Ana Sayfa Blog Sayfa 3291

Kömür madenlerinden, Yeşil Başkent’e

Bir şehir düşünün, sanayi devrimiyle kaderi değişsin, bir ailenin öncülüğünde kömür ve demir çelik endüstrisinin merkezlerinden bir tanesi olsun. Sadece kendi ülkesinden değil, tüm kıtadan insanlar o kente çalışmaya gelsinler. Büyüsün. Daha sonra kömür ve bitsin. Kent küçülsün, adı eskisi kadar anılmasın, bırakın kıtadan insanların çalışmaya gelmesini, kendi insanına bile iş bulamaz hale gelsin. Elinizde karar verme yetkisi olsa ne yapardınız? Böylece bırakır mıydınız? Yeni yollar mı arardınız? Yoksa yine kıtaya örnek olmaya mı çalışırdınız?

Bahsettiğimiz kent Essen! Essen kenti, Almanya’nın Batı sınırına yakın, hafif de kuzeye doğru konumlanan bir kent. Wikipedia bilgisine göre kent, Almanya’nın Kuzey-Ren Vestfalya eyâletine bağlı, bu eyâletin dördüncü, ülkenin dokuzuncu büyük şehri. Nüfusu 600.000 civarında. Essen’in tarihine baktığımızda bir zamanlar Almanya’nın beşinci büyük şehri olmuş.

Wikipedia’nın Türkçe versiyonunda Essen’e dair iki cümle var. İlkini biraz önce okudunuz. İkinci cümle ise şu: Eskiden bu bölge Almanya’nın en önemli demir ve kömür merkeziydi. Kent kömür ve demir çelik endüstrisine o kadar bağlı ki, uluslararası gezgin sitesi Trip Advisor’da Essen’de yapılacak şeyler listesinde 75 madde var. İlk sırada ise eski bir maden ocağını ziyareti koymuş site yetkilileri ve gezginler. Bu endüstri ile şehir içiçe.  Wikipedia’nın İngilizce sürümünde ise bilgi biraz daha fazla: “845 yılında kurulan Essen, sanayileşmenin başlangıcına kadar küçük bir kasaba olarak kaldı. Şehir özellikle Krupp Ailesi’nin demir işleri sebebiyle Almanya’nın en önemli kömür ve çelik merkezlerinden biri haline geldi. Essen 1970’li yıllara kadar tüm ülkeden işçiler çekiyordu; 1929 ve 1988 yılları arasında Almanya’nın 5. büyük şehriydi ve 1962’de 730.000’den fazla nüfusa ulaştı.”

Hikâye buraya kadar, dönemin koşullarını da düşününce, fena gitmiyor. Ta ki kömür ve demir çelik kaynakları tükenene kadar… Son kömür ocağı da 1996 yılında kapandıktan sonra şehir eski albenisini yitiriyor ve düşüş başlıyor.

Burada kaseti biraz ileri sarmakta yarar var. Çünkü bir devrin kapandığı 1996 yılından, yeni bir devrin açıldığı 2010 yılına gelmek önemli. Yıl 2010, Essen Avrupa Kültür Başkenti! Eskiden madencilerin gittiği ocaklara artık sanatçılar, öğrenciler, sanatseverler gidiyor ve bir dönüşüm başlıyor. Ağır bir endüstri yerini kültüre bırakıyor ve kıtadan insanlar çalışmak için Essen’e gelen insanlar; 40 sene sonra bu sefer kültür için geliyorlar.

Biraz daha ileri sarıp günümüze, Essen’in bu yazıya konu olmasının da sebebine, gelelim. 2017’ye! Essen Avrupa Yeşil Başkenti! Avrupa’nın önemli bir kömür ve demir çelik merkezi yaşadığı dönüşümle önce kültür konusunda, sonra da çevre konusunda Avrupa’nın Başkenti olma sıfatını elde ediyor.

Peki, kısaca ayrıntılara girersek neler yapmış Essen? Öncelikle Essen’in bu sıfatı hak kazanmasının temel nedeni suyla kurduğu ilişki ile biyoçeşitliliği koruma ve geliştirme konusundaki çabaları. Bunun yanında bazı konularda 2050’ye kadar giden kentsel vizyonları da var. Örneğin,

* İklim değişikliğine yönelik olarak azaltım ve uyum politikalarını net olarak belirliyorlar.

