Ana Sayfa Blog Sayfa 3289

Cumartesi Anneleri’nin 615. buluşmasında gözaltı

Cumartesi Anneleri, kayıp yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması için 615’inci kez Galatasaray Lisesi önünde bir araya geldi. Üzerine kımızı karanfillerin bırakıldığı “ Failler belli kayıplar nerede” pankartı açılan eylemde, kayıpların fotoğraflarının bulunduğu dövizler taşındı.

Bu haftaki eylemde Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde jandarmalar tarafından gözaltında alınan Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç anıldı. Basın açıklaması okunduğu esnada polis tarafından eyleme müdahale edildi. Eylem bittikten sonra basın açıklamasını okuyan Maside Ocak, savcılık talimatıyla gözaltına alındı.

12 Ocak 1996’da gerçekleşen Güçlükonak katliamında babası Ahmet Kaya ve amcası Halil Kaya’yı kaybeden Emine Kaya, katliamlara dur denmesi gerektiğini ifade ederek barış istediklerini söyledi. Kaya, bu talebi bütün Cumartesi Anneleri adına dile getirdiğini belirtti.

CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, her gün büyük acılarla yeni annelerin bu meydanda toplandığını ifade etti. “Türkiye’nin her yeri taziye evine dönüştü” diyen Tanrıkulu, insanların ölüm ve taciz korkusuyla yaşamak zorunda olduğunu belirterek “Ölüm korkusu yaşamayanlar sadece canlı bombalar” dedi. Dün yayımlanan KHK’lerden söz eden Tanrıkulu, bu kararların darbe hukuku olduğunu vurgulayarak, “Ne umudumuzu yitireceğiz ne de korkacağız” dedi

Daha sonra 1995 yılında gözaltına alınarak katledilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak ortak basın açıklamasını okudu. Ocak, basın açıklamasında örgüt propagandası yaptığı iddiasıyla polis müdahalesine uğradı. Önce GBT kontrolü yapılan, kimliğine el konulan Ocak daha sonra savcılık talimatıyla gözaltına alındı. Ocak, Taksim Karakolu’na götürüldü. CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve Avukat Gülseren Yoleri’nin de Ocak’ın yanında olduğu belirtildi.

 

(Evrensel)

Savcı ve hâkimlere mektup – Ergin Cinmen

Ergin Cinmen’in yazısı Cumhuriyet Gazetesinden alındı

Bir yazıyı yazarken, bir konuşmayı yaparken kendinize, “başıma bir şey gelir mi” sorusunu soruyorsanız, o düzen demokratik bir hukuk düzeni değildir. Evet, bu yazıyı yazarken ben de kendime bunu soruyorum: Acaba başıma bir şey gelir mi? Ama Silivri’de 30 yıllık arkadaşın Bülent Utku, Akın Atalay, Mustafa Kemal Güngör yatıyorsa, 25 yıllık arkadaşın Mehmet Altan ve onun kardeşi Ahmet Altan yatıyorsa, yukarıdaki soruyu kendime sormamak en iyisi.

“Bu yazım bir yerde yayımlanırsa başıma bir şey gelir mi” sorusunun yayın hayatındaki adı otosansürdür. Bir televizyon yayıncısının “Şu tartışma programına şu kişiyi çağırırsam acaba başıma bir şey gelir mi veya patronun reklamları engellenir mi” sorusunu soruyorsanız ortada bir medya otosansürünün bulunduğu açıktır. Bu durumları yaşıyorsanız içinde bulunduğunuz rejime pek de demokratik rejim denmez.

Protokol mü var?

Anayasaya göre sansür yasaktır ama içeride 144 gazeteci, yayıncı yatıyorsa, en azından sansürün fazlaca yer tuttuğu bir rejimin içinde yaşıyorsunuzdur. İfade hürriyetinin OHAL rejiminde, OHAL’in ilan nedenleri ile orantılı olarak kısıtlanabileceği kabul edilebilir ama, OHAL’in ilanından önce suç teşkil etmeyen eylemlerin OHAL rejiminde yargılanabileceğinin kabulü, hukuk devletlerinde olmaz.

Şu anda görev başında olan terör savcıları ve bunların her türlü taleplerini sanki yapılmış bir protokolün kurallarına uyar gibi yerine getiren sulh ceza hâkimlikleri, 15 Temmuz’dan bu yana Türkiye Cumhuriyeti’nin rejimini fiilen değiştirmiş durumda. Aynı Ergenekon savcıları ve yine o zamanın yargıçları gibi.

Kanıtsız suçlamalar

Terör suçlamasıyla yargılanan 144 gazetecinin hiçbirisi hiçbir terör eylemine katılmadığı gibi terör örgütü üyeliklerinin bulunduğu konusunda hiçbir kanıt ortaya konamıyor. Örneğin tutuklu arkadaşlarım Bülent Utku, Akın Atalay, Mustafa Kemal Güngör ve diğer Cumhuriyet tutuklularının “teröristliği” Türkiye’nin en eski ve itibarlı gazetesini çıkaran Cumhuriyet Vakfı yöneticiliğinden. Necmiye Alpay ve Aslı Erdoğan’ın “teröristliği” bir gazetenin yayın danışmanlığından. Mehmet Altan’ın “teröristliği” televizyonda subliminal mesaj yoluyla darbeye teşebbüs ile ne zaman yazıldığı ve başlığı belirtilmeksizin tüm yazılarından ve konuşmalarından. Ahmet Altan’ın “teröristliği” yine subliminal yolla darbeye teşebbüs ile yayıncı olmasından.
Mesela Şahin Alpay, Mümtaz’er Türköne, Ali Bulaç, Ahmet Turan Alkan, yaşı nedeniyle insaf edilip tutuklanmayan filozof Hilmi Yavuz’un ve daha nicelerinin “teröristlikleri” ise devletin gözü önünde yayın yapan ve zamanında hiçbir takibata uğramayan Zaman gazetesinde yazmalarından ibaret.

