Ana Sayfa Blog Sayfa 3495

Cerattepe’de Orman Bakanı’na tepki, “Ağaç kesmiyor, ağaçlar için direniyoruz”

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun, Artvin Cerattepe’de altın madenine karşı hafta boyunca devam eden halk direnişine ilişkin söylediği, “Ağaçları eylem yapanlar kesti” sözlerine Artvinlilerden tepki geldi.

1

Evrensel’den Hilal Tok’un haberine göre Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan, “Artvin halkı asla doğasına zarar vermez, biz yaşamsal mücadelemizi veriyoruz” derken, Dernek Başkan Yardımcısı Nursal Birgül de, “Biz şirketin ağaçları kesmesine engel olmaya çalışıyoruz” diye konuştu. Artvinliler, günlerdir devam eden polis saldırısına ve şirketin mahkeme süreci devam ederken Cerattepe’de şantiye çalışmalarına başlamasına karşı Artvin Adliyesine giderek suç duyurusunda bulundu.

Artvin Cerattepe’de Cengiz Holding tarafından işletilmek istenen altın madenciliğine karşı Artvinliler geçen haftadan bu yana sokaklara döküldü, zaman zaman polis ve jandarmanın biber gazlı ve coplu saldırısına uğradı. Direniş, ülkenin dört bir yanından da destek alarak büyüdü.

Konuyla ilgili gazetecilerin sorusunu yanıtlayan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu şu iddiada bulundu: “Şu anda hiçbir ağaç kesilmedi ama maalesef o eylemcileri tespit edeceğiz, cezalandıracağız. Yolu kapatmak için ağaç kesmişler. İlk defa, eylem yapanlar kesti ağaçları orada ormandan. Yolu  kapatmak için. Hatta yakmışlar, onları tespit edip gerekli cezayı vereceğiz.”

Eroğlu’nun sözlerine Yeşil Artvin Derneğinden tepki geldi. Dernek Başkanı Neşe Karahan, “Artvin halkı asla doğasına zarar vermez, biz yaşamsal mücadelemizi veriyoruz, şirketin ve bakanların yalanlarına Artvin halkı yasal mücadeleden taviz vermeyerek cevap vermiştir. Eylemcilerin ağacı kestiği sözleri şirketlerin ve bakanların uydurmasıdır.” dedi.

Yeşil Artvin Derneği Başkan Yardımcısı Nursal Birgül de Artvinlilerin ağaç kesmediğini ifade ederek, “Daha önce şirket, mahkeme kararını beklemeden ağaç kesimi yapmıştı. Mahkeme durdurma kararı verdi, ama kesilen ağaçlar geri gelmedi. Biz, tekrar aynı şeyin olmaması için mücadele ediyoruz. Yine mahkeme kararını beklemeden ağaçları kesmelerine engel olmaya çalışıyoruz.” diye konuştu.

 

 

(Evrensel)

Baki Koşar Kültür ve Sanat Festivali başladı

Baki Koşar Kültür ve Sanat Festivali ‘Kaybın Sessizliği ve Kalanın Sesi” paneli ve 90’larda Lubunya Olmak oyunu ile başladı.

Kaos GL’den Metin Akdemir’in haberine göre Bu yıl “Ses” teması ile 8. kez yola çıkan Baki Koşar Kültür ve Sanat Festivali dün (20 Şubat) gerçekleştirilen “Kaybın Sessizliği ve Kalanın Sesi: Yas ve Umut” kayıplara rağmen umut veren seslere kulak verdi. Panelde Salih Canova, Süreyya Karacabey ve Sema Yakar konuştu.

17

Panelin ardından festivali düzenleyen Siyah Pembe Üçgen Derneği’nin sözlü tarih çalışmasından uyarlanan ve 90’larda yaşamış LGBT’lerin kişisel hayat hikayelerinin anlatıldığı 90’larda Lubunya Olmak oyunu izleyiciler ile buluştu.

Festivalde dün, Alternatif Bilişim Derneği’nden İlden Dirini ve Ali Rıza Keleş ile Sansürü Aşma ve Veri Güvenliği atölyesi düzenledi. Atölye kapsamında sansürü aşma ve kişisel verilerin güvenliğini sağlama yöntemleri konuşuldu.

Bugün ise festival kapsamında geçtiğimiz eylül kaybettiğimiz LGBTİ aktivistleri Boysan Yakar ve Zeliha Deniz anısına hazırlanan “Devrim benim çiçekli gömleğimdir” isimli serginin açılışı saat 18.30’da K2 Güncel Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Festival ile ilgili detaylı programa www.siyahpembe.org sitesinden ulaşabilirsiniz.

 

(Kaos GL)

Orman Bakanı Eroğlu, “O eylemcileri tespit edip gerekli cezayı vereceğiz”

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Artvin’in Kafkasör Yaylası’na bağlı Cerattepe bölgesindeki direnişe katılanları “cezalandıracaklarını” söyledi.

15

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Kilis’te temaslarda bulundu. Bölgedeki Suriyeli sığınmacıların barındığı kampları ziyaret Eroğlu, yetkililerden bilgi aldı. Daha sonra Öncüpınar Sınır Kapısı’nda gazetecilerin sorularını cevaplandıran Eroğlu, Artvin’in Kafkasör Yaylası’na bağlı Cerattepe bölgesinde yaşanan olaylara değindi.