* Ulaşımdan kaynaklı salımları 2020’de %40, 2050’de ise %95 azaltmayı hedefliyorlar.

* Geçmişin getirdiği kötü şöhrete rağmen hava kalitesini üst düzeye çıkarmayı hedefliyorlar.

* Ses kirliliğini engellemeyi hedefliyorlar.

* 2012’de %40 olan geri dönüşümü 2020’de %65’e çıkarmayı hedefliyorlar.

* Şebeke suyunu içilebilir hale getirmeyi hedefliyorlar.

* Yağmur suyunun %15’ini ayırıp kullanmayı hedefliyorlar.

* 2025’e kadar 20.000 yeşil istihdam yaratmayı hedefliyorlar.

* 2030’de bütünleşmiş bir çevresel sisteme geçeyi hedefliyorlar.

İşte bu hedefler ve şimdiye kadar yaptıkları sayesinde 2017 Avrupa Yeşil Başkenti seçildi Essen. İşin bir ilginç yanı da şu, ödül konuşmasında “Tüm Essenerlerin işlerinin zor olduğunun farkındayım ve onlara teşekkür ediyorum. Onlar sayesinde gereken yapısal değişiklikleri başarabildik.” diyen Essen Belediye Başkanı Reinhard Paß Hristiyan Demokratlar’dan seçilmiş bir kişi ve kenti de Hristiyan Demokratlar ve Sosyal Demokratlar koalisyonu yönetiyor; Almanya politikasının merkez iki partisi.

Essen’in hikâyesindeki kontrast çok keskin olduğu için Essen önemli bir örnek ama bu kadar keskin hatlara sahip olsa da olmasa da iklim değişikliğinin etkilerinden tüm kentler etkilenecek ve Essen’de görüldüğü gibi bu hem politikanın merkezinde olmalı, hem de merkez politikanın konusu olmalı. Cazibesi yitirmiş, küçülen, işsizliğin arttığı bir sanayileşme sonrası harabesinden hem Avrupa Kültür Başkenti hem de Avrupa yeşil Başkenti çıkarmak bir vizyon ve akıl sonucu. Kentin tüm ulaşım, su, çöp sistemini dönüştürmek ve bunu yaparken de var olan işsizliğin yarısına denk gelen bir oranda yeşil istihdam yaratmak örnek alınması gereken bir hamle. Yapılacaklar belli, yapacaklar belli. Yapılması gerekliliği ise çok acil… Sadece biraz ileri görüşlülük yeterli! İleriyi görebilmek için, şimdi ileri görüşlülük zamanı.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/Urbarli

İklim değişikliğine karşı “Kardan Adamı kurtarın!” kampanyası: Save Our Snowmen

İklim değişikliğiyle mücadele eden, kitlesel fonlama sitesi Cool Effect, kardan adamları nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir canlı olarak ele aldı. ‘Kardan Adamları Kurtaralım’ kampanyası başlatan ekip, “Kardan adamların umutları azalıyor, bizim kalplerimiz eriyor” diyor.

Cool Effect, iklim değişikliğine dikkat çekmek üzere bir de kısa film hazırladı. Kampanya filmi, ‘kardan adam barınağı’ kurgusuyla ilerliyor. Çocukluk anılarına dokunabilen film, izleyicisiyle duygusal bağ kurarak şu mesajı veriyor: “İnsanlar da iklim değişikliği yüzünden er ya da geç kardan adamlar gibi sığınacak bir yer aramaya başlayacak.” Filmi, www.cooleffect. org’dan izlemek mümkün. Bir kardan adamı kurtarmak için belirlenen bağış miktarı 10 dolar, kardan adam ailesi için ise 25 dolarlık bir bağış tutarı belirlenmiş.

Kampanya çağrı metninde ise şöyle deniliyor: “Kardan adamlar, küresel iklim değişikliği yüzünden, hayatta kalmak için kitleler halinde kuzeye göç ediyor. Sıcaklıklar hızla yükseldikçe varlıkları tehlike altına giriyor. Fakat bütün ümitler tükenmiş değil. Hemen harekete geçip bir kardan adamı kurtarabilirsin ve donmuş arkadaşlarımızı aramıza döndürüp, onları seven ailelerine kavuşturabilirsin.”

