Ana Sayfa Blog Sayfa 3223

Feminist Bisiklet bu Pazar Yoğurtçu Parkı’ndan #Hayır ‘larıyla pedallıyor

Feminist Bisiklet bu Pazar (26 Mart) Yoğurtçu Parkı’nda 16:00’da başlayacağını duyurdukları pedallama etkinliğine bütün kadınlar ile natrans dışındaki erkekleri davet ediyor.

Bizimle de paylaştıkları davet metinlerini aynen paylaşıyoruz:

Feminist Bisiklet patriyarkanın katmerlenmesine #Hayır diyor, pedallamak için yollara düşüyor.!

E havalar da ısındı, çiçekler de açmaya, yeşil uyanmaya başlamışken iki damla güneş yüzü görünce “Haydi!” dedik, “Pedallamaya!”

Mor kurdeleli bisikletlerimizle sokaklara dökülürken referanduma sözümüzü söylemezsek olmazdı. #Hayır, #Hayır demektir diyerek süreceğiz bisikletlerimizi, 8 Mart’tan aldığımız enerjiyle, umutla. Bisikletlerimizi neden, nasıl, kimlere, nelere “#Hayır diyoruz”u beliren sözlerimizle süsleyeceğiz.

26 Mart 2017 Pazar Saat 15.30’da Yoğurtçu Parkı’nda buluşuyor, dövizlerimizi kurdelelerimizi hazırlıyor, 16.30’da da pedallamaya başlıyoruz.

Güneşli bir pazar günü Feminist Bisiklet ile yola çıkmaktan, neşeyle kahkahalarla birlikte olmaktan daha tatlı ne olabilirdi ki!

Not: Kask takılması zorunludur. Önce güvenlik. Bisikleti olmayan arkadaşlar bisiklet kiralayabilirler/haberleşebilisek yakın dostlarımızdan bizimle bisikletlerini paylaşmak isteyenler olabilir.

Bisiklet kiralanan yerler:
Bisikletçi Ali Usta
Osmanağa mah. Tulumbacı Asım Sok No:10
Kadıköy İstanbul (0216) 338 04 04

Delta Bisiklet (Kızıltoprak)
Telefon: 0 216 450 66 30

Kiralık Bisiklet: Diri Çavuş Sk. No:62,Osmanağa,34714 Kadıköy/İstanbul, 34710 kadıköy/İstanbul 0549 240 0000
Bisiklet Gezgini

* Etkinlik natrans erkeklere kapalıdır.

Facebook etkinlik sayfasına bu link üzerinden erişim mümkün.

 

(Yeşil Gazete)

Akdeniz Üniversitesi Rektörü’nden öğrencisine cep telefonu faturası jesti

Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ünal, sosyal medyada kendisine ulaşan öğrencisinin cep telefonu faturasını ödemesi isteğini geri çevirmedi.

Baran Elbir, sosyal paylaşım sitesi Twitter’daki hesabından Rektör Ünal’ın kişisel hesabına, telefon faturasının fotoğrafını göndererek, “Sayın hocam, siz bu seferlik ödeseniz, bursum yatınca size veririm” mesajı attı.

Ünal da “Tabii ki ama geri ödeme istemiyorum.” yazıp 92 lira 60 kuruşluk faturayı ödedi.

Rektör Prof. Dr. Mustafa Ünal, Twitter’daki mesajı görünce çok şaşırdığını ancak “Gerçekten ihtiyacı vardır” diye düşünerek faturayı ödediğini söyledi.

Öğrenciyle yüz yüze de görüşeceğini dile getiren Ünal, “Çocuklarımızın bütün sorunlarıyla ilgileniyoruz. Bu olay dikkati çekti. Normal şartlarda dersleri, bursları, konaklamalarıyla ilgili yaşadıkları her türlü sorunu, isteği bana sosyal medyadan ya da e-posta ile ulaştırıyorlar. Çoğuna cevap veriyorum. Üniversitede aile ortamı var, onlar bizim çocuklarımız” dedi.

 

(Al Jazeera)

Kozyatağı Kültür Merkezi’nde Su Yaşamdır paneli

Dünya Su Günü etkinlikleri çerçevesinde alanlarında uzman kişilerin katılımları, Ayakizi ve Sürdürülebilirlik Derneği moderatörlüğünde ve Magma Dergisi basın sponsroluğunda 30 Mart Perşembe günü Kadıköy Belediyesi Kozyatağı Kültür Merkezi Konferans Salonu’nda”Su Yaşamdır” konulu bir panel ve forum düzenleniyor. 