Artvin’de bakır madeni çıkartmak için açık bir işletmeye müsaade etmediklerini söyleyen Eroğlu, şöyle devam etti:

“İşletmeye orada yol da açmayacak. Mevcut yol kullanılacak. Su kaynakları harabe edilecek, yok edilecek diye. Zaten Artvin’in su kaynakları başka bir yerden karşılanıyor. Orayla bir alakası yok. Zaten burada bakırın işletilmesi söz konusu olmadığı için sadece malzemeyi yer altında galeri dediğimiz tünelden alarak başka yere taşıyacak. Biz burada çevre ve ormanı korumak için her şeyi yaptık. Bundan daha güzeli olamaz diye düşünüyoruz. Varsa başka tedbir olması gerekiyorsa alırız. 70 metre onlara teslim edilecek, o da galerinin girişi için. Tabi bunların siyasi olarak kullanılması doğru değildir. Biz Türkiye’de maden çıkartılması için teşvik ediyoruz. Ben madenciliğe karşı değilim. Ama vahşi madenciliğe karşıyım. Ona müsaade etmiyoruz. Çevreyi tahrip edilmeyecek şekilde madenlerin çıkarılması işlenmesi gerekir. Türkiye’nin ekonomisi açısından önemlidir.”

“Hiç ağaç kesilmedi”

16

Şu ana kadar hiçbir ağacın kesilmediğini öne süren Bakan Eroğlu, eylem yapanları tespit ettikten sonra cezalandıracaklarını söyledi. Eroğlu, “Yolu kapatmak için ağaç kesmişler. Hatta yakmışlar. Onları tespit edip gerekli cezayı vereceğiz. Ben madenciliğe karşı değilim ama vahşi madenciliğe karşıyım, ona müsaade etmiyoruz. Çevre tahrip edilmeyecek şekilde madenlerin çıkarılması işlenmesi gerekir, Türkiye’nin ekonomisi açısından önemlidir” dedi.

 

(Cumhuriyet)

Kaçırılan Anadolu Ajansı muhabirleri serbest bırakıldı

Anadolu Ajansı Mardin’in Nusaybin ilçesinde iki gün önce kaçırılan muhabir Rauf Maltaş, fotomuhabir Onur Çoban ve kameraman Kenan Yeşilyurt’un serbest bırakıldığını duyurdu. Muhabirleri PKK’nın kaçırdığı belirtildi.

14

Anadolu Ajansı savaş muhabirliği eğitimi almış deneyimli personeli arasında bulunan muhabir Rauf Maltaş, foto muhabiri Onur Çoban ve kameraman Kenan Yeşilyurt’un, bir hafta önce Mardin’in Nusaybin ilçesinde görevlendirildiğini, önceki gün ise haber takibi sırasında PKK’lılar tarafından kaçırıldığını belirtti.

Gazetecilerin çekim yaptıkları Yenişehir Mahallesi’nde PKK’lılar tarafından ‘izin almadan çekim yaptıkları’ gerekçesiyle kaçırıldığı kaydedildi. Gazetecilerin fotoğraf makineleri ve kameralarına da el konulduğu bildirildi.

Üç gazetecinin 48 saat sonra Nusaybin’de serbest bırakıldığı açıklandı. Sağlık durumları iyi olan 3 gazetecinin emniyete götürüldüğü belirtildi.

Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüsü Ömer Çelik, üç gazetecinin kaçırılmasına sosyal medya üzerinden tepki göstermiş ve “Gazetecileri hedef alarak terörün gerçek yüzünü örtbas etmeye çalışıyorlar” mesajını paylaşmıştı.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Diren Cerattepe! – Nuray Mert

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den

Nerden baksanız hastalıklı bir zihniyet; “Cerattepe’yi ikinci Gezi yapacaklar”mış, konu “siyasi” imiş. Evet, tabii siyasi; “çevreci”lik zaten başlı başına siyasi bir konu ama sizin siyasetten anladığınız manada değil. Sizin siyasetten anladığınız, sadece “iktidarı koruma” veya “iktidarı yıpratma”, rant yarışı, güç dalaşı. Oysa, yaşama, topluma, insana, haklar ve özgürlüklere dair her konu, geniş anlamı ile “siyasi”, zira tüm bu konulara ilişkin tutumumuz, dünyaya nereden baktığımıza göre değişiyor. “Çevreci yaklaşımlar”la, “ekonomik büyümeci” yaklaşımlar dünyanın her yerinde doğal olarak karşı karşıya geliyor, tartışılıyor ve ne yazık ki çoğunlukla ikinci yaklaşım, yani güç sahiplerinin yaklaşımı baskın çıkıyor. Ama bizde konu fazladan anlam kazanıyor, mevcut iktidar zihniyeti her hak mücadelesini, her itirazı “güvenlik” konusu olarak görüyor, baskı ve türlü ithamla sindirme yolu tutuyor, dayatmalarına itiraz edeni darbeci, terörist, kısaca “iç düşman” ilan ediyor. Cerattepe’de olan da bu.

Eziklik duygusu

13-Cerattepe

Daha acıklısı, Cerattepe’de söz konusu olan maden işletmesinin sahibinin zamanında, “bu milletin anasını…” (biz “ağlatmak” diyelim) için azmetmiş birinin olması. Sonuçta, böyle bir adamın, böyle bir zihniyetin kazanması söz konusu. Milletin anasını ağlatmak isteyenlere karşı çıkanların payına ise şehir kuşatması, dayak, sopa, gaz, “vatan hainliği ithamı” düşüyor.

Daha da acıklısı, “Müslümanlık eksenli siyaset yapma” iddiasında olanların “değer” dünyalarının aslında ne ölçüde güç, para, rant, iktidar hırsı ile belirlenmiş olduğunun her vesile ile biraz daha net hale gelmesi. Bu çevrenin iktidarında ağaç diyenin, doğa diyenin, “toprağın üstü, altından değerli” diyenlerin “melun”, “anasını …” diye ağız dolusu küfredenlerin “makbul” sayılması. Bundan daha büyük bir zillet olabilir mi? Böyle bir zilletin içine düşmüş bir ülkede halimiz nice olur?

