Ana Sayfa Blog Sayfa 3200

İsveç’te kamyonlu saldırıyla 4 kişiyi öldüren zanlı suçunu kabul etti

İsveç’in başkenti Stockholm’de geçen hafta 4 kişinin ölümü ve 15 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan kamyonlu saldırının gözaltındaki zanlısı, çıkarıldığı mahkemede kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etti.

Avukatı Johan Eriksson, müvekkili Özbekistan uyruklu Rahmet Akilov’un saldırıda kullanılan çalıntı kamyonun şoförü olduğunu kabul ettiğini doğruladı. Mahkemede konuşan Akilov, “Müvekkilim terör suçlamasını ve tutukluluk halini kabul ediyor” dedi.

“Müslüman’ın ve IŞİD’i destekliyorum”

Sputnik’in haberine göre, İsveç basınına konuşan polis yetkilileri, gözaltına alındığında Akilov’un kendilerine ‘Müslümanım ve IŞİD’i destekliyorum’ dediğini ifade ediyor. Akilov, saldırı emrini doğrudan IŞİD’in Suriye’deki merkezinden aldığını iddia etti.

İsveç’te kaçak yaşıyordu

Akilov’un 2014 yılında geldiği İsveç’e iltica başvurusunda bulunduğu ancak 2 yıl sonunda buna ret yanıtı aldığı ortaya çıkmıştı. Akilov, sınırdışı edilmemek için 4 aydır polisten kaçıyordu.

(Sputnik)

CHP’li vekilden “Evime gelsin” diyen Ali Ağaoğlu’na: Şereften yoksun kişiye haddini 16 Nisan’dan sonra bildireceğim

BBC için hazırlanan belgeselin çekimi sırasında kameraya takılan kadın çantaları için “Çantalar değil ama kullananlar benim malım” diyen işadamı Ali Ağaoğlu hakkında suç duyurusunda bulunan CHP’li Tur Yıldız Biçer, işadamının kendisine yönelik sözlerine karşılık verdi.

CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer’in Ali Ağaoğlu hakkında kadınlara hakaret ettiği ve anayasal suç işlediği gerekçesiyle 3 Nisan tarihinde Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmasının ardından Ağaoğlu’nun “Dava açan hanımefendiyi eve bekliyorum” sözleri tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı.

Referandum çalışmaları kapsamında Siirt’te bulunan CHP Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer, Ağaoğlu’nun kendisinin en son gündem maddesi olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Beni aramayan kadın örgütü kalmadı. Herkes yanımda olduğunu söyledi. Böyle bir insanın kadınları aşağılayıcı tavırlarını anlamıyorum. Ancak benim gündemimde halkım var. Şu anda referandum çalışmalarını sürdürüyorum. Ağaoğlu’dan daha önemli işlerim var. Ona en iyi cevabı 16 Nisan tarihinden sonra vereceğim. 16 Nisan tarihinden sonra ağzından çıkanı bir kere değil, bin kere düşünmüş olacak. Haysiyetten, şereften, onurdan yoksun kişiye 16 Nisan tarihinden sonra haddini bildireceğim. Zaten bir kere anayasal suç işledi, şimdi suçuna bir suç daha eklemiş oldu. Anadolu’da bahçelerde otlayan büyükbaş hayvanlar mal olarak kabul edilir. Şimdi ona tavsiyem nereden geldiği belli olmayan paralarla o bahçesinde malları otlatsın. Sonra eğer bir söyleyeceği varsa ve cesursa TBMM’ye gelerek benim yüzüme söylesin. Ağzının payını fazlasıyla 16 Nisan tarihinden sonra alacak”

Tekerlekli sandalye ile yaşam deneyimi: Sanal gerçeklik de Engelsiz Filmler Festivali’nde

Bu yıl beşinci kez seyirciyle buluşacak Engelsiz Filmler Festivali, sanal gerçeklik anlatılarıyla dünyaya farklı açılardan bakmaya davet ediyor.

2015 yılından itibaren Cannes, Sundance, Berlin, Tribeca, Locarno, Toronto gibi önemli film festivallerinin programlarında kendine yer bulan ve hikaye anlatımında yeni bir dönemin başlangıcına işaret eden sanal gerçeklik deneyimleri, izleyicinin hikaye içinde aktif bir rol üstlenmesini sağlıyor. Şimdiye dek perdede kendine sunulanı izleyen seyirci, sanal gerçeklik deneyiminde hikayenin içinde kendine bir yer buluyor, tercihleriyle hikayenin akışına etki edebiliyor.

