Ana Sayfa Blog Sayfa 3527

“Tohumlar Kampüse” Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin “Doğa Dostu Kent Bahçeleri – Tohumlar Kampüse” projesinin sekizinci bostanı Çanakkale’de kuruldu. Üreticilerden toplanan yerel tohumlar, Mersin Üniversitesi, Adana Çukurova Üniversitesi, ODTÜ, İTÜ Taşkışla, İzmir Yüksek Teknoloji, Ege ve Balıkesir Üniversitelerinden sonra Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde toprakla buluştu.

bostan genel

En temel ihtiyacımız olan gıdanın kaynağından gittikçe uzaklaşmamız, yediklerimizin nasıl, ne şartlarda, ne kadar üretileceğinin kararını başkalarına bırakıyor olmamız noktasından sorumluluğu ele almak, üretim sürecine bir yerinden dahil olmak, toprakla kopan bağımıza ilmek atmak düşüncesinden yola çıkan Buğday Derneği, atalık tohumları özenle doldurdukları keselerle bir süredir kampüs kampüs gezip gönüllülerle birlikte bostan kuruyor. Bostanlara sadece bakla, kereviz, marul değil, ekolojik dönüşümün tohumları da iyi niyet temennisiyle saçılıyor. Proje ile, tüketimin yoğun olduğu şehirlerde tüketicinin dahil olduğu ekolojik çözümler üretilmesi,  yerel tohumların öneminin anlaşılması, sağlıklı gıda üretimi ve kurulacak doğa dostu bahçeler için sorumluluk alacak toplulukların organize olması hedefleniyor.

IMG_0791

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Terzioğlu Yerleşkesi’nde, Fen Edebiyat Fakültesinin arkasında boğaza ve çam ağaçlarıyla kaplı bir vadiye bakan Çomü Bostanı‘nın çoğunluğu öğrencilerden oluşan gönüllüleri de “Tohumlar Kampüse” çağrısının peşinde bir araya geldi. Proje koordinatörü Hakan Gönül‘ün Pan Görsel Kültür Derneği’nde verdiği teorik eğitimde, tohumun döngüsüne dahil olma sürecinden  kompost yapımına, ekolojik yaşama dair pratik bilgilere bostan ekibinin sahada ihtiyaç duyacağı bilgiler paylaşıldı. “Herhangi bir bitkinin tohumdan bir sonraki tohuma olan döngüsüne şahit olabilen insan, o tohumla birlikte doğanın ritmini, güneşi, rüzgarı, böceği, toprağı, suyu, atalarından kalan içsel bilgiyi, sevgiyi, aidiyeti tekrar hatırlayan şanslı kişidir.”  diyen Hakan Gönül, kişisel dönüşümün ve dünyanın geleceğinin de bu deneyimde saklı olduğunu ifade etti.

pan

Eğitimin ertesi günü bostan ekibi, keresteyi, çiviyi, çekici, kazmayı, küreği ele aldı, Çomü Bostanı’nın imeceyle doğuş hikayesi başladı. Beş gruba ayrılıp yükseltilmiş sebze yataklarını yapan ekip zemini tesviye edip sebze yatakları yerleştirdikten sonra bostana tonlarca toprak taşıdı.

bostan devam

Yükseltilmiş sebze yataklarını dolduran toprağın arasına gübre serpiştirilirken, bir yanda kompost yapılacak alan hazırlandı. Bostanı kurarken kullanılan ve ileride de lazım olacak alet edevatı saklamak üzere bir malzeme kutusu da el birliğiyle yapıldı. Bostanda çalışırken dinlenmeye,  yeşerip ürün veren tohumların hikayesi eşliğinde çay içmeye, manzarasını keyifle izlemeye  bank görevi de üstlenecek alet kutusunun üstüne hem gölge etsin hem de yağmur suyunu saklasın diye bir çatı tasarlandı.