Fazla söze hacet yok, ne olduğu ortada! Bırakın, rant peşinde yok olma tehlikesi altındaki doğayı, şehirleri, nehirleri, fazladan savaş meydanına dönmüş bir ülke, birbirine düşman bir toplum, tadı tuzu kaçmış bir hayat… olan bu! Eziklik duygusunu aşamadığı için öfkesi büyüyen, kendisi ile barışamadığı için herkesi düşman gören “İslamcı çevre” ve onların iktidarının bizi sürüklediği yer, her tür felaket, muazzam bir seviyesizlikle ateşe körükle gidenlerin daha da kışkırttığı gözü dönmüş bir baskı rejimi. Dahası, İslam diye yola çıktıkları için, dine düşürdükleri büyük gölge, feci bir yozlaşma, korkunç bir savrulma.

Altına tercih

Bu meşrepten olmayanlar, bu gidişe razı olmayanlar için yapacak şey ortada; her türlü değeri hiçe sayanlara karşı, insani, ilahi, semavi değerlere sıkı sıkıya sarılmak. Toprağın üstünün ilahi “güzelliği”ni, “altın”a tercih etmek, her türden çirkinliğe karşı güzelliği savunmak. Bunu yapabilmek için insan özgürlüğünün önemini kavramak, “özgürlük”te ısrarcı olmak, “hak”kı “maden çıkarma izni” sananlara karşı, insan haklarını savunmak ve dahi karşısına “hak”kı çıkarmak.

Fazladan, bir Karadenizli olarak Cerattepe’yi, “altın”a karşı toprağın üstünü savunanlara, baskılara direnenlere, demokratik hak mücadelesi verenlere selam ediyor, hepinizi bize katılmaya çağırıyorum. Direnelim ki burası, milletin anasına kastedenlerin değil, çiçeğine, böceğine kadar yaşama, hak ve özgürlüklere sahip çıkanların ülkesi olsun.

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den

12-Nuray-Mert

 

Nuray Mert

[Yeşil İşler] TEMA Vakfı Program Koordinatörü Arıyor

TEMA Vakfı’nın Program Koordinatörü’nde aradığı özellikler:

11

TEMA Vakfı Temsilcilerinin yerelde yürüttükleri çalışmaların içeriklerini geliştirmek, takibini ve yönlendirmesini yapmak, gönüllüler ve Vakıf Merkezi arasında iletişim ve koordinasyonu sağlamak, sahada yürütülen eğitim programları uygulamalarının koordinasyonunu sağlamak, içerik ve uygulama desteği vermek, saha faaliyetleri kapsamında yeni projeler oluşturmak, yürütülen projeler kapsamında genel koordinasyonu sağlamak ve raporlama yapmak

Detaylı bilgi için: tema-vakfi-program-koordinatoru-ariyor/

 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklynz

(Yeşil Gazete)

[Yeşil İşler] Heinrich Böll’den Burs programı

10Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği (HBSD) olarak Mart 2008’den itibarenkırsal kalkınma ve enerji verimliliği / yenilenebilir enerji alternatiflerinin geliştirilmesiamacıyla bir burs programı yürütüyor. İlgili alanlarda hazırlanacak tezlerin HBSD’nin program başlıklarına ve temel değerlerine uyumlu olması, analizlerinin sosyo-politik bir farkındalık taşıması ve yüksek derecede bilimsel katkıda bulunmaları, bu programa katılan öğrencilerden beklenmekte.

Bir sonraki burs programı için son başvuru tarihi: 24 Haziran 2016’dır.

İlgili burs hakkında detaylı bilgi için HEİNRİCH BÖLL STİFTUNG DERNEĞİ BURS PROGRAMI sayfasını ziyaret edebilirsiniz

 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklynz

(Yeşil Gazete)

Sur’da büyülü gerçeklik: Parasız yaşam mümkün, avludaki taşlara dokunmadan değil – Cihangir Balkır

Bu yazı zete.com/ dan alınmıştır

Üçüncü grup olarak Haber Nöbeti’nin ikinci gününde Diyarbakır’da uyandık. Dün yapılan işbölümüne göre herkes çalışacağı basın kurumunun yolunu tuttu. Jin Haber Ajansı’nda çalışacak ben ve Mehveş Evin daha şanslıyız, haber toplantımız 08.30’da başladı. Duyduğumuza göre 07.30’da başlayanlar da varmış.

4

Yaklaşık 10 kişilik haber toplantımızda muhabirler takip edecekleri haberleri anlattı. En çok konuşulan haber, Sur’un yasaklı bölgesindeki dört aylık bebek Elif Sur oldu. Sabah 10’da çıkıp akşam 6’da döndüğümüzde bu haberin yapıldığını ve birçok yere dağıtıldığını gördük.

3

Toplantının devamında Amedspor’un imza günü etkinliğini izleyecek ajansın spor muhabiri Medine ile aynı planı yaptığım için beni Medine’nin peşine verdiler.

Medine ile ilk olarak Sur’a gidecektik. Sur’a değil de başka bir yere gitsek sanırım Medine’yi bu denli tanıyamazdım. Medine’nin anlattığına göre ajanstaki arkadaşları Sur’a yalnız gitmesini ‘yasaklamışlar’, ne var ki Diyarbakır’da yasaklar kolay çiğneniyor. Ayrıca bugün için beni tehlikeye atmaması için de uyarmışlar Medine’yi.

İkinci el kıyafet değil, paylaşılan kıyafet

İlk durağımız Sur Belediyesi. Belediyenin kadın politikaları birimi mevcut. Burada eğitimden sorumlu Fatma Gülçiçek, yapılan yardımları özetliyor. En çok soba, battaniye, mama, bebek bezi yardımı yapıldığını söylüyor. Dünden beri bebek mamasının gündem olduğunu görüyorum. Neden bu kadar önemli diye sordum. Annelerin büyük çocuklara da mama vermek istediğini çünkü mamanın güvenli ve sağlıklı bir besin olarak algılandığını aktarıyor Gülçiçek. Bir başkasından çatışmaların ardından annelerin sütten kesildiğini onun için mama talebinin çok olduğunu duyuyorum.