Bir süreliğine başkası olabilseydiniz ne olurdu? 

Bir süreliğine tecritteki bir mahkumun, evinden edilmiş Suriyeli bir mültecinin ya da tekerlekli sandalye kullanan bir kişinin yerine geçmemize imkan veren sanal gerçeklik anlatıları farkında olmadığımız şeyleri görebilmemizin yolunu açıyor.

Engelsiz Filmler Festivali, bu yıl programında yer alan iki farklı projeyle seyircilerini sanal gerçeklikle tanışmaya çağırıyor.

Tekerlekli Sandalya simülatörü

Tekerlekli sandalye ile karşıdan karşıya geçmek ne kadar zor olabilir? Kullanıcıların, tekerlekli sandalye kullanan kişilerin kent ortamında karşılaştığı engelleri deneyimlemesi için tasarlanmış olan Tekerlekli Sandalye Simülatörü, Festival seyircilerine bu sorunun yanıtını verecek. Bir sanal gerçeklik gözlüğüyle kullanılan simülatör, kullanıcıların tekerlekli sandalye kullanan kişilerin şehirde gezerken yaşadığı zorlukları anlamasını sağlayacak. Simülatör, 20-23 Mayıs tarihleri arasında Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi‘nde denenebilir.

British Council işbirliği ile gerçekleştirilen sanal gerçeklik deneyimlerine katılım ücretsiz olacak.

Körlük Üzerine Notlar: Karanlığa Doğru 

Körlük Üzerine Notlar: Karanlığa Doğru adlı ilk projede izleyiciler, 1983 yılından itibaren görme yetisini yavaş yavaş kaybeden yazar John Hull’un tuttuğu sesli günlükleri görsel-işitsel olarak deneyimleme fırsatı bulacaklar. Seyirciler bir sanal gözlük aracılığıyla John Hull’un görme yetisini yitirdiği süreçteki duyumsal ve psikolojik deneyimlerine ortak olacaklar.

Bu interaktif deneyimin bir parçası olarak, John Hull’un tuttuğu sesli günlükler ile görme yetisini yavaş yavaş kaybedişini anlattığı Körlük Üzerine Notlar adlı belgesel de Festival programında izlenebilecek.

Tribeca Film Festivali’nde Storyscapes Ödülü ve Sheffield Doc/Fest’te Alternatif Gerçeklikler VR Ödülü alan Körlük Üzerine Notlar: Karanlığa Doğru Sanal Gerçeklik Deneyimi, İstanbul’da 12-14 Mayıs tarihleri arasında Boğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu SineBu‘da; Ankara’da ise 20-23 Mayıs tarihleri arasında Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi‘nde seyircilerle buluşacak.

Festivalde tüm filmler, yan etkinlikler ve mekanlar erişilebilir 

5-7 Mayıs tarihleri arasında Eskişehir, 12-14 Mayıs tarihleri arasında İstanbul  ve 18-23 Mayıs tarihleri arasında Ankara’da olacak Engelsiz Filmler Festivali, tüm filmlerini göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar için işaret dili ve ayrıntılı altyazı ile erişilebilir mekanlarda sunuyor. Seyirciler, tüm gösterim ve etkinliklere ücretsiz olarak katılabiliyorlar.

Açık Toplum Vakfı’nın ana destekçisi olduğu Engelsiz Filmler Festivali hakkında ayrıntılı bilgiye Festival’in www.engelsizfestival.com adresinden ulaşabilir, Facebook ve Twitter hesaplarından duyuruları takip edebilirsiniz.

Festival görselleri için tıklayınız.

 

(Yeşil Gazete)

Biberon ve damacana sulardaki Bisfenol A sorunu çözüldü mü? – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Bir ambalaj materyalinin yapısında bulunan kimyasal maddelerin temas içinde olduğu gıda maddesine geçmesi istenmez. Bu özelliğe sahip en iyi ambalaj materyali de camdır. Ancak camın plastik ambalajlara kıyasla kırılgan, daha ağır ve istiflenmeye daha az uygun olması ambalaj materyali olarak daha az tercih edilmesine neden olur. Ama meseleye piyasanın ihtiyaçları değil de insan ve doğadaki diğer canlıların sağlığı açısından baktığımızda cam çok daha sağlıklı bir ambalaj materyali iken plastik esaslı ürünler öyle değildir. Örneğin plastik esaslı ambalaj materyalinin yapısında bulunan bisfenol bileşikleri ya da fitalatlar temas içinde oldukları gıda ürününe geçerek sağlık zararlarına yol açarlar.

