Ana Sayfa Blog Sayfa 3428

Kaz Dağları’na Nefes Ol: Dünya Çevre Günü Buluşması

Yaşam savunucuları 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde  termik santral ve vahşi madencilik projelerine karşı Kaz Dağları’nda bir araya geliyor. Çanakkale‘nin Yenice ilçesindeki “Kaz Dağları’na Nefes Ol” çağrılı dünya çevre günü buluşmasında, Yenice’nin bereketli tarım alanları, su kaynakları üzerinde, Kaz Dağları’nın eteklerinde yapılması planlanan Çırpılar Termik Santraline ve Çanakkale’de sayıları on yediye ulaşan kömürlü termik santral projelerine “dur” denilecek.

yenice afiş

İda Dayanışma Derneği, Yeşil Yenice DayanışmasıZirve Dağcılık, Çanakkale Kent Konseyi Çevre Meclisi ve Çanakkale Belediyesi tarafından organize edilen doğa buluşmasında yapılacak basın açıklamasında, Kaz Dağlarını ve bölgedeki yaşamı tehdit eden  kömürlü termik santrallerin yanı sıra  geçtiğimiz günlerde Çanakkale Valiliği’nin onayladığı Lapseki ilçesinde siyanürle altın arama iznine ve doğayı delik deşik eden vahşi madencilik faaliyetlerine de dikkat çekilecek.

“Kaz Dağlarına Nefes Ol’mak borcumuz”

Yaşam alanlarını ve doğayı yok eden uygulamalara karşı çevre mücadelesi veren herkesi Dünya Çevre Gününde Çanakkale’ye ve Kaz Dağlarına ses, nefes olmaya çağıran İda Dayanışma Derneği Başkanı İlhan Pirinçciler, “Kazdağları ve yöresi madencilere, termik santral projelerine peşkeş çekilmek isteniyor. Binlerce yıldır tüm insanlığa nefes olan Kazdağları’na nefes olma, ona borcumuzu ödeme zamanı.” dedi.

Buluşma noktası Yenice Camlı Kahve

Kaz Dağlarına Nefes Ol’mak için yola çıkacaklar 4 Haziran Cumartesi günü saat 10.30’da Yenice’deki Camlı Kahve’de buluşacaklar. Saat 08.30’da Çanakkale Cumhuriyet Meydanı’nda buluşma yerine araçlar da kalkacak. Basın açıklaması, doğa yürüyüşü ve bir gecelik çadır kampının öne çıktığı buluşma programının  sosyal medya sayfasında belirtilen diğer ayrıntılar şöyle,

10.30-11.30  Çanakkale Yenice ‘Camlı Kahve’de buluşma
11.30 Araçlarla Kireçtepe’ye hareket.
12.00-13.00 Kireçtepe’de buluşma.
13.00 Hacıahmet Çeşmesi’ne 3 km’lik yürüyüş.
14.00 Hacıahmet Çeşmesi’nde Toplanma
14.30-16.30 Hacıahmet Çeşmesi’nde yemek, müzik
akşam Mahmutoğlu Çeşmesinde çadır kampı

Nefes almak için nefes olmaya…

Geçen yıl 8-9-10 Mayıs’ta Bayramiç Ayazma’daki Kaz Dağları Buluşması‘ndan sonra aklını, kalbini Kaz Dağları’nda bırakanlara, termik santrallere ve madenlere karşı yaşamı savunurken umut arayanlara, yan yana durarak yalnız olmadığını hissetmeye ihtiyacı olanlara, nefes olmadan nefes alamayanlara Kaz Dağları’ndan son çağrıdır; çadırını, kalbini al, çık yola…

(Yeşil Gazete)

Mersin’de ‘Muamma’nın ortası

2. Mersin Onur Haftası’nda yolun yarısını da dün (1 Haziran 2016 Çarşamba) geçtik. Çarşamba günü, Haftanın ortası olması hasebi ile etkinliklerin vitesi de bir tık ileriye alındı.

(Foto: Şirin Şahin)
(Foto: Şirin Şahin)

İlk gün Hadra Hamamı Sanat Merkezi’nde ‘Muammalı Çok Hummalı’ sergisi ve LGBTQİ hareketine Mersin’de verdikleri desteklerden ötürü Akdeniz Belediyesi Eşbaşkanı Yüksel Mutlu, Mersin Barosu, Mersin 7 Renk gönüllüsü Gönül Tekniker ve Yrd. Doç. Dr. Ayşe Devrim Başterzi Çıngı‘ya dayanışma ödülleri verilmiş, ikinci günde ise Fanzin Kafe’de Volkan Eray ile Hülya Dolaş‘ın kolaylaştırıcılığı ve “hummalı bir kimlik deşifresi” şiarı ile ‘Kimlik Muamması – Kimlik Atölyesi‘ gerçekleştirilmişti.

Kimlik Muamması’nda katılımcılar kendilerine dayatılan çift cinsiyetli ve çift renkli nüfus cüzdanlarını reddederek kendilerine, kendi istedikleri alternatif nüfus cüzdanları oluşturma imkanı buldular.

Kavram Muamması

2. Mersin Onur Haftası’nın 3. günü olan dün ise iki etkinlik ile’Muamma” temalı haftanın ritmi de hızlandı.

Günün ilk buluşması Mersin Onur Haftası Hazırlık Komitesi’nin feminist üyelerinin kolaylaştırıcılığında düzenlenen, ‘Kavram Muamması’ atölyesi idi.

