Ana Sayfa Blog Sayfa 3421

Eğirdir ‘yavaş şehir’ yolunda

eğirdirIsparta’nın Eğirdir ilçesi Türkiye’nin 12. Yavaş Şehri olmak istiyor. İzmir’in Seferihisar ilçesiyle başlayan yavaş şehirler kervanına katılmak isteyen Eğirdir’in başvurusunun bu sene içinde karara bağlanası bekleniyor.

Eğirdir ilçesinin sakin şehir olma talebi üzerine ilçeye gelen Cittaslow Türkiye Bilim Komitesinden Prof. Dr. İrfan Arıkan, Prof. Dr. Murat Barkan, Ferhat İlker Ünsever ve Cittaslow Türkiye Teknik Koordinatörü Kamuran Bülent Köstem ile Candaş Balta ve Samet Akboğa, Eğirdir Belediye Başkanı Ömer Şengöl eşliğinde ilçenin tarihi ve turistik yerlerini gezdi.

Ziyaret sonrası açıklamada bulunan Cittaslow Türkiye Bilim Komitesinden Prof. Dr. Arıkan, aday üye kentleri ziyaret ettiklerinde, Cittaslow kriterlerini şehirle özdeşleştirmek için genellikle öneriler verip, görüşler aldıklarını fakat Eğirdir’in gerekli tüm özellikleri taşıdığını ve muazzam bir şehirle karşılaştıklarını söyledi.

Eğirdir’in Cittaslow birliğine üyeliğinin Haziran ve Eylül aylarında Türkiye’de ve İtalya’da yapılacak Cittaslow Genel Kurulu toplantılarında gündeme alınacağını belirtti.

cittaslowTüketim odaklı hayatın insanlara mutluluk ve huzur getirmediği, insanların farklı bir yaşam biçimi aramaları kentsel boyutta Cittaslow hareketini ortaya çıkarmıştır. Cittaslow felsefesi yaşamın, yaşamaktan zevk alınacak bir hızda yaşanmasını savunmaktadır. İlk olarak İtalya’da ortaya çıkan Cittaslow hareketi, insanların birbirleriyle iletişim kurabilecekleri, sosyalleşebilecekleri, kendine yeten, sürdürülebilir, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkan ama aynı zamanda alt yapı sorunları olmayan, yenilenebilir enerji kaynakları kullanan, teknolojinin kolaylıklarından yararlanan kentlerin gerçekçi bir alternatif olacağı hedefiyle yola çıkmıştır.

Bu felsefeden hareket eden Cittaslow  ağında Türkiye’den 11 yavaş şehir bulunuyor: Seferihisar, Yenipazar, Gökçeada, Taraklı, Uzundere, Akyaka, Halfeti, Perşembe, Şavşat, Yalvaç, Vize. Bu yerleşimler Cittaslow tarafından belirlenen belirli standartları karşılamaları ve kendilerine bazı hedefler koymaları esasına göre seçiliyorlar.

 

Yeşil Gazete

 

Homofobi bir hastalıktır! – Leyla Alp

Leyla Alp’in bu yazısı t24.com.tr sitesinden alındı

Doğduğumda bebektim. Evet bir kız çocuğu olarak dünyaya gelmiştim. Ama doğduğumda sadece bebektim. Ne asker, ne kadın… Bebeklerle oynamayı seven bir çocuk değildim. Futbol oynardım ve iyi kaleciydim. Saçlarım hep kısaydı. Özellikle kış aylarında hep şapka takar ve pantolon giyerdim. Alamın diktiği rengarenk elbise ve etekler bayramlar içindi Yolda görüp kimin oğlusun diye soranları hiç bozmaz kimin çocuğu olduğumu söylerdim. Sesimi duyanlar “aaa bu kızmış” derdi. Ben gene kızmazdım. Göğüslerim belirmeye başladığında çok ağladım. Çünkü oyun oynadığım arkadaşlarımın hemen hepsi erkekti ve onların böyle bir sorunu yoktu. Evet, erkek çocuklarla oynadım, tahtadan silah yaptım. Red Kit’in hastasıydım. Teksas, Tombiks maceralarına bayılırdım. Çocukluğum boyunca pembe kıyafetim neredeyse hiç olmadı. Halamın verdiği bitik rujlar ve ojelerle oynamam ve süslenmem de çok kısa sürdü çünkü bu da oyun arkadaşlarım arasında pek kabul görmüyordu. Kalede dururken ablamın topuklu ayakkabıları ile top kurtarmak da mümkün olmuyordu.