tohum genel

Ve bostanın ilk tohumlarının toprakla buluşma anı… Takasla sağlanan, üreticilerinden alınan yerel bakla, kereviz, pırasa tohumları önce hissetmek için avuçlara alındı, sonra “kurda, kuşa, aşa” niyetiyle toprağa saklandı. Marul, dereotu, lahana, ıspanak gibi kışlık tohumlarsa bostana ekilmeden önce çimlendirmek üzere üzere bostan ekibinin çalışırken içtiği çayların bardaklarına ekildi. Tohumların can suyunu yağmur verdi.

tohum

Proje koordinatörü Hakan Gönül, “Bostan ekibindir, tohumlar ekibe emanettir. Çimlenen tohumlarımızı da fide ekim şenliğiyle bostanla buluşturacağız. Herkes kendi tohumuyla kendi deneyimini yaşayacak. Umarım bostandan alacağımız tohumları da dönüm dönüm ekeriz.” derken üniversitenin Çevre Topluluğu akademik danışmanı Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Yardımcı Doçent Doktor Faize Sarış, “Ekip yıllardır beraber çalışıyormuş gibiydi. Herkes çok mutlu bir şekilde işin bir ucundan tuttu. Çok farklı bir paylaşım oldu. Bostan bize ait, hepimiz için özel bir alan. Dileğimiz üniversitenin de bostana sahip çıkması ve bostanı hep birlikte genişletmemiz.” dedi.

IMG_0829

Tohumlar Kampüse projesinin Çanakale’ye de uğraması sürecinde rol alan Permakültür Çanakkale ekibinden Timuçin Şahin, “Bostanın kurulması hepimize umut verdi, bunun evrileceğini düşünüyoruz. Üniversitede bostanın sürmesini sağlayacak etkinlikler olacak, herkes takip edip katılabilir.” dedi. Çomü Bostanı’nın ilk tohumlarının yeşererek yeni tohumlara, sağlıklı gıdaya, iyi niyete, umuda, değişime, imeceye, sevgiye çoğalması bekleniyor heyecanla şimdi.

Çomü Bostanı’nın etkinliklerinden ve ilk tohumlarının büyüme hikayesinden haberdar olmak için, https://www.facebook.com/groups/comubostan

Tohumlar Kampüse ile Buğday Derneği’nin diğer proje ve etkinlikleri için http://www.bugday.org

Haber: Güneş Dermenci

(Yeşil Gazete)

 

Endonezya’da peş peşe patlamalar: 7 ölü

Endonezya’nın başkenti Cakarta’da meydana gelen bir dizi patlama ve çatışmada 7 kişi hayatını kaybetti. Yerel TVOne kanalı, 3 patlamanın Türkiye ve Pakistan büyükelçilikleri yakınlarında gerçekleştiğini duyurdu.

Şehri sarsan patlamalar Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve Birleşmiş Milletler’e ait ofislerin yakınındaki Sarinah Alışveriş Merkezi civarında gerçekleşti. Olay yeri yakınlarında hala silah seslerinin duyulduğu belirtildi. Caddeleri kordon altına alan polis yetkilileri, başka patlamalar olabileceği kaygısıyla insanlara dışarı çıkmama uyarısında bulunduklarını söyledi. Görgü tanıkları en az 6 büyük patlama sesi duyduklarını ifade etti.

21

Polis ekipleri, patlamalardan en az birisinin intihar bombacısı tarafından gerçekleştirildiğini, 14 silahlı militanın da çatışmaya girdiğini bildirdi. Olay yerinde bulunan bazı görgü tanıkları, bir kafeteryada 3 teröristin üzerlerindeki bombaları patlattığını belirtti.

Saldırıları henüz üstlenen olmazken, Polis Sözcüsü Anton Çarliyan kısa süre önce IŞİD’ten tehdit aldıklarını, bu sebeple saldırıların arkasında IŞİD militanlarının olabileceğini söyledi.

Dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusunu barındıran ve geçmişte radikal dincilerin saldırılarına hedef olan Endonezya, terör tehdidine karşı üst düzey alarm durumunda bulunuyordu.

