Ana Sayfa Blog Sayfa 3408

AB ve ABD’den Hükümet’e uyarı

kerry & mogheriniABD Dışişleri Bakanı John Kerry ve Avrupa Birliği Dış Politika Temsilcisi Federica Mogherini, Türk hükümetine darbe girişiminin ardından anayasal düzene zarar verecek adımlar atılmaması uyarısında bulundu.

Brüksel’de temaslarda bulunan Kerry “Türkiye bu haftasonu başarısız darbe girişiminin faillerine yanıt verirken hukukun üstünlüğü ihlal edilmemeli” dedi.

Kerry “Doğrudan, Türkiye’de seçilmiş liderliğin yanında” durduklarını söyledi ve “Türk hükümetine sükuneti koruması, hukukun üstünlüğünü muhafaza etmesi ve kurumlara saygı duyması şeklinde kuvvetli çağrıda bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

Kerry ayrıca “Türkiye (Fethullah) Gülen’in iadesi için iddialar değil kanıt göndermeli” dedi.

Washington Post’ta yayınlanan bir habere göre ise ABD Dışişleir Bakanı John Kerry’nin “Türkiye’nin NATO üyeliği sallantıda” dediği öne sürüldü. Büyük tartışmalara yol açan bu demeç daha sonra değişik kaynaklarca doğrulanmadı.

Mogherini ise Türk yetkililere başarısız darbe girişimi sonrası ülkede anayasal ve temel haklara saygı gösterilmesi çağrısında bulundu.

Kerry ile Brüksel’de görüşmelerinin ardından basın açıklaması yapan Mogherini, “Türkiye’de anayasal düzene bütünüyle uyulması çağrısı yapıyor ve Avrupa Birliği olarak ülkede hukukun üstünlüğünün önemine dikkat çekiyoruz” dedi.

Mogherini “Şu saatlerde ülkede yaşananlar konusunda endişeliyiz. Türkiye’de temel haklara, insan haklarına, demokrasiye saygı göstermeliyiz ve Türkiye’nin bu haklara saygı göstermesini sağlamalıyız” dedi.

Mogherini ayrıca, Türkiye’nin idam cazasını geri getirmesi halinde AB üyesi olamayacağını söyledi. Mogherini, “İdam cezasını uygulayan hiçbir ülke AB üyesi olamaz” dedi.

Mogherini, “Türkiye Avrupa Konseyi’nin bir parçası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile bağlı” diye konuştu.

Mogherini, Brüksel’de AB üyesi ülkelerin Dışişleri Bakanları’nın Türkiye’deki darbe girişimini ele alacağı toplantıya katılmıştı.

Mogherini toplantı öncesi “Demokratik ve meşru kurumların korunması gerekiyor. Bugün bakanlarla birlikte bunun hukukun üstünlüğü ve denge ve denetlemenin terk edilmesi anlamına gelmeyeceğini söyleyeceğiz. Tam tersine bunlar ülkenin kendi selameti açısından korunmalı. Dolayısıyla güçlü bir mesaj göndereceğiz” demişti.

Khan: Tutuklama listeleri önceden hazırlanmış gibi görünüyor

Toplantı öncesi AB Komisyonu’nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Khan da hükümetin darbe girişiminin öncesinde de tutuklanacakların listesini hazırladığı yönünde bir izlenime sahip olduğunu söyledi.

Khan “Bir şeyler hazırlanmış gibi görünüyor. Listeler var. Bu da bunların önceden hazırlandığı ve belirli bir aşamada kullanılacağına işaret ediyor” dedi.

Belçika Dışişleri Bakanı Didier Reynders de yargıçların tutuklanmasından ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın idam cezasının geri getirilmesinden bahsetmesinden kaygılı olduğunu belirtti.

Reynders bunun “Türkiye’nin AB’yle ilişkilerinde sorun oluşturacağını” belirtti.

 

Kaynak: BBC Türkçe, Washington Post, Hürriyet

Ebeveyn mi yoksa veganlık mı yargılanıyor*?

İtalya’nın Milano kentinde bir bebek yetersiz beslenme ve kalp rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Ebeveynlerin tedaviyi reddetmesi, yeterli gıda vermediklerinin anlaşılmasıyla birlikte bu durum mahkemeye taşındı. Velayetin aileden alınmasına karar verildi.

Ebeveynlerin vegan beslenme biçimi seçmiş olmaları ise daha üst bir başlık olarak İtalya’da ve dünyada tartışılmaya başladı. Bunlardan biri de  BBC Türkçe’de yayınlanan ‘vegan çiftten bebeklerinin velayeti alındı’ başlıklı haberiydi.

pho

Haberin yayılmasıyla birlikte bebeğin sağlık durumu vegan platformlarda da, medyada da tartışıldı. 13 aylık bir bebek temel olarak anne sütüyle beslendiği için rahatsızlıklarına yol açan etkenin ne olduğu bilinmiyor. Bebeğin takviyeye ihtiyaç duyan bir bünyeye sahip olması, genetik nedenler, annenin sağlığı gibi pek çok neden olabileceği öne sürülüyor.

Ancak yayılan haberlerin de vegan diyeti üzerinde durması eleştiriliyor. Ebeveynin bebeği yetersiz beslemesi ve tedaviyi reddetmesi konusunda yargılanması yerine bu rahatsızlıkların nedenleri bilinmemesine rağmen özellikle veganlığın vurgulanması tepki alıyor. (Örneğin, BBC’nin haberinde 8 kez vegan sözcüğü kullanılırken yetersiz beslenme 1 kez kullanılıyor)

Vegan yetiştirilen ve sağlık durumları da iyi olan çocuklara işaret ediliyor ve kötü ya da yetersiz beslenmenin vegan diyetiyle bağlantılandırılmasına karşı çıkılıyor.

Tepkilerin bir başka bir nedeni de, ebeveynlerin yetersiz beslemesi nedeniyle rahatsızlıkları olan, hastaneye kaldırılan çok sayıda çocuk bulunuyor olmasına rağmen odağın vejetaryen/vegan ebevynlere kaydırılması. Temel başlık olan yetersiz beslenmeye bütüncül olarak yer verilmemesi de soru işaretlerinden biri oluyor.