Sonra ne oldu? Büyüdüm… Ve kadın oldum… Annem o yıllarda benim ‘erkek gibi’ davranmamdan, oyunlarımdan endişelendi mi, bilmiyorum. Olabilir. Olduysa da bu endişesi gereksiz bir endişe olarak onun hatıralarında kalmış olmalı.  Yani oynadığım arkadaşlar erkek diye ben de erkek olmak istemedi, kadınlara ilgi duymadım. Bildiğiniz heteroseksüel oldum. Pişman da değilim.  Benim tercihim falan da değildi. Öyle oldum.

Peki bunları niye anlattım? Birkaç gün önce ABD Orlando’da LGBTİ bireylerin gittiği barda 49 kişi öldürüldü. 49 insan…  Sonra dünyanın Türkiye olan ucunda bir gazete bu katliama “Sapkın eşcinsellerin gittiği barda ölü sayısı 50’ye çıktı” diye haber yaptı.  Bitmedi…  “Müslüman Anadolu Gençliği” (MAG) adlı bir grup pazar günü yapılacak olan Onur Yürüyüşü için  “Laikistan Cumhuriyeti’nin müsaade ettiği sapkınlığa müdahale etmekle mükellefiz, seni de bekliyoruz.” Yürütmüyoruz” yazılı afişler hazırlayıp sosyal medyada çağrılar yapmaya başladı.

Bu da bitmedi. Dünyanın bir ucunda insanların cenazeleri kalkarken Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, İstanbul’da düzenlenecek Onur Yürüyüşü ile “Tabii bu tür izinler verilirken bazı kriterler var. Bu yetkiyi kullanacak olan merciler açısından söylüyorum. Merciler için sakınca yoksa izin verilecektir. Bilemiyoruz tabii ama izin verilirse gerekli güvenlik önlemleri de alınır” dedi.

LGBTİ denince bunun bir hastalık hatta bulaşıcı bir hastalık olduğunu düşünen ve evladının gördüğü yerde kapacağından kaygı duyan bir kara cahillikle karşı karşıyayız… Ve bu iktidar eliyle parlatılıyor, yüceltiliyor.

Trans olmak, gay olmak, lezbiyen olmak bir hastalık değildir. Bilim böyle diyor, hayat böyle diyor. Ama homofobik olmak tehlikeli bir hastalıktır. 49 insanın katledilmesini ‘sapkın eşcinsellerin gittiği bar” diye haber yapmak bir hastalıktır. Onur Yürüyüşü’ne “sapkınları yürütmeyeceğiz” demek hastalıktır. Nefret söylemini kınamak, yapanları engellemek, yürüyüş yapacak insanların güvenliğini almak yerine “izin verilecek mi bilmiyoruz” demek bir hastalıktır. Ve bütün bunlar aynı zamanda nefret içerdiği için suçtur. Evladım trans, gay, lezbiyen ya da interseks bir birey olmasın diye bu kadar kötü bir insan olmaya inanın değmez. Ve bu bir şeyi inanın değiştirmez.

Ağzı süt kokan çocukların taciz edilmesine, tecavüze uğramasına ses çıkarmayanlar, kadınların şiddete uğramasında öldürülmesine sus pus olanlar, çocuk yaşta evlilikte beis görmeyenler LGBTİ bireyler “biz de varız” deyince birden ‘hassaslaşıyor’ ‘ kanlarına dokunuyor.

Hanımlar, beyler… Her insan bebek doğar. Ve cinsel yönelim birilerinden özenerek olmaz, bulaşmaz. Komşunuz LGBTİ birey olduğunda siz buna özenmezsiniz. Çocuğunuz onun gibi olmaya çalışmaz. Cinsel yönelimi kapı komşunuza, çocuğunuzun öğretmenine hatta size göre değişmez. Yolda, işte, otobüste, mahallede ve hatta mecliste olan hiçbir LGBTİ birey çocuğunuz için tehlike değildir. Kendiniz için bir tehlike olduğunu düşünüyorsanız, o zaman kendinize “neden” diye sorun. Sizin için bir örnek oluyorsa, imreniyorsanız ayıp değil, suç değil içinizdeki LGBTİ bireyi ortaya çıkarın. Yaşayın…

Ve olur ya… Olur da çocuğunuz bir gün karşınıza çıkıp cinsel yöneliminin hiç de sizin umduğunuz düşündüğünüz gibi olmadığını söylerse suçu televizyon filmlerinde, gazetelerde, komşunuzda, gazetelerde ve hatta kendinizde aramayın… Anlayın… Ve evladınıza yine eskisi gibi sarılın.  Oğlunuz olmayabilir, kızınız olmayabilir ama O hala sizin çocuğunuz…

Onur Haftasına saygıyla…

Leyla Alp – t24.com.tr5.Leyla Alp

Yenilenebilir enerjide maliyetler 10 yıl içinde yarı yarıya düşecek

Uluslararası Yenilenebilir Ajansı IRENA’nın yenilenebilir enerji maliyetlerine dair yaptığı projeksiyon analizi rapor halinde yayınlandı. Rapora göre, güneş ve rüzgardan üretilen enerjinin maliyeti 2025 yılına kadar yüzde 26 ile yüzde 59 arasında düşüş gösterecek

Değişimin Gücü: Güneş ve Rüzgar Maliyet Düşüş Potansiyeli başlıklı rapor doğru düzenlemeler ve politikalar uygulanmaya devam ettikçe, güneş ve rüzgar teknolojilerinin maliyetlerinin 2025 yılı ve sonrasında da düşmeye devam edeceğini ortaya koyuyor.