Gülçiçek, bir diğer zorluk olarak, yardım alanların bağışlanan kıyafetleri istemediğini anlattı. ‘’Biz savaş mağduruyuz. Bize ikinci el giysi mi vereceksiniz’’ tepkisiyle karşılaşmışlar. Gülçiçek bu zorluğu şu cümlelerle aştıklarını söylüyor: ‘’Bunlar bizim iki kıyafetimizden biri. Paylaşıyoruz.’’ Kullanılmayan bir eşya yerine, üzerinden çıkarıp verdiğin bilgisi bir kıyafeti ikinci elden alıp birinci ele taşıyormuş.

Mahalle meclisleri ve komün hayat

Belediyeden sonra Sur’un dar sokaklarına dalıyoruz. Kıvrımlı ve dar sokakları gösterebilmek için sıklıkla fotoğraf makinesine davranıyorum ama bir yerden sonra her tarafta böyle sokaklar olduğunu fark edip hepsini çekmeye çalışmayı bırakıyorum.

Medine’nin belirlediği üzere rotamız mahallelerin ‘halk meclisi’ olarak bilinen mahalle dernekleri. İlki İskerderpaşa Mahallesi Eşit Özgür Yurttaş Derneği. Burası oldukça sakin. Akşam tekrar gittiğimizde göreceğimiz üzere hava kararmaya yakın hareketleniyor, ancak yine de aktif bir tartışmaya denk gelemedik. Burada konuştuğumuz kişiler röportaj vermekten kaçınıyor, daha sonra konuştuğumuz onlarca insan gibi. Her şeyi anlatıyorlar ama görülmek istemiyorlar. Bir erkek, daha üç gün önce gözaltından çıktığını söylüyor. Bir kadın ise her basına açıklamalarında hedef haline geldiklerini; mahalle meclisinin dört, kendi evinin beş kez polislerce basıldığını söylüyor. Evde geliri olan kimse yok. Nasıl geçiniyorlar sorusuna bir kez daha ‘dayanışma’ cevabını veriyorlar. Mahallede komün usulü yaşandığını söylüyorlar.

Gelir yok

Şu sorunun peşine düşüyorum: İşsizlik had safhadayken ve de resmi kurumlardan bu kadar az yardım varken Sur’dan çıkan ya da hala evinde kalan insanlar yaşamına nasıl devam edebiliyor? Sur’un İskenderpaşa ve Lalebey mahallelerinde konuştuğumuz yaklaşık 50 kişiden sadece bir kadından eşinin çalıştığını duyduk. Esnaf olanlar dükkanlarını açmaya başladıklarını ama hiç iş yapamadıklarını söylüyor. Günün özeti: Hayatta kalma mücadelesi o kadar kanıksanmış ki, bu yoksulluğun bahsi sormadan açılmıyor. Herkes evinin aldığı zararı anlatıyor ilk önce. Anladığım, parasız yaşamanın bir yolunu bulmuş Surlular ancak evlerin harap olması onlar için hayati bir sorun.

”Bu taşlara dokunmadan yaşayamam”

5Yasak süresince Sur’dan çıkıp yakın akrabalarına giden dört çocuklu bir kadın, döndüğünde evinin içine girildiğini, eşyalarının dışarıya atıldığını, kapılarının söküldüğünü, camlarının kırıldığını, evin içinde bacasız bir sobanın yıkıldığını görmüş. Evini bize de gezdirdi. Birçok Sur evi gibi, yaklaşık 30 metrekarelik avluya bakan birkaç evden biri. Diğer evler de harap edilmiş. Sur’da doğup büyümüş olan kadın, hasardan yakınırken ‘’Malı mülkü ne yapayım’’ diye ekliyor. ‘’Anılarımızı çalıyorlar. Ben bu taşlara dokunmadan yaşayamam.’’ Sormasak söylemeyecek, eşi çalışmıyor. Evine dönmek zorunda. ‘’Kiraya çıksak, faturaları da hesaba kattığımızda masrafımız 1000 lirayı bulur, nasıl verelim’’ diyor. Sur’un içinde evler ucuzken çevresinde ev kiraları artmış. Bir rivayete göre, yaklaşık 20.000-25.000 kişi, başka bir iddiaya göre 4000 aile çıkmış Sur’dan.

Belediyeye de eleştiri var

Daha sonra Lalepaşa mahallesine geçtik. Buradaki halk meclisi kapalıydı. Burada da hasarlı evler çok. Kimileri polislerce tahrip edilmiş kimileri ise bombalarla yıkılmış.

Belediye ve halk meclisine veryansın eden bir kişiye de rastlıyoruz. ‘’Halk meclisinden gelip ‘Evinizi terk etmeyin’ dediler. Biz kaldık ama onlar kaçıp gitti’’ diyor. Belediyeyi ise, yardım istemeye gittiğinde kovulduğunu söyleyerek suçluyor.

”Bir yıldır kira ödeyemiyorum”

Bir yıldır kira ödeyemediğini söyleyen bir kadın ise, ev sahibinin duruma tepkisini sorduğumuzda ‘’Sağolsun, ama durumun da farkında. Ne desin ki’’ cevabını veriyor. Çocuklarını gösterip şöyle devam ediyor: ‘’Çocuklar büyük olsa neyse de, çocuk işte ‘yok’tan anlamıyor.’’ Kaymakamlık’tan yardım istediğini de anlatan kadın, kaymakamlığın üçüncü katındaki AKP ofisine gittiğini, burada kendisine Sur Belediyesi’ni AKP kazansaydı durumun şimdiki gibi olmayacağını söylediklerini aktarıyor. Sizin AKP’ye oy vermediğinizi nereden biliyorlar peki, diye sorduğumda, arkadaki büyük bir çocuk araya giriyor: ‘’Abi sen de öyle bir şey dedin ki, buradan AKP’ye bir oy bile çıkmamış’’ diye cevap veriyor. Yardım için yapılan başvurudan da bir şey çıkmamış. Telefonunu almışlar ancak arayan yok.

