Ana Sayfa Blog Sayfa 3199

AKP için kömürü savunmak giderek zorlaşıyor – Pelin Cengiz

Pelin Cengiz’in yazısı artigercek.com sitesinden alındı

Dünya kömürden vazgeçiyor, dönüşüm başlıyor, Türkiye’nin bu tabloda yerini alması için geç değil, yeter ki değişimi fark edebilsin…
Enerji üretimi portföyünde kömüre ağırlık veren ve bundan sonraki dönemde de ağırlık vermeyi düşünen Türkiye gibi ülkeler için dünyada kömür yatırımlarını savunmayı güçleştiren gelişmeler var. Kömürlü termik santral projelerinin küresel görünümünü ortaya koymak için her yıl hazırlanan “Yükseliş ve Çöküş: Küresel Kömürlü Termik Santral Kapasitesi Takip ve İzleme Raporu”nun 2017 değerlendirmesi kısa bir süre önce yapıldı. Coalswarm, Sierra Club ve Greenpeace tarafından hazırlanan rapor, kömürlü termik santrallerin yapımında önemli düşüş olduğunu ortaya koyuyor.

2010’dan beri 30 MW ve üzerindeki kömürlü termik santral ünitesini ve her sunulan yeni üniteyi tespit eden, haritalayan, tanımlayan ve sınıflandıran bir online veritabanı olan CoalSwarm Global Coal Plant Tracker’ın (Küresel Kömür Santrali Takipçisi) yaptığı bir araştırmaya göre, kurulmak istenen kömürlü termik santral sayısı 10 yıllık eşi benzeri görülmemiş bir büyüme döneminden sonra 2016’da temelde Çin ve Hindistan’ın değişen politikaları ve ekonomik koşullarına bağlı olarak büyük bir düşüş gördü. Bu düşüş, inşaat öncesi planlama, inşaata başlama ve devam etmekte olan inşaat da dahil, kömürlü termik santral yapımının tüm aşamalarında yaşandı. Çalışmanın bazı temel bulguları şöyle:

İnşaat öncesi faaliyetlerde yüzde 48, inşaatın başlamasında yüzde 62 ve devam etmekte olan inşaatlarda yüzde 19’luk düşüş var. Ocak 2016’da 1,090 GW olan inşaat öncesi planlama aşamasındaki kömürlü termik santral kurulu gücü, Ocak 2017 itibarıyla 570 GW’ye düşmüş durumda.
Çin ve Hindistan’da hali hazırda, 100’den fazla proje şantiyesinde 68 GW’lık santral inşaatı durduruldu. Tüm dünyaya bakıldığında ise, inşaası durdurulmuş santral sayısını 2016’da yapımına başlanan santral sayısının geçtiği görülüyor.
Kömürlü termik santraller, bugüne kadar görülmemiş bir hızda kapatılıyor. Son iki yılda başta Avrupa Birliği ve ABD’de olmak üzere 64 GW kurulu gücünde santral kapatıldı.
Yeni kömürlü termik santral projelerinin devreye alınma hızındaki bu yavaşlama, küresel ısınmayı endüstri çağı öncesi seviyelerinin 2°C altında tutma olasılığını gerçekleştirilebilir kılıyor. Paris’te kabul edilen iklim anlaşması hâlâ mümkün ancak mevcut kurulu gücün, özellikle tarihsel emisyon değerleri yüksek ülkelerde daha hızlı bir şekilde kapatılması gerekiyor.
İyimser olmak için sebepler var ancak, Vietnam, Endonezya, Türkiye, Japonya ve diğer ülkelerde kurulmakta olan kömürlü termik santral sayısının azaltılması için daha çok ilerleme kaydedilmesi gerekiyor. Buna ek olarak, Çin ve Hindistan’daki yeni kömürlü termik santrallerin devreye alınma hızını yavaşlatmakta kat edilen gelişmelerin desteklenmesi ve yaygınlaştırılması gerekiyor.
Raporda, Ocak 2017 tarihi itibariyle dünyada kömürlü termik santral yatırımlarında ilk 30 ülkenin sıralandığı listede, Çin ve Hindistan’dan sonra üçüncü sırada Türkiye’yi görüyoruz. Raporda, Türkiye ile ilgili şu tespitler yer alıyor: “Yapım öncesi aşamada 66,852 MW gücünde kömürlü termik santral projesiyle Türkiye, Hindistan ve Çin haricindeki ülkeler arasında, yeni kömür santrali yapımı açısından açık ara en büyük potansiyele sahip ülke. Ancak, kömürlü termik santral projelerinin karşısında bugüne kadar planlama aşamasındaki projeleri durduran ya da da yavaşlatmış olan güçlü bir karşıt hareket var. Bu harekete bağlı olarak, planlanan projelerin sadece yüzde 13’ü tüm lisanslarını alabildi ve bu da Türkiye’deki projelerin nihai gerçekleşme oranının düşük olacağını işaret ediyor. Türkiye’de çok sayıda planlanan kömürlü termik santral projesi olmasına rağmen, şu ana kadar yalnızca 4,168 MW inşa edildi ve yalnızca 2,640 MW’lık kömürlü termik santral yapımı sürüyor.”

Özetleyecek olursak, kömürde dünya üçüncüsü Türkiye’de 2010-2016 arasında 20 GW kömürlü termik santral projesi iptal edildi. Bu rakam, Türkiye’nin toplam kurulu gücünün dörte birine denk geliyor. Ayrıca, Türkiye’nin 66.8 GW kapasiteli kömürlü termik santral planladığını ancak inşa halindeki kapasitenin ise 2.6 GW düzeyinde kaldığını ortaya koyuyor.