Bisfenol A

Bisfenol A (BPA) damacana su ambalajları ve bebek biberonları gibi şeffaf ve sert yapılı plastik ambalaj materyallerinin üretiminde kullanılan kimyasal maddelerden biri. Konserve kutu ambalajlarda kaplama malzemelerinde, oyuncaklarda, bilgisayar ve cep telefonlarındaki koruyucu kılıfların ve diş dolgularının üretiminde de kullanılıyor.

BPA’nın hormonal sistem ve üreme sistemi üzerinde bozucu etkiler gösterdiğinin anlaşılması üzerine Amerika, Kanada, Avrupa Birliği ülkelerinde BPA kullanımı yasaklandı. Ülkemizde de 1 Haziran 2011 tarihinden itibaren BPA’nın polikarbonat ürünler, biberonlar, göğüs pompaları vb. gibi bebek ve çocuk ürünlerinde ve gıda ile temas eden her türlü üründe kullanımı yasaklanmıştı. Üreticiler de bu yasak kararına uyarak ambalaj materyallerini yenilemiş ve üretilen veya ithal edilen çeşitli ürünlerin üzerine “BPA İçermez” ya da “BPA Free” yazarak ‘tüketicilere’ güven vermişlerdi.

Ürünler BPA içermiyor doğru; ama sorulması gereken kritik soru şu: BPA yerine ne geldi? Malzeme kalitesi aynı kaldı çünkü. Verilecek yanıt içinde yaşadığımız müphemlikten beslenen berbat sistemin nasıl işlediğine bir parça ışık tutabilir.

Yedeğini üretim sürecine sokma

Bisfenol A kullanımı pek çok ülkede yasaklandı. Böylece yetişkinlere kıyasla bebek ve çocukların sağlığını daha çok etkileyen bir soruna da çözüm bulundu. Bize yansıtılan durum bu. Gerçekte olan ise tam olarak şu: Bisphenol A’nın yerini daha güvenli oldukları iddiası ile bisphenol F ve bisphenol S isimli kimyasal maddeler aldı. Yani üretim prosesinden bisfenol A çıkarıldı ve yerine bisfenol S (BPS) ya da bisfenol F (BPF) maddeleri kondu. Elimizdeki ürün artık BPA içermiyor ama ona ikizi gibi benzeyen başka bisfenolleri içerebiliyor.

Ama bu küçük değişiklik çok önemli çünkü artık ürünlerin üzerine “BPA İçermez” yazısı konularak tartışmanın çözüme kavuşturulduğu söylenebilir ve tüketicilere güven verilebilir. Tartışmanın BPA üzerine olması ve onun yerine geçenlerin sağlık sorunlarına yol açtıklarını gösteren çalışmaların da olmaması veya çok az olması işleri kolaylaştırır. Oysa bugün, bütün bu olan bitenlerden sadece birkaç yıl sonra her iki kimyasal maddenin de BPA ile aynı toksik etkilere sahip olduğunu ve yol açabileceği çeşitli sağlık sorunlarını konuşuyoruz! Son beş yıl içinde hem BPS ve hem de BPF maddelerinin hormonal sistem üzerinde yıkıcı etkileri olduğunu belirten yayınların sayısı epeyce arttı.

Dolayısıyla yukarıdaki resimde görüldüğü gibi herhangi bir ürün üzerinde BPA içermez (BPA FREE) ya da geçen haftaki yazıda ele aldığımız fitalat içermez (No Phthalates) ibaresi gördüğümüzde acaba onların yerine ne konuldu sorusunu sormak ve o ürünleri satın almaktan başka neler yapabileceğimiz üzerinde düşünmek şart.

Ne yapmalı?

Öncelikle piyasada mevcut ürünlerin toksik kimyasal kalıntı içeriği hakkında bilgimiz olmalı. Yeterli bilgimiz olmadan maruziyet düzeyi ve yol açtığı sorunlar üzerinde sağlıklı tartışmalar yürütemiyoruz. Dolayısıyla; üzerinde “BPA İçermez” ya da “BPA Free” yazan başta bebek bakım ürünleri ve oyuncakları olmak üzere plastik esaslı çeşitli ürünler mutlaka kalıntı analizine tabi tutulmalı. Gıda ve içeceklerde analiz çalışmalarından sorumlu kurum Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı; su damacanaları ve bebek ürünlerinde analiz çalışmalarından sorumlu kurum ise Sağlık Bakanlığı.