”PKK evimi yıktı” demeleri isteniyor

6Kaymakamlıktan yardım alan kimse var mı diye sıklıkla soruyorum. Sur’un içinde kimseye rastlamadım. Başvuru yapan da yok denilecek kadar az. Nedenini sorduğumda, ‘’Yardım bekleyen insanlardan ‘Evimi PKK yıktı’ diyen bir kağıda imza atması isteniyormuş’’ cevabını alıyorum.

Hemen önümüzden giden bir ekip, evleri gezip kırık kapı ve pencereleri tamir için tespit yapıyordu. Sur Belediyesi için çalışan ekip, duyduklarını aktarırıken, Valilik veya Kaymakamlık ekiplerinin kendilerinden sonra evleri gezip yine kapı ve penceleri tamir edeceklerini söylediklerini anlatıyor. Bu durumu belediyenin çalışmasının üstüne yatma çabası olarak lanse eden bir memur, bu gruplardan birinin, bir kadına tahrip edilen evi gösterip ‘’Ablacığım Kürt yapmış’’ dediğini, kadının ‘’Ben de Kürtüm’’ demesi üzerine ‘’O zaman terörist yapmış’’ dediğini öne sürüyor.

Sadece gazeteciler giremiyor

7Bir ara Sur’dan çıkıp Amedsporlu futbolcuların imza gününe gidiyoruz. Giderken Belediyenin yardım dağıttığı sokağa da uğruyoruz. Daha önce Sur’un içinde dağıtılıyormuş ancak ardından buraya ‘sürülmüşler’.

İmzalı bir formayı kapıp yine Sur’a döndüğümüzde Urfa Kapı’dan giriyoruz. Sanırım Medine’yi geç de olsa tanıyorlar. Kontrol noktasını geçmişken arkamızdan sesleniyorlar, geri dönüyoruz. Medine’nin çantasına bakıyorlar. Kamerayı sormalarıyla ‘-Gazeteciyim’, ‘-Amirim, gazetecilermiş’, ‘-Gazeteciler sadece Dağ Kapı’dan alınıyor’ sözleri ardarda sıralanıyor. Sarı basın kartı normalde girilemeyen yerlere girişe yararken; ‘Gazeteciyim’ cevabı burada vatandaşın girebildiği yere girememeye neden olan ‘parola’. Dağ Kapı’ya doğru yürüyoruz ancak biraz ilerdeki Çift Kapı’dan sorunsuz giriyoruz.

Yerel basına konuşmak başa bela

9Sıkışık sokakların arasında boş parseller de mevcut. Buralarda tandırlar var. İnsanlar ekmeklerini burada kendileri yapıyor. Sur’da yaşamanın daha ucuz olduğunu gösteren bir durum. Aileler yokken çocuklar burada ateş yakıp oyun oynuyorlar. Çocuklara ‘Ateşle oynamayın’ diyen yok sanırım.

Tandırın biraz ilerisinde birkaç kişi oturuyor. Medine gün boyu fazlaca kadınla röportaj yapamadığı için mikrofon uzatmak istiyor ancak kadınlar samimi ve güleryüzlü bir şekilde Medine’nin ısrarını reddediyor. Benim konuştuğum erkek de röportaj vermek istemiyor. ‘’Konuşmamın hiçbir anlamı yok, yoksa bütün gerçekleri anlatayım sana.’’ Yerel basını en iyi polis takip ediyor. Basına konuşmak sadece başını belaya sokmaya yarıyor diye düşünüyorlar.

Kalp kırılmıyor değil

8

Hava kararmaya başlayınca Sur’un sokakları daha az tekin yerler oluyor. Akşam ezanı ile Sur’dan çıkıyoruz. Günün büyük bir kısmını yoğun çatışma sesleri arasında, evi harap olmuş yahut yardım almadan tencere kaynatamayan insanlarla konuşarak geçirdik. Ardından yasaklı mahallelerde sivillerle birlikte yine bir bodrumda mahsur kalan DİHA muhabiri Mazlum Dolan’la ilgili yeni haberleri gördük.

Ne var ki günün sonunda, Medine benimle değil de sadece iki dakika gördüğü Hayko Bağdat’la fotoğraf çektirince kalbim kırılıyor. Tam bu nedenle Sur’u Yüzyıllık Yalnızlık’taki Macondo’ya benzetiyorum. Çokça sıkıntı içinde acı çeken insanların haberini değil de büyülü gerçekçilikle bezeli bir hikayeyi anlattığımı hissediyorum.

Bu yazı zete.com/ dan alınmıştır

2-Cihangir-Balkır

 

 

Cihangir Balkır

!f’in Yeşil filmleri

15. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali 18 Şubat Perşembe günü başladı. Birkaç gün geç kalmış olsakta !f içinden kendi gönlümüze göre Yeşil olduğuna kani olduğumuz filmleri sizinle paylaşmak istedik.

Sıralamada herhangi bir en iyiden en kötüye tercihi olmadığı gibi, filmlerin yeşil olduğuna dair tespitimizde de herhangi bir skala bulunmamaktadır. Öyle hissettik, öyle tercih ettik ve sizlerle de öyle paylaşıyoruz…

İyi seyirler !

64

Into the Forest
Ormana Doğru
Kanada – 2015 – 101′ – Renkli – DCP – İngilizce

“İnsanlar ne zamandan beri dünyada… Peki, ne kadar zamandır elektrikle yaşıyoruz?” (Filmden)

https://youtu.be/OpuC-HybGp8

Apokaliptik bir dünyada iki kız kardeşin hayatta kalma mücadelesi.

