Ana Sayfa Blog Sayfa 3447

Fosil Yakıtlardan Kurtul, kırmızı çizgilerle başladı: 12 gün eylem

350.org ve yerelde Reclaim the Power (Gücü Geri Al)  önderliğindeki yüzlerce eylemci, bugün Britanya‘nın Galler ülkesinde, adanın en büyük açık ocak kömür madeni Ffos-y-Fran‘ı basaıp alanı işgal etti. Bazıları bedenlerini iş makinelerine zincirleyerek, diğerleri ise bunlara tırmanarak veya hem İngilizce hem de Galce afişler açarak saatlerce madenin çalışmasını sekteye uğrattılar.

Caroline Lucas
Caroline Lucas ve Galler Yeşilleri eylemdeydi

On iki gün boyunca dünyanın her köşesinde, en tehlikeli fosil yakıt projelerini hedef alacak bir barışçıl doğrudan eylem dalgası olan Fosil Yakıtlardan Kurtul’un ilki bu eyleme, İngiltere ve Galler Yeşilleri üyeleri ve parlamento üyesi Caroline Lucas da katıldı.

Kırmızı tulumlar giyen eylemciler, bunun fosil yakıtlara karşı kırmızı çizgilerini simgelediğini söylediler.

Ne polis ne de işçiler, eylemcilere her hangi bir müdahalede bulunmazken, eylemcilerden bir de konu üstüne buraya tutuklanmaya gelmedik, sadece bu tepelerde bir parti yapacağız dedi.

Tarihin çevre ve iklim sorunlarıyla ilgili en büyük büyük küresel sivil itaatsizlik eylemliliği olması planlanan Fosil Yakıtlardan Kurtul’un Türkiye‘deki adı #KömürdenKurtul. Bu hashtag üzerinden örgütlenen eylemciler 15 Mayıs‘ta İzmir, Aliağa‘da yapılması planlanan dört yeni kömürlü termik santrale karşı barışçıl bir yürüyüş yapmayı ve 1990’da burada yapılan Türkiye’nin en büyük çevre eylemine göndermeyle bir insan zinciri oluşturmayı planlıyorlar.

Avustralya, Brezilya, Britanya, Kanada, Almanya, Endonezya, Filipinler, Yeni Zelanda, Nijerya, Güney Afrika, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nde değişik noktalarda, kömür, petrol, ve hidrolik çatlatma ile doğalgaz sondajının yanı sıra fosil yakıtları finanse eden mali kuruluşlara karşı da düzenlenecek eylemlerin tam listesi bu eylemliliğin Türkçe sitesi‘nde bulunabilir. Amaçları fosil yakıtları geride bırakıp %100 temiz, yenilenebilir enerji kaynaklarına acil ve adil bir geçişin çağrısını yapmak olan eylemler, o noktaya, iklim değişikliğinden fayda sağlayanları ifşa ederek ve gücü, şirket menfaatlerinin elinden halk için geri alarak varmak üzere, geniş yerel ittifaklarla ve küresel bir koordinasyon içinde düzenleniyor.

#KömürdenKurtul eylemleri yaklaşırken, 350.org girişimiyle, İtaatsizlik (Disobedience) adıyla bir belgesel de dolaşıma girdi. İnternet üzerinden izlenebilen ve dünyanın her yerinde gösterimleri tabandan girişimlerce düzenlenmekte olan belgesel, sivil itaatsizliğin tarihi, barışçıl yöntemi ve stratejisi ve değişim için gücüne değinirken, bunun iklim hareketinin geldiği noktada ne derece önemli bir araç olduğunu da anlatıyor.

Önü kesilemez boyutlarda bir iklim değişikliğinin kaçınılmaz olmaması için mücadele veren taban hareketi 350.org, ismini iklim değişikliğini azami güvenli sınır olan 2°C ile kısıtlı tutabilmemiz için bilimsel olarak mümkün olan en yüksek karbondioksit konsantrasyonundan, milyonda 350 birim’den (350ppm) alıyor. Karbondioksit gazı, sera etkisi ve iklim değişikliğinin önde gelen nedeni, ve kömür, petrol gibi fosil yakıtların insanlarca yakılması sonucu, bu gazın atmosferdeki dengesi bozulmuş ve artık ve gittikçe artacak şekilde hayati tehlike arzeder seviyelere, 400ppm’in üstüne yükselmiş vaziyette. İklim değişikliğine siyasi çözüm arayışlarında, diğer sera gazları da Karbondioksit eş değeri olarak hesaba katılıyor ve 350 rakamının sembolizmi bu nedenle bir kat daha önemli.

15 Mayıs’ta Aliağa’da yapıacak protesto etkinliklerine katılmak veya dijital ortamda tüm sürece destek vermek, ve daha fazlasını öğrenmek için sürecin internet sitesine başvurabilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete, The Guardian)

24. İstanbul LGBTİ Onur Haftası’ndan destek çağrısı

Geçtiğimiz yıl yine kalabalık bir gönüllü grubuyla ve 30’un üzerinde etkinlikle düzenlenen İstanbul LGBTİ Onur Haftası’nın, bu yıl da kitle fonuyla organize edileceği ve herkesten destek beklendiği açıklandı.

20

Her sene yapılan çağrıya kulak veren bağımsız bir gönüllü grubu tarafından, yeni bir enerji ve yıllardır sürdürdüğü anti-hiyerarşik dayanışma modeliyle hazırlanan 24. İstanbul LGBTİ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks) Onur Haftası 2016’nın tarihleri ise 20-26 Haziran 2016 olarak açıklandı.

Geçtiğimiz yıllarda kitle fonlaması (crowdsourcing) yöntemiyle Onur Haftası giderlerini karşılama yoluna giden Onur Haftası gönüllüleri, bu yıl da bir çağrı yaparak herkesi haftanın gerçekleşmesi için destek olmaya çağırdı. Destek olmak isteyenler İstanbul Onur Haftası’nın Indiegogo sitesi üzerindeki kampanyasına katılarak, diledikleri tutarda maddi destek sağlayabilecek.

İstanbul LGBTİ Onur Haftası’nda Neler Var?