Bu raporun hemen ardından bu hafta, Eurelectric (Avrupa Elektrik Üreticileri Derneği), 2020’den itibaren yeni kurulacak termik santrallere yatırım yapmayacaklarını ve Paris Anlaşması hedeflerine destek verdiklerini açıkladı. Bu, Türkiye’den aralarında Enerjisa, EÜAŞ, Çalık, Limak, Park Elektrik, Bereket Enerji’nin de bulunduğu 3500 üyesiyle Eurelectric’in bu kararı, özel sektörün de artık kömürde gelecek olmadığını kabul ettiğinin göstergesi olarak kabul ediliyor.

CAN Europe (Avrupa İklim Eylem Ağı), Eurelectric’in bu kararını önemli bir başlangıç olarak değerlendiriyor ancak, iklim değişikliği ile etkin mücadele için, bu adım mevcut kömürlü termik santralleri de kapsayacak şekilde genişletilmeli. Eurelectric, mevcut termik santralleri de aşamalı olarak devre dışı bırakacak planlar ortaya koymalı.

Şubat 2017 tarihinde Climate Analytics tarafından yayınlanan “A stress test for coal in Europe under the Paris Agreement” adlı rapora göre, Paris Anlaşması’nın ortaya koyduğu uzun vadeli hedeflere ulaşılabilmesi için, Avrupa Birliği’ndeki kömürlü termik santrallerin 2030’a kadar kapatılması gerekiyor. AB üyesi ülkelerde hali hazırda faaliyet gösteren toplam 280 kömürlü termik santral var.

Eurelectric’in verdiği taahhüdün, iklim değişikliği ile etkin mücadele için Türkiye, Polonya, Yunanistan ve Batı Balkan ülkelerinde yapılması planlanan ve faaliyette bulunan santralleri de kapsaması gerekiyor. Çünkü, bu bölgelerde yapılması planlanan kömürlü termik santral projeleri, Paris Anlaşması’nın hedeflerini tehdit ediyor.

Bugün geldiğimiz noktada, AKP iktidarlarının başından beri enerjide dışa bağımlılığı azaltma, yerli enerji kaynaklarına yönelme ve enerji tasarrufu sağlama söylemleri kömürün esiri olmaktan, çevre ve yaşam alanları katliamı yaratmaktan başka bir işe yaramadı. Üstelik, tükettiği enerjinin yaklaşık dörtte üçünü ithal eden Türkiye, doğalgaz ithalatında dünya 5’incisi, petrol ithalatında dünya 13’üncüsü, kömür ithalatında dünya 8’incisi, petrol koku ithalatında ise dünya 4’üncüsü.

Bir yandan tüketerek, hatta daha çok tüketerek büyümeye çalıştığımız için dışa bağımlılık azalmıyor, üstelik büyümeyi sadece tüketime, ranta ve inşaata odaklayınca gerçek bir büyüme de elde edilemiyor. Plansız, çevreyle, yaşam alanlarıyla uyumsuz, yatırım alanlarında yaşayan halkın istemediği projelerden vazgeçilemiyor. Ancak, tüm bunların yanı sıra yukarıda saydığım gerekçelerle birlikte belki de en önemlisi, yerli enerji diye AKP’nin plansız programsız şekilde yurttaşa rağmen dayattığı kömür yatırımlarını savunması giderek daha zor olacak. Dünya kömürden vazgeçiyor, dönüşüm başlıyor, Türkiye’nin bu tabloda yerini alması için geç değil, yeter ki değişimi fark edebilsin…

Pelin Cengiz – Artı Gerçek

Evlerin çatısı enerji santrali oluyor, fazla enerji satılabilecek

Evlerin, apartmanların, iş yerlerinin çatılarına kurulacak güneş panelleri ile herkesin elektrik üreticisi olmasının yolu açıldı. Taslak düzenlemeye göre, küçük üreticiler de çatılarına panel kurarak kendi elektriğini üretebilecek, ihtiyaç fazlasını şebekeye vererek para kazanabilecek. Panel maliyetlerinin düşmesiyle yaygınlaşması beklenen uygulamadan fabrikaların da yararlanması bekleniyor.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), 10 KW’ye kadar üretim yapan güneş enerjisi panellerinin sisteme enerji satabilmesini sağlayan düzenleme için taslak hazırladı.

Milliyet gazetesinden Mithat Yurdakul’un haberine göre, özellikle apartman ve siteleri ilgilendiren düzenlemeyle, vatandaşlar güneşten kendi elektrik ihtiyacını karşılayabilecek, ihtiyaç fazlası elektriği şebekeye vererek para kazanabilecek. Taslağa göre, uygulamadan yararlanmak isteyenler şebeke işletmecisine başvuracak. Güneş enerjisi üretim tesisi, tüketim tesisinin ölçüm noktasından dağıtım sistemine bağlanacak. Her abonelik için bir başvuru yapılacak. Elektrik şirketleri çağrı mektubuyla taleplere karşılık verecek. Projenin onaylanmasından sonra 90 içinde kurulacak sistem resmi kurumlara onaylatılacak.

Kiracı da yapabilir

Lisanssız üretim kapsamındaki uygulama için tapu ya da asgari iki yıl süreli kira sözleşmesi istenecek. Birden fazla kullanıcının bulunduğu apartman, site gibi yerler için noter onayı gerekecek. Çatı uygulaması kapsamında kurulacak paneller için gerek duyulması halinde imar mevzuatı çerçevesinde belge istenebilecek. Bundan sonra sözleşme imzalayan kullanıcılar, sayaç taktırarak sisteme elektrik verebilecek.