Tarihin tekerrürü

Bu insanların yazıları dışında tek bir eylemleri bulunmadığı gibi ev aramalarında da tek bir suç unsuruna rastlanmamış. Öyle ya terör suçundan tutuklanıyorsanız bu suça uygun kanıt gerekir. Yukarıda yazılanların müsebbipleri olan yargı mensupları adliyelerin en üs katlarında çalışan, ulaşılması avukatlar için de pek zor olan terör savcıları ve sulh ceza yargıçlarıdır.
İşin tuhafı tarih bu kadar mı tekerrür edebilir? Bir önceki dönemde yani Balyoz, Ergenekon, Oda TV kod adıyla anılan yargı dönemlerinde aynı maddelerle iş yapan yargıç ve savcılar, şu anda ya firari ya da tutuklu iken aynı hukuk dışı işlemlerin tıpatıp aynısı bu kadar mı yapılır?

FETÖ ve PKK

Devletimizin terör savcıları ile sulh ceza yargıçları şu anlarda başlı başına iki suç örgütünün soruşturmasını yapıyor: FETÖ ve PKK.

FETÖ soruşturmalarında son derecede kafası karışık bir savcılık ve sulh ceza yargıçlığı makamı var. Oysa ortada “Ne istediniz de vermedik”, “Bu FETÖ’yü devlet kadrolarına pompalamakla aldatıldık. Allah’tan af, milletten özür dileriz” cümleleriyle ortaya konmuş bir durum var. Bu durum ise 15 Temmuz’da gerçekleştirilen darbe teşebbüsüne aslen veya fer’an katılan kişiler ile (yani FETÖ üyeliği ile) zamanında Hizmet Hareketi, Gülen Cemaati veya Fethullahçılar diye anılan yapılanmayı birbirinden ayırmayı gerektiriyor. Bunun kıstası ise Cumhurbaşkanı’nın sıkça değindiği gibi 17-25 Aralık’tan sonra dahi Cemaat içinde kalmaya devam etmek değil.

İltisak uydurması

Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, birtakım zevatın 17-25 Aralık’ın Cemaatçi emniyet bürokrasisinin iktidara bir kara çalma operasyonu olduğu konusundaki açıklamaların doğru olmadığı, tersine yargıdan kaçırılmış bir hortumlama olduğunu söyleyen geniş bir halk kitlesi var. Diğer bir ifade ile “Her kim ki, 17-25 Aralık olayından sonra hâlâ bu Cemaatin bireyi olarak görülüyorsa, onun gazetesinde yazı yazıyorsa, o darbecidir” varsayımı hukuki değil. Yani savunulacak hiçbir hali olmayan 15 Temmuz girişiminden önce Gülen hareketinin içinde bulunmak, bu hareketin bir yayın organında yazı yazmak, çalışmak hiçbir şekilde suç teşkil eden bir fiil değildir. Suç teşkil eden fiil, bu hareketin içinde bulunup bulunmamaya bakılmaksızın 15 Temmuz darbesine asli veya fer’i şekilde katılıp katılmama şeklinde tecelli etmeli. Ancak bu tip bir fiil suç teşkil edebilir.
Halbuki buna bakılmıyor, KHK’lerle getirilen ve yalnızca idare hukuku alanında değerlendirilmesi gereken “iltisak” kavramı, TCK’de yer alan örgüt üyeliği suçuna eklenen yeni bir unsur olarak değerlendiriliyor. Bu da yaşadığımız hukuk trajedilerine neden oluyor.

PKK üyeliği iddialarında da aynı zaaf söz konusu. PKK üyesi diye barıştan başka bir şey istemeyen Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay ve onun gibi onlarca insan yalnızca gazetecilik, sembolik gazetecilik yapmalarına rağmen “terörist” yaftasıyla hapishanelere sokuldu. Ve tüm bunlar terör savcılarıyla sulh ceza hâkimleri tarafından yapılıyor. Ancak bu tersinden tarihe geçen kararlar ülkemize hiç de hayır getirmiyor. “Batı bize zaten düşman” teranesinden önce evimizin içine söyle bir bakmak gerekiyor.
Dünya Adalet Projesi’nin 2016’da değil, 2015 (15 Temmuz’dan önce) Küresel Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde Türkiye 80. sırada. Kıyas için söyleyelim: 1. Danimarka, 8. Almanya, 33. Yunanistan, 71. Çin, 75. Rusya, 79. Gürcistan.
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün Dünya Basın Özgürlüğü endeksinde 180 ülke içinde Türkiye 151. sırada. Yine kıyas için belirtelim: Uganda, Tanzanya, Kenya’nın durumu bizden daha iyi.

Bu endeksler daha da sıralanabilir. Fazla yer tutmamak için bu yüz kızartıcı listelere son verirken yazımızı, başta terör savcıları ile sulh ceza yargıçlarını oraya atayan HSYK’nin ve iktidarın ve tüm siyasilerin dikkatlerine sunalım: İçinde bulunduğumuz ve yukarıda yazılı skalalara neden olanlar, bu vatan için hiç de iyi şeyler yapmıyorlar. Cumhurbaşkanımızın dediği gibi “Bu da böyle biline”.

 

ERGİN CİNMEN
Avukat

[Kırsal Yaşam ve Yapılar] Yurt Yapımı 2 – Hüseyin Melih Aşanlı

Yeni İnsan Yayınevi‘nden kitap ve e-kitap olarak çıkan, ‘Geleneksel Yapı Teknikleri : Doğal ve Ekolojik Yapı Rehberinin yazarı Melih Aşanlı ile Yeşil Gazete’de “Kırsal Yaşam ve Yapılar” başlıklı yazı dizisine başladık.

