geri kalanına hükmetmekte kullandılar. Yani, dünyaya ödemeleri gereken büyük “iklim borçları” var!

Zengin ve güçlü ülkelerin çoğunun liderleri 2 can alıcı konuda üstlerine düşeni yapmıyorlar:

1) İklim mücadelesinde zayıf ve muğlak hedefler (INDC) belirledikleri, iklim borçlarını ödeme konusunda sahici bir niyet taşımadıkları açık.

2) Yıkıma en az katkısı olan ve fakat asıl enkaz altında kalan ülkelere finansal ve teknolojik yardımdan kaçınıyorlar. Yenilenebilir enerjiye (güneş, rüzgâr vb.) yeterince destek vermiyorlar.

Dünyada haysiyetli bir yaşam sürdürmenin şartlarını özgür bir ortamda tartışıp G20 liderleri karşısında dile getirilecek talepleri formüle etmek için, 12-13 Kasım’da Boğaziçi Üniversitesi’nde 59 ayrı oturumlu kapsamlı bir İklim Forumu düzenleniyor.

Ardından 14 Kasım Cumartesi 14.00’te yapılacak basın toplantısında gezegende adil yaşama hakkını ve iklim adaletini savunan talepler dile getirilecek. “Türkiye’nin bugüne kadar bir araya gelmiş en büyük korosu” iklim için şarkı söyleyecek.

Mesaj, ana hatları ile şu: Birtakım enerji, inşaat, hafriyat ve finans şirketleri yararına adil yaşama hakkımızı elimizden almanıza, sorumluluğunuzu yoksul kitlelerin sırtına bindirmenize razı gelmiyoruz. İklim adaletine ve iklim bilimine saygı istiyoruz.

Özetle, İstanbul’dan Belek’e iletilecek talep, 2 ay önce dünyanın önde gelen 100 entelektüeli tarafından imzalanan “Fosil Yakıt Hafriyatını Donduralım, İklim Suçlarını Durduralım” başlıklı tarihi bildiride dile getirilen temel mesajla tamamen aynı:

Hükümetler fosil yakıt endüstrisine verdikleri destekleri kesmeli, fosil yakıt çıkarma faaliyetlerini dondurmalı, mevcut tüm fosil yakıt rezervlerinin yüzde 80’ini el değmemiş halde yerin altında bırakmalı. Hemen şimdi!

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

66-Omer-Madra

 

Ömer Madra

 

Bursa Nilüfer Barış Mahallesinde “10 Ekim Barış Ormanı”

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSGP) Bursa İl Örgütü 8 Kasım Pazar günü Nilüfer, Barış Mahallesinde “10 Ekim Barış Ormanı” oluşturmak için bir etkinlik düzenledi.

65

Etkinliğe YSGP üyeleri, HDP Bursa İl eş başkanı Yüksel Akgün ve ilçe yöneticileri, KESK Bursa dönem sözcüsü Süleyman Ayyılmaz, DİSK Emekli Sen Bursa Şube Başkanı Günay Onayman, Yapı Yol Sen Şube Başkanı Okan Okumuş, Eğitim Sen Şube Sekreteri Berna Yeşiltepe de katıldı.

YSGP Bursa Eş sözcüsü Serdar Esen yaptığı konuşmada “10 Ekim Ankara katliamında yitirdiğimiz 102 canımızı unutmamak, unutturmamak için, katillerden hesap sorulması için bugün fidanlarımızı dikeceğiz. Anılarını bu fidanlarda yaşatacağız. Bahar aylarında diktiğimiz fidanlar yeşerirken, ülkemizde de umudun, demokrasinin, barışın yeşereceğine inanıyoruz. Suruç ve Ankara’da patlatılan bombalar HDP ile diğer demokrasi güçlerini birbirlerinden koparmaya, uzaklaştırmaya yönelikti ama başaramadılar, başaramayacaklar. Emek ve demokrasi güçleri bu katliamlardan sonra daha da yakınlaştı.

63

Katliamcıların IŞİD üyesi olduğu mahkeme tarafından açıklanmasına karşın, iktidar katliamı IŞİD-PKK kokteyl örgütü yaptı gibi saçmalıklarla halkın kafasını karıştırmaya, HDP’yi baraj altında bırakmaya çaba gösterdi. Yaratılan baskı ve korku ortamına karşın HDP’nin barajı aşması önemlidir.