Onur Haftası’nda hafta boyunca LGBTİ hareketinin gündemini oluşturan konular hakkında yapılan forumlar, paneller, gösterimlerle daha güçlü bir dayanışma örmenin ve farklı direniş biçimleri örgütlemenin yolları aranacak.

Hafta boyunca herkese açık ve ücretsiz gerçekleşen etkinlikler kapsamında temaya uygun paneller, atölyeler, film gösterimleri, tiyatro oyunları, piknik, yerel LGBTİ örgütleri buluşması düzenleniyor. Aktivistler, LGBTİ örgütleri temsilcileri, milletvekilleri, yurt içindeki konsoloslukların temsilcileri ve yurt dışından milletvekilleri ve aktivistler hafta boyunca düzenlenen etkinliklerde konuşmacı ve katılımcı olarak yer alacak.

19

Bu sene 12. senesi olan Hormonlu Domates Ödülleri‘nde yine kamuoyuna yapılan açık çağrı ile yılın en homofobik/ transfobik söylemleri oylamaya sunularak seçilecek.

26 Haziran Pazar günü 17.00’da gerçekleştirilecek 14. Onur Yürüyüşü ile hafta sonlanacak. Onur Haftası gönüllüleri yürüyüşün bu yıl yine Taksim’de yapılacağını belirterek “Sokakları da caddeleri de bırakmıyor, hiçbir korkunun bizi hizaya sokmasına izin vermiyoruz. Daha önce de söylediğimiz gibi; hazzın ve bedenin, arzunun ve emeğin, kimliğin, eylemin ve sözün üstünde hiçbir baskı kalmayana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.” diyor.

İstanbul Onur Haftası’na İndigogo sitesi üzerindeki kampanya üzerinden desteğinizi verebilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

Sanders, ABD’nin üçüncü siyasi partisinin temelini atabilir – Geoff Gilbert

Bu yazı birgun.net/ den alınmıştır

Lütfen birkaç dakikalığına da olsa şüphelerinizi bir kenara bırakıp Bernie Sanders’in Demokratik Parti’den başkanlık adaylığı için yürüttüğü kampanyanın ilerici ABD siyasetinde nasıl büyük bir değişim ihtimali yarattığını değerlendirin: Demokratlar ve Cumhuriyetçilerden bağımsız üçüncü bir siyasi parti ihtimali.

17

Bu yeni, bağımsız finanse edilen siyasi parti, Sanders’ın “siyasette devrim” çağrısını bir hayal olmaktan çıkarıp ilham verici bir liderden gelen bir çağrıya dönüştürebilir. Bu yeni durum, şu anki parçalanmış siyasi hareket kültürümüzü bilinçli olarak bütünleştirebilir ve Sanders’ın anlamlı “siyasi devrim” sözünü bir araç gibi kullanabilir: Derin bir kurumsal ve kültürel reform.
Tam anlamıyla halk tarafından yönetilen ve kaynakların herkesçe kullanılabildiği, ayrımcılığın hiçbir temelde bulunmadığı –cinsiyet, cinsel yönelim, dini inanç, ırk ya da ulus- bir toplum inşa ederek ülkemizin büyük özlemine cevap verilebilir.

İki partili siyasi tekel
Temelde siyasi partiler, pazarlama ve kaynak geliştirme mekanizmalarıdır. Yıllar içerisinde Demokratlar ve Cumhuriyetçiler daha çok büyüyüp daha çok kaynak elde ettiler ve bunu yaparken de rakip olabilecek aktörleri etkili bir biçimde engellendiler. Kolektif bir şekilde tekellerine aldıkları kaynaklarla kampanyalarını finanse edip isimlerini duyurdular – sadece 2012 seçiminde 7 milyar dolar harcadılar. Böylece siyasi söyleme de egemen olmuş oluyorlardı. ABD siyaseti, bilhassa ulusal ölçekte, hiçbir zaman iki partili tekelden bağımsız olarak var olmamıştır.

İki partili sistem zenginlere güvenerek –özellikle çok çok zenginlere- toplumumuzun büyük bir kısmını oy hakkını kullanmaktan mahrum etmiştir. Toplumun neredeyse yarısının hiçbir mal varlığı yoktur: Onlar, bu “demokrasinin” içinde yer alabilmek için ödenmesi gereken paraya sahip değildirler. Siyasi açıdan görünmezdirler.

Finansal kaynaklar, bugüne kadar herhangi yeni bir siyasi partinin oluşumunun önündeki en önemli engellerden olmuştur. Bir siyasi parti isminin tanınmasına ihtiyaç duyar. Fakat hem isminin tanınması için hem de kampanyalarını finanse edebilmek için de paraya ihtiyacı vardır. Bağımsız bir siyasi parti ihtimali, ABD siyasetinin “kısır döngü”süyle yok ediliyor: isminizin bilinmesi için paraya, para için ise isminizin tanınmasına ihtiyacınız vardır. İkili partiye ek olarak başka partilerin siyasete dâhil olabilmesi için hiçbir etkin yol yoktur. Yeşil Parti’ye (Green Party) şöyle bir bakmanız yeterlidir. Yirmi yılı aşkın bir süredir Sanders’inkine çok benzeyen bir demokrat sosyalist ve anti-emperyalist temelde bağımsız ve kitle kaynaklı kampanyalar yürütmesine rağmen hala cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önemli bir görünürlüğe ulaşamamıştır.

Öyle görünüyor ki Sanders, Demokratik Parti isminin tanınmışlığından faydalanarak üçüncü parti kısır döngüsünü atlatmış durumda. Bu kampanya bilinçli ya da bilinçsiz, bir noktaya ulaşmış gibi görünüyor. Artık başkanlık kampanyası veya sonrası için Demokratik Parti’ye ihtiyacı bulunmuyor. Aslında kampanya şimdiden kaynak geliştirme taslağının altyapısını oluşturmuş durumda ki bu da herhangi bir siyasi partinin belkemiğini oluşturmaktadır.