 

(Cumhuriyet, Cool Effect)

İzmir, 2016’nın son Critical Mass turunda da Saat Kulesi’nde buluştu

2016 yılının son Critical Mass’i Critical Mass #78, 30 Aralık Cuma günü gerçekleştirildi. Her zaman olduğu gibi saat 18.30’da itibaren Konak Meydanı’nda Saat Kulesi yanında toplanan bisiklet kullanıcıları 19.00 itibariyle Critical Mass turuna başladılar. Toplanma esnasında İzmir Müzisyenler Derneği’nin mini konseri ile keyifli anlar yaşandı.

19.00’da şehrin trafik yoğunluğunun olduğu bulvarlara doğru yol alan bisiklet kullanıcıları, sırasıyla Fevzipaşa Bulvarı, 9 Eylül Meydanı ve Gazi Bulvarı , Cumhuriyet Bulvarı, Cumhuriyet Meydanı, Şehit Nevres Bulvarı, Montrö Meydanı, Şair Eşref Bulvarı, Alsancak Garı, Talatpaşa Bulvarı ve Gündoğdu Meydanı boyunca sürdü. Yaklaşık bir saat süren sürüş yüzün üstünde katılımcı ile gerçekleşti. Gündoğdu Meydanı’nda Konak Belediyesi’nin çay ikramı ile son bulan sürüş renkli görüntülere sahne oldu.

Yeni yılın gelişinin kutlandığı 31 Aralık’ın bir gün öncesine denk gelmesi sebebi ile bisikletliler yeni yıla uygun kostümler, süsler ve şapkalar ile katıldılar tura. Tura ayrıca bir müzikli romörklü bisikletin de eşlik etmesi ile tur boyunca müzik yayını yapıldı.

Gezi amaçlı değil ulaşım amaçlı bisiklet yolu istiyoruz!

“Gezi amaçlı değil ulaşım amaçlı bisiklet yolu istiyoruz” pankartı ile yapılan sürüşte İzmirli bisikletçiler şunları dile getirdi.

“Kıyı şeridine hapsolmuş,  yerel yönetimin ulaşım politikalarına ve ulaşım bütçesine dahil etmediği, halen gezi aracı olarak baktığı bisiklete ulaşım amaçlı olarak şehir içi yollarda yer açılmasını istiyoruz. Bisiklet yollarının rekreasyon alanının bir öğesi olarak değerlendirilmediği, ulaşım ve karbon emisyonu planlarına dahil edildiği bir anlayışa yerel yönetimi davet ediyoruz.

Avrupa’da bir çok şehirde bir ulaşım hamlesi olarak değerlendirilen bisiklet yolları, ulaşım planları içinde onlarca km olarak, şehri boydan boya geçen akslar şeklinde telaffuz edilirken şehrimizde halen yeşil alanların bir süsü olarak 400m – 800m gibi uzunluklarda yapılır durumdadır. Bu da bisiklete bakışın halen ulaşım odaklı olmadığının en belirgin özelliğidir. Bu isteklerimiz dile getirmek için her ay Critical Mass sürüşünde yollardaki demokratik ulaşım hakkımız için bisiklet süremeye devam edeceğiz.”

Bisiklet kullanıcıları Ocak ayının son 27 Ocak Cuma günü yapılacak olan Critical Mass #79’da daha fazla bisiklet kullanıcısı ile daha eğlenceli şekilde herzamanki buluma yerleri olan Konak Meydanı’nda 18.30’da buluşmak üzere Gündoğdu Meydanı’ndan ayrıldılar.

Critical Mass’i Facebook üzerinden facebook.com/groups/cmizmir/ adresinden takip edebilirsiniz.

 

Haber: Tanzer Kantık

(Yeşil Gazete)

Barbaros Şansal’a apronda saldırı

KKTC’den sosyal medyadaki paylaşımları sonrası sınır dışı edilen Modacı Barbaros Şansal Türkiye’ye gönderildi. Şansal, Atatürk Havalimanı’nın apronunda bir grubun saldırısına uğradı.

