Ana Sayfa Blog Sayfa 3420

CHP’li Selina Doğan’dan Alperen Ocakları hakkında suç duyurusu

CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan, 2016 LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne yönelik tehditleri Meclis gündemine taşıdı.

CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan, Orlando’da gerçekleşen homofobik saldırı ardından LGBTİ’lere yönelik tehditleri TBMM Genel Kurulu’na taşıdı. Genel Kurul’da konuşan Doğan, ABD’nin Orlando kentinde LGBTİ’lere yönelik gerçekleştirilen nefret saldırısını kınadı.

50

Doğan, Onur Yürüyüşü için “Bu yıl yaptırmayacağız, olacak olanlardan sorumlu değiliz” açıklaması yapan Alperen Ocakları hakkında suç duyurusunda bulunarak İstanbul Valiliğini ve Emniyet Müdürlüğü’nü uyardı.

“İstanbul Valiliği ve Emniyet Müdürlüğü gerekli sorumluluğu almalı”

Türkiye’de LGBTİ örgütlerinin geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da gerçekleştirmeyi planladığı Onur Yürüyüşü’nü hatırlatan Doğan, “LGBTİ’ler, geçtiğimiz yıl çok ağır müdahalelerle karşılaştılar polis tarafından. Biz bu görüntülerin tekrar yaşanmasını istemiyoruz” dedi.

Doğan konuşmasında LGBTİ’lere yönelik basına yansıyan tehditleri de gündeme getirerek “LGBTİ’lerin yaşam haklarına yönelik çok ciddi tehditler var. Buradan İstanbul Valiliğine ve İstanbul Emniyet Müdürlüğüne sesleniyorum. LGBTİ’lerin en temel demokratik haklarını gerçekleştirmeleri için gerekli sorumluluğu alsınlar” şeklinde konuştu.

 

(Kaos GL)

Antarktika da CO2 400 ppm’i gördü: Bu 4 milyon yılda bir ilk!

Brian Kahn tarafından Climate Central‘da yayımlanan haberi Yeşil Gazete ekibinden Özge Geyik‘in çevirisiyle sunuyoruz.

***

Artık resmi olarak yeni bir Dünya’da yaşıyoruz.

1
23 Mayıs tarihinde Güney Kutbu Gözlem Evi’nde CO2 seviyesi resmi olarak 400 ppm sınırını aştı. Görsel: NOAA

Sanayi Devrimi’nden bu yana Karbondioksit (CO2) seviyesi düzenli olarak artıyor ve son yıllarda üst üste rekor kırıyor. Ancak şu an, rekorlar kitabına girecek ölçüde bir gelişme var. Dünya üzerinde 400 ppm CO2 seviyesini hiç deneyimlememiş son istasyon da artık tarih oldu.

Şimdi biraz 400 ppm tarihine bakalım. Üç sene önce, dünyanın en yüksek standartlarındaki gözlem evi sembolik 400 ppm sınırını aştı. Diğer gözlem evleri de atmosferdeki CO2 seviyesi arttıkça bu sınırı aşımını takip etti. Geçtiğimiz sene ise bu sınırı müşterek aştık bir aylığına.

Ulusal Okyanus ve Atmosfer Yönetiminin belirttiğine göre, son olarak Antarktika’nın uzak kesimlerindeki Güney Kutbu Gözlem Evi de 23 Mayıs’ta 400 ppm sınırını aştı. Bu, 4,000,000 (dört milyon) yılda bir ilk! (ve hayır, bu bir yazım hatası değil.)

Böylece gezegenin en ücra kıtası da taydaşlarıyla aynı düzeye geldi.

“Medeniyetten ne kadar uzaklaşsanız da CO2 artışı her yerde,” diye ifade etti Çevre Bilimi Araştırma Laboratuvarı’ndan (Environmental Science Research Laboratory) Pieter Tans. “New York’tan saldığınız karbondioksitin bir kısmı bir sonraki sene Güney Kutbu’nda gözlenecektir.”

Güney Kutbu Gözlem Evi 400 ppm’in altında sonuçlar verebilir tekrar, ancak bu hafta yayınlanan yeni bir araştırma gösteriyor ki gezegenimiz 400 ppm sınırını topyekün ve kalıcı olarak geçmiş olabilir. (en azından bizim ömrümüz boyunca)

400 ppm eşiğini geçmiş olmak oldukça sembolik olsa da insan faaliyetlerinin gezegenimizi nasıl derinden şekillendirdiğinin önemli bir anımsatıcısı. Geçtiğimiz 120 sene içerisinde deniz seviyelerinde yaklaşık 30 cm’lik ve küresel ortalama sıcaklıklarda 1°C’lik artışa tanık olduk. Arktik deniz buzulu 1970’lerden bu yana her on yılda %13.4 küçüldü, aşırı sıcaklıklar daha sık rastlanır oldu ve okyanuslar milyonlarca yılın en asidik seviyelerine ulaştır. Son olarak, yakın zamanda deniz mercan kayalıklarını tabiri caizse haşladık ve küresel ısınma dünya genelinde pek çok aşırı hava olaylarına sebep oldu.