Barış mücadelesi yolunda yitirdiğimiz arkadaşlarımızı, yoldaşlarımızı bu fidanlarda yaşatacağız. Bugün fidanlara vereceğimiz can suyu, onların verdikleri barış mücadelesi için de küçük bir teşekkür olacaktır” dedi.

KESK Şubeler Platformu dönem sözcüsü Süleyman Ayyıldız da konuşmada çok iyi düşünülmüş bir etkinlik olduğunu belirterek organize edenlere teşekkür etti. Bursa’dan mitinge güçlü bir katılım ile gittiklerini ancak hain saldırı ile barışın katledildiğini, tüm demokrasi güçlerinin birlikte mücadelesinin önemli olduğunu söyledi.

64

 

Katliamda kardeşini kaybeden HDP Bursa İl YK üyesi Resul Baykara yaptığı konuşmada “Sözün bittiği noktadayız, kardeşimin parçalarını bulabilmek için günlerce uğraştık. Bir de utanmadan katledilenleri katil gibi göstermeye çalıştılar. Unutmayacağız, barış mücadelemiz sürecek” dedi.

Konuşmaların ardından alana fidanlar dikildi,fidanlara can suyu verildi, siyah kurdele bağlandı.

 

(Yeşil Gazete)

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, Kasım ayında 9 şehirde

20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü etkinlikleri kapsamında Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği 9 farklı şehre gidiyor.

07 Kasım 2015 Cumartesi (bugün) Antakya’da başlayan 20 Kasım etkinlikleri 21 Kasım tarihinde Ankara’da gerçekleşecek resepsiyon ve Dilek İnce Nefret Suçları ile Mücadele Ödülü’nün verileceği törenle bu yıl sonlanacak.

Bu yıl 8. kez Pembe Hayat tarafından düzenlenen 20 Kasım Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü etkinliklerinin ana teması “Erişim” olarak belirlendi. Transların temel insan hakları ve bu haklarla ilişkili hizmetlere, katılım mekanizmalarına erişiminin ele alınacağı program dopdolu.

Antakya, Adana, Mersin, Gaziantep, Kahramanmaraş, Van ve İstanbul’daki programları aşağıda görebilirsiniz.

07 – 08 Kasım 2015 Antakya;

43

07 Kasım 2015, Cumartesi, Saat 11:00-13:00: Drama Çalışması,  Atölye Yürütücüleri: Melike Diribaş – Özgür B. Serdengeçti

Saat 13:30-15:30: Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden Zafer Kıraç ile söyleşi: ’’Hapsedilmiş İnsan / Hapiste LGBTİ Olmak’’, Moderatör: Cihan Aydeniz, Kaws Kuzah Lgbti Topluluğu Antakya

Saat 16:00-18:00: LGBTİ Bireylerin Aileleri ve Yakınları Derneği’nden Şule Ceylan ile söyleşi: “Heteronormatif Aileden Gökkuşağı Ailelerine Doğru”, Moderatör: Handan Özkan, Kaws Kuzah Lgbti Topluluğu Antakya

Mekan: Ali İsmail Korkmaz Vakfı

Ulucami Mah. Bedesten Sok No:8 Köprübaşı – Antakya/Hatay

08 Kasım 2015, Pazar, Saat 12:30-16:30 Gazeteci Ahmet Buğra Tokmakoğlu ile LGBTİ Haberciliği Atölyesi

Saat 17:00-19:00: Pembe Hayat KuirFest film gösterimi: Julia

Mekan: Ali İsmail Korkmaz Vakfı

Ulucami Mah. Bedesten Sok No:8 Köprübaşı – Antakya/Hatay

08 Kasım 2015 Adana;

44

Saat 13:00-15:00: LGBTİ Bireylerin Aileleri ve Yakınları Derneği’nden Şule Ceylan ile söyleşi: “Heteronormatif Aileden Gökkuşağı Ailelerine Doğru”

Saat 15:30-17:30: Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden Zafer Kıraç ile söyleşi: ’’Hapsedilmiş İnsan / Hapiste LGBTİ Olmak’’

Mekan: Seyhan Belediyesi Kültür Merkezi

Döşeme Mahallesi Turhan Cemal Beriker Bulvarı No:57 Seyhan Adana

09 – 10 – 12 Kasım 2015 Mersin;