KKTC’den sosyal medyadaki paylaşımları sonrası sınır dışı edilen Modacı Barbaros Şansal Türkiye’ye getirildikten sonra gözaltına alındı.

Doğan Haber Ajansı’nın haberine göre, THY’nin tarifeli seferiyle saat 22:30 sıralarında Ercan Havalimanı’ndan İstanbul Atatürk Havalimanı’na getirilen Şansal’a uçağın yolcuları tepki gösterdi.

Gece geç saatlerde Türkiye’ye gelen Şansal uçaktan inerken apronda da saldırıya uğradı. Görüntülerde Şansal’ın yere düştüğü ve darp edildiği görülüyor.

Polis eşliğinde uçaktan indirilen Şansal, Havalimanı apronundan özel bir kapıdan çıkarıldı. Sonra sağlık muayesinden geçirilen Şansal’ın emniyet müdürlüğüne götürüldüğü bildirildi.

Şansal’ın avukatı Efkan Bolaç Twitter hesabından yaptığı açıklamada, darp edilen Şansal’ın ellerinde ve vücudunda çizikler olduğunu söyledi.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Reina saldırısında gözaltı sayısı 14’e yükseldi

İstanbul Ortaköy’de bulunan gece kulübü Reina’ya yılbaşı gecesi düzenlenen ve 39 kişinin yaşamını yitirdiği saldırıyla ilgili soruşturma kapsamında gözaltına alınanların sayısı 14’e yükseldi.

Anadolu Ajansı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca yürütülen soruşturmanın çok yönlü devam ettiğini, yakalanan sekiz kişinin ifadelerinin alınması sürerken, altı kişinin daha gözaltına alındıklarını bildirdi.

Doğan Haber Ajansı (DHA) ise Konya’da gözaltına alınanlar arasında saldırganın eşinin olduğunun da iddia edildiğini bildirdi.

İhlas Haber Ajansı’na (İHA) göre ise saldırgan Kırgızistan’dan eşi ve iki çocuğuyla 20 Kasım’da uçakla İstanbul’a, buradan da karayolu ile önce Ankara’ya, sonra da Konya’ya gitti. İHA, saldırganın eşinin “Saldırıyı televizyondan öğrendim. Değil DAEŞ üyesi eşimin sempatizan bile olduğunu bilmiyordum” dediğini öne sürdü.

Reina saldırısının ardından İstanbul ve Konya’da operasyonlar düzenlenmişti.

 

(BBC Türkçe)

 

Yazar ve eleştirmen John Berger hayatını kaybetti

İngiliz eleştirmen, ressam, denemeci, roman ve senaryo yazarı ve zamanımızın en önemli entelektüellerinden biri olan John Berger 90 yaşında hayatını kaybetti. Türkiye’de Görme Biçimleri, G., Yedinci Adam gibi kitaplarıyla yakından tanınan yazarın ölümü dostları tarafından sosyal medyada duyuruldu.

1926’da Londra’da doğan John Berger Oxford’da St. Edward’s Okulu‘nda ve Londra’da Chelsea Sanat Okulu‘nda okudu. Kariyerine 1940’larda ressam olarak başladı, sergiler açtı ve aynı zamanda sanat eleştirileri yayımladı. İlk romanı Zamanımızın Bir Ressamı 1958’de yayımlandı. 1962’de Fransa’ya taşındı.

John Berger’in en tanınmış kitaplarından biri olan ve sanat alanında üniversitelerde en çok okutulan kitaplardan biri haline gelen Görme Biçimleri 1972’de BBC’nin bir program dizisinin kitabı olarak basıldı. Berger’in aynı yıl yayımlanan G. isimli romanı 1972 Booker ödülünü kazandı. Jean Mohr ile birlikte yazdığı 1975’de yayınlanan Yedinci Adam’da göçmen işçilerin dünyası na ışık tutmayı amaçlıyordu.