 

(Cumhuriyet)

Diyarbakır’da emniyet müdürlüğüne bombalı araçla saldırı: 6 ölü, 39 yaralı

Diyarbakır’ın Çınar ilçesindeki emniyet müdürlüğü önünde bomba yüklü araç infilak ettirildi, roketatar ve uzun namlulu silahlarla saldırı düzenlendi. Saldırıda altı kişi hayatını kaybetti, 39 kişi de yaralandı.

Saldırıda ilk olarak emniyet binasının girişinde bomba yüklü araç infilak ettirildi. Ardından roketatar ve uzun namlulu silahlarla ateş açıldı. Bomba yüklü aracın şiddetli patlamasının ardından emniyet binasında yangın çıktı.

19

Saldırıda polis lojmanında bulunan iki polis yakını hayatını kaybetti. Lojmanlardan çıkarılan bir cenaze ile ölü sayısı altıya yükseldi. Emniyet binasının yanında bulunan tek katlı bir ev de saldırı sonucu çöktü. Çöken binada, Lokman Açıkgöz ile çocukları Sadık Efe Açıkgöz ve Ecrin Açıkgöz hayatını kaybetti. Evin enkazından beş kişi ise yaralı olarak kurtartıldı.

20

Diyarbakır Valiliği, 39 yaralıdan altısının polis, sekizinin polis yakını, beşinin de çöken evin enkazından kurtarılanlar olduğunu açıkladı. Bunun dışında ilçe emniyet müdürlüğü yakınında bulunan evlerde yaşayan 20 yurttaş da yaralandı. Valilik saldırının PKK’lılar tarafından düzenlendiğini duyurdu.

Saldırıya emniyette bulunan polislerin karşılık vermesiyle çatışma yaşandı. Bu esnada, ilçeye Diyarbakır’dan polis ve askerler ile ambulanslar, itfaiye ve arama kurtarma ekipleri sevk edildi. Kentteki doktorlar acil olarak göreve çağırıldı.

 

(Diken, DHA)

Akademisyenler sadece Barışa İmza attı – Yasemin İnceoğlu

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Bizlerin hain olarak yaftalanmasına neden olan bildirideki ifadeler özellikle barış süreci devam ederken birçok köşe yazarı, akil insanlar heyeti gibi sivil aktörler ve siyasetçiler tarafından dile getirilmişti.

17

Dünden beri akademisyenler tek tek ve/veya toplu olarak telafisi zor sonuçları olabilecek bir linç kampanyasında hedef haline getiriliyor.

Bu öyle bir kampanya ki, burada nefret söyleminin itibarsızlaştırma, yaftalama, hedef gösterme, değersizleştirme ve düşmanlaştırma gibi her türlü unsuru fütursuzca kullanılmakta.

En temel insan hakkı olan yaşam hakkına tehdide kadar varan bu insafsız kampanyanın çıkış noktası ise ne yazıktır ki akademisyenlerin ifade özgürlüklerini kullanarak barışın tesisine yönelik insani bir metne imza atmış olmaları.

Oysa akademik yaşam doğası gereği tartışma ve eleştiri kültürü temelinde yükselir. Bilim insanları bir toplumda çok sesliliğin ve demokrasinin kökleşmesi için çaba sarf ederler. İfade özgürlüğünün sınırlarını tartışmaya açarak, fikirlerin susturulmaya çalışılması Türkiye’nin bizzat taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle tezat oluşturmaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) toplumda çoğunluk tarafından benimsenmiş görüşler ile çoğunluğa yabancı ve hatta onu rahatsız eden görüşlerin açıklanması bakımından bir ayrım yapılmaması gerektiği yönünde aldığı Handyside kararını hatırlatmak istiyorum.

Bu karara göre, ifade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen, zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen bilgi ve düşünceler için değil, aynı zamanda devletin ya da nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, çarpıcı gelen, şoke eden, rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de uygulanır.