Kendisi ile Temmuz ayında kitabı bağlamında gerçekleştirdiğimiz röportaj sırasında kararlaştırdığımız bu yazı dizisinin kırsalda bir hayat kurmak isteyen tüm okurlarımız için de bir rehber olmasını umut ediyoruz

***

5 – Yurt Yapımı 2

Eskiden insanlar yani ilk önceleri, barınak için  buldukları herhangi bir ağacı kullanıyorlarmış. Gerçekten arkeolojik kanıtlar böyle söylüyor, muhtemelen ilk zamanlar ustalıklar çok fazla gelişmemiş, fakat daha sonraları her ağacın en iyi görev yapacağı alanlar belirlenmiş. Antik kazılar ve buluntular, her ağacın ihtiyaç doğrultusunda doğru seçildiğini gösteriyor. Buradan şöyle bir sonuç çıkarabiliriz, elimizde ne varsa kullandığımızda eğer doğru planlarsak bir şey olmaz. Ama biraz daha ince elemek istiyorsak malzemelerin özellikleri bellidir ve doğru malzemeyi kullanmak her zaman daha güvenilir ve konforlu olacaktır.

Eğer Yurt üreticilerine başvurursanız size artık ahşap iskeletler ile uğraşmadıklarını söyleyeceklerdir. Aydın Nazilli’de atadan dededen yurt imalatı yapan 3-5 firma halen yaşamlarını sürdürebilmekte. Yalnız bu firmalar artık turistik işletmelere çalıştıkları için yapım tekniklerini değiştirmişler. Çelik iskelet üzerine  kıl  dokuma üstüne cam yünü yalıtım, sonrasında su geçirmez branda ve en dış katmana yine kıl dokuma kumaş kullanıyorlar. İnternetten araştırma yaptığınızda kolaylıkla ulaşabilirsiniz.

Eğer geleneksel bir yurt yapmak istiyorsanız 1,5-2 cm. en, 3-4 cm. genişliğe sahip çıtaları baklava deseni oluşturacak bir biçimde ızgara yapmakla işe başlamanız gerekiyor. Bu baklava görünümlü ızgara yurdunuzun iskeleti olacaktır. Günümüzde en kolay çam ağacı bulacaksınız. Çamlar yumuşak ağaçlar olduklarından duvar çıtalarınızda budak olmamasına özen göstermelisiniz. Budakları ağacınızdaki delikler olarak görmelisiniz. Buralar en zayıf noktalardır ve muhtemelen çıta kadar ince malzemelerde çok çabuk kırılacaklardır.

Satıcının düşen budak, düşmeyen budak gibi söylemlerine güvenmeyin. Kerestedeki budaklar, kerestelerden farklı oranlarda kururlar. Bu yüzden zaman içinde budaklar kerestenin içinden  düşerler ve orada kocaman bir delik oluşmasına sebep olurlar. Her budak düşmez, kalın ebatlı kerestelerde maliyetten kaçmak için bazen düşmeyen budaklı malzemeleri kullanırız. Malzemenin kalite sınıfları zaten budaklı olması ile doğrudan etkilidir. Fakat çıka kadar ince kalınlıklarda maalesef bu geçerli değildir. Düşsün yada düşmesin budaklı malzemelerden uzak durmalısınız. Daha sağlam bir çatkı malzemesi istiyorsanız kayın gibi geniş yapraklı ağaçları tercih edebilirsiniz. Son derece sağlam olacaklardır. Kestane ağacı fazla esner, meşe ise çok çabuk çatlayacak bir ağaçtır. Eğer bol ormanlı bir araziye sahipseniz, işin aslı 3-4 cm. çapında 3,5-4 metre boyunda yeni sürgün geniş yapraklı ağaçları toplayabilirsiniz. Bu işlem aslında en hayırlısıdır. Hem ana ağaçların dibinden çıkan fazlalıkları budamış olursunuz, hem de son derece sağlam malzemeler elde edersiniz. Ağaç budaması ve bakımı kış aylarında yapılmalı ve kesilen dalların kabukları bekletilmeden soyulmalıdır. Yağışlı ve soğuk havada malzemeler daha uzun sürede sağlıklı kuruyacaklardır.

Daha büyük bir yurda sahip olmak istiyorsanız, ahşap dikmeler ile iskelet sistemini sağlamlaştırmalısınız. Çapları 5-6 metreden daha büyük olan yurtlarda ben bu yöntemi tavsiye ediyorum. Çatısı yüksek ve daha da büyük yurtlarda ise kubbeyi taşıyan orta direkler kullanılır.

Yurtlardaki en önemli detay duvar iskeletinin en alt ve en üst noktasından geçen çelik kuşaklardır. Bunlar ufak yurtlarda kalın galvaniz kaplamalı tel olabilir. İşinizi sağlama almak istiyorsanız çelik örme kablo kullanmak akıllıca olur. Bu tip örme kabloların muhtelif kalınlıkları var. Üstelik gerilmeleri ve sabitlenmeleri tellerden çok daha kolaydır.  Teller kubbenin baskısı altında ahşap iskeletin çiçek gibi açılmasına karşı tek dayanaktır. Kubbe çıtalarına ve iskelete sağlam monte edilmelidirler.  Klasik çatkılı yurtlarda pencere genellikle olmaz. Yapı iskeletine açılacak her delik sağlamlığı bozacaktır. Kapılar ile keresteler ile desteklenir.

Günümüzde çadır kaplama malzemelerinin neredeyse bir sonu yok gibi. Yurtların ışık alması için cam netliğinde akrilik malzemeler pencere gelmesi planlanan yerlere kaplama brandasına dikilebilmekte. Böylelikle Yurt duvarlarına müdahale edilmemektedir. Asıl olan el dokuması kıl kumaşlardır. El dokuması kumaşlar ilk yağmurda içeriye su alacaklar, fakat bir kere su ile doyup şiştiklerinde asla su geçirmeyeceklerdir. Yurtlarda yaşayanların yıllık rutin işleri yurt kumaşlarını tamir etmek, yeni kumaşlar dokumak ve kaplama kumaşını bir kaç kat yaparak kalın geçirimsiz bir tabakayı sürekli muhafaza etmeye çalışmaktır. Tahmin ediyorum ki hiç birimizin böyle bol vakti yok. Üstelik kumaşların ham maddesi artık çok pahalı, yurtlarda yaşamak için hayvancılığa başlamayacaksanız alternatif malzemelere yönelmek bana akıllıca geliyor.