(Foto: Fırat Varatyan)
(Foto: Fırat Varatyan)

Park Cafe‘de 18:00’de başlayan atölyede Gonca Şahin Ocakçı, Özgecan Aşlamacı Şahin, Duygu Taner ve Nalan Turgutlu Bilgin, katılımcılar ile ortak bir şekilde toplumsal cinsiyete dair kavramların içlerini açtılar, kimi kavramı dönüştürüp, kimisinin içini boşaltıp, kimisininin ise altını kalın harflerle çizerek. “Aile”, “Kadınlık”, “Erkeklik”, “Hayat Kadını”, “Ahlak”, gibi pek çok kavramın masaya yatırıldığı atölyede toplumun dayattığı, TDK’nın  (Türk Dil Kurumu) dikte ettiği (hatta kimi zaman mevcut yönetimin de el vermesi ile yeni sulara yelken açtırdığı) kavramların teker teker üzerine gidildi, ayrıştırıldı ve yeni anlamları da belgelendi. ‘Erkeklik’ kavramı tartışılırken bir katılımcıdan gelen, “‘Erkek’ adamın, ‘Erkek’ sevgilisi olur” sözü ise Erk, Erkek, Erillik, Erkeklik kavramlarının yeni bir tanımı olarak akıllarda kaldı.

“Lezbiyen Forvet Sahayı Yala”

Mersin Onur Haftası’nda artık gelenekselleşen Homofobi-Transfobi Karşıtı futbol maçının hemen öncesinde halı saha üzerinde ise “Toplumsal Cinsiyet ve Spor Atölyesi” bekliyordu katılımcıları.

Karaca Halı Saha‘da gerçekleşen atölyede Çukurova Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’nda “Toplumsal Cinsiyet ve Spor Dersi”ni veren İrem Kavasoğlu, spordaki erkek egemen sistemi, bunun değiştirilmesi için yapılması gerekenler ile bu mücadelenin içinden örnekleri aktararak paylaştı.

Çukurova Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'nda "Toplumsal Cinsiyet ve Spor Dersi"ni veren İrem Kavasoğlu
İrem Kavasoğlu (Foto: Şirin Şahin)

Kavasoğlu, Ankara’da 2 yıldır devam eden Özgür Lig‘in de bu eril sistemin dışında bir örnek olarak görülebileceğini ifade ederken Özgür Lig’de mücadele eden Sportif Lesbon takımından Seçin Tuncel ise bir dönem kadın futbol liginin, oyuncular arasında lezbiyen ilişkiler yaşanıyor gerekçesi ile iptal edildiğini anımsattı.

Futbol dışından da örnekler veren Kavasoğlu erkeklere atfedilen güce dayalı Halter, Güreş, Boks gibi sporlarda ter akıtan kadınların ve lgbt bireylerin yaşadığı sorunlara değindi. Tenis’te çok baskın karakterler olan Williams Kardeşler’e (Serena ve Venus Williams) değinen İrem Kavasoğlu, Rusya Tenis Federrasyonu’nun Maria Sharapova‘yı öne çıkarmak için Williams kardeşlerin kas gücüne ithafen “Erkek kardeşler” gibi söylemler de bulunduklarını, kadın tenisçilerden kortun dışında “toplumsal cinsiyet” normlarına uygun şekilde giyinip davranmlarının beklendiğini ifade etti.

(Foto: Şirin Şahin)
(Foto: Şirin Şahin)

Yarım saatlik atölyenin ardından sıra Homofobi-Transfobi Karşıtı futbol maçına geldi. Hakemin bulunmadığı yarım saatlik maç sırasında taraftarların, “Dünya yerinden oynar, Dünya yerinden oynar, İbneler top oynasa, İbneler top oynasa” ile “Lezbiyen forvet sahayı yala” tezahüratları sahadaki mücadeleye renk kattı.

10

2. Mersin Onur Haftası Pazar akşamı düzenlenecek Onur Yürüyüşü ve Kapanış Partisine değin birçok etkinlik ile devam ediyor. Bugün (2 Haziran 2016 Perşembe) 14:00’de Akdeniz Belediyesi Kent Konseyi Salonunda LGBT İnsan Hakları Savunucularının Güvenliği Paneli, 20:00’de ise Forum AVM havuzbaşında Ritm Atölyesi olacak.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

 

 

