Ana Sayfa Blog Sayfa 3224

Bakan Çelik’in GDO’lu ekmek açıklaması neden yetersiz?

Gıda Tarım Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik bugün (Çarşamba 23 Mart 2017) Şanlıurfa’da yaptığı ve bakanlığın İnternet sitesinde de yayımlanan açıklamada: “Adana’da ekmekte herhangi bir GDO tespit edilmemiştir” ifadesini kullandı. 19 Mart 2017 Pazartesi günü, Hürriyet Gazetesi’nden Burak Coşan’ın Ekmek Katkı Maddesi GDO’lu çıktı” haberi üzerine birçok fırından ve katkı maddesi üreten beş şirketten örnekler alındığını ve analiz edildiğini ifade eden Bakan Çelik, fırınlardan alınan örneklerde GDO tespit edilmediğini ancak katkı maddesi üreten beş şirketten birinde GDO tespit edildiğini ve gerekli adil işlemlerin yapıldığını açıkladı.

Bir önceki yazımda sorduğum sorulara tekrar değinmeden önce Bakan Çelik’in açıklamasında birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum. İlk olarak, fırınlardan alınıp analiz edilen örneklerde GDO tespit edilmemiş olması o fırınların hiçbir zaman (istemeden) GDO’lu gıda ürünü satmadığı anlamına gelmiyor. Sadece Bakanlığın belirli bir şehirde (Adana), belirli bir tarihte, belirli fırınlardan aldığı belirli örneklerde GDO tespit edilmedi demek. Dolayısıyla, Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı’nın (GTHB) medyaya geçtiği basın açıklamasının “Ekmekte GDO Tespit Edilmemiştir” başlığının durumu olduğu gibi ve yeterli derece yansıtmadığını farkına varalım. İkincisi, ürettiği ekmek katkı maddesinde GDO tespit edilen şirketin adı bir kez daha verilmemekte. Bu da Türkiye çapında ekmek katkı maddesi satın alan hiçbir fırının GDO tespit edilen markayı kullanıp kullanmadıklarını bilmediklerini ve öğrenemedikleri anlamına geliyor. Bu ismi gizli tutulan şirketin yalnızca Adana’da örnek alınan fırınlara katkı maddesi satmış olma ihtimali bana çok düşük geliyor. Neticede, bu şirket GDO’lu ürünü birilerine sattı (satış ağı tüm Türkiye’yi kapsayabilir), satın alan fırıncılar da bu ürünü üretimlerinde kullandı/kullanıyor, o fırınlardan gıda alan tüketici, yani bizler de GDO’lu katkı maddeli ekmek yedik/yiyoruz. Burada niyetim telaşa yol açmak değil ama, GTHB’nin açıklaması yetersiz olduğu için beraberinde birçok yeni soru getiriyor ve durum ciddi, GDO sofralarımıza girmiş. Bunu engellemek için bakanlığın şeffaf bir şekilde kamuoyunu aydınlatmasını bekliyoruz.

GTHB İnternet sitesinde bulabileceğiniz açıklamada, Bakan Çelik denetimlerde (taklit ve tağşiş demek istiyor) uygunsuz ürünlerin ifşa edildiğini ve bundan sonra GDO’lu ürün kullanan firmaların ifşasının da söz konusu olacağını belirtti. Açıklamanın bu bölümü ise iki gün önce yazdığım yazıda sorduğum noktalardan bazılarına değiniyor. Bakan Çelik neden “bundan sonra” diye belirtiyor ve neden 2016-2017’de iç piyasa (yani soframıza girmek üzere ya da girmiş ürünlerin) denetimlerinde GDO’lu soya tespit edilen soya kıymalarının ve bunlarla gıda üretmiş markaları ifşa etmekle başlamıyor? Neden ve ne bekliyoruz? 

Sorularımı hatırlatmadan önce değinmem gereken bir, iki nokta daha var. Bakan Çelik’in GTHB İnternet sitesindeki açıklamasından alıntı yaptığım “Yem sanayisinde kullanılan mısır ve soya hariç Türkiye’de GDO’lu hiçbir ürünün üretilmesinin söz konusu olmayacağını hatırlatarak […]” açıklamasında bir hatayı düzeltmek istiyorum. Türkiye’de her ne amaçla olursa olsun GDO üretimi yasaktır. Biyogüvenlik Kurulu tarafından hayvan yemi onaylı toplam 32 GDO (25 GDO mısır, 7 GDO soya) ithal edilme onayı almıştır, üretim onayı değil. Gerçi açıklamanın daha sonraki kısmında bu hata düzeltilmiş ve “Türkiye’ye gelince, GDO’lu bitki ve hayvan üretmek kanunen yasaktır” denmiş ancak bu sefer de bu cümleden önce adeta GDO üretimini ve tüketimini özendirici ve talihsiz ifadelere yer verilmiş: “Özellikle gıda ve yem sanayisinde bu gelişmiş ülkelerde GDO’lu ürünlerin kullanıldığını belirtmek istiyorum.”