 

Dış katmanda yelken bezleri yeterince geçirimsiz ve dayanıklı bir malzemedir ve kıl kumaşlarda daha ucuzdur. Ömrü kıl kumaşlar gibi en az 4-5 yıldır. Tabi bulunduğunuz iklim önemli bir etken. Bu iki malzeme de nefes alır. Eğer nefes almayan bir malzeme kullanmak isterseniz işiniz çok kolay. Yaklaşık benzer ömürlere sahip ve çok ucuz brandalar var. Brandalar farklı kalitelerde ve fiyatlarda. Kamyon örtüsü olarak kullanılanları orta kalitedeler. Daha zayıf olan olanları ise saman balyalarının örtülmesi için üretilen en ucuz branda modelleri üstelik bu tip brandalar, hazır dikili ve bağlama halkalı olarak ta satışa sunulmakta.

Yalıtım kısmına gelecek olursak, en doğal sağlıklı yalıtım malzemesi keçeler. Endüstriyel olanları, sentetik elyaftan üretilen ve atık malzemenin geri dönüştürülmesi ile  elde edilen malzemeler yani aslında keçe bile değiller. Sağlıklı olduklarını da düşünmüyorum. Yünden yapılmış tepme keçeler 1cm. gibi bir kalınlıkta inanılmaz yalıtım sağlarlar. Biz yıllardır kullanıyoruz ve çok memnunuz. Eğer keçe kullanmayı planlıyorsanız bir üretici bulmanız gerekiyor.

Kıl dokumalar ikinci sırada ki sağlıklı yalıtım malzemeleri. Bir kaç kat olması gerektiği dışında bir sıkıntıları yok. Eğer keçe ve kıl dokumaları dış cephede kullanacaksanız ağırlıklarının 6 katı kadar su emdiklerini unutmayın. Yurdunuz kış aylarında çok ağırlaşacaktır. Bu malzemelerin en büyük avantajları ise araya başka bir katman kullanılmasına gerek bırakmamalarıdır. Hem görüntüleri hem de görevleri gereği yeterlidirler.

Endüstriyel yalıtım malzemelerine gelecek olursak su geçirmeyen ve ısı yalıtımına destek olan birinci malzeme beton battaniyeleri, hava kabarcıkları bulunan sağlam plastik örtüler.  Su yalıtımında kullanılan muhtelif petrol içerikli örtüleri de sayabiliriz. Burada tavsiyem kalın plastikler yerine ince nem bariyerleri kullanmanız olacaktır. Nem bariyerleri sentetik olsalar da tek taraflı geçirgen malzemelerdir.

Cam yünü ise ince cam elyaflarının solunmaması gereken iyi bir ısı yalıtım malzemesi. Taş yünü de benzer bir malzeme. Avantajları küflenme mantar ve çürüme yapmamaları, sudan etkilenmemeleridir.

Eğer yurt yapmayı planlıyorsanız yurt dışında yapılmış örnekleri bolca incelemenizde fayda var. Her türlü malzeme ile yapılmış bir yurt görmeniz mümkün. Benim tavsiyem bütçe doğrultusunda olabildiğince sağlıklı bir yapı yapmak. Her 5 yılda bir çok pahalı olan doğal keçeyi dış katmandan söküp yenisini kaplamak muhtemelen mümkün değil. Fakat plastik deniz topuna dönüşmüş  bir yurdun yapılmasının da bir anlamı olmayacaktır. Yapının nefes alabiliyor olması son derece önemlidir. Bu tüm yapılar için geçerli ve genellikle ihmal edilen bir detay. Nefes almayan bir çatı yada duvar, çürümeye mahkum nemli bir bölge oluşturur. Nem  ısı yalıtımının en büyük düşmanıdır. Suyun iletkenliği yapının tüm sıcağını emerek dışarıya yollayacaktır. Dış katmanı su geçirmez bir malzeme ile kaplayacaksanız araya bir nem bariyeri koyup bir parça durumu dengelemeye çalışmanızda fayda var. Eğer uzun soluklu içinde yaşayacağınız büyük ebatlarda bir yurt inşa etmeyi planlıyorsanız iç ve dış katmanlar arasında bir boşluk bırakarak kubbe üst noktasından hava tahliye çıkışı bırakmanız gerekir. Bu iş biraz daha teknik bir inşa ve planlama gerektirse de sağlıklı olacaktır. Tekrar yinelemekte fayda görüyorum, bir yurt yapmayı planlıyorsanız mutlaka iyi bir araştırma yapmalısınız.

Hepinize kolay gelsin.

 

Hüseyin Melih Aşanlı

Hollanda trenleri gücünü rüzgardan alıyor!

Hollandalı demir yolu şirketi NS tarafından işletilen tüm elektrikli trenler 1 Ocak 2017 itibariyle enerjisini yalnızca rüzgardan alıyor. Bu sayede NS, enerjisinin tamamını rüzgar ile karşılayan dünyanın ilk demir yolu şirketi oldu.

Kaynak: BrightVibes

Tren ile seyahat halihazırda uzun süredir çevre dostu ulaşım biçimleri arasında. Hollanda, trenlerinin tümünü rüzgar enerjisi ile besleyerek bu durumu bir üst seviyeye çıkarıyor.

https://www.facebook.com/brightvibes/videos/644171875769455/

Bir bölümü deniz seviyesinin altında kaldığı için sel tehdidine açık olan Hollanda, 17. yüzyıldan bu yana su tahliyesi için yel değirmenlerinden faydalanıyor. Bu yüzden, ülkenin gelişim tarihinde rüzgar enerjisinin çok önemli bir rolü var.

