Ana Sayfa Blog Sayfa 3283

Cerattepe’de direnen yaşam savunucuları yargılanıyor

Artvin’de, Kafkasör Yaylası Cerattepe mevkiinde maden çıkarılması için geçen yıl Şubat ayında maden şirketinin iş makinelerinin bölgeye getirilişi sırasında yolu ulaşıma kapatan ve çıkan olaylar sonrası haklarında, ‘Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanuna muhalefet’ ve ‘Polise pasif direnme’ suçlarından dava açılan 48 kişinin yargılanmasına başlandı.

Artvin Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuksuz yargılanan 48 sanık ile Yeşil Artvin Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve avukatı Bedrettin Kalın katıldı. Mahkeme heyeti, kimlik tespitinin ardından sanıkların 24’ünün ifadesini aldı, diğer sanıkların ifadelerinin alınması için mahkemeyi 3 Mart’a erteledi.

“Artvin halkı ödüllendirilmeli”

Artvin Barosu’nda basın toplantısı düzenleyene Yeşil Artvin Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve derneğin avukatı Bedrettin Kalın, maden şirketinin Cerattepe bölgesine yasa dışı çıkma girişimine karşı tepki gösteren vatandaşların iki gün boyunca süren olaylar sonrası haklarında dava açıldığını belirterek, “Yolu kapattıkları gerekçesiyle bazı araç sürücülerine para cezası kesildi. Bununla yetinilmedi ve dava açtılar. Orman Bölge Müdürlüğü tarafından alınan yazılardan kanıtlandığı üzere, Cerattepe bölgesine çıkma girişimi tümüyle yasa dışı. Artvin halkı da buna karşı çıkmaktadır. Cerattepe’yi ve çevreyi korumak zaten anayasal görevimiz. Bu anayasal görev çerçevesinde Artvin halkı aslında görevini yapmıştır. Dava açılması değil ödüllendirilmesi gerekmektedir” dedi.

Türkiye’nin en büyük çevre davası

Cerattepe’de maden çıkarılması için verilen izinlerin ardından Artvinliler 2013 yılında hukuk mücadelesi başlatmış, Yeşil Artvin Derneği’nin Rize İdare Mahkemesi’ne açtığı davada mahkeme 24 Aralık 2014 tarihinde ‘ÇED Olumlu’ kararını iptal etmişti. Bunun üzerine yeni bir başvuruda bulunan şirket, 2 Haziran 2015’te yeniden ‘ÇED Olumlu’ kararı aldı. Gelişme üzerine harekete geçen Yeşil Artvin Derneği öncülüğündeki 751 kişi ile 61 avukat, 8 Temmuz 2015’te Rize İdare Mahkemesi’nde, ‘ÇED Olumlu’ raporunun yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Türkiye’nin en büyük çevre davasını açtı.

2 gün direndiler

Ancak dava devam ederken, Eti Bakır A.Ş., ÇED raporu ile ilgili verilmiş bir yargı kararı olmadığı gerekçesiyle Artvin Valiliği’ne başvurarak 15 Şubat 2016 tarihinde iş makinelerini Cerattepe’ye çıkarmak istedi. Tepki gösteren Artvin halkı da, araçları ve yola kurdukları barikatlarla iş makinelerinin bölgeye çıkmasına izin vermedi. 2 gün boyunca polis ve jandarmanın biber gazı, cop ve plastik mermi ile yaptığı müdahalelerin ardından halkın direnci kırıldı, yol açılarak iş makineleri Cerattepe Bölgesi’ne çıkarıldı.

 

(Cumhuriyet, DHA)

Isparta’nın bir köyü baraj ve 3 HES projesi sonucu sular altında kaldı

Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı 50 haneli Darıbükü köyü Kasımlar Barajı ve 3 HES projesi nedeniyle su altında kaldı.

Evrensel’den Mehmet Çınar’ın haberine göre Isparta’nın Sütçüler ilçesine bağlı 50 haneli Darıbükü köyü, Isparta ve Antalya sınırlarında 17 kilometrekare alanı kapsayan Kasımlar Barajı ve 3 HES projesi nedeniyle su altında kaldı. Bir çok bina gibi, tapu devrini yapmayan ve dava açan 76 yaşındaki Ümmühan Uysal’ın evi de su altında bulunuyor.

Taçyıldız Elektrik Sanayi Üretim A.Ş. firması tarafından Sütçüler İlçesi ile Antalya’nın Manavgat İlçesi sınırlarında yapımı devam eden Kasımlar Barajı, Kasımlar I, Kasımlar II ve Değirmenözü HES projeleriyle Kalker Ocağı ve Kırma Eleme Tesisleri Beton Santrali projesi kapsamında, Sütçüler’e bağlı 50 haneli Darıbükü Köyü’ndeki evlerin kamulaştırılmasına karar verildi.

Kamulaştırma alanında bulunan ve evleri baraj suyu altında kalacak 25 köylüye, alan dışında 4’ü 70 metrekarelik, 21’i de 50’şer metrekarelik evler inşa edildi. Diğer 25 köylü için de çeşitli ücretler ödendi ve aileler şehre göç etti. Köylülerden Ümmühan Uysal, tapu devrini yapmayıp kamulaştırma kararına karşı dava açtı.

Geçen yılın mayıs ayından itibaren barajda su tutma işlemi başlatıldı. Barajda doluluk nedeniyle su bırakılınca, köydeki evler sular altında kalmaya başladı. Dava henüz bitmeden böyle bir durumla karşılaştıklarını söyleyen Ümmühan Uysal’ın oğlu Hasan Uysal, “Yaklaşık 50 hane vardı ve istimlak kararı alındı. Ancak 3 aile itiraz davası açtı. İki aile baskı ve korkutma nedeniyle vazgeçti. Annemin yaşadığı ev için vazgeçmedik, açtığımız dava Danıştay’da devam ediyor. Şu anda bizim ev de dahil çok sayıda ev, barajdan bırakılan suyun altında kaldı” dedi.

