Ana Sayfa Blog Sayfa 3436

Avusturya seçimlerini Yeşil aday kazandı

Avusturya’da çok çekişmeli devam eden 2. tur Başkanlık seçimlerini Yeşiller’in desteklediği aday Alexander Van Der Bellen kazandı. Van der Bellen’in rakibi aşırı sağcı Özgürlük Partisi’nden Norbert Hofer idi. Dün gece sonuçlar çok az farkla %50 – %50 olarak duyurulmuştu. Bugün postayla gönderilen oyların sayılmasıyla Başkan belli oldu.

12

Van Der Bellen’in birkaç bin oy fark ile kazandığı Başkanlık seçimlerinin sonucunun canlı yayını yapan Avusturya medyasının internet siteleri seçim heyecanı karşısında çöktü. Sağcıların tekrar oy sayılması için başvuruda bulunacağı söyleniyor.

Van Der Bellen 72 yaşında ekonomi profesörü ve Yeşil Parti’nin eski lideri. Kampanyasının sloganı: “Avusturya’nın milliyetçiliğin çılgınlığından çıkan İkinci Dünya Savaşı’nın küllerinden nasıl doğduğuna tanık oldum.”

 

(Yeşil Gazete, BBC)

Meclis ‘düşerken’ direnci yükseltmek – Güven Gürkan Öztan

Güven Gürkan Öztan’ın bu yazısı Birgün Gazetesinden alındı

Bu yazı kaleme alınırken AKP kongresinde Saray operasyonu tamamlanıyor; genel başkanlığa ‘düşük profil’ transferi hormonlu bir temaşa eşliğinde evlerimize kadar giriyordu. Yıldırım’ı tebrik için birbirini ezen takım elbiseliler, müstakbel başbakana değil; Saray’ın hakimiyetine biat ettiklerini kanıtlama telaşındaydılar. Lider, dava, teşkilât üçlemesinde; ‹dava›nın liderin şahsi menfaatine indirgendiği bir dönemde teşkilât figüran ordusuna dönüşmüştü çoktan. AKP’li sözcüler bir ağızdan mesele ‘kişisel’ değil ‘sistem sorunu’ derken Hoca’yı harcadıklarını da; ‘düşük profilin’, başkanlığa getirilmesiyle vazifeli bir emireri olduğunu da ilan etmekteydiler. Cuma günkü muhalefetin dokunulmazlık hediyesi sonrasında rejim değişikliği ‘hızlı trene’ binivermişti zaten.

7 Haziran’dan bu yana Kürt siyasetini geniş cephe mücadelesinden dar mevzi savaşına mahkûm eden Saray stratejisi dokunulmazlık operasyonuyla taktiksel üstünlüğünü muhafaza etti. Dokunulmazlık hamlesi, sağın tüm aktörlerini Saray’ın arkasında toplama ve böylece MHP’yi mevcut haliyle gizli ve kontrol edilebilir bir küçük ortak olarak tutma amacına ulaştı. Yalnız Bahçeli ekibi değil Erdoğan’a mesafeli MHP’liler de Saray’ın oyununun parçası olmakta beis görmediler. Bununla da kalmadı dokunulmazlık kozu, laiklik mevzubahis olduğunda milliyetçi-muhafazakârlarla anlaşamayan ulusalcı kanadı “ortak düşman” etrafında bir araya getirdi. Barış talep etmekte ürkek ve çekingen olan ve AKP’ye ‘düşük profilli’ muhalefet eden kesimi Saray’ın kuyruğuna taktı. Böylece seçimden bugüne her gün biraz daha işlevsizleştirilen parlamentoya en öldürücü darbelerden biri vurulmuş oldu. Fiili başkanlık rejimi, arzu ettiği Meclis tablosuna oylama esnasında kavuştu.
CHP yönetimi, Saray’ın stratejisi karşısında kendi siyasi hattını netleştiremediği için önce sağa sola savruldu sonra da duvara tosladı. 14 yıllık yolsuzluk dosyalarının unutturulduğu, reddedilen gensoruların izlerine dahi sünger çekildiği bir dönemde dokunulmazlık konusunda demokratik bir alternatif oluşturacak bir kampanya dahi örgütleyemedi. Dokunulmazlık hamlesinin Kürt siyasetini hedef aldığı kadar CHP’yi ve tüm parlamenter sistemi de imhayı amaçladığını idrak edemedi, etmek istemedi. CHP yönetimi, referandum ihtimali baş gösterirse kendi pozisyonunu anlatamayacağını baştan o kadar net biçimde kabullenmişti ki karşı atak yapacak mecali dahi yoktu. Kılıçdaroğlu’nun yönetimden istediği 20 evet oyu bir siyasi fesih metniydi aslında. 7 Haziran öncesi ve hemen sonrasında CHP ve HDP arasındaki temasların mazide kaldığı resmileştirildi. Belli ki CHP yönetimi 10 Ekim’de barış talebi için ölen gençlik kolları üyelerini dahi unutmuştu. Oylamadan geriye kalan tek olumlu şey, hayır diyen CHP içindeki sol-demokrat kanattı ve bu kanat ilerleyen günlerde yönetimle çatışacağının sinyalini verdi.