Goril, çocuk ve iktidar – Orhan Kemal Cengiz

Orhan Kemal Cengiz’in bu yazısı ozgurdusunce.com sitesinden alındı

Geçtiğimiz günlerde ABD’de bir hayvanat bahçesinde bir goril öldürüldü.
Dört yaşındaki bir çocuk gorilin yanına düşmüştü.
Hayvanat bahçesi yetkilileri, başka şansımız yoktu, çocuğun öldürülmesini göze alamazdık, dediler.
Sonradan bir tartışma başladı, Goril çocuğu kurtarmaya mı yoksa hırpalamaya mı çalışıyordu?
Goril çocuğu oradan çıkaracak mı yoksa öldürecek miydi?
Saçma bir tartışmaydı bu aslında.
Yüzlerce kiloluk o goril saniyeler içinde o çocuğu öldürebilirdi ve sağduyu sahibi hiç kimse bu riski göze alamazdı.
Ama bana sorarsanız o gorilin öldürülmesinden dolayı hayvanat bahçesi sorumluydu.
Çünkü bütün bu olanlar, hayvanat bahçesindeki “sistemin” sorunuydu…
Eğer gorille ziyaretçiler arasında yeterli derecede güvenli duvarlar olsa, ne o çocuk yaralanacak, ne de goril öldürülmek zorunda olacaktı.
Bizim demokrasi adını verdiğimiz rejimler, ne gorillerin, ne de çocukların öldürülmesine izin vermeyen sistemlerdir.
Hukukla sınırlandırılmadığında, medya tarafından denetlenmediğinde bütün iktidarlar çok tehlikeli bir gorile dönüşürler; hak ve özgürlükler de onların önünde üç dört yaşındaki bir çocuğun çaresizliği içinde kalır.
Demokrasi, insanların oy verdiği bir sistem değildir sadece; belki daha önemlisi iktidarların tehlikeli bir gorile dönüşmesinin önüne geçildiği, iktidarların gücünün sınırlandığı rejimlerdir.
Türkiye’de muhafazakâr ve İslamcıların hatırı sayılır bir bölümü, iktidarın bir gorile dönüşmesini savunuyorlar. Halkın seçmesi, bir iktidara istediği her şeyi yapabilme yetkisini veriyor onlara göre…
İktidarın bütün gücü elinde bulundurmak istemesinde, yargıyı bile emri altına almak istemesinde bir yanlışlık görmüyorlar.
Yüksek yargı temsilcilerinin, AKP’yi doğrudan doğruya yönettiğini hiçbir şekilde saklamayan Cumhurbaşkanının önünde el pençe divan durmasında, onunla gezilere katılmasında, o muhalefeti eleştirirken avuçları patlayıncaya kadar alkışlamalarında bir yanlışlık görmüyorlar.
Sayın Cumhurbaşkanı “Yargının da yasamanın da yürütmenin de Cumhurbaşkanıyım” diyor.
Ama hiçbir adımıyla, hiçbir sözüyle Anayasa’da sözü edilen tarafsız ve partiler üstü bir cumhurbaşkanı gibi hareket etmiyor.
O yüzden, onun sözleri fiiliyatta, ben bunların hepsinin “başkanıyım”a dönüşmüş bulunuyor.
Yani hak ve özgürlüklerin küçük bir çocuk çaresizliğiyle, devasa bir gorile dönüşmüş bir iktidar karşısındaki durumundan söz ediyor bizlere…
İşte Gezi protestoları, tehlikeli bir gorile dönüşmüş bir iktidar karşısında insanların hak ve özgürlüklerini korumak için can havliyle giriştikleri bir mücadeleydi.
Demokrasi dediğimiz rejimler, insanları hak aramak için isyan etmek zorunda bırakmayan, insanları, iktidar karşısında, devasa bir gorilin önündeki dört yaşındaki çocuk gibi hissettirmeyen rejimlerdir.

Orhan Kemal Cengiz -www.ozgurdusunce.comorhan-kemal-cengiz-01

Duvarları konuşan şehir Belgrad ve başının belası kentsel dönüşüm

Yabancı bir şehirdeki ana caddeyi “Bizim İstiklal (Kızılay, kordon, … ) gibi işte” ile anlatmaya alışkın olan bir millete mensup olduğumdan olacak, biraz sonra tanışacağınız bölgeyi anlatırken bizim Tarlabaşı gibi diyeceğim.

Belgrad’dayım. Bugün Sırbistan diye adlandırılan bölgenin en baş başkenti Belgrad, yıllarca birçok devlete, dile, kültüre, özellikle de savaşlara, fetihlere başkentlik etmiş, şu an sınırında binlerce Suriyeli mültecinin Avrupa’ya girmek için beklediği bir şehir hakkında gizli olmayan ve Vikipedi’de yazmayan bir gerçeği, siz Yeşil Gazete’nin okuyucuları güzel insanlarla paylaşmak istiyorum: Belgrad’ın duvarları konuşuyor! Zamanın birinde inşa edilmiş binaların duvarlarından çıkan ikonlar, dökülmüş sıvaları, delikler, yamalar, (artık) amaçsızca ortada duranları, siyasi dışavurumları ve tabi ki grafitleri. En çok da grafitileri.

Fotoğraf: Pelin Atakan

Fotoğraf: Pelin Atakan

Fotoğraf: Pelin Atakan

Fotoğraf: Pelin Atakan

Fotoğraf: Pelin Atakan

Fotoğraf: Pelin Atakan

Fotoğraf: Pelin Atakan

Bizim Tarlabaşı gibi bir bölgeleri var. Ama daha bohemi. Sava Nehri’nin kıyısında, ismi Savamala. 2012’de yapılan Mikser Festivali’nden bu yana şehrin en hip yerlerinden biri. Sosyalist dönemden kalma terk edilmiş binalar ve depolar barlar ve cafelere dönüştürülmüş, sanat ve kültür konuşmalarının yapıldığı nefes alan bir mekan haline gelmiş. Şehrin görebildiğim kısmının duvarları en gevezesi bu bölgede. Yaşlı (ben dökülen demezdim) ve terk edilmiş ya da terk edilmemiş evler, şahane grafitiler, akşamın belli saatinden sonra canlanacak barlar, sakin cafeler arasından geçerek duvarları dinlemeye çalışıyorum. Bazen bir Charlie Chaplin filmi gibi dile ve kültüre inat anlatıyor anlatacağını bu duvarlar, bazen de anlayamadığım başka dillerde hikâyelerle dolu oluyor. Yalnız, başı dertte bizim Tarlabaşı’nın: Nehir kıyısında, muhteşem manzaralı, ulaşımı kolay, merkeze yakın gibi özelliklerinden dolayı jeopolitik özellikleri var, “pis”, “yıkık dökük”. Bölge “iyileştirilmek” isteniyor.