Paris Anlaşması CO2 salımını azaltmak adına önemli bir başlangıç noktası olsa da iklim değişikliğinin en kötü etkilerinden kaçınabilmek için dünyanın bu konuyu ciddiyetle ele alması gerekecek. Salımları azaltmak dahi atmosfere her sene rekor seviyelerde CO2 yığmaya devam ettiğimiz gerçeğini değiştirmiyor.

Bu yüzden; Mauna Loa, Güney Kutbu’nda ve diğer bölgelerde CO2 seviyelerini takip etmek oldukça önemli. Bu takip, Paris Anlaşması ve benzer diğer anlaşmalarda atılan adımların ne kadar başarılı olduklarını ve hedeflerin tutturulup tutturulmadığını ölçebilir.

Tans, “Anlaşma imzalamış olmamız (iklim değişikliği) sorunun(un) çözüldüğü anlamına gelmiyor,” diye ekledi.

 

Haberin İngilizce Orijinali

Yazı: Brian Kahn

Çeviri: Özge Geyik

(Climate Central, Yeşil Gazete)

 

Türkiye Nereye?: Merkez yok edilmişken, gençlerin haklı isyanı – Sezin Öney

Sezin Öney’in bu yazısı www.haberdar.com sitesinden alındı

ABD’li sosyolog Edward Shils, 1961’de “Merkez ve Çevre” başlıklı makale yazdı. Shils’in, “Centre and Periphery” makalesinde şöyle deniliyordu.

“Her toplumun bir merkezi vardır. Her toplumun yapısında bir merkez bölge/nokta vardır. Bu merkez, toplumun ekolojik düzleminde yaşayan herkesi çeşitli şekillerde etkiler. Toplumun bir üyesi olma hali, ekolojik olarak belli bir sınırla çizilmiş bir alanda konumlandırılmış olma ve o alanda yaşayan diğer insanlarla ortak bir alana uyum sağlama ötesinde, bu merkez alan/noktaya olan ilişki çerçevesinde oluşturulur.

Merkez alan/nokta, yer olarak konumlandırılmış bir mesele değildir. Toplumun bağlı bulunduğu sınırlardaki alanla az veya çok bir ilgisi vardır. Fakat, merkeziliği, geometriyle tamamen alakasızdır ve coğrafya ile çok az ilintilidir.

Merkez, veya merkezi alan/nokta, değerler ve inançların odağında olduğu bir haldir. Toplumu yöneten değerler, semboller ve inançların düzeninin merkezidir. Merkezdir; çünkü, kesin ve azaltılamazdır ve böyle olduğu da, azaltılamayacağını dillendiremeyenler tarafından dahi hissedilir”.

Bu şekilde uzayıp giden, Shils’in “Çevre ve Merkez” makalesi, Türkiye siyaset bilimine onlarca yıl şekil verdi.

Ama, Edward Shils adını bugün Türkiye ve Türkiye çalışanlar arasında bilen, makalelerini okumuşlar azdır.

Zira, 1971’de Şerif Mardin, bu tezi Türkiye’ye uygulayan bir makale yazdı. Ama, Türkiye’de Mardin’i okuyan veya eserlerine referans veren çoğu kişi, tezin ilk ileri süren Shils kimdir, “çevre-merkez” tezinin orijinali nedir hiç bilmez herhalde…

Mardin’in Türkiye’ye uyarladığı “çevre-merkez” tezi son yıllarda tüm siyasi algımızı şekillendirdi; sıklıkla yinelenen kaba taslak bir okumaya göre, ‘merkez’ çeperinden dışarı itilenler, ‘çevre’, merkezin bir parçası olmaya çalıştı. Muhafazakarlar, İslamcılar, Kürtler, çeşitli etnik, dini, dışlanmış gruplar, merkezin bir parçası olmak için mücadele etti. İddialara göre AKP de, merkezi “dışlananlara” açtığı için başarılı oldu.

Merkezin çöküşü

Shils perspektifinden bakınca asıl gözüken, Türkiye’ye yansımış halinden farklı aslında; Shils’in asıl kastı, toplumun dengesi, merkez ve çevredekilerin bağları üzerinde incecik bir ip üzerinde yürüyen bir cambazın dengesi olduğu.