Avrupa Birliği enerji güvenliği ve Türkiye – Ayşenur Kızıldere Uysal

Bir önceki yazımda, kriz zamanlarında Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkileri genel başlığı altında üç önemli konudan söz ettim. Bunlardan ilk yazımın konusunu oluşturan mülteciler  konusu halihazırda güncel bir kriz iken ikinci sıraya yine mevcut krizlerden biri olan küresel terör eylemleri konusunu yerleştirdim. Ancak normalde sıralamaya göre devam etmeyip beni bu yazımda AB enerji arzı güvenliği konusundan söz etmeye iten neden son  zamanlarda takip ettiğim makalelerdeki AB’nin enerji ithalatı konusunun Türkiye için çok avantajlı olabileceği görüşlerine sorgulayıcı yaklaşımı bir an önce paylaşmak istememdir. Öyle ki bu konu saydığım diğer iki başlık gibi güncel ve mevcut krizlerden biri sayılmazken. Enerji güvenliği konusunun kriz olabilme ihtimalinin nedeninden kısaca bahsedecek olursam; bu konu Türkiye ve AB arasında ki teknik uyum ve müzakere ilişkileri çerçevesinde tutulabilecek yine gayet teknik ve normal süreçlere tabi olan bir konu iken her şeyin bir anda krize dönüşebilecek boyutunun hem AB hem de AB dışına çıkarak  tek tek üye ülkeler bazında olası pazarlıklar boyutuna taşınabilmesi ihtimalidir.

Öncelikle uluslararası ilişkiler biliminde enerji konusu; enerjinin ihracı ve ithalatı, güvenliği ve de güvenlikleştirilmesi o kadar büyük bir önem taşır ki birçok akademisyen hatta teorisyen konuyu merkez alarak diğer çalışmalarının çoğunu bu merkez etrafında şekillenen veya sonuçlanan çevre konumunda ki başlıklar halinde çalışırlar.

Aynı şekilde en çok konunun teorisyenleri dünya enerji ilişkilerini hep ilk sırada tutarak hiçbir şeyin bunun gerçekliği dışına çıkamayacağını iddia ederler. Genellikle devlet ilişkilerinin ve onların çıkarlarını maksimum seviyeye taşımanın temel belirleyici olduğu anarşik bir uluslararası yapının esas alındığı  neo-realizm çıkışlı  olmaları nedeniyle diğer uluslararası politik ilişkileri göz ardı ederler. Yani en temel olduğu varsayılan enerji kaynaklarına (petrol, doğal gaz, nükleer enerji, kömür…) sahip olmanın, elde tutmanın dünya çapında büyük güç, hegemon, önemli aktör olmanın da ilk etkeni olduğunu savunurlar.

Enerjiyi elde etme konusu ABD’nin Irak işgali nedenleri arasında gösterilerek yıllarca akademisyen gazeteci ve araştırmacıların çalışmalarında merkez konu olarak gündemde kalmıştır. Enerji güvenliği kavramı, bir ülke veya başka bir aktörün kendisine ihtiyaç duyduğu enerjiyi uzun vadede sağlayabilmesidir. Güvenlikleştirmesi ise gereken enerjinin elde edilmesi hususunda tehdit algılaması ve önlem almasıdır. Bu açıdan AB üye ülkeleri adına enerji sağlama konusunda yüzde elli oranında dışa bağımlı bir Avrupa birliğinin enerji güvenliği konusu gerçek bir öneme sahiptir. Bu konuda Türkiye’nin şu anki rolü ve gelecekte olabilecek yeni rolleri de elbette öneme sahiptir. Ancak şu anki tahminlerin aksine kilit rol oynayacağı kanısında da değilim.

Avrupa Birliğinin enerji ithalatı konusundaki mevcut durumunu incelersek; AB enerji tüketimi konusunda dünyada ABD’den sonra ikinci sırada yer alıp petrol %88, doğal gaz %66 ve %42 oranında katı yakıtlar tüketimini yabancı kaynaklardan alır (2013 green paper and 2014   european union energy Security strategy). Komisyon bu rakamların ve AB’nin %53 oranında olan enerji dışa bağımlılığın 2030 yılında %70 oranına yükseleceğini ifade eder ( EC, European Energy and Transport: Trends to 2030). Ayrıca AB çapında genel bir rakam olarak değerlendirildiğinde AB elektrik üretiminde %40 civarında nükleer enerjiyi kullanır iken yenilenebilir enerji için durum arzu edilenin altında olup olası hedefler 2005’de %9 2010’da %13 ve 2020 için %20 oranında belirlenmiştir (green paper2013 european commission, 2014   european union energy Security strategy ).

AB’nin enerjide dışa bağımlılığını ülkeler açısından ifade edersek en büyük oranda ilk sırada Rusya, Norveç Ortadoğu ve  Kuzey Afrika ülkeleri gelir. Bunların yanı sıra AB enerji arzı güvenliğini sağlamak için çevresindeki veya farklı bölgelerdeki ülkeler ile çeşitli planlar ve antlaşmalara gitmiştir. TEN-E (Trans european energy network) planı ve INOGATE (interstate oil and gas transport to europe) antlaşması da bunlardan biridir. AB ve Türkiye arasında AB’nin enerji güvenliği açısından Türkiye’nin şu anki durumu ise jeopolitik açıdan enerji taşıma (transportation) koridoru olması, halihazırdaki AB enerji antlaşmalarına taraf ve üyelik adına müktesebatı geçirme boyutudur. AB’ye taşınan petrolün büyük bir oranının deniz yolu ile gelmesi, artık tercih edilmek istenmeyen karbon emisyonu çok yüksek olan kömürün  de tercih dışısallaşması yine karbon emisyonunun petrole göre daha düşük olan doğal gaz kullanımı dolayısıyla da onun Avrupa’ya taşınması konusu Türkiye’nin güney Kafkasya (Hazar bölgesi), İran, Irak ve Orta Asya ülkeleri ile Avrupa arasındaki köprü konumu Avrupa’nın enerji güvenliği konusunun Türkiye ayağını oluşturur.

Her ne kadar Türkiye akademik çevrelerinin bu köprü konumunu bugün ve geleceğe fazlasıyla atıfta bulunarak bu rolün Avrupa için hayati olabileceği kanısında olsa da Türkiye’nin bu konumunun birlik için aşırı bir önem, mecburiyet, vazgeçilmezlik olmayacağını daima B planları ile dolu bir pazarlıklar krizi olacağını düşünüyorum.