45

09 Kasım 2015, Pazartesi, Saat 12:00-12:30: Açılış: Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Yüksel Mutlu

Saat 12:30-15:30: Benim Çocuğum Belgeseli gösterimi ve LGBTİ Bireylerin Aileleri ve Yakınları Derneği’nden Şule Ceylan ile söyleşi: “Heteronormatif Aileden Gökkuşağı Ailelerine Doğru”, Moderatör: Gizem Derin, Mersin 7 Renk LGBT Derneği

Mekan: Akdeniz Belediyesi Konferans Salonu

Mesudiye Mah. 5117. Sok. Akdeniz / Mersin

Saat 16:00-18:00: Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden Zafer Kıraç ile söyleşi: ’’Hapsedilmiş İnsan / Hapiste LGBTİ Olmak’’

Moderatör: Tuna Şahin, Mersin 7 Renk LGBT Derneği

Mekan: Akdeniz Kent Konseyi

Mesudiye Mah. 5117 Sok. No: 50 Akdeniz / Mersin

10 Kasım 2015, Salı, Saat 12:30-16:30: Gazeteci Ahmet Buğra Tokmakoğlu ile LGBTİ Haberciliği Atölyesi

Mekan: Akdeniz Kent Konseyi

Mesudiye Mah. 5117 Sok. No: 50 Akdeniz / Mersin

Saat 17:00-19:00: Pembe Hayat KuirFest film gösterimi: Veronica Videla’nın Tutkusu

Mekan: Eğitim-Sen Mersin Şubesi

Kiremithane Mah. 4406 Sok.

12 Kasım 2015, Perşembe, Saat 14:00: Mersin Barosu’nda Seminer: LGBTİ Hakları İnsan Haklarıdır!

Mekan: Mersin Barosu, Gökdelen Mersin

*Bu etkinlikler Akdeniz Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşecektir.

14 Kasım 2015 Gaziantep;

Saat 14:00:  Barışı Kuirleştirmek

Konuşmacılar: Demhat Aksoy ve Ozan Uğur, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği Aktivistleri

Mekan: Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi

Atatürk Bulvarı Nuri Akınal Apt. A Blok Kat:1-2 Gaziantep

15 Kasım 2015 Kahramanmaraş;

Saat 13:00: LGBTİ’lerin Temel Haklara Erişimi: Varoluşsal Mücadele

Konuşmacılar: Demhat Aksoy ve Ozan Uğur, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği Aktivistleri

Mekan: İnsan Hakları Derneği Kahramanmaraş Şubesi

İsadivanlı Mahallesi, 35003. Sokak

No: 1/1 Dulkadiroğlu/Kahramanmaraş

21 Kasım 2015 İstanbul;

Saat 13:00-17:00: Türkiye Gazeteciler Sendikası Akademi ile Medyada Nefret Söylemi Atölyesi

Konuşmacılar: Buse Kılıçkaya (Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği) ve Yıldız Tar (Kaos GL Derneği)

Mekan: TÜRK-İŞ İstanbul 1. Bölge Temsilciliği

İnönü Cad. No.20/4 Taksim İstanbul

Destek Veren Kurumlar:

Ahtamara LGBTİ

Akdeniz Belediyesi

Akdeniz Kent Konseyi

Ali İsmail Korkmaz Vakfı

Ankara Barosu Gelincik Merkezi

Ankara Üniversitesi Ahmet Taner Kışlalı Sanat Evi

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği

Eğitim-Sen Mersin Şubesi

İnsan Hakları Derneği Kahramanmaraş Şubesi

Kaws Kuzah LGBTİ Topluluğu Antakya

LİSTAG LGBTİ Bireylerin Aileleri ve Yakınları Derneği

Mersin 7 Renk LGBT Derneği

Mersin Tabipler Odası

Queer Adana Oluşumu

Seyhan Belediyesi Kültür Merkezi

Siyah Pembe Üçgen İzmir Derneği

Tüm Bel-Sen

Türkiye Gazeteciler Sendikası Akademi

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Gaziantep İl Örgütü

Zeugmadi LGBT Oluşumu

(Pembe Hayat)

Ve Obama Keystone XL Boru hattını veto etti

0

Kanada’nın katran kumullarından elde edilen petrolü ABD’ye taşımak amacıyla inşa edilmek istenen Keystone XL boru hattı, 6 Kasım Cuma günü ABD Başkanı Obama tarafından nihayet veto edildi.