21

Analize göre son 7 yıldaki güneş ve rüzgardaki verimlilik artışı ve maliyetteki büyük düşüşlerin, gelecekte de düşmeye devam edeceğini gösteriyor.

Analize göre, 2015 yılındaki fiyatlara göre, 2025 yılında;
· Solar fotovoltatik fiyatları yüzde 59,
· Açık deniz rüzgar fiyatları yüzde 35,
· Karasal rüzgar fiyatları ise yüzde 25 düşecek.

Fiyatlardaki bu düşüş, aynı zamanda tüm dünyadaki enerji dönüşümüne de işaret ediyor, maliyetlerin azalmasının ülkelerin enerji politikalarının yenilenebilir enerjiye odaklanmasına da yol açacağı öngörülüyor.

Yapılan analize göre, solar fotovoltatikten elektrik üretiminde maliyetler 2025 yılına kadar yüzde 59, açık deniz rüzgarda ise maliyetler yüzde 35, karasal rüzgarda ise maliyetler 2015 yılına göre yüzde 26 düşebilir. 2025 yılında, solar PV ve karasal rüzgardan elektrik üretiminin kilovat saat başı maliyeti ortalama 5 veya 6 USD cent olacak.

 IRENA Direktörü Adnan Z. Amin, “son yıllarda güneş ve rüzgarda ciddi maliyet düşüşleri ile karşılaştık, bu rapor da maliyetlerin daha da düşmeye devam edeceğini ortaya koyuyor. Güneş ve rüzgarın halihazırda, bir çok coğrafyada, en ucuz elektrik üretim yöntemi olduğunu da göz önünde bulundurursak, bu düşüşün devam edecek olması, küreseldeki yenilebilir enerji yatırımlarının artacak ve iş dünyasının fosil yakıtlardan yenilenebilire dönüşümünü hızlandıracak ve güçlendirecek.” dedi.

20

2009 yılına göre, solar PV fiyatları yüzde 80, rüzgar türbini fiyatları ise yüzde 30 ile 40 arasında düştü. Analize göre, ekonomik büyüklükler ve teknolojik gelişmeler sayesinde, kurulu güç iki katına çıktığında solar PV’den elektrik üretimi yüzde 20 düşerken, rüzgar santrallerinin maliyetleri ise yüzde 12 düşüyor, Kurulum yapıldıkça maliyetlerin düşüyor olması, ülkelerin yenilebilir enerjiye yönelmesinin ve karar vericilerin ilgili politikaları uygulamaya başlamasının önemini gösteriyor.

Adnan Z. Amin “Geçmişte, fosil yakıtlardan yenilebilir geçişe dair karşılaşılan en önemli engellerin başında maliyetlerin olduğuna dair bir çok yorum ile karşılaşıldı. Ama bu söylem artık değişti. Enerjide dönüşümü devam etmek için, fiyatların daha da düşmesini sağlayacak ve ekonomik faydayı maksimize edecek olan politika ve uygulamaları hayata geçirmeliyiz.” şeklinde konuştu.

Değişimin Gücü, IRENA’nın bu yaz yayınlayacağı güneş odaklı raporların sadece birisi. IRENA, yaz boyunca solar fotovoltatiklerin detaylı küresel analizini içeren rapor ile beraber solar PV’lerin yaşam ömrü yönetimine dair raporlar da yayınlayacağını açıkladı. Bu raporlar, 21-24 Haziran 2016’da Münih’te düzenlenecek olan InterSolar Europe’da paylaşılacak.

IRENA – Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı

22

144 ülkenin ve AB’nin üyesi olduğu İRENA; yenilenebilir enerji konusunda bilgi ve işbirliği için görevlendirilmiş bir kuruluş. Ek olarak, 31 ülke daha üyelik sürecinde bulunmakta. Türkiye’nin de üyesi olduğu IRENA, biyoenerji, jeotermal, hidro, okyanus, güneş ve rüzgar enerjisinin de aralarında bulunduğu yenilenebilir enerji kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı üzerine çalışmakta, enerjiye ulaşım, enerji güvenliği, düşük karbon ekonomisi ve refah alanlarında çalışmalar yürütmekte.