Amstel nehri kıyısında, 1656’da tahliye amaçlı yapılmış bir yel değirmeni. Kaynak: Snapshots 1952

Enerjisini Eneco isimli firmadan sağlayan NS günde 600,000 yolcuya hizmet eden 1,200,000 tren seferini 2018’in sonuna geldiğimizde CO2-nötr olarak gerçekleştirecek.

NS’in yıllık rüzgar enerjisi ihtiyacı 1,4 milyar kilowatt saat -ki bu da Hollanda halkının yıllık toplam enerji tüketimine denk geliyor. NS ile iş birliği yapan Eneco bu sayede rüzgar enerji parklarına çok önemli miktarlarda yatırım yapabildi. Şu an için rüzgar enerjisinin yarısı ülke içerisindeki rüzgar çiftliklerinden kalan yarısı ise komşu ülkelerden, özellikle İskandinav ülkeleri ve Belçika’dan, geliyor.

Kaynak: Eneco

NS ve Eneco arasındaki bu anlaşma aslında çok yakın tarihte, 2015’te imzalandı. Anlaşmaya göre hedef 2018 yılına gelindiğinde tüm elektrikli trenlerin %100 rüzgar enerjisi ile çalışmasıydı, ancak hedefe 2017’de ulaşıldı. Bu durum bize gerçekten niyet edildiğinde nelerin başarılabileceğini çok açık bir şekilde gösteriyor.

Dahası demir yolu firması enerji tüketimini yıllık %2 oranda azaltmakta kararlı -ki firma 2005’ten bu yana toplam enerji tüketimini %30 oranında azaltmış durumda. Ayrıca, Essent isimli firmayla yaptığı yeni anlaşma sayesinde istasyon, bekleme salonları ve ofislerinin ısıtmasını biyogaz ile sağlamayı planlayan NS yenilenebilir enerji konusunda iddialı.

Rüzgar enerjisi ve Avurpa

Kara üstü (onshore) rüzgar türbinleri Avrupa’da en ucuz elektriği üretiyor, 67 milyar Euro ciro sağlıyor ve 255,000 kişiyi istihdam ediyor. Wind Europe‘a göre deniz üstü (offshore) rüzgar türbinlerinin de üretim maliyetleri giderek düşüyor ve bu teknoloji Avrupa’nın elektrik üretiminde önemli bir rol oynayacak.

 

Haber: Özge Geyik

(Yeşil Gazete, Bright Vibes)

Yayınlanan üç KHK ile binlerce kişiye ihraç, 83 kuruma ise kapatma kararı

Üç yeni kanun hükmünde kararname yayınlandı.

Resmi Gazete’de yayınlanan 679, 680 ve 681 no’lu KHK’ların içeriğinden ilk satırbaşları şöyle:

* 649 akademisyenin görevine son verildi.

* Diyanet’ten 135, sağlık bakanlığından 838, adalet bakanlığından 1699, Danıştay’dan sekiz personel; Deniz Kuvvetleri’nden 149, Hava Kuvvetleri’nden 164 asker; emniyetten 1’inci sınıfı emniyet müdürleri ve emniyet amirleri dahil 2 bin 687 polis, bekçi ve sivil personel ihraç edildi.

* Altısı emniyet müdürü 10 emekli polisin rütbesi alındı.

* ‘Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu’nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatlı’  oldukları gerekçesiyle 20 ilde 83 dernek ve vakıf kapatıldı.

* Sosyal medya düzenlemesiyle polise, sanal ortamda işlenen suçlarda internet abonelerine ait kimlik bilgilerine ulaşma, sanal ortamda araştırma yapma yetkisi verildi.

* Bilişim suçlarında hâkim izni alınmaksızın veri trafiği izlenebilecek.

* Kapatılan 11 gazetenin açılmasına karar verildi: Şuhut’un Sesi Gazetesi, Türkeli Gazetesi, Batman Gazetesi, Zafer Gazetesi, Hisar Gazetesi, Batman Çağdaş Gazetesi, İdil Haber Gazetesi, Prestij Haber Gazetesi, Urfanatik Gazetesi, Kızıltepe’nin Sesi Gazetesi.

* Yayın yasaklarına düzenleme getirildi. Buna göre, Basın Kanunu uyarınca yayın yasağı ve kısıtlamalara aykırı yayın yapılması halinde kuruluşun programları bir gün durdurulacak. Bir yıl içinde ikinci kez tekrarlanma halinde beş güne kadar, ikinci kez tekrarında 15 güne kadar durdurma, üçüncü kez tekrarında yayın lisansının iptaline karar verilecek.

*  Medya kuruluşlarının lisans başvuruları ‘milli güvenlik’ gerekçesiyle reddedilebilecek.

* Milli Piyango ve tüm şans oyunlarına dair lisans hakkı Varlık Fonu’na devredildi.

‘Yurda dön’ çağrısına uymayan vatandaşlıktan çıkarılacak.

* Özel güvenlik görevlilerine silah kullanma yetkisi tanındı ancak özel güvenlik görevlileri, silahlarını görev alanı dışına çıkaramayacak. Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulun’ca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı veya irtibatı olduğu tespit edilen kişiler, özel güvenlik alanında faaliyet yürüten şirket veya birimlerde çalışamayacak.

* İlköğretim mezunları uzman onbaşı ve uzman çavuş olabilecek.

* Kamu personeli (işçiler dahil), TSK personelinin gönderilmesine karar verilen ülkelerde geçici olarak görevlendirilebilecek.

* İlişiği kesilmiş korucular, yeniden görevlendirilebilecek.

*  Araç tescil hizmetlerine ilişkin iş ve işlemler noterliklere devredilebilecek.