Daha da iyisi, genel seçim Kasım’da. ABD’de tarihin en uzun süreli bağımsız Kongre üyesi olmayı başaran tecrübeli siyasetçi Sanders’ın, seçim kampanyasını yeni bir partiye dönüştürmek için yarım yıldan uzun süresi bulunuyor. Ama bunu yapar mı? İşte bir senaryo:

Sanders, defalarca Temmuz’daki kongreye kadar Demokratik birincil içerisinde kalacağına söz vermişti. Bu durum Sanders’in kampanyasına; tanınabilmesi, televizyonda reklam vererek kaynak elde edebilmesi, haber yapılabilmesi (orantısız bir şekilde kısa yer verilse de), ve Amerikan seçmenlerine fikirlerini ulaştırabilmek için ülke genelinde seyahat edebilmesi için hiç yoktan üç ay kazandırdı.
O noktada Sanders, Demokratik Parti adaylığını kaybetse de kampanyasının genel seçimlerde yarışabilecek kadar halk desteğine sahip olduğunu göstermiş durumda. Sanders’in kampanyası Demokratik birincil delegelerin yüzde 50’ye yakınını (en az yüzde 40) kazanmış olacak. Siyasetimiz üzerinde hala etkisini sürdüren Bağımsız Sanders adaylığı için en büyük tehdit şimdiye kadar kampanyasını desteklemiş olan insanların bundan vazgeçmeleridir. Fakat Sanders kaybedeceğini anlarsa seçime bir hafta kala, Cumhuriyetçilerin başkanlığını önlemek için destekçilerini Clinton’a oy vermeleri yönünde teşvik edebilir.

Kazanması ise neredeyse imkânsız bir mücadeledir. Fakat yine söylemekte fayda var ki Sanders’in genel seçimleri kazanması gerekmiyor. Yapmaya çalıştığı yeni bir siyasi parti oluşturmak. Sanders şimdiye kadar 6 milyon kişinin bağışlarıyla 140 milyon dolar elde etti.

Yeni bir partinin medyadaki varlığını inşa etmek
Öncelikle Sanders, kampanya bütçesinin geleneksel medyada doğru yönde kullanılamayacağının bilincine varmalıdır. Kurumsal yaygın medya kesinlikle piyasadaki güçlere mahkumdur. Yaygın medya tarafından yayınlanan şeylerin amacı, izleyiciler ve dinleyiciler üzerinde etki yaratıp reklamları satmaktır. Reklamların bilgi gibi satıldığı bu sistemde var olmak için ödenmesi gereken, Sanders için çok fazladır – sadece iki partinin bu süreçte televizyonlara toplam 1 milyar dolardan daha fazla ilan vereceği tahmin ediliyor. Sanders, kurumsal yaygın medyayı fikirlerini yaymak için kullanamayacağını kabul etmelidir.
Bunun yerine Sanders’ın kampanyası kendi medyasının mekanizmasını oluşturabilir. Örneğin 24 saat yayın yapacak bir Youtube kanalı düzenlenebilir ve Sanders’in kampanyasının profesyonel bir kapsama ulaşması için önemli yatırımlar yapılabilir. Kampanya, bu bağımsız medya platformunu politik eğitim ve farkındalık için de kullanabilir.

Uzmanlar ve ilgili kişiler, bu kanal aracılığıyla maruz kaldığımız problemleri anlatabilir –kampanya finansmanı, gelir dağılımındaki eşitsizlik, ırkçılık, doğa tahribatı, ABD’nin kalıcılaşan savaşları – ve insanların yaygın medyada hiçbir zaman göremeyeceği potansiyel kurumsal çözümler önerebilir.

Sanders’ın kampanyası ile ilgili bağımsız bir medya kanalı hem kampanyanın tanıtımını yapabilir hem de ilerici ABD kültürünün temel ilkeleriyle de bağlantı kurulabilir. Böyle bağımsız bir medya kanalı kapsamlı bir aktivist politika planı oluşturmak için yardımcı olabilir.

Yeni, bağımsız finanse edilen siyasi partinin varlığı
Yeni bir siyasi parti kurmak için Sanders’ın kampanyasının ikinci büyük girişimi Sanders’ın adaylığı da dâhil tüm diğer adaylıklara yatırım yapmak olabilir. Bu amaca yönelik kampanyanın 200 milyon dolardan fazlasını örgütlenme için kullanılabilir. Gerçek kaynaklar ile, Demokrat Parti yerine birçok ilerici Demokrat kampanyayı finanse etmeleri için ikna edilebilir.

Basit bir şekilde kampanyaların rüşvetçi bir şekilde finanse edildiğinden ve gelir dağılımındaki önemli eşitsizlikten bahsederek Sanders’ın kampanyası şimdiye kadar hayal edilenden çok daha büyük bir seçmen desteği alabilir.

Siyasi kampanyalar genellikle değişim için modeller oluşturmazlar, daha çok mevcut olanın savunuculuğunu yaparlar. İki partili sistem, seçim reformu ve kurumsal odaklı ekonomilere karşı insan odaklı ekonomiler için herhangi bir alternatif üretmez. Sanders’ın kampanyası, şimdiye kadar halk grupları ve diğer uygulayıcılar tarafından inşa edilen söz konusu reform modellerine az çok farkındalık gösterdi.
Bu modeller – seçimler ve medya için alternatif finansman, demokratik ve merkezsizleştirilmiş enerji endüstrisi, çok uluslu şirketlere olan ekonomik bağımlılığımızın işçileri ve kamu kooperatiflerini destekleyerek azaltılması- yeni bir siyasi partinin politik ve ekonomik demokrasi için mücadele eden kurumsal programı olabilir.

Sanders’ın kampanyası, tıpkı seçim propagandasında da çağrıda bulunduğu gibi “siyasi devrim” için araç haline gelen politik ve ekonomik demokrasiye kendini adayan yeni bir siyasi parti oluşturabilir. Sanders kampanyasının tüm yapması gereken, tıpkı şimdiye kadar yaptığı gibi önüne çıkan fırsatları değerlendirmektir.

Bu yazı birgun.net/ den alınmıştır

Çeviri: Feray Yalçuk

 

Yazar: Geoff Gilbert

 

“İklim mücadelesinde başarının yolu güneş enerjisinden geçiyor”

Uluslararası Güneş Enerjisi Topluluğu Türkiye Bölümü GÜNDER , bugün Paris İklim Anlaşması ile ilgili olarak yaptığı basın açıklamasında Türkiye’nin enerji ihtiyacının güneş enerjisi ile karşılanabileceğine dair bilgileri ve bu yönde yapılması gereken politika önerilerini sıraladı.