AB’nin enerji güvenliğini sağlama adına geçmişten aldığı dersler (1970ler iki petrol krizi 2006-9 ve son Rusya-Ukrayna krizleri) ile şimdiye dek aldığı önlemler yani olası bir enerji temini krizi durumunda hem ülkeler çapında hem de birlik bazında kriz ortamının yatışması ve de atlatılması sürecine kadar  Avrupa’ya yetecek kadar geliştirilmiş bir depolama sistemi zaten mevcuttur. Türkiye ile kıyaslandığında ise Türkiye’nin enerji depolama sistemleri için daha yeni Silivri’de adımlar atması elbette yeterli değildir (A. Yorkan 2009).

Avrupa Birliğinin çevreyi koruma duyarlılığı ve bu konuda önlemler alması, katı yakıtların kullanımının bırakılması, nükleer enerji kullanımın azaltılması, daha az karbondioksit ve sera gazı emisyonu… karşılığında yenilenebilir enerjinin geliştirilip yaygınlaştırılması hedeflerinin başta Kyoto protokolünde olmak üzere birçok zirvede, görüşmede arzu edilen rakamlar görüşülse de petrol ve doğal gaz başta olmak üzere diğer enerji kaynaklarının kolayca terk edilemeyeceği görülüyor.

Bu bağlamda AB’nin Türkiye ile olan enerji ilişkilerinde Nabucco gibi gelecekte de olabilecek dev boru hatları projeleri Türkiye’nin elini güçlendirse de konunun maalesef diyebileceğimiz tarafı bu tip enerji antlaşmalarına taraf olan diğer ülkelerin yanı sıra uluslararası büyük prestije sahip bir örgütün üyeliğe aday bir ülkesi ile kendisi arasında ilerleyecek teknik süreçten uzak, pazarlıklara dayalı, belki de krize dönüşebilecek şekilde yaşanabilme ihtimali son zamanda politika, söylem bazında ayrışmış bir Türkiye AB ilişkilerinde öngörülebilecek durumlardan biridir.

Ayşenur Kızıldere Uysal 

Marmara Üniversitesi Avrupa Birliği Enstitüsü
AB siyaseti ve uluslararası ilişkiler master öğrencisi

Trump: NATO’nun modası geçti

Alman Bild gazetesine konuşan ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump, mülteci politikası nedeniyle Almanya Başbakanı Angela Merkel’i eleştirdi. Trump, NATO’nun da “modasının geçtiğini” savundu.

ABD Başkanı olarak 20 Ocak’ta görevi devralmaya hazırlanan Donald Trump, Alman Bild ve İngiliz Times gazetelerine verdiği ortak mülakatta Almanya Başbakanı Angela Merkel’in mülteci politikasını “feci bir hata” olarak nitelendirdi. Merkel’in mülteci politikalarını sert bir şekilde eleştiren Trump, “Merkel’e büyük saygı duyuyorum. Ama olup bitenler büyük bir talihsizlikti” diye konuştu.

‘Almanya’nın nereden gelirse gelsin herkesi ülkeye kabul ettiğini’ söyleyen Trump, “Biliyorsunuz babam da Alman kökenli olduğu için Almanya’yı seviyorum ve kendim benzer bir durumla karşılaşmak istemem” diye konuştu. Trump, görevi devralacağı ilk günden itibaren ABD’nin sınırlarının daha güvenli hale gelmesi için çalışacağını ve pazartesi günü ilgili kararnameyi imzalayacağını belirterek, “İnsanlar, başka insanların ülkelerine gelip zarar vermesini istemiyor” dedi.

Trump, terörizmle sorun yaşayan ülkelerden gelen Müslümanlara ilişkin olarak güvenlik kontrollerinin de artırılacağını belirtti. “Sertleştirilecek kurallardan Avrupa Birliği ülkelerinden ABD’ye seyahat edecek olanların da etkilenip etkilenmeyeceği” sorusuna Trump, “Olabilir, ama göreceğiz” yanıtını verdi.

“Irak savaşı hataydı”

Trump, Irak savaşını “Büyük olasılıkla ABD tarihinde verilmiş en kötü karar” olarak nitelendirerek, Irak müdahalesinin arı kovanına taş atmaya benzediğini söyledi. Yüksek mülteci rakamlarının arka planında Suriye savaşının olduğunu söyleyen Trump, Suriye’de Körfez ülkeleri tarafından finanse edilen güvenlik bölgelerinin bir seçenek olabileceğini dile getirerek, “Almanya’nın şu an yaşadığı travmaya göre bu maliyeti çok daha  düşük bir seçenek olurdu” dedi.

Trump, Rusya’nın Suriye krizine müdahalesini nasıl değerlendirdiği sorusuna ise “Bu çok korkunç, kötü bir durum” yanıtını verdi. ABD’nin çok daha öncesinde harekete geçme fırsatını değerlendiremediğini şimdi ise artık çok geç olduğunu söyledi.

Rusya’ya yönelik ABD’nin uyguladığı yaptırımların da nükleer silahlanma bağlamında yeniden değerlendirileceği mesajını veren Trump, “Bir yanda nükleer silahların kayda değer ölçüde azaltılmasından yanayım. Bu çok açık. Ama diğer yanda yaptırımlar var ve Rusya bu yaptırımlardan şu anda ağır şekilde etkileniyor” diye konuştu ve herkesin yarar sağlayacağı bir çözüm bulunabileceğini kaydetti.

NATO ile ilgili de değerlendirmede bulunan Trump, NATO’nun “modası geçmiş” bir ittifak olduğunu savundu. NATO’nun çok uzun süre önce kurulduğunu ve çok az ülkenin yapması gereken katkıyı sağladığını söyleyen Trump, bunun ABD’ye karşı büyük bir haksızlık olduğunu belirtti. Trump, İran’la yürürlükteki nükleer anlaşmanın geleceğine ilişkin ise kesin bir değerlendirme yapmaktan kaçındı ve “Bu karşı karşıya kaldığımız kötü anlaşmalardan biri. Gördüğüm en aptalca anlaşmalardan” şeklinde konuştu.