Plastik esaslı ürünlerde sadece bisfenoller değil fitalatlar da bir sorun dolayısıyla yapılacak analiz çalışmasında eşzamanlı olarak fitalat kalıntılarına da bakmak kritik önemde.

Ülkemizdeki farklı yaş gruplarındaki bebek ve çocuklarla, yetişkinlerin idrarlarında bisfenol ve fitalat bileşiklerinin veya metabolitlerinin bulunup bulunmadıklarına ve varsa ne miktarda olduğunu belirlemeye yönelik bir izleme çalışması mutlaka yapılmalı. Şu ana kadar yapılmamış olması bile bir utançtır.

Nasıl korunmalı?

Gerek satın alınan ve gerekse evde gıda ürünlerini saklamak için kullanılan ambalaj materyalleri cam olmalı. Cam kavanozların kapağının iç kısmında ince bir plastik tabaka bulunur; doldurulan gıda ürünlerinin kavanozun kapağına temas etmesi engellenmeli ya da temas etmeyecek şekilde doldurulmalı.

Plastik esaslı malzeme ve oyuncaklar kullanılmamalı. Cam biberon tercih edilmeli. Bebek ve çocukların plastik esaslı ürünlere temasını azaltacak önlemler alınmalı.

Mesele sadece bu ürünleri kullanmamakla çözülemez. Bu ürünlerin üretimini engellemek ya da kullanılan üretim yöntemlerinin insan ve doğa sağlığına zarar vermemesi için neler yapılacağı üzerinde düşünmek her zaman daha sağlıklı bir yol.

Kimyasal madde kullanımının hayatın bir parçası olduğu bir gerçek ve kimyasal maddelerin kontrolsüz, gereksiz, hangi sorunlara yol açılacağı yeterince düşünülmeden hayatımıza bu kadar çok nüfuz etmesi de bir sorun. Ancak bir takım sağlık sorunları ortaya çıktıktan sonra biz ne yapacağız sorusunun yanıtını aramamız da bu sorunun bir parçası. Nasıl bir toplum ya da nasıl bir hayatın içinde yaşamak istiyoruz ve bunu sağlamak için ne yapacağız? Asıl çözüm bu soruya vereceğimiz yanıtta saklı.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

Bülent Şık

İtalyan gazeteci Hatay’da gözaltına alındı, sınır dışı edilecek

Hatay’da dün gece gözaltına alınan İtalyan gazeteci ve belgeselci Gabriele Del Grande’nin 48 saat içinde sınır dışı edileceği aktarıldı.

Türkiye’deki İtalyan diplomatik kaynaklar, gözaltı gerekçesinin henüz bilinmediği Del Grande’nin sınır dışı edileceğini bildirdi.

İtalya Dışişleri Bakanlığı kaynakları da ANSA’ya yaptığı açıklamada, “İzmir’deki İtalya Konsolosluğu ve Ankara’daki Büyükelçilik yetkililerimiz, Suriye sınırına yakın bir bölgede gözaltına alınan İtalyan gazetecinin durumunu büyük dikkatle takip etmektedir” ifadesini kullandı.

Del Grande’nin, Suriye’deki iç savaş ve IŞİD terör örgütünün doğuşunu anlattığı yeni kitabı için bazı röportajlar yapmak üzere birkaç gün önce Türkiye’ye geldiği bildirildi.

La Presse haber ajansı, bir dönem Türkiye’de geçici görevde bulunmak için yabancı gazetecilerin basın kartının yeterli olduğunu, ancak şimdi ek izinler almak gerektiğini bildirdi. Aynı ajans, İtalyan yetkililerin, Del Grande’nin gözaltına alınma gerekçesinin buna bağlı olup olmadığını doğrulayamadığını bildirdi.

Sahte düğün konvoyuyla kaçış

Gabriele Del Grande, toplam 12 ay süreceğini belirttiği kitabına ilişkin araştırma süreci için kitle fonlaması yöntemiyle finansal destek topluyordu.

Geçen aylarda da bu projesinden dolayı birçok kez Türkiye’de bulunan Gabriele Del Grande, Akdeniz’deki göç krizine ilişkin çalışmalarıyla biliniyor. Bu konuya ilişkin yazılarını yıllardır “Fortress Europe” adlı blog sitesinde yayımlayan Del Grande, “Gelin Tarafı (Io Sto Con La Sposa)” adlı belgeselle dikkat çekmişti.