 

(Diken)

[Çocuklar İçin Yeşil Kitaplar] Neşeli Orman’ın Şair Kurbağası – Tuğba Gürbüz

Amerikalı doğabilimci John Burroughs,Sevgi olmadan bilgi kalıcı olmaz. Fakat sevgi önce gelirse bilgi kesinlikle arkasından gelecektir,” diyor. Çocuklarımızı üzerinde yaşadığımız gezegene saygı duyan bireyler olarak yetiştirebilmek için biz ebeveynlerin öncelikli görevi, erken dönemde doğa sevgisi verebilmek. Onların minik omuzlarına taşıyabileceklerinden fazla yük ve korku bindirmeden, doğayla oyun arkadaşı olmalarını sağlamak, bu yolda atacağımız ilk adım. İkinci adım ise doğayla ve yaşadığımız çevreyle uyumlu, sürdürülebilir yaşam tarzı benimsemeleri için doğru rol modelleri sunan çocuk kitapları seçmek.

Yeşil Gazete, “Çocuklar için Yeşil Kitaplar” yazı dizisi illüstrasyonu için Gonca Mine Çelik’e teşekkür ederiz

Bu amaçla biz [Çocuklar İçin Yeşil Kitaplar] adını verdiğimiz bir diziye başladık. Çocuklara çevre bilinci aşılayan, farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu gösteren kitapları derlemeye karar verdik. Bildiğimiz kitapları anımsamaya, bilmediklerimizle tanışmaya, tanıtmaya niyet ettik.

***

 

Yeşil Gazete okurları, Yapı Kredi Yayınları Doğan Kardeş Kitaplığı için hazırlanan “Daha Güzel Bir Dünya İçin” dizisini gözden kaçırmamalı. Filiz Özdem’in yayına hazırladığı dizide, barış, kardeşlik, eşitlik, çevre duyarlılığı vb. temalı kitaplar okurla buluşuyor.

İkinci öykü kitabı Ömrün Yazı ile Dil Derneği 2013 Ömer Asım Aksoy Ödülü’nü alan Berat Alanyalı’nın bu dizi için yazdığı Neşeli Orman’ın Şair Kurbağası, yazarın yazdığı ilk çocuk kitabı. Bu kitabı, yine YKY etiketiyle yayımlanan Neşeli Orman’ın Çevrecileri ve Yaramaz İki takip ediyor.

Berat Alanyalı

Neşeli Orman’ın Şair Kurbağası masal diliyle yazılmış, bir hikâye. Masalın tüm özelliklerini taşıyor. Bilinmeyen bir zamanda geçiyor hikâye, ormanların birinde. Yeri çok da açık edilmiyor. Klasik masal girişiyle gönlümüzde taht kuruyor. Okuyun bana hak vereceksiniz.

Berat Alanyalı “Bir varmış, bir yokmuş. İkinin işi çokmuş. Üçler üzüm satarmış. Dörtler demir dövermiş. Beşler boncuk dizermiş. Sabreden masalı dinlermiş. Çok eski zamanlarda Aydede Aybebe’yken karıncalar fillere gebeyken, Keloğlan sırma saçlarını iki günde tararken, bir kurbağa kanatlanıp uçmuş, gelip masalımızın içine düşmüş. O söylemiş biz duymuşuz, güle güle ölmüşüz. Hiç kurbağa konuşur mu? Masalın içine düşülür mü? Ya kanatlarına ne demeli? En iyisi, masal bu ya, deyip dinlemeli…” diyor ve bizi masalın içine bırakıyor.

Neşeli Orman’ın içinde ilerlerken, masalın asıl kahramanı Postacı Kurbağa ile tanışıyoruz

Neşeli Orman’ın içinde ilerlerken, masalın asıl kahramanı Postacı Kurbağa ile tanışıyoruz. Henüz Şair lakabını almamış. Sabahtan akşama kadar sırtında ağır çanta, orman sakinlerinin birbirlerine yazdığı mektupları taşıyor. Gün içinde o denli yoruluyor  ki, eve gelir gelmez yemek yiyor, dişlerini fırçalıyor ve derin uykuya dalıyor.

Her sabah kalkıp işine devam ediyor. Bu yoğun tempo, Postacı Kurbağa’yı ne yoruyor, ne bıkkınlık, bezginlik yaratıyor. Heyecanını yitirmiş bir kahraman değil o, merak duygusu diri. O yüzden günlerini sevgi dolu mesajları taşıyarak geçirdiği için mutlu olsa da içten içe mektup yazmak için kopartılan yüzlerce yaprak, ormana verilen zarar aklının bir köşeciğini meşgul ediyor, yerine ne koysam diye düşünüyor. Ansızın dönüştürücü bir rüya görüyor, tam da geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz John Berger’in “Bütün düşlerde, kötü olanlarda bile, kişinin uyanıkken eşine sık rastlamadığı ani bir çözüm duygusu tadılır,” sözünü doğrular nitelikte bir rüya. Yaşadığı aydınlanma ânının etkisiyle bir koşu Neşeli Orman’ın Kralı Aslan’ın huzuruna çıkıyor. Aslan da bu öneriyi beğenince, Postacı Kurbağa oluyor, Şair Kurbağa. Ne yaprakları koparmaya gerek kalıyor böylece, ne de mektuplar yazmaya. Şair Kurbağa, başlıyor haberleri şiirlerle taşımaya.

Berat Alanyalı, öykücülükten gelen maharetini çocuklar için yazarken de kullanıyor. Kısa sürede sahne kuruyor, çatışmayı sunuyor, çözüme giderken masalın vaat ettiği mesajı bizimle paylaşmayı unutmuyor. Zaman zaman anlatıcı olarak araya giriyor, doğrudan okura sesleniyor ancak parmağını sallayan, tepeden bakan, her şeyi çocuklardan daha iyi bildiğini ima eden bir anlatıcı değil, o. Akıcı, sıcacık diliyle okurunu sarıp sarmalıyor. Bize de Neşeli Orman’ın sakinlerini arkadaşlarımızla tanıştırmak kalıyor.