Çekmeköy Rotary Kulübü tarafından düzenlenecek olan panel ve forumda Türkiye’nin Su Politikası, su sorununun ciddiyeti ve önemi; nehirler, deniz ve kıyılarımızda yaşanan çevresel sorunlar; işyerleri ve konutlarda yapılabilecekler hakkında bilgi paylaşılacak. Forum kısmında ise temsil eden organizasyon, oda ve dernek yetkililerine söz verilirken, katılımcılar da sorularını yöneltebilecek.

Su YaşamdırPanel ve Forumu’nun moderatörlüğünü Ayakizi ve Sürdürülebilirlik Derneği Başkanı Dr. Yaşar Atacık üstlenirken panelist konuşmacılar ise su politikaları, su hakları ve su havzalarında yaşananlar konusunda araştırmaları ile tanınan isimlerden oluşuyor.

Su Politikaları Uzmanı ve İnşaat Mühendisi Dursun Yıldız, su hakkı savunucularından Dr. Akgün İlhan ve Magma Dergisi yazar ve fotoğrafçısı Yönetmen Mert Gökalp SU YAŞAMDIR Panelinin panelistleri olacak.

Su Yaşamdır Panel ve Forumu’nun Basın Sponsorluğu’nu Tamamı Türk fotoğrafçı ve yazarlarınca üretilen konular ile hazırlanan gezegeni ve doğayı esirgeyen, kültürel ve biyolojik çeşitliliğe saygılı yeryüzü dergisi MAGMA üstleniyor.

Ücretsiz düzenlenen panel ve foruma üniversite, su ile ilgili kurum kuruluşlar yanında çeşitli platformlardan çok sayıda katılım bekleniyor.  Etkinliğe Caddebostan, Dragos, Moda, Beylerbeyi ve Zekeriyaköy Rotary Kulüplerinin de destek olacağı kaydedildi.

 

(Yeşil Gazete)

 

Kardeş Masallar bugün Şanlıurfa Viranşehir’de çocuklarla buluşuyor

Hayata Destek Derneği‘nin dört farklı şehirde, toplum merkezlerinde Suriyeli ve Türkiyeli çocukları bir arada masalla buluşturan  ‘Kardeş Masallar Projesi’ bu defa 24 Mart Cuma günü (bugün) saat 15:00’de Şanlıurfa  Viranşehir’deki Viranşehir Hayata Destek Evi’nde mevsimlik tarım işçisi çocuklar için masal sahnesi kuruyor.

 

Deniz Soruklu Evren yürütücülüğünde,  Viranşehir Hayata Destek Evi’ndeki atölyeler ‘Tohum Masalları’ etkinliği ile başladı. İki hafta süren atölye programı, çocukların bedenlerini ve hayal dünyalarını canlandıracak çeşitli egzersizlerin yanı sıra annelerin çocuklarıyla katıldığı, kadınların kendilerini ifade etme, çocuklarıyla farklı zaman geçirme fırsatına eriştiği özel çalışmalar içeriyor.

 

Viranşehir, Türkiye’de hasat döneminde mevsimlik tarım göçüne çıkan aile sayısının en yüksek olduğu bölgelerden biri. Nisan-Mayıs ayları itibariyle aileler evlerini kapatarak göç yoluna çıkmaya başlıyor. Yaklaşık sekiz ay bölgeden bölgeye, karpuzdan pamuğa, biberden fındığa uzanan göç yolculuğu,  aileleriyle birlikte yola çıkan çocukların hem eğitimden uzak kalmalarına hem de tarlada iş gücü olarak kullanılmalarına yol açıyor.

 

Bu döngünün parçası haline gelmiş çocukların Kardeş Masallar atölyelerinde, masalların şifalı diliyle ‘çocuk olma’ özgürlüğüne kavuşmaları hedefleniyor. Dinledikleri masalların açtığı yolda kendi masallarını kurgulayan, masal diyarlarında dilekler tutan çocuklar, psikososyal destek içerikli oyunlara katılarak kendilerini ifade etmenin farklı yollarını öğreniyor.

 

‘Uçurtmamda Masallar’

 

24 Mart Cuma günü düzenlenecek olan Kardeş Masallar kapanış etkinliğinde Viranşehir Hayata Destek Evi’nde masal sahnesi kurulacak. Çocuklar, hayallerini, korkularını, mutluluklarını, kaygılarını içeren, kendi kurguladıkları masalları anlatacak. Ayrıca Mardin Müzesi‘nin desteğiyle düzenlenen uçurtma yapımı atölyesinde, masallarında dile getirdikleri duygu ve dileklerini kendi tasarladıkları uçurtmalara yansıtacaklar.