Del Grande’nin, Yönetmen Antonio Augugliaro ve Filistin asıllı Suriyeli Şair Khaled Soliman al Nassiry’le birlikte hazırladığı uzun metrajlı belgeselde, Suriye’den kaçan Filistinli ve Suriyeli 5 göçmeni İtalya’dan İsveç’e sokmak için kurguladıkları yolculuğun an be an hikâyesi anlatılıyor.

Avrupa’nın göçmen politikalarını ve sınırları eleştirel nitelikteki belgeselde, 23 kişiden oluşan sahte düğün konvoyu, 5 gün süren yolculuğun ardından 3 bin kilometre boyunca Fransa, Lüksemburg, Almanya ve Danimarka’yı hiçbir engele takılmadan geçerek, İsveç’e kadar ulaşıyor.

(Evrensel)

Köprü çağdaşlığı ve tarafsızlığın daniskası – Ahmet İnsel

Ahmet İnsel’in yazısı birikimdergisi.com sitesinden alındı

Birçok kişi konuyu mizahi açıdan ele aldı. Gerçekten bu bir Zaytung haberi midir diye insanın okurken kendine soracağı ince bir mizah, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın verdiği tarafsızlık örneğinde aranabilirdi. Ama ne yazık ki bir mizah söz konusu değildi. Anayasaya göre tarafsız olması şart olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bir parti başkanı gibi yürüttüğü halkoylaması kampanyasında tarafsızlığın her açıdan hem aleni hem de çok yaygın biçimde çiğnendiği iddialarına karşı, Türkiye popüler siyasal sözler tarihine geçecek fikri dile getirdi: “Biz Yavuz Sultan Köprüsü’nden şunlar geçer, bunlar geçemez diyor muyuz? Biz Çanakkale Köprüsü’nden şunlar geçer, bunlar geçemez diyor muyuz? Bizde tarafsızlığın daniskası var be! Hayırcıların zihniyeti bu işte.”

Hiç hafife alınmaması gereken, doğaçlama söylendiyse, bunu söyleyenin siyasal değer ve düşünce dünyasını tüm çıplaklığıyla ele veren bir değerlendirme bu. Doğaçlama değil de, danışmanların bulduğu bir cin fikir ise, durum daha da anlamlı oluyor. Çünkü bu “yerli ve milli” kültür tapınması içinde olan danışmanların, Dede Korkut hikâyelerini biliyor olmaları gerekir. Ve akıl ettikleri bu tarafsızlık örneğinin Dumrul hikâyesini çağrıştırdığını da herhalde düşünmüşlerdir.

Kısaca özetleyelim: Dede Korkut’un anlattığına göre, Oğuz’da Duha Koca oğlu Dumrul adlı bir kişi varmış. Bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmış. Köprünün başına oturmuş, geçenden on akçe, geçmeyenden zorla kırk akçe alırmış. Bunu da, benden daha güçlü er dünyada var mıdır, varsa çıksın benimle savaşsın, böylece benim şanım, kahramanlığım, yiğitliğim Rum’a, Şam’a gitsin, yayılsın, diye yaparmış.

Hikâyenin gerisi bizi başka yerlere götürür, burada bırakalım.

Bir köprüden geçişin paralı olup olmaması gerektiği tartışması, evrensel bir konudur. Ama bir köprünün başına oturmuş bir kişinin, bazı insanları geçirip, bazılarına geçiş izni vermemesi dünyada pek bilinen bir vaka değildir. Köprü bir özel mülkiyet alanı içinde değilse veya bir devletler arası sınırın üstünde yer almıyorsa, dünyanın her yerinde, paralı ise parası olan, parasız ise herkes köprüden geçer. Ve sanırım bugüne kadar dünyada kimse, var olan binlerce köprüde geçerli olan bu uygulamayı o ülkedeki yönetimin tarafsızlığına, adalet anlayışına örnek olarak vermeyi akıl etmemiştir.

Tayyip Erdoğan, kamu mülkü olan köprüden herkesin (parayla) geçmesine izin veriyor olmayı yönetiminin tarafsızlığının en iyi örneği ilan ederken, “çağdaş bir ülkede yaşamak istiyoruz” diyenlere de, “yani şu anda çağdaş bir Türkiye yok mu, neyiniz eksik? Yollarınız, köprüleriniz, hızlı tren, okullar yok mu? 14 sene önce bunlar var mıydı?” diye yanıt veriyor. Verilen bu iki örnek, birbirlerini tamamlıyor. Hâlbuki temel hak ve özgürlüklere titizlikle saygılı bir hukuk devleti olarak da anlamak mümkün çağdaşlığı. Cumhurbaşkanı ise, bunu yol, köprü, hızlı tren, okul olarak tanımlıyor. Ve birkaç gün sonra, bu çağdaş değerleri yaratan devlet yönetiminin tarafsızlığını betimlemek için köprüden kimin geçtiğine karışmadıklarını söylüyor.