Bebeğe anne sütü verilip verilmediği, annenin sağlık durumu, varsa genetik nedenler ya da diğer etkenler bilinmiyor.

Veganların anne sütüne karşı olup olmadıkları da bu bağlamda konuşuluyor ancak vegan beslenme anne sütüne karşı olmayı içermiyor.

Vegan ve Vejetaryenler Derneği Türkiye’nin Başkanı Ebru Arıman’la yazışmamızda şöyle diyor:

Ölçüsüz, yetersiz ve ya kontrolsüz uygulandığı taktirde hiçbir diyetin sağlıklı sonuçlar vermesi zaten fiziken mümkün değil. Vegan bir diyetin de bu anlamda herkes tarafından doğru ve yeterli uygulandığını söylemek yanlış olur. Hayvansal gıdaları reddederek sağlıklı yaşamak elbette ki mümkündür, bunun örnekleri de mevcut.

Ancak hayvansal gıda tüketmemekle birlikte ‘ne tükettiğiniz’ daha fazla önem taşıyor,  her gün ekmek yiyerek yeterli ve dengeli beslenemezsiniz örneğin. Bugün dünya üzerinde yetersiz beslenme sonucu aynı şekilde tedavi altına alınan ya da yaşamını yitiren bir çok çocuk bulunmasına rağmen, bu örneği veganlıkla etiketlemek, vegan beslenmenin bütününü genellemek olur ki bu bence yanlış bir değerlendirme. Vegan ya da değil, bir çocuk ebeveynleri tarafından yetersiz ve dengesiz beslenmiş, tıpkı etçil ebeveynlerde de olabildiği gibi”.

Vegan anne olarak çocuklarımı vegan büyüttüm uzun süre sütümü içtiler diyen Ayşegül Uçar ile olan yazışmamızda da,  çocuklarının hayatlarında doktora gitmelerinin gerekmediğini, ilaç almadıklarını anlatıyor. 11 ve 13 yaşında iki çocuğunun gayet sağlıklı, enerjik ve neşeli olduğunu da ekliyor.

Bebeğin durumda ele alınabilecek durumları ise şöyle sıralıyor[1]:

Çocukların hasta olmasının nedeni genetik olabilir,

Hamilelikte yetersiz beslenme ya da işlenmiş besin tüketimi olabilir,

Yetersiz vitamin, GDO’lu besinler vb. sebepler olabilir,

İki ebeveynden birinin sigara/alkol tüketimi bebeğin sağlığını etkileyebilir.

Ayşegül ayrıca, vejetaryen/vegan olmayan binlerce çocuğun hastaneye kaldırılmasının neden haberlerde olmadığını da soruyor.

İtalyan basınında konuyla ilgili yer alan bir diğer yazıda*, beslenme biçimi mi yoksa aile mi suçlamalı diye soruyor. 2015 yılında yaşanan Chiara vakasından yola çıkıyor. 29 Haziran’da sayısı 3 olan davaların ülke çapında bir ahlaki meseleye dönüştüğünü belirtiyor. Çocukların vegan yetiştirilmesiyle ilgili sorunsallar dile getirildikten sonra uzmanlara yer veriliyor.

Ligurya Çocuk Hekimleri Başkanı Alberto Ferrando,  uzmanlarla paralel olarak vegan beslenmenin çocuğun büyümesiyle uyumsuz olmadığını belirtiyor, beslenmeye dikkat ve takviye diyor. Amerikan Diyetisyenler Derneği’nin vegan beslenmenin yarar sağlayabileceğini ekleyen değerlendirmelerine yer veren içerikte, İtalya’da bu durumun neden tartışıldığını açmaya yardımcı oluyor. Ve son olarak da, vegan beslenmenin kesin olarak yetersiz beslenmeye neden olacağını ya da omnivor beslenen her çocuğun sağlıklı beslendiği söyleyemeyeceğimizi ifade ediyor.

Yakın bir zamanda olmasa da beslenmenin çok katmanlı olduğuna dair fikir vermesi açısından 2013 yılında ISTAT ve UNİCEF[3]  çocukların yetersiz beslenmesi konusunda bir araştırması var. Raporda, İlk 6 ay anne sütü, mikro besin ve besin takviyelerinin yapılması sayesinde yetersiz beslenmenin önüne geçilebileceği dile getiriliyor. Kahvaltı alışkanlıkları, annenin ne kadar süreyle emzirdiği, atıştırmalık ve sebze-meyve tüketimi araştırılıyor.  Yeterli besin alınmasında önemli olan faktörler değerlendiriliyor, hayat biçiminin değişiminin etkisi de ele alınıyor.

2016 Küresel Beslenme Raporu’na göre dünyada yetersiz beslenme kritik seviyede. Bunun yanında Uluslararası Gıda Politikası Araştırma Enstitüsü’nün raporlarında da dünyada kötü beslenmenin de yaygın olduğu görülüyor, doğrudan etkilenen insan sayısı dünyanın 3’te biri.

Dünya nüfusunu oluşturan 7 milyar insandan 2 milyarı mikrobesin eksikliği yaşıyor, yaklaşık 800 milyonu yeterli kalori alamıyor. 667 milyon 5 yaş altı çocuktan 159 milyonunda gelişme geriliği var, 50 milyonu aşırı zayıf, 41 milyonuysa aşırı kilolu.

Bu çalışmayı yürüten Corinna Hawkes de kötü beslenmenin ‘doğal’ karşılandığını belirtiyor, ki en sarsıcı sonuç da bu.

Habere ilişkin son olarak,

  • Bu  konunun veganlıkla ilintili olup olmadığının ayrımını yapılmaması (Konu ailenin davranışımı yoksa veganlık mı),
  • Üstüne bu ayrımın örtülmesi (Yetersiz besleyen ebeveyn, veganlıkla örtülmüş)
  • Verilen bilgiler arasında ilgi bağının net olarak kurulmaması (Bebeğin durumunda olan diğer bebekler hakkında bilgi alamadığımız gibi, ülkede vejetaryen/vegan beslenen sayısındaki artışa yönlendiriliyoruz)

Çok katmanlı olan bir meseleye açıklık getirmiyor.