Berat Alanyalı’nın kitapları

Neşeli Orman’ın Şair Kurbağası
Yazan : Berat Alanyalı
Resimleyen:  Öykü Gölemen
YKY Doğan Kardeş Kitaplığı
Daha Güzel Bir Dünya İçin Dizisi
6-7-8-9 Yaş

 

Tuğba Alaybeyoğlu

Türkiyeli astrofizikçi yeni bir galaksi keşfetti: Burçin’in Galaksisi

Türkiyeli astrofizikçi Burçin Mutlu Pakdil ve ekip arkadaşları, Dünya’ya yaklaşık 359 milyon ışık yılı uzaklıkta olan bir galaksi keşfetti.

Burçin Mutlu Pakdil

ABD’de Minnesota Duluth Üniversitesi’nde doktora öğrencisi olan Pakdil ve çalışma arkadaşları, daha önce gözlemlenmemiş ve eşine çok az rastlanan bir çift halkalı galaksi keşfetti.

PGC 1000714‘ ismi verilen ve artık bilim çevrelerinde ‘Burçin’in Galaksisi‘ olarak adlandırılacak olan ‘hoag’ tipi galaksi, Minnesota Duluth Üniversitesi ile Kuzey Carolina Doğal Bilimler Müzesi’ndeki bilim insanları tarafından keşfedildi.

Pakdil ve birlikte çalıştığı ekip, sadece Güney Yarım Küre üzerinde kolayca gözlemlenebilen galaksinin görüntülerine, Şili dağlarında kullandıkları geniş çaplı teleskop sayesinde ulaştı. Bu görüntüler, galaksinin iki ana özelliğinin (dış halka ve merkez gövde) yaşlarını belirlemek için kullanıldı.

Hoag tipi galaksiler, dairesel bir halka ile çevrili yuvarlak çekirdekler ve gözle görülür şekilde onları birbirine bağlayan hiçbir şey yok. Gözlemlenen galaksilerin büyük çoğunluğu Samanyolu gibi disk şeklinde. Sıradışı görünüşlere sahip olan galaksiler, gök bilimcilere galaksilerin nasıl oluştuğu ve değiştiği konusunda eşsiz bilgiler vermekte.

Mutlu Pakdil de “Gözlemlenebilen galaksilerin yüzde 0.1’inden dahi azı, hoag tipi galaksidir” ifadesini kullandı.

 

(Sputnik News)

 

Ahmet Şık’a Metris’de su işkencesi

Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Ahmet Şık’a tutuklandıktan sonra götürüldüğü Metris Cezaevi’nde üç gün su verilmediği öğrenildi. Şık, Silivri Cezaevi’nde ise tek kişilik koğuşta tutuluyor.

Cumhuriyet’ten Canan Coşkun’un haberine göre Haberleri ve Twitter paylaşımları nedeniyle bir haftadır tutuklu bulunan Ahmet Şık, 5 yıl sonra sevk edildiği Silivri Cezaevi’nde, tecritle karşı karşıya bırakıldı. Şık’a, Metris Cezaevi’nde ise üç gün boyunca su verilmediği öğrenildi. Şık’ın tutuklandıktan sonra ilk kez Silivri Cezaevi’nde su içtiği belirtildi.

İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği, 30 Aralık 2016’da, Şık hakkında “FETÖ/PDY ve PKK” propagandasını yaptığı iddiasıyla tutuklama kararı verdi. Şık tutuklandıktan sonra Metris Cezaevi’ne götürüldü. Metris’te, avukatı Can Atalay ile “ses kaydı” yapılamadığı için görüştürülmedi. Şık, 3 Ocak’ta, Oda TV soruşturması kapsamında daha önce 375 gün tutulduğu Silivri Cezaevi’ne sevk edildi.

Silivri 9 No’lu Cezaevi’nde tutulan Şık, dün üç avukatıyla görüştü. Avukatları Ahmet Şık’ın cezaevi koşullarını anlattı: “Metris Cezaevi’nde tecritte tutulmuş. Hücrede yalnızca yatak varmış. 3 gün boyunca ‘kantin kapalı’ denilerek su verilmemiş. Tecrit uygulaması Silivri Cezaevi’nde de sürüyor. Hücresinde televizyon ve radyo yok. Gazete ve kitap verilmemiş. Ahmet’in 39 kişinin yaşamını yitirdiği Reina katliamından haberi yoktu. Gardiyanlardan patlama gibi bir şey duymuş ancak ne olduğunu anlamamış. Dışarıyı merak ediyor. ‘Neler oluyor dışarıda’ diye soruyor. İlk başta kalem ve kâğıt da verilmemiş. Cumhuriyet tutuklularıyla kalmak için dilekçe yazacağını belirttikten sonra bu ihtiyaçları giderilmiş. Hücresinde bol bol yürüyor. Morali iyi.”

 

(Cumhuriyet)

Antarktika’dan 5 bin kilometrekarelik bir buz kütlesi kopmak üzere

Uzmanlar kayıtlara geçmiş en büyük 10 buz kütlesinden birinin Antarktika’dan kopmak üzere olduğunu söylüyor.

BBC Çevre Muhabiri Matt McGrath’ın haberine göre Larsen C adı verilen buz sahanlığındaki bir çatlak Aralık ayında aniden büyüdü ve şu anda 5 bin kilometrekarelik bir buz kütlesi ile Antarktika arasında sadece 20 kilometrelik bir bağlantı kaldı.

Larsen C’deki çatlak 100 metre genişliğinde, derinliğinin ise yarım kilometre kadar olduğu tahmin ediliyor

Larsen C, Antarktika’nın yani Güney Kutbu’nun kuzey ucu ile ile deniz arasındaki büyük buz sahanlığı.

350 metre kalınlığındaki bu buz sahanlığı Antarktika’nın Kuzey Batısında yüzüyor ve kıtadan akıp gelen buzulların denize inmesini engelliyor.