O yollardan, tünellerden, köprülerden şunlar geçer, bunlar geçemez, hızlı trenlere şunlar biner, bunlar binemez denmiyor gerçekten Türkiye’de. Şimdilik mi? Çünkü böyle bir örnek verdiğine göre Cumhurbaşkanı, buna da karışılabileceğini, bu kamu mallarını kullanma izninin bazılarına verilmeyebileceğini, bunun da bugün Türkiye’de mümkün olduğunu düşünüyor demektir.

Tayyip Erdoğan’ın çağdaşlık ve tarafsızlık konularında verdiği bu örnekler, onun siyasal dünyasını ve değerlerini aydınlatıyor. İktidarın yakın hatta uzak çevresinden bir kişi bile çıkıp, bu ne demek şimdi diye sormuyor. Ya da soramıyor. Halbuki Cumhurbaşkanı köprü, yol, tünel, okul, hızlı tren örneklerini çağdaşlığın yeterli göstergeleri olarak gösterirken ve bunların herkesin kullanımına açık olmasına izin vermeyi bir haslet olarak sunarken, köprünün başını tutanın aslında isterse toplumun bir kısmının temel hak ve özgürlüklerini keyfî biçimde kısıtlayabileceğini, kamu mülkünü kendi mülkü gibi kullanabileceğini ima etmiş olmuyor mu?

Bilinçaltının dile vurması böyle olur.

Ahmet İnsel – birikimdergisi.com

Eşini bıçaklayan kocaya ‘tayttan tahrik’ indirimi!

Erzurum’da mahkeme heyeti, kadın cinayetlerini meşrulaştıracak bir karara imza atarak eşini bıçakla yaralayan erkeğe tayt ve oturma şeklini bahane ederek ‘tahrik’ indirimi uyguladı.

Erzurum’da eşi D.K.’yı başka bir erkekle aynı otomobilde gördüğü için bıçakla ağır yaralayan T.K.10 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti kadının camları filmle kaplı otomobilde yan yatmış şekilde taytla oturmasını ‘tahrik’ saydı.

23 Ocak 2014’te 35 yaşındaki T.K., boşanma davası süren 3 yıllık eşi 34 yaşındaki D.K.’yı bir akaryakıt istasyonunda A.P.’ye ait otomobilin içinde gördü. Boşanma davası nedeniyle aralarında sorun bulunan T.K., eşinin olduğu otomobile bindi ve hareket ettikten sonra sürücü A.P.’den araçtan inmesini istedi. Ön koltukta oturan T.K. arka koltukta oturan D.K.’nın yanına geçti ve konuşma sırasında tartışma çıktı. Tartışma sonrası otomobilden çıkmak isteyen D.K.’yı eşi saçından tutarak içeriye çekti ve sırtından bıçakla yaraladı. Bunun üzerine dışarıda bekleyen A.P. polis ile D.K.’nın kardeşlerini arayarak yardım istedi. D.K. hastaneye kaldırılırken, gözaltına alınan T.K., 24 Ocak 2014 günü tutuklanarak Erzurum E Tipi Cezaevi’ne konuldu.

‘İyi hâl ve tahrik’ indirimi

T.K. hakkında Erzurum 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘eşe karşı kasten adam öldürmeye teşebbüs’ suçundan dava açıldı. 23 Temmuz 2014 günü görülen karar duruşmasında T.K. önce ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. İki kadın üyenin olduğu mahkeme heyeti, eylemin teşebbüs aşamasında kaldığını dikkate alarak T.K.’ya 15 yıl hapis cezası verdi. T.K.’ya ‘tahrik indirimi’ uygulayan mahkeme heyeti yarı oranda indirim yaparak cezayı 7.5 yıla düşürdü. Heyet, 1/6 oranında da ‘iyi hal indirimi’ uygulayarak T.K.’yı 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkum etti.

Kararda skandal ifadeler

Hazırlanan gerekçeli kararda, “D.K.’nın evlilik öncesi mazbut giyineceğine dair sanıkla anlaştığı halde açık giyindiği, olay günü de camları film kaplı A.P.’nin aracında arka koltukta hafif yana yatmış vaziyette, üstünde tayt bulunduğu halde rahat bir şekilde görülmesinin tartışmaya neden olduğu” yazıldı.