Dokunulmazlık hamlesi, ilk aşamada HDP’li vekillerin bütünüyle Meclis dışına itilmesini değil susturulmasını amaçlıyor. Eğer Demirtaş’ın dediği gibi HDP’liler ifadeye gitmeme ve benzeri bir direniş sergilerlerse partinin simge birkaç ismi üzerindeki baskı linç kampanyaları eşliğinde ağırlaşacak, gözdağı operasyonları devam edecek. Davutoğlu’nun tasfiyesi sonrasında Saray’ın, masanın bir tarafında HDP’lilere yer vermek istemediği netleşti. Yaz aylarında en az şimdiki kadar şiddetli devam edecek gibi görünen çatışmalar sonrasında eğer bir daha müzakere başlarsa Saray’ın elindeki ‘rehin’ sayısı belli ki eskisinden daha çok olacak.

Sonbahara giden dönemde şimdilik her şey Saray’ın planlarına uygun seyrediyor. Buradan Ekim-Kasım döneminde yeni anayasa ve başkanlık sandıklarının kurulacağını kestirmek mümkün. CHP bu denli yalpalarken, HDP köşeye sıkışmışken, TSK-Saray-sermaye arasındaki ittifak yenilenmiş gibi görünürken demokratik bir seçenek inşa etmek mümkün mü? Bu sorunun cevabı, o meşum oylamada kahkaha atan milletvekillerini görünce rahatsız olan, İslamcı vakıflarda tacize uğrayan çocukları işitince kafasını kuma sokmayan, saltanat sevdasının demokrasinin ilgası olduğunu anlayan, savaş derinleşirken güvenli evinde gözü uyku tutmayan, demokrasi ve barış talep etti diye işinden olan akademisyene, gazeteciye destek vermek isteyen ama kendine politik zemin bulamayan kaç kişi olduğuna bağlıdır. Eğer o sayının yok’a yakın olmadığına inanıyorsak evlere, işyerlerine, fakültelere seslenmekten usanmamak ve asgari müştereklerde birleşilebilecek direngen bir siyaset örgütlemek gerekir. Aksi taktirde hiçbirimizin sızlanmaya, şikâyet etmeye hakkı yoktur.

güven gürkan öztanGüven Gürkan Öztan – www.Birgun.net

Konya’daki Meke Gölü yok olmak üzere

Konya’nın Karapınar ilçesindeki yeryüzünün en özel coğrafi zenginliklerinden Meke Gölü, yağışların azlığı ve yeraltı su seviyesinin düşmesinden ötürü kurudu.

Kuşbakışı görüntüsü mavi bir gözü andırdığı için ‘Dünyanın nazar boncuğu’ olarak nitelendirilen gölde ‘bir avuç’ su kaldı.

Fotoğraflar: DHA
Fotoğraflar: DHA

Selçuk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi ve Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Doç. Dr. Fetullah Arık, gölde kalan suyun da yağışlarla biriken su olduğunu söyledi. Sönmüş bir volkan kraterinden oluşan ve içinde adacıklar bulunan Meke, normalde yeraltı sularıyla besleniyor.

Gölün sonunu getiren, yıllardır süren kuraklık ve bilinçsiz sulama oldu.

Arık, Konya kapalı havzasında bu yıl yağış miktarında ciddi bir düşüş olduğunu söyledi ve şöyle konuştu: “Konya kapalı havzası, Konya, Karaman, Aksaray ve Niğde’den oluşuyor. Havza içerisinde yağışların uzun yıllar ortalaması metrekareye 310 milimetre şeklindeydi. Özellikle 2015 yılının tarımsal sulama mevsimi bitiminden sonra ciddi yağış düşüşleri oldu. Uzun yıllar ortalaması 60 kilogram olan Nisan yağışı, bu yıl 6,1 kilogram oldu, bu hemen hiç yağış olmadığı anlamına gelir.”

Yeraltı sularının seviyesi 2 metre düştü

24

Yeraltı su seviyesindeki düşüşün tarımsal sulamadan kaynaklandığına dikkat çeken Arık, “Geçen nisan ayına göre yeraltı su seviyelerinde ortalama 2 metre düşüş söz konusu. Son 30-40 yıllık uzun yıllar ortalaması 1 metre iken, 2015’den 2016’ya geçtiğimiz dönemde 2 metreye çıktı. Meke Gölü’nde su her sene daha derinlere gidiyor. Gölde şu an görülen su, yağışlarla biriken sular. Meke Gölü’nden 2006-2007’den sonra kuruma seyri tamamen negatif yöne devam etti” dedi.