 

 

(Yeşil Gazete)

Avrupa için mücadele edelim! – Sigmar Gabriel

Federal Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in yazısı Cumhuriyet Gazetesinden alındı

25 Mart, Avrupa Birliği’nin 60. yılı. Şimdi Avrupa’da bir yol ayrımındayız. Avrupa’nın bizim için ne anlama geldiği, Avrupa’yla nereye varmak istediğimiz ve bunun için ne kadar yatırım yapmaya hazır olduğumuz konusunda anlaşmamız gerekiyor. Roma anlaşmalarının yıldönümünün asıl anlamı buradadır.

Cumartesi günü, Avrupa’nın doğum günü! Tam 60 yıl önce, 25 Mart 1957 tarihinde, kurucu devletler “Roma Anlaşmalarını” imzaladılar. Bu tarih, dünyada daha önce hiç görülmemiş, bu en başarılı özgürlük, barış ve refah projesinin kalıcı kilometre taşıdır. Bu bir mutluluk vesilesidir. Ancak 60 yıllık Avrupa’da şimdi bir yol ayrımındayız. Mali kriz ve mülteci akımlarıyla başa çıkma teşebbüsleri, Avrupa’nın birlik projesinin zaaflarını acımasızca gözler önüne serdi. Birkaç gün içinde İngiltere, Avrupa Birliği’nden çıkma isteğini ilan edecek. Bu bir uyarıdır. Avrupa’nın bizim için ne anlama geldiği, Avrupa’yla nereye varmak istediğimiz ve bunun için ne kadar yatırım yapmaya hazır olduğumuz konusunda anlaşmamız gerekiyor. Roma Anlaşmalarının yıldönümünün asıl anlamı buradadır.

Tek başına olmaz

Avrupa’nın birliğinin doğru ve tek yol olduğu açık. Kendimizi kandırmayalım: Krizlerle sarsılan ve kesin olduğuna inanılan çok şeyin yok olduğu dünyamızda, Avrupa devletleri sadece tek sesle konuşarak çıkarlarını ve değerlerini savunabilirler. Hiçbir Avrupa ülkesi, Almanya da dahil olmak üzere, bunu artık tek başına başaramaz. Devletler birlikte olduklarında, her biri ayrı olabileceklerinden çok daha güçlü olabilirler. Bunun için birbirimize daha fazla yaklaşmalı ve aynı zamanda komşularımıza ve partnerlerimize elimizi uzatmalıyız. Bu nedenle 60. yıldönümü bir umut işareti ve Avrupa için mücadele etmeye bir çağrı olmalı. Avrupa’nın birliğinin sona ermesi yönünde beklentiye girenler karşısında sessiz kalmamalıyız. Avrupa için mücadele etmek, ortak değerlerimizi, Avrupa’nın değerlerini savunmak anlamına gelir.

Bize on yıllar boyunca özgürlük ve istikrar getiren Avrupa’yı geleceğe hazır hale getirmek istiyoruz. Hukuk devleti, demokrasi, dayanışma ve çeşitlilik, Avrupa projesinin yapı taşlarıdır. Bunun için içeride ve dışarıda kefil olmalıyız. Avrupa için mücadele etmek, aynı zamanda elde ettiklerimizi savunmaktır. Entegrasyonumuzu geriletmek bize fayda sağlamaz. Devlet borçları krizinin üstesinden birlikte geldik. Avro bölgesinde herkesin geleceğe güvenle bakabilmesi, her yerde büyümenin sağlanması ve yeni istihdam imkânlarıyla yeni perspektiflerin yaratılması için çalışıyoruz. Bu amaçla ekonomi ve para birliğini daha da derinleştirmek durumundayız. Bunu, kendimizi izole etmek için değil, ortak para birimi sayesinde hiç olmadığı kadar yakın bağlarımız olduğu için yapmalıyız. Fakat daha da ileriye gitmeliyiz: Önümüzdeki tarihi görev, daha iyi ve daha güçlü bir Avrupa yaratmaktır. Hep birlikte Avrupa Birliği’ne yatırım yapmalıyız ve çağımızın en önemli barış ve refah projesini geleceğe hazırlamalıyız: Birincisi, Avrupa dış ve güvenlik politikalarında. Avrupa’da kendi güvenliğimizden sorumlu olmadığımız yanılgısından artık kurtulmanın zamanı geldi. Avrupa’nın artık nihayet yetişkin olması gerektiği ifadesi doğrudur. ABD ile partnerliğimiz ve NATO, transatlantik birliğin temel taşlarıdır. Ancak Avrupa Birliği komşu bölgelerindeki krizleri ve çatışmaları kendi başına çözebilecek durumda olmalı. Bu konuda ilk adımlar atıldı ve diğer adımlar bunları takip etmeli.