Bizlerin hain veya terörist olarak yaftalanmasına neden olan bu bildirideki ifadeler özellikle barış süreci devam ederken birçok köşe yazarı, akil insanlar heyeti gibi sivil aktörler ve siyasetçiler tarafından dile getirilmişti.

Çatışmaların durdurulması ve ölümlerin sonlanması arzusu konjonktürel değildir.

Bu bildiri izleri onlarca yıl daha sürecek bir çatışmanın körüklenmemesi, çocukların ölmemesi, sivillerin ve kamu görevlilerinin zarar görmemesi gibi küresel olarak tanımlanabilecek insancıl bir talebin ifadesidir.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

18

 

Yasemin İnceoğlu

Prof. Dr., Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi

Dramaqueer Sanat Kolektifi sunar: ‘Kendime Kimlik Yaptım’ atölyesi

5. Pembe Hayat KuirFest Ankara’da bugün başlıyor. 14 – 21 Ocak tarihlerinde Ankara, 22 – 24 Ocak tarihlerinde ise İstanbul’da gerçekleşecek festival beşinci yılında da dopdolu programındaki heyecan verici etkinlikleriyle Ankara ve İstanbul semalarına gökkuşağını getiriyor!

16

Dramaqueer Sanat Kolektifi’nden Hülya Dolaş ve Volkan Eray’ın gerçekleştireceği ‘Kendime Kimlik Yaptım’ başlıklı atölyede, eskilerin kafa kâğıdı dediği, günümüzde ise kimlik kartı yada nüfus cüzdanı denilen, cinsiyet kimliğimizi ikili kalıba sıkıştıran, pembe ve mavi renklerinden bir türlü feragat edemeyen bu kendini tanıtma nesnesini kişileştirmeyi amaçlıyor. Kimliklerin içeriklerinde bulunan ne idüğü belirsiz bir çok haneyi, istediğiniz içerikle doldurabileceğiniz, sıkıcı tasarımını manipüle ederek kendimize uyarlayacağınız bu renkli bir atölye, festivalin Ankara’daki takipçilerini 17 Ocak’ta Torun’a bekliyor.

15

Dramaqueer Sanat Kolektifi 

Geçmişleri çok evvele dayanan bir grup sanatçı ve aktivistten oluşan Dramaqueer Sanat Kolektifi 2015′ te kuruldu. Kolektif üyeleri AGUSAD (Antakya Güncel Sanat Derneği) ‘ın kurucu üyeliğini yapıp birçok sanat etkinliğine ev sahipliği yapmıştır. Kolektif Cuma Kaya, Hülya Dolaş ve Volkan Eray tarafından kurulmuş ve yeni katılımcılarla ortak üretime açıktır.Toplumsal cinsiyet ve beden politikaları üzerine sanatsal üretim şekillerine, popüler olanı da ekleyerek yol alan kolektif üyeleri “drama meyilli” hallerini queer tavırlarıyla birleştirmektedir.

Ayrıntılı bilgi için: www.pembehayatkuirfest.org

 

(Yeşil Gazete)

Doğa ve sürdürülebilirlik üzerine bir sergi: “Yok Olmadan”

İstanbul Modern, 2016 yılını doğayı yücelten ve çevresel farkındalığı gündeme getiren, Yok Olmadan(Till IT’s Gone) sergisiyle karşılıyor.

13

Karaköy’deki İstanbul Modern’de 13 Ocak – 5 Haziran tarihleri arasında ziyarete açık olacak serginin kuratörleri Çelenk Bafra, Paolo Colombo.

Serginin ön programı 23 Aralık’tan itibaren Yoko Ono’nun kendi deyimiyle “bir süreklilik olarak yaşamın ta kendisini anlatan” “Ex It” adlı büyük ölçekli yerleştirmesiyle serginin ön programına başladı. Dijital yayın platformu ikonoTV’nin Dünya İklim Zirvesi vesilesiyle dünya çapında yaptığı çağrıyla “Art Speaks Out”(Sanat Sözünü Sakınmıyor) adlı doğa ve ekoloji temalı gösterim programından 57 videoluk özel bir seçki de aynı tarihten itibaren sergi alanında izlenebilir.