“Brexit kararı akıllıca”

Trump, İngiltere’nin AB’den çıkış kararı alması ile ilgili de görüşlerini açıkladı. Başka ülkelerin de AB’den çıkabileceği tahmininde bulunan Trump, Almanya’nın AB’yi çıkarları doğrultusunda kullandığı eleştirisinde bulundu. “Bu nedenle İngiltere’nin AB’den çıkması akıllıca bir karar” dedi.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Pembe Hayat KuirFest’te bugün: 17 Ocak Salı

Pembe Hayat KuirFest bugün, ‘qÜLT’ bölümünden Karpuz Kadın (Watermelon Woman, 1996) ve Jason’ın Portresi’ni (Portrait of Jason, 1967) festival takipçileriyle buluşturacak. Fransız yönetmen ve küratör Marie Losier’nin filmlerinden oluşan bir seçki de programdaki yerini aldı. Ayrıca, festivalin değişmeyen bölümlerinden biri olan ‘Kuir Belgeseller’den Delikanlının Hası (Real Boy, 2016), LGBTİ temalı internet dizilerine yakından bakan ‘Kuir Diziler’ bölümü ve Glasgow merkezli Glitch Kuir Film Festivali’nin festival için hazırladığı özel seçki bugün KuirFest kapsamında takip edilebilir.

Karpuz Kadın (Watermelon Woman, 1996)

Pembe Hayat KuirFest, 19 Ocak Perşembe gününe kadar Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Haymatlos Mekân’da, 26-28 Ocak tarihleri arasında da İstanbul’da olacak.

https://www.youtube.com/watch?v=uXRYhmx9AXo

Marie’nin Düşler Ülkesi

Fransız yönetmen ve küratör Marie Losier, filmlerinden oluşan iki seçkiyle 6. Pembe Hayat KuirFest’in konuğu olacak. Bugün, Losier’nin video ve film çalışmalarından oluşan ‘Marie’nin Düşler Ülkesi’ adlı seçki izleyicilerle buluşacak. Seçkide, yönetmenin birçok formatı ve sinemasal anlatıyı bir araya getirdiği çalışmaları yer alıyor. Losier’nin Gece Kuşu (L’oiseau de la nuit, 2016), Hermafrodit (Hermaphrodite, 2013), Makyajımı Ye! (Eat My MakeUp!, 2005), Uçan Kazan (Flying Saucey!, 2006), Gondolu Tokatla! (Slap the Gondola!, 2010), Temas’a Yeniden Temas (The Touch-Retouched, 2002), Peaches ve Jesper (Kayık Alabora, Kim Ayık Ola) (Peaches and Jesper fell from a boat who remains afloat, 2013) ve Bim Bam Boom: Las Muchas Morenas (2014) gibi hayallerin sınırlarını esnettiği işleri KuirFest kapsamında mutlaka görülmeli.

Marie Losier’nin festival kapsamında gerçekleştireceği masterclass, yönetmenin sağlık problemi nedeniyle iptal edildi.

Glitch Film Festivali Seçkisi: Belleğin Azmi

Festival, her yıl olduğu gibi bu yıl da dünya sinemasından özel seçkileri ve çeşitli festivallerden programcıları Ankara’da ağırlıyor. Glasgow merkezli Glitch Kuir Film Festivali’nin 6. Pembe Hayat KuirFest için hazırladığı özel seçki, ırkçılık ve cinsiyetçilikle mücadeleyi masaya yatırıyor. Festival ekibinden Nosheen Khwaja ve Cloudberry Maclean’in seçkinin gösterimi sonrasında katılacakları söyleşiyle, ırkçılık ve cinsiyetçiliğe karşı mücadelenin seçki üzerinden izleyicilerle tartışılmasına olanak yaratılacak.

Bölüm kapsamında gösterilen tek uzun metraj olan Major! (2015), 74 yaşındaki trans aktivist Miss Major Griffin-Gracy’nin hayatını ve mücadelesini konu alan etkileyici bir belgesel.

‘Glitch Film Festivali Seçkisi: Belleğin Azmi’ seçkisini sakın kaçırmayın.

Kuir Belgeseller

‘Kuir Belgeseller’in bol ödüllü yapımlarından Delikanlının Hası (Real Boy, 2016) da bugünkü programda yer alıyor. Cinsiyet geçiş sürecindeki Bennett Wallace, endişeli annesiyle dönüşen ilişkisinde bir çıkış yolu aramaktadır. Bir yetişkin ve bir müzisyen olarak da kendi sesini bulmaya çabalayan Bennett, idolü olan müzisyen Joe Stevens’la bir araya gelir. Kimlik ve geçiş temalarını merkezine alan Delikanlının Hası, anne-evlat ilişkisi ve trans dayanışması etrafında örülen bir birlikte büyüme ve dönüşme hikâyesi.

Kuir Diziler

KuirFest bu yıl, son zamanlarda LGBTİ karakterlere ve hikâyelerine ev sahipliği yapan en önemli bağımsız dijital mecralardan biri haline gelen internet dizilerine yakından bakıyor. Programda özel bir ilgiyi hak eden ‘Kuir Diziler’ kapsamında bu ezber bozan yapımlardan ikisi KuirFest seyircisiyle buluşacak.

qÜLT

Pembe Hayat KuirFest’in en çok ilgi gören bölümlerinden ‘qÜLT’, geçmişten günümüze sinema tarihine damgasını vuran kuir yapımları festival izleyicileriyle tanıştırmaya devam ediyor. Festival ‘qÜLT’ bölümüyle bu yıl Siyah Amerikan kuir sinemasının önemli örneklerine yer vererek Baldwin özel bölümüne bir selam çakıyor.

KuirFest’in geçen yıl Tom Kalin imzalı Swoon (1992) ile mercek altına aldığı Yeni Kuir Sinema’nın önemli örneklerinden biri, Cheryl Dunye imzalı Karpuz Kadın (Watermelon Woman, 1996), ‘qÜLT’ bölümünde yenilenmiş kopyasıyla bugün bir kez daha seyirci karşısına çıkacak . Film, bir video dükkânında çalışan, genç siyah lezbiyen bir kadın olan Cheryl’in; 1930’larda siyah kadınlarla özdeşleştirilmiş hizmetçi karakterleri oynamasıyla bilinen bir kadın oyuncu hakkında film yapmaya çabalamasını anlatıyor. Siyah kadınların tarihini ve hikâyelerini görünür kılması bakımından öncü olan film, siyah lezbiyen bir kadın tarafından çekilen ilk film olarak sinema tarihinde özel bir yere sahip. Arşiv ve bellek arasındaki oyunbaz ve çelişkili ilişkiyi gözler önüne seren Karpuz Kadın, 1996 yılında Berlin Film Festivali’nde Teddy Ödülü’nün sahibi olmuştu.