Son olarak, bir önceki yazımda değindiğim ve GTHB Basın Müşavirliği’ne telefon ve ardından mail ile sorduğum soruları aşağıda tekrarlıyor ve cevap beklediğimi hatırlatmak isterim.

  1. Yurtiçinde soframıza girmek üzereyken, ve hatta bir kısmı girmiş olan, marketlerden veya satıldıkları yerlerden alınıp, analiz edilen ve GDO içerdiği tespit edilen ürünlerin ve üreticilerin bir listesi var mı? Bu liste taklit ve tağşiş listeleri gibi bakanlık sitesinin kamuoyuna duyuru bölümünden kamuoyu ile paylaşılıyor mu?
  1. Yurtiçinde GDO içerdiği tespit edilen bu gıda ürünleri (Bakanın açıklamasına göre 2016-2017 yılında 7 adet GDO’lu soya kıyması), Bakanlığın yılda iki kez yayımladığı ve İnternet sitesinde yalnızca bir ay tuttuğu taklit ve tağşiş listesinde, GDO’lu soya olduğu belirtilmeden, yalnızca “soya tespiti” ibaresi kullanılarak mı açıklanıyor?
  1. Bir önceki sorunun yanıtı evet ise, insan gıdası olarak tüketimi izne tabi olan ve Türkiye’de bu izne sahip olmayan dolayısıyla yasa dışı sayılan bir maddenin, taklit tağşiş listelerinde denetimi yapılmış olan ürünün içeriğinde bulunmaması gereken alelade bir ürün muamelesi yapıp, GDO içerdiğini belirtmemek doğru bir uygulama mıdır? Örneğin, bir sucukta kanatlı yani tavuk ya da Hindi eti bulunması ile Türkiye’de insan gıdası olarak tüketilme izni almamış dolayısıyla yasak olan olan GDO’lu soya kıymasının aynı listede yer alması doğru, şeffaf ve adil bir uygulama mıdır?
  1. Yurtiçi denetimde tespit edilen bu 7 GDO’lu soya kıymasının nereden geldiği araştırılıyor mu? Gıda katkı maddesi olarak mı ithal edilmiş (Türkiye’de GDO’lu soya üretimi yasak olduğu için Türkiye’de üretilmiş olamaz) yoksa hayvan yemi olarak Türkiye’ye izinli giren 7 GDO soya amacı dışında kullanılarak sofralarımıza girdi? (Türkiye’de Biyogüvenlik Kurulu tarafından hayvan yemi amaçlı ithalatı ve kullanımı onaylanan 7 GDO’lu soya, 25 GDO’lu mısır olmak üzere toplam 32 GDO var).

 

Bu yazı aysebereket.wordpress.com/ dan alınmıştır

 

Ayşe Bereket

aysebereket.wordpress.com/

Twitter: @aysebereket

Trakya’da termik santral için alınan acele kamulaştırma kararına karşı dava açıldı

İstanbul ve Tekirdağ arasında yapılmak istenen kömürlü termik santral için alınan acele kamulaştırma kararına karşı dava açıldı.

Tekirdağ’ın Ergene ilçesine yapılması planlanan kömürlü termik santrale karşı geçen yıl Mart ayında büyük bir eylem düzenlenmişti

İstanbul ve Tekirdağ arasında yapılmak istenen kömürlü termik santral için alınan acele kamulaştırma kararına karşı halk Greenpeace ile birlikte dava açtı. Tekirdağ Çerkezköy’e kurulması planlanan 545 hektarlık Enerji Üretim Alanı’nın 485 hektarlık kısmı ise İstanbul Silivri’de yer alıyor. 22 Şubat’ta alandaki bazı taşınmazlar hakkında Bakanlar Kurulu kararıyla acele kamulaştırma kararı alınmıştı.

Greenpeace İklim ve Enerji Kampanya Sorumlusu Av. Deniz Bayram, kişilere ve kurumlara ait taşınmazların “acele kamulaştırılması” usulünün sadece “yurt savunması, savaş ve acil durumların gerektirdiği” çok ciddi ve sıkı politikalar ile uygulanabileceğinin altını çizdi. Bayram, termik santralların sadece çevresel sonuçlar yaratmadığını mülkiyet hakkını da ihlal ettiğini belirtti.