Keystone XL boru hattına karşı mücadele ilk olarak hattın güzergahı üzerinde toprakları bulunan yerli halklar ve çiftlik sahipleri tarafından başlatılmıştı. Ancak, 2011 yılına gelindiğinde ve büyük şehirlerde örgütlenen iklim hareketi projeyi odağına aldığında, proje enerji sektörü temsilcileri ve birçok gözlemci tarafından artık neredeyse bitmiş kabul ediliyordu.

ABD ve Kanada’daki iklim hareketinin ise Keystone XL boru hattı projesini kaybedilmiş bir mücadele olarak görme lüksü bulunmuyordu zira tamamlanması halinde toplam uzunluğu 2740 kilometreyi bulacak hattın her gün 800.000 varil petrol taşıyacağı ve 51 kömürlü termik santrale eşit sera gazı salımına yol açacağı öngörülüyordu.

Hareket projeye karşı iki ayaklı amansız bir mücadeleye girişti. Mücadelenin ilk ayağı, projenin geçmesi öngörülen hattın üzerindeki toprak sahiplerinin seslerini yükseltmekti. Bu aşamada epey ciddi başarılar elde edildi. Pek çok açıdan muhafazakar kampta yer alan beyaz çiftlik sahipleriyle yerli halklar bir araya geldi. Tarihsel imgeler yıkıldı. En çarpıcı sloganlardan biri ‘Kovboylar ve Kızılderililer birlikte Keystone’a karşı’ idi.

140422-keystone-xl-protest-dc-02_d49de866ab842d59a9a6caaa150cc7d7
Kovboylar ve Kızılderililer Keystone’a karşı

İkinci ayak ise doğrudan Başkan Obama üzerinde kurulacak baskıydı. Projenin iklim açısından teşkil ettiği tehlike uzun soluklu bir kampanya ihtimalini ortadan kaldırıyordu. Kamuoyunun bir an önce sesini yükseltmesi gerekiyordu. Bu nedenle aktivist gruplar binlerce kişiyle Beyaz Saray’ın önünde oturma eylemleri yaparak kendilerini tutuklattılar. Seçilen taktik bedenlerin doğrudan siper edilmesiydi. Tutuklananlar arasında bilim insanları, dini liderler ve ‘normalde bu tür eylemlere bulaşmayacak’ sıradan insanların çokluğu hareketin saygınlığını artırdı.

hansen
NASA Goddard Enstitüsü eski başkanı Profesör James Hansen

Ek olarak, aralarında Neil Young ve Willie Nelson gibi isimlerin de bulunduğu yüksek profilli sanatçılar, doğrudan eylemlere katılarak veya konserler, konuşmalar, vb. yoluyla harekete destek verdiler (Willie Nelson’un oğlu Micah Nelson’un benzetmesi ilginçti: Keystone XL şirketlerin açgözlülükle uzanan elinin orta parmağıdır).

2014-09-30-StageShot-thumb
Willie Nelson ve Neil Young, Keystone XL karşıtı “Umut Hasadı” konserinde.

2010 yılında Meksika Körfezi’nde yaşanan ve dünyanın en büyük çevre felaketlerinden biri olan BP Deepwater Horizon faciası gibi gelişmeler de genel olarak kamuoyunun kaçak ve kazalarıyla ünlü boru hatlarına olan yaklaşımını etkilemişti.

Keystone XL’e karşı girişilen mücadele ABD ve Kanada’daki iklim hareketi için bir sembol haline geldi. Hareketin odaklanmasını ve ortak bir hedefe yönlenmesini sağladı. Keystone mücadelesi sayesinde büyüyen iklim hareketinin 2014 yılı Eylül ayında New York’ta gerekleştirdiği 400.000 kişilik Halkların İklim Yürüyüşü, aslında Keystone gibi fosil yakıt projelerinin en azından dünyanın belli bölgelerinde bir daha asla kolaylıkla yapılamayacağını da gösteriyordu.

Tüm bunlara rağmen, proje yeniden gözden geçirmeye alındı ama bir türlü kesin olarak reddedilmiyordu. Dile kolay, arkasında milyarlarca dolarlık petrol lobisinin bulunduğu projenin maliyeti 7 milyar dolardı. Hattın Güney bölümü tamamlanmış ve petrol taşımaya hazırdı.