Karapınar çevresi ve Meke Gölü, UNESCO kültür mirası ve jeolojik miras listelerinde yer alıyor. Konya havzasında aşırı su sarfiyatına neden olan şeker pancarı üretiminin yol açtığı kuraklık daha önce de gündeme gelmişti.

 

(Diken)

Anayasa Mahkemesi’nden Rize’deki HES’le ilgili ihlal kararı

Anayasa Mahkemesi, Rize ili Kalkandere ilçesi Soğuksu köyünde Cevizlik Hidroelektrik Santrali ile ilgili ihlal kararı vererek davanın yeniden görülmesini istedi.

ÇED alınmadı

Bianet’in haberine göre Soğuksu köyünde bulunan dört katlı bir binanın sahibi Mehmet Kurt isimli kişi başvurusunda Cevizlik Regülatörü ve Hidroelektrik Santralleri Projesi kapsamında birçok kişinin yaşadığı ve kendisinin de dört katlı bir binasının bulunduğu Soğuksu köyü sınırları içinde Orman Genel Müdürlüğünün verdiği ek karar üzerine inşa edilen şalt sahası hakkında ayrıca ÇED olumlu kararı alınması gerektiği hâlde bu kararın alınmadığını belirtti.

Kurt, taşınmazının hemen yanına inşa edilen şalt sahası kapsamında yüksek gerilim hatlarının evinin hemen üzerinden geçtiğini ve söz konusu iletim hatlarının 600 metre çevresine yaydığı radyasyonun kanser dâhil olmak üzere birçok hastalığa neden olduğunun bilimsel araştırma sonuçları ile ortaya konulduğunu, söz konusu tesisin çalışırken oluşturduğu sesin katlanılacak boyutların çok üzerinde olduğunu, bu nedenle çevre sakinlerinin günlük yaşamlarını sürdüremedikleri gibi gece uyumalarının da mümkün olmadığını ifade etti.

Söz konusu tesis hakkında ÇED raporu alınmaması nedeniyle açtığı davadan sonuç alamadığını belirten Kurt, Anayasa’nın 17. ve 56. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürdü.

Anayasa Mahkemesi de başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Karar, yeniden yargılama yapılmak üzere Rize İdare Mahkemesi’ne gönderildi.

 

(Bianet)

Uluslararası Af Örgütü: Sur’daki yıkım korkunç

Diyarbakır’da temaslarda bulunan Uluslararası Af Örgütü Orta Asya Direktörü John Dalhuisen sosyal medya hesabından Sur ilçesindeki yıkımın fotoğraflarını paylaştı. Dalhuisen, “korkunç” diye nitelendirdiği manzaranın fotoğrafına, “Bombalanmış, dümdüz edilmiş ve zorla alınmış. Bunun adı zorla yerinden edilmedir” notu düştü.

2020

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Salil Shetty, Orta Asya Direktörü John Dalhuisen ve Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner Diyarbakır’da bir dizi temaslarda bulundu.

Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) haberine göre Valilik, Büyükşehir Belediyesi ve öldürülen Baro Başkanı Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi ile temaslarda bulunan heyet aynı zamanda Sur’da da incelemelerde bulundu.

Sur’da çektiği fotoğrafları sosyal medya hesabından paylaşan Orta Asya Direktörü Dalhuisen, gördüklerini “korkunç” olarak nitelendirdi.

Dalhuisen, Sur’un 6 mahallesinde bir sene önce 24 bin kişinin yaşadığını, ancak şimdi kimsenin kalmadığını paylaştı.

Dalhuisen, Sur’un yasaklı bölgesinden paylaştığı ve evlerin enkazlarının dahi kaldırıldığı boş bir alanın fotoğrafına şu notu düştü: “Bombalanmış, dümdüz edilmiş ve zorla alınmış. Bunun adı zorla yerinden edilmedir.”

Büyük tahribatın verildiği Dört Ayaklı Minare’nin önceki ve sonraki halini gösteren fotoğraflar da paylaşan Dalhuisen, “Hayalet şehirde yasaklar dayatılıyor” diye yazdı.

 

(DİHA, IMC.tv)

Portekiz elektriğini 107 saat boyunca sadece yenilenebilir enerjiden karşıladı

Portekiz’in elektriği 107 saat boyunca sadece yenilenebilir enerjiden karşılandı.Portekiz’in sivil toplum örgütü Zero ve yenilenebilir sanayi derneği Apren’e göre Portekiz’in elektrik tüketimi 107 saat boyunda sadece yenilenebilir enerjiden karşılandı. Bu dönemde rüzgar kapasitesi ile talebin% 45’i karsilandı.