Sektörün önünü YEKA açtı

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Türkiye’nin en büyük güneş enerjisi santralinin kurulacağı Karapınar Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) ihalesinde, geniş enerjisinin önemini vurgulamıştı. Albayrak, “Bu alanda, Türkiye’nin dünya ile rekabet edebilecek bir enerji sektörünün önünün ardına kadar açıldığını düşünüyorum. Çünkü önümüzdeki aylarda benzer bir ihaleyi inşallah rüzgar enerjisinde de yapacağız. Türkiye’de bu ve benzeri yatırımların teknoloji ile gelişmesi, büyüyen Türkiye idealine çok önemli hizmetler edecek. bugün itibarıyla güneş enerjisinin çılgın projesi diyeceğimiz ve dünya üzerinde kurulu en büyük fotovoltaik saha dediğimiz bin megavatlık bir yatırımdan bahsediyoruz. Bu tarz, büyük bir yatırım Türkiye ekonomisinin, Türkiye enerji sektörünün büyüklüğü açısından da çok önemli bir mesaj veriyor. Bu ihaleleri gerçekleştirirken, çıkan sonucun ekonomik değeri nedir diye baktığımızda, çok tarihi bir resim ortaya çıkıyor. Daha düne kadar güneş enerjisinde üretilen elektriğin teşviki ile birlikte uyguladığımız fiyat politikası 13.3 cent alım garantisinin üzerine yerli ekipman kullanımına bağlı 19.5 cent olarak uygulanan bu enerjinin maliyet politikası, bugünkü ihaleyle 6.99 cente düşerek, neredeyse üçte biri rakamla tarihi resmi bir başarıyı ortaya koyuyor” demişti.

Apartman giderini karşılayacak

Güneş Enerjisi Sanayicileri ve Endüstrisi Derneği (GENSED) Genel Sekreteri Hakan Erkan, hazırlanan düzenlemeyle, lisanssız güneş enerjisi için gereken 6 – 8 aylık sürenin kısalacağını söyledi.

Küçük kullanıcı için sürecin basitleşeceğini ifade eden Erkan, “Basit, hızlı şekilde çatılara kurulacak. Fabrikaların çatılarına kurulacak. Güneş çatılardan yükselecek” dedi.

Yeni inşaatların, toplu konut projelerinin yanı sıra villaların da düzenlemeden yararlanabileceğini belirten Erkan, öncelikle apartman giderlerinin bu yolla karşılanabileceğini söyledi. Erkan, güneş enerjisinin yaygınlaşması için maliyetin düşürülmesi için de bazı ek çalışmaların yapılması gerektiğini kaydetti.

Şu anda güneş santrali kurmak için 10 yıllık elektrik faturası kadar para ödenmesi gerektiğini belirten Erkan, bunun 3-4 bin dolara denk geldiğini söyledi. Güneş panellerinin önümüzdeki dönem yüzde 30-40 ucuzlamasını beklediklerini ifade eden Erkan, bankaların da mikro kredi sağlamasıyla güneş enerjisinin yaygınlaşacağını belirtti. Erkan, yerli üreticiye destek verilmesiyle, güneş enerjisinin daha da ucuzlayacağını kaydetti.

10 milyon çatı var

Fikirtepe’deki konut projesinde güneş enerjisinin yüzde 5 oranında zorunlu kılındığını hatırlatan Erkan, EPDK düzenlemesinin hayata geçmesiyle 100-200 bin çatılık projelerin hayata geçmesinin mümkün olduğunu dile getirdi. Türkiye’de 10 milyon çatı olduğunu belirten Erkan, “Güneşle su ısıtmada dünya üçüncüsüyüz. 5 yıllık süreçte güneş enerjisi de her yerde olacak” dedi. Erkan, fabrikaların da vergi muafiyeti gibi olanaklar sağlanması halinde güneş enerjisine geçebileceğini ifade ederek, “Orada da patlama olacaktır” diye konuştu.

“Hedef tamamen yerli panel üretimi”

Gest Energy Genel Müdürü ve GESTED yöneticisi Ali Ayan şöyle konuştu:

“Güneş enerjisini herkes öğrendikçe yaygınlaşacak. Elektrik parası sıfırlanacak, faturalara da yansıması olacak. Maliyetler düşecek. Yerli panelin yaygınlaştırılması için çalışma içindeyiz. Çatılarda kullanım için komisyonlar kuruyoruz. Neyi nereden almaları gerektiğine de halka anlatacağız. Güneş panellerinin camını ve çerçevesini Türkiye’de üretiyoruz, geri kalanını ithal ediyoruz. YEKA projesi ile yerli hücre ve panel fabrikası kurulması öngörülüyor. Bir sonraki aşama tamamen yerli panel olacak.Türkiye buna hazır, bunu üretebilir. Yerli üreticinin 1 GW’lık potansiyeli var. Güneş enerjisinin kullanım alanı çok geniş. Hastanelerden ve okullardan talep var.”

“Büyük potansiyel var”

Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakları arasında güneş enerjisi çok önemli bir potansiyele sahip. Buna karşın 2016 yılı sonu itibarıyla 78.500 MW kurulu güç içinde güneş enerjisi yüzde 1’lik pay alabiliyor. Türkiye yıllık 2.737 saat güneşlenme süresi karşılığında güneşten sadece 860 MW enerji elde ediyor.