Sınırlar ve iç güvenlik

İkincisi, Avrupa’nın dış sınırlarının, bu tanımı gerçekten hak eden bir korunmasına ihtiyacımız vardır. Avrupa içindeki sınırlar önemlerini büyük ölçüde yitirdiler. Bu olağanüstü bir kazanımdır, fakat güçlü dış sınırlar da önemli bir kazanımdır. Komşularımızda yaşanan krizlere ve mülteci akımlarına baktığımızda sınırlarımızın etkin bir şekilde korunmasının ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Schengen oluşumuna önem veriyorsak, dış sınırlarımızın korunmasına yatırım yapmalıyız. Bu konuda bazı önlemler alındı fakat daha yapacak çok şey var. Bu, Avrupa’nın, sadece en çok etkilenen ülkelerinin değil herkesi ilgilendiren bir görevidir. Üçüncüsü, Avrupa’da iç güvenlik konusunda ilerlemeler kaydedilmeli. Terörle mücadele ortak bir çabadır. Bu konuda daha fazla işbirliği ve daha fazla bilgi alışverişi sayesinde daha iyi olabiliriz ve olmalıyız. Avrupa’daki insanlar, ne Brüksel’de, ne Paris’te, ne Berlin’de ne de başka bir yerde korku içinde olmalı. Özgürlük ve güvenlik birbirine bağlıdır.

Avrupa ruhunu canlandırmak

Dördüncüsü, Avrupa’nın vaatlerinin aynı zamanda refah vaadi olduğunu çok daha fazla göz önünde bulundurmalıyız. Uzun süre boyunca iç pazar çoğumuza refah getirdi. Ancak artık Avrupa Birliği’nin üye ülkelerinde birçok insan ortak Avrupa’dan yararlanamadıkları ve geri planda kaldıkları hissine kapılıyorlar. Bunu anlamalı ve önlem almalıyız. Bu nedenle benim için Avrupa için mücadele etmenin anlamı, iç pazarı güçlendirmek ve Avrupa projesinin sosyal boyutunu ciddiye almaktır. Büyüme ve refah için yeni koşullara ihtiyacımız var. Bu amaçla Avrupa’nın dijital altyapıya ve araştırmaya yatırım yapması gerekiyor. Eğer imkânlarımızı daha iyi kullanabilirsek ve hepimiz Avrupa’nın rekabet gücünü korumaya yönelik gerekli reformları başlatmaya hazır olursak, Avrupa’ya sadece katkıda bulunan veya sadece destek alan ülkeler olmaktan çıkıp hepimiz kazanan ülkeler oluruz. Roma’dan bu mesajın yayılması için birlik olalım: Biz Avrupalılar çalışıyoruz, Avrupa için mücadele ediyoruz ve daha iyisini yapmak istiyoruz! Eğer korkmazsak, cesaret ve özgüvenle Avrupa ruhunu yeniden canlandırırsak, herkesi kucaklar ve bazı milli hassasiyetleri de sorgularsak bunu başarırız. Almanya buna hazırdır.

 

Sigmar Gabriel – Federal Almanya Dışişleri Bakanı

Olay Diyarbakır’da geçmektedir… – Ümit Kıvanç

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

Mevcut iktidar, eksik olmasın, bize yeni yeni rüyalar, gözümüzün önünden asla silinmeyen tablolar, manzaralar armağan ediyor. Son olarak, üstü çıplak bir gencin, ne yaptığı anlaşılmaz halde, polislerin arasında bulunduğu, sonra koştuğu, sonra vurulduğu, sonra, bu dünyadan bu kadar erken gidiyor oluşuna şaşarak, ölümün ne kadar yakın, ne kadar kolay olduğuna hayret ederek, çıplak sırtı çıplak toprağa düşerek, bileti bir ülkenin bir bölgesinde doğanların eline daha ilk ağlamada tutuşturulan yolculuğa çıkışı… Bu rüyalara insanın insan yerine konduğu yerlerde kâbus deniyor.