19

Portekiz’in şebeke verilerini inceleyen bu iki organizasyona göre 7-11 Mayıs arası yurt içi tüketimin (632.7GWh) % 45’i rüzgar ve %45’i hidroelektrik ile karşılandı. Diğer kısım ise güneş ve biokütle tarafından şebekeye aktarıldı. Ayrıca sadece küçük bir kısmı yenilenebilir olmayan 153.7GWh’ ise ihraç edildi.

Apren’in Başkanı Antonio Sa da Costa, “Bu bize % 100 yenilenebilir elektrik üretimi mümkün olduğunu ve bizim doğru yolda olduğumuzu gösteriyor”  dedi,

Portekiz’de faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu Zero başkanı Francisco Ferreira’ya göre ise “Yenilenebilir enerji, ülkenin tüketim ihtiyacının % 100’ünü tedarik ederek, İber Yarımadası ve Fransa arasındaki ufak bağlantıların önemli bir bölümünü ihraç edip besleyerek sert bir testi başarı ile tamamladı.’

İki başkan da Portekiz Hükümeti’nin güneş enerjisine inandığı takdirde bahar ve yaz aylarında Portekiz’in sadece %100 yenilenebilir enerjiden beslenebilmesinin sıkça mümkün olabilceğine inandıklarını vurguladılar.

17

Antonio SA da Costa, ” Mevcut güneş enerji kapasitesinin (450MW) on-onbeş kat arttırılması ile, güneş, rüzgar, ve hidro 2030’a kadar %30’luk yenilenebilir enerji kapasitesine ulaşılabilir’ dedi.

Portekiz’de 365 gün boyunca % 100 yenilenebilir elektriği sağlama enerji depolama sorunu çözerek enerji verimliliğini artırmak ile sağlanabilir. Apren, 2040 yılı hedeflerinin çok büyük problemler olmadan ulaşılabileceği kanısında. Fakat bu hedefe ulasilabilmesini kolaylastiracak olan Iber yarim adasi, Fransa ve Birlesik Kralligin ana elektrik hatlarinin birbirine baglanmasi olacak. Böylece hem üretim ve depolamada esneklik saglanabilecek, hem de gün isinlari farkindan faydalanilabilecek.

15

Sa da Costa “Eger Iber yarimadasi ve Birlesik Krallik da birbirine baglanabilirse, önerilen Hinkley Point nükleer enerji santralinin saglayacagi enerjiyi hem daha temiz hem de daha güvenli bir sekilde saglayabiliriz. Fakat ne Fransa, ne Birlesik Krallik ne de Ispanya’da bunu gerceklestirecek siyasi niyeti göremiyorum” dedi.

 

(Limitsiz Enerji, windpowermonthly.com, reshaber.com)

Altın Palmiye, “Ben, Daniel Blake” ile Ken Loach’un

Cannes Film Festivali’nde yaşanan büyük heyecan Altın Palmiye’nin sahibini bulmasıyla son buldu.

12

21 yapımın büyük ödül için yarıştığı festivalde, mutlu sona ulaşan ‘Ben Daniel Blake’ (I, Daniel Blake) filmiyle İngiliz yönetmen Ken Loach oldu. ‘İşçi sınıfının yönetmeni’ olarak adlandırılan İngiliz yönetmen Loach, 2006 yılında da aynı ödülü kazanmayı başarmıştı. Ünlü yönetmen son filminde de bürokrasinin girdabında sıkışan insan hikayelerini anlatıyor.

https://youtu.be/aLEPQ9FYU0U

İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin “Forushande (The Salesman)” isimli filmi en iyi senaryo ödülüne layık görülürken, filmdeki rolüyle Shahab Hosseini en iyi erkek oyuncu oldu.

En iyi kadın oyuncu ödülünü ise Filipinli yönetmen Brilliante Mendoza’nın “Ma Rosa” filmindeki rolüyle Jaclyn Jose aldı.

Cannes’da en iyi yönetmen ödülü ise “Graduation” isimli filmi ile Romanyalı yönetmen Cristian Mungiu ve “Personal Shopper” filmiyle Fransalı yönetmen “Olivier Assayas” arasında paylaşıldı.

Altın Palmiye Onur Ödülü ise Fransız aktör Jean-Pierre Leaud’e verildi. Leaud, Fransız Yeni Dalga akımının kurucularından François Truffaut’un filmlerindeki Antoine Doinel karakterini canlandırmış ve pek çok filmde rol almıştı.

2016 Cannes Film Festivali’nin tam ödül dağılımı ise şu şekilde:

13

Yarışma Bmlümü

Palme d’Or (Altın Palmiye) – I, Daniel Blake, yönetmen Ken Loach.

Grand Prix – It’s Only the End of the World, yönetmen Xavier Dolan.