Hem su hem havayı kirletecek

Tekirdağ’da söz konusu kömürlü termik santralın kurulması durumunda buradaki içme suyu kaynakları termik santralin elektrik üretimi, soğutma, kül boşaltma gibi faaliyetleri nedeniyle tehdit altında kalacak.

Greenpeace İklim ve Enerji Kampanya Sorumlusu Reşit Elçin, bu santralin Ergene Havzası’nin mevcut su kirliliği açısından Trakya için, hava kirliliği açısından da İstanbul için çok ciddi bir tehdit olduğunu belirterek: “Hiçbir fizibilite ve teknik altyapı çalışması olmayan bu projeden, planlanan arazi içinde yaşayan kimsenin haberi yoktu. Böylesi büyük ve tehlikeli bir proje öncesi hem çevreye hem de insan sağlığına vereceği etkilerle ilgili sadece planlanan alandaki kişiler değil, İstanbul ve Trakya’daki tüm yurttaşlar konu hakkında bilgilendirilmeliydi” dedi.

 

(Birgün)

İklim Değişikliğine karşı Dünya Saati: Cumartesi akşamı ışıklar kapanıyor

Küresel iklim değişikliği ile ilgili farkındalık yaratmak için her yıl Mart ayında bir saatliğine ışıklar kapatılıyor.

Her yıl milyonlarca insanın, bir saatliğine ışıkları kapatarak küresel iklim değişikliği konusunda önemli bir farkındalık oluşturmasını sağlayan Dünya Saati (Earth Hour) etkinliği bu yıl 25 Mart Cumartesi günü, 20.30-21.30 saatleri arasında gerçekleşecek.

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) tarafından yürütülen Dünya Saati etkinliğine 2016 yılında Türkiye’nin de aralarında yer aldığı 178 ülkeden milyonlarca insan katılmıştı.

 

(Cumhuriyet)

Diyarbakır Newroz’undaki ‘infaz’ meclis gündeminde

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp, Diyarbakır’daki Newroz kutlaması sırasında arama noktasında polis tarafından sırtından vurularak katledilen Kemal Kurkut için Meclis başkanlığına soru önergesi sundu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması istemiyle önergesini veren Yiğitalp, İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğrencisi olan Kurkut’un, 21 Mart’ta Diyarbakır’da Newroz kutlamasına katılmak için arama noktasından geçmek istediği sırada polis tarafından vurularak öldürüldüğünü hatırlattı.

“Valiliğin açıklaması gerçek değil”

Diyarbakır Valiliğinin “canlı bomba olduğu iddiasıyla öldürüldü” şeklindeki açıklamanın kesinlikle gerçeği yansıtmadığını ifade eden Yiğitalp, “Çünkü sadece elinde bıçak olan ve yarı çıplak bir vaziyette polis noktasındakilerle tartışan Kurkut daha sonra noktayı geçmek için koşmaya başlamış kimi polisler havaya ateş açarken kimi polisler direkt Kurkut’u hedef alarak ateş açmışlardır. Bir polis amirinin ‘ateş açmayın’ uyarısına rağmen açılan ateş sonucu Kurkut sırtından vurulmuş ve olay yerinde yaşamını yitirmiştir” dedi. Yiğitalp, İHD Diyarbakır Şube yöneticilerinin, görgü tanıklarının ve basında yer alan görüntülerin Kurkut’un ifaz edildiğini de ortaya koyduğunu söyledi.

“Vurulmadan da durdurulabilirdi”

Yiğitalp, Bakan Soylu’nun yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde şu sorulara yer verdi:

Görgü tanıkları, basına düşen görüntüler ve hak örgütlerinin açıklamalarına göre Kurkut vurulmadan da durdurabilecekken neden vurulmuştur?

Kurkut’un vurulması sizce de açık bir infaz ve kasten insan öldürmek değil midir?

Diyarbakır Savcılığı olay ile ilgili resen bir soruşturma başlatmış mıdır?

Kurkut’u vuran polis ya da polisler hakkında soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatılmamışsa gerekçesi nedir?

Malatya Belediyesi tarafından Kurkut’un cenazesi için cenaze aracının ve mezar yerinin verilmemesi suretiyle defin işlemlerinin engellenmesinin yasal ve insani dayanağı nedir?

Bakanlığınızca Kurkut’un cenazesi için araç ve yer temin etmeyen ailesine zorluk çıkaran belediye görevlileri hakkında soruşturma başlatılmış mıdır?