(Milliyet)

Borussia Dortmund-Monaco maçı patlama sonrası ertelendi

UEFA Şampiyonlar Ligi’nde bu akşam oynanacak Borussia Dortmund-Monaco çeyrek final ilk maçı, karşılaşma öncesi Alman takımını taşıyan otobüsün yakınında bir patlama meydana gelmesi üzerine yarına ertelendi.

Stadyumdaki seyirciler bilboardan yayımlanan mesajla patlama hakkında bilgilendirildi

Patlama sonucu Borussia Dortmund’un oyuncularından Marc Barta yaralandı ve hastaneye kaldırıldı.

Fransız haber ajansı AFP, patlama sonucu otobüsün camlarının kırıldığını bildirdi.

Alman kulübü ise Twitter hesabından yaptığı açıklamada, diğer oyuncularının sağlık durumlarının iyi olduğunu, Westfalen Stadyumu çevresinde tehlike teşkil eden herhangi bir durumun olmadığını duyurdu.

Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti yönetimi bölgeye takviye polis ve itfaiye ekipleri gönderdi.

Karşılaşma Çarşamba günü TSİ 21:45’te oynanacak.

 

(BBC Türkçe)

Kazdağı savunucularının enerjisi güneşten

Kaz Dağı’nda altın madencileriyle, termik santrallerle, yaşam hakkını ve doğayı tehdit eden girişimlerle beş yıldır mücadele eden Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, yüzünü güneşe çevirdi.

Derneğin yürüttüğü “Birlikte Yeşil Enerjiye” projesi kapsamında, Çanakkale Küçükkuyu’daki dernek binasına, güneş enerjisi sistemi yerleştirildi.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı‘nın desteklediği Birlikte Yeşil Enerjiye projesi yaklaşık iki aydır sürüyor. Kaz Dağı ve yöresinde çevre konusunda çalışan STK’lar arasında yüz yüze toplantılar düzenleyerek ağ oluşturulmasını, yenilenebilir enerji üretimi ve kullanımı konusundaki örneklerin çoğalmasını, iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı koyulmasını hedefleyen  proje kapsamında kurulan 3 kW’lık güneş enerjisi sistemi, 12 adet fotovoltaik panel, 4 akü ve invertörden oluşuyor.

Örnek olsun Kaz Dağı yöresine

Projenin hedeflerine ulaşmasında önemli bir adım olan güneş enerjisi sisteminin açılışı, haftasonu Küçükkuyu’daki dernek binasında gerçekleşen İklim Değişikliği İle Mücadele İçin Strateji Planı Önerileri başlıklı son yüz yüze toplantısında yapıldı. Açılışa, proje kapsamında kurulan İklim İçin STK Ağı’ndan Çanakkale, Ayvalık, Küçükkuyu, Edremit, Gökçeada, Balıkesir, Akçay, Altınoluk, Burhaniye, Adatepe ve Bayramiç’teki sivil toplum kuruluşlarından temsilciler katıldı.

Açılışta konuşan Proje Koordinatörü Cemil Ortaç, “Birlikte Yeşil Enerjiye” projesiyle kurulan sistemin, bölgede yeşil enerjiye geçiş konusunda örnek olmasını umduklarını belirtti.

Sırada Çocuk Bakım Evinin enerjisi var

Küçükkuyu Belediye Başkanı Cengiz Balkan, kömürlü termik santrallerin doğaya ve insan sağlığına verdiği zararlara dikkat çekerek, yeşil enerjiye geçmenin önemini vurguladı:

“Yenilenebilir, temiz ve bedava bir enerji olan güneş enerjisinin bölgede kullanımının yaygınlaşması çok önemli. Bu konuda öncü olan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’ni kutluyorum. Projesinin ortaklarından biri olarak, belediyenin “Ekolojik Çocuk Bakım Evi”nde güneş enerjisi sistemini kurunca, körfezde farkındalık yaratacağımıza inanıyorum.”

Yeşil Enerjiye, birlikte

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan, “Güneş enerjisi model uygulamaları gerçekleştirmek, Birlikte Yeşil Enerjiye projesinin faaliyetlerinden biriydi. Derneğin bahçesine kurulan bu sistemle ilk adımı attık. Enerji kooperatifleri ile ilgilenenleri mevzuat hakkında bilgilendirme, yurt dışındaki enerji kooperatiflerini ziyaret edip inceleyerek bu bölgede de bir enerji kooperatifi kurma hedeflerine, proje kapsamında yaptığımız yüz yüze toplantılarda oluşan, büyüyen, güçlenen İklim İçin STK Ağı ile birlikte yürüyoruz. Yıl sonuna doğru Enerji Kooperatifleri Çalıştayı düzenlemeyi planlıyoruz” dedi.

Güneş enerjisi sistemi için düzenlenen açılış etkinliği, derneğin halk oyunları grubunun harmandalı gösterisi ve Nusratlı Köyü kadınlarının hazırladığı yöresel ürünlerin ikramıyla devam etti.

Ardından dernek üyelerinden Mecit Ünal tarafından gerçekleştirilen halk müziği dinletisinde, içinden “güneş” geçen türküler söylendi.

 

Haber: Güneş Dermenci

(Yeşil Gazete)

Yerel kadın direnişleri küresel iklim değişikliğini durdurur mu? – Elif Cansu İlhan

Yırca’nın direnişini artık hepimiz biliyoruz. Zeytin ağaçlarını, santrali, sevgisiz Kolin’i, gece yarısı gelen kepçeleri, işe alındım sanıp köylüleri darp eden güvenlikleri… En çok da Yırcalı Kadınları, onlar sayesinde zaten bunun adı Yırca hikayesi veya dramı değil de Yırca “direnişi”.