14

Sergi, doğayla ilgili kavramsal araştırmalar yapan ve ekolojik meseleleri sanatsal pratiğinin temeline alan sanatçılardan bir seçki sunuyor. Farklı dönemlerden sanatçıların doğaya bakışlarını ve “sürdürülebilirlik” kavramıyla çetrefilli ilişkilerini yansıtan çalışmalar, insanın ekosistem ile etkileşimine dair farklı yorum ve öngörüler içeriyor. Sergide Türkiye ve farklı coğrafyalardan yirmi sanatçı ve sanat grubunun resim, heykel, yerleştirme, fotoğraf ve hareketli görüntülerine yer veriliyor.

Türkçe-İngilizce hazırlanan sergi kataloğunda “YOK OLMADAN”da yer alan sanatçı ve yapıtlarla ilgili metin ve fotoğrafların beraberinde, sergi için yazılan ve konu üzerine farklı bakış açıları sunan üç makale yer alıyor. Çelenk Bafra ve Paolo Colombo’nun küratöryel sunumlarını takiben Post Carbon Institute’teki çalışmalarıyla tanınan eğitimci ve çevreci Richard Heinberg makalesinde “neden sürdürülebilirlik?” sorusuna yanıt ararken, sanat tarihçi Dr. Roger Cook ise “Dostum Güzel Hava: Antroposen için Sanat” başlıklı makalesiyle sergideki yapıtlar bağlamında doğa ve sanat ilişkisini yorumluyor.

Sergiye katılan sanatçılar, Roger Ackling, Bas Jan Ader, Alper Aydın, Bingyi, Jasmin Blasco ve Pico Studio, Charles A. A. Dellschau, Elmas Deniz, Mark Dion, Hamish Fulton, Francesco Garnier Valletti, Rodney Graham, ikonoTV “Art Speaks Out” (Sanat Sözünü Sakınmıyor) Video Programı, Lars Jan, Mario Merz, Maro Michalakakos, Joni Mitchell, Yoko Ono*, Camila Rocha, Canan Tolon ve Pae White.

Facebook etkinlik sayfası: facebook.com/YOK OLMADAN

 

(Bugün Bu Gece.com)

 

‘Hepimiz Ayşe öğretmeniz’ diyerek kendilerini ihbar ettiler

Aralarında Oya Baydar, Ferhat Tunç, Ayşegül Devecioğlu gibi isimlerin de bulunduğu 26 kişi, ‘Hepimiz Ayşe Öğretmeniz’ diyerek, kendilerini savcılığa ihbar etti.

7

Akademisyenlerin, sanatçıların, gazetecilerin, avukatların, yazarların, şairlerin, çalışan ve emeklilerin bulunduğu çeşitli meslek gruplarından 26 kişi, “ölümlere sessiz kalmayın” dediği için hakkında soruşturma açılan öğretmen Ayşe Çelik için Bakırköy Adliyesi önünde bir araya geldi. Aralarında Oya Baydar, Ferhat Tunç ve Ayşegül Devecioğlu gibi isimlerin bulunduğu grup, “Hepimiz Ayşe Öğretmeniz” diyerek, doğacak yasal sorumlulukları üstlerine aldıklarını belirten bir dilekçe hazırladılar ve kendileri hakkında Bakırköy Adalet Sarayı Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundular.

Dilekçede imzası bulunanların isimleri şöyle:

“Ahmet Dindar (Avukat), Ayşe Erzan (Akademisyen), Ayşegül Devecioğlu (Gazeteci), Ayşegül İyidoğan (Grafiker), B.Bahri Belen (Avukat), Celal Başlangıç (Gazeteci), Dilek Gökçin (Yönetmen), Ergin Cimnen (Avukat), Ferhat Tunç (Müzisyen), Gencay Gürsoy (Akademisyen), Gülseren Onanç (İş insanı), Gülşen Denizhan (Avukat), Gürhan Ertür (Emekli), Halim Bulutoğlu (İş insanı), Meryem Koray (Akademisyen), Murat Çelikkan (Gazeteci), Nergis Savran (Endüstri Mühendisi), Neşe Yaşın (Şair), Orhan Alkaya (Yönetmen), Orhan Silier (Tarihçi), Oya Baydar (Sosyolog, yazar), Pınar Önen (Klinik Psikolog), Semih Bilgen (Akademisyen), Şanar Yurdatapan (Müzisyen), Üner Eyüpoğlu (Müzisyen), Vecdi Sayar (Sanat Eleştirmeni).”