14

“Türkiye’de ve Dünya’da, gelişmesi için gerekli koşullar sağlandığı takdirde güneş enerjisi sektörü iklim değişikliği ile mücadeleye önemli katkı sağlayabilir. Türkiye güneş enerjisi potansiyelini yeterince değerlendirebilirse; bir yandan enerji bağımsızlığını sağlarken, diğer bir yandan iklim mücadelesinin önemli aktörlerinden olabilir” bilgisinin de paylaşıldığı basın açıklamasının tam metni şu şekilde;

“İklim mücadelesinde başarının yolu güneş enerjisinden geçiyor

Türkiye’de ve Dünya’da, gelişmesi için gerekli koşullar sağlandığı takdirde güneş enerjisi sektörü iklim değişikliği ile mücadeleye önemli katkı sağlayabilir. Türkiye güneş enerjisi potansiyelini yeterince değerlendirebilirse; bir yandan enerji bağımsızlığını sağlarken, diğer bir yandan iklim mücadelesinin önemli aktörlerinden olabilir.

15Küresel iklim değişikliği mücadelesi için tarihi nitelikte olan Paris İklim Anlaşması 22 Nisan günü New York’ta aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 175 ülkenin temsilcisi tarafından imzalandı. Tüm insanlık için tarihi öneme sahip olan Anlaşma, fosil yakıt kullanımının hızla azaltılarak, iklim değişikliğine yol açmayan yenilenebilir enerjilere geçişin zorunlu olduğunu ortaya koyuyor.

Güneş enerjisi sektörü hali hazırda Uluslararası Enerji Ajansı’nın da belirttiği gibi küresel ölçekte en fazla yatırım yapılan yenilenebilir enerji alanı ve çok hızlı büyüyen bir sektör, ancak yatırım için gerekli koşullar sağlanması ve uygun politikaların istikrarlı bir şekilde hızla uygulamaya geçirilmesi gerekiyor.

’’Türkiye güneş enerjisi hedeflerini yükseltmeli.

Türkiye, Paris İklim Anlaşması kapsamında Sekteryaya sunduğu Ulusal Niyet Katkı Beyanı’nda belirtildiği üzere 2030 yılında 10 bin MW’luk kurulu güç hedefliyor. Bugün itibari ile ülkemizde onaylamış mevcut projelerin gücü 3 bin MW’ı aşarken, 400 MW’lk kurulu güce ulaştık.

GÜNDER Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kemal Gani Bayraktar “Türkiye’nin güneş enerjisindeki potansiyeli, ülke ihtiyaçları ve enerji yatırımcılarının güneşe olan ilgisini göz önüne alınca bu hedef rahatlıkla çok daha yüksek olarak gerçekleşebilir” diyor. Türkiye’nin coğrafi konumu gereği güneş açısından çok önemli bir potansiyele sahip olduğuna dikkat çeken Bayraktar, “Türkiye’nin ve Bölge’nin geleceğinde güneş enerjisi çok önemli bir rol oynayacak Güneş enerjisi hızlı, kolay erişilebilir, ısınmadan elektriğe kadar bir çok alanda kullanılabilir, yüksek istihdam yaratan bir sektör olarak hem düşük karbonlu gelişebilecek ekonomimize hem de enerji ihtiyacımıza katkı sağlayacak temiz ve yerli bir enerji kaynağı.” diye ekliyor.

Paris İklim Anlaşmasını değerlendiren GÜNDER Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kemal Gani Bayraktar, “Fosil yakıtlardan kaçış ve enerjide dönüşüm hali hazırda Dünya’da başladı. Bu dönüşüm, Türkiye için önemli bir fırsat penceresi açıyor. Güneş potansiyeli ile Türkiye bu süreci kaçırmamalı ve geleceğimiz ve sürdürülebilirlik için harekete geçirmelidir. Ülkemizin enerji geleceği güneştedir. Güneş sektörünün temsilcileri olarak bizler, üzerimize düşen görevin farkındayız ve ülkemizin düşük karbonlu ekonomiye geçişi için var olan potansiyelini harekete geçirmek için gerekli olan sorumluluğunu yerine getirmeye hazır. Karar vericilerimizin de bu sorumluluk ve fırsata uygun olarak daha iddialı hedefler belirlemesi, kentsel dönüşümden sanayiye güneş enerjisinde yararlanmak üzere uygulamaları yaygınlaştırması, sektörün gelişimini hızlandırıcı tedbirler alması ve geliştirilen politikaları istikrarlı uygulaması gerekiyor.” diye ekliyor.

Böylelikle Türkiye güneş enerjisi potansiyelini değerlendirebileceği ölçüde enerji bağımsızlığını sağlamanın yanında, küresel iklim değişikliği mücadelesinin önemli aktörlerinden biri olabilir.

Güneş en ucuz enerji kaynaklarından

Aralık ayında Paris’te gerçekleşen COP21 iklim görüşmeleri sırasında güneş enerjisi alanında dünyanın önde gelen sivil toplum kuruluşları birleşerek Küresel Güneş Enerjisi Konseyi’ni kurmuştu. Kuruluşu destekleyenler arasında GÜNDER’in de olduğu Konsey tarafından yapılan ilk açıklamada güneş enerjisinin hali hazırda en hızlı ve kolay erişilebilir enerji kaynaklarından biri olduğu ve teknoloji fiyatlarının hızla gerilemeye devam ettiği ifade edilmişti. Uluslararası Enerji Ajansı ve Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı 2015 yılı istatistiklerine göre, 2015 yılında güneş kapasitesi 50 GW (%29) artarken, maliyetler ise 2010 yılına göre yaklaşık yüzde 80 düşmüş durumda.

2015’te AB, elektrik talebinin %4’ünü PV’den karşıladı. Koşullar sağlandığı takdirde güneş enerjisinin küresel elektrik üretimindeki mevcut %1’lik payı 2030’da %10’a çıkabilir.