Jüri Ödülü – American Honey, yönetmen Andrea Arnold.

En İyi Yönetmen – Olivier Assayas – Personal Shopper ve Cristian Mungiu – Graduation.

En İyi Erkek Oyuncu – Shahab Hosseini – The Salesman.

En İyi Kadın Oyuncu – Jaclyn Jose – Ma’ Rosa.

En İyi Senaryo – Asghar Farhadi – The Salesman.

Un Certain Regard

Prix Un Certain Regard – The Happiest Day in the Life of Olli Mäki, yönetmen Juho Kuosmanen

Jüri Ödülü – Harmonium, yönetmen Köji Fukada.

En İyi Yönetmen – Captain Fantastic, yönetmen Matt Ross.

En İyi Senaryo – Delphine Coulin and Muriel Coulin – The Stopover.

Özel Ödül – The Red Turtle, yönetmen Michael Dudok de Wit

Camera d’Or

Camera d’Or – Divines, yönetmen Houda Benyamina.

Critics’ Week

Critics’ Week Büyük Ödülü – Mimosas, yönetmen Oliver Laxe.

FIPRESCI

FIPRESCI Yarışması Ödülü – Toni Erdmann, yönetmen Maren Ade

Un Certain Regard FIPRESCI Ödülü – Caini, yönetmen Bogdan Mirica

Critics’ Week FIPRESCI Ödülü – Raw, yönetmen Julia Ducournau

Ecumenical Jury Ödülleri

Ecumenical Jüri Ödülü – It’s Only the End of the World, yönetmen Xavier Dolan.

Special Mentions – I, Daniel Blake, yönetmen Ken Loach; American Honey, yönetmen Andrea Arnold.

Palme Dog

Palme Dog – Nellie – Paterson.

 

(MUBI, Hürriyet)

Üniter aklın oyunları – Sennur Baybuğa

Sennur Baybuğa’nın bu yazısı Bas-haber sitesinden alındı

Sendikaların yıllar sonra ve tekrar boş bir laiklik söylemi ile miting düzenlemeye başlayacağı, solcu gazetelerin milli bayramları kutladığı şu zamanlarda, demokrasinin bir gün bahar suratı ile kendini göstereceği ve bunu da bizim başaracağımızla ilgili umudumu korumam için bir sebep yok. Ben tekkeyi kimin beklediği ile değil yıkılması zorunluluğu ile ilgilenen biriyim. Üniter devletin bas bas bağırıldığı ve sadece tek adama muhalefe indirgenmiş sığ muhalefetin, solun şarkılarına ilham olduğu şu dönemlerde, sosyalist iddia taşıyan gazetelerin manşetlerine milliliğe övgü dizen büyük kutlama telgrafları taşımalarının ne anlama geldiğini bilmeyecek kadar aptal değiliz hiçbirimiz.

Tuhaf bir ülke burası, birisi çıkıyor, bir grup çıkıyor, bir insan çıkıyor her neyse, iktidarda olduğu söylenen uzun boylu yönetici ya da parti aleyhinde büyükçe bir laf ediyor ve birden kahramanımız oluyor, bizim kahramanımız dikkatinizi çekerim, sonra yazılarından dip dip bir Kürd düşmanlığı, dip dip bir hak düşmanlığı, inceden bir ittihatçılık ama bir o kadar ağır cila ve biz o ince yazıların peşinde, toplantı salonlarında yerimizi alıyoruz alkışlamak için, sonra bir gün, pat diye ‘iktidarın’ suratını değil de mazlumun adını anmadığını fark ettiğimiz de düşmanımız oluyor. Bıktırıcı bir kısır döngü, 19 Mayıs tarihli sol gazeteleri okumamam gerekirdi. Özü şu ki; üniter devlet 60 yıldır da bu solun sevdasıdır, ittihatçılığa hiç girmeyeceğim bile, sağlarını tanıdığım zamanlardan konuşuyorum, kahramanlarımız nedenini bilmedikleri bir sevda ile severler bu cumhuriyeti, nedenini bilmeyiz zira kimse bize anlatmamıştır. Kürdler anlatıyor canlı canlı ama öğrenmeye niyetimiz yok hala, onları da kendimize bir güzel benzetmekteyiz ki tadından yenmez.

Dokunulmazlıklar kalksın mı kalkmasın mı oylamasının ikincisi bugün yapılacak, (tam ben yazıyı yazarken birinci madde 373 kabul oyu ile geçti) üç gün önce yapılan oylamada kararsızların ve boş oy atanların sayısını gördüğümde bu basiretsizler kurultayından bir şey beklememin manasız olduğunu anladım ben, gerisi ile ilgilenmiyorum. HDP ‘yi yazarken tirePKK yazan siyasi aymazlığın ve aklın, ülkede bir arada yaşamaya ve demokrasiye dair kafa yorduğunu düşünmüyorum.