 

(JinhaBestanuce)

Hayvan Özgürlüğü aktivistleri Kısırkaya’ya karşı İBB önünde buluşuyor

Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri, bugün (14 Ocak Perşembe) 13:00’de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB), Kısırkaya’da ve Anadolu yakasında usulsüz ve hukuksuz bir şekilde devam etmeye çalıştığı katliam projelerini teşhir etmek için bir kez daha İBB önünde toplanıyor.

3

Mahkemenin Sarıyer Kısırkaya’daki Hayvan Kısırlaştırma ve Rehabilitasyon Merkezi için verdiği “iptal” kararı ile yasadışılığı alenen tescillenmiş olmasına rağmen kampın, İBB’nin ilçe belediyeleri ile imzalamak istediği protokol ile ortak kullanıma açılmak ve meşrulaştırılmak istendiğini ifade eden Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri, “Kısırkaya toplama kampı ve benzerlerine bir kez daha karşı çıkmak için, İstanbul’un sokak hayvanlarının ve rant projeleriyle yok edilmek istenen doğanın sesi olmak için 14 Ocak Perşembe günü saat 13:00’da Saraçhane’deki İBB Başkanlık binası önünde olacağız.” açıklamasında bulundu.

4

Çağrıcılığını Bağımsız Hayvan Özgürlüğü Aktivistleri, Dört Ayaklı Şehir Hayvan Haklarını Koruma ve Geşliştirme Derneği (HAGİD), İstanbul Kent Savunması, Kuzey Ormanları Savunması, Sarıyer Kent Dayanışması ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin yaptığı eyleme tüm hayvan özgürlüğü aktivistleri, “Son derece kirli ve kanlı projelerle ortadan kaldırılmak istenen İstanbul’un sokak hayvanlarının sesi olmak için ve Kısırkaya toplama kampı gibi projelerle imara, ranta, talana açılmak istenen İstanbul’un Kuzey Ormanları’nı savunmak için lütfen siz de gelin.” sözleri ile davet edildi.

Ayrıntılı bilgi için : Kısırkaya hayvan toplama kampına karşı İBB önündeyiz!

 

(Yeşil Gazete)

Mit 1: Kemer Sıkma İstihdam ve Büyüme Sağlar

Dinyar Godrej tarafından New Internationalist Magazine‘de yayınlanan haberi Yeşil Gazete yazarı Ali Serdar Gültekin‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

Ekonomik sıkıntılara bir çare olarak tasarruflar (ya da kemer sıkma), aslında bir dolandırıcılık. Raydan çıkmış finansal sisteme bir cevap olarak ve özel bankaların riskli hilekar tutumlarından ötürü oluşan derin resesyona rağmen bu durum inançlara meydan okuyor. Acı çeken kamuoyu sadece korsanlıklarından ötürü ödüllendirilen bankalara büyük miktarlarda kamu fonlarını vermekle yetinmemeli, kendi seçtiklerine, sadistçe sıkan kemerleri boğaz sıkanlarıyla değiştirmelerini iletmelidir.

Aleyhteki sabit eller dümende. Muhafazakar politikacılar ekonomist Paul Krugman’ın isimlendirdiği “zor kararların kazanı”ndan konuşmaya başladılar. Zor zamanlarda olduğumuzdan zor kararlar vermeliyiz, tasarruf yapmak ekonominin sağlığını kazanabilmesi için yutulması gereken acı bir hap olarak sunuluyor. İş dünyasının hükümetin sağduyusuna güveni artıyor ve bu, şirketler için vergi indirimleriyle birlikte, iş dünyasına daha çok yatırım yapmaları için bir teşvik sağlayacak ve yeni işler yaratacak.