Raporun orjinaline IRENA_Değişimin_Gücü_Raporu  ulaşabilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

 

Çin’in Mayıs ayı kömür üretimi bir önceki yıla göre yüzde 15.5 düştü

Çin’deki Mayıs 2016 kömür üretimi, bir önceki yılın Mayıs ayina göre yüzde 15.5, Ocak – Mayıs 2016 arasındaki ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8.4 düştü. Bu düşüş, 2015 yılındaki verilerin iki katı olarak gerçekleşti.

Dünya’daki kömürün yarısını üretip tüketen Çin’deki bu gelişmeler, küresel düzeyde kömürdeki gerilemenin devam ettiğini gösteriyor.

19

Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü (IEEFA)’dan Enerji Finansmanı Yöneticisi Tim Buckley “Çin elektrik üretim sektörünün dönüşümü giderek hızlanarak devam ediyor. Çin, dünyada kimsenin tahmin edemediği bir hızda kömürden vazgeçiyor. Çin’de kömür tüketimi giderek azalıyor. Ayrıca, ekonomik büyüme elektrik talebinden daha hızlı artıyor” şeklinde konuştu.

Çin Ulusal İstatistik Bürosu’nun yayınladığı rapora göre, Ocak – Mayıs 2016 tarihleri arasında, sanayi üretimi %5.9 artarken, elektrik üretimi ise sadece % 0.9 arttı (i). Bu, Ekonomik faaliyetler ile elektrik üretimi arasındaki paralel ilişkinin ortadan kalktığının göstergesi. 2014’ten beri ekonomi ile elektrik üretimi arasındaki ilişki giderek ayrışıyor.

İlgili dönemde elektrik üretimi yüzde 0.9 artarken, termik santrallerden üretilen elektrik ise yüzde 3.6 düştü. Çin’de elektrik üretiminde talep artışı görülmüyor, ancak Çin her geçen gün daha az kömürlü termik santrallerden elektrik üretiyor. Kömürlü termik santrallerin payı Çin’de giderek düşüyor. Aynı dönemde elektrik üretimi, hidro santrallerde %16.7, nükleer, rüzgar ve güneş santrallerinde ise toplamda %20.3 artış gösterdi.

Kaynak: Çin Ulusal İstatistik Bürosu
Kaynak: Çin Ulusal İstatistik Bürosu

Çin’in toplam kömür üretimi ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8.7 düştü. Mayıs 2016 – Mayıs 2015 karşılaştırmasına göre ise yüzde 15.5 lik bir düşüş ortaya çıktı. Bu düşüş 2013 yılından beri devam ediyor. (2014 ve 2015 yılında yıllık ortalama yüzde 3 düşüş görüldü.)

Çin’in Satın Alma Yöneticileri İndeksi (PMI) Mayıs 2016’da 50.1 ile durağan görülürken, İmalat Dışı PMI ise 53.1 ile yükseliş gösterdi. Bu durum, Çin’de daha az enerji yoğun olan sektörlerin yükselişini ortaya koyarken diğer bir yandan ise diğer bir yandan ise elektrik talebinin ekonomik büyümeden ayrışmaya başladığını da kanıtlıyor.

 

(Yeşil Gazete)

Orlando için Ankara Kuğulu Park’ta anma

Orlando katliamında yaşamını yitirenler Kuğulu Park’ta aşk ve barış türküleriyle anıldı.

17

Homofobi, bifobi ve transfobi karşıtları Orlando katliamında hayatını kaybedenler için Ankara’da Kuğulu Park’ta eşcinsel ve trans bayrakları açarak mum yaktı.

14

Pembe Hayat Derneği adına konuşan Ozan Uğur “Biz bu saldırıları Suruç’tan, 10 Ekim’den tanıyoruz. Her gece bize sokaklarda saldıran çetelerden tanıyoruz. Tam da böyle günlerde birbirimizin yaraları sarmanın ne kadar önemli olduğunun farkına varıyoruz. Birbirimizi güçlendirmeye devam edeceğiz” dedi.

15

Liseli ve üniversiteli gençler adına konuşan Arjin Deniz “Bizler mücadelemizi sokaklarda sonuna kadar devam ettireceğiz. Bugün Amerika’daki yoldaşlarımızın başına gelenler; 10 yıl önce Eryaman’da, Bursa’da; Türkiye’nin tüm şehirlerinde kimlik mücadelesi veren yoldaşlarımızın başına geldi. Baskılar bizi yıldıramayacak! Biz mücadeleye devam edeceğiz!” dedi.