Günder’in 2015 yılında yaptığı sektör ve paydaş toplantıları, araştırmalar ve çalışmalar ise Türkiye’nin var olan potansiyelini harekete geçirmesi için gerekli olan politika önerilerini ortaya koymuştu. Ulaşım’dan, kentleşmeye, lisanslı üretimden küçük ölçekli lisansız üretime, bir çok alanda yapılması gerekenler ortaya çıkmış durumda. Türkiye’nin fosil yakıtlara dayalı ekonomisini dönüştürmesi için yapması gereken politika önerilerini hayata geçirmek ise karar vericilerin elinde bulunuyor.

GÜNDER’in detaylı politika önerileri:

GÜNDER Yönetim Kurulu’nun güneşin önünün açılması için karar vericilere önerileri aşağıdaki şekildedir;

– 2023 yılına kadar en az 20,000 MW yeni lisans kapasitesi ihdas edilmeli, bununla ilgili başvuru bölgeleri ve şartları acilen açıklanmalıdır.

– Karapınar, Karaman, Niğde ve Van gibi güneş enerjisi ihtisas yatırım alanları ile ilgili mevzuat bir an önce tamamlanmalı, bu bölgelerle ilgili altyapı eksiklikleri tamamlanmalıdır.

– Özellikle ihtisas bölgeleri ile ilgili lisans başvuru şartları şeffaf ve adil olmalı, önlisans başvuru yönetmeliği ölçüm şartı gibi gereksiz bürokrasiden arındırılarak yeniden oluşturulmalıdır.

– Lisanssız kapasitelerin yatırıma en kısa sürede dönüşmesi için gerekli tedbirler alınmalı, lisanssız üretimle ilgili imar ve enerji nakil hattı gibi problemli konulara yönelik iyileştirme tedbirleri alınmalı, geliştirilen politikalar istikrarla uygulanmalıdır.

– Yerli ürün kullanımına yönelik teşvikler gözden geçirilmeli ve bu katkıların alınma süreçleri basitleştirilmelidir.

– “Güneş kentleri” konseptiyle, belediyelere hibe destekleri verilerek, tüketimlerini bu kaynaktan karşılamaları sağlanmalıdır.

– Binaların ve şehirlerin tasarımında güneşten yararlanma öncelikli olmalı, binaların güneşle enerji verimli renovasyonu ve bütünleşik güneş enerjisi sistemleri kullanımı ilgili mevzuatlar çerçevesinde güvence altına alınmalıdır.

– Ulusal enerji tüketiminin en az üçte birini oluşturan ısıtma ve soğutma ihtiyaçlarının giderilmesinde öncelikli olarak güneş ısıl teknolojilerinden yararlanılmasına ve bu sayede kademeli olarak doğal gaz tüketiminin azaltılmasına yönelik bir eylem planı oluşturulmalıdır.

– Güneşle ısıtma ve soğutma, Bölgesel ısıtma ve soğutma, Güneşle proses ısısı üretimi ve ısı depolama alanlarında da örnek uygulamalarla ugulamalar yaygınlaştırılmalıdır. Isıtma, soğutma ve proses ısısı üretiminde güneşten yararlanma karbon salımını azaltmada ve enerji bağımsızlığımızı sağlamada önemli bir kaldıraçtır. Isıl güçte de, 2023 yılına kadar 20.000 MW ısıl güce ulaşılması hedefler arasında yer almalıdır.

– Mevcut çatılar güneşten hem elektrik hem de ısı üretimi açısından azami fayda sağlayacak şekilde ülkemiz düşük karbon hızlı büyüme sürecine ivedi dahil edilmelidir.

– AVM, otel, sanayi kuruluşu, tarımsal işletme, vb. yaygın etkisi olacak sektörel hibe programları başlatılarak, 3 yıl içinde her bir segmentteki örnek uygulama sayısı en az 1000’e çıkartılmalıdır.

– TÜBİTAK bünyesinde yeni bir çağrı oluşturularak, güneş teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik 5 yıllık bir program başlatılmalı, bu alandaki yerli üreticilerin bu programda yer alması sağlanmalıdır.

– Yeterince tecrübe kazanılarak risklerin tanımlandığı güneş sektöründeki finans koşulları iyileştirmeli, Bankalar özellikle teminat koşullarını, sigortalar poliçe koşullarını gözden geçirmeli ve iyileştirmelidir.

– Ulaşım ve taşımacılıkta da güneş enerjisiyle bütünleşik çözümlerin geliştirilmesi, ülkemiz karbon salımlarını azaltmada etkin rol oynayacaktır.

 

(Yeşil Gazete)

Savcı mütaalasını açıkladı: Dündar ve Gül için toplam 35 yıl hapis istemi

Gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül’ün MİT TIR’ları haberi nedeniyle yargılandığı davada mütalaasını açıklayan savcı Dündar’a 25, Gül’e 10 yıl hapis istedi.

Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve Ankara TemsilcisiErdem Gül’ün MİT TIR’ları haberi nedeniyle yargılandıkları davada savcı mütalaasını açıkladı.

13

Davanın 22 Nisan’daki duruşmasında, savcı Evliya Çalışkan, mütalaasını açıklamak için bir sonraki duruşmaya kadar süre istemiş, duruşma 6 Mayıs tarihine ertelenmişti.

Cumhuriyet’in haberine göre celse arası mütalaasını açıklayan Savcı Çalışkan Dündar’a yöneltilen “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri, temin edip açıklama ve bu suça iştirak” suçlaması nedeniyle 25 yıla kadar hapis istedi.

Gül içinse “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri açıklama” iddiasıyla 10 yıla kadar hapis cezası talep etti.

Savcı Çalışkan, Dündar ve Gül’e yöneltilen “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme ve darbeye teşebbüs” suçlamalarının da yargılamadan ayrılmasını istedi.

Gazetecilere yöneltilen “devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri, temin etme, casusluk ve darbeye teşebbüs” suçlarının nitelikleri itibariyle basın yoluyla işlenebilen suçlar olmadığını iddia eden savcı, Basın Kanunu’nda düzenlenen 4 aylık düşme süresinin geçerli olmadığını savundu.