Türkiye ise, “merkez-çevre ilişkileri” açısından şu an nükleer bomba travmasını yaşayan bir ülke gibi. Değil toplumun üzerinde durduğu ince dengelerin alt üst olması, Türkiye’nin tüm varlığının merkezinde atom bombası patlatılmış gibi adeta.

Geçen Haziran’dan bu yana, yani bir yılda, tahmini olarak yaklaşık 6 bin kişi çatışma kurbanı oldu.

Yaklaşık yarım milyon insan da, evlerinden barklarından oldu; göç etmek zorunda kaldı.

Kürt nüfus ağırlıklı bazı ilçe ve şehirler neredeyse tamamen yıkıldı.

Dahası, 7 Haziran seçimlerinden bu yana politik kutuplaşmanın aşırı artması ve Kürt Sorunu’nun tamamen “şiddetle çözülebilecek bir terör meselesine” indirgenmesi, dahası son yıllarda (ve hala) radikal İslamcı terör örgütlerinin ülke genelinde rahatça hareket edebildiği bir ortama göz yumulması ve siyasetin bunca sorun içinde sadece başkanlık sistemi tartışmasına endekslenmesi, Türkiye Cumhuriyeti olarak bildiğimiz yapının merkezini yok etti.

Çünkü, yanlış politikalar, tüm ortak değerler sisteminin kalbinde bir atom bombası patlattı adeta.

Son bir yılda, Japonya’da Hiroşima’da 1945’te ne yaşadıysa insanlar; Türkiye toplumu aynı travma halini, ruhsal ve zihinsel boyutta yaşıyor.

Hiroşima’nın bir tanığı şöyle anlatıyor; “6 Ağustos 1945 sabahı, kör edici, bıçaklayıp geçen bir ışık ortaya çıkıverdi aniden; ve çevredeki her şey, tuhaf, mavimsi bir gölgeye büründü. Ardından da, şiddeti kemiklerime kadar işleyen adeta, şimşek gibi bir patlama meydana geldi; kulaklarım adeta ortadan biçildi, sağırlaştım”.

Bizim toplumumuzda da önemli bir kesim körleşti, sağırlaştı ve yanlış politikaların radyasyonu, tüm toplumun kemiklerine kadar işledi.

Türkiye’nin dört bir yanından, her türlü sınıf ve kesimden lise öğrencisi mezun olurken, o yüzden isyan ediyor. Büsbütün manasızlaşmış, epriyip çöken bir ülke düzeni olduğunu görüyorlar çünkü.

Artık “merkez” olma vasfını tamamen yitirmiş, saygınlığının üzerinde tepinilmiş Ankara’nın, Türk-İslam sentezi ideolojisi dayatmalarını, Ankara’dan uzanan zehirli sarmaşık gibi kollarla toplumu saran yolsuzluğu, insanları birbirine düşman eden politik kutuplaşmayı reddediyorlar.

Birbirine sürekli sataşan, birbiriyle dövüşen “merkez temsilcilerine”, siyasetçilerin bugünkü itiş kakış, seviyesizlik haline mi özenecekler “merkez” Ankara’ya bakıp?

Genç yaşta kalkıp bir sırt çantası dünyayı gezebilecekken, önlerine aşılmaz vize engelleri çıkarılmasına karşılık, meseleyi sadece ucuz bir pazarlık konusu yapan “devlet büyüklerine” isyan etmeyip de ne yapacaklar?

Sokağa çıkıp dilediklerince gezecek görecek yaşlarındayken, geçen yazdan beri gerçekleşen 11 terör saldırısının travmasını yaşamak zorunda kalmalarına ve devletten kimsenin sorumluluk alıp istifa etmemesine kızmayıp da ne yapacaklar?

Dahası bugünün gençleri, bilgiye anında erişebiliyor; dünyanın en iyi eğitim sistemleri, başka ülkelerde gençlerin ne kadar daha fazla hak ve özgürlüklere sahip olduğunu küçücükten öğreniyor; kendi halleriyle başka ülkelerin gençlerinin hallerini karşılaştırabiliyorlar.

Her şeyi geçtim; Google’a erişimin durduk yerde mahkeme kararı ile engellendiği ve engelleme kararı ile ilgili de açıklama bile yapılmadığı ülkede, neden liseliler isyan içinde diye soruyor muyuz gerçekten? “Google” gibi dünyayı değiştirecek fikirler üretecek gençler, tek tipleştirilmeye, baskılanmaya, boğucu bir geleceğe mahkum edilmeye çalışılıyorlar.

Gençlik işsizliğinin yüzde 20’lere vardığı, eş dost ahbap çavuş ilişkileri ile, kayırmacılıkla işlerin yürüdüğü bir ülkede, gençler elbette “yeter artık” der.

