Dış Köşe

Bulutlara sordum – Abdullah Aysu

Abdullah Aysu’nun bu yazısı karasaban.net sitesinden alındı

Bulutlara yükü sorulmazmış. Sordum, yükünüz ne diye? “Gökten dolu ve yağmur değil, ithal sığır yağacak, taş misali. Yerli hayvan yetiştiricileri altında kalacak, belini doğrultamayacak, elenecek bazıları”dediler.

etBakanlar Kurulu’nun 400 bin başlık besi sığırı gümrüksüz ithal etme kararı, 3 Mayıs 2016’da Resmi Gazete’de yayınlanmış, ithal yetkisi Et ve Süt Kurumu’na verilmişti. İşte şimdi Et ve Süt Kurumu tek ihaleyle 100 bin baş besilik sığır ithalatının yapılması için düğmeye bastı.

Alınacak hayvanlar bugüne kadar nasıl bakıldı, neyle beslendi bilmiyoruz, bilemeyeceğiz de. Besi amaçlı getirilecek olan sığırları alanlar kazanmak için doğal olarak semirtmeye çalışacak. Az hareket etmeleri için merada otlatmayacak, kapalı alanlara hapsedip, önüne yem boca edecek. Yani bu ithal sığırlara yem ithali gerek. Çünkü yem konusunda kendimize yeterli değiliz, ithalatçıyız. İthal yemin ne olduğunu bilecek miyiz? Evet, yem hammaddesinin GDO’lu olduğunu artık cümle âlem biliyor.

Demek oluyor ki, sığır etini alıp piyasaya sürecek, yem hammaddesi ithal ve ihraç eden şirketler ile yem fabrikası sahibi patronlar kazanacak.

Her kazanan, kaybedenine karşı kazandığına göre kaybedenler kimler? Sen, ben, onlar, yani hepimiz!

Nasıl mı?

İthal edilen hayvanlar içeri kapatılacağı için hareketleri kısıtlanacak. Kısa kalan ömürlerini özgür değil, tutsak geçirecek. İçerde olacakları için kan dolaşımları özgür hayvanın ki gibi sağlıklı olmayacak. Bu etin kalitesini ve lezzetine yansıyacak.

Merada otlamadığı için böyle beslenen sığırların etlerinde; Beta-karoten (vücudumuzda A vitaminine dönüşür), E vitamini, B vitaminleri thiamin ve riboflavin, Kalsiyum, magnezyum ve potasyum, toplam omega3, Kanjuge linoleik asit (CLA-potansiyel kanser savaşçısı) içeriği daha düşük, total yağ içeriği fazla olacak. Yani bu bizim bildiğimiz lezzet ve kalitedeki etlerden olmayacak.

Bunları ben söylemiyorum, vebali boyunlarına; ABD Tarım Bakanlığı ile Clemson Üniversitesi araştırmacılarının 2009 yılında otla beslenmiş hayvan eti tüketiminin, tahılla beslenmişe oranla insan sağlığına etkileri konusundaki saptamaları. Ancak bu sisteme bütün dünyada hayvan yetiştiriciliği değil; et imalatçılığı deniyor!

Bu ithalatla birlikte yerli hayvan yetiştiricileri, et imalatçılarına karşı rekabet edemeyeceği için bir bölüm hayvan yetiştiricisi daha mesleğini terk edecek. Hayvan ve hayvansal ürün konusunda dışa bağımlılık katlanacak.

Et imalatçılığının yaşadığımız gezegene zararı veya yararı var mı? Yararı yok, zararı var!

Meraya çıkmayacak/çıkarılmayacak hayvanlara yem için okyanus ötesinden yem hammaddesi nakli ile ahırlara yem nakli küremizi ekstradan ısıtacak. Hayvanların dışkıları bitkisel üretimde kullanılmayacak çöp olacak. Bitkisel üretimde kullanılamayacak. İklim değişikliğine hayvan gübresinin 25 katı daha fazla olumsuz etki yapan azotlu gübre zorunlu olarak kullanılacak. Yani, iklimin istikrarsızlaşmasına katkı konulacak (!)

Tarım trafiğini tek yönlü hareket ettirmek de ısrar eden siyasi erk, ölümcül olmayan kazalarla şimdilik yol almakta, ancak ölümcül olmayan kazalar, Türkiye tarımında olası ölümcül kazalara hızla yaklaştırmaktadır. Bu ortada.

Çözüm: Testi kırılmadan ithalata değil, yerel hayvan yetiştiriciliği ile yerel üretimin artırılmasına doğru politik direksiyon bükülmeli. Her şey ve tüm insanların selameti için Türkiye tarımı şirketlerin güdümünden çıkarılmalı!

Abdullah Aysu – www.karasaban.net12.Abdullah Aysu

Kategori: Dış Köşe