Diyarbakır Valiliği tarafından yapılan ilk açıklamalarda Korkut’un intihar bombacısı olduğu yönünde gerçekleri örtmeyi hedefleyen bu yalan açıklama hakkında ayrıca bir soruşturma yürütülecek midir? Yapılan yalan açıklama bir hata mıdır yoksa infazın gizlenmesine yönelik kasıtlı bir çaba mıdır?”

 

(Evrensel)

Açık Radyo’nun 14. Dinleyici Destek Özel Yayını bu Cumartesi başlıyor

25 Mart Cumartesi sabahı 10.30’da başlayacak ve 2 Nisan Pazar akşamı saat 21:00’e kadar, 9 gün 99 saat sürecek olan Açık Radyo 14. Radyo Şenliği’nin bu yılki teması Empati, Özveri, Dayanışma ve Destek!

22. yaşındaki Açık Radyo’nun 14. Dinleyici Destek Özel Yayını, 25 Mart Cumartesi sabahı 10.30’da başlıyor ve 2 Nisan Pazar akşamı saat 9’a kadar, 9 gün, 99 saat sürecek. Kurulduğundan bu yana herhangi bir sermaye grubuna bağlı olmadan  kamusal yayınını sürdüren Açık Radyo, bu yolun yarısından fazlasını dinleyicilerinin doğrudan desteğiyle katetti.

Olağan akışını Radyo Şenliği için her yıl 9 günlüğüne değiştiren Açık Radyo, Dinleyici Destek Özel Yayını için bu ‘müşterek’ alana kültür, sanat dünyası ve ‘kadim’ dinleyicilerinden konuklar alıyor, bazen de onları programcı koltuğuna oturtuyor.

Bu seneki Dinleyici Destek Şenliği’nde kimler var!

2016’daki 13. Dinleyici Destek Özel Yayını maratonunun final fotoğrafı

Dinleyici Destek Özel Yayını’na katılacak ve katkıda bulunacak konuk ve programcılardan bazıları şöyle: Sezen Aksu, Haluk Bilginer, Berkun Oya, Seren Yüce, Mert Fırat, Ohannes Şaşkal, Ahmet Ali Aslan, Ozan Sarohan, Barış Demirel, Entu, Kardeş Türküler, Gevende, Güzin Değişmez, Mor ve ötesi, Kolektif İstanbul, In Hoodies, Ulaş Özdemir, Ceylân Ertem, Cenk Erdoğan, Cümbüş Cemaat, Bajar, Thunderbolt, Uğur Yücel, Can Yılmaz, Zafer Algöz, Cem Yılmaz

Radyo Şenliği boyunca, sizi de bu harikulade macerada yer almaya davet ediyoruz.

Canlı Blog

Radyo Şenliği’ni an be an takip edilebileceğiniz radyogunleri2017.tumblr.com adresinde yayından fotoğraflar ve kayıtlar bulabileceksiniz. Öte yandan acikradyo.com.tr üzerinden canlı yayını dinlemeye devam edebilirsiniz.

Dinleyiciler Nasıl Destek Olabilir?

Her yıl düzenlenen Dinleyici Destek Projesi ile Açık Radyo dinleyicisi radyosuna sahip çıkıyor. Dinleyiciler seçtikleri programın istedikleri bir saatine destek verebiliyorlar. Yani dinleyiciler bedava dinleyebilecekleri bir yayının sürdürülebilmesi için para vererek destek oluyorlar. Bunu bir telefonla (0 212 343 41 41) ya da bir “tık”la (http://www.acikradyo.com.tr) yapmak mümkün. Bunun karşılığında ise radyo, destekçisinin adını programın başında ve sonunda anarak teşekkür ediyor.

 

(Açık Radyo)

Yunanistan’dan AB’ye uyarı: Türkiye’den gelen mülteciler artabilir

Yunanistan, mülteci kriziyle mücadelede AB’den daha fazla mali yardım istiyor. Yunanistan Dışişleri Bakanı, Türkiye’den gelecek mülteci sayısının yeniden artabileceği uyarısında bulundu.

Yunanistan, Avrupa Birliği’ndeki (AB) ortaklarından mülteci kriziyle mücadele için daha fazla yardım istedi. Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias, Alman gazetesi Die Welt’e yaptığı açıklamada, “Çoğu AB ülkesi bizden çok az mülteci alıyor. İltica işlemleri için bize vaat edilen yardımın da çok azı veriliyor” dedi.

Türkiye’den AB’ye gelen mülteci sayısında artış olabileceği uyarısında bulunan Yunanistan Dışişleri Bakanı, Yunanistan’ın kapasitesinin sınırına geldiğini ve yaz aylarında başlaması muhtemel bir mülteci akınına daha dayanamayacağını belirtti.