Sonunda, bugünün yeni mezun liseleri gibi haklarını arayan gençler kazanacak.

Zaman, onların yanında.

Keşke, bu okulların eski mezunları, liselilerin yaşamakta olduğu sıkıntılara karşı, müdür değişimleri, yeni yönetimlerin dayatmaları gibi konulara müdahale etmek için, öğrencilerle bugüne kadar daha aktif bir dayanışma içinde olsalardı.

Gençlerimiz, “abi-ablalarından” daha girgin, çünkü kaybedecekleri bir gelecekleri var. Daha sonraki kuşaklarda bir sinmişlik hakim olurken, “doğru olanı”, yapılması gerekeni hatırlatıyor liseliler.

Ve onlar, geleceklerini kazanacaklar.

Ancak, değişim korkusu arttıkça Ankara’nın, “suni merkezin”, çevreye olan baskısı da, aynı oranda çok çok artacak.

Sezin Öney – haberdar.com14-Sezin Öney

Emniyet’ten Figen Yüksekdağ’ın evine ‘baskın’ açıklaması

İstanbul’da MLKP üyesi olduğu öne sürülen 15 kişinin gözaltına alındığı operasyonda, HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın da evinin dün sabah basılmasına ilişkin İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden açıklama geldi. Açıklamada, “Adı geçen milletvekili ve eşiyle ilgili herhangi bir adli ve idari uygulama söz konusu değildir” dendi.

İstanbul’da dün sabah (15 Haziran 2016 Çarşamba) MLKP’ye yönelik gerçekleşen operasyonda HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın da evi basılmıştı

47

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, dün yapılan operasyonunda HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ’ın evine baskın iddialarıyla ilgili yazılı açıklama yaptı.

Açıklamada şöyle dendi:  “15.06.2016 günü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Şube Müdürlüğü koordinesinde, sol bir terör örgütünün üst düzey yöneticileri ile örgütün silahlı yapılanmasında faaliyet gösteren, Suriye’nin Ayn-El-Arap (Kobane) bölgesinde silahlı eğitim alıp silahlı/bombalı eylem gerçekleştirmek için ülkemize dönen, ilimizde örgütün organizesinde gerçekleştirilen korsan gösteri ve cezalandırma eylemlerine katıldıkları tespit edilen şüphelilerin yakalanmalarına yönelik 23 adrese eş zamanlı olarak yapılan operasyonlarda 13’ü ilimizde 1’i Sivas’da olmak üzere toplamda 14 şüpheli yakalanarak gözaltına alınmıştır.

Bu operasyon bir takım çevrelerde oluşan duyarlılığı istismar etmek üzere bazı basın yayın kuruluşlarınca ‘HDP Eş Başkanı ve Milletvekili Figen Yüksekdağ Şenoğlu’na yönelik bir adli süreç işletildiği’ yolunda gerçekle bağdaşmayan çeşitli haber ve yorumlara yer verilmekte olduğu görülmüştür. İstanbul Emniyet Müdürlüğü olarak terörle mücadele kapsamında İstanbul’umuzun huzuruna kasteden terör örgütlerine yönelik operasyonlarımız aralıksız devam etmektedir. Bu bağlamda Eyüp Karadolap Mahallesi’nde sol bir terör örgütünün faaliyetleri içerisinde yer aldığı değerlendirilen şüphelilerden Fadime Ç.’nin bulunabileceği adrese yakalama maksatlı operasyon düzenlenmiştir. Ancak operasyon anı itibariyle adı geçen kişinin sözü edilen adreste yakalanması mümkün olmamıştır.

HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ Şenoğlu’nun eşi S.Ş ve beraberindeki E.O’nun da bulunduğu bahse konu adreste yapılan operasyon kapsamında aranan Fadime Ç.’nin de kaldığı, ancak operasyon anı itibariyle bu eve gelmediği öğrenilmiştir. Evde kalanlardan alınan bu bilgi üzerine evde yapılan kontrolde Fadime Ç.’nin kullandığı belirtilen odada bahse konu kişinin pasaport ve özel eşyalarının bulunduğu görülmüş, hedef olarak aranan kişinin belirlenen adresinin doğruluğu da teyit edilmiştir. Adı geçen milletvekili ve eşiyle ilgili herhangi bir adli ve idari uygulama söz konusu değildir”

 

(T24)

Microsoft Linkedin’i satın alıyor

ABD’li Yazılım devi Microsoft, profesyonel iletişim ağı LinkedIn’i 26,2 milyar dolara satın almak üzere anlaşmaya vardığını duyurdu.