Yüksek teknolojinin her yanı sardığı yakın bir gelecekte, iki kız kardeş babalarıyla birlikte ormanın içindeki evlerinde yaşamaktadır. Dans seçmelerine hazırlanan Eva gece gündüz prova yaparken, Nell tüm zamanını üniversiteye giriş sınavı için ders çalışmakla geçirmektedir. Bir gün, ailenin yaşadığı bölgede bilinmeyen bir sebeple elektriklerin geri gelmemek üzere kesilmesi herkesin hayatını tamamen değiştiriverir. Bu andan itibaren etraflarındaki her şeyi yavaş yavaş yitiren iki kız kardeşin hayatta kalma mücadelesine odaklanan film, Eva ve Nell’in birbirlerini ve doğayı yeniden keşfetme süreçlerini büyük bir sıcaklık ve samimiyetle gözler önüne seriyor. Jean Hegland’ın aynı adlı romanından uyarlanan Ormanın İçinde, alışık olduğumuz kıyamet filmi kalıplarının dışına çıkan yaklaşımı ve Patricia Rozema’nın incelikli anlatımıyla hem kalbinize hem de duyularınıza hitap etmeyi başarıyor!

55

***

This Changes Everything
İşte Bu Her Şeyi Değiştirir
Kanada – ABD – 2015 – 89′ – Renkli – DCP – Indian dili, İngilizce, Mandarin, Telugu, Yunanca

“Bir çözümün mümkün olduğunun farkına varmak. İşte, işte bu her şeyi değiştirir.” Globe & Mail

“Karşı karşıya kaldığımız iklim krizi daha iyi bir dünya yaratmak için elimize geçen bir şans olabilir mi?

Milyonlarca satan No Logo ve Şok Doktrini kitaplarıyla belki de günümüzün en namlı sosyalisti haline gelen Naomi Klein’ın yerkürenin kapitalizmle olan savaşını irdelediği son kitabı İşte Bu Her Şeyi Değiştirir, Klein’ın eşi Avi Lewis’in yönetmenliğinde dört senede dokuz ülkede gerçekleştirilen çekimlerle sinemaya uyarlandı. Alberta’da tüm vadiyi kurutan katran kumu ocakları, Yunanistan’da ekonomik krizden gücünü alan ve doğayı katleden agresif yeraltı madenciliği çalışmaları, Hindistan’da koca verimli araziyi orada yaşayan insanların geçimiyle birlikte yok edecek termik santral, Montana’da fosil yakıt fabrikasının borularının patlamasıyla petrolle yıkanan tarım arazileri… Klein, dünyanın en zenginlerinin kullanılmasında direttiği fosil yakıtların ve bunların sebep olduğu küresel iklim krizinin, dünyanın diğer insanlarının harekete geçerek egemen kapitalist sistemi değiştirmek adına ellerine geçmiş en büyük fırsat olduğunu savunuyor. Nasıl mı? Sizi salona alalım…”

57

***

The Seasons in Quincy: Four Portraits of John Berger
Quincy’de Mevsimler: John Berger’in Dört Portresi
Ingiltere – 2015 – 89′ – Renkli – DCP – İngilizce

“Mevsim başınıza gelen değil, yaşanılan bir şeydir.” (Filmden)

Quincy’de dört mevsim ve dört ayrıcalıklı John Berger portresi.

John Berger büyük şehri 1973 yılında terk eder ve İsviçre Alpleri’nde küçücük bir köy olan Quincy’ye yerleşir. Binlerce yıl insanlığın geçimini sağlamış olan tarımın yok olmak üzere olduğunu fark ettiğinden beri yaşamının geri kalanını bu yok oluşa tanıklık ederek ve biraz olsun da onu deneyimleyerek geçirmek istemektedir. Berger’i Quincy’deki mevsimlerin ritmi eşliğinde odağa alan film dört ayrı perspektiften, dört kısa filmle usta yazarın gündelik yaşamına tanıklık etmemizi sağlıyor. John Berger’le Tilda Swinton’ın doğum günlerinin aynı olmasının yanında, babalarıyla ilgili hikâyelerinin ve elma soyma biçimlerinin de benzeştiğini görüyoruz. Bizi doğanın ve hayvanların yazarın eserlerindeki ayrıcalıklı yerinden günümüz siyasi sorunlarına ve yeni direnme biçimlerine götüren Quincy’de Mevsimler, Tilda Swinton, Colin MacCabe, Christopher Roth, Aksi Sing ve Ben Lerner gibi isimlerin katılımıyla John Berger’i en damıtılmış ve en doğal haliyle görmenin ayrıcalığını sunuyor.

58

***

#direnayol
Almanya – Türkiye – 2016 – 60′ – Renkli – DCP – Türkçe

“Dur! Alanıma girme. Rahmime girme. Yaşam alanımdan uzak dur.” (Filmden)

59

Hayatın renklerini yeniden hatırlayalım!

Rüzgâr yakın arkadaşı trans ve LGBT aktivisti Şevval’in belgeselini yapmak isterken hayat onu 2013’ün haziran ayında İstanbul’da Gezi Parkı ve takip eden Onur Haftası’nın ortasında başka bir belgeselin içine sokar. Sonuç olarak Kanka Productions, Gezi Parkı’nda ve değişen politik havada LGBT bireylerin rolünü ve Gezi’nin onlar üzerindeki etkisini anlatan bir belgesel yapar. #direnayol, üç sene önce aniden dalgalanan hayatın içindeki değişimi LGBT’lerin gözünden anlatırken, insanların yüzlerindeki umudu ve mutluluğu, yeni bir mizah anlayışının geliştiği günleri aktarıyor. #direnayol’la Gezi süreci’nin hemen ertesine denk gelen 2013 Onur Yürüyüşü’nde, tüm renklerle ve umutlu insanlarla yeniden karşılaşıyoruz. [Bu filmde yer alan bazı sahneler epilepsi hastaları için uygun olmayabilir.]