AB ile Türkiye arasında imzalanan mülteci anlaşmasında en önemli rol Yunanistan’a düşüyor. Batı Avrupa’ya yönelmek isteyen mültecilerin Yunanistan’da tutularak hukuki durumları inceleniyor ve Yunanistan’dan Türkiye’ye geri gönderiliyor. Geçen yıl anlaşmanın yürürlüğe girmesinin ardından Avrupa’ya gelmeye çalışan mültecilerin sayısında önemli düşüş kaydedildi.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

GDO’lu hayvan yemi ekmeğe nasıl girdi?- Ali Ekber Yıldırım

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

Türkiye’de Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların(GDO) üretimi ve gıdada kullanımı yasak. AKP Hükümeti’nin 2010 yılında çıkardığı Biyogüvenlik Yasası üretime izin vermiyor. Ancak, ithalatı serbest. Daha doğrusu, Biyogüvenlik Kurulu’na başvurularak yem amaçlı ithalat izni alınabiliyor.

Biyogüvenlik Kurulu bugüne kadar 7 soya ve 25 mısır geni olmak üzere toplam 32 genetiği değiştirilmiş ürünün ithalatına izin verdi.

Yem amaçlı ithal edilen bu 32 genin gıdada kullanılması kesinlikle yasak. Ancak, gıda ürünlerinde mısır ve soya türevleri o kadar yaygın kullanılıyor ki, gıdada GDO olup olmadığı hep akıllarda bir soru işareti olarak var.
Herhangi bir marketin gıda reyonuna gidip ürünlerin etiketlerini okursanız soya lesitini, mısır nişastası, glikoz,fruktoz ve diğer türevlerini mutlaka görürsünüz. Bunların GDO’lu olup olmadığını bilmiyoruz. Çünkü yasada olmasına rağmen etikete yazılmıyor.

Özellikle denetimlerin yetersiz olması nedeniyle gıdada GDO endişesi hep var.Bu endişe zaman zaman gerçeğe dönüşüyor.

Bunun son örneği Adana’da ortaya çıktı. Hürriyet Gazetesi’nden Burak Coşan arkadaşımızın haberine göre, Adana’da fırınlara satılan ekmek katkı maddesinde GDO’lu soya çıktı. sadece hayvan yemi olarak kullanılması gereken soya nasıl oluyor da halkın ekmeğine giriyor?

Bu ilk değil ki. Daha önce bebek mamasında, mercimekte,pirinçte görülen GDO, bu kez halkın temel yiyeceği ekmekte çıkması bizim için şaşırtıcı olmadı. Çünkü, siz eğer GDO’lu ürünlere kapılarınızı açarsanız, denetim mekanizmanız da iyi çalışmıyorsa mutlaka bunun gıda da ortaya çıkacağını da kabul etmiş olursunuz.
Üretimini yasakladığınız bir ürünü neden ithal ediyorsunuz?

Asıl sorulması gereken bu.

Deniliyor ki, ekmek katkı maddesi satan şirketin yanında yem satılıyordu bu nedenle yemden bulaşmış olabilir.
Türkiye, yemde neden dışa bağımlı? Neden GDO’lu yem ithal etmek zorunda? Sorulması gereken bir başka soru ise budur.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in yaptığı açıklama yem amaçlı ithal edilen GDO’lu ürünlerin sofralarımıza nasıl girdiğini çok net olarak açıklıyor. Bu açıklama aynı zamanda devletin GDO konusunda yaptığı yanlışın ilk kez bu kadar net itiraf edilmesidir.

Bu nedenle açıklamayı noktasına virgülüne dokunmadan aynen aktararak tarihe not düşelim:

*****

Gıda arzı kadar güvenirliliği de son derece önemli bir konudur.
Bakanlık olarak 6 bin 600 personelle sürekli gıda denetimleri yapıyoruz.
2016 ve 2017 yıllarında 1 milyon 50 bine yakın gıda denetimi gerçekleştirdik.
Bunların sonucunda 15 bin 600 denetimde çeşitli uygunsuzluklar tespit edilmiştir.
Bu uygunsuzluklardan dolayı 75 milyon TL para cezası kesilmiştir.
Başta Avrupa ve Amerika olmak üzere pek çok ülkede Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) kullanımı belli ölçülerde serbesttir.
Buna karşın ülkemizde gıdalarda GDO kullanımı kesinlikle yasaktır.
Aykırı davrananlara 5 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.
Bu çerçevede, 2016 ve 2017 yıllarında 12 bin 286 GDO denetimi yapmış bulunuyoruz.
Bu denetimlerde soya içeren 112 üründe GDO tespit edildi.
İlgililer hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur.
Bu arada, 2016 ve 2017 yıllarında Adana’da 29 GDO denetimi yapılmıştır.
Bunlardan, sadece birinde, etsiz kıyma olarak tarif edilen soya eti kıyması denetiminde GDO tespit edilmiştir ve öngörülen cezai işlemler yapılmıştır.
Öte yandan haberde bahsi geçen katkı maddesi üreten firmaya şimdiye kadar 8 gıda denetimi yapılmıştır.
Bu denetimlerde her hangi bir olumsuzluk tespit edilmemiştir.
Ayrıca bu firmaya, soya hammaddesi temin eden tedarikçi firmaya da GDO denetimi yapılmıştır.
Bu denetim neticesinde de her hangi bir olumsuzlukla karşılaşılmamıştır.
Bu arada, bugün gündeme gelen haber üzerine hem katkı maddesi üreten firmadan hem de ekmek ve unlu mamuller üreten işletmelerden numuneler alınmıştır.
En kısa zamanda laboratuar sonuçları belli olacak ve kamuoyumuzla paylaşılacaktır.
Vatandaşlarımız müsterih olsunlar.
Hiç kimsenin halkımızın en temel besin maddesi ekmek ile oynamasına izin vermeyiz. 

*****

Uzun uzadıya araştırma yapmaya, GDO’nun yararlı mı zararlı mı olduğunu tartışmaya gerek yok. Bakan Faruk Çelik’in açıklaması GDO gerçeğini çok net yansıtıyor.Nedir o gerçek?

1- Türkiye’de GDO’ların gıdada kullanılması yasaktır. Nasıl bir yasaksa son 15 ayda Bakanlığın yaptığı denetimlerde 112 gıda ürününde GDO tespit ediliyor. Yani hayvan yemi diye ithal edilen GDO, soframıza giriyor.

2- Bakanlık bu 112 ürünü tek tek açıklamalı. Hangilerinde yem amaçlı ithal edilen soya ve mısır bulundu? Hangileri doğrudan gıda veya gıda katkı maddesi olarak ithal edildi?

3- Bakan Çelik’in açıklamasından da anlaşılacağı üzere GDO, sadece ekmekte değil, daha başka ürünlerde de var. Unutanlar için hatırlatalım, 2014 yılında biri yerli diğeri uluslararası iki firmanın ürettiği bebek mamasında da GDO tespit edilmiş ve ürünler raflardan toplatılmıştı.

4-Gıda ürünlerinin etiketinde yer alan soya ve mızır türevlerinin GDO’lu olup olmadığı yazılmalı. Madem ki gıdada GDO yasak, ürün etiketlerinde “genetiği değiştirilmemiş” soya veya mısırdan elde edilmiştir bilgisine yer verilsin.

5- Gıdada GDO tespitinden sonra, her defasında “bulaşmış olabilir” deniliyor. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar(GDO) Yönetmeliğini değiştirerek binde 9 oranında bulaşmaya izin verdi. Buna ilişkin yönetmelik Resmi Gazete’nin 29 Mayıs 2014 tarihli sayısında yayınlandı. Bakanlığın tespit ettiği 112 ürün bulaşma sınırları içinde midir?

Özetle, hayvan yemi olarak ithal edilen GDO’lu soya veya mısırın gıda olarak soframıza gelmesi kabul edilemez.

Çözüm, Türkiye’nin yemde ve gıda da kendine yeterli hale gelmesi ve üretimde olduğu gibi GDO’lu ürünlerin hangi amaçla olursa olsun ithalatına da yasak getirmesidir.

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

 

Ali Ekber Yıldırım

Ankara’daki asbest vakası: Cevap bekleyen 10 soru – Cavit Işık Yavuz

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

bianet sayfalarında kentsel dönüşümle yoğunlaşan inşaat ve yıkıntı atıkları ve tehlikeleri sorununa değinmiştik.  Güncel bir olay bu sorunun boyutunu, oluşturduğu riski ve işin ciddiyetini gözler önüne serdi.

Geçtiğimiz ay Ankara’da 350 ton asbestli malzeme içerdiği belirtilen Havagazı Fabrikası’nın yıkımına gerekli önlemler alınmadan başlanması kentte endişe yarattı. Meslek odaları hızla sürece “kansere davetiye” uyarısıyla müdahil oldu ve girişimleriyle mahkeme tarafından yıkım durduruldu.