‘qÜLT’ bölümünün son sürprizi, Ingmar Bergman’ın “hayatımda gördüğüm en sıradışı film” diye tarif ettiği Jason’ın Portresi (Portrait of Jason, 1967) bugün ilk kez KuirFest izleyicisinin karşısına çıkıyor. Baldwin’in yaşadığı dönemin, 1960’ların New York’unu, eğlence dünyasından siyah eşcinsel bir erkeğin gözünden aktaran Shirley Clarke imzalı film, 50. yılı için restore edilen kopyasından izlenebilir.

Ayrıntılı bilgi ve festival programı için: www.pembehayatkuirfest.org

(Yeşil Gazete)

Reina saldırısı zanlısı İstanbul’da yakalandı

Yılın ilk saatlerinde İstanbul Ortaköy’deki gece kulübü Reina’ya düzenlenen ve 39 kişinin hayatını kaybettiği saldırının zanlısı olduğu belirtilen kişinin İstanbul Esenyurt’ta düzenlenen operasyonda yakalandığı bildirildi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Ekipleri, Pazartesi akşamı zanlının kaldığı tespit edilen Esenyurt’taki bir adrese operasyon düzenledi.

Anadolu Ajansı (AA), Abdülgadir Masharipov isimli Özbek vatandaşı zanlı ile birlikte dört kişinin daha gözaltına alındığını, bunların Kırgız uyruklu bir erkek ile Mısır, Senegal ve Somali uyruklu üç kadın olduğunu duyurdu.

Ajansa göre operasyon, Reina saldırganını yakalamak için İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde kurulan bin kişilik özel ekibin çalışması sonucu gerçekleşti.

Şüpheliler İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürülürken AA, Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Özbek yapılanmasına yönelik İstanbul’un 5 ilçesinde operasyon düzenlendiğini ve çok sayıda kişinin gözaltına alındığını yazdı.

Basın toplantısı düzenlenecek

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu kutladı:

“Reina saldırganını ele geçiren, başta Bakanımız @suleymansoylu’ya, emniyet ve istihbarat teşkilatlarımıza Milletimiz adına teşekkür ediyorum”

Zanlının yakalanmasıyla ilgili İstanbul Valisi Vasip Şahin ve İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ın Salı günü 10.30’da bir basın toplantısı düzenleyeceği açıklandı.

13 Ocak’ta iki şüpheli tutuklanmıştı

Saldırının ardından kayıplara karışan saldırganı yakalamak için Konya, İzmir ve İstanbul’da geniş kapsamlı operasyonlar düzenlenmişti.

Saldırıyla bağlantılı olarak en son İstanbul’da Çin vatandaşı şüpheliler Omar Asım ve Abuliezi Abuduhamiti tutuklanmıştı.

AA’nın haberine göre, savcılığın iki şüphelinin tutuklanması istemiyle mahkemeye gönderdiği sevk yazısında, “Reina isimli iş yerinde silahlı terör örgütü eylemini gerçekleştiren şüphelinin de 15 Aralık 2016’da Konya’dan İstanbul’a geldiği tespit edilmiştir” ifadeleri yer almıştı.

IŞİD üstlenmişti

Reina’ya yılbaşı gecesi düzenlenen saldırıda 39 kişi yaşamını yitirmiş, 60’tan fazla kişi de yaralanmıştı. Hayatını kaybedenlerin 25’i yabancı uyruklu, 11’i Türkiye vatandaşı ve biri de hem Belçika hem Türkiye vatandaşıydı. Saldırıyı IŞİD üstlenmişti.

 

(BBC Türkçe)

Toplum ve Bilim’den ekoloji sayısı

Toplum ve Bilim’in son sayısı Ekolojinin Politikası: Piyasa, Mekân, Gıda başlığını taşıyor.

Çok kapsamlı bir sayı hazırlanmış. Karbon piyasalarından mega projelere endüstriyel hayvancılıktan balık çiftliklerine ve zeytin politikalarına uzanan pek çok farklı konu ele alınıyor.

Toplum ve Bilim akademik bir dergi. Dolayısıyla içinde özgün ve güncel araştırmalar var. Belli konularda derinleşmek isteyenler için önemli bir kaynak. Sivil toplum mensuplarının, gazetecilerin, akademisyenlerin ve dünyadaki tahribata duyarlı herkesin ilgi duyacağı titiz bir çalışma yapılmış.

Dergi üç ayrı tematik başlık altında toplanmış:

A) Piyasa, Mekân, İktidar

B) Şehir ve Akışlar

C) Gıda Ağları

Sezai Ozan Zeybek‘in ”Ekolojinin Politikası: Yeni Sınırlar, Yeni Aktörler” başlıklı giriş yazısı, mekân, piyasa ve iktidar gibi kilit mevzulara dair kuramsal bir tartışma sunuyor. Ekolojik bir siyasetin ve bunun dilinin nasıl olabileceğini ele alıyor. Petrol şirketlerinin nasıl bir iktidar kurduklarını anlatırken iktidar kavramını ezen-ezilen ikiliğinden çıkarıyor; çok katmanlı bir hâle getiriyor. Doğa ve yerellik gibi kavramların bugün kullanıldığı şekliyle neden sorunlu olduğunu anlatıyor.