Nasıl da şaşırmış şu rezil dünyadan kopup gitmeden önce… Kapıldığı cinnet halinden bir anlığına, son defa, uyanmış, anlamış. İstememiş belli ki. Çok genç.

Duvarına Çarşı (Beşiktaş) atkısıyla Ahmet Kaya resmi asıp elinde kemanıyla poz vermiş, yürek yakar cinsinden yakışıklı bir genci, üzeri çıplak, ölüme koştuğunu bilmeden ölüme koşarken gördük; yere düşmüş, zulmün böylesine ihtimal veremezken, şaşırırken öldü, ölürken gördük; fotoğrafları görüldü, olay bilindi. Yetkili, önce yalan söyledi, sonra dedi ki: “böyle olsun istemezdik”.

Ne isterdiniz? Nasıl olsun isterdiniz?

Olay öylesine basit, öylesine utandırıcı ve bıkkınlık verici ki, anlatmaya kalkanın dili yanar.
Olay dediğim, gencin silahlı devlet görevlisince vurulup ölmesi değil. Bizim burada bunu olay saymazlar.

Gencin vurulması değil olay, bunun olay sayılmayışı.

Aslına bakarsanız bu bile olay değil. Kim olay sayar Diyarbakır’da devletin “şüpheli gördük” dediği bir Kürt gencinin öldürülmesini?

LGBT bireylere laf eden, bir örtünen bir açılan Niran Ünsal’ın gay bar’da sahne alması kadar olay değil bu, sosyal medyada dile gelen duygulara, hırslara, öfkelere, arzulara bakarsanız. Paul Auster’ın Orhan Pamuk’a sitem etmesi, dolayısıyla hem Niran Ünsal hem Orhan Pamuk üzerinden birilerimizin yine haklı, hep haklı, hep doğru ve en doğru çıkması kadar olay değil.

Öyledir. Burada da esas unsur, oğlanın öldürülmesi değil. Bu kadar kolay öldürülmesi. Polis amiri “silahı bırakın, gaz sıkın” derken herhangi bir polisin bu kadar kolay çekip vuruvermesi. Ayağından bacağından vurabilecekken sırtından vurması. Vuruvermesi. Bunu bu kadar kolay yapması. Yapıvermesi. Ve tabiî, daha ilk andan başlanarak bize yalan söylenmesi.

Bunlara, yine, bir defa daha, bir defa bir defa bir defa daha gösterilmeyen tepkiyi, adı anılmayan duygudaşlığı eklemeli miyim? O kadar salak mıyım? Evet.

Ayrıntıları bilsek bir türlü , bilmesek başka…

Canlı bomba olmasından şüphelenmişler. Alandaki yurttaşların can güvenliği… imiş. İkisi de yalan. Ayrıntıları dihaber’den Nuri Akman’ın haberinden veya onu aktaran Gazete Karınca’dan okuyabilirsiniz; lütfen okuyun.

Evet. Bir çanta var işin içinde. Ama polisler Kemal Kurkut’u köşeye çekip azarladıktan, oğlan sinir krizi geçirip oradaki kasaba dalıp bıçak kapıp geri geldikten, şuursuzca bağırıp çağırıp koşmaya başladıktan sonra silahlar patlıyor. Bu sırada ortada çanta falan yok. Çanta çıkmış sahneden. Sırtında sırt çantası yok, elinde çanta yok. Bir bıçak var, ne işe yarayacağı belirsiz; bir de pet su şişesi. Öyle koşuyor. Ortada onlarca polis var. Meydanda ise pek kimse yok. Çünkü henüz Newroz kutlamasına birkaç saat var, kalabalık toplanmamış, alanda polis bomba araması yapıyor.

Evet, baştan Kemal’in elinde çanta var, üstünde de gömlek, tişört, her neyse. Polis çantasını aramak istemiş, üstünü çıkarttırmış. O da az direnmiş, isteneni yapmış. Çantadan kitap ve giysi çıktı. “Üstü” dediğin de, az sonra kana boyanacak teni.

‘Değerlendirdik’ dediler mi korkacaksın

Bakın Diyarbakır Valiliği olayı nasıl takdim ediyor:

“[Alana gelen sırt çantalı kişi] ‘çantamda bomba var hepinizi öldüreceğim’ diyerek güvenlik güçlerine bıçaklı saldırıda bulunmuş ve etkinliğin yapılacağı yöne doğru koşmaya başlamıştır. Şahıs, güvenlik güçlerinin tüm uyarılarına rağmen elindeki bıçağı atmamış ve alana doğru koşmaya devam etmiştir. Sözkonusu şahsın canlı bomba olma ihtimali değerlendirildiğinden ve alanda bulunan katılımcıların can güvenliği göz önünde bulundurulduğundan dolayı, arama noktasında görevli güvenlik güçlerince müdahale edilmiştir.”