60

***

The Russian Woodpecker
Rus Ağaçkakanı
Ingiltere – 2015 – 80′ – Renkli – DCP – Rusça

“Çernobil’de radyasyona maruz kalan ve travmatize olan, ülkesinin Avrupa’daki olası geleceğinden umutlu, ataları katledildiği için paranoyak, kendisi tehdit edildiğinde karşı gelip gelmeme konusunda kararsız kalan bu gizemli ve çekici ressam, Ukrayna’nın da sembolü gibi.” Chad Gracia (Yönetmen)

Çernobil nükleer felaketinin mağdurlarından biri olan sıradışı Ukraynalı sanatçı, Soğuk Savaş’ın örttüğü korkunç bir sırrı ortaya çıkarır; bunu ifşa etmenin bedelinin riskini üstlenebilecek midir?

Ukraynalı sanatçı Fedor Aleksandroviç dağınık saçları, kocaman gözleri, aklından geçeni fütursuzca söylemesiyle Dostoyevski romanlarından fırlama bir karakter gibi. Çernobil patlaması, o sırada sadece dört yaşında olmasına rağmen, Fedor’un tüm hayatını etkilemiştir. Kemiklerinde dahi radyasyon taşımaktadır. Patlamanın perde arkasını araştırmaya karar veren Fedor’un ilgisi, Çernobil alanına yakın bir arazide Sovyetler tarafından inşa edilen dev radyo antenine takılır. Duga adı verilen bu antenin Soğuk Savaş sırasında yapılan yüksek maliyetli, gizli bir silah olduğunu öğrenir. Amaç Batı’daki iletişim sistemlerine ve belki de insanların zihinlerine sızabilmektir. Bu antenin gerçek işlevi hakkında bilgi edindikçe Fedor, Duga’nın Çernobil’le bağlantısını açıklayan korkunç bir gerçeğe daha ulaşır. Öğrendikleri, Rusların komşu ülkeye karşı uyguladıkları şiddete yeni bir boyut getirir. Bu sırada günümüz Ukrayna’sında bu tarihi çekişmenin yeni bir perdesi yaşanmaktadır –Kiev sokakları demokrasi ve Avrupa yanlısı göstericilerle Rusya’ya yakınlaşan hükümet arasındaki çatışmayla doludur. Tehdit edilen Fedor’u öğrendiklerini ifşa edip etmeme konusunda zor bir karar beklemektedir. Tarihi gerçeklikle kişisel hikâyeleri ustalıkla harmanlayan, görüntü ve müzikleriyle olağanüstü bir estetik yakalayan Rus Ağaçkakanı, bir insanın karanlık güçlere karşı verdiği mücadeleyi sürükleyici ve içten bir şekilde anlatıyor.

61

***

No Home Movie
Belçika – Fransa – 2015 – 115′ – Renkli – DCP – Fransızca, İngilizce

“Yıllardır hemen her yerde, uygun bir açı bulduğum anda çekim yapıyorum. Bunu yaparken aklımda özel bir şey yok, yalnızca tüm bu imgelerin bir gün bir filme ya da enstalasyona dönüşeceğine dair belli belirsiz bir his var. Kendimi içgüdülerime bırakıyorum.” Chantal Akerman (Yönetmen)

Brüksel’de bir mutfakta geçen, duyguların ihtiyatlı bir şekilde, neredeyse hiç çaba gösterilmeden aktarıldığı bir film.

“Bu film her şeyden önce artık bizimle olmayan annem hakkında. 1938 yılında Polonya’daki şiddetten ve pogromlardan kaçıp Belçika’ya gelen bu kadını sadece evinin içinde görebiliyoruz, Brüksel’deki bir apartman dairesinde. Ama film, aynı zamanda annemin görmediği, evin dışında kalmış keşmekeş içindeki dünyayı da konu ediniyor.” Geçtiğimiz Ekim ayında kaybettiğimiz Chantal Akerman’ın annesi hakkında insanın içine işleyecek derecede samimi olan bu filmi sadece kişisel yaralarla ve onları çevreleyen şeylerle ilgili değil. Aynı zamanda mekanın ve zamanın ruhunu en iyi yakalayabilen sinemacılardan birisinin, belki de en iyisinin, bize dünyaya bakmanın farklı biçimlerini keşfetme imkanı veren son armağanı.

62

***

Köpek
Türkiye – Isviçre – 2015 – 98′ – Renkli – DCP – Türkçe

“Oğlum. Yavrum benim. Niye bu kadar hassassın sen ya?” (Filmden)

Metropolis İstanbul’da bir gün ve kaderin üç haline bir bakış.

Köpek fazlasıyla “gerçek” bir film. Birden fazla hikâye, birbirlerine mekânlarda ya da zamanda değmemesine rağmen, güçlü ve zayıf karakterler arasındaki ilişkilerle ortaklık buluyor. Hepsi tanıdık hikâyeler. Gerçekliklerinden dolayı yakından tanıyoruz onları; izlerken ufak ufak içimizi cız ettiriyorlar. Mendil satarak para kazanan Cemo ve Mehmet, sıradan bir evliliği olan Hayat ve çok bilinen bir trans kadın hikâyesinin ana karakteri Ebru, İstanbul’da geçirdikleri bir günde abartısız, ağdasız, yalın bir şekilde arzuları, umutları ve gerçeklikleriyle önümüzde duruyor. Yönetmen Esen Işık’ın Pippa Bacca’ya ithaf ettiği film, dört karakterin kendilerinden daha güçlü olan karakterler karşısında nasıl değiştiklerini anlatırken, Pippa’nın yolculuk boyunca etekleri kirlenen gelinliğini hatırlatıyor.