Onu takip eden Piyasa, Mekan, İktidar tematik grubunda Evren Hoşgör, Melis Ece, Nahide Konak’ın ortak çalışması karbon piyasalarına ve günümüzde giderek palazlanan yeşil ekonomi kavramına odaklanıyor. Tanzanya ve Türkiye’deki uygulamalar kıyaslanıyor. HES odaklı yeşil enerji politikalarının etkilerine ve su gaspına bakılıyor. Irmak Ertör Avrupa ve Türkiye’de balıkçılık ve balık yetiştiriciliğini inceliyor. Fatma Nil Döner, Türkiye’de yaşanan tarımsal dönüşüm sürecinde gerçeklesen toprak satışlarını ve bu araziler üzerinde planlanan projelerin sosyoekonomik ve siyasi boyutlarını Bursa Karacabey bölgesinde uygulanan toprak rejimine odaklanarak inceliyor. Orkun Doğan ise Türkiye’de zeytin üretimi ile ilgili siyasî ve hukukî mevzuat değişikliklerini ele alıyor. Son olarak Sezai Ozan Zeybek Kürt coğrafyasındaki tahribatı sayısal veriler kullanarak hayvanlar üzerinden çalışıyor.

Şehir ve Akışlar kümesinde Özlem Ünsal kent ve kent-dışı alanlar arasındaki metabolik ilişkiyi, diğer bir deyişle İstanbul’un süreklilik coğrafyasını inceliyor. Can Altay ve Onur Ceritoğlu’nun özgün çalışması kentsel dönüşümle yıkılan evlerin pervazlarının, kapı kollarının ikinci bir piyasası olduğundan hareketle geri dönüşüm meselesine başka bir ışık tutuyorlar. Eda Acara ise Trakya alt bölgesinde suyun yönetimi ve bölgesel planlama politikalarına ve kirliliğin yönetim(sizliğ)ine bakıyor.

Gıda Ağları kümesinde Bulut Aslan ve Yonca Demir organik tarım Türkiye’yi besler diyorlar. Konvansiyonel tarımı destekleyen tezleri kendi silahıyla vurarak matematiksel yöntemler ile organik tarım meselesinin hesabını kitabını yapıyorlar. Aşçıların dünyasını gözlemleyen Erhan Akarçay ise bir restorandaki gıda ürünlerinin dolaşımını takip ederek tüketicilerin duyarlılıklarının mutfaklarda karşılık bulup bulmadığını araştırıyor. Son olarak Kiraz Özdoğan, kolektif ekotarım deneyimleri üzerinden topluluk kurma pratiklerini inceliyor.

Yazıdan bir paragrafla bitirelim: [Ç]ok yakın bir zamanda (birkaç on yıl içinde) insanların dünyayla kurduğu ilişkide köklü ve acı dolu bir kırılma yaşanacak gibi duruyor. O yüzden bu yeni girişimlere eşlik edecek, onları marjinal olmaktan çıkarıp merkeze taşıyacak yeni kavramlar ve yeni teorik açılımlar hayatî önem taşıyor. Ne de olsa teorinin (nazariye, bakmaktan gelir) aslî görevi, henüz görünmeyeni görecek şekilde pozisyon değiştirmektir. Umalım ki gördüğümüz daha büyük acılar olmaz.

 

(Yeşil Gazete)

Küçükkuyu’da sel isyanı: Bu son olsun!

0

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Çanakkale’nin Küçükkuyu İlçesi’nde sel felaketine neden olan Ilıca Deresi taşkınına ilişkin bir basın açıklaması yayınladı.

Basın açıklamasını aynen paylaşıyoruz;

“Sel göz göre göre geldi!

Bu son olsun!

Doğa, uyarılarımıza kulak vermeyenleri değil bizi haklı çıkardı.

 

Doğayı, Kazdağı’nı hafife alıp binlerce yılda oluşarak var olanı dizginlemeye, Ilıca deresini “ıslah” etmeye çalışanlar iyileştirme değil Küçükuyu’nun başına dert açtılar. İşyerlerini, evlerini sel basan Küçükkuyu esnafı ve halkına binlerce liralık zarar dışında ayrıca tüm Küçükkuyulularda da derin bir üzüntü yarattı.

Kabahat doğada değil, doğaya set çekende

Hatırlarsınız, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği olarak Küçükkuyu Belediyesi, DSİ ve Kaymakamlık nezdinde çeşitli girişimlerde bulunmuş, Karayolu köprüsü genişletme çalışmasının dere ıslahından önce yapılması gerektiğini ve ıslah projesinin ekosisteme uygun bir şekilde  revize edilmesini önermiştik. “Dereleri beton duvara almak çözüm değil”, “ağaç kesmek doğru değil” demiştik. . Çabalarımız sonuçsuz kalmış, onlarca çınar ağacı da kesilmişti. Dere yatakları on binlerce yılda oluşuyor. Doğal ortamın topoğrafyası, bitki örtüsünün yoğunluğu, bölgenin yağış özellikleri ve doğal engeller belirliyor dere yataklarının oluşumunu. Zeminin özellikleri, denize kavuşmak için düze indiğinde oluşan taşma alanlarının yapısı önem kazanıyor. Bütün bunları dikkate almadan yapılan “betonlama” faaliyetleri ile dereler asla ıslah edilmiş olmuyor. Dere tabanlarını betonlayıp, iki yakasını da taş duvarlarla çevrelemekle yapılan “ıslah” projelerinin yanlışlığı daha ilk yoğun yağışta geri dönüyor. Doğa, Kazdağı hesap hatalarını asla affetmiyor.

Nitekim affetmedi ve sonuçta olanlar oldu. Küçükkuyu’yu sel bastı. Onlarca işyeri, ev, bahçe, kamu kurumu binası sular altında kaldı. 30 kadar koyun, barınakta yaşayan 15 kadar sokak hayvanı canından oldu. Doğa, uyarılarımıza kulak vermeyenleri değil bizi haklı çıkardı. Biz dememiş miydik demek hoş değil ama, biz dememiş miydik?!

En büyük tesellimiz, daha fazla can kaybı ve maddi zarar yaşanmaması. Ama bu bir kader değil. Kabahat doğada değil öneri ve uyarılara kulak tıkayan ilgili ve yetkili kuruluşlardadır.

Zarar ziyan esnafa

Dere ıslahları betonu arttırarak olmamalı. On yıl süreyle, o betonun içinden sakince denize kavuşan sular, on birinci yıl ilk yoğun yağış sonrasında bendine sığmayabiliyor, sınırlamalara aldırmıyor. Dere, kendi yuvarlayıp getirdiği taşların üzerinden  sıçrayarak akmalıdır, tabana dökülen betonun üzerinden hızlanarak kayması ise asla doğal akış değildir.  Dere suları, yatağını iki tarafta çevreleyen yamaçların otu, çalısı ve ağacı ile kucaklaşmalıdır, betonun engeliyle karşılaşıp yatağına geri dönmeye mecbur bırakılması doğru çözüm değildir.