Kaos GL Derneği’nden Aylime Aslı Demir duygularını “Biz Aylan bebeğe üzülürken Cizre’deki 35 günlük bebeğe de üzülenleriz, Kobane için dayanışma etkinlikleri düzenleyen, Barış istediği için Suruç’ta, Gar’da katledilen-yaralanan, Kürdistan’daki kadınlar yalnız değildir eylemlerini örgütleyenleriz. Ali İsmail’i severken aynı zamanda Medeni Yıldırım’ın vurulduğu yerde basın açıklaması okuyanlar, Berçelan’da canlı kalkan olanlarız. Berkin’i anarken H. Ferit Gedik’i, Ethem’i geri plana atmayanlarız. Özgecan’ı sahiplenirken Ekim Wan’ı birbirinden farklı görmeyenleriz. Tekel direnişinden, Alevilerin gece nöbetlerine, Gezi direnişe aynı sokakların çocuklarıyız. Bu sessizliğiniz bizi bu yaptıklarımızı tekrar yapma konusunda tek bir an bile tereddüte düşürmeyecek ama umarım günün birinde siz bu yapmadıklarınızdan utanacaksınız!” şeklinde ifade etti.

Pembe Hayat Derneği’nden Ali Can Kalan, saldırıda hayatını kaybedenlerin isimlerini okuduktan sonra “Saldırının Pulse’da gerçekleşmesi bir tesadüf değil. Orası, göçmen ve işçi LGBTİ’lerin gittiği bir gece kulübüydü. Bu saldırıyı planlayan kişinin rastgele seçtiği bir yer olamaz. Homofobi ve transfobi meselesi küresel bir meseledir. Bu olay bunu açıkça ortaya koyuyor. Bugün, akranlarımızın, gençliğinin baharında kendini rahat hissettikleri nadir yerlerden biri olan Pulse’da katledilmelerini protesto ediyoruz. Sokakları terk etmeyeceğiz, mücadelemiz devam edecek!” dedi.

Ölenlerin ardından saygı duruşu yerine dayanışmak için 1 dakikalık sarılma eylemi gerçekleştirildi.

Paylaşımların ardından, hayatını kaybedenler aşk ve barış türküleri söylenerek anıldı.

 

(Kaos GL)

 

ABD Konsolosluğunda LGBTİ bayrağı

lgbt_webABD’nin Orlando kentinde Pulse Kulübe yapılan homofobik saldırıda hayatını kaybedenleri anmak için ABD İstanbul Konsolosluğu binasına LGBTİ bayrağı asıldı ve konsolosluktaki Amerikan bayrağı yarıya indirildi.

Amerika İstanbul Başkonsolosu Charles F. Hunter bir açıklama yaparak katliamdan dolayı üzüntülerini bildirdi. Başkonsolos Hunter’ın mesajı şöyle:

ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu olarak #Orlando, Florida’daki trajedinin kurbanlarını saygıyla anıyoruz.
“ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu olarak Orlando, Florida’daki trajik ve manasız şiddet karşısında derin bir şok ve üzüntü içindeyiz. Onur Ayı’nı kutladığımız Haziran günlerinde, bu trajedinin kurbanları anısına ve LGBTI toplululuğu ile dünyada eşitlik ve haysiyet değerlerini savunan herkesle dayanışma içinde Gökkuşağı Bayrağı’nı asıyoruz.” – Başkonsolos Charles F. Hunter

Yeşil Gazete

Vurulup paramparça olan sizin dünyanız değil! – Adriano Sack

Bu yazı kaosgl.org/ dan alınmıştır

Karin Karakaşlı, Adriano Sack’in die Welt’te yayınlanan yazısını KaosGL.org için çevirdi

Pulse’da yaşanan terör genel olarak batı kültürüne yönelik bir saldırı değil; özel olarak eşcinsellerin kulübüne yönelik. Bunun ne demek olduğunu da pek çok heteroseksüel tahmin dahi edemez.

Madonna 2005 sonbaharında ‘Confessions on the Dancefloor’ albümünü tanıtmak için New York’taki Roxy adlı gey kulübünde sahneye çıktı. Girişteki arbede sırasında misafirlerden biri tavandan düşen bir disko küresi yüzünden az daha canından oluyordu. Şovu bittikten sonra Madonna hayranlarına şöyle seslendi: “Ben diskoda doğdum.”

23

Bilindiği üzere Madonna Detroit’in bir banliyösünde dünyaya geldi. Bu cümleyle söylemek istediği aslına şuydu: Bitmekte olan 20. yüzyılın en büyük kadın pop yıldızı olmak için ihtiyaç duyduğu bilgi ve beceriyi dans eden eşcinsellerin arasında öğrenmişti.