Kaldı ki bugünkü referandum da dahil bize sürpriz gelmeyen, gelmemesi gereken her şeyin bu ülkede karşılığı var. Bu ülkenin ‘sol’unda, sağında ortasında, her daim düzenini kuran tüm temel ilkelerin bir karşılık ve ortaklık kurduğu, söz konusu millilik olunca, halklar kavramına bile aynı titreyen suratla bakanlar ülkesinde, yazık ki Türk ve yazık ki Sünni Müslüman’ın değilsen ne siyasetin ve ne de vicdanın öznesi olamayacağın aşikardır. Bütün hesaplar seçimler, kavgalar senin dışında sana rağmen olur ve senin dışında sürekli dönen o top asla sana pas edilmez, arada oyuna soktukları bir iki takımlar dışı destekçi oyuncunun senin takımında yedek gibi görünüp yine de masumca topu onlara kaptırmak için çevirdiği dalavereleri belki görürsün, genellikle görmezsin, zira eksik adamla oynamamak her daim hoşuna gider. Bu oyunu terkedip yeni bir ligde kendine yer bulmadıkça, her daim yenileceğin ve yenile yenile yorgun düşeceğin bu ülkede senin için pişmiş bir dilim ekmek var ise de bunu yedek oyuncu adındaki sahtekarlar ordusuna kaptırmamanın bir yolunu da artık bul isterim.

sennur baybuğaSennur Baybuğa – www.bas- haber.com

Alkışlıyoruz – Aydın Engin

Aydın Engin’in bu yazısı Cumhuriyet Gazetesinden alındı

MHP desteği yetmeyen AKP’ye, oylamanın sonucu belirleyecek aşamasında yaklaşık 20 milletvekillik bir destek vererek dokunulmazlıkları kaldıran, anayasayı çiğneyen, hukukun ırzına geçen değişikliğin referanduma filan kalmadan Meclis’ten geçmesini sağlayan sosyal demokratımtrak CHP’yi alkışlıyoruz!..
Referandum koşullarında “evet” deseler AKP ile el ele tutuşmuş görülecekleri için, “hayır” deseler HDP’nin yanında saf tutmuş görüneceklerine inandıklarından muhteşem bir siyasal çözüm bulup, AKP ile Meclis’te el ele tutuşup meydanlarda muhalefet (muhalefet?) yapacak CHP’yi alkışlıyoruz!..
Hiçbir CHP milletvekili “Ben evet oyu verdim” demiyor; hepsi “Hayır” oyu verdiğine yemin billah ediyor. Bu durumda bizleri çözümü imkânsız 316 AKP + 40 MHP = 376 denklemi ile başbaşa bırakan CHP’li siyaset cambazlarını alkışlıyoruz!..
Daha dokunulmazlıklar konusu Meclis’e geldiği günlerde “evet” oyu vereceklerini (vereceğini değil vereceklerini) ilan eden genel başkanlarına rağmen oylama günü grup kararı almadıklarını, hiçbir milletvekilini yönlendirmediklerini, onları özgür iradeleri ve vicdanları ile başbaşa bıraktıklarını söyleyerek övünen ve bizleri salak yerine koymakta sakınca görmeyen CHP’lileri alkışlıyoruz!..
Eğer anayasa değişikliği referanduma gidecek olsaydı yaz boyunca yurttaşlara neden “hayır” demeleri gerektiğini ayrıntısıyla anlatma fırsatı çıkacaktı. Çalışkan bir siyasetçi için bulunmaz bir fırsattı bu. Ancak ödlek siyasetçiler “Hayır, anlatamayız, halk bizi dinlemez. Çünkü halk cahil, Erdoğan ne derse koyun gibi onun dediğini yapar” dediler ve referanduma gitmeden demokrasinin işini Meclis’te bitirmeyi yeğlediler. Siyasal taşlamanın büyük ustaları Kurt Tucholsky ve Bertold Brecht’i bir kez daha haklı çıkardılar. Tucholsky ve Brecht’in otokratlar, diktatörler için söylediklerini Türkiye’ye uygulayıp “Bu halk bu muhalefete layık değildir, derhal feshedilmelidir” diye yazma olanağını bize veren ödlek siyasetçileri alkışlıyoruz!..
Dokunulmazlıklar konusunun tartışılmaya başlandığı ilk günlerden düne kadar “HDP ile yan yana görünmemek için” dokunulmazlıkların kaldırılmasına “evet” oyu vereceklerini açıklayan ve bunu söylerken “Peki, o zaman kimlerle yan yana görüleceksiniz” sorusunu aklına getirmeyenleri alkışlıyoruz!..