LinkedIn Yönetim Kurulu Başkanı Reid Hoffman “Bu LinkedIn için temellerin yeniden atıldığı bir gün” dedi. Satışın ardından LinkedIn’in üst düzey yöneticisi Jeff Weiner görevinde kalacak Microsoft’un CEO’su Satya Nadella’nın altında çalışacak.

46

Microsoft’un satın alma için hisse başına 196 dolar ödeyeceği bunun da LinkedIn hisslerinin cuma günkü kapanış seviyesinin yüzde 49.5’e denk geldiği belirtildi. Haber açıklanmasının ardından LinkedIn hisseleri New York Borsası’ndaki seans öncesi işlemlerde yüzde 49 yükseldi.

ABD merkezli LinkedIn şirketinin Mart 2016 sonu itibarıyla 400 milyonun üzerinde kullanıcısı bulunuyor. Şirket kullanıcıların 106 milyonunun aktif olduğunu belirtiyor. 2002’de kurulan ve 2011’de halka arz edilen LinkedIn, Türkçe dahil 24 dilde hizmet veriyor.

9 bin 200 çalışanı bulunan şirket 2015 yılını 3 milyar dolar ciroyla tamamlamıştı.

Satışın 2016 yılı içinde tamamlanması planlanıyor.

 

(BBC Türkçe)

Trans sanatçı Çağla Akalın’dan Alperen Ocakları’na yanıt

Alperen Ocakları Vakfı İstanbul İl Başkanı Kürşat Mican’ın, 26 Haziran’da yapılacağı duyurulan İstanbul Trans Onur Yürüyüşü’ne engel olacakları şeklindeki tehdit açıklamasına trans sanatçı Çağla Akalın’dan yanıt geldi.

45

Akalın, “Karamanda 45 çocuk tecavüze uğruyor neden bir açıklama yapmıyorsunuz? Genelevdeki kadınla birlikte olup ’Nasıl olsa onun işi bu, fahişe’ deyip gusül abdesti alıp temizlenip arınmakla olmuyor bu ahlak” dedi.

Alperen Ocakları Vakfı İstanbul İl Başkanı Kürşat Mican, “Sayın devlet yetkilileri bunlarla bizi uğraştırmayın. Ya gereğini yapın ya da biz gereğini yapacağız. Biz her şeyi göze aldık direk yürüyüşü engelleyeceğiz. Biz şimdi uyarıyoruz. Önceden olacakları bildirdik, bundan sonra olacakların sorumlusu biz değiliz” demişti.

Mican’ın açıklamasına cevap veren trans sanatçı Çağla Akalın, “Eşcinsellere sataşmanın iyi reklam getirisi olduğunu bilen ve anlayan bazı kurum ve kuruluşlar, eşcinsellik karşıtı açıklamalar yaparak hatta açıkça tehdit ederek gündemi bir hayli meşgul ediyorlar” ifadelerini kullandı.

Akalın ayrıca, “4 duvar arasında bütün çirkin fantezilerini benimle yaşayıp toplumda saygın olarak tanınan bilinen kişiler bizleri ahlaksız olarak yargılamadan önce vicdanı ve kendi ahlakı ile yüzleşmeleri gerekiyor.” dedi.

 

(Pembe Hayat.org)

GDO karşıtı çalışmalarıyla tanınan Prof. Chapela, Boğaziçi Üniversitesi’nde

Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü ve BEPAM (Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi), önemli bir konuğu ağırlıyor. UC Berkeley Üniversitesi Mikrobiyal Ekoloji Laboratuvarının kurucusu Prof. Dr. Ignacio Chapela, 16 Haziran Perşembe günü (bugün) Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Salonu’nda, “GDO Araştırmaları ve Üniversitelerin Ticarileştirilmesi” konulu bir konferans verecek.

Prof. Dr. Ignacio Chapela
Prof. Dr. Ignacio Chapela

Berkeley California Üniversitesi’nde mikrobiyal ekolog ve mikolog (mantar bilimcisi) olarak çalışmalarını sürdüren Prof. Dr. Ignacio Chapela, dünya kamuoyunun dikkatini 2001 yılında Nature dergisinde yayınlanan,transgenlerin yabani mısır popülasyonlarına geçişi üzerine yazdığı makaleyle çekmişti. Chapela, CaliforniaÜniversitesi’nin biyoteknoloji sektörü ile ilişkilerine yönelik açık eleştirileriyle ve daha sonra Üniversite ile yaşadığı anlaşmazlık ile de geniş çevrelerce tanınıyor. Prof. Dr. Chapela ayrıca doğal kaynaklar ve yerli haklarıüzerine yaptığı çalışmalarla takip ediliyor.