Bugün Roxy’nin mekânı İsviçreli devasa Hauser & Wirth galerisi tarafından dekore edilmiş durumda. Sadece ana mekânlara çıkan o renkli merdiven müdavimler için eski bir kalıntı olarak duruyor. Ama kulüpler zaten hep böyledir. Gelir ve geçerler. Orlando’daki Pulse da insanların kendilerine kimlikler vakfettiği, kariyerlerin doğduğu, ya da tek gecelik ilişkilerin yaşandığı bir yerdir. İşte burası Cumartesiyi Pazara bağlayan gece ölümün mekânı oldu.

Bu katliam ABD ve başka yerlerdeki rastgele ateş açılan saldırılar geleneğindeki yerini aldı. Aynı zamanda batıdaki insanlara ve hedeflere yönelik İslamcı saldırılar içerisine de dahil oldu. Ölenlerin sayısının bu kadar yüksek olması dolayısıyla korkunç bir katliam. Ama ayrıca başka bir şey mi? Benim için evet.

Bir gazeteci olarak insanların felaketleri kişisel olarak ele aldıkları metinlerden haz etmem. Yine de bu vakada olayı kişisel olarak algılamamakta zorluk çekiyorum. Çünkü iyi niyetli meslektaşlarım ne düşünürse düşünsün, hangi görüşü savunursa savunsun, ne yazarsa yazsın… Otomatik silahla taranan ve paramparça olan bizim ortak dünyamız değildi. Bu, benim dünyamdı.

Bir gey kulüp sadece genç erkeklerin içmek ve dans etmek için buluştuğu bir yer değildir. Burası bir korunaktır. Kulüpte geçirilen gece bir eşcinselin hayatında yalnız olmadığı, alay edilmediği ya da şüpheyle bakılmadığı ve tamamen korkusuzca var olabildiği ender zamanlardan biridir. Bu özellikle Orlando gibi şehirler için daha da geçerlidir. Çünkü ABD doğu ve batı kıyısındaki merkezler dışında baskıcı, muhafazakâr ve pasif agresif bir ülkedir.

Pulse gibi yerler sanıldığının aksine iyi kazanan eşcinsel elitlerin buluşma yeri değildir. Aksine buraya Amerikan kırsalının diğer herhangi bir yerinde hoş karşılanmayacak herkes gelir; gençler, yaşlılar, güzeller, pek de güzel olmayanlar, “kadın kılığına bürünenler” ve kaslı, kolsuz üstlü ve beyzbol kasketli erkekler… Böylesi mekânlar göz alıcı ya da lüks değildir. Olmaları da gerekmez. Buralar genç bir eşcinsel erkeğin New York uçuşu için yetecek parayı toparlayana kadar sığınabileceği yegâne mekânlardır. Ya da Berlin uçuşuna… Özgür bir hayat umudunun olduğu herhangi bir yere.

Gerçek erkekler kesin bir sınır çizer: Biz buraya. Sen oraya

Kişisel olarak durumumdan şikâyet edemem. Eşcinsel olduğum için bugüne kadar sadece üç kez fiziksel olarak taciz edildim (bir kere Madrid’te, iki kere Hamburg’da ve bu arada her üçünde de Müslüman olmayan adamlar tarafından). Beni olduğum gibi kabullenmenin ya da öyleymiş gibi davranmanın şık olarak görüldüğü bir alanda çalışıyorum.

Aslında hiç de öyle göze batıcı olmayan giyim tarzıma yönelik yorumlardan nasiplenmediğim hiçbir yayın toplantısının olmadığı yıllar da vardı gerçi. Ve futbolla ilgili görüş beyan ettiğimde, herkes göstere göstere bu konudaki deneyimimin Mats Hummels’in bacak boyuna yeteceğini hissettirdi. “Sen futbolla ilgileniyorsun, öyle mi?” diye sırıttı gerçek erkekler. Pek de dostane değilmiş gibi görünmüyor. Ama bir yandan da net bir sınır çiziyor: “Biz buradayız. Sen orada.” Elbette bunların hepsi teferruat. Ve ben bunlarla yaşayabilirim. Seçme hakkım da yok zaten.

Batı dünyasının iyi bir yolda olduğunu düşünüyordum. Ve bu yüzden de Orlando’daki katliamı o genel İslama karşı şüpheyle yaklaşan bir çerçevede ele almayı reddettim. Yani örneğin Donald Trump gibi bakmayı. Eşcinsellerden nefret eden ve onları tartaklayan pek çok Müslüman var. Almanya’da da varlar. Yaşadığım Kreuzberg’de de. Ve eşcinsellerin takip edildiği, işkence edildiği ve öldürüldüğü pek çok Müslüman devlet de mevcut.

Ancak eşcinsellere karşı ayrımcılık haritasında sadece Müslüman ülkeler yok. Ve şu bizim medeniyet deparımız sandığımız kadar büyük değil. Elbette Almanya’da eşcinseller eskiye kıyasla daha özgürce yaşıyor. ABD’de de durum bu.