Yıkımın başladığı gün çekilen fotoğraf ile tepkiler sonrası çekilen fotoğraf durumu açık olarak gösteriyor aslında.

Yıkımın başladığı gün çekilen fotoğraf

Konunun kamuoyuna yansımasından sonraki fotoğraf

Yaşananları bir halk sağlığı skandalı olarak nitelendiren TTB Halk Sağlığı Kolu bina yıkımları ile ortaya çıkan asbest ile sağlık sonuçlarına dair uyarılarda bulundu.  Bu uyarılar Ankara’da hem Havagazı Fabrikası yıkım işinde çalışanların hem de çevresinde yaşayanların, -hatta meslek odası yetkililerinin belirttiklerine göre- hafriyatın üstü açık kamyonlarla taşındığı düşünülürse kamyonun geçtiği güzergâh çevresindekilerin de risk altında olabileceğini düşündürüyor.

Bazı bölgelerde toprağın doğal yapısında bulunan ayrıca endüstride izolasyon ve alevlenmeyi geciktirici olarak başta inşaat olmak üzere birçok sektörde kullanılan asbestin sağlık açısından oluşturduğu en büyük tehlike, solunum yollarında ortaya çıkıyor. Asbest lifler halinde bulunduğundan bu liflerin havaya karışması ve solunması, akciğerlere yerleşmesine ve çok uzun yıllar sonra sağlık sorunları yaşanmasına neden oluyor. İnsanda kanser yaptığı kesin olarak gösterilmiş olan asbest esas olarak akciğer zarı kanserine (Mezotelyoma), akciğer kanserine ve kanser dışı ağır ve ilerleyici akciğer hastalığına (Asbestosis) neden oluyor. Toplam altı farklı lif türü olan asbestin bazı lif türleri diğerlerine göre sağlık açısından daha tehlikeli.

Başta kanser olmak üzere zararlı etkilerinin ortaya çıkması nedeniyle zaman içerisinde özellikle binalarda kullanımı yasaklanan asbest ile ilgili “Ankara vakası” son dönemlerde kentsel dönüşümle birlikte artan bina yıkımlarının yarattığı tehlikeye dikkat çekmesi açısından önemli.

Yasal düzenlemeler

Diğer yandan asbestle ilgili yasal düzenlemeler olduğunu da unutmamak gerekiyor.“İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamına giren ve asbest veya asbestli malzeme ile yapılan çalışmalarda, asbest tozuna maruziyetin olabileceği” tüm işleri ve işyerlerini kapsayan Asbestle Çalışmalarda Sağlık Ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmelik ve asbest, boya, florasan ve benzeri zararlı ve tehlikeli atıkları içeren inşaat ve yıkıntı atıklarını “Tehlikeli İnşaat ve Yıkıntı Atıkları” olarak tanımlayan Hafriyat Toprağı, İnşaat Ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği iki temel düzenlemeyi oluşturuyor.

Ancak bu yasal düzenlemelere karşılık, asbestli malzeme içeren binalarda yapılacak yıkım, yenileme vb çalışmalarda asbest liflerinin havaya karışarak çalışanlar dışında bu çalışmaların yapıldığı alan çevresinde yaşayanlardaki maruz kalımları önlemek amacıyla alınacak tedbirler ile ilgili herhangi bir düzenleme yok. Bu açıdan değerlendirildiğinde çeşitli ülke örneklerinde, asbest içeren binaların yıkım ve yenileme çalışmalarını gerçekleştirecek kişi/kuruluşların ilgili resmi ya da yetkili kuruluşlara çalışmalara başlamadan 10 gün önce başvurmak, asbest liflerinin salınımını minimalize edecek şekilde oluşturulan önlemler ve standartlara uygun olarak çalışmak zorunda olduklarını görüyoruz.

Cevap bekleyen sorular

1- Yıkılacak binada yıkım öncesinde binada asbest bulunup bulunmadığı incelendi mi, binada asbest olduğu biliniyor muydu?

2- Yıkım öncesi asbeste ilişkin önlemlerle ilgili hazırlık yapıldı mı, hangi önlemlerin nasıl uygulanacağı belirlendi mi?

3- Bu önlemlerin alınıp alınmadığı, uygulanıp uygulanmadığı denetlendi mi, nasıl denetlendi, kim denetledi?

4- Açıklama ve bilgiler incelendiğinde binanın asbestli olduğunun bilindiği anlaşıyor, binada asbestli malzeme olduğu bilindiğine göre önlem alınmadan yıkıma neden başlandı?

5- Önlemlerle ilgili bir planlama yapıldıysa neden uygulanmadı?