Kısaca çalışmaları

1959 doğumlu Prof. Dr. Ignacio Chapela, doktora araştırmasını 1980’li yılların sonunda Cardiff Üniversitesi’nde mikrobiyal ahşap çürüten mantar ekolojisi üzerine tamamladı. 90’lı yıllarda çeşitli araştırma kurumlarında, özel şirketlerde ve sivil toplum kuruluşlarında misafir öğretim üyesi olarak mantar ekolojisinin çeşitli dallarında araştırmalarını sürdürdü.

1996 yılında UC Berkeley’nin Doğa Bilimleri, Politika ve Yönetim (ESPM) Fakültesi’ne geçti. Yaprak yiyen karıncalar ile kültür mantarı arasındaki simbiyotik ilişkiüzerine çalışmalar yaptı. Araştırmada bazı yaprak yiyen karıncaların bir mantar soyunu “evcilleştirdikleri” ortaya koyuldu. Chapela günümüzde de bu simbiyozu evrimsel ve tarımsal perspektifler ışığında incelemekte ve bu durumu değiştirecek yöntemleri araştırmaktadır.

Chapela 2001 yılında Nature dergisinde yüksek lisans öğrencisi David Quist ile birlikte transgenlerin yabani Meksika mısırına geçişi hakkında ihtilaflı bir makale yayınladı. Makale, öne sürülen tezlerin doğruluğuna ilişkin olarak ve metodolojik açıdan tartışmalara yol açınca editör, yayınlanan makalenin savunulan tezi doğrulayacak yeterli kanıta sahip olmadığını belirttiği bir not yayınladı. Genetiği değiştirilmiş ürünlerin savunucularının pek çoğu ise bunu geri adım olarak kabul etti, ancak bu yorumun hatalı olduğu daha sonra kanıtlandı. 2003–2004 yıllarında iki bağımsız laboratuvarda yürütülen araştırmalar, Meksika mısırında transgenik DNA’nın bulunmadığı sonucuna vardı. Molecular Ecology dergisinin 2009 Şubat sayısında yayınlanan bir makalede Meksika mısırında transgenik DNA’nın bulunduğu ortaya kondu.

Chapela, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi Bitki ve Mikrobiyal Biyoloji Fakültesi ve bölümünün, özel bir ilaç şirketinden kamu denetimi ve ticaret gizliliği belgeleri karşılığında para aldığı anlaşmaya da şiddetle itiraz etmiştir. Lehine verilen bir oya rağmen, geçici kadro komitesinin aldığı kararla Chapela, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi kadrosundan çıkarılmıştır. Chapela 2005 yılında yeniden kadroya alınmıştır.

Chapela, Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi, Urbana-Champaign’deki University of Illinois ile bir petrol şirketi arasında, genetiği değiştirilmiş mikroorganizmalar ve bitkiler içerebilen biyoyakıt gelişiminin araştırılması amacıyla yapılan anlaşmaya, karşı çıkmıştır. Bağış 2007 yılında yürürlüğe girmiştir. Olayın detayları Alman belgeseli Gekaufte Wahrheit – Gentechnik im Magnetfeld des Geldes’te (Satın Alınmış Gerçeklik – Paradan etkilenen Gen Teknolojisi) geniş yer bulmuştur.

Chapela, Oaxaca eyaletinde, doğal kaynaklar ve yerli hakları gibi konuları araştıran bir Mikoloji Tesisi kurmuştur ve genetik kaynaklara ilişkin meseleler için Meksika, Kosta Rika ve Ekvator’daki yerel halklarla işbirliği yapmıştır. Biyogüvenlik ve biyolojik savaş konularında vatandaşların kaygılarını gösteren Günışığı Projesi’nde danışman kurul üyesidir. Genetiği değiştirilmiş organizmalar ve yemek sistemlerini konu alan The World According to Monsanto (Monsanto’ya göre Dünya) ve The Future of Food (Yemeğin Geleceği) gibi birçok filmde de rol almıştır.

https://youtu.be/N6_DbVdVo-k

Chapela, San Francisco Körfez Bölgesi Grubu Retort kolektifinin de bir üyesidir

 

(boun.edu.tr)

Yüksek Seçim Kurulu, Engelli Seçmene tazminat ödemeye mahkum oldu

7 Haziran Milletvekili Genel Seçimi’nde sandığa erişemediği için oy kullanamayan Salim Türk’ün açtığı davada İzmir 6. İdare Mahkemesi, Yüksek Seçim Kurulu’nu (YSK) 2.500 TL tazminat ödemesine hükmetti.