Fotoğraf: Pelin Atakan

Fotoğraf: Pelin Atakan

Fotoğraf: Pelin Atakan

Sırbistan hükümeti ile Birleşik Arap Emirlikleri’nden Eagle Hills isimli yatırımcı grup, Savamala bölgesinde Belgrad Waterfront (Belgrad Kıyı Projesi) isimli bir proje için anlaşmışlar ve 3,5 milyar Euro yatırım yapacakları konusunda birbirlerine söz vermişler.  Proje ofisler, lüks apartmanlar, 8 otel, Balkanların en büyük alışveriş merkezi (Tanıdık geldi mi?) ve Dubai tarzı 180 metrelik bir kuleyi içeriyor. Yüksek standartlarda bir yaşam tarzı kurgulanan bölgenin mevcut sakinleri ise sıradan vatandaşlar, çoğu çoktan göç etmek zorunda bırakıldı bile.  Vatandaşlar, projenin durulması için sık sık sokaklara çıkıyorlar.

Ne davimo Beogad, İngilizcesiyle Let’s not drown Belgrad (Belgrad’ı boğmayalım diye çevrilebilir ama kişisel görüşüm Belgrad’ı boğdurmayız diye çevrilmesi) isimli girişimin başını çektiği vatandaşlar, projenin sıradan vatandaşların zarar görmesi pahasına zenginleri daha zengin yapacağını iddia ediyor. Bunun yanında sınıra yığılmış mülteciler ve şehrin birçok altyapı sorunu çözüm beklerken bu kadar paranın lüks yapılara harcanması, projenin yerel mimarların ve vatandaşların fikri önemsenmeden yapılması, şeffaflıktan uzak olması ve Belgrad’ın en güzel manzaralarından birini kapatması da başka çıkma noktaları. Protestocular, 2015 yılındaki protestolardan birine köpükten yapılma, batmayan 2 metrelik koca bir ördek getirmişler ve bundan sonra protestolar geniş kitlelerce dikkat çekmeye başlamış. “Batmıyoruz, boğulmayacağız!” diyorlar yani.

Fotoğraf: Getty Images

Medya protestoları genellikle görmezden geliyor ya da köstek oluyor

Medyanın durumu felaket. Örneğin, geçen Çarşamba (25 Mayıs) gerçekleşen eylemlerin haberini Politika, Sırbistan’ın en eski günlük gazetesi, yalnızca 5. sayfadan “Protestocular Belgrad merkezine yürüdüler” başlığı altında verdi. Ve şöyle haber şöyle devam ediyordu: “Ne davimo Beograd isimli girişim binlerce vatandaşı topladı ve Nikola Pasic Meydanı’ndan Takovska Caddesi’ne kadar trafiği kapattı.” Medyanın geri kalanında eylemlerden bahsedilmedi bile.

Freedom House’un 2016 raporuna göre Sırbistan’daki gazeteciler gittikçe artan otosansür, politikacıların baskısına ve fiziksel saldırıya maruz kalıyorlar. Rapora göre, 2015’te basın özgürlüğünde en hızlı düşüşü yaşayan ülkelerden biri. Sırbistan’ın 5 puan aldığı bu cetvelde Türkiye de 6 puanla listenin 2.si. En hızlı düşüşü yaşayan ülke ise 7 puanla Bangladeş.

Fotoğraf: Ne davimo Beograd
Fotoğraf: Ne davimo Beograd

Dönüş yolunda bizi hava alanına götüren kibar ve iyi İngilizce konuşan şoförümüze Belgard Kıyı Projesi’ni beğenip beğenmediğini soruyorum. “Birçok insana iş sağlayacak ve ülkeye döviz getirecek” diyor. “Peki, karşı çıkan var mı bu projeye” diye sorduğumda oldukça kendinden emin “Hayır” diyor.

Tanıdık geldi mi?

 

Kaynağı belirtilmeyen fotoğraflar: Pelin Atakan

13-Pelin Atakan

 

 

Pelin Atakan

HDP’lilere ‘Syriza’ cezası: 10’ar ay hapis

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir il örgütü tarafından geçen 7 Haziran Genel Seçimi öncesi düzenlenen ve HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın da katıldığı mitinde, Yunanistan’ın iktidar partisi Syriza’nın Genel Başkan Yardımcısı Yiannis Bournous’a Valiliğe bildirilmeden konuşma yaptırdıkları gerekçesiyle yargılanan 7 HDP’li hakkında 10’ar ay hapis kararı çıktı.