6- Apar topar yıkıma başlanmasının gerekçesi/gerekçeleri neler?

7- Bilmediğimiz insan/çevreden daha değerli ne var, ne olabilir?

8- Kimler ne kadar etkilendi, çevreye ne kadar yayıldı?

9- Yıkım sırasında çalışanlar ve alanda bulunanlardan kaçı ve çevredekilerden ne kadarlık bir mesafede bulunanlar risk altında?

10- Yıkım anında asbestli lifler ne oranda ortaya çıktı, yıkım anındaki meteorolojik şartlar ve özellikle rüzgâr durumu neydi, asbest lifleri hangi bölgelere yayılmış, taşınmış olabilir, neden karga tulumba yıkıma başlandı, hafriyatlar neden üstü açık kamyonlarla taşındı, risk altında toplam kaç kişi var?

Elde bilgi ve veri olmadan bir şey söylemek zor ama ciddi bir risk olduğu ortada. Hem çalışanlar hem de çevrede yaşayanlar için. Sorulara yanıtları umarız süreç içerisinde bulabiliriz.

Ankara’daki asbest vakası ülkemizde halk sağlığının nasıl tehditlerle karşı karşıya olduğunun ve bırakıldığının önemli bir örneği.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

Cavit Işık Yavuz

 

Londra saldırısıyla bağlantılı 7 kişi gözaltında

Londra’da 5 kişinin hayatını kaybettiği saldırı ile ilgili olarak 7 kişinin gözaltına alındığı açıklandı. İngiliz polisi operasyonlarına devam ediyor.

 

İngiltere’nin başkenti Londra’da parlamento binası dışında dün meydana gelen çifte saldırıda saldırganla birlikte beş kişinin yaşamını yitirdiği ve yaklaşık 40 kişinin yaralandığı açıklandı.

Yaralılanan 40 kişi arasında üç polis memuru, birden fazla Fransız öğrenci, iki Romanyalı turist ve beş Güney Koreli turist olduğu bildirildi.

Londra Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada saldırının “terör saldırısı” olarak değerlendirildiği bildirildi. Londra Emniyeti Terörle Mücadele Birimi sorumlusu Mark Rowley bu sabah yaptığı açıklamada İngilliz polisinin altı ayrı adreste düzenlenen operasyonlarda yedi kişiyi gözaltına aldığını söyledi.

Rowley, Birmingham ve başka şehirlerde terörle mücadele ekiplerinin aramalara devam ettiğini söyledi. Saldırganın tek başına hareket ettiğini belirten Rowley, saldırıda hayatını kaybedenlerin ve saldırganın kimliğini şu aşamada açıklamayacaklarını ifade etti.

Londra Belediye Baştanı Sadiq Khan sosyal medyadan bir video mesajı yayınlayarak terörün Londralıların gözünü hiçbir zaman korkutamayacağını söyledi.

Khan, Londra’da güvenlik önlemlerinin artırılacağını ve daha fazla silahlı ve silahsız polisin de sokaklarda görev yapacağını ifade etti.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Türkiye-İngiltere uçuşlarında da elektronik aygıt yasağı

Türkiye ile İngiltere arasındaki uçuşlarda cep telefonundan büyük elektronik aletlerin kabine alımını yasaklayan ilk havayolu şirketi EasyJet oldu. İngiliz şirketi yasağın uygulanmasına bugün itibarıyla Türkiye ve Mısır’da başlandığını açıkladı.

İngiltere bu iki ülkenin dışında Lübnan, Ürdün, Tunus ve Suudi Arabistan’dan kalkan uçaklarda da cep telefonundan büyük elektronik aletlerin kabine alınmamasına karar vermişti.

Diğer dört ülkeden kalkan uçaklarda yasağın ne zaman başlayacağı ise henüz bilinmiyor.

Diğerleri ‘uygulama sürecinde’

İngiliz hükümetin yasağın başlaması gereken bir tarih açıklamamış, fakat havayollarının “uygulamaya başlama sürecinde olduğunu” duyurmuştu.

Dün ABD’nin, aralarında İstanbul’un da bulunduğu sekiz ülkedeki 10 havalimanından ABD’ye doğrudan uçuşlarda güvenlik gerekçesiyle kabine cep telefonundan büyük elektronik cihaz alınmamasına ilişkin kararının ardından İngiltere de benzer bir karar almıştı.

ABD’nin listesinde Tunus yer almazken İngiltere’nin listesine ek olarak Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Fas da bulunuyor.

Yasağa gerekçe olarak IŞİD ve El Kaide’den gelen tehditler gösteriliyor.

 

(BBC Türkçe)