Topraklarını korumak için mücadele eden kadınlar bir tek Yırca’da değil tabi, Amerika Birleşik Devletleri’nde Standing Rock’tan Artvin’e, Ovacık’tan Endonezya’ya; yaşam alanları için direnişlerin ön saflarında hep kadınlar var.
Bağ kurduklarının, yaşam alanlarının ve yaşamlarının tehdit edilmesi ile başlayan mecburi bir direniş hali -“ve bir kerre vakterişip: Gayrık yeter! demesinler”-[1], başka değişimlere de yol açıyor.

Çoğu yerel direnişi sayesinde takip ettiğimiz, Gazeteci Özer Akdemir’in, Çepeçevre Yaşam Programı’ndan, “Çevre Direnişinde Kadınlar” bölümü fragmanı :

Bianet haberinde Elif İnce’nin, Üstin Bilgen Reinart’ın kitabından alıntıladığı gibi, direniş kadınları açıyor: “Bu maden bizi açtı. Şimdi İstanbul, Ankara bilmem nere… Ne kıvrak lazım bana, ne manto lazım. Şalvarla gittim anam, şalvarla. Bu dışımın değişikliği. Ya içim? İçim de değişti. Sesimi çıkarmayı öğrendim, korkmamayı…’’ (Ovacık Köyü’nden Ayşe Girgin)”[5].

Yırca direnişinin başlarında kahveye girmeyen kadınların bir süre sonra “Çay ver bakem Cengiz.” demeleri, ve hatta biricik avukatları Deniz Bayram’a çıkış yapan kaymakamı, “Avukatımıza laf söyletmeyiz!” diyerek sindirmeleri, santralin onları “açmasıyla” başlıyor.

Ve tabi Samistal yaylasında “Devlet bizim sayemizde devlettir.” diyen Havva Bekar[6].

Kadınlar, kömür küllerinden de, siyanür havuzlarından da yaşadıkları sürece yeniden doğabiliyor. Ama kömür öldürüyor.

Kara Rapor’a göre, kömürlü termik santraller nedeniyle, Türkiye’de her yıl en az 2.876 erken ölüm, 4.311 hastaneye yatış yaşanmaktaymış[2].

Greenpeace’in “Sessiz Katil” raporunda ise, Türkiye’de sadece 2010 yılında, kömürlü termik santrallerden kaynaklanan kirliliğe maruz kalanların ömrünün yaklaşık 79 bin saat kısaldığı (yaklaşık 10 yıl) belirtiliyor. Bu sonuçlar, 2010 yılında Türkiye’de kömürden kaynaklanan ölümlerin, trafik kazalarında yaşanan can kayıplarının neredeyse 2 katı olduğunu göstermekte[3].

Stuttgart Üniversitesinin raporu sonuçları daha da çarpıcı, parçacık kirliliğinden kaynaklanan can kaybı durumlarında, bireyin ömrü yaklaşık 11 sene kısalırken[3], ve 2012 yılında yayınlanan Dünya Sağlık Örgütü raporuna göre, dış ortam hava kirliliği her yıl 3,7 milyon insanın ölümüne sebep olmakta[2].

Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), hava kirliliğinin, başta akciğer ve mesane kanseri olmak üzere birinci grup kanser risk etkeni (yani kesinlikle kanser nedeni) olduğunu açıklamış[2].

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) ölçüm verilerine sahip olduğu Türkiye’nin 12 şehrindeki (İstanbul ve İzmir dahil) zehirli parçacıklı madde (PM 2.5) seviyesi, WHO’nun ‘kabul edilebilir’ olarak önerdiği rakamın en az üç katı. Bu şehirlerdeki kirlilik seviyeleri, Avrupa ve ABD’nin büyük şehirlerindeki genel değerlerden en az iki kat daha fazla[3].

Santrallerin olduğu illerde ise durum genele göre çok daha vahim, Sessiz Katil Raporu:

“Çatalağzı Termik Santrali’nin insan ve çevre sağlığı üzerinde büyük etkisi olduğu tespit edildi. Bölgedeki doğumların %20’sinde gelişmemiş akciğer, astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı görülüyor. Bölgede kanser oranıysa gün geçtikçe artıyor.”[3]

“300 bine yakın nüfusuyla Afşin Elbistan bölgesine 23 yıl önce kurulan Afşin Termik Santrali A Ünitesi o günden beri filtresiz çalışıyor. Bölgede şu ana kadar onlarca kişi akciğer kanserinden öldü. Hava kirliliği o kadar yoğun ki, evlerin balkonları, arabalar ve tüm bölge adeta bir kar tabakası gibi kül ile kaplanıyor.”[3]

“Kömüre giden” Yırcalılar, Santralin yakamadığı kömürleri, atık alanından toplayıp satıyorlardı..

Kara Atlas’ın verilerine göre, Türkiye’de şu anda, sadece kömüre karşı kurulmuş 15 ayrı çevre platformu var[4]. Örneğin Yırca bir platforma dönüşmediği için bu rakama dahil değil. Bu platformlara, altın madenlerine, taş ocaklarına, HES’lere karşı oluşan direnişler eklendiğinde ortaya ciddi bir kitle çıkacaktır.

Türkiye, planlanan 80’in üzerinde yeni kömür yakıtlı enerji santralini teşvik ederek ve bunlara izin vererek, Avrupa çapında en fazla yeni santral planına sahip ülke konumuna geldi. Planlanan Santraller Kara Atlas’ın haritasında görülebilir[4].