Ayrıca bu işleri yapan kamu kuruluşları, yapacakları bayındırlık yatırımlarının çerçevesi konusunda anlaşıp, gerekli koordinasyonu da kurmadıklarında sorunu sadece büyütmüş oluyorlar. Karayolları’nın yaptığı köprü inşaatı, Ocak ayının ortasına kadar bir türlü bitirilmeyip, süründürüldüğü için, yoğun yağışların ve selin tahribatı katlanarak artmıştır. Karayolları’nın 2016’da başlattığı köprü genişletme çalışmasının, DSİ’nin ıslah çalışmalarıyla eşgüdüm içerisinde ve birlikte gerçekleştirilmesine bir engel mi vardı?

Aynı zaman dilimi içinde köprünün bitirilmeyip 2017 Ocak ayına sarkıtılmasının zararını Küçükkuyu esnafı çekmiştir.

Bu son olsun

Öte yandan, yanlış ıslah projesi ve iki kamu kuruluşunun eşgüdüm sağlamadan ayrı ayrı yürüttükleri çalışmalar, halkın cebini de vurmuştur. Sonuçta vergilerimizle yapılan bayındırlık yapıları çöktü, bozuldu, ki bunun sorumluları da hesap vermeli, kaynaklarımızı heba edenler affedilmemelidir. Ayrıca halk ve esnafımız önemli ölçüde zarar gördüler. Bu zararlar acilen tespit edilmeli ve derhal ödenmelidir. Onarım çalışmaları, vakit geçirilmeden başlatılmalı ve bu kez iki kamu kurumu işbirliği içinde çalışıp işi en kısa zamanda sonlandırmalıdırlar.

Ilıca deresi taşkını, dayanışmanın önemini bir kere daha gösterdi. Başta Küçükkuyu belediyesi ve belediye ekipleri olmak üzere taşkında canla başla çalışan Küçükkuyululara teşekkür ederiz.

Selden zarar gören tüm Küçükkuyululara, tüm Küçükkuyu esnafına, hepimize geçmiş olsun.

Umarız bu son olur.

Bu son olsun!

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği

 

(Yeşil Gazete)

Pembe Hayat KuirFest’te bugün: 16 Ocak Pazartesi

Pembe Hayat KuirFest programında bugün, Fransız yönetmen ve küratör Marie Losier’nin filmlerinden oluşan bir seçkiyi ağırlıyor. Festivalin değişmeyen bölümlerinden ‘Gökkuşağının Altında’ ve ‘Kuir Belgeseller’den filmlerin yanı sıra; arşiv ve bellek arasındaki ilişkiyi “lubunlaştıran” ‘arşiv-i lubun’ seçkisi ve festival kapsamındaki ikinci gösterimini yapacak olan Paris Yanıyor (Paris is Burning, 1990) da izleyicileri filmler arasında seçim yapmakta zorlayacak gibi görünüyor. Ayrıca festival bugün, ‘Kuir Diziler’ bölümüyle, son zamanlarda LGBTİ karakterlere ve hikâyelerine ev sahipliği yapan en önemli bağımsız dijital mecralardan biri haline gelen internet dizilerine yakından bakacak.

Pembe Hayat KuirFest, 19 Ocak Perşembe gününe kadar Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Haymatlos Mekân’da, 26-28 Ocak tarihleri arasında da İstanbul’da takip edilebilir.

Marie’nin İlham Perileri

Fransız yönetmen ve küratör Marie Losier, filmlerinden oluşan iki seçkiyle 6. Pembe Hayat KuirFest’in konuğu olacak. Festivalde bugün ‘Marie’nin İlham Perileri’ adını taşıyan seçki izleyicilerle buluşacak. Seçkide, Losier’nin Richard Foreman, Guy Maddin, Tony Conrad, George Kuchar, Alan Vega gibi öncü avangart yönetmenlerin coşku dolu portrelerini, kendi avangart tarzıyla birleştirerek filme aldığı yapımlar yer alıyor. Marie Losier’nin fantastik, oyuncaklı, şamatalı ve heyecan verici filmlerini kaçırmayın!

Gökkuşağının Altında

Gökkuşağının Altında’ bölümünde prömiyerini 72. Venedik Film Festivali’nde gerçekleştiren Arianna (2015) ve Almanya yapımı Henüz Bitmedi (Nichts ist erledigt, 2016) gösterilecek.

Arianna, 19 yaşındaki interseks bir bireyin kendini ve bedenini keşfetme hikâyesine odaklanıyor. Henüz regl olmamış ve bedeni yaşıtlarınınki gibi gelişmemiş olan Arianna hormon tedavisi görmektedir. Ailesiyle, en son üç yaşında gittiği göl kıyısındaki evlerine yaptığı ziyaret çok eski anıları canlandıracak, Arianna’nın bedeni ve cinselliğiyle yeniden tanışmasına vesile olacaktır.

Henüz Bitmedi, kurumsal feministlerce düzenlenen ve yeni üreme teknolojilerinin sağladığı “özgürlükleri” anlatan bir konferansı konu alıyor. Katılımcıların çoğunun üst sınıftan olduğu konferans sırasında vestiyerde çalışan üç kadının konuyla ilgili tartışmalarını merkeze alan film, güçlü ve çok boyutlu kadın karakterleriyle dikkat çekiyor.