İşte gazetecileri bu yüzden sevmiyorlar, gazeteciliği bu yüzden yok etmeye çalışıyorlar: Gencin polisle bir şekilde bir mesele yaşadığı, kaçmaya koşmaya başladığı, vurulduğu ve can verdiği anlar görüntülendi, biz de gördük. İnsanlığın, bütün rezilliğine rağmen bunları gören bir gözü vardır, o da gördü.

Valilik ne diyor: “Güvenlik güçlerine bıçaklı saldırıda bulunmuş…”

Fotoğraflardan böyle bir izlenim çıkmadığı gibi, kimse de bu yönde tanıklık yapmıyor. Diyelim ki gördüğümüz karelerde yok, tanıklar da fark etmedi, delikanlı hakikaten tehditkâr hareketler yaptı. “Bölge” tecrübesine sahip onca polis, onu etkisiz hale getirip yakalayamaz olabilirler mi? Böylesine aciz olabilirler mi?

Fotoğraflara bakılırsa buna kalkışmamışlar. Delikanlı aralarından geçip koşmaya başlıyor.

Polisler ne yapıyor? Bir-ikisi havaya ateş ediyor, belli; biri de delikanlıyı sırtından vuruyor. Niye? Polis bu, nişan almayı, tabanca kullanmayı biliyor. Pekâlâ bacağından vurabilir. Hayır. Sırtından vuruyor. Niye? Hırsından mı? Hıncından mı? “Bıçaklı saldırı”da yaralanan polis mi olmuş? Olsa şu ana kadar boy boy fotoğraflarını görmez miydik?

Üstelik, dihaber’den öğreniyoruz ki, bir polis amiri, “silahları indirin, gaz sıkın” derken bunlar oluyor.

Sorunun cevabı şudur: Olay Diyarbakır’da geçmekte. (İstanbul’da bile gencecik kızı kendi evinin içinde vurup öldürüyorsun, devlet seni harcatmıyor. Ne olacak alt tarafı…)

Valilik ne diyor: “şahsın canlı bomba olma ihtimali değerlendirildiğinden … dolayı, arama noktasında görevli güvenlik güçlerince müdahale edilmiştir”.

Üstü çıplak bir adamın “canlı bomba olma ihtimali”ni güvenlik güçlerine düşündüren nedir? Çanta diyecekseniz, çanta çoktan yerlerde. Polis bıçaklı genci etkisiz hale getirir, çantaya da bakılır, biter. Ama hayır! Vurup öldürüyorsun. Vurulup öldürülmeye yolaçan, gencin elinde bıçakla koşması!?

Peki o sırada canlı bomba olma şüphesi yaratabilecek herhangi bir unsur var mı ortada? Çanta zaten yok. O halde? Hangi bomba? Nerede bomba? Elinde pet su şişesi ve bıçak ile koşan üstü çıplak genç adam nasıl intihar bombacısı olarak “değerlendiriliyor”?

Müdahale deyince de korkacaksın

Genç adam hedefsizce koşuyor. Gazetecilik çok zararlı bir şey, videosu da çekilmiş, herkes izledi. Nereye koşuyor? Yüzlerce polis var orada, nereye gidebilecek?

“Alandaki katılımcıların can güvenliği”. Hangi katılımcılar, henüz kimse bir şeye katılmış değil.

Valilik şöyle anlatıyor: Bıçakla geldi, polise saldırdı, alana doğru koşmaya başladı, canlı bombadır, dendi, vuruldu. Yok: “müdahale edildi”.

Müdahale edilir. Müdahale edilince birileri erken ölür.

Bıçakla gelmemiş, polise saldırmamış, nereye koştuğu belli değil, canlı bombadır denmesi için sebep yok, neden ölümcül olmayan bir yerinden vurulmadığının izahı yok.

Af edersiniz, var: Olay Diyarbakır’da geçmekte, İstanbul’da bile gencecik kızı kendi evinde…

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

 

Ümit Kıvanç

Bozcaada’da naylon poşet yerine bez çanta kulanılacak

Doğada yok olması yüzyıllar süren naylon poşetlerin kullanımı Bozcaada’da yasaklanıyor.