63

 

 

http://ifistanbul.com/

 

Kendi defterini kendin yap: Artık Defter

Üzüntümü ve öfkemi verimliliğe dönüştürmem gereken zamanlardan biriydi. Güneş gözlüğümü takıp, kulağımdaki müzikle, ellerim ceplerimde yere bakarak yürümeyi sonlandırmam, dünyayla yeniden iletişim kurmam gerekiyordu. Meğer beni kendime getirecek şey Heybeliada’daymış; Bir Garip Atölye’nin düzenlediği defter dikim atölyesinde. Önümdeki işe konsantre olup renklerle uğraşmanın bana ne kadar iyi geldiğini fark ettim (en son üniversitedeyken turuncu yeşil pantolonlar giyiyordum, sonrasını hatırlamıyorum). Ardından her fırsatta oturup üretmeye, yaptıklarımı eşe dosta hediye etmeye başladım. Kazık kadar olsa da cici defter seven bir çoğunluk var.

53

 

Çocukken hediye bile paketleyemediğim için el işine yatkınlığım olmadığını sanıyordum. Baktım sevdim bu işi, Freecycle’dan yün, ip, kağıt ve bir bavul dolusu kumaş buldum. Özel siparişler geldikçe daha fazla zaman ve emek vermeye başladım. Bunu parayla ilişkimi güçlendirmek için fırsat görüp, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin içindeki Santraldükkan‘da ufak ufak satışa başladım. Çamtepe Ekolojik Yaşam Merkezi’nde düzenlenen Yaşam Okulu için takas yaptığım da oldu.

İsmi cismi olsun, hem artık malzemelerden oluştuğu vurgulansın, hem de ‘o artıklar bundan böyle defter’ anlamı olsun istedim; ‘Artık Defter’ dedim çocuklara. Logoyu çok sevdiğim Selim Ataöv tasarladı (birkaç test yapmamız gerektiği için yayınlayamıyorum henüz). Kağıtlar çabuk tükeniyor, kağıt bittiyse üretim de duruyor, çünkü satın almıyorum.

Başlangıçta birkaç alet ve malzeme almanız gerekebiliyor ama sonrası için tek masraf kaleminiz çift taraflı bant ve isteğe bağlı olarak japon yapıştırıcısı.

Zorunlu malzemeler:

40

Bız (ya da kağıtları üst üsteyken delebilecek kadar güçlü, iğneden daha sert bir alet)
Çift taraflı bant (mücellit tutkalı da olabilir, ben hiç kullanmadım)
Karton
Kağıt (15 yaprak bir defter için yeterli)
Kumaş
Sürfile makası (kumaşı kartona yapıştırdıktan sonra ipliklerin lif lif ayrılmaması için)
Kağıt makası
Mumlu ip
Yorgan iğnesi (küt iğne)
Cetvel
Maket bıçağı

Bu malzemelerin çoğu rahatlıkla Freecycle, Armağan Çemberi gibi yerlerden edinilebilir. Kumaş için ben de yardımcı olabilirim.

Seçmeli malzemeler:

Kuşgözü açma aleti
Kemer deliği açma aleti
Japon yapıştırıcısı (boncuk vs yapıştırmak için)

Yapılışı:

31

. Kartonu istediğiniz büyüklükte kesin (elinizdeki kağıdın boyutundan 1-2 cm büyük kesmek iyi oluyor-hata payı için).
. Kağıtları 2’şer 3’er gruplar halinde ikiye katlayıp, sert bir cisimle katlama yerinin üzerinden bastırarak iç içe koyun. Kağıtların kenarı yırtık/bozuk ise maket bıçağı ve cetvel yardımıyla düzeltin.
. Kağıtların iç orta kısmına göz kararı, mümkün olduğunca eşit aralıklarla 3 delik açın.

Evde küçük çocuk varsa, eskiyen pijamalarından çok tatlı defter kapağı oluyor!
Evde küçük çocuk varsa, eskiyen pijamalarından çok tatlı defter kapağı oluyor!

. Kartonun bir yüzeyini çift taraflı bantla kaplayıp kapakta kullanacağınız kumaşı yapıştırın (kumaşı kartona yapıştırmaktansa, kumaşı masaya koyup kartonu kumaşa yapıştırmak daha çok kontrol sağlıyor).
. Kumaşlı kartonun 4 kenarını da sürfile makasıyla düzeltin.
. Kumaşı yapıştırdıktan sonra katlayın kartonu (Daha önce katlayıp kumaşı sonra yapıştırırsanız pot yapıyor).
. Bir kağıdı şablon alıp kapak olarak kullanacağınız katlanmış kartona 3 delik açın.
. Tüm kağıtları kartonun içine koyup hepsini mumlu iple dikmeye başlayın.

Dikim:
Fiyonkun/ipin defterin dışında kalmasını istiyorsanız, ilk olarak dış orta delikten, içinde kalmasını istiyorsanız iç orta delikten geçirin iğneyi. Fotoğrafları, dıştan girdiğimiz örneğe göre çektim. Bu arada self timer ile çekip devamlılığı da kaçırmamaya çalıştım, yeterince açıklayıcı olmayan kareleri bilahare anlatabilirim.

Pancar suyuyla boyama denemesi yaptığım kapak
Pancar suyuyla boyama denemesi yaptığım kapak

İğneyi dışarıdan girdiğimizi varsayarsak devamında; alttaki ya da üstteki deliğe girip iğneyi dışarı çıkarın, dışarıdayken iğneye en uzak delikten (orta delik dışında herhangi biri) girip, son olarak iç orta delikten girip dış orta delikten çıkın ve fiyonk/düğüm atın. İpi tüm dikişe yetecek kadar kestiğinizden emin olun baştan.

35

İpi uzun tutup defterin etrafını dolayıp öyle düğüm ya da fiyonk atabilirsiniz.

Yakında artık defterlerin yanına bir takım sürprizler ekleyeceğim.
Instagram’da ‘artikdefter‘deyim, beklerim.

42-Ceylan-Yurdakuler

 

Ceylan Yurdakuler