Berger’in Türkçe’de yayımlanmış diğer eserleri arasında romanları Düğüne, A’dan X’e, Fotokopiler, G., Zamanımızın Bir Ressamı, Kral ve deneme ve eleştiri türündeki eserleri Ve Yüzlerimiz, Kalbim, Fotoğraflar Kadar Kısa Ömürlü, Bir Fotoğrafı Anlamak, Hoşbeş, Görünüre Dair Küçük Bir Teoriye Dair Adımlar, Picasso’nun Başarısı ve Başarısızlığı, Bento’nun Eskiz Defteri, Bir Zamanlar Europa’da sayılabilir.

Yücel Göktürk’ün John Berger ile yaptığı söyleşi de bu yıl İstanbul’dan Gelen Telefon adıyla kitaplaştırılmıştı.

Paris’te hayatını kaybeden John Berger uzunca  bir dönem Fransa’nın bir dağ köyünde yaşamıştı.

(Yeşil Gazete)

Özgür Gündem’in 2.duruşmasında Zana Kaya ve Bilge Oykut Contepe savunma yaptı

İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Özgür Gündem davasının ikinci duruşması bugün (2 Ocak) görüldü. Duruşmada Özgür Gündem Genel Yayın Yönetmeni Zana (Bilir) Kaya ve Yayın Danışma Kurulu Üyesi Bilge Contepe Oykut’un savunması alındı.

Davanın ikinci duruşması için Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Özgür Gündem Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya getirilmedi.

29 Aralık’taki ilk duruşmada da Kızılkaya ve tahliye edilen Zana (Bilir) Kaya “personel ve araç eksikliği” gerekçesiyle getirilmemişti.

Mahkeme ara hakiminde müzekkere yazılmasına rağmen Kaya ve Kızılkaya’yı getirmeyen cezaevi görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar vermişti.

Davada yazar Aslı Erdoğan, dilbilimci Necmiye Alpay, Özgür Gündem Genel Yayın Yönetmeni Zana (Bilir) Kaya ile Özgür Gündem Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya, Eren Keskin, Filiz Koçali, Ragıp Zarakolu, Kemal Sancılı ve Bilge Oykut yargılanıyor.

Duruşmaya tutuksuz sanıklar Bilge Oykut, Zana (Bilir) Kaya, Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay katıldı.

Oykut: Bunun suç olarak yargılanmasını protesto ediyorum

Duruşmada ilk olarak Bilge Oykut Contepe savunma yaptı.

Ekolojist ve barışçıl bir insan olduğunu dile getiren Oykut, Yeşiller Partisi Genel Başkanı olduğu dönemde kendisine Özgür Gündem’in ekoloji sayfasını ve Yayın Danışma Kurulu Üyeliği görevinin teklif edildiğini belirtti.

“Başka bir gazetede de olsa kabul ederdim” diyen Oykut, sayfayı beş yıl önce bıraktığını, Yayın Danışma Kurulu’nun ise hiç toplantı yapmadığını ekledi.

“Suçsuzum, bunun suç olarak yargılanmasını da protesto ediyorum. Bu davanın düşmesini, beraatimi istiyorum” diyen Oykut hakkındaki yakalama kararının adres değişikliği nedeniyle kendisine ulaşılamadığından çıkarıldığını ekleyerek, yakalama kararının kaldırılmasını istedi.

Ara karar veren mahkeme Kızılkaya’yı tahliye etmedi. Erdoğan ve Alpay’ın yurtdışı yasağının kaldırılması taleplerini reddetti, Oykut hakkındaki yakalama kararının kaldırılmasına hükmetti.

Davaya 14 Mart’ta devam edilecek.

 

Bianet, Yeşil Gazete

Şiddet – Karin Karakaşlı

Karin Karakaşlı’nın yazısı gazeteduvar.com.tr sitesinden alındı

Şimdisi, yani saldırıların sonrası en beteri. Sanki sorumluluğun yokmuşçasına kınamalar, vatandaşı tedbire davet etmeler, milli birlik ve beraberliğe vurgular. Hicap duyduğum tek bir yılbaşı vardı, o da Roboski katilamının üzerine kutlanabilendi. Gerisi zaten geldi. Şiddetin ne olduğunu daha geniş anlamıyla tanımlamanın zamanıdır belki. Madem hayatımızın diğer adı olmuş. Şiddet, sadece saldırı ânı değildir. Oraya vardıran sürecin toplamıdır. Yaratılan iklimdir. Azmedilmiş sevgisizliktir. En temel harç sevgisizlik çünkü. Nefreti bile çıkma kat olarak onun üzerine inşa edersin.