Bundan iki yıl önce çok özgürlükçü bir kilisenin taze sertifikasını almış ruhanisi olarak iki yakın arkadaşımın nikahını kıyma onuruna eriştim. Celement, Paris’ten geliyordu, Patrick de Boston’dan. Babalardan biri gelmek istememişti, diğeri vefat etmişti. Ve her iki anne de bu törenden kamuda çok bahsedilmemesini rica etmişlerdi. Düğün Williamsburg’daki bir otelin çatısına yapıldı. Tören boyunca trafik gürültüsüne karşı sesimi duyurmaya çalışmak için bağırdım durdum. Törenin ardındansa New York’a kerhen gelmiş olan bu iki anne bana bu güzel tören ve yerli yerinde konuşma için teşekkür etti. O akşam batı dünyasının iyi yolda olduğunu düşünmüştüm. Ve yaşamak istediğim başka bir dünya da yok zaten.

‘Bizim mücadelemiz asla bitmez’

Ama Almanya’da yasalardaki son ayrımcı paragrafların ortadan kalkışının üzerinden bir kuşak bile geçmedi. Eşcinsel çiftler ne evlenebilir ne de evlat edinebilir. Ve aranızda biz eşcinsellerin bir rahat vermemiz gerektiğine inanan varsa, ev sahipliği edilmiş bir maçın bitiminde en yakın erkek arkadaşıyla el ele tutuşarak metroda oturmayı denesin.

90’lı yıllarda Hamburg’da gece hayatının merkezi Reeperbahn’daki ağırlıklı olarak eşcinsellerin geldiği bir barda ve Front adlı Almanya’nın en aşırı uçtaki, en eşcinsel ve müzikal olarak en progresif barında barmen olarak çalıştım. Bu bara sık sık bela arayan dazlaklar gelir, çoğunlukla korkumuzun kokusunu almak ister ve ardından çekip giderlerdi.

Ancak bir gece siyah bir adamı kapımız kadar kovaladılar ve kanalizasyon kapaklarını camlara fırlatmak suretiyle barı kuşattılar. Polis ise karakol 150 metre ötede olmasına karşın, ancak yarım saat sonra ortaya çıktı. Bu, hayatımda ölebileceğimi düşündüğüm ilk gece oldu.

Front da düzenli olarak saldırıya maruz kalırdı. Girişteki güvenlikçiler beyzbol sopalarını olası bir saldırı için hep el altında bulundururdu. Ancak Ömer Metin gibi bir kararlılık ve cephanelikle yüklü bir adama karşı muhtemelen bu sopaların da bir faydası olmazdı.

Eşcinsel bir arkadaşım katliamdan birkaç saat sonra Facebook’ta şöyle yazdı: “Bizim mücadelemiz asla bitmez.” Ne yazık ki haklı.

Karin Karakaşlı, Adriano Sack’in die Welt’te yayınlanan yazısını KaosGL.org için çevirdi

Bu yazı kaosgl.org/ dan alınmıştır

22-Adriano Sack

 

 

Adriano Sack

Alakır’da yargıyı umursayan yok: Aksi karara rağmen vadi işgal altında

Antalya’nın doğal SİT alanlarından Alakır Vadisi’ne ilişkin ‘HES projesinin yapılmasına olanak yoktur’ yönündeki kesinleşmiş yargı hükmüne rağmen ‘Reis’ adındaki şirket 1 megawattlık kapasite artırımı için Enerji Bakanlığı’ndan aldığı ‘ÇED gerekli değildir’ kararıyla iş makinelerini tekrar çalıştırmaya başladı. Kaymakamlık da gönderdiği yazıda bakanlığın oluruna dayanarak ‘şirketin faaliyetlerine devamında bir sakınca olmadığını’ savundu.

21

Diken.com.tr’den Rıfat Doğan’ın haberine göre  Vadide tekrar çalışmalarına başlayan şirketin, ana davalar devam ederken 2014 yılı sonunda 1 megawatt kapasite artırımı talebiyle bakanlıktan yeni bir ‘ÇED gerekli değildir’ kararı aldığı öğrenildi. Bu karar faaliyetlerin durması için dilekçe yollayan davacılara yanıt gönderen kaymakamlık yazısıyla ortaya çıktı.