29 Mayıs 2015’te “İşte Erdoğan’ın yok dediği silahlar” manşetiyle yayınlanan MİT TIR’ları haberi hakkında “devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme”, “siyasi ve askeri casusluk”, “gizli kalması gereken bilgileri açıklama”, “terör örgütünün propagandasını yapma” suçlamalarıyla soruşturma başlatılmıştı.

 

(Bianet, Cumhuriyet)

Murat Belge de ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ iddiasıyla hâkim karşısına çıktı

Prof. Murat Belge, Taraf gazetesinde yayımlanan “Vermezsen 400’ü” başlıklı yazısında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği suçlamasıyla hâkim karşısına çıktı. 1 yıldan 4 yıl 8 aya kadar hapsi istenen T24 yazarı Murat Belge’nin yargılandığı Kartal’daki Anadolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın dün gerçekleşen ilk duruşması 20 Eylül’e ertelendi.

Nobel ödüllü edebiyatçı Orhan Pamuk ve Jale Parla ile Birikim Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ömer Laçiner de destek için adliyeye geldi.

12
Murat Belge, (solda) Orhan Pamuk ve Ömer Laçiner (Foto: Sinem Babul / T24)

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın avukatlarından Ahmet Özel, Prof. Murat Belge’nin Taraf gazetesinin 8 Eylül 2015 tarihli “Körlemesine bir gidiş” ve 12 Eylül 2015 tarihli “Vermezsen 400’ü” başlıklı yazılarında ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ suçu işlediği iddiasıyla şikâyetçi olmuştu.

Murat Belge’nin davaya konu olan yazısı: Vermezsen 400’ü’nü okumak için tklynz

 

(T24)

HDP’siz Anayasa Komisyonu dokunulmazlıkların kaldırılmasını kabul etti

HDPHalkların Demokratik Partisi (HDP), iki görüşmede de saldırıların hedefi olduğu dokunulmazlıkların kaldırılmasının görüşmelerinin yapıldığı Anayasa Komisyonu’nu terk etti. HDP’li üyelerin çekildiği Komisyon dokunulmazlık teklifini kabul etti.
Geçtiğimiz Perşembe günü yapılan görüşmelerde AKP’lilerin saldırısı ile başlayan kavganın ardından ertelenen görüşmeler bugün tekrar başlamıştı. Bugünkü toplantı da AKP’li vekillerin HDP’lilere saldırması ile görüşmeler bu akşama ertelenmişti.
Komisyon görüşmesinde son söz alarak bir konuşma yapan HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar, “Biz sözümüzü söyledik, bundan sonra bu sahne bir tiyatroya dönüşmüştür. Bunun bir parçası olmayacağız. Sizler tarihin bilincinde mahkum olacaksınız” diyerek, komisyondan çekilme kararı aldıklarını açıkladı.
Sancar, şöyle konuştu: “Tarih halklar, değerlendirecek. Biz ne anlatmak istedik, neden buradayız. Bizim herhangi bir korkumuz yok. Bizim kaybedecek bir şeyimiz yok. Bizim kaybedeceğimiz tek şey bu toplumun barış ve demokrasi umududur. Hiç bir şey kaybetmeyeceğiz. Bizim buradan çıkacak bir kararla cezaevlerine atılmamız, bizim için şeref madalyasıdır. Bu kadar büyük haksızlığa barış ve demokrasi için direndik. Ama siz fiziksel olarak ortamı en rezil hale getirdiniz. Saldırıların hepsi kayıttadır. Kim ne yaptı hepsi görülecektir. Bizim burada sözümüzün etkili bir şekilde çıkmasını engellendiniz. Aceleniz ne diye sorduk ama yanıt vermediniz. Biz biliyoruz, talimat geldi acele geçiriyorsunuz. Biz sözümüzü söyledik, bundan sonra bu sahne bir tiyatroya dönüşmüştür. Bunun bir parçası olmayacağız. Sizler tarihin bilincinde mahkum olacaksınız” diyerek komisyondan çekilme kararı aldıklarını açıkladı.
HDP milletvekillerinin Anayasa Komisyonu’nu terk etmelerinin ardından milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin görüşülen dokunulmazlık teklifi, TBMM Anayasa Komisyonu’nda kabul edildi. Teklif, önümüzdeki günlerde Genel Kurul’da görüşülecek.

 

(Demokrat Haber, Cumhuriyet)

Hayvan Hakları İzleme Merkezi: İki ayda 2672 hayvan öldürüldü

Hayvan Hakları İzleme Merkezi’nin (HAKİM) raporuna göre, Ocak ve Şubat aylarında en az 2 bin 672 hayvan öldürüldü. HAKİM temsilcileri, “Bu sayısal verilere abluka ve çatışma altında olan savaş bölgelerinde yaşamını yitiren yüzlerce hayvanı dâhil edememiş olsak da savaş bölgesini ziyaretlerimiz sonucunda sayısız hayvanın yaşamını yitirdiğine tanık olduk” dedi.

32

Sivil Düşün AB Programı tarafından desteklenen ve Hayvan Haklarını Koruma ve Geliştirme Derneği (HAGİD) tarafından yürütülen HAKİM, Türkiye’de ilk defa hayvan hakları ihlallerini raporladı.

Bianet’den Çiçek Tahaoğlu’nun haberine göre Raporlamanın amacı, hayvanlara yönelik şiddetin “münferit” olaylar ve sadece “sapkın” insanların kötü niyetli fiilleri olmadığını, bu suçların aslında oldukça ve rutin olarak işlendiğini göstermek.

33

Raporun açıklandığı toplantıda hayvan hakları savunucuları, sokağa çıkma yasaklarının ve çatışmaların yaşandığı Mardin ve Sur ziyaretlerinden gözlemlerini de aktardı.

Yeryüzüne Özgürlük aktivisti Özge Özgüner’in Sur’a gittiğinde çektiği video da toplantıda gösterildi.

HAKİM, Ocak ve Şubat ayında en az 2 bin 672 hayvana yönelik yaşam hakkı ihlali raporladı. Raporlanan vakalar toplu zehirleme, kesici ve delici maddelerle ve ateşli silahla öldürme, iple boğma, boyun kırma, balık ağına takılarak boğulmaya sebebiyet verme; sert cisimle şiddet uygulayarak öldürme, linç edip yüksek bir yerden atma ve ihmal nedeniyle ölümleri kapsıyor.

İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Hülya Yalçın tüm bu ihlallerle mücadele etmek için 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun çok yetersiz olduğunu vurguladı. Toplumun hayvanlara yönelik ihlalleri kanıksadığını ve haksızlık olarak görmediğini belirtti.

Raporda, mezbahalarda, balıkçılıkta, barınaklarda, hayvanat bahçelerinde, şirketlerin ve üniversitelerin araştırma laboratuvarlarında, eğitimlerde kayıtlı ve kayıtdışı olarak çok sayıda hayvanın öldürüldüğü de hatırlatıldı.

TÜİK verilerine göre, sadece 2015’de 3 milyon 765 bin 077 sığır, 1391 manda, 5 milyon 8 bin 411 koyun ve 1 milyon 999 bin 241 keçi olmak üzere toplam 10 milyon 774 bin 120 sığır, manda, koyun ve keçi öldürüldü.

 

(Bianet)

Transatlantik Ticaret Antlaşması (TTIP) görüşmeleri basına sızdı

Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa Birliği arasında yürütülen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) görüşmeleri basına sızdı.

Alman medyasında yer bulan belgelerin ilk bölümünde Washington yönetiminin Avrupalı ortaklarına çevre ve sağlık yasalarında esnekliğe gitmesi için baskı yaptığı ortaya çıktı.

30

240 sayfalık görüşmelerin tamamı bugün Greenpeace Almanya tarafından yayımlanacak: “Bu belgeleri yayımlayacağız, çünkü anlaşma kapsamındaki müzakereler şeffaf değil ve gerçekten skandal bir yöntem uygulanıyor. Şirketlerin ticari sırları değil; çevresel ve tüketici haklarına; 500 milyondan fazla nüfuslu Avrupa’da işçi haklarına dair faktörleri müzakere ediyorlar.”

Greenpeace’e göre Avrupa Komisyonu’nun ABD’nin isteklerini onaylayacağı bir anlaşma, Avrupa’da genetiği değiştirilmiş (GDO) gıdalara vize verilmesi gibi tüketici sağlığını tehdit eden sonuçlar doğuracak.

İşte 6 soruda Almanya’da geniş bir kesimin gündemine giren TTIP anlaşması…

31

1. TTIP anlaşması nasıl gündeme geldi?

Serbest ticaret anlaşması üzerine müzakereler, 2013 yılının temmuz ayında başladı. Anlaşmayı savunanlara göre, AB ile ABD arasında gümrükleri ve ticaret engellerini kaldıran bu anlaşma, Atlantik’in her iki yakasına da ekonomik canlanma getirecek. Anlaşmaya karşı olanlar ise tüketici haklarının korunmasında ve gıda güvenliğinde bir aşınma olacağından endişeli. Müzakerelerin kapalı kapılar ardında yürümesi de rahatsızlık yaratıyor.

2. Müzakereler daha şeffaf hale geldi mi?

Bunu söylemek kısmen mümkün. Geçen yıldan beri AB Komisyonu, somut metin önerilerini kamuoyuyla paylaşıyor. Bu metinler Brüksel’in anlaşma maddelerinin nasıl olması gerektiğine dair tasarılarını yansıtıyor. Ancak tüm metin önerileri yayınlanmıyor. Hem AB’nin hem de ABD’nin pozisyonunu yansıtan “konsolide metinleri“ ise Almanya’da şu anda sadece milletvekilleri görebiliyor. Almanya Ekonomi Bakanlığı’nın TTIP okuma adasında sadece not almaya izin var. Belgelerin bir kopyasını almak ya da fotoğrafını çekmek ise yasak. Siyasetçiler okuduklarını kamuoyuyla da paylaşamıyor.

3. Tartışmalı tahkim mahkemelerinde durum ne?

AB Komisyonu devlete bağlı olmayan, demokratik açıdan meşru olmayan tahkim mahkemelerinin yerine yatırım mahkemelerinin kurulmasını önerdi. Bu mercilerin bir ilk derece mahkemesinden ve bir temyiz mahkemesinden oluşması öngörülüyor. Buna göre devlet tarafından atanan hâkimler, yatırımcıların anlaşmaya taraf ülkelere açacağı davalara bakacak.

4. Müzakerelerde şimdiye kadar kesinleşmiş olan ne?

Tüm TTIP anlaşması sonlandırılana kadar üzerinde uzlaşılmış herhangi bir husus bulunmuyor. Sadece bazı ara sonuçlardan ve eğilimlerden söz etmek mümkün. Pazartesi günü New York’ta 13’üncü müzakere turu başlayacak.

5. Müzakereler daha ne kadar sürecek?

En az Ocak 2017’ye, yani mevcut Amerikan hükümetinin görev süresinin sonuna kadar müzakereler devam edecek. Buna ek olarak bir yıl çeviriler ve incelemeler için, bir yıl da onay için geçecek. Bu hesaba göre TTIP en iyi ihtimalle 2018 yılında yürürlüğe girebilecek.

6. Anlaşmada başarısızlık yaşanabilir mi?

Evet. Stop TTIP benzeri ittifaklar, protesto gösterileriyle anlaşmaya engel olmaya çalışıyor. Polisin verdiği bilgilere göre Berlin’de ekim ayında 150 bin kişi anlaşmayı protesto etmek için toplandı. Yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre her üç Almanya vatandaşından biri anlaşmaya karşı. Yasanın yürürlüğe girebilmesi için her halükarda Avrupa Parlamentosu’nda ve muhtemelen Federal Alman Meclisi’nde ve diğer ulusal parlamentolarda onaylanması gerekiyor. Avrupa Parlamentosu daha önce de tartışmalı Acta telif hakları anlaşmasını onaylamamıştı.

 

(Deutsche Welle Türkçe, Euronews)

47K’ların programı 47. Kromozom, Açık Radyo’da başladı

Açık Radyo’nun geçen hafta start alan 43. yayın döneminde yepyeni bir program dinleyenleri bekliyor, 47. Kromozom. “Down Sendromlunun Sesi” şiarı ile yaz dönemi boyunca her Pazar 10:30 – 11:00 saatleri arasında yayınlanacak programı 47K’lar* Hazal Sarısoy, Naz Polat, Recep Karakan ve Tan Aytıs ile 46K’lar* Arzu Doğan ve Halil Doğan hazırlayıp sunuyor.