İzmir 22. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki davanın bugün yapılan duruşmasına, tutuksuz yargılanan HDP İzmir İl eski Eş Başkanı Ahmet Cavit Uğur, Hacay Yılmaz, Süleyman Eryılmaz ve Elmas Çınar ile sanık avukatları Arif Ai Cangı ve Eylem Yıldız katıldı. Duruşmayı HDP İzmir Milletvekili Müslüm Doğan da izledi.

HALKLARIN DEMOKRATIK PARTISI (HDP) IZMIR IL ORGUTU TARAFINDAN GECEN 7 HAZIRAN GENEL SECIMLERI ONCESI DUZENLENEN VE HDP ES GENEL BASKANI SELAHATTIN DEMIRTAS'IN DA KATILDIGI MITINDE, YUNANISTAN'IN IKTIDAR PARTISI SYRIZA'NIN GENEL BASKAN YARDIMCISI YIANNIS BOURNOUS'A (FOTOGRAFTA), VALILIGE BILDIRILMEDEN KONUSMA YAPTIRDIKLARI GEREKCESIYLE 3 YILI KADAR HAPIS CEZASI ISTEMIYLE YARGILANAN 7 HDP'LI YONETICI HAKKINDA KARAR CIKTI.FOTO: IZMIR DHA) (ARSIV)

Tüm sanıkların avukatı olan Arif Ali Cangı, “Müvekkillerin savunmalarında belirtildiği, tutanaklarda görüleceği üzere söz konusu toplantı öncesinde kolluk görevlileri ile yapılan görüşmelerin tamamında Yunanistan’ın Syriza Partisi’nden bir temsilcinin konuk olarak geleceği konuşulmuştur. Gerek toplantı öncesinde gerekse toplantı sırasında ve sonrasında kolluk görevlileri tarafından Syriza temsilcisi konuğun toplantıya katılmasına dair hiçbir itiraz ve uyarı yapılmamıştır. Kaldı ki dava dosyasına sunmuş olduğumuz haber kupürlerinde görüleceği üzere müvekkillerin organize ettiği açık hava toplantısına Syriza temsilcisinin de katılacağı günler öncesinde kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. Müvekkillerin düzenledikleri açık hava toplantısına Yunanistan’daki iktidar partisi Syriza’dan bir temsilcinin katılması, kolluk görevlilerinin, dolayısıyla İzmir Valiliği’nin bilgisi dahilinde olmuştur. Toplantı öncesinde ve toplantı sırasında kolluk tarafından sanıklara hiçbir uyarıda bulunulmadığı için toplantının kanunsuz hale geldiği söylenemez. Açılan dava müvekkillerin ve yönetici oldukları Halkların Demokratik Partisi’nin siyaset yapma alanına meşru olmayan bir müdahale niteliğindedir. Bu şekilde Anayasanın 68. maddesi açık bir şekilde ihlal edilmektedir. Bu nedenle tüm sanıkların beraatine karar verilmelidir” dedi.

Avukat Eylem Yıldız da aynı yönde savunma yapıp, müvekkilerinini beraatine karar verilmesini istedi. Sanık Cavit Uğur da son savunmasında, “Bu seçim mitingiydi. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun mitingiyle bizim miting çakıştı. Bizim miting öne alındı. Eğer böyle olmasaydı, biz şimdi burada yargılanmayacaktık. Beraatime karar verilsin” dedi. Diğer sanıklar da beraatlerini istedi.

Hakim sanıkların işlediği suçun sabit olduğunu belirtip, önce 1’er yıl hapis cezasına çarptırdı, ardındanda duruşmalardaki iyi hallerini gözönüne alıp, cezalarını 10’ar ay hapese indirip erteledi.

Sanık avukatları kararı temyiz edeceklerini belirtti.

kaynak: http://www.izgazete.net

Tangodan mini eteğe, oradan brakisefal kafaya – Ahmet Demirel

30 Mayıs 2016’de AKP’li kadınlar Eskişehir’de CHP’li Odunpazarı Belediyesi’nin Uluslararası Ahşap Heykel Festivali kapsamında Kurşunlu Külliyesi’nde düzenlediği ‘tango, çaça, Hint ve modern dans’ gösterisine tepki gösterdiler. AKP İlçe Kadın Kolları Başkanı Esma Çakır tepkisini, “bir daha külliyede dansa, tangoya, çaçaya asla ama asla müsaade etmeyeceğiz” diyerek gösterdi.

***

Odunpazarı Belediyesi, ertesi gün basın kuruluşlarına, daha önce AKP’li belediye döneminde aynı külliyede yapılan mini etek giyen genç kızların defile fotoğraflarını servis ederek bu eleştiriyi karşıladı.

***

Belediye, “tamam biz külliyede ‘tango, çaça, Hint ve modern dans’ gösterisi yaptık ama sizinkiler de zamanında burada mini etekli defile yapmıştı” diyordu kısaca…

***

Bir yanlış eleştiriye bir başka yanlışla cevap.

***

Normalde “yaptığınız saçma sapan bir eleştiridir. ‘Tango, çaça, Hint ve modern dans’ gösterisinin neresi yanlış, bu elbette yapılır ve yaptık” demek varken, böyle bir cevap bana epeyce tuhaf geldi ve yıllarca önce yaşanan bir başka olayı aklıma getirdi

***

Hitler döneminde Almanya başta olmak üzere Avrupa’da faşizm yükseldiğinde ırkçı sözde bilimsel çalışmalarla medeni ulusların ırklarıyla gayri-medeni ulusların farklı ırklardan geldikleri ve üstün ırktan gelmeyenlerin medeniyetten uzak oldukları ispat edilmeye çalışılmıştı.