Bozcaada Belediyesi, geçen dönem alınan meclis kararı ile başlayan ancak denetimsizlik yüzünden tam uygulanamayan naylon poşet yasağına bu yaz kesin uyulması için hazırlık yapıyor.

Naylon poşet yerine bez çanta ve kese kağıdı 

İlk adım olarak üzerinde “Azalt, yeniden kullan, geri dönüştür, çünkü #bozcaadabizim” yazılı bez çantalar tasarlandı. Bozcaada Belediyesi, bu bez çantalardan her eve iki adet ücretsiz dağıtacak. Ayrıca ada esnafı, bundan böyle naylon poşet yerine kese kağıdı kullanacak.

Bozcaada Haber’den Serkan İlik’in haberine göre, Bozcaada Belediyesi’nin kısa bir süre sonra hayata geçireceği, naylon poşet yasağını da kapsayan Çöp ve Ambalaj Atıkları Projesinin ayrıntıları, Çevre Mühendisi Levent Demir‘in sunum yaptığı toplantıda ada halkıyla paylaşıldı.

Çöp konteynırları yer altına alınıyor

Uzun zamandır üzerinde çalışılan çöp konteynırlarının yer altına alınması projesi tamamlanmak üzere. Ada merkezindeki sokaklarda yerin altına alınacak çöp konteynırları, belediye ekipleri tarafından her gün düzenli olarak boşaltılacak. Geri dönüşümü mümkün olan cam, plastik, metal, kuru kağıt/karton atıkları da ayrı toplanacak.

Piller, atık yağlar kontrol altında

Piller ve diğer elektronik atıklar, adanın belirli noktalarına yerleştirilecek geri dönüşüm kutularında toplanıp lisanslı firmalar tarafından ilgili merkezlere gönderilecek. Ada halkı ayrıca atık yağlarını doğaya karışacak şekilde atmadan toplamaları için de teşvik edilecek.

Adadaki her işletmenin bir atık yağ dönüşüm tesisi/taşıyıcısı ile anlaşması ve yağ tutucusu bulundurması da istenecekler arasında.

Koyların ve plajların temizliği

Kum temizleme aracı alan Bozcaada Belediyesi, adanın yaz mevsimlerinde oldukça kalabalık olan plaj ve koyları için ekip oluşturdu. Ekip, gün boyu adadaki koyların temizliğinden sorumlu olacak.

 

(Bozcaada Haber)

Leylek ve balıkçı dostu bu bahar yine kavuştu

Türkiye’nin Avrupa Leylek Köyleri Ağı’na üye tek köyü olan ve baharı leyleklerin göçten dönüşüyle karşılayan Eskikaraağaç köyündeki bir balıkçının leylekle dostluğu, görenleri gülümsetiyor.

Bursa Karacabey’de, Uluabat Gölü kenarındaki köyde yaşayan balıkçı Adem Yılmaz, altı yıldır ilkbaharda buluştuğu leylek dostuyla sonbahara kadar balığa birlikte çıkıyor.

Balıkçının teknesine konup ona eşlik eden leylek, denizin bereketine de ortak oluyor. Adem Yılmaz o gün ne tuttuysa birazını onunla paylaşıyor, elleriyle besliyor.

Acaba seneye de gelecek mi?

Balıkçı Adem Yılmaz, leylek dostunu her sonbahar ya onu bir daha göremezsem kaygısıyla sıcak ülkelere uğurluyor. İlkbaharda da gelişini büyük sevinçle karşılıyor. Köy halkının leylekleri çok sevdiğini ve hayatlarının bir parçası haline getirdiklerini anlatan Adem Yılmaz,

“Balığa her çıktığımda tekneme konar ve ben de ona tuttuğum balıkların birazını veririm. 6 yıldır her sabah birlikte balığa çıkarız. Sonbaharda göç ederken, acaba seneye gelebilecek mi diye içim burkuluyor. İlkbaharda gözümüz yollarda onu bekliyoruz, yolda başına bir şey gelir mi diye endişeleniyoruz. Çok şükür bu yıl da kazasız belasız evine geldi ve yazı bizimle beraber geçirecek. Sonbaharda gittikten sonra 5-6 ay ayrı kalmamıza rağmen beni unutmuyor ve her baharda sadece benim kayığıma konuyor. Yalnız bu yıl diğer arkadaşların kayıklarına da konmaya başladı. Bu köyden ona zarar gelmeyeceğini anladı galiba’ dedi.