[1] Bu yorum, sağlık uzmanı görüşü olarak okunmamalıdır, yazıda ilgili kısımlarda doktorlardan görüşlere yer verilmiştir. Bu alıntı, kişinin görüşlerini yansıtmaktadır. Veganların verdikleri tepkilere, görüşlere yer vermek, çeşitli ihtimallerin düşünüldüğünü, tartışıldığını göstermek amaçlı yayınlanmıştır.

62

 

 

Büşra Akman

Korkunç gece – Ahmet Altan

Ahmet Altan’ın bu yazısı p24 internet sitesinden alındı sitesinden alındı

Nasıl bir memlekette doğduysak, daha hayatı ilk anlamaya başladığımızda askerî darbe gördük, yaşama maceramızın sonuna yaklaştık gene askerî darbe var karşımızda.

Lanetli bir ağacın zehirli meyveleri konuluyor hep önümüze.

Bu ağacın toprağını değiştirmedikçe, bu toprağı havalandırmadıkça da bu zehirli meyveler hep büyüyecek, öyle anlaşılıyor.

Üstelik zehrin dozu da gittikçe artıyor.

Biz televizyonlarda komediye benzer bir şey izledik…

Bir yaz gecesi saat onu on gece Beylerbeyi’nde başlayan bir askerî darbe, herhalde darbeler tarihinde örneğine rastlanılmayacak bir iş.

O saatte Boğaz’da gezinti başlar, darbe değil.

Ama İstanbul’daki tuhaflıklar, köprünün bir yanını kesip öbür tarafını açık bırakma, havaalanının kapısına on kişi gönderme gibi acayiplikler sizi aldatmasın.

Korkunç bir gece yaşadı bu ülke.

Etkileri çok uzun zaman hissedilecek bir olay oldu.

İki yüze yakın insan öldü.

Bir ülke için olabilecek en korkunç iş geldi ülkenin başına, asker askeri vurdu.

“Asla kendi halkına, toprağına, camisine ateş açmaz” denilen subaylar Millet Meclisi’ni bombaladı.

Haberlere göre ayaklanmaya katılan yetmiş generalle, çoğu subay altı bin kişi tutuklandı.

Gazetelerden ve televizyonlardan öğrendiğimiz kadarıyla bir ordu komutanı, bir askerî şûra üyesi, Genelkurmay istihbarat dairesi başkanı, Cumhurbaşkanı’nın başyaveri ve epeyce tugay ve tümen komutanı bulunuyor yakalananlar arasında.

Bunların “Cemaatçi” olduğu söyleniyor, artık neredeyse resmîleşen isimleriyle “FETÖ”cüler.

Böyle zamanlarda her duyduğuma inanmam ama eğer bu adamlar Cemaatciyse, “dindar” olduğunu iddia eden insanlar bu alçaklığı yaptıysa, ülkenin geleceğine bu korkunç tohumu attıysa, bu ülke onları asla affetmeyecek… Ve affetmemeli.

Kim yaparsa yapsın böyle bir alçaklık affedilemez.

Ama bu adamların ilişkileri kanıtlarıyla topluma açıklanmalı.

“FETÖ”cü denilip geçilecek bir iş değil bu.

Yıllardır izlenen Cemaatçiler nasıl ordu komutanı oldu, nasıl Genelkurmay istihbaratın başına geldi, nasıl Genelkurmay Başkanı’nın özel kalemine atanabildi, nasıl Cumhurbaşkanı’nın başyaveri seçildi?

“Ordu dışında bir merkezden emir aldığı” söylenen bu adamlar ordunun içindeki merdivenleri nasıl tırmanabildi?

“Kırk yıllık mesele” deyip bırakamazsınız, son yıllardaki atamalar nasıl açıklanacak?

Yoksa ordu içindeki bütün karmaşık ve tehlikeli ilişkiler, “FETÖ”cü denilen bir paketin içine sokularak gözlerden saklanıyor mu?

Öyle yapılıyorsa, daha büyük tehditler gizlenmiş olur.

Şimdi işin daha da vahim boyutuna gelelim.

Hayatım boyunca artık sayısını bile hatırlamadığım kadar darbe ve darbe girişimi gördüm.

Ve bu gördüklerime dayanarak söyleyebilirim ki bir orduda “yetmiş generalden” oluşan bir cunta varsa büyük bir ihtimalle başka, belki de daha kalabalık cuntalar da vardır.

Darbe serisi bir kere başladığında kolayından durmaz.

Muhtemel felaketleri önleyebilmek için sormamız gereken ilk soru şudur:

Türkiye, ne oldu da böyle bir darbe ortamına girdi?

Daha beş yıl önce, artık bir daha darbe olmayacağına kesin olarak inanılmışken nasıl oldu da askerlerin birbirini vuracağı, iki yüze yakın insanın öldürüleceği, Meclis’in bombalanacağı bir ortama geldik?

2010’da “darbeler” bir daha tekralanmayacak şekilde sona erdirilmişken, 2016’da bu hayaleti yeniden hortlatan nedir?

Bu soruya gerçekçi bir cevap verilmezse, bundan sonra yaşayacaklarımız, yaşadıklarımızdan daha korkunç olacaktır.

Önceki günkü felaketin yaklaştığına dair daha önce çok söz söylendi, iktidar dikkatli olması için çok uyarıldı, insanlar yazılar yazdı.

Kimse aldırmadı.

Şimdi bir kere daha söylüyorum.

Bu ağacın toprağını havalandırmazsanız, daha büyük bir zehirli meyve düşecek önümüze.

Hiç kimse ama hiç kimse güvende olmayacak.

Siyasi bir iktidarın demokrasi ve hukuk yolundan sapması, bir ülkeyi canavarlarla dolu bir yola sokar.

Bir canavarı halledersiniz, bir başka canavar çıkar… Canavarlık da, canavarlar da bitmez.