Ancak, geçtiğimiz Cuma günü iklim hareketinin Obama yönetimi üzerinde kurduğu baskı nihayet sonuç verdi ve Obama, 8 Kasım 2016’da yapılacak ABD seçimlerinden tam olarak bir yıl önce, tabiri caizse 90+3’te, projeyi reddettiğini açıkladı.

Böylece, Keystone XL’in tabutuna son çivi de çakıldı. Ne yazık ki fosil yakıt lobisi, aynı karanlık büyücüler gibi, ölen projeleri diriltmekte çok mahir. Bu nedenle yarın öbür gün Keystone projesinin de bir şekilde dirilmeyeceğinden emin olamıyoruz. Ancak bugün bu iyi haberi hem kutlamalı hem de bu mücadeleyi yürütenlere şükran duymalıyız. Kutlamalıyız çünkü iklim meselesi söz konusu olduğunda sınırlar yok. Engellenen her fosil yakıt projesi hepimiz için bir zaferdir.

Keystone’a karşı mücadele edenlere şükran duymalıyız çünkü kabullenmediler, harekete geçtiler. 350.org’dan Jamie Henn’in sözleriyle bitirelim:

Eyleme geçmemek. Bana göre vatandaşlar olarak karşı karşıya olduğumuz en büyük risk budur. Toplumumuzda bize küçük olduğumuzu, önemsiz olduğumuzu ve sıradan insanların asla fark yaratamayacağını söyleyen çok şey var. Medya toplumsal hareketlerin etkisini görmezden geliyor. Yorumcular bizleri ‘radikal’ ve hatta daha da kötüsü ‘siyaseten naif’ olarak görüyorlar. Bizler de kendi kendimize ket vuruyoruz. Umuda yönelmek yerine kendimizi sinizmin rahatlığına sarmalamayı tercih ediyoruz. Yıllardır beni en fazla rahatsız eden şey iklim değişikliğinin reddedilmesi değil; bu konuda yapabileceğimiz bir şeyler olduğunun reddedilmesi.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınları küresel iklim değişikliğine karşı daha savunmasız yapıyor

Tom Bawden tarafından Independent‘da yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Naime Sürenkök‘ün çevirisiyle sunuyoruz.

***

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, doğal afetlerden etkilenenlerin ağırlıklı olarak kadınlar olacağına işaret ediyor.

2009 yılındaki bir kasırgadan sonra, Bangladeş'li köylüler. Fotoğraf: AFP/Getty
2009 yılındaki bir kasırgadan sonra, Bangladeş’li köylüler. Fotoğraf: AFP/Getty

Kadın-erkek eşitliği için olan mücadelede yeni bir engel ortaya çıktı: iklim değişikliği. Akademisyenlerin uyarısına göre kadınlar iklim değişikliğiyle artacak olan sel, kuraklık ve hastalıklara karşı daha korunmasız. Bu nedenle küresel ısınmanın etkileri kadınlar üzerinde çok daha fazla acı verici sonuçlara sebep olacak.

Akademisyenlere göre iklim değişikliğine bağlı cinsiyet ayrımcılığı genellikle, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin çok daha fazla olduğu ve iklim değişikliğinin etkilerinin çok daha fazla hissedileceği, iklim değişikliğinin sonuçlarına dair yapılacaklar için yeterli bütçenin olmayacağı fakir ve gelişmekte olan ülkelerde daha yoğunlukla sorun yaratacak.

Yoksul ülkelerde kadınlar genellikle daha savunmasız. Çünkü cinsiyetçi toplumsal yapılar nedeniyle temizlik, başkalarına bakım ve ev yemekleriyle kadınlar ilgilenenliyor. Bu durum onları felaket durumlarında çöken binaların altında kalma riskiyle daha çok karşı karşıya bırakıyor.

Ancak bu, gelişmekte olan ülkelerde doğal afetlerden kadınların neden orantısız olarak etkileneceğinin nedenlerinden sadece bir tanesi. Araştırmaya göre, bu ülkelerde kadınlara yüzme daha az öğretildiği için zorlu fırtınalarda hayatta kalmaları, ya da cep telefonu sahibi olmadıklarından yardım çağırma şansları daha az olacak.

Uzmanlara göre, ataerkil toplumlarda ciddi felaket durumlarında, kadınlar bir erkek olmadan evi terk edemeyebilir ya da uzun kıyafetleri hareket etmelerine engel olabilir.