Bu planlar, Türkiye’yi kirli enerji konusunda dünya ölçeğinde üst sıralara yükseltiyor. Türkiye, bugün dünyanın en ciddi kömür tehditlerinden biri. Paris anlaşmasının mecliste onaylanmaması ve karbon emisyonu arttırmayı hedefleyen ulusal katkı niyet beyanı ile gelecek için de umut vaat etmiyor.

Yaşam alanlarına tehdit oluşturabilecek her türlü uygulamaya karşı yerel inisiyatifler direniyor, bazen ekolojik yıkımla beraber geçim kaynakları ellerinden gittiği için direniyorlar, bazen sadece doğanın sermaye için bir varlık değil kendi içinde bir değer olduğunu düşündükleri için direniyorlar, bazen de daha duygusal nedenlerle direnişe katılanlar oluyor; “Çocukluğumun geçtiği bu dere kurumasın” diyorlar.

Bu tahribata karşı, geçim kaynağı olanlar, daha önce sonuçları yaşamış olanlar direniyor. Olmayanlar? Bir kaç kişi de olsa işe alınırsa?

“Eskiden muhtarın evin önünden su akarmış” dediğinde Kenan çok şaşırmıştım. “Bir domatesler olurdu burada, siz görmemişsinizdir öyle domates. Şimdi evin önüne eksem üstü kapkara bir parmak toz.” demişti Yırcalı bir teyze.

Madenler, santraller yüzünden evlerin önünden su akmıyor, akmayan su köylünün kendine yetebilmesini, geçinmesini engelliyor. Yine Özer Akdemir’in dediği gibi: “Köylüyü, yoksullaştırıp maden ocaklarına mahkum ediyorlar.”

Gerze’deki kadınlarla Yırca’daki kadınlar birbirlerinin mücadelelerini destekleseler de ortak bir siyasi talep bir türlü oluşturulmadı. Kimse de seçim vaatlerinde iklim değişikliği ile mücadeleyi ön sıraya koymadı. Seksen kömürlü termik santralin toplu açılışı, hepimizin canını yakmadı.

Yırca’da başka bir şey oldu ama, bu “açılmanın” açısı büyüdü. Yırcalı Kenan ve Yırca’nın Kadınları bir sabun evi kurdular. Şimdi hep birlikte, sabun üretiyorlar, derneğin bürokratik işlerini yapıyorlar, 8 Mart’ta pikniğine gitmişler, bu hafta da yoga yapacaklarmış.

Yırca’nın “pek kadın” sabun evi, Yırca’da güzel şeylerin sıfatı pek kadın, kötülerin ise “sevgisiz”.

Yırcalı Kadınların seçenekleri artık erkeklerin santral ya da madenden maaş almasını beklemenin ve “kömüre gitmenin” ötesinde. Artık başka yerel direnişlere de desteğe gideceklermiş. Bu açılma nereye kadar gider, refleks olarak gelişen mücadele süreklilik kazanır mı bilmiyorum, ama önce buradan geçmemiz gerektiği kesin.

Kömürle mücadelenin başarılı olması için bir miktar daha Kenan’a, Gerze’deki santralin Yırca’daki domatesi kuruttuğunu bilmeye ve açıldıkça açılıp iklim için mücadele eden kadınlara ihtiyacımız var.
Kaynaklar:

[i1] Türk Köylüsü Şiiri, Nazım Hikmet

[i2] Türkiye’de Hava Kirliliği: Kara Rapor

[i3] Sessiz Katil

[i4] Kara Atlas

[i5] https://bianet.org/bianet/ siyaset/160766-bergama-altin- madeni-direnisi-topragin- bekcileri#_ftn1

[i6] http://www.birgun.net/ haber-detay/havva-ananin- isyani-kimdir-devlet-devlet- bizim-sayemizde-devlettir- 84583.html

 

Elif Cansu İlhan

Ne yapacaklarını bilmiyorlar: 100 yıldır oturdukları evleri yıkılıyor, gidecek yerleri yok

Iğdır’ın merkez Suveren Köyü’ne bağlı Kıjik Mezrası’ndaki 24 hane için, Erhacı Köyü’nün merasına kurulduğu gerekçesiyle yıkım kararı çıktı. 100 yılı aşkın süredir burada oturduklarını belirten mezra halkı, gidecek yerlerinin olmadığını belirterek “Ne yapacağımızı şaşırdık” dedi.

Kent merkezine 8 kilometre uzaklıktaki Suveren Köyü’nün 240 nüfuslu Kıjik Mezrası’nın, Erhacı Köyü’nün merasına kurulduğu iddiası ile Erhacı köylüleri dava açtı. Yıllarca süren hukuk mücadelesinde mahkeme Erhacı Köyü’nü haklı bularak, Kıjik Mezrası’ndaki 24 hanenin yıkımına karar verdi. Mezraya giden Jandarma mahkeme kararını tebliğ ederek, oturanlardan 19 Nisan’a kadar evlerini boşaltmasını istedi. Karar üzerine ne yapacaklarını şaşıran mezra halkı kara kara düşünmeye başladı.

“100 yılı aşkındır burada yaşıyoruz”

Mezrada oturanlardan Ali Abakay, gidecek yerlerinin olmadığını belirterek şunları söyledi:

“Erhacı köylüleri bizi hep düşman olarak gördü. İki yıl önce de gelip elektrik direklerini kırarak mezrayı karanlıkta bıraktılar. Çocuklarımız lüks lambası ışığı altında derslerine çalıştı. Dünya ile bağımız koptu. Şimdi mezra için yıkım kararı verilmiş. Devlet baba bize yer göstersin, biz de gidelim. Yaklaşık 100 yıldan fazladır burada yaşıyoruz. Şimdi mera vasfına almışlar, Yargıtay da bunu onamış. Jandarma geldi ve ’19 Nisan’da evlerinizi boşaltın, yıkılacak’ dedi. Biz ne yaparız, nereye gideriz?”