Bu son alçaklık, bize aslında bir şans da sunuyor, kullanabilirsek.

Bir kavşaktayız.

Ya demokrasiden ve hukuktan uzaklaşan yolda ilerlemeye devam edeceğiz ya da demokrasiye ve hukuka döneceğiz.

Demokrasinin somut biçimini geçen gün hep birlikte izledik, Parlamentoda dört siyasi parti beraberce darbeye karşı çıktı.

Eğer parlamentoyu demokrasinin merkezi yapar, halkın seçtiklerinin anayasa ve yasalar çerçevesinde çalışmasını sağlar, parlamentonun yaptığı yasaların çiğnenmemesini bağımsız bir yargıyla denetler, seçilmiş hükümet anayasal görevini yerine getirerek bu yasaların çerçevesinde ülkeyi yönetirse, biz düze çıkarız.

Dört partinin parlamentoda birlikte darbeye karşı çıkmasının ne kadar güven verici ve ferahlatıcı olduğunu gördük, bu gördüğümüze sarılmamız gerekir.

Ama bunu yapmazsak, anayasayı dinlemez, parlamentoyu, yargıyı ve hükümeti devreden çıkaran bir yönetime saparsak gelecek korkunç olur.

Milyonlarca insanın birbirinden nefret eder hale geldiği bir ülkeden söz ettiğimizi unutmayın.

Bir uçurumun kıyısında konuşuyoruz bunları.

Bakın, bir insanın ciğerinde tümör varsa, bu tümör belli bölgelerin oksijen almasını engeller, orada mikroplar oluşur ve hastada zatürre görülür.

Zatürreyi tedavi edebilirsiniz.

Ama tekrarlar.

Her seferinde daha ağır tekrarlar.

Tümör de gittikçe daha büyür.

Sonucun ne olacağını söylemeye gerek yok.

Hastayı kurtarmak için o tümörü iyi etmelisiniz.

İyileşmenin başka bir çaresi yok.

Bugün AKP’lilerin en çok öfkelendiği insanlar, bu “tümörün” nasıl iyileşeceğini anlatan insanlar.

“Demokrasiyi ve hukuku korumalıyız” diyen insanlar.

AKP’liler “doktoru” hapse atmanın hastaya iyi geleceğini söylüyor, size o tümörü nasıl iyi edeceğinizi söyleyen insanları susturursanız, ciğerinizdeki tümör gittikçe daha büyür.

Darbeden sonraki ilk gelişmeler, Anayasa Mahkemesi üyelerinin, Yargıtay üyelerinin, Danıştay üyelerinin yasalara aykırı bir biçimde tutuklanması, tehditkâr nefret söylemlerinin yayılması, haber sitelerinin kapatılması ümit verici gelişmeler değil.

Bunlar tümörü büyütür.

Bu ülke, korkunç bir darbe girişiminden kurtuldu ama eğer o darbeyi yaratan ortamı değiştirmezsek, yeni belalar gelecektir.

Ortam değişmedikçe bu bela durmaz.

Yazık olur ülkeye.

Bu son şansı kaçırmayalım.

Demokrasiye, hukuka, parlamentoya sahip çıkalım.

Tek kurtuluşumuz bu.

Bir yazar olarak değil, bu ülkede çok olay görmüş, çok belaya tanıklık etmiş, çok yaş yaşamış bir adam olarak bu ükedeki bütün siyasetçilere sesleniyorum, demokrasiye ve hukuka sarılın, bunu yapmazsanız bir gün bu yazıyı hatırlarsınız ama çok geç olur.

Ahmet Altan – p24blog.org22-Ahmet-Altan

15-16 Temmuz darbe girişiminin ilk 12 saati

Türkiye 15 Temmuz gecesi başlayan ve neredeyse 12 saat sonra sönümlenen bir askeri darbe girişimi yaşadı. Bu darbenin etkilerinin günlerce belki de uzun yıllar boyunca artçı dalgalar halinde devam edeceğini söylemek kehanet olmasa gerek.

darbe-süreci

Olayların büyük ölçüde yatışmış göründüğü bugün tümü doğrulanmış olgulara dayanan bir haber derlemesi sunuyoruz.

Yeşil Gazete ekibi olarak her türlü darbenin karşısında durmanın yeterli olmadığını, karanlıklara ve karamsarlığa teslim olmadan en geniş demokrasi için mücadeleyi sürdüreceğimizin bilinmesini isteriz.

 

15 Temmuz Cuma

22 00 Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprüsünün araç trafiğine kesilmesinin TV’lerde haber olarak geçilmesi. IŞİD saldırısı kuşkusu. Aynı anda Ankara’da jetlerin alçaktan uçmaya başladığının duyulması

22 30 İstanbul Köprü yolunda ve Ankara’da Meclis’e doğru zırhlı araçların görülmeye başlaması

23 oo Ankara’da MİT’e saldırı ve çatışmalar

23 13 Başbakan Binali Yıldırım NTV canlı yayına bağlandı:

 “Bir kalkışma ihtimali üzerinde duruyoruz. Belli ki emir komuta zinciri olmadan asker içerisindeki bazı kişilerin kanunsuz bir eylemi söz konusu. Ancak vatandaşların ve milletim bunu bilsin ki demokrasiye herhangi bir zarara getirecek hiçbir faaliyete izin verilmeyecek.”

23 30 AA’dan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın isyancı grubun elinde olduğu haberi

23 45 Darbecilerin TRT’ye girişi ve Yurtta Sulh Grubu’nun açıklamasının TRT spikeri tarafından okunması “TSK yönetime el koymuştur”:

https://www.youtube.com/watch?v=4unoOCKXH78

23 46 MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan’ı arayarak darbelerin kabul edilemez olduğunu, hükümetin yanında olduğunu söyledi.

16 Temmuz Cumartesi

00 25 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cep telefonundan Facetime yoluyla CNN Türk canlı yayınına bağlanması ve insanları darbeye karşı meydana çağırması: “Kalkışma Paralelci yapının işi”

https://www.youtube.com/watch?v=AUfAG0tesaY

00 30 Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun darbecilere karşı açıklaması “Bu ülke darbelerden çok çekmiştir. Aynı sıkıntıların yeniden yaşanmasını istemiyoruz.”