“İklim değişikliği halihazırda bulunan çok büyük ve karmaşık problemleri daha da kötü yapıyor” diyor Batı Sydney Üniversitesi’nden Profesör Hilary Bambrick, 1991’de Bangladeş’teki kasırgadan dolayı ölen 150.000 kişinin yüzde 90’ının kadın olduğuna işaret ederek.

“Dünya üzerindeki siyasi liderler toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda ciddiler ise, onları iklim değişikliği konusunu da ciddiye almaya davet ediyorum” diye de ekliyor.

Kadınlar, iklim değişikliğine bağlı felaketlerden erkeklere oranla daha çok etkilenmenin yanında, yükselen sıcaklıkların gündelik etkilerine karşı da daha savunmasızlar. Seller ve artan nemle sayısı daha da artan ve sıtma, dang humması, chikungunya gibi hastalıklara neden olan sivrisineklere, su toplama ve hasatla uğraşan kadınlar daha çok maruz kalmaktadır.

Kuraklıktan kaynaklanan kıtlıklarda, kadınların gıdasız kalması daha olası gözükmektedir. Diğer yandan, su kıtlığı olduğunda kadınlar su getirmek için çok uzun mesafeler kat etmek zorunda kalacaklardır. Dünya Meteoroloji Organizasyonu’ndan Elena Manaenkova “Bu görev daha da zorlu hale gelecek çünkü bu daha uzun yollar yürümeleri ve daha çok tacize maruz kalmaları demek. Bu durum ayrıca, eğitime ayıracakları değerli zamandan da çalacak.” diyor.

Kadın ve erkek arasındaki bu eşitsizlik, cinsiyet eşitliğinin görece daha güçlü olduğu zengin ülkelerde ve iklim değişikliğinden daha az etkilenmesi beklenen ülkelerde çok daha az olacaktır.

Aralık’ta Paris’te gerçekleşecek iklim değişikliğiyle mücadeleyi konu olan kritik Birleşmiş Milletler Zirvesi öncesi yaklaşık 3.000 kadın, dünya liderlerine iklim değişikliğine karşı kadınların savunmasızlığını iklim değişikliğiyle mücadelede öne çıkartmaları için çağrıda bulunuyor.

Temsilci grupları içeren küresel bir birlik olan “İklim Adaleti için Kadınların Küresel Çağrısı”, Paris’teki tüm görüşmelerde kadınların mutlaka yer alması gerektiğinin altını çiziyor.

Kadınların iklim değişikliği mücadelesinde ayrıca birtakım spesifik ölçütler de belirlenmesi için çalışmalar da yapıyorlar. Bunlardan bazıları: bir fırtına sığınaklarında kadınlara özel tuvaletlerin olması böylece kadınların fırtına sırasında burayı güvenli bulmaları gibi.

Paris görüşmelerinin sorumlusu, Birleşmiş Milletler’in İklim Şefi Christiana Figueres, cinsiyetin bu görüşmelerin merkezinde yer alacağını taahhüt etti.

“Kadınlar iklim değişikliğinden dengesiz bir şekilde etkilenmektedir. İklim mücadelesinde karar alma süreçlerinde, erkek ve kadınların beraber yer alması iklimle ilgili alınacak eylemler açısından önem taşıyor”.

Yazının İngilizce Orijinali

Yazı: Tom Bawden

Yeşil Gazete için Çeviri: Naime Sürenkök

(Yeşil Gazete, Independent)

Geçer ama izi kalır

Tüm o eski mahalleler, madamlar, beyefendiler, aşklar ebruli bir rüzgâr gibi

esip geçtikten sonra, hatırda kalan izleridir anlatılan.

   

“Acır Mı Mösyö Messier”nin kapağı, size tozpembe bir dünya vaat ediyor. Uçan balonların havalandırdığı bir salıncaktan, bulutların altında gizlenmiş dünyaya bakmayı vaat ediyor. Okurken o pembe dünyayı bulamıyorsunuz; gri, siyah, bazen kırmızı ya da mor ama asla tozpembe değil. Sonra sonra fark ediyorsunuz ki, pembelik kitabın içinde değil, ruhunda. Tıpkı yaşarken mutlu olmadığınız ama geçip gittikten sonra aslında o kadar da kötü zamanlar olmadığını fark ettiğiniz geride kalan gençlik gibi… Başınıza gelen en kara aşk acılarının, en siyah ihanetlerin bile, geçen zamanla birlikte; âşık olmak her şeye değerdi, ‘kaldırımlar biliyor bir devir muhteşemdik’ tadında gülpembe hatırlanması gibi… Biten bir ömrün ardından 21 gram kalan en saf, en çocuk ruhumuzun balondan salıncağın üzerinde geride kalan ömrünü şekerpembesi bir gökyüzü altında seyretmesi gibi…