***

Bu çalışmalardan Türk ırkının da tehlikede olduğunu sezenler “sizin bu yaptığınız saçma sapan bir şey, hele aletlerle kafatası ölçerek kimin üstün kimin düşük ırklardan geldiğini tespit etmeye çalışmak ve buna göre milletleri birbirinden ayırmak tam bir deli saçması” demek yerine, aynı kafatası ölçüm aletine başvurarak ölçümler yaptı ve Türklerin de bütün medeni milletler gibi üstün ırktan geldiğini ispat etmeye çalıştı.

***

Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin 2-11 Temmuz 1932 tarihleri arasında Ankara’da toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi Türklerin de üstün ırktan geldiğini ispat etti (!). Tarih tezi çok özet olarak şöyleydi: Türklerin tarihi, Anadolu tarihi ve Osmanlı tarihinden ibaret değildi. Türkler, Türkiye’ye Orta Asya’dan göç etmişlerdi ve göçün nedeni oradaki olumsuz iklim koşullarıydı. Kökü milattan 20.000 yıl öncesine kadar uzanan Türkler aryan ırkındandı ve sarı ırk mensuplarıyla, özellikle de Moğollarla etnik ve ırksal bir bağlantısı yoktu. Bu açıdan bakıldığında, Türklerin ırk özellikleri bakımından medeni uluslardan herhangi bir farkı yoktu. Kökü bu kadar eskiye giden Türkler, İslam öncesinde 18 ayrı devlet kurarak siyasi varlıklarını ve Türk medeniyetinin ne kadar eskiye dayandığını göstermişlerdi. Ama Osmanlı dönemindeki hatalı yönetim Türk medeniyetine, siyasi ve kültürel kimliğine zarar vermişti. Tez Türklerin siyasal ve kültürel kimliğinde Osmanlı dönemine vurgu yapılmasını kesin olarak reddediyor ve İslam öncesindeki Türk devletlerine özel bir önem veriyordu.

***

“Ben tango gösterisi yaptıysam sen de mini etek gösterisi yaptın” cevabından hareketle laf bambaşka bir yere gitti. Olsun… Lafı daha da uzatmadan sözü Atatürk’ün uşağı Cemal Granda’ya verelim:

***

1930 yılında Ankara’dayız. O zamanın Millî Eğitim Bakanı olan Dr. Reşit Galip elindeki bir makineyle herkesin kafatasını ölçüyor. Dolikosefal mi, brakisefal mi? Yani biz hizmetkârların konuşmalarına göre hayvan mı, yoksa insan mı? Hatırımda kaldığına göre 77-79 gelen kafalar Dolikosefal, 81’den ileri olanlar da Fordman Brakisefal.

Atatürk’ün başı ölçüldü ve 81 geldi. Odadakiler sıraya girmişler, başlarının ölçülmesini bekliyorlar. Atatürk, Reşit Galip’e:

– “Çelebi’ninkini ölç,” dedi.

Öbürlerinden önce başım ölçüldü. 81 çıktı. Sevinmeğe başlamıştım. Öyle ya, Atatürk’le aynı kafa ölçüsü taşıyordum. Fakat sevincim uzun sürmedi. Atatürk:

– “Olmaz! O hayvan kafalıdır Bir yanlışlık olmasın,” dedi.

Nerdeyse ağlayacaktım. Alındığımı anlayınca gülmeye başladı. Tekrar dalıma basarak

– Baksana Çelebi’nin kafasına… O melon kafanın benimkiyle ilgisi var mı dedi.

(Cemal Granda, Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri, İstanbul, Fer Yay., 1971, s. 188).

Ahmet Demirel – marksist.orgahmet demirel

Türküleri iklim için seslendirdiler

Mavi Nota Halk Türküleri Topluluğu, dün (31 Mayıs 2016 Salı) İTÜ Taşkışla Yerleşkesi’nde iklim değişikliği meselesine bir kez daha dikkat çekmek amacıyla bir konser düzenledi.

55

Mavi Nota Halk Türküleri ve Folklor Araştırmaları Derneği Başkanı Rabia Kars, derneğin ve koronun amaçlarını anlatan, insanları ve üzerindeki tüm canlılarla birlikte gezegenimizi tehdit eden iklim değişikliği meselesine dikkat çeken konuşmasının sonunda dünya görüşü ne olursa olsun; kültürel, müzikal, folklorik ve doğal değerlerin; mavi gezegenimizin renklerinin, ikliminin korunması konusunda aynı heyecanı ve kaygıları taşıdıklarını kaydetti.

Koronun kurucularından ve koristlerinden Murat Kerim Erbaş da iklim meselesinin boyutlarından bahsettiği konuşmasında özellikle hayvansal üretimin iklim üzerine negatif etkisine vurgu yaptı ve tüketim-beslenme alışkanlıklarımızı yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini vurguladı.