Gerekçeli kararda, ‘bu durumun sanık için tahrik oluşturduğundan cezada makul ve adil düzeyde indirim yapıldığı” kaydedildi.

Karar bozuldu

Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi 9 Kasım 2016 günü kararı bozdu.

Bozma kararı sonrası dosya yine 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde tekrar görüldü. 5 Ocak 2017’de görülen davada yeni heyet, T.K.’yı önce ağırlaştırılmış ömür boyu, ardından eylemin teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle 16 yıl hapse çarptırdı. 1/4 oranında ‘tahrik indirimi’ uygulayarak bunu 12 yılı indiren mahkeme, sanığa ‘iyi hal’ indirimi de uygulayarak 10 yıl hapis cezasına mahkum etti. Mahkeme heyeti hükümle birlikte T.K.’nın tutukluluk halinin devamına karar verildi.

Hazırlanan gerekçeli kararda, suç tarihine kadar evli görülen sanık ve katılanın esasen evliliklerinin altıncı ayından itibaren, yaşam tarzı, birbirlerini anlamama, evlilik öncesi beklenenlerden farklı tutumlar, kıskançlık, ailelerin ortak yaşama müdahalesi gibi sebeplerle ciddi geçimsizlik yaşandığına vurgu yapıldı. Ayrı yaşamaya başladıkları süreçte birbirlerine olan güvenin tamamen kaybolduğu, sanığın bu şartlarda evlilik birliğinin yürümeyeceğini görmesi sonucu boşanma kararı aldığı anımsatılan kararda, D.K.’nın boşanmaya karşı çıktığı, rahat ve sanığın kafasında kıskançlık oluşturur şüpheli davranışlar ile kıskançlık, aradaki ihtilafın büyümesine neden olduğu bildirildi. Kararda, sanığın D.K.’nın başka kızlarla dolaşan A.P.’ye ait araçta arka koltukta hafif yana yatmış vaziyette üstünde tayt bulunduğu halde rahat bir şekilde gördüğü ve hiddetlendiği belirtildi. Gerekçeli kararda, şöyle denildi:

“Taraflar arasında uyuşmazlığa zaman içinde güvensizliği, sorunları beraberinde getirdiği bu bağlamda olay tarihinde katılanın camların filmle kapalı olan araç içinde görmesi katılana yönelik ‘bu ne biçim giysi, üstüne başına bak’ söylemi ile başlayan tartışmada tahrik edici bir şekilde katılanın ‘ben o…. isem sen de p….’ diyerek karşılık vermesi olgusu birlikte değerlendirildiğinde katılanın evlilik birliğinin yasal olarak devam ettiği dönemde sanığın kendisinde oluşan olumsuz algılar dışında katılanın sanığa yönelik aksi ispatlanmayan hareket söyleminin haksız tahrik oluşturduğu kanaatine varılarak TCK’nın 29/1 maddesi gereğince 1/4 oranında indirim yapılmasına, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre hüküm tesis edilmiştir.”

(Hürriyet)

Yaban hayatında yiyecek bulamıyorlar: Kış uykusundan uyanan ayı ailesi şehre indi

Bursa Uludağ’da kış uykusundan uyanan ayı ailesi, aç kalınca soluğu Sarıalan’daki yerleşim biriminde aldı. Çöpleri karıştıran anne ayı ve 3 yavrusu kendilerini fotoğraflayanlara da adeta poz verdi.

Baharın ilk günleriyle birlikte Uludağ’daki ayılar da kış uykusundan uyanmaya başladı. Mağaralardan çıkan sevimli ayı ve 3 yavrusu, karların kısmen eridiği Sarıalan’daki yerleşim bölgesine kadar geldi.

Buradaki çöpleri karıştırıp yiyecek arayan ayı ve 3 yavrusu, bölgede bulunanlara poz vermeyi de ihmal etmedi. 4 ayı karınlarını doyurduktan sonra gözden kaybolarak tekrar ormana döndü.

Ayıların aç kalıp yerleşim birimine gelmesi ve çöpleri karıştırması yaban hayatında hayvanların yiyecek bulmakta yaşadığı sıkıntıyı bir kez daha gözler önüne serdi.

(Bursadabugün)

Bunun adı ırkçılık: Halk oyunları yarışmasını kazanan çocuklar Diyarbakırlı olduğu için yuhalandı!