Yılbaşına özel anlamlar yükleyenlerden değilim. Sadece böyle her günü katliam, zulüm dolu bir yılı rakamla bile olsa geride bırakma isteği. Kanepeye kıvrılmışım. Eski şarkılar var ekranda.

Çocukluğumun şarkıları. Ajda, Sezen, Nükhet… Merdaneli çamaşır makinesinin hortumundan kendime mikrofon, annemin sabahlığından tuvalet yapıp saçlarımı savura savura çığırdığım repertuvar… Öylece dalmışım işte. Reina’ya yapılan saldırının haberi bu halde buldu beni. Terör dediğin güvenlik önlemleriyle alay ederek, hiçbir yerde, hiçbir şekilde, hiçbir zaman güvende olmadığını kafana kakmak üzere gelir. Ama gökten zembille inmez, beslenir. O yüzden önemli olan, o kökenleri, gerekçeleri doğru yerden tahlil etmek, adını koymaktır.

AH ŞU KOMİK NOEL BABA 

Son haftalarda Noel Baba üzerinden yayılan ve kimi çevrelerce ‘ilginç eylem’ olarak adlandırılan nefreti anımsamanın zamanıdır belki. Sünnet edilen, kafasına silah dayanan, yumruklanan Noel Baba’yı. Ne komikti ama, değil mi? Müslüman Noel kutlamaz düsturundan hareket eden afişler, ‘kutlamama uyarısı’ yapan gazete manşetleri ve yılbaşı kutlamalarını “gayrimeşru tutum ve davranışlar” diye telakki eden Cuma hutbeleriyle Diyanet: “Yeni bir yılın ilk saatlerinin başka kültürlere, başka dünyalara ait yılbaşı eğlenceleriyle israfa dönüştürülmesi ne kadar da düşündürücüdür. Sevap-günah, hayır-şer konularında muhasebe yapılması gereken saatlerin, emek harcamadan zengin olmak arzusuyla kumar, piyango gibi şans oyunlarıyla heba edilmesi ne kadar da üzücüdür.”

Oysa işte bir şeyleri bitirme, yalan da olsa sanki yeni ve daha iyi bir şey başlayacakmış hissiyle toplanma ihtiyacı evrensel. Kimimiz evde, kimimiz sokakta… Kaldı ki Noel bile öyle başka kültürlerin değil, bizzat burada yaşamış ama her biri yakın tarihin unutulmaz dönemeçleri eşliğinde bilinçli devlet politikalarıyla azaltılıp eşantiyon kılınmış Hıristiyan vatandaşların da bayramı. Çok unutturulmak isteniyor ama Hıristiyanlığın kökeni Anadolu, Mezopotamya ve Orta Doğu. Şaka gibi ama böyle.

ŞERHLER ÜLKESİ

Şimdisi, yani saldırıların sonrası en beteri. Sanki sorumluluğun yokmuşçasına kınamalar, vatandaşı tedbire davet etmeler, milli birlik ve beraberliğe vurgular. Hicap duyduğum tek bir yılbaşı vardı, o da Roboski katilamının üzerine kutlanabilendi. Gerisi zaten geldi.

İnsan yazarken utanıyor. Sanki aynı şeyleri sayıklayıp duruyorsun. Çünkü aynı akıl almaz, yürek kaldırmaz şeyleri yaşayıp duruyoruz. Ve şiddet her bir zerremize siniyor. Sanırsın faşizmin, radikal, aşırı dinciliğin, en vahşisinden kapitalizmin karşısında mücadelede ortaklaşabileceğiz. Ama hayır, olmuyor. Hâlâ düşülecek şerhler, dürülecek hesaplar var. İnsanlar patlarken, taranırken. Şaka gibi ama böyle.