40

YSK 2011 Genel Seçimi sonrasında  da yine oy kullanamayan engelli bir seçmenin başvurusunda tazminat ödemeye mahkum edilmişti. Koordinatörlüğünü Eşit Haklar için İzleme Derneği‘nin yaptığı ve 2011 yılından beri tüm seçimlerde seçme ve seçilme hakkına erişimi izleyen Seçim İzleme Platformu  engelli seçmenler için sandığa erişim sorunu yanında engellilerin mecliste temsili, işitme engelli seçmenler bakımından işaret dilinde seçmen eğitimi, seçmen kütüklerine kayıt ve erişim, okuma yazma bilmeyen işitme engellilere sandık başında işaret dili tercümanı bulundurulması konularını raporlayıp ve gerekli önlemlerin alınması için YSK’ya başvurular yapıyor.

Salim Türk’ün açtığı davada da mahkeme; “Kamu idareleri yapmakla yükümlü oldukları kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getirilmekle yükümlüdürler. İdarenin bu yükümlülüğünü hiç veya gereği gibi yerine getirmeyerek kötü veya geç işlemesi ve bu yönden bir zarara neden olması halinde zararı tazminle yükümlü olduğu idare hukukunun bilinen ilkelerindendir.

38

Olayda, davalı idarece, seçmen sandığının özürlü olan davacının ulaşarak oyunu kullanabileceği şekilde planlanarak yerleştirilmesi gerekirken, bu hususa riayet edilmeyerek seçmen olarak kayıtlı bulunduğu 2102 nolu sandığın Çamlıkule İlköğretim Okulu’nun üst katına konulduğu,  bu nedenle davacının oyunu kullanamamasında davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu sonucuna varılmıştır.” hükmüne vararak YSK’yı tazminat ödemeye mahkum etti.

Kararın tam metnine bu linkten ulaşmak mümkün.

 

(Eşit Haklar.org, Yeşil Gazete)

 

 

12 günde 52 Liseden protesto içerikli bildiri

İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin mezuniyet törenindeki protestosunun ardından geçen 12 günde bildiri yayınlayan lise sayısı 52’ye çıktı.

37

Bianet’in liselerden bildiri geldikçe sürekli güncellediği haberine göre 4 Haziran’da İstanbul Erkek Lisesi mezuniyet töreninde öğrencilerin bildiri yayınlamasının ardından geçen 12 günde 52 liseden öğrenciler bildiriler yayıladı. Her gün yeni bir liseden yeni bildiri geliyor.

Yönetici ve öğretmenlerin görevden alınması, kadın öğrencilere dönük ayrımcılık, okuldaki yaşam alanlarının kısıtlılığı, idarenin etkinlikleri engellemesi, bilimsel eğitimden uzaklaşma, dini içerikli etkinlikler bildirilerde dile getiren ortak sorunlardan. Hemen hepsinde dayanışma vurgusu yer alıyor.

Şimdiye dek öğrencileri bildiri yayınlayan liseler şöyle:

36

İstanbul Erkek, Beyoğlu Anadolu, Galatasaray, Beşiktaş Atatürk Anadolu, Kadıköy Anadolu, Vefa Lisesi, Notre Dame de Sion, Bakırköy Anadolu, İzmir Atatürk, Beşiktaş Anadolu, Ankara Gazi Anadolu, İzmir Fen, İstek Vakfı Atanur Oğuz, Etiler Anadolu, Pertevniyal, Samsun Anadolu, Cağaoğlu Anadolu, İzmir Çiğli Fen, Bornova Anadolu, Erenköy Kız, Eskişehir Kılıçoğlu Anadolu, Eskişehir Salih Zeki Anadolu, Seyitgazi Sağlık Meslek, Cihat Kora Anadolu , Samsun Sosyal Bilimler, Ankara Türk Telekom Sosyal Bilimler, Teğmen Ali Rıza Akıncı Anadolu, Suzan Divrik Mesleki Teknik Anadolu, İzmir Karşıyaka Anadolu , Ziraat Bankası Balıkesir Fen , Hisar Okulları, Zuhal Dörtçelik (Şenipek) Endüstri Meslek , Çamlıca Anadolu , Yıldırım İMKB Mesleki ve Teknik Kız Anadolu , Yıldırım Beyazıt Anadolu, Uğur Temel, Kırklareli Anadolu, Kırklareli Atatürk Anadolu, Kırklareli TOBB Anadolu, Ankara Atatürk Anadolu, Nişantaşı Nuri Akın Anadolu, Korkmaz Yiğit Anadolu, Bakırköy Kartaltepe Mesleki ve Teknik Anadolu, Kepez Mesleki ve Teknik Anadolu, Çorlu Anadolu, Zeynep Kamil Mesleki Teknik ve Anadolu, Aydın Doğan Mesleki ve Teknik Anadolu, Hasan Hüseyin Akdede Fen, Mersin Anadolu, İzmir Narlıdere Cahide Ahmet Dalyanoğlu, Cumhuriyet Nevvar Salih İşgören Kız Teknik ve Meslek.