00 57 Gölbaşı’nda Ankara Emniyet Özel Harekat Merkezi’ni darbecilerin elindeki F 16’lar iki füzeyle vurdu. Burada 47 polis ölürken çok sayıda polis yaralandı.

01 00 Erdoğan’ın çağrısıyla insanlar meydanlara çıkmaya başlıyor ve çok geçmeden askerler İstanbul Atatürk Havalimanından çekiliyor.

01 15 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya’ya iltica başvurusunda bulunduğu, Marmaris’te alıkonulduğu yönünde sosyal medyada çelişkili haberler

01 20 TSK sitesinde ikinci bir açıklama ile sokağa çıkma yasağı: “Tüm ülkede sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Vatandaşlarımızın güvenliği ve can sağlığı için evlerinde kalmaları, sokağa çıkmamaları…”

01 30 İstanbul’da ve Ankara’da camilerden sela okunmaya başlandı. Türkiye’nin farklı kent merkezlerinde camilerden ve bazı belediye binalarından insanlara sokağa çıkma çağrısı yapıldı.

02 02 Beyaz Saray’dan açıklama. Moskova’da bulunan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin “barış, istikrar v devamlılık” açıklamasından sonra Obama’dan hükümete destek “ Türkiye’de herkesin demokratik yollarla seçilmiş hükümete destek vermesi gerekir.”

03 00 Ankara’da TBMM’ye helikopterlerden ateş açılması ve ardından Meclis’in yoğun şekilde bombalanması. Milletvekilleri sığınaklarda.

https://www.youtube.com/watch?v=XzOEEZBCR18

03 00 Ankara ve İstanbul semalarında gece boyunca alçak uçuş yapan jetlerin yarattığı sonik boom’un etkisiyle oluşan seslerin ve bombardıman korkusunun paniğe yol açması

03 15 Harbiye’de TRT İstanbul Radyosu’nun ve Fatih’teki İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önünde asker ve polis arasında çatışmalar.

03 25 İstanbul’a gelen Erdoğan’ın Atatürk havalimanında yaptığı basın toplantısının yayınlanması. Erdoğan Gn Kurmay Başkanı H. Akar ve Cumhurbaşkanlığı Sekreteri İ. Kasırga’nın darbecilerin elinde olduğunu doğruladı. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi, Genelkurmay 2’nci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ve Donanma Komutanı Oramiral Veysel Kösele başta olmak üzere birçok orgeneral ve oramiralin durumu gece boyunca belirsizliğini korudu.

03 30 Darbeciler önce CNN Türk’ü ve Hürriyet’i ele geçiriyorlar. Gölbaşı’ndaki TÜRKSAT binasına saldırı.

04 40 Darbeciler Digitürk’ü ele geçiriyor ve yayını durduruluyor.

06 50 Genelkurmay Başkanlığı’na vekaleten 1. Ordu Komutanı Ümit Dündar’ın atandığının açıklanması

07 00 Hükümet güçleri kontrolü büyük ölçüde ele geçirdi. Genelkurmay Binası’nda, Jandarma Genel Komutanlığı’nda ve darbe girişiminin merkezi olduğu söylenen Akıncılar Hava üssünde çatışmalar öğle saatlerine kadar sürdü.

10 00 Olaylar sırasında 194 kişinin hayatını kaybettiği, binlerce darbeci askerin teslim olduğu ve göz altına alındığı bildirildi.

(Yeşil Gazete)

Bulutlara sordum – Abdullah Aysu

Abdullah Aysu’nun bu yazısı karasaban.net sitesinden alındı

Bulutlara yükü sorulmazmış. Sordum, yükünüz ne diye? “Gökten dolu ve yağmur değil, ithal sığır yağacak, taş misali. Yerli hayvan yetiştiricileri altında kalacak, belini doğrultamayacak, elenecek bazıları”dediler.

etBakanlar Kurulu’nun 400 bin başlık besi sığırı gümrüksüz ithal etme kararı, 3 Mayıs 2016’da Resmi Gazete’de yayınlanmış, ithal yetkisi Et ve Süt Kurumu’na verilmişti. İşte şimdi Et ve Süt Kurumu tek ihaleyle 100 bin baş besilik sığır ithalatının yapılması için düğmeye bastı.

Alınacak hayvanlar bugüne kadar nasıl bakıldı, neyle beslendi bilmiyoruz, bilemeyeceğiz de. Besi amaçlı getirilecek olan sığırları alanlar kazanmak için doğal olarak semirtmeye çalışacak. Az hareket etmeleri için merada otlatmayacak, kapalı alanlara hapsedip, önüne yem boca edecek. Yani bu ithal sığırlara yem ithali gerek. Çünkü yem konusunda kendimize yeterli değiliz, ithalatçıyız. İthal yemin ne olduğunu bilecek miyiz? Evet, yem hammaddesinin GDO’lu olduğunu artık cümle âlem biliyor.

Demek oluyor ki, sığır etini alıp piyasaya sürecek, yem hammaddesi ithal ve ihraç eden şirketler ile yem fabrikası sahibi patronlar kazanacak.

Her kazanan, kaybedenine karşı kazandığına göre kaybedenler kimler? Sen, ben, onlar, yani hepimiz!

Nasıl mı?

İthal edilen hayvanlar içeri kapatılacağı için hareketleri kısıtlanacak. Kısa kalan ömürlerini özgür değil, tutsak geçirecek. İçerde olacakları için kan dolaşımları özgür hayvanın ki gibi sağlıklı olmayacak. Bu etin kalitesini ve lezzetine yansıyacak.

Merada otlamadığı için böyle beslenen sığırların etlerinde; Beta-karoten (vücudumuzda A vitaminine dönüşür), E vitamini, B vitaminleri thiamin ve riboflavin, Kalsiyum, magnezyum ve potasyum, toplam omega3, Kanjuge linoleik asit (CLA-potansiyel kanser savaşçısı) içeriği daha düşük, total yağ içeriği fazla olacak. Yani bu bizim bildiğimiz lezzet ve kalitedeki etlerden olmayacak.