“Mezarlarımızı nereye götüreceğiz?”

Doğup, büyüdükleri topraklardan atılmak istendiklerini belirten Mehmet İçen de, “Buranın Erhacı köyüne ait mera olduğu gerekçe gösterilip bizi yerimizden yurdumuzdan etmeye karar vermişler. Hadi bizi köyden çıkardınız, evimizi yıktınız. Dedelerimizin, çocuklarımızın, yakınlarımızın mezarını nereye götüreceğiz? Bu haksızlığın giderilmesini istiyoruz” dedi.

7’nci sınıf öğrencisi Senem Argıç ise yaşadıklarını unutmayacağını belirterek, “Yıllarca mum ışığında ders çalıştım. Okula gidip, gelirken Erhacı köyünde arabamızı taşlıyorlar. Hep korku ile yaşadım” diye konuştu.

(BirGün)

Kahramanmaraş’ta 12. yüzyıldan kalma cami ile işgale karşı direnişin başladığı konak yıkılma tehlikesi altında!

Kahramanmaraş’ın en kadim yerlerinden olan Turan Mahallesi’nde tarihi evler yıkılarak yol genişletme projesi başlatıldı. Mahallenin kentsel sit alanı olması da, evlerin tescillenmesi de yıkımı durduramıyor.

12. yüzyıldan kalma Şeyh Camii

Kahramamaraş’a kahramanlık unvanının verilmesine neden olan, Fransızlara karşı direnişin simgesi konumundaki Hırlakyan Konağı yol genişleme çalışmalarından nasibini alacak. Adana Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, önce tescillediği Turan Mahallesi’ndeki sivil mimari örneklerinin daha sonra yıkımına da onay verdi. Kentsel sit alanının ortasından geçirilmek istenen yolun hangi amaçla yapıldığı bilinmiyor. Belediye yetkilileri itfaiyenin sokaklara girememesini gerekçe gösteriyor. Mahalledeki evlerden, Bahtiyar yokuşunun başında yer alan Hırlakyan Konağı’nın da yol genişleme sırasında istinat duvarı yıkılacak. Ancak belediyenin hazırladığı rapora göre duvar yıkıldığında konağın çökme riski var. Bahçedeki 200 yıllık çam ağacı da yok olacak.

En eski cami de zarar görecek

Hürriyet’ten Ömer Erbil’in haberine göre, yol genişleme projesi devam ederse 2. grup tescilli olan Arıkan Konağı da tamamen yıkılacak. Maraş’ın en bilinen sivil mimari örneklerinden olan tarihi konak Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi tarafından yıkılmak amacıyla kamulaştırıldı. İçinde oturanlar çıkınca da binanın önce kapısı sonra içi yağmalandı. Konağın tam karşısında ise Şeyh Camisi yer alıyor. 12’nci yüzyıl ve Maraş’ın Beylikler dönemine şehrin en eski camisinin dibinden geçen yolun yapıya büyük zarar vereceği belirtiliyor. Araç trafiğinin oluşturacağı sarsıntının orijinal mimaride geri dönüşü olmayan büyük tahribata neden olacağı ileri sürülüyor.

Yine Şeyh Camisi güneyinde bulunan, koruma kurulu tarafından tescili bile yapılmayan 18. yüzyıl sivil mimari örneği iki dükkân da yol genişlemesinde tamamen yıkılıyor. Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, kentsel sit alanı içinde 4 tescilli ve bir o kadar da henüz tescil edilmemiş sivil mimari örneğini yol genişleme çalışmalarına kurban ederken, bir yandan da Şehit Ganiyusufoğlu Hayribey Caddesi üzerinde sokak iyileştirme çalışmaları yapıyor. İyileştirme yapılan caddede iki kültür varlığı bina yer alırken günümüz betonarme yapılara tarihi siluet kazandırmak için eskitme taşlarla kaplama yapılıyor.

Hırlakyan Konağı

Direnişin başladığı konak da tehlikede

Ayakta kalmayı başaran her Maraş evinin Kurtuluş Savaşı’ndan kalma bir hatırası var. Yol genişletme çalışmalarından nasibini alan Hırlakyan Konağı da bunlardan biri. Hikâyeye göre 27 Kasım 1919’da Agop Hırlakyan’ın evinde işgal kuvvetleri komutanı için bir dans tertiplenir. Fransız komutanın dansa davet ettiği Hırlakyan’ın kızı “Sizinle dans etmekten mazurum. Çünkü kendimi esarette hissediyorum. Kalede Türk bayrağı dalgalandığı sürece, sizinle dans edemem” diyerek teklifini kabul etmez. Bunun üzerine kaledeki Türk bayrağı indirilir. Ulu Cami İmamı Rıdvan Hoca’nın “Kalesinde bayrağı dalgalanmayan ülkede cuma namazı kılınmaz” sözü halkı Fransızlara karşı harekete geçirir ve Maraş’ın 72 gün süren kurtuluş savaşı başlar.

(Hürriyet)

‘Leylek köyü’ Eskikarağaç, Ulusal Kuş Konferansı’na ev sahipliği yapacak

Bursa’da ‘Leylek Köyü’ olarak bilinen Eskikarağaç Mahallesi’nde 21-23 Nisan tarihlerinde ‘Ulusal Kuş Konfereansı’ düzenlenecek.