Ve sözü, eylemi barış olan HDP halen hedefte, siyasetçileri, milletvekilleri, belediye başkanları, eş genel başkanları tutuklu. Ve nefret söyleminin pirleri ekranlarda, sosyal medyada cirit atarken, işi gücü haber olan gazeteciler tutuklu. Başlamamış yılın her günü duruşma tarihleriyle dolu. Ve kim bilir daha kaç patlamayla diye devam eden bir düşünce balonu kafamızda. Patlamanın sesi o balondan mı, pencerenin dışından mı, belli değil. Rüyalar bile patlama. Ya da kırılan kapı. Ya da üzerine doğrulu silah. Şaka gibi ama böyle.

Tam böyle zamanda düşünmek gerekir işte bir şiddet türü olarak sevgisizliği. Birbiriyle iki satır konuşamaz hale gelmeyi. Bağırıştan yumruğa evrilen o çizgiyi. Boşalmadan mütevellit sevişmeleri, hane içi tecavüzleri, dayağı, tacizi, küçük iktidarcık denemelerini. Eskileri neden sık yayınlar oldular, düşündünüz mü? Türkiye o zaman da kötülükle doluydu. Devlet sistematik kötülükte sürekliliktir ne de olsa. Ama işte o filmlerde, şarkılarda, hatta reklamlarda bir şey var. Kaybettiğimiz, yerine koyamadığımız bir şey.

Neydi diye düşünürken yine öldürüldük. Bu yazı yayınlanana kadar daha kötü bir şey olur mu diye düşündüm bir de. Burada da durdum. Ötesi içimden de elimden de gelmedi.

Reina’daki yılbaşı katliamını IŞİD üstlendi

İstanbul Ortaköy’deki Reina gece kulübünde yılbaşı gecesi gerçekleştirilen terör saldırısını İslam Devleti/IŞİD örgütü üstlendi.

ReinaHaberi duyuran uluslararası haber ajansı Reuters, IŞİD’in saldırıyı ‘Amaq’ aracılığıyla yaptığı duyuru ile üstlendiğini duyurdu.

IŞİD tarafından yapılan açıklamada, “Hıristiyanların koruyucusu Türkiye’deki ünlü bir gece kulübünde şirk bayramlarını kutlayan Hıristiyanlara saldırıldığı” belirtildi.

IŞİD daha önce Türkiye’de 4 Kasım’da Diyarbakır’da bombalı araçla düzenlenen ve 12 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyı üstlenmiş ancak hükümet saldırının IŞİD değil PKK bağlantılı TAK tarafından gerçekleştirildiğini duyurmuştu.

Örgüt bunun dışında, Türkiye’de düzenlediği hiçbir saldırıyı üstlenmemişti.

(Cumhuriyet, T24)

Yılbaşı katliamı, çok sayıda ölü ve yaralı

İstanbul Ortaköy’de Reina adlı mekana silahlı saldırı düzenlendi. Yapılan resmi açıklamalara göre saldırıda 39 kişi hayatını kaybetti, 69 kişi yaralandı. Yaklaşık 600 kişinin bulunduğu salona giren saldırganın eğlenenler üzerine rastgele ateş açtıktan sonra kaçtığı bildirildi.

Ölenler arasında çok sayıda yabancı uyruklu kişinin de bulunduğu öğrenildi.

Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin yanı sıra bölgedeki bazı özel hastanelere kaldırılan yaralıların tedavisi devam ederken, bazıları da sağlık ekiplerinin müdahalelerinin ardından taburcu ediliyor.

Patlamanın ardından bir çok uluslararası kurumdan baş sağlığı mesajları gelirken Türkiye’de bir çok kişinin sosyal medya hesaplarından olayı olumlulayan nefret söylemi içeren mesajları tepki toplamaya devam ediyor.

Öte yandan Birgün gazetesinin haberine göre İstanbul Ortaköy’de katliamın yaşandığı Reina gece kulübünün önüne karanfil bırakan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) üyesi 18 kişinin gözaltına alındığı açıklandı. ESP’nin sosyal medya Twitter hesabından yapılan açıklamada “Reina’ya karanfil bıraktık oradan ayrılırken saldırıya uğrayıp 18 kişi gözaltına alındık! Katliamı kınayanları değil katilleri yakalayın!” denildi.

 

Yeşil Gazete