İzleyicilere dağıtılan konser kitapçığında da İklim değişikliği meselesine yer veren topluluk Anadolu’nun değişik yörelerinden türküler seslendirdi. Makedonya’ dan bir halk şarkısının da yorumlandığı konser, koro şefi Çetin Akdeniz’ in bağlamasıyla yorumladığı bir ezgiyle sona erdi.

Mavi Nota Halk Türküleri Topluluğu

57

Adını Caz ve blues müzikte kullanılan, majör ve minör notalar arasında duraksayan, müzisyenin kişisel tarzına göre değişen istikrarsız notaların adından alan Mavi Nota Halk Türküleri Topluluğu, 2009 yılında benim de içerisinde bulunduğum ekolojik meselelere duyarlı bir grup amatör müzik sever tarafından kuruldu.

Kuruluşundan bu güne kadar Türk Halk Müziği sanatçısı, bağlama ustası Çetin Akdeniz ile çalışmalarını sürdüren topluluk İstanbul’ da ve Anadolu’ nun çeşitli kentlerinde çok sayıda konserler verdi.

56

Topluluk 2010’ da Trakya’ daki Ergene Nehri için gerçekleştirilen bir konserde Uzunköprü Belediyesi Bandosu, Muammer Ketencoğlu ve Almanya Freiburgh’ da bir otonom yerleşim korosu olan SUSİ Korosu ile birlikte İstanbul’ da sahne aldı.

2014 yılında Mavi Nota Halk Türküleri ve Folklor Araştırmaları Derneği adıyla kurumsal bir kimliğe de kavuşan topluluk, 12-13 Kasım 2015’ de İklim İçin Hareketi’ nin düzenlediği İklim Forumu’na destek olmak amacıyla gerçekleştirilen “İklim İçin Şarkı Söyle” projesi kapsamında kurulan “İklim Korosu”na koro üyeleriyle birlikte katılarak destek olmuştu.

 

Haber, Fotoğraf ve Multimedya: Ercüment Gürçay – İklim Hareketi Aktivisti

(Yeşil Gazete)

2015, ‘Yenilenebilir Enerji’de rekorların da yılı oldu

21. Yüzyıl için Yenilenebilir Enerji Politika Ağı (REN21), 2016 yılı Yenilenebilir Enerji Küresel Durum Raporu’nu yayınladı.

52

21. Yüzyıl için Yenilenebilir Enerji Politika Ağı (REN21), küresel düzeyde en kapsayıcı yenilebilir enerji analizi olan 2016 yılı Yenilenebilir Enerji Küresel Durum Raporu’nu yayınladı. Rapor, yenilenebilir enerjinin, artık tüm dünyada, rekabetçi bir temel enerji kaynağı olarak yerini sağlamlaştırdığını gösteriyor.

İngiltere, Hindistan, Almanya gibi ülkeler ile Avrupa Komisyonu, IRENA, UNDP gibi kuruluşların da üye olduğu REN21’in yayınladığı raporlar küresel düzeyde en kapsayıcı yenilenebilir enerji raporları olarak kabul ediliyor.

147 GWlık yeni kurulumla küresel rekor kırıldı

51

2015 yılı, yenilebilir enerji kurulumu için rekorların kırıldığı bir yıl oldu. Tarihteki en yüksek kurulumun gerçekleştiği 2015 yılında toplam 147 GW yenilenebilir enerji kurulu gücü sisteme katıldı. Ayrıca, modern yenilebilir ısıtma sistemleri kapasitesi de artarken, yenilenebilir enerjinin ulaşımda kullanımı da yaygınlaştı. Ademi merkezi yenilebilir enerji sistemleri giderek çok hızlı bir biçimde yaygınlaşıyor ve enerjiye erişim önündeki engelleri ortadan kaldırıyor.

Raporu yorumlayan, REN21 Genel Sekreteri Christine Lins, “Yenilenebilir enerji, fosil yakıt fiyatlarının tarihteki en düşük döneminde tarihi rekorlar kırdı. Fosil yakıtlar ucuz olmasına rağmen, ve fosil yakıtlara verilen teşvikler ile ortaya çıkan dezavantajlara rağmen yenilebilir enerji önemli rekorlar kırıyor. Yenilebilir enerjiyi desteklemek için harcanan her bir dolara karşı 4 dolar da fosil yakıtlara bağlılık için harcıyoruz. Fosil yakıtlara verilen finansal desteklere rağmen yenilebilir enerji yatırımları fosil yakıt yatırımlarını geçti.” dedi.

53

2015 yılında, 286 milyar dolarlık yatırımla, aynı zamanda yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımlar da rekor kırdı. 50 MW üzerindeki hidro yatırımları ile ısıtma ve soğutma sistemlerine yapılan yatırımlar da eklendiğinde bu rakam çok çok daha büyük. Özellikle, Çin’deki yenilenebilir enerji yatırımları ile, gelişmekte olan ülkeler ilk defa toplam yatırımda kalkınmış olan ülkeleri geçti.

Rapor, temiz enerji alanındaki en güncel büyüme verilerini de içeriyor.