47. Kromozom'un 47K ekibi Hazal, Naz, Recep ve Tan
47. Kromozom’un 47K ekibi Hazal, Naz, Recep ve Tan

Program içeriği, Açık Radyo’nun 43. Yayın dönemindeki yeni programlarına dair açıklamasında, “Toplumun çeşitli kesimlerinden sanatçıların, bilim insanlarının, sporcuların ağırlanacağı programda Down sendromluların sesinin yansıtılması amaçlanıyor” şeklinde belirtilmiş.

20 yılı aşkın yayın süresi boyunca ilk defa engelliler tarafından hazırlanıp sunulan ve sadece engellilere yönelik bir programa yer veren Açık Radyo’nun bu programına dair ilk bilgiyi Slow Olive sırasında Cunda‘da biraraya geldiğimiz Ömer Madra‘dan edindik.

Açık Radyo’nun yeni yayın dönemine başlamasını müteakip program ve programcılara dair bilgilerin acikradyo.com.tr üzerinden paylaşılmasının ardından da 47. Kromozom programcılarından 47K Tan Aytız ve 46K Halil Doğan‘a ulaştık.

Tan Aytız ile, program yayınından önce sosyal medya üzerinden gerçekleştirdiğimiz kısa görüşmede, ilk fırsatta İstanbul’da buluşmak üzere sözleştik.

Halil Doğan ile ise programın ilk yayının (1 Mayıs 2016 Pazar 10:30 – 11:00) hemen ardından telefon ile uzun bir görüşme yaptık.

Down Sendromlular ve Zihin Engelliler Eğitim ve Koruma Derneği'nden (DOSTEV) Halil Doğan (sol başta, takım elbiseli) ile 47. Kromozom'un bundan sonraki programlarını da Yeşil Gazete üzerinden paylaşma konusunda mutabık kaldık
Down Sendromlular ve Zihin Engelliler Eğitim ve Koruma Derneği’nden (DOSTEV) Halil Doğan (sol başta, takım elbiseli) ile 47. Kromozom’un bundan sonraki programlarını da Yeşil Gazete üzerinden paylaşma konusunda mutabık kaldık

Down Sendromlular ile uzun süredir çalışmalar yaptıklarını ve asıl gayelerinin onların sesini duyurmak olduğunu belirten tiyatro sanatçısı Doğan, down sendromlular için kaleme aldığı ve down sendromlular tarafından sahnelenen “Canım Ailem” tiyatro oyununda, eskiden konuşma güçlüğü çeken 47K Recep’in (Karakan) başrol oynadığını da sözlerine ekledi.

Canım Ailem oyuncuları oyun sonrası izleyicileri selamlıyor
Tiyatro Zet’in sahneye koyduğu, “Kaç Abi Kaç” oyunu sonrası seyirci selamı

47. Kromozom Programı’nın “Canım Ailem” oyunu gibi Down Sendromlular ve Zihin Engelliler Eğitim ve Koruma Derneği’nin (DOSTEV) projelerinden birisi olduğunu söyleyen Halil Doğan engelli bireylerin toplumsal hayata eşit olarak katıldıklarında edindikleri özgüvenle daha başarılı olduklarını yaşayarak gözlemlediğini de aktardı.

"Canım Ailem" oyunundan kareler
“Canım Ailem” oyunundan kareler

Halil Doğan ile 47. Kromozom programı devam ettiği sürece Yeşil Gazete üzerinden haber ve içerik işbirliği yapma kararını da kendisi ile yaptığımız telefon görüşmesi sırasında şifahen aldık.

Peki 47. Kromozom’un ilk programında neler oldu?

27
47. Kromozom’un cingılını dinlemek için tklynz

47. Kromozom’un ilk programı yukarıda da belirttiğimiz gibi 1 Mayıs Pazar günü yayınlandı. Peki ilk programda neler oldu?

Program sokak röportajları ile başladı. Rastlantısal şekilde yolda karşılaşılan insanlara, “47K sizin için ne ifade ediyor?“, “47. Kromozom neyi ifade ediyor?” ve “Down Sendromu sizin için ne ifade ediyor?” soruları soruldu ve yanıtlar alındı.

Down Sendromu bulunmayan ve tırnak içinde “sağlıklı” insanlarda 46xx ya da 46xy kromozomları bulunur. Hamilelik sırasında yaşanan bir anomali sonrası oluşan 47. Kromozom ise bebeğin down sendromu ile dünyaya gelmesine yol açar bilgisi gene kendisine soru sorulan bir uzman tarafından açıklandı.

Ardından programcılar kendilerini tanıttılar, 47K Tan, 47K Hazal, 47K Recep ve 47K Naz tek tek kendileri hakkında bilgileri dinleyiciler ile paylaştılar. Onların peşisıra 46K Arzu ve 46K Halil kendilerini tanıttı.

Daha sonra programcılardan 47K Tan’ın, “47. Kromozom radarını çalıştırıyoruz” açıklaması ile ilk programın konuğu tiyatro sanatçısı Musa Uzunlar ile radarı çalıştıran Tan Aytız’ın geniş röportajını dinleme imkanını bulduk.

47. Kromozom'un ilk konuğu tiyatro sanatçıcı Musa Uzunlar (ortada, sandalyede oturan) oldu
47. Kromozom’un ilk konuğu tiyatro sanatçıcı Musa Uzunlar (ortada, sandalyede oturan) oldu

Program, Musa Uzunlar’ın 47K’ların kendi hayat öykülerinin aileleri tarafından kaleme alınan, “Bizim Hayat Öykülerimiz“in ilk bölümünde “Recep Karakan”ın hayat öyküsünü okuması ile sona erdi.

47. Kromozom’un ilk bölümünü buradan dinleyebilirsiniz

Gelecek hafta görüşmek üzere.

* 47K’lar ve 46K’larDown Senromlular kendilerini 47K olarak tanımlıyor. Bu durumda Down sendromu bulunmayanlar da 46K oluyor

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)