Bunları ben söylemiyorum, vebali boyunlarına; ABD Tarım Bakanlığı ile Clemson Üniversitesi araştırmacılarının 2009 yılında otla beslenmiş hayvan eti tüketiminin, tahılla beslenmişe oranla insan sağlığına etkileri konusundaki saptamaları. Ancak bu sisteme bütün dünyada hayvan yetiştiriciliği değil; et imalatçılığı deniyor!

Bu ithalatla birlikte yerli hayvan yetiştiricileri, et imalatçılarına karşı rekabet edemeyeceği için bir bölüm hayvan yetiştiricisi daha mesleğini terk edecek. Hayvan ve hayvansal ürün konusunda dışa bağımlılık katlanacak.

Et imalatçılığının yaşadığımız gezegene zararı veya yararı var mı? Yararı yok, zararı var!

Meraya çıkmayacak/çıkarılmayacak hayvanlara yem için okyanus ötesinden yem hammaddesi nakli ile ahırlara yem nakli küremizi ekstradan ısıtacak. Hayvanların dışkıları bitkisel üretimde kullanılmayacak çöp olacak. Bitkisel üretimde kullanılamayacak. İklim değişikliğine hayvan gübresinin 25 katı daha fazla olumsuz etki yapan azotlu gübre zorunlu olarak kullanılacak. Yani, iklimin istikrarsızlaşmasına katkı konulacak (!)

Tarım trafiğini tek yönlü hareket ettirmek de ısrar eden siyasi erk, ölümcül olmayan kazalarla şimdilik yol almakta, ancak ölümcül olmayan kazalar, Türkiye tarımında olası ölümcül kazalara hızla yaklaştırmaktadır. Bu ortada.

Çözüm: Testi kırılmadan ithalata değil, yerel hayvan yetiştiriciliği ile yerel üretimin artırılmasına doğru politik direksiyon bükülmeli. Her şey ve tüm insanların selameti için Türkiye tarımı şirketlerin güdümünden çıkarılmalı!

Abdullah Aysu – www.karasaban.net12.Abdullah Aysu

REMAKE, REMIX, RIP-OFF belgeseli Pazar gününe kadar online izlenebilir

Yeşilçam’da kopya kültüründen Emek Sineması’nın yıkımına kadar uzanan süreci belgeleyen ve 2015 yılında Documentarist’de Fipresci ödülünü ve aynı yıl Kosova’nın Prizren şehrinde düzenlenen 14.Dokufest uluslararası belgesel ve kısa film festivalinde seyirci ödülüne layık görülen, “MOTÖR / Kopya Kültürü ve Popüler Türk Sineması” ya da diğer adı ile “REMAKE, REMIX, RIP-OFF” belgeseli Almanya’da yayın yapan televizyon kanalı ZDF’nin internet platformundan herkese açık olarak Pazar günü (17 Temmuz 2016) geceyarısına kadar izlenebilir.

64

Belgeseli 17 Temmuz Pazar gününe kadar bu link üzerinden Türkçe seslendirmeli ve Almanca altyazılı olarak izlemek mümkün.

Remake Remix Rip-Off Trailer from MONOLIT on Vimeo.

Haberi Ekümenopolis Belgeseli’nin facebook sayfasından alır almaz İmre Azem aracılığı ile REMAKE, REMIX, RIP-OFF’un yönetmeni Cem Kaya’ya ulaştık ve Yeşil Gazete okurları için belgesele dair bizi bilgilendirmesini rica ettik.

Cem Kaya, REMAKE, REMIX, RIP-OFF’un hikayesini şu şekilde aktardı:

“Film ZDF’nin genç yönetmenleri desteklediği “Das kleine Fernsehspiel” isimli bir format kapsamında gelişti. Prestijli bir destek bu Almanya’da. Filmlerin içeriklerine çok karışmıyor redaktörler, özgür bırakıyorlar, televizyon yayıni öncesi festival süreçlerini ve sinema vizyonunu da bekliyorlar filmlerin.

Cem Kaya
Cem Kaya

 

2007 senesinde başladık projeye ve 2014 yılında Locarno Film Festivalinde seyirciyle ilk kez bulustu film. Ardından 35 ülkede yüze yakin festivalde gösterildi. Documentarist’de 2015 yılında Fipresci ödülünü aldi.

Filmin bu kadar uzun sürmesi hem yaptigimiz yüze yakin röportaj hem de montaj süreciyle ilgili idi. Hüseyin Zan’dan Metin Erksan’a ulaşabildiğimiz herkesle konuşmaya çalıştık.  1500’ün üstünde film izlendi, bildigimiz filmler dışında. Bu filmler katalogize edildi, taglendi, arsivlendi.

Gözlerin ne diyor söylesem sansür keser

Üst ses kullanmayı sevmedigimden kendi kendilerini açıklamalari gerekiyordu. Bu yüzden sinema ile referanslı replikler aradık. Sansür konusunu, dönemin ekonomoik ve siyasi şartlarını, sinema sektörünün durumunu filmlerin içeriğinden anlayabilecegimiz replikler. Mesela Aşk Hikayesi filminde Salih Güney sevgilisine şuna benzer birsey diyor: “Gözlerime bak, sana neler demek istiyor.” Kız da sevgilisine “Gözlerinin bana ne demek istedigini söylesem sansür keser bir kere.” diyor. Başka bir filmin fragmanında, bakın bu fragmanda çöpe attıklarimizı görüyorsunuz, bir de filmi düşünün deniyor.

Filmin montajı bittikten sonra filmlerin temiz görüntülerini bulmak ve yapım şirketlerinden izinler alma süreci başladı, o süreç de bir seneden fazla  zaman aldı.