Kaymakamlık davacılara gönderdiği yazısında şu ifadelere yer verdi: “Farklı bir idari işlem niteliğindeki 12.12.2014 tarihli ‘ÇED gerekli değildir’ kararı söz konusu mahkeme kararlarından etkilenmeyeceği belirtilmekte olup söz konusu proje içi halihazırda geçerli olan 12.12.2014 tarihli ‘ÇED gerekli değildir’ kararı bulunması ve bu karara ilişkin bakanlığımız işlemi hakkında il müdürlüğümüze ulaşan bir olumsuz yargı kararının bulunmaması nedeniyle söz konusu proje ile ilgili olarak faaliyetin devamında herhangi bir sakınca bulunmadığı…”

Davacı taraf avukatlarından Tuncay Koç ellerinde mahkeme kararları olduğunu belirterek, “Bu şirket 2010 yılında bu projeyle ilgili ‘ÇED gerekli değildir’ kararı almıştı. Ona dava açmış ve yürütmeyi durdurma kararı almıştık. Bir yıl sonra tekrar aynı kararı aldı.  Açtığımız iki dava var. Biri kesinleşti. Sonra aldıkları iki ‘ÇED olumlu’ kararı vardı. Bunları da bizim yaptığımız temyiz başvurusu üzerine Danıştay ‘Alakır Vadisi SİT alanıdır. Burada herhangi bir şekilde HES olamaz’diyerek iptal etti. Bu karar bize iki ay önce geldi” dedi.

Koç, kaymakamlığa başvurarak şirketin faaliyetine son verilmesini talep ettiklerini, ellerine iki hafta önce bir yazı ulaştığını söyledi. Avukat, bu yazıdan da şirketin 2014 yılı sonunda, yani diğer ÇED davası devam ederken mevcut 4.5 megawatta 1 megawat daha ekleyerek kapasite artırımı için onay aldığını öğrendiklerini belirtti.

 

(Diken)

Osmaniye’de örnek uygulama: Kırlangıçlar yuva yapmış, bina yıkımı iptal!

Osmaniye’nin Düziçi İlçesi’ndeki Özel İdare hizmet binası için alınan yıkım kararı, binanın dış cephesinde yuva yapan kırlangıçlar ve yavruları için ertelendi.

18

Çürük olduğu için Şubat ayında yıkılmasına karar verilen binanın yıkım işlerine başlanacaktı ki üzerinde 600’den fazla kırlangıç yuvası olduğu fark edildi.

 

Bunun üzerine yüklenici firma ile görüşüldü ve yıkımın, kırlangıç yavruları uçmayı öğrenip yuvalarını terk edinceye kadar ertelenmesine karar verildi. Binanın yıkımını erteleten yuvaların içinde 1.000’den fazla yavru olduğu tahmin ediliyor.

17

Gelişmeyi kurumun resmi web sayfasından duyuran  Osmaniye İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Mehmet Yanık, ‘doğal hayatın korunması’ adına alınan bu kararda emeği geçen herkese teşekkür etti.

Duyurunun altında kırlangıçların genel özellikleri ve üreme şekilleri hakkında bilgi vermek de ihmal edilmedi.

 

(DHA)

Yeşil Artvin Derneği’nden çağrı: İstanbul, Cerattepe’ye ses ver!

Yeşil Artvin Derneği, İstanbul’daki çevre ve yaşam savunucularını, sivil toplum örgütlerini ve platformları bugün (14 Haziran 2016) 19.00’da yapacağı basın açıklamasına davet ediyor.

Bakırköy Özgürlük Meydanı‘ında yapılacak basın açıklamasının odağının Artvin Cerattepe’deki maden faaliyetlerine itiraz üzerine görevlendirilen bilirkişi heyetinin 10 Haziran’da açıklanan raporu olması bekleniyor.

Cerattepe’de yapılması planlanan madencilik faaliyetleri için hazırlanan ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) olumlu raporuna yapılan itiraz üzerine Mart ayında bölgeyi ziyaret eden bilirkişi heyetinin raporu, sivil toplum örgütlerince tepkiyle karşılanmıştı.

Yeşil Artvin Derneği’nin yaptığı açıklamaya göre 61 sayfalık bilirkişi raporun yarısından fazlası malum ÇED raporundan aynen alıntı.

Rapor için “şimdiye kadar gördüğümüz bilirkişi raporlarının en acayibi” ifadesini kullanan derneğe göre rapor, yanlışlarla dolu ve bilimsel analizden uzak. Raporun çözüm üretmediği, dava konusu madencilik faaliyetinin olası etkilerine karşı alınacak önlemler konusunda tamamen yatırımcıların beyanlarının yani tartışmalı ÇED bilgilerinin esas alındığı söyleniyor.

Bunun yanısıra bilirkişi heyetinin raporda uzmanlık alanları olmayan ve mahkemece kendilerine sorulmayan sosyal konularda ise görüş belirtmekten geri durmadığı da ifade ediliyor.

Dernek, rapor için itirazlarını yasal süre olan 15 gün içinde mahkemeye sunacağını ifade etmişti.

(Yeşil Gazete)