İngiltere’de Swansea’deki Midas Projesi adlı araştırma ekibi yakında beklenen kopuşun, Larsen C’den yeni kopuşların da yolunu açabileceğini söylüyor.

Uzmanlar, 1995 yılında Larsen A buz sahanlığının çöküşü ve 2002’de Larsen B buz sahanlığından meydana gelen ani kopuştan sonra, Larsen C’deki çatlağı yıllardır kaygıyla izliyorlardı.

Geçen yıl bu çatlağın birden hızla büyümeye başladığı görüldü.

Fakat Aralık ayında çatlağın büyüme hızı iyice arttı ve bir kaç hafta içinde 18 kilometre ilerledi.

Yakında devasa bir buz dağı haline gelecek olan kütle şimdi buz sahanlığına sadece 20 kilometre ile bağlı.

Çatlağın geçen Kasım ayında çekilen bir fotoğrafı

Swansea Üniversitesi’ndeki Midas Projesi’nden Profesör Adrian Luckman buz kütlesinin önümüzdeki bir kaç ay içinde kopmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyor.

Profesör Luckman kopan buz kütlesinin yüzölçümünün 5 bin kilometrekare civarında olacağını tahmin ediyor. Bu hesaplamaya göre, bu şimdiye kadar kayıtlara geçen en büyük 10 buzul kopuşundan biri olacak.

Uzmanlar bunun iklimle ilgili bir olay değil bir coğrafi dinamikler sonucu meydana geldiğini söylüyor, “Buz sahanlığındaki bu çatlak onlarca yıl önce başlamıştı ancak şimdi kopuş noktasına geldi” diyorlar.

‘Sebebi küresel ısınma olabilir’

Küresel ısınmanın zaten muhtemel olan bu kopuşu öne almış olabileceğini ama bu tezi destekleyen doğrudan bir kanıt bulunmadığını kaydediyorlar.

Kaygıları ise daha önce Larsen B buz sahanlığına olanın Larsen C’ye de olması.

Larsen B buz sahanlığı 2002 yılında böyle bir kopuşu takiben tamamen çökmüştü

Larsen B buz sahanlığının 2002 yılındaki çöküşü de büyük bir kopuşu izlemişti

Tahmin yürütmenin çok zor olduğunu söyleyen uzmanların kaygısı bu kopuşu yeni kopuşların izlemesi ve Larsen C’nin tamamen çökmesi.

Kopacak olan buz dağı yine suda yüzeceği için deniz seviyesinde yükselmeye yol açmayacak. Ama buz sahanlığında yeni kopuşlar olursa bu buz sahanlığının ardındaki Antarktika’dan denize doğru buzul akışını hızlandırabilir ve suda yüzmeyen buzul hacmindeki artış deniz seviyesini yükseltebilir.

Şu anda kıtadan akan buzulların denize inmesi Larsen C buz sahanlığı tarafından engelleniyor. Bu engel ortadan kalkarsa tahminlere göre, küresel olarak deniz seviyesi 10 santimetre yükselebilecek.

 

(BBC Türkçe)

Amberin Zaman’ın basın kartı “Mili Güvenlik” gerekçesiyle iptal edildi

Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nce (BYEGM), gazeteci Amberin Zaman’ın basın kartını “milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara sempatisi ve desteğinin tespit edilmesi” gerekçesiyle iptal etti.

Diken yazarı Amberin Zaman, Reina saldırısı sonrası Güneş Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Turgay Güler tarafından Twitter’da hedef gösterilmişti

Gerekçe: Türkiye aleyhine yazı yazıyor

Diken’in haberine göre BYEGM’den yapılan yazılı açıklamada, Zaman’ın yurtdışında çeşitli mecralarda “her fırsatta Türkiye aleyhine yazılar kaleme aldığı, yazılarıyla halkı kin ve düşmanlığa sevk ederek kutuplaşmaya neden olduğu” iddia edildi.

Açıklamada, Zaman’ın, Ortaköy’deki yılbaşını kutlayanlara yönelik saldırının ardında da sosyal medyadan “IŞİD karşısındaki en etkili güç, Suriyeli Kürtler. İster hain diyebilirsiniz ne isterseniz diyebilirsiniz ama gerçek bu. YPG ve SDG, IŞİD’e karşı en etkin güç olduğu için ABD işbirliğini onlarla yapıyor ama bunu söyleyince hain sayılıyorsun. IŞİD’e karşı en etkin güç olan YPG ve SDG’ye saldırmaya devam edilecek mi acaba?” paylaşımıyla “terör örgütüne” yönelik sempatisini açıkça ortaya koyduğu da iddia edildi, şu ifadeler kullanıldı:

“Türkiye aleyhtarı propaganda yaptığı, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara sempatisi ve desteğinin tespit edilmesi nedeniyle milli güvenlik politikası gereği basın kartı iptal edilmiştir.”

Zaman, Reina saldırısı sonrası Güneş Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Turgay Güler de “Reina’daki alçak saldırının faili Amerika’dır. Amberin Zaman ve Mehmet Ali Alabora da katliamın planlayıcısıdır” diye Twitter’dan yaptığı paylaşımla Zaman ve Alabora’yı hedef göstermişti.

1992’den beri aralarında The Washington Post, The Daily Telegraph ve The Los Angeles Times başta olmak üzere çeşitli yabancı basın organlarında Türkiye muhabiri olarak çalıştı. Taraf ve HaberTürk’te köşe yazarlığı yaptı. The Economist’in ve Los Angeles Times gazetesinin Türkiye temsilciliği görevlerini yaptı.

Gazetecilik faaliyeti sebebiyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Orada da gazeteci kılıklı bir militan çıkmış. Edepsiz bir kadın. Müslüman ülkede bunu beklemek zor değil mi diyor. Haddini bil haddini. Haddini bil eline vermişler bir kalem, gazete köşesinde yazıyorsun. Haddini bil, edepsiz kadın” sözlerine maruz kalmıştı.

 

(Bianet.org)