***

Not: Alkışlamaktan ellerim kızardı, kollarım yoruldu. Yazının da, alkışın da devamını siz getirin lütfen…

 

Aydın EnginAydın Engin – Cumhuriyet

“Fukuşima felaketinden çıkarılacak dersler” basın toplantısında paylaşıldı

21 Mayıs Cumartesi günü, Fukuşima’dan Çıkarılacak 10 Ders adlı kitapçığının hazırlığından ve basımından sorumlu komite, Birleşmiş Milletler tarafından 23 ve 24 Mayıs günlerinde İstanbul’da organize edilen  İnsani Yardım Zirvesi (WHS)’ne günler kala daha önce  duyurusunu yaptığımız gibi bir basın açıklaması düzenledi. Nükleersiz.org koordinatörü Pınar Demircan tarafından okunan metni aşağıda aynen paylaşıyoruz. Komite temsilcileri, basın açıklamasının ardından katılımcıların sorularını yanıtladı.

Fukuşima Kitapçığı Komitesi Elektirk Mühendisleri Odası’nın salonunda basının sorularını yanıtlıyor

 

Basın Toplantısının Amacı

  • Türkiye’de medyada yer alan haberlere göre sizlere nükleer santrallerin riskleri ve gelecekte olmazsa olmaz güvenlik koşulları  hakkında temel bir kaç soruyu düşündürmek.
  • Fukuşima’dan edindiğimiz bazı temel tecrübeleri, siz Türkiye’deki insanlara örnek olması, nükleer santraller hakkında fikir vermesi amacıyla paylaşmak.

Fukuşima Kitapçığı Komitesi kimdir?

  • Fukuşima Kitapçığı Komitesi, nükleer santrallerin teşkil ettiği riskleri afet risklerine atfedilen önem düzeyinde ele alır ve bu risklere ilişkin söylenen (nükleer santrallerde kazanın meydana gelmeyeceğini, nükleer santrallerin güvenli olduğunu iddia eden) yalanlara ve nükleer santrallerin geleceğin temel elektrik kaynağı olacağını savunan politikalara karşıdır. 2015 yılında Sendai Afet Riskleri Azaltma Çalıştayından çıkan ortak karar, gelecek toplumlara ve nesillere güvenli ve korunaklı bir yaşam ortamı sunmak için afet risklerini azaltmaya dönük çalışmak gerektiği yönünde olmuştur.
  • Bu bakış açısıyla tecrübelerimizden dersler çıkarmamız ve dünyanın daha iyi bir geleceğe sahip olması için Japonya’da yaşanan Fukuşima Nükleer Felaketinden öğrendiklerimizi yaygınlaştırmamız gerektiğine inanıyoruz. Umuyoruz ki, bu gibi çalışmalar halihazırda nükleer santrali olan ülkelerde yaşayanların karşılaşacağı riskleri azaltır ve  nükleer santral kurma planları yapan ülkelerde de hükümetler tarafından sunulan nükleer santrallerin riskleri hakkındaki farkındalığı arttırır.
  • Biz Japonya’nın nükleer santrallere olan bağımlılığını bir an önce tam ve kesin olarak sona erdirmesini istiyoruz. Nasıl olursa olsun şunu unutmayın ki, bir ülkede nükleer santralin kurulmasına veya kurulmamasına dair karar o ülkenin insanlarına aittir.
  • Yine umuyoruz ki, dünyadaki tüm insanlar Fukuşima’dan bir şeyler öğrenmiştir zira Japonya “nükleer santrallerin güvenli olduğu miti”ne inandığı için çok pişman ve enerji politikası kapsamında neyin riskli neyin sürdürülebilir olacağının geniş zeminde sağlanacak bir  konsensüsle kararlaştırılması gerektiğini anlamış bulunuyor.

 Ana Başlıklar :