Özlem Kiper - Acır Mı Mösyö Messier

Özlem Kiper’in öykülerini okurken kendinizi eski mahallerde buluyorsunuz; madamlarla selamlaşıyorsunuz, yıldızı sönmüş yürümekte zorlanan assoliste çarpıyorsunuz, genç bir tenle hayattan son bir dem çalmaya çalışan burun damarları gözüken mösyöye omuz atıyorsunuz, emekli Bedia öğretmeni takip ediyorsunuz, Akif Bey’in gazetede okuduğu tefrikaya göz atıyorsunuz, teyzelerin ellerinden öpüp, amcalarla tokalaşıyorsunuz. Özlem Kiper bir röportajında, “Teyzeler, amcalar, bakkallar, mahalle kültürü dediğimiz şey, içimde korumaya aldığım bir alan. Psikolojik derinliğine inersek, muhtemelen onlar, unutmak ve kaybetmekten sakındığım çocukluğum. Onları yazmak bana bir şekilde geçmişimi yaşama şansı sunuyor. Yazmak bir zaman makinesi. Seni alıp olmak istediğin yere götüren bir mucize,” diyor. Kitap boyunca da bizi sık sık o zaman makinesine bindiriyor.

“Diğer sahil kasabaların aksine, kasabamıza kış başka türlü gelir ve yerleşir. Sonbahar bildik renklerini kaldırımlara dökerken, belediye kimi zaman rahmete, kimi zaman ışıklar içine yolladığımız ölülerimizi anons eder. Bir müddet ölenlerin kimlerden olduğu konuşulur, sonra yine kahvelerden zar, evlerden çay kaşığının sesi yükselir. Herkes işine bakar.” Adı Vuslat, bir sahil kasabasında geçen Madam Kalika ile Tuhafiyeci Nusret’in yarım kalmış bir gemi maketi gibi, kalplerine gömerek yarım bıraktıkları aşklarını, yıllar sonra tamamlamalarını anlatan bir öykü. Nusret Dede karısından bir sevgi yaratmıştır ama 21 gramlık ruh Madam Kalika’da olduğundan, aşkı ancak onunla tamamlayabilmiştir.

 

Kısmetimin Kırıldığı Gün, bizi kadınların pastalı çörekli günlerine götüren; kız görmeyi, kısmet açmayı, ‘evde kalmış kız ve huzursuz anne sendromunu’ anlatan bir öykü. Yalan Oldu ise askerdeyken bırakıp giden sevgiliyi unutamamanın, nişanlısının ölmesi üzerine yeniden beliren umudun öyküsü. Metin diyaloglarla kurulmuş. Bütün hikâyeyi anneyle oğlunun konuşmalarına kulak misafiri olarak öğreniyoruz. Kitabın tamamında Özlem Kiper’in kitabi değil sahici diyaloglarını okuyoruz. (Ki belki de öykücülüğümüzün en zayıf damarıdır bu sahiciliğin yakalanamaması.) Yazar, bize olayları, durumları anlatmıyor, konuşmaların içine ustaca yerleştirerek veriyor ya da hissettiriyor, ötesini okura ve hayal gücüne bırakıyor.

Kitabın eski mahalleler ve insanların yanı sıra bir diğer baskın konusu ise evlilik halleri ve kadın – erkek ilişkileri. Ancak konuya salt kadın gözlüğüyle bakmıyor, ideal kadın, canavar erkek yaratmıyor, diriliğini yitirmiş çiftlerden, yıllanmış evliliklerden geriye kalanları yazıyor. Kalanların enkaz olmadığını ve eleğin üzerinde kalanlar olduğunu düşünerek umutvar sonlarla bitiriyor öykülerini.