Dostlukları film oluyor

Balıkçıyla leyleğin masalları anımsatan dostluğu, Fotoğrafçı Alper Tüydeş tarafından iki yıldır kameraya alınıyor. Alper Tüydeş, “Bir tarafta ağlarına ve ya yakaladığı balıklara zarar veriyor diye leyleklere kötü davranan insanlar varken bir tarafta da bu güzel tabloya sebep olan güzel insanlar var. Temennimiz bu hikayeyi kamuoyunda paylaşarak herkesi bu konuda duyarlı olmaya davet etmek. Çeşitli ekipmanlar kullanarak çekimlerimizi sürdürüyoruz. Ayrıca Adem Amca ve dostu leyleği konu alan bir fotoğraf ile Avrupa Leylek Köyleri Birliği‘nin düzenlediği bir fotoğraf yarışmasına katıldık. Belki Adem Amca’nın hikayesi bu köye uluslararası bir başarı da getirir’ diye konuştu.

 

(Bursa Olay)

AB Türkiye’nin Büyükelçisi’ni çağırdı

Avrupa Birliği Dış İlişkiler Dairesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupalıların güvenliğine ilişkin beyanatı üzerine Türkiye’nin AB Büyükelçisi Faruk Kaymakçı’yı çağırarak “zararını siz görürsünüz” sözlerine açıklama istedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Avrupalılara yönelik “Böyle davranmaya devam ederseniz yarın dünyanın hiçbir yerinde hiçbir Avrupalı güvenle sokağa adım atamaz” sözlerinin üzerine Avrupa Birliği Komisyonu  Dış İlişkiler Dairesi, Türkiye’nin Avrupa Birliği nezdindeki büyükelçisini çağırdı.

AB Dış Politika ve Güvelik Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini’nin sözcüsü Perşembe günü Brüksel’de yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözlerine ilişkin açıklama beklendiğini kaydetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çarşamba günü Ankara’da yaptığı ve Avrupa’da büyük tepki çeken konuşmada Türk siyasetçilerin Avrupa ülkelerinde katılacağı referandum etkinliklerinin engellenmesini eleştirerek “Türkiye itilecek kakılacak, onuru ile oynanacak, bakanları kovulacak, vatandaşları yerlerde sürüklenecek ülke değildir. Dünyanın her yerinde bu yaşananlar takip ediliyor, böyle davranmaya devam ederseniz yarın dünyanın hiçbir yerinde hiçbir Avrupalı güvenle sokağa adım atamaz. Zararını siz görürsünüz” diye konuşmuştu.

Yeşil Gazete

Londra saldırısını IŞİD üstlendi

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), örgüt ile bağlantılı haber ajansı Amak üzerinden yayımladığı mesaj ile İngiltere Parlamentosu dışında dün düzenlenen ve saldırgan dahil 4 kişinin öldüğü, 40 kişinin de yaralandığı saldırıyı üstlendi.

IŞİD, saldırıyı “askerlerinden” birinin düzenlediğini duyurdu.

Saldırının, ABD liderliğindeki IŞİD karşıtı koalisyonda yer alan ülkelerin vatandaşlarının hedef alınması çağrısı sonrası düzenlendiği belirtildi.

May: Saldırgan İngiltere doğumlu

İngiltere Başbakanı Theresa May de dün Londra’daki saldırıyı düzenleyen kişinin İngiltere doğumlu olduğunu ve birkaç yıl önce iç istihbarat servisi MI5 tarafından “radikalleşme” şüphesiyle izlendiğini söyledi.

Başbakan May Avam Kamarası’nda yaptığı konuşmada, tek başına hareket ettiğini belirttiği saldırganın halen “genel istihbarat resmi içinde bulunmadığını” belirti.

May ayrıca saldırı sonrası 8 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

“Teröristler öfkelerini masum kadın, erkek ve çocuklardan çıkarttı” diyen May, saldırıda yaralananlar arasında 12 İngiliz, Fransız çocuklar, iki Rumen, dört Güney Koreli, bir Alman, bir Polonyalı, bir Çinli, bir Amerikalı ve iki Yunan olduğunu kaydetti.

İkisi ağır üç polisin de yaralandığını bildiren May, saldırıda ölen polis memurunu da “bir kahraman” olarak nitelendirdi.

Londra’da Parlamento binasının dışında düzenlenen saldırıda biri polis biri saldırgan 4 kişi ölmüş, 11 ülkeden 7’si ağır 40 yaralanmıştı.

 

(BBC Türkçe)