Yeşilçam’da kopya kültürü

Filmin konusu Yeşilçam’da kopya kültürü (biz buradaki yaratıcılığı vurguluyoruz, genel algının aksine kopyalamanın kötü birşey olmadığıni savunuyoruz) ama bununla beraber sektörün koşulları ve bu koşulların günümüz dizi sektörüne nasil yansıdığı. Eskiden iki haftada bir film çekilirken, bugün bir haftada 120 ile 160 dakika süren dizi bölümleri çekiliyor. Set çalışanları istismar ediliyorlar. Diğer önemli konulardan biri sansür mekanizmaları, arşivleme ve onunla yakından alakalı olarak Emek Sinema’sının yıkılışı. Filmin finali de bu zaten.”

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’de eğitim almak ister misiniz ?

Son  10 yılda Çin ekonominin yanı sıra eğitimde de büyük bir yol katetti. Dünya patent başvurusu sırasında ise Çin  ilk beş ülke arasında. Gelişen dünya düzeni ile birlikte artık herkes gözünü kulağını Çin’e çevirdi.

Çin’de Üniversite okumak için neler gerekli ?

Eğer Çin’e Lisans eğitimi veya Dil eğitimi için  gelmek istiyorsanız en son mezun olduğunuz Lise diploması Çin’de üniversite okumanız için yeterli sayılıyor. Yüksek lisans içinse mezun olduğunuz üniversiteden aldığınız mezuniyet belgesi  ile kayıt yaptırabilirsiniz.

48

Üniversiteye başvurular bahar ve güz dönemi olmak üzere iki dönemde gerçekleşiyor. Başvuruda bulunmak için eğitim görmek istenilen üniversiteyi seçtikten sonra o üniversitenin uluslarası bölümündeki sorumlu kişi ile iletişime geçip gerekli belgeleri ona iletmek gerekiyor. Bu belgeler arasında üniversitenin size göndereceği okulun başvuru formu ,pasaport, fotokopisi ve diploma da var.

Çin’e burslu  olarak gelmek imkanı  ?

Çin yönetimi son yıllarda yurtdışından binlerce yabancı öğrenciyi burslu olarak kabul etmekte.Çin’de öğrenim gören uluslarası öğrencilerin başvurabileceği burslar beş grupta toplanıyor. Bunlar  da Çin hükümeti bursları, Yerel hükümet bursları, Belediye bursları, Üniversite bursları ve Kurum bursları.

Bu burslara başvurular ise internet sitesi üzerinden olmakta. Çin bursları ile ilgili daha geniş bilgiye www.csc.edu.cn adresinden erişim mümkün.

Çin her yıl 40.000 yabancı öğrenciye burs imkanı sağlamaktadır.

 

Haber: Oktay Arslan
Nanjing Havacılık ve Uzay Üniversitesi
Yüksek Lisans Öğrencisi
[email protected]

 

(Yeşil Gazete)

Yunanistan’ın iade ettiği 164 ton limonun akıbetini Ali Ekber Yıldırım’a sorduk

Doğu Makedonya – Batı Trakya Eyalet Başkanlığı Kalite ve Bitki Sağlığı Denetçileri, Türkiye’den Yunanistan’a gönderilen 164 ton limonu geri çevirme kararı aldı.

Azınlıkça.net’de yer alan habere göre Geçtiğimiz Haziran ayında Kipi sınır kapısındaki Bitki Sağlığı Merkezi’nde denetim gerçekleştiren yetkililer Türkiye’den gelen 8 kamyon dolusu limonu geri çevirdi.

67

Edinilen bilgiye göre bu kamyonlardaki limonlardan alınan numunelerin incelenmesi sonrası limonlarda yürürlükteki ulusal ve AB (Avrupa Birliği) yasalarına göre yasak ve sağlık açısından tehlikeli sayılan bitki koruyucu madde bulundu.

Limit değerlerin üzerinde zehir kalıntısı içeren ve gümrükten geri dönen bu limonların akıbeti ise belli değil. Daha öncede zaman zaman gümrüklerden meyve ve sebzeler kalıntı içerdikleri için geri dönmüştü. Onlarla ilgili de Tarım Bakanlığı tarafından kamuoyu bilgilendirilmedi.

Ali Ekber Yıldırım ile konuştuk

68Konu hakkında bilgi edinmek için Dünya Gazetesi’nde tarım üzerine yazılar kaleme alan Ali Ekber Yıldırım ile konuştuk.

Yunanistan’ın iade ettiği limonlara dair bir bilgisi bulunmadığını ancak bu tür geri çevirmelerin sıklıkla yaşanabildiğini belirten Ali Ekber Yıldırım, “Ürünler değişebilir. Limon, kuru üzüm veya domates veya başka bir tarım ürünü olabilir. Her ürün için her ülkenin kalıntı değer analizi oranı da farklılıklar gösterir. Ürün geri çevrildiğinde bu ürün ya iç piyasaya gönderilir ya kalıntı değeri daha yüksek olan başka bir ülkeye ihraç edilir ya da durum onu gerektiriyor ise imha edilir” şeklinde konuştu.

Bunun tarım piyasasında doğal olduğunu da belirten Yıldırım, “Yunanistan’ın limit değeri, diyelimki %1 ise ve geri çevirdi ise %4 olduğunu varsaydığımız Bulgaristan’a ya da bir başka ülkeye ihraç edebiliriz” dedi.

“Geri çevrilen ürünleri keşke biz tüketiyor olsak”

Rusya’nın özellikle domates ihracında bu uygulamaya sıklıkla başvurduğunu ve Türkiye’deki tüketicilerde de, “Rusya’nın geri çevirdiği, tırnak içinde “zehirli” domatesi şimdi biz mi tüketeceğiz” endişesi oluştuğunu da kaydetti.

69

Yıldırım, kendi düşüncesinin ise bunun tam tersi yönünde olduğunu kaydederek, “Keşke o geri çevrilen domatesleri biz tüketsek. Çünkü o domatesler için kalıntı değer analizi yapılmış durumda. İçindeki kalıntı oranını, dolayısı ise ne yediğimizi biliyoruz. İç piyasaya doğrudan sürülen hiçbir gıda maddesi için herhangi bir analiz ise yapılmıyor maalesef.