Denizli’de gerçekleşen Okul Sporları Yıldızlar Halk Oyunları Türkiye Şampiyonası’nın sonunda Diyarbakır Yenişehir Mehmet Akip Ersoy Ortaokulu şampiyon olunca öğrenciler yuhalandı.

Okul Sporları Yıldızlar Halk Oyunları Türkiye Şampiyonası Denizli’de gerçekleşti. Diyarbakır’dan kendi imkânlarıyla şampiyonaya katılan 12 ile 14 yaş arası ortaokul öğrencileri birinci seçilince yuhalandılar.

BirGün’den Serbay Mansuroğlu’nun haberine göre, Denizli’de Gümüşlerde bulunan Vali Recep Yazıcıoğlu Spor Salonu’nda düzenlenen şampiyonada yurt genelinde finale kalmayı başaran 22 ilden 28 takım sahne aldı. Yarışmaya 580 sporcunun yanı sıra sporcu aileleriyle birlikte yaklaşık 3 bin kişi katıldı. Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği Okul Sporları Halk Oyunları Yıldızlar Türkiye Şampiyonası’nda Diyarbakır’da birinci olarak Diyarbakır’ı temsilen Türkiye Şampiyonası’na katılmaya hak kazanan Yenişehir Mehmet Akif Ersoy Ortaokulu oldu. Bu okulun öğrencileri şampiyonada olağanüstü bir performans göstererek katılan takımlar arasında Türkiye birincisi seçildi. Puanlama esnasında birinciliği açıklandığı andan itibaren spor salonuna gelen seyirciler yaşları 12 ile 14 arasında değişen öğrencileri yuhalamaya ve küfür etmeye başladı. Sahaya inmeye çalışan bazı seyircilerden dolayı Okul Müdürü Ahmet Ateş öğrencilerini soyunma odasına götürmek zorunda kaldı. Okul müdürünün sağduyusu ile linçten kurtarılan öğrenciler sevinçlerini yaşayamadan apar topar Diyarbakır’a dönmek zorunda kaldılar.

‘‘Sevinçlerini yaşayamadan döndüler’’

Yaşananları anlatan isminin açıklanmasını istemeyen bir kişi, “Öğrenciler türlü imkansızlıklarla bu turnuvaya hazırlandı. Kostümleri bile ödünç alınmış durumda. Buna rağmen bu çocuklar burada müthiş bir yetenek ortaya koyarak sıralamada en başta olmayı başardı. Öğrencilerimiz sevinçlerini yaşayamadan memleketlerine dönmek zorunda kaldı” diye konuştu.

(BirGün)

Çanakkale Belediyesi’nden atalık tohumların korunması için ‘Tohum Sandığı Projesi’

Çanakkale Belediyesi’nin doğal hayatın devamlılığı ve çevre bilincinden hareketle yerli tohumların korunup temin edilebileceği ve gelecek nesillere aktarılabileceği “Tohum Sandığı Projesi”ne yönelik çalışmalar tüm hızıyla sürüyor.

Çanakkale Travel’da yer alan habere göre Çanakkale Belediyesi, tarihi Emile Vitalis binasının restorasyon çalışmalarını tamamlayarak yaklaşık 3.800 m2 alan üzerindeki Tohum Sandığı Projesini hayata geçiriyor. Proje alanındaki binada toplantı ve teşhir salonu, bahçede tohum takas şenliği yapılabilecek alanlar, 1.400 m2 peyzaj düzenlemesi ve 1.300 m2 tohum yetiştirme ve kurutma alanı bulunuyor.

Proje ile birlikte yerli tohum temini üzerine çalışmalar da başlatıldı. Bugüne kadar yerli börülce, kabak, bamya, mısır, domates, biber, karpuz, bakla, karakılçık gibi pek çok tohum temin edilirken, Tohum Sandığı hayata geçtiğinde bu yörede kullanılan yerli tohumların yaşaması ve genlerin korunması için de bir adım atılmış olacak,

Proje ile birlikte Kazdağlarına da dikkat çekmek amacıyla “Kaz Dağları Çevre Koruma Koordinasyon Merkezi” adıyla çevre konularına ilişkin bilgilendirme faaliyetlerinde bulunulması da amaçlanıyor.

Tohum Sandığı Projesinin teknik çalışmaları kapsamında ise, Emile Vitalis binasının bahçe alanında sert zemin, sulama tesisatı, aydınlatma çalışmaları bitirilirken,  peyzaj ve üretim alanı çalışmalarında ise sona yaklaşıldığı belirtildi.

 

(Çanakkale Travel)