Bursa’nın Karacabey ilçesinin ‘Leylek Köyü’ olarak da bilinen Eskikarağaç Mahallesi, Karacabey Belediyesi ve Doğa Derneği işbirliği ile 21-23 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilecek 18’inci ‘Ulusal Kuş Konferansı’na ev sahipliği yapacak. Hazırlık çalışmalarının son aşamaya geldiği konferansta konuşmacılar ve katılımcılar, 3 gün boyunca Türkiye doğası ve kuşlar üzerine, sunum ve proje çalışmalarını değerlendirecek.

Yaban hayatı konusunda gerçekleştirdiği çeşitli çalışmalarla bilinen Doğa Derneği tarafından bu yıl 18’incisi düzenlenecek Kuş Konferansı, Türkiye’nin Avrupa Leylek Köyleri ağına üye tek köyü olan Eskikaraağaç’ta yapılacak.

Karacabey Belediyesi ve Doğa Derneği işbirliği ile gerçekleştirilmeye hazırlanan 18. Ulusal Kuş Konferansı için hazırlık çalışmalarının son aşamaya geldiği belirtilirken, konferansta konuşmacılar ve katılımcılar, 3 gün boyunca Türkiye’nin doğası ve kuşlar üzerine, sunum ve proje çalışmalarını değerlendirecek.

Konferansa yoğun ilgi bekleniyor

Her yıl farklı bir şehirde düzenlenen konferansa araştırmacılar, akademisyenler, kuş gözlemcileri, yerli ve yabancı doğa bilimcileri ile doğaseverler yoğun ilgi gösteriyor.

Bu yıl özellikle İstanbul, Bursa ve İzmir hattındaki mevcut konumu itibariyle, önemli bir noktada yapılacak konferansa katılımın yüksek olması beklenirken, bu durumun yurtdışından gelecek katılımcılara da olumlu etki etmesi bekleniyor.

Kuşlar ve doğa üzerine yapılan araştırmalar, projeler ve eğitimlerin verileceği konferansta, ‘Leylek Köyü’ Eskikaraağaç ve Uluabat Gölü üzerine bir sunumda, özellikle leylek konusunda yaptığı araştırmalarla dikkat çeken Franziska Arıcı da yer alırken, son günlerde kayığına konan leyleği beslemesiyle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çeken Adem Yılmaz da konuşma yapacak. Bunların yanı sıra, alanında uzman onlarca profesör, eğitmen, yayıncı, gözlemci ve öğrenciler de sunumları ile konferansı zenginleştirecek.

Formu dolduran herkes izleyebilir

Belediyenin yaptığı açıklamada, etkinliğe katılmak isteyenler için dogadernegi.org üzerinden form doldurulması veya ayrıntılı bilgi için Karacabey Belediyesi’ne ulaşılması gerekiyor. Ayrıca, etkinliğe katılım öncesi ilgili formun doldurulması kaydıyla, isteyen herkesin etkinliği takip edebileceği bilgisi de verildi.

Irkçı lidere gülerek kafa tutan kadın o anları anlattı: Aynısını yapardım

İngiltere’de başörtülü bir kadının etrafını saran ırkçı EDL (İngiliz Savunma Birliği) lideri Ian Crossland’a bakışlarıyla kafa tutan Safiyyah Khan, ‘o karenin’ perde arkasını anlattı.

Bosna Hersek ve Pakistan kökenli bir anne-babaya sahip olan Khan, olayı “Kendimi dışında tutmaya çalıştım ama EDL ile başörtülü kadın arasındaki (tartışma) başladı. Epeyce minik bir kadındı. Yapılacak hiçbir şey olmadığını ve kadının etrafının sarıldığını fark ettiğimde, ben de dahil oldum” diye anlattı.

Gazete Duvar’ın The Guardian’dan aktardığı habere göre, ilk anda karşısına dikildiği kişinin kim olduğunu bilmediğini söyleyen Khan, “Tek gördüğüm bağıra çağıra konuşan bir adamdı” dedi. Khan, o an çevrede polis olsaydı kadına yardım etmek için gidip gitmeyeceği yönündeki soruya da, “Ne olursa olsun aynısını yapardım” dedi.

Khan ve Zafar ilk kez bir araya geldi

Bu arada İngiliz gazetesi The Guardian, Khan’la korumak için ırkçılara kafa tuttuğu Saira Zafar’ı buluşturdu.

Khan’a “Sadece yardımın ve o durumda öne çıkıp bana destek verdiğin için çok teşekkür etmek istiyorum” diyen 24 yaşındaki Zafar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“EDL, ‘Siz İngiliz değilsiniz’, ‘Burası bir Hıristiyan ülkesi, sizin değil’ ve ‘Geldiğiniz yere gidin’ diyor.”

Zafar güvenliği için paniğe kapıldığını ve endişe ettiğini ifade etti.

(Duvar)

[Yeşil İşler] Yuva Derneği, ‘sosyal çalışmacı’ arıyor

Uluslararası bir yetişkin eğitimi kuruluşu olan ve Türkiye’de yetişkin eğitimi ve yaşam boyu öğrenme ana başlıkları altında çeşitli projeler yürüten YUVA Derneği ‘sosyal çalışmacı’ arıyor.

İlgili pozisyona dair aranan genel nitelikler ile iş tanımı hakkında detay bilgi almak için Sivil Sayfalar’daki ilan sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklyn

 

(Yeşil Gazete)