  • Nükleer Atıklar: Japonya’da nükleer santrallerin atık yakıt çubuklarının bertarafı için henüz nihai bir depo alanı yoktur. Eğer halihazırda değerlendirilmekte olan seçeneklerden biri tercih edilse bile, değil Japonya’daki  hiç bir ülkedeki ömrü en fazla 10 yılla sınırlı olan hükümetlerin binlerce yıl sürmesi gereken depolama sürecini garantilemesi mümkün değildir.
  • Riskler : Tehlikeler doğal ya da insan eliyle olsun, sebebin kendisinden bağımsız şekilde bir kaza olasılığının sıfıra indirilmesi mümkün değildir. Geçmiş nükleer kazalar yol açtığı çevre, sağlık ve sosyal tahribat kazanın meydana geldiği alanla sınırlı değildir, aksine  küresel ölçekte etkili olmakla birlikte  yüzyıllarca sürmektedir. Unutmayın ki Japonya bile son derece gelişmiş sismik afet yönetim teknolojisiyle bu  kazanın önüne geçememiştir.
  • Nükleer Güç ve nükleer silahlar- aynı madalyonun iki yüzü : Nükleer santrallerin “barışçıl amaç” taşıdığı söylense de şunu unutmayın ki nükleer reaktörlerden çıkan kullanılmış yakıttan nükleer silah yapımında faydalanmak teknik olarak mümkündür. Dahası Uluslararası Atom Enerjisi ajansı gibi kurumlar tarafından oluşturulan uluslararası standartlar hükümetlerin ya da kuruluşların bu standartlara uymasını sağlamaya yetkili değildir.
  • İnsan Hakları : Bir nükleer kaza olmasa bile nükleer santraller bir çok “hibakuşa” yani radyasyon mağduru insan/topluluk Pek çok nükleer santral çalışanı radyasyona maruz kaldığı için çok ciddi sağlık problemleri yaşamaktadır. Şüphesiz nükleer santrallerin kullanılmaya devam etmesinin bu işçilerle bir ilgisi vardır (bu işçiler taşeron  hatta taşeronun konumunda çalıştırılır, Japonya’da gördük ki bu çalışanların sağlık kontrolleri de olması gerektiği gibi  yapılmıyor). Dahası araştırmalar göstermiştir ki bu operasyonlarda kaza olmasa bile nükleer santrallerin yakınlarında yaşayanlar çevreye yayılan radyoaktif maddeler  sebebiyle uzun dönemli sağlık kaybına uğramaktadır.  Bir de üstüne kaza meydana gelecek olursa bu bölgede yaşayanların tahliyesini sağlamaktansa insanların orada yaşamaları için öngörülen radyasyon sınır değeri yükseltilerek insanlar radyasyona maruz bırakılmaktadır.
  1. Eninde sonunda unutmayın ki bir nükleer kaza olduğunda gerek krizin yönetimi gerekse mağduriyet yaşayan insanlar için ödenecek tazminatlar sizlerin devlete ödediği vergilerden karşılanacaktır.
  2. Hayatımızda maddi manevi bir çok unsur dolayısıyla da kayıp söz konusu olabilir. Maddi olmayan unsurlarda yaşanacak kayıplar (aile, ilişkiler, yaşanılan çevre, aidiyet duygusu ve mutluluk) sözkonusu olduğunda bunların tazmin edilmesi mümkün değildir. Kaybınız hesaplanamayacak kadar çok olacaktır.
  3. Nükleer santralin diğer enerji kaynaklarından ucuz olduğu söylendiğinde bilin ki hesaplamalara bir kaza halinde yaşanacak kayıpların nasıl tazmin edileceği dahil değildir. Yine de siz şunu lütfen aklınızdan çıkarmayın: nükleer santrallerin altyapı maliyetleri için de harcanan sizin paranızdır, ödediğiniz her kuruşun nereye gittiğini bilmek de hakkınızdır.
  • Sürdürülebilir bir dünya : Bir nükleer kazanın etkisi on yıllardan on binlerce yıl sürebilir ki bu durum nükleer santrallerin sürdürülebilir bir dünya için temel problem olduğunu düşündürür. Bir nükleer kazanın meydana gelme olasılığının sıfır olmadığından böylesine büyük bir riske katlanarak devem etmek ve sürdürülebilir bir dünya kurmak mümkün değildir. Bu riskleri ortadan kaldıracak veya en azından azaltacak fikir ve eylemler çok değerlidir ve gereklidir. Yenilenebilir enerji kaynakları gelişirken kaynakları tüketmeyen, zararsız yaşam standartını yakalayabiliriz.   Geniş ölçekten  bölgesel yani daha yerel bir sisteme geçilmesi bile risklerin azalmasını sağlar.  Ve şimdi söylemenin tam zamanıdır ki Japonya, toplam 43 reaktöründen sadece 2’ si çalışır durumda olmasına rağmen enerji problemi yaşamamaktadır.                                                                  
  • Dikkat Çekilmesi gereken hususlar
  • Nükleer riskler afet risklerinin bir türüdür –Bu bağlamda riskin tanımını doğru ve şeffaf bir şekilde değerlendirmesini yapmak ve nükleer santralleri bir enerji kaynağı olarak görmeyi reddetmek önemlidir.
  • Asla sıfır kaza riski var senaryosu kabul edilemez→önceki deneyimler göstermiştir ki vaktiyle olmuş kazaların tekrar olmasının mümkün olduğunu her zaman akılda tutmalıyız.
  • Tarihsel sonuçlara erişmek mümkündür-Enerji politikalarını tartıştığımız bir dönemde Çernobil ve Fukuşima’dan bir şeyler öğrenmek önemli ve gereklidir.

Çeviri:Pınar Demircan

Fukuşima’dan Çıkarılacak 10 Ders Kitapçığı’nın Türkçesine buradan ‘dan ulaşabilirsiniz .

(Yeşil Gazete)