Bu verilerden bazıları:

  • Yenilenebilir enerjiye yapılan yatırım 2015 yılında 285.9 Milyar Dolara ulaşarak rekor kırdı. Sektör bir önceki yıla göre yüzde 5 büyürken, bu rakam 2011 yılında kırılan son rekordan toplam 8 milyar dolar daha yüksek bir rakam.
  • Yenilebilir enerji önemli bir istihdam alanı olarak da ön plana çıkıyor. Şu anda 8.1 milyon insan doğrudan yenilebilir enerji alanında istihdam ediliyor.
  • Dünya’da ilk defa, kalkınmakta olan ülkelerde yapılan yenilenebilir enerji yatırımı kalkınmış olan ülkelerde yapılan yatırımı geçti.
  • 2015 yılında 147 GW yenilebilir enerji kurulu gücü sisteme katıldı. Bu tarihte karşılaşılan en büyük rakam.
  • 2015 yılında, yenilenebilir enerjiye yapılan yatırım kömür ve doğal gaz projelerine yapılan yatırımın  iki katına ulaştı.
  • Şu anda, Dünya’nın hemen hemen her ülkesinde (173 ülkede)  artık yenilenebilir enerji hedefi bulunuyor.
  • Fas, 160 MWlık PV kurulumu ile 2015 yılında en çok güneş kurulumu yapan ülke oldu.
  • Türkiye, Çin’den sonra en çok solar ısıtma sistemi kuran ülke oldu. Türkiye, küresel düzeyde de kurulu solar ısıtmak kapasitesi olan 4. ülke.

İlki 2005 yılında yayınlanan, Yenilebilir Enerji 2016 Küresel Durum Raporu, yenilenebilir enerji marketi, sanayisi, yatırımları ve politik gelişmeler hakkında dünya çapında hazırlanan en kapsayıcı rapor. Rapor, analiz veya tahminden ziyade, 700 araştırmacı ve yazarın sağladığı veriler ile hazırlanıyor.

Yenilebilir Enerji 2016 Küresel Durum Raporu‘nun tamamına buradan erişim mümkün.

 

(Yeşil Gazete)

 

Tiflis’te vegan kafeye ızgara etle saldırdılar!

Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te Neo-Naziler vegan kafeye ellerinde pişmiş hayvan etleriyle saldırdı. LGBTİ haklarını da destekleyen kafe sahipleri dayanışma çağrısı yaptı.

Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te bir vegan kafeye milliyetçi ve homofobik bir grup ızgara et ve sosislerle saldırdı. Pazar günü ondan fazla erkek ellerinde pişmiş hayvan etleriyle kafeye zorla girdi ve kafede bulunanlara et fırlattı.

49

BBC’nin haberine göre saldırganlar polis olay yerine ulaşmadan kaçtı. Polis ise kafe çalışan ve sahiplerini suçladı ve “Olanlardan siz sorumlusunuz” dedi. Kafe çalışanlarından bazılarını sorguladı.

Kafe sahipleri bu saldırının Neo-nazi gruplar tarafından gözdağı vermek için örgütlendiğini söyleyerek toplumsal dayanışma çağrısı yaptı.

LGBTİ haklarını destekleri için de hedefteydiler

Kiwi Kafe işletmecileri, LGBTİ haklarını destekledikleri için mekanın daha önce de hedef alındığını söyledi ve ekledi:

“Görünüşümüz, dinlediğimiz müzik, desteklediğimiz fikirler ve et yemiyor oluşumuzdan dolayı düşmanlık ve ayrımcılıkla karşılaşıyoruz. Bu zor zamanlarda kafeyi ziyarete gelirseniz, ne kadar çok olduğumuzu göstermiş olacağız.”

17 Mayıs Yürüyüşü’ne de saldırı olmuştu

48

Gürcistan’ın başkenti Tiflis’te 17 Mayıs 2012 ve 2013’teki Homofobi ve Transfobi Karşıtı Yürüyüşlere de saldırı olmuştu. 2013’te aralarında Gürcistan Ortodoks Kilisesi papazlarının da olduğu binlerce kişi polis kordonunu aşarak homofobi ve transfobi karşıtlarına saldırmış, 30 kişi yaralanmıştı.

Geçtiğimiz yıl ise yine Tiflis’te bir trans kadın öldürüldü, evi ateşe verildi. Yerel medyanın haberine göre, 10 Kasım 2014’te öldürülen 25 yaşındaki trans kadın daha önce televizyon programlarına katılan ve LGBT haklarıyla ilgili savunuculuk yapan bir aktivistti.

 

(BBC TürkçeKaos GL)

PayPal hesaplarıyla bağış kampanyası

PayPal’in Türkiye’deki hizmetine son verdiğini açıklamasının ardından Ekşi Sözlük’te başlatılan kampanyalarla PayPal hesaplarında kalan ve de PayPal’in minimum çekim tutarlarından küçük olduğu için çekilemeyecek paraları Lösemili Çocuklar Vakfı (LÖSEV) ve Ali İsmail Korkmaz Vakfı’na bağışlanıyor. Vakıflarda biriken para minimum çekim tutarlarından fazla olacağı için, PayPal’in kapatılacağı tarih olan 6 Haziran’dan önce vakıflarca çekilebilecek ve kullanılabilecek.

Bu kampanyayla LÖSEV’e 7 saat içerisinde 35bin TL para bağışlandı

 

LÖSEV’e PayPal üzerinden bağışta bulunmak için PayPal hesaplarından [email protected] adresine bağış yapılabilir.

Ali İsmail Korkmaz Vakfı’na bağışta bulunmak için: https://www.paypal.me/alikev

(Yeşil Gazete)