özlem kiper

Sinema 63’de bir beyaz eşya mağazasının açılış davetine farklı umutlarla gidip, orada 30 yıl öncesindeki sinemaya girip, çıkışta bugününü kabullenmeye, yaşamaya ve hatta sevmeye çalışan Reyhan’ın kocası Hayati’nin öyküsü anlatılıyor. Mutfakta Artakalan’da, yıllanmış bir çiftin, arkadaşlarıyla kutladığı evlilik yıldönümlerinde bile ortaya çıkan gerginlik anlatılıyor.

“Biz neyiz ki, kimiz ki, bizi kutlamaya geldiler? Belki de hâlâ birbirimize katlanabildiğimizi kutluyorlardır, ha ne dersin?”

“Bozmasan şu geceyi…”

“Biz neyiz biliyor musun? Biz artanız, bizden geriye kalanız. Enkazız.”

Mutfakta kimse olmamasına rağmen kadın, bunu adamın kulağına fısıldayarak söylemişti.”

Mor ve Ötesi, kitabın genel naif dilinin dışında duran sert diliyle, kadına yönelik şiddeti anlatan bir öykü. “Bilir misin kanın tadını? Kokusuyla birleştiği vakit, kendinden çıkmış gibi gelmez insana. Sanki az evvel damarından geçip de canına can katmamıştır. Öyle kesif, öyle baygın, bulandırıcı. Kanını akıtan kadar yabandır sana kanın.” Ben Aslında Amirim, konu olarak olmasa bile anlatım tekniği ve eril diliyle diğer öykülerden ayrık duran keyifli bir kiralık anne öyküsü.

On dört öyküden oluşan kitap boyunca, eski mahalledeki yaşlı insanları ziyaret ediyorsunuz, vuslata eremeyen âşıkların yanındaki banklara oturuyorsunuz, evli çiftlerin pazar sıkıntılarına şahit oluyorsunuz, annelere ölümü yakıştıramıyorsunuz… Kapağı kapattığınızdaysa içinizde bir şeylerin acıdığını hissediyorsunuz. Mösyö Messier yerine cevap veriyorsunuz: Acır! Sonra geçer ama izi kalır. Okudukların o izdir işte, ey okur.

Acır Mı Mösyö Messier, Özlem Kiper, Öykü, Nota Bene, 104 Sayfa, 2015

12195768_980907788640191_5367161665039055140_n

Not 1: Özlem Kiper, İstanbul Tüyap Kitap Fuarı’nda 14 Kasım Cumartesi 14.00 – 16.00 saatleri arasında Nota Bene standında Acır Mı Mösyö Messier isimli kitabını imzalayacak.

Not 2: Özlem Kiper, 15 Kasım Pazar günü 16.45 – 18.15 saatleri arasında, Ayşegül Tözeren’in yönetiminde düzenlenen, “Öykü Hamurunda Kadın Eli” isimli panele konuşmacı olarak katılacak.

Mehmet Fırat Pürselim

mehmet fırat pürselim

[Manzum Serzenişler] Ekmeklerimiz…

Ekmekten büyük hayatlara kavuşmak dileğiyle…

Sanatla ve barışla kalın…

 

 

 

 

 

 

Ekmeklerimiz

Ekmekleri yoksa, ekmeklerini ver Francis!
Sakın pasta verme!
önce kahve isterler,
sonra wifi şifresini…
Bir daha da önlerini alamazsın…

Ekmekleri varsa, ekmeklerini al, Francis!
Nasıl yakaracaklarını görmelisin…
Biraz süründür,
sonra verirsin…
Yüce gönüllü olmanın
keyfini sürmelisin…

Ekmek önemli, Francis…
Varlığını tohumlamalısın.
Seveninde de sevmeyeninde de…
Ama özellikle sevmeyenlerinde…
Kimse düşmanı olmayanı sevmez…
Mağduriyetin kıymeti, eşsiz.

Ekmek önemli, Francis.
Ama pasta da önemli!
Yeter ki gözlerden ırak yiyesin…
En güzelini, en güzelleriyle…
Beslesinler seni,
güzel elleriyle…

“Tadında bırak ama, Francis!”
desem, ne derdin?

Ah, Francis!
Kanıverecek kadar toy mu hala iç sesin?
Bırakılır o tadı, hükmetmenin?
Neyse…
Sen de bir gün öğreneceksin…
Rahmetli zamanında ben de senin gibi tehlikesizdim…

Ekmek önemli ama Francis!

Onunla oynamayı bir becerdin mi,
gerisi Allah kerim!

 

18:54 5/11/15
Kadıköy