Tasarruf Çağı
Tasarruf Çağı

Halbuki beklenen sonuç daha gerçekleşmedi. Krugman’a göre “2010’da küresel olarak tasarrufa geçmemizden beri, kayda değer tasarruflara giden tüm ülkelerin ekonomileri zarar gördü, çekilen çilenin derinliği uygulanan tasarrufun sertliğine bağlı.” [1]

Sebep berrak. Artan iş güvensizliği ve kötüleşen refahla baskılanan bir ekonomide insanlar birikimlerine bel bağlayacaklar ve bunu harcamayacaklar, durgunluğu uzatacaklar. Aşırı zenginler üretkenlik için yatırım yapmaya bir sebep görmeyecek, bunun yerine kendi mülk portfolyolarını kurup emlak balonları patlatacaklar. Eğer devlet gerçekten güveni tesis etmek istiyorsa (yine aynı kelime) harcama yapmalı, kesmemeli, kamu sektöründe istihdam yaratmalı, daha sosyal bir devletin güvenliğini sunmalıdır. Eğer bütçe açıklarıyla karşılaşılırsa, zaten faiz oranları dibi görmüşken ve borçlanılan para buharlaşmak yerine üretkence kullanıldığından bu durum abartıldığı kadar büyük bir tehlike olmaz.

“Eğer hasta olduğunuzda perhiz yaparsanız, büyük ihtimalle daha hasta olursunuz, bu iyi bir fikir değil” Nicoletta Batini, Uluslararası Para Fonunun (IMF) tasarruf yanlısı tutumunu değiştirmesini sağlayan ekonomist.

Halbuki, tasarrufa erken geçenlerin (ülkelerin) açıkça düşüncesi bunun sağduyuya çok uyduğu ve “yayılmacı tasarruf”un sıra dışı ekonomik teorisine dayandığıydı. 1980’lerdeki borç krizi sırasında Dünya Bankası ile birlikte dünyanın geneline tasarrufu dayattığı için kötü bir şöhrete sahip olan IMF 2007-2008’deki finansal kriz sırasında geniş çaplı bir araştırma yaptı ve tasarrufların büyüme üzerinde olumsuz bir etkisi olduğunu ilan etti. Olumsuz etkilerinin bir ispatı olarak halkın itirazlarına rağmen yürütülmekte olan ağır tasarrufların ve genç nüfusun 50%’sinden fazlasının olduğu Yunanistan ve İspanya’ya bakılması yeterlidir.

Bu sırada Britanya’da muhafazakarlar tasarruf politikalarını işe yaradığını duyurmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyorlar. Fakat Cambridge’li ekonomist Ha-Joon Chang başka bir resmi ortaya koyuyor. Resmi kaynaklara göre en zenginlerin servetleri artarken kazançlar 2008 yılından bu yana 10% düşmüş durumda. İstihdam yaratma konusunda ortaya koyduğuna göre daha az çalışma saatini kabul eden çalışanların oranı 4 kat arttı. Bununla birlikte serbest çalışanların sayısı da fırladı. Bu durumu Ha-Joon Chang girişim ruhundaki anlık yükselişten ziyade umutsuzluğun bir göstergesi olarak değerlendirmekte.[2] Mali Çalışmalar Enstitüsünün düşüncesine göre 2020 yılına geldiğimizde 800,000 ek, yani her dördünden biri, Britanyalı çocuk fakirlik içinde yaşayacak.[3]

“Dünya genelinde birçok devlet tarafından yürütülen mali tasarrufların sürüncemeli ekonomik darboğazın ana sebebi olduğu yönünde güçlü bir kabul var.” Jomo Kwama Sundaram, Birleşmiş Milletler Ekonomi ve Sosyal İşler Departmanı sekreter yardımcısı, 2012’deki konuşması.

Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz’in 2012’de tasarruf planlarını, ülkeleri “harcamalardaki kısmalar ve azalan büyümenin tehlikeli döngüsüne” sokacak bir çeşit “intihar paketi” olarak tanımlamıştı. Fakat burada bir başka sis perdesi var, tasarruf gündemi güçlü hükümetlerle zayıf ilişkili, çünkü tamamen ideolojik. Alternatif bir politika grubu Uluslararası Enstitü (Transnational Institute) 2013’ün başında şöyle değerlendirmişti: “Şirket ve siyasi elitler, krizlerden öğrenmek yerine krizleri neoliberalizmi derinleştirmek, şirketleri egemenliklerinden alıkoyan işçi hakları ve çoğunlukla refah devleti de dahil engelleri kaldırmak için bahane etmektedir.” [5] Tasarruflar yönetimdeki zengin elitin dolaplarıyla (Britanya) ya da krizin vurduğu ülkelerde dayatmayla (Troyka gibi) artmakta olan özelleştirmelerin bir aracı olarak kullanılmakta.

Hükümetler fakirliği azaltan sosyal harcamaları terk ettikçe ve küçük işletmeler yerine zenginleri destekledikçe tasarrufların hasadı artan eşitsizlikler oluyor. Büyük şirketler günümüzde karlarını büyük miktarda artan bir şekilde CEO’ları ve paydaşlarına aktarırlarken iş güçlerinin gelirlerdeki payı azalmakta. Bu sırada politik söylev zor zamanlarda çok çalışanları ödüllendiren ve kaytaranları cezalandıran zor önlemler alınır olarak kalıyor. Gerçekten işe yaradığına dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen bunu adil görmeyen ancak gerekli bulan kayda değer miktarda seçmen için duygusal cazibesiyle birlikte bu bir dolandırıcılık.

 

Haberin İngilizce orjinali

Haber: Dinyar Godrej

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil GazeteNew Internationalist blog )

Barış isteyen Bartın Üniversitesi Bölüm Başkanı görevden alındı

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Bartın Şubesi yaptığı yazılı açıklama ile üyelerinden Bartın Üniversitesi Antropoloji Bölümü başkanı Yrd. Doç. Dr. Hülya Doğan hakkında Bartın Savcılığı tarafından soruşturma başlatıldığını, Bartın Üniversitesinin ise Bölüm Başkanı Doğan’ı görevden aldığını açıkladı.

Bartın Üniversitesi Antropoloji Bölümü başkanı Yrd. Doç. Dr. Hülya Doğan
Bartın Üniversitesi Antropoloji Bölümü başkanı Yrd. Doç. Dr. Hülya Doğan

Eğitim-Sen Bartın Şubesi’nden yapılan açıklama şu şekilde:

10

““Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız” diyen Barış İçin Akademisyenlerin yasaklarla ilgili yayınladığı bildiriye imza attığı için Eğitim Sen üyemiz, Bartın Üniversitesi Antropoloji Bölümü başkanı Yrd. Doç. Dr. Hülya Doğan hakkında Bartın Savcılığı soruşturma başlattı. Üniversite ise bölüm başkanlığı görevinden aldı.

Akademisyen hakkında 13/01/2016 tarihinde savcılık çağrısıyla “terör örgütü propagandası yapma suçundan” soruşturma başlatıp şüpheli olarak ifadesi alındı.

Aynı dosyada TCK 301. Maddesi gereği “Türklüğü, Cumhuriyeti veya TBMM’yi alenen aşağılama” suçundan ise soruşturma başlatabilmek için Adalet Bakanlığından onay istendi.

Üniversite rektörlüğü bölüm başkanı olan üyemiz hakkında herhangi bir soruşturma başlatmaksızın, gönderdiği “14.maddeyle görevlendirilen bölüm başkanlığınız görülen lüzum üzerine” yazısıyla görevden alındı.

Bartın Eğitim Sen

 

(Yeşil Gazete)