Diyelim ki Yunanistan, limonda % 1 limitini koydu, Rusya domateste % 3 dedi limit için. Geri çevrilen üründe biz limitin ne olduğunu tam olarak biliyoruz. Türkiye’de ise herhangi bir analiz, dolayısı ile herhangi bir limit yok. %10 mudur, %20 midir bilmeden tüketiyoruz gıda ürünlerini” diye konuştu.

Dünya Gazetesi Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım, tarımsal gıda ürünlerinde kalıntı değer analizi limiti en düşük ülkenin Almanya olduğunu da sözlerine ekledi.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

 

(Yeşil Gazete, Azınılıkça.net)

Fransa’nın Nice kentinde terör saldırısı: En az 84 ölü

Fransa’nın Nice kentinde düzenlenen 14 Temmuz Fransa Ulusal Günü (Bastille Günü) kutlamalarında binlerce insanın arasına dalan kamyon, 84 kişinin ölümüne, 18’i ağır yaralı, 100’ü aşkın kişinin de yaralanmasına neden oldu. Kamyon şoförü vurularak öldürüldü.

ATTENTION EDITORS - VISUAL COVERAGE OF SCENES OF INJURY OR DEATH - Bodies are seen on the ground July 15, 2016 after at least 30 people were killed in Nice, France, when a truck ran into a crowd celebrating the Bastille Day national holiday July 14.   REUTERS/Eric Gaillard
ATTENTION EDITORS – VISUAL COVERAGE OF SCENES OF INJURY OR DEATH – Bodies are seen on the ground July 15, 2016 after at least 30 people were killed in Nice, France, when a truck ran into a crowd celebrating the Bastille Day national holiday July 14. REUTERS/Eric Gaillard

Reuters’ın aktardığına göre kamyon, kalabalığı havai fişek gösterisini izlediği sırada hedef aldı. Hızla ilerleyen kamyon yaklaşık 2 km ilerleyerek onlarca insanı altına alarak ezdi. Olay yerinde çok sayıda çocuk vardı. Hayatını kaybedenlerin sayısı gitgide daha da yükseldi. İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan son açıklamada, ölü sayısının 84’e ulaştığı ve 18 kişinin durumunun ağır olduğu belirtildi.

Yetkililer, başka saldırıların da olma ihtimaline karşı halktan, evlerini terketmemelerini istedi.

Nice Belediye Başkanı, kimliği henüz belirlenemeyen saldırganın, önce ateş açtığını sonra da aracı kalabalığın üzerine sürdüğünü söyledi.

Saldırgan 31 yaşında Tunus kökenli Fransız

Saldırgan, güvenlik görevlileri tarafından vurularak etkisiz hale getirildi. Savcılık henüz saldırganın kimliğini açıklamadı. Ancak Reuters’a bilgi veren bir polis kaynağı saldırganın 31 yaşında, Tunus doğumlu bir Fransız olduğunu, daha önce hırsızlık ve şiddet gibi adi suçlardan poliste kaydı bulunduğunu belirtti. Saldırganın cihatçı örgütlerle bağlantılı kişiler listesinde bulunmadığı bildiriliyor.

Yetkililer, 84 kişinin ölümüne neden olan saldırının IŞİD tarafından gerçekleştirilmiş olma ihtimalinin yüksek olduğunu, kamyonun kasasında çok sayıda patlayıcı, el bombası ve uzun namlulu silah bulunduğunu da aktardı. Yetkililer henüz saldırıda hayatını kaybedenlerin kimlikleri ve hangi ülke vatandaşı olduklarını henüz açıklamadı.

Olağanüstü hal uzatıldı

CNN International canlı yayınına telefonla katılan ABD’li görgü tanığı yaşananları şöyle anlattı: “Kamyon kalabalığın arasına daldığında hızını daha da artırdı. Aracın içinde yalnızca bir kişi vardı.”

IŞİD’in Paris’teki eş zamanlı saldırılarının ardından uygulamaya alınan olağanüstü hal, ülke genelinde üç ay daha uzatıldı.

 

(Diken)

Boğaziçi Üniversitesi, Rektörlük için rekor oyla Gülay Barbarosoğlu’nu seçti

Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan seçim sonucunda, 2012 yılından bu yana rektörlük görevini sürdüren Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu oyların yüzde 86’sını alarak birinci oldu. Barbarosoğlu bu sonuçla Boğaziçi Üniversitesi tarihinde en çok oy alan rektör adayı oldu.

2016-2020 yılları arasında görev yapacak Boğaziçi Üniversitesi Rektörü’nü belirleyecek seçim ve atama sürecinin ilk adımı gerçekleştirildi.

57
Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu

447 öğretim üyesinden 403’ünün katılımıyla yapılan ve yüksek katılım sağlanan seçimde Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu 348 oyla, seçmenlerin %86’sının oylarını alarak seçimi kazandı.

Rekor katılımlı seçimde katılım sayısı 403 olurken, geçerli oylar 399, geçersiz oylar 4 oldu.

Seçim sonucunda adayların aldığı oy sayıları şöyle:

Prof. Dr. Gülay Barbarosoğlu 348
Prof. Dr. Vedat Akgiray 40
Prof. Dr. Esra Battaloğlu 1
Prof. Dr. Betül Tanbay 1
Prof. Dr. Cem Say 7
Prof. Dr. Levent Kurnaz 2

Boğaziçi Üniversitesi’nde 2008’de yapılan seçimlere 338 kişi katılmış Kadri Özçaldıran 170, Ayşe Soysal 146 oy almıştı.

2012 yılında yapılan seçimlere ise 349 öğretim üyesi katılmış, Gülay Barbarosoğlu 203, Kadri Özçaldıran 129 oy almıştı. Her iki seçim sonucunda da birinci olan adaylar Cumhurbaşkanı tarafından Rektörlük görevine atanmıştı.

12 Temmuz günü yapılan ve Gülay Barbarosoğlu’nun 348 oy alarak birinci sıraya yerleştiği seçimlerin ardından YÖK değerlendirmesi yapılacak ve Ağustos ayında Cumhurbaşkanı, YÖK tarafından sunulan isimler arasından atama yapacak.

 

(T24)