Kuir Belgeseller

Prömiyerini 66. Berlinale’de gerçekleştiren ve Panorama bölümünde İzleyici Ödülü’nün sahibi olan Şimdi Kim Sevecek Beni? (Mi Yohav Otti Akhshav?, 2016) bugün ilk kez KuirFest takipçileriyle buluşacak. Saar, 20 yıl önce eşcinsel olduğunu açıklamış ve İsrail’de ailesiyle birlikte dâhil olduğu kibutzun kurallarına karşı geldiği gerekçesiyle sürülmüştür. Hayatı boyunca hiçbir beklentisini karşılayamamış olduğu ailesi için artık Saar diye biri yoktur. Bunun üzerine Saar, kimliğini özgürce yaşamak üzere Londra’ya taşınır. Üç yıllık ilişkisinin ardından seks ve uyuşturucunun dibine vuran ve kendisine HIV teşhisi konulan Saar, hayatını gözden geçirmeye karar verir. Artık ailesinin yerine geçmiş olan Londra Eşcinsel Erkekler Korosu’ndaki arkadaşlarının sıcak desteğiyle İsrail’deki ailesiyle barışmak üzere bir yolculuğa çıkar. Barak ve Tomer Heymann kardeşlerin çekimleri yıllar süren filmi, affetmenin gücünü içten, dürüst ve hassas bir yaklaşımla ele alıyor.

KuirFest’teki ilk gösteriminde büyük beğeni toplayan Ne Yaptı? (What He Did, 2015) bir kez daha KuirFest izleyicisinin karşısına çıkacak. Jens Michael Schau, çok satan kitaplara imza atmış meşhur bir yazar olan 13 yıllık hayat arkadaşını bir kıskançlık krizi sırasında katleder. Cezasını tamamladığı ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden 7 yıl sonra çıktığında bir karar vermiştir: Kendini ömür boyu yalnızlığa mahkûm edecektir. Jonas Poher Rasmussen’in yönetmenliğini üstlendiği film, DokFilm, Hot Docs ve Queer Lisboa gibi festivallerde gösterilen film, Selânik Belgesel Film Festivali’nde FIPRESCI ödülünün sahibi oldu.

Kuir Diziler

Programda özel bir ilgiyi hak eden ‘Kuir Diziler’ kapsamında iki ezber bozan yapım yer alıyor. İlki, Florence Gagnon ve Chloé Robichaud tarafından hayata geçirilen Kadın/Kadına (Féminin/Féminin, 2014) bugün KuirFest seyircisiyle buluşacak. Kadın/Kadına, çeşitli yaşlardan lezbiyen, biseksüel, heteroseksüel altı arkadaşın hayatına odaklanan bir komedi dizisi. Her bölümde, Montreal’de yaşayan bu altı kadından birinin hikâyesini merkeze alan dizi, mizahi olduğu kadar dokunaklı ânlarıyla da kurmaca ve gerçeğin sınırlarında dolaşan bir yapım.

qÜLT

Festivalin en sevilen bölümlerinden ‘qÜLT’ kapsamında bugün, 25. yılı için hazırlanan kopyasıyla Paris Yanıyor (Paris is Burning, 1990) bir kez daha KuirFest izleyicisiyle buluşacak. 1980’lerin New York’undaki kuir alt kültürünün ikonik bir parçası olan drag baloları üzerinden bir dönemin kaydını tutan film, arzuların gösterişli dünyasını ekonomik ve politik gerçeklerle birlikte ele alan güçlü söylemiyle de özel bir yere sahip. Film, 1991’de Berlin Film Festivali Teddy Ödülü ve Sundance Film Festivali Belgesel Büyük Jüri Ödülü’nün de aralarında bulunduğu çok sayıda ödüle lâyık görüldü.

arşiv-i lubun

Büyük tarih anlatılarına alternatif tarihsellikler yaratma mücadelesi veren bütün egemen olmayanlar gibi lubunyalar da arşivlerin neyi içerdikleri kadar neleri dışarıda bıraktıklarına odaklanıyor. 8 mm ev filmlerinden, tanıdık olduğumuz film sahnelerine sesini ekleyip kendi tarihlerinin peşine düşenlerden, farklı türden arşiv materyalini kolajlayıp yepyeni bir anlatı oluşturan, arşivin kendisini lubunyalaştıran farklı filmlere yer veren ‘arşiv-i lubun’ seçkisi hatırla(t)ma ve unut(tur)ma politikalarına da lubunca bir yanıt arıyor. Seçkinin gösteriminin ardından Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden Buse Kılıçkaya ve Gani Met ile bir söyleşi gerçekleştirilecek.

Ayrıntılı bilgi ve festival programı için: www.pembehayatkuirfest.org

(Yeşil Gazete)

Die Tageszeitung (TAZ) gazetesinden Türkçe – Almanca internet portalı

Alman Die Tageszeitung (TAZ) Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik müdahaleler nedeniyle iki dilli (Türkçe-Almanca) internet portalı kurma kararı aldığını açıkladı.

Die Tageszeitung (TAZ) gazetesi Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın basına karşı giderek daha sert bir tutum izlediğini belirterek, yeni bir internet portalı kurma kararı aldığını duyurdu. 19 Ocak’ta çevrimiçi olacak “taz.gazete” adlı iki dilli (Türkçe-Almanca) portalda Türk yazarların haberleri de yer alacak.  İnternet portalında yayınlanan tüm metinler Türkçe ve Almanca okunabilecek.

‘Özgür, bağımsız platform‘

TAZ editörü ve proje müdürü Fatma Aydemir, “Otoriter Türk rejimi art arda medya kurumlarını kapatırken biz, yeni, özgür, bağımsız bir medya organı çıkarıyoruz” dedi.

“taz.gazete” internet portalında Türkiye ve Almanya’dan haber, yorum, deneme ve röportajlar yer alacak. Yazarlar arasında Cumhuriyet yazarı  Aydın Engin, gazeteci- yazar Ece Temelkuran da var. Ayrıca Cumhuriyet, Birgün, Diken ve Bianet’ten yazarlar, ‘taz.gazete’ye zaman zaman yazılar yazacak. Almanya’daki kadrosunda editör Canset İçpınar, Elisabeth Kimmerle ve Ebru Taşdemir yer alıyor. Ayrıca Cumhuriyet gazetesi editörlerinden Ali Çelikkan’ın da kadroda olduğu belirtildi. Çelikkan’ın Cumhuriyet gazetesine operasyon düzenlendiği sırada, bir değişim programı çerçevesinde TAZ’da görev yaptığı kaydedildi.

TAZ, iki dilli (Almanca-Türkçe) yeni internet portalı fikrinin Ekim ayında Cumhuriyet gazetesi yazarlarının tukuklanması sonrasında doğduğunu belirtti.

 

(Deutsche Welle Türkçe)