İstanbul Erkek Lisesi’nde başladı

Bildiriler 4 Haziran’da İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerinin mezuniyet töreninde müdüre sırtlarını dönerek bildiri yayınlamasıyla başladı.

Okulda gelenekselleşmiş öğrenci etkinliklerinin içeriklerinin kısıtlanması ya da iptali, kadın öğrencilere kıyafet kısıtlamaları, iptal edilen panellerden söz ediyorlardı.

Bu kısıtlamaların yeni gelen müdür ile yaşandığını anlatıyorlardı. Müdür atamalarının ardında  “proje okul” uygulaması vardı. Milli Eğitim Bakanlığı, yaklaşık bir yıl önce İstanbul’daki 11 lisenin okul müdürlerini kendisi atamaya başladı. Daha önce liseye ait vakıfların da görüşü alınarak bazı sınavlara tabii tutulan, aynı okulda öğretmen ya da müdür yardımcılığı yapanların müdür olarak görevlendirildiği okullarda bu sistem yapılan yasal düzenlemeyle kaldırıldı. Milli Eğitim Bakanlığı’na bazı okulları seçerek “Proje Okul” yapma, öğretmen ve müdürlerini de sınavsız atama hakkı veren yasal düzenleme, dershaneler yasası olarak bilinen 652 sayılı Kanun hükmünde kararname ile yapıldı. Yasa MEB’e, Proje Okullar’a öğretmen ve yöneticileri sınavla değil, doğrudan bakan tarafından atama yetkisi veriyor.

 

(Bianet)

24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası güvenliği için imza kampanyası

“Örgütleniyoruz” temasıyla 20-26 Haziran 2016 tarihleri arasında gerçekleşecek 24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nda paneller, atölyeler, forumlar gibi birçok etkinlik yer alacak. Geçtiğimiz yıl polis saldırısı ile engellenmek istenen Onur Yürüyüşü’nün güven içinde gerçekleşmesi için bir imza kampanyası başlatıldı.

33

Gelenekselleşen İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası bu yıl 24. yılını kutluyor. “Örgütleniyoruz” temasıyla gerçekleşecek 24. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası etkinlikleri, 20-26 Haziran 2016 tarihleri arasında, Taksim ve çevresindeki birçok mekanda ücretsiz olarak gerçekleşecek.

12 yıldır on binlerce insanın katılımıyla düzenlenen, ancak tarihinde ilk kez geçen yıl engellenmek istenen İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nün 14.’sü için, anayasal hakların güvence altına alınması ve güvenliğin sağlanması için tr.prideistanbul.org adresi üzerinden bir imza kampanyası düzenlendi. İmzalar, yürüyüşün polis müdahalesi olmadan güven altında yapılabilmesi talebiyle İstanbul Valiliği’ne teslim edilecek.

32

Onur Haftası Komisyonu, çağrı metninde “Her yıl on binlerce kişiye ulaşan kalabalıkla, barış içinde gerçekleşen İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü için bu yıl da sokaklarda olmak istiyoruz. Orlando katliamının ertesinde, LGBTİ+’leri tanımayanlara, aşkı baskılayanlara, nefret kusanlara inat sesimizi yükseltelim” diyor.

30

İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın “Örgütleniyoruz” başlıklı bu yılki teması çerçevesinde 17 şehirden 18 LGBTİ+ örgütü Onur Haftası etkinliklerinde olacak: Düzenlenecek forumda, Eskişehir, İzmir, Antakya, Diyarbakır, Mersin, Gaziantep, Afyon, Adana, Çanakkale Trabzon’un da aralarında olduğu şehirlerden gelen aktivistler, LGBTİ+ dernekleri, sendikaların ve siyasi partilerin LGBTİ+ örgütlenmeleri, LGBTİ+  öğrenci kulüpleri ve bağımsız aktivistler bir araya gelecek, sokağa çıkmanın bile zorlaştığı günlerde bir araya gelmenin hallerini, bu koşullarda örgütlü olmanın alternatif yöntemlerini, neler yapıldığı ve neler yapabileceğini konuşacak.

34

Bu yıl hiç kimsenin cinsel, romantik ve cinsiyet kimliğinin hiçbir şekilde geride bırakılmaması için LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) kısaltmasının sonuna ilk defa artı eklendi. Onur Haftası Komisyonu bu isim güncellemesiyle “hareketimizde aslında gökkuşağı paletinin tüm kombinasyonlarının var olduğunu ve dışarıdan bakarak kimseye kimlik tayin edemeyeceğimiz bilincinin toplumsallaştırılmasını” amaçladıklarını belirtti.

 

(Kaos GL)