Ana Sayfa Blog Sayfa 3192

İnsan Hakları İzleme Örgütü: Türkiye’de OHAL kaldırılsın

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW – Human Rights Watch) Türkiye’de olağanüstü hal uygulamasının bir kez daha üç ay uzatılmasının gündeme getirilmesini eleştirdi. İnsan Hakları İzleme örgütü olağanüstü hal uygulamasının uzatılmasınıa dair teklifin geri çekilmesini istedi.

İnsan hakları savunucuları salı günü İstanbul’da yaptıkları açıklamada, ‘Pazar günkü referandumdan önce başlatılan siyasi baskılara son verilmesini’ talep ettiler.

Örgüt ‘referandum ve evet kampanyasının olağanüstü hal ortamında ve 2016’daki darbe girişimi sonrası başlatılan baskıcı uygulamalar eşliğinde yürütülmüş olmasını’ eleştirdi.

HRW Avrupa ve Orta Asya direktörü Hugh Williamson

HRW Avrupa ve Orta Asya direktörü Hugh Williamson, anayasa değişikliği referandumunun az farkla Evet çıkmasının ardından Türk hükümetinin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘sadece taraftarlarının değil, bütün Türklerin menfaatine uygun çalışması gerektiğini belirtti. Williamson Türkiye’de insan haklarına saygının yeniden tesis edilmesi gerektiğine dikkat çekti.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) gözlemci heyeti de referandum sürecini eleştirmiş ve ‘büyük çapta teknik sorunlar çıkmamış olmasına rağmen seçmen kitlelerinin yeterli ölçüde ve objektif olarak oylamanın ana hatları hakkında bilgilendirilmediğini’ öne sürmüştü.

AGİT heyetinin raporunda ‘sonuç itibariyle referandum sürecinde uluslararası standartların geniş ölçüde ihlal edildiği’ ifadesine yer verilmişti.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Avrupa Konseyi gözlemcisi Alev Korun: 2,5 milyon oy manipüle edilmiş olabilir

Avrupa Konseyi’nin 16 Nisan referandumu için Türkiye’ye gönderdiği gözlemci heyetinden Avusturyalı milletvekili Alev Korun, “2,5 milyon oyun manipüle edilmiş olabileceğine dair şüphe var” dedi.

Korun, Avusturya’nın ORF radyosuna yaptığı açıklamada, özellikle Kürt nüfusun yaşadığı bölgelerde referandum günü büyük bir baskı yaşandığını, Avrupa Konseyi heyetinin Diyarbakır’da görev yapan iki üyesinin oy verme merkezlerine polis tarafından alınmadığını aktardı.

Türkiye’nin de kurucu üyesi olduğu 47 üyesi bulunan Avrupa Konseyi, kıta genelinde demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanında çalışmalar yürütüyor, seçimler ve referandumlara gözlemciler gönderiyor.

Referandum için Türkiye’ye gözlemci heyeti gönderen bir diğer uluslararası kuruluş Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, ön raporunu dün açıklamış ve “YSK’nın son dakikada açıkladığı mühürsüz pusula kararı yasalarla çelişiyor” demişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise AGİT’e tepki göstererek “Bunlar kendilerine göre bir rapor hazırladılar. Önce haddinizi bilin. Sizin hazırlayacağınız siyasi içerikli raporları ne görürürüz, ne duyarız, ne biliriz” ifadesini kullanmıştı.

Korun: YSK kararı kanuna aykırıydı

Avrupa Konseyi gözlemcisi Alev Korun

Avrupa Konseyi gözlemcisi Alev Korun da mühürsüz pusulaların geçerli sayılmasının sorun teşkil ettiğine değinerek, “Yüksek Seçim Kurulu, kanuna aykırı olarak, resmi mühür olmayan zarfların geçerli sayılması kararını verdi” dedi.

Korun, bir kişinin birden fazla kez oy kullandığına ilişkin sosyal medyada dolaşan teyit edilmemiş görüntülere de işaret etti.

Korun “Şikayetlerin çok ciddiye alınması gerekiyor ve her halükarda oylamanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteler” diye konuştu.

‘Evet’ ve ‘Hayır’ oyları arasındaki farkın 1 milyon 250 bin olduğunu açıklanmıştı.

 

(BBC Türkçe)

YSK, referanduma gölge düşüren kararından 2 saat önce “Mühürsüz pusulalar geçersizdir” demiş!

Referandum günü “arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan oy pusulalarının geçerli olduğuna” hükmederek sonuçlara gölge düşüren Yüksek Seçim Kurulu (YSK) seçimin üzerinden iki gün geçmesine karşın bu kararını resmi internet sitesine koymadı. YSK’nın, bu skandal kararından sadece 2 saat önce tam tersi bir karar aldığı ve “Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan birleşik oy pusulaları geçerli değildir. Bunun amacı, oylamada sahte oy pusulası kullanımını engellemektir” dediği tespit edildi.

Referanduma gölge düşüren “Mühürsüz oylar geçerli sayılır” şeklindeki YSK kararının gerekçesi pazar günü tüm üyeler tarafından imzalandı. Ancak YSK Başkanı Güven, gerekçeli kararı 2 gündür siteye koymadı. YSK, gerekçeyi açıklamak yerine, bu yöndeki 2004 öncesi bazı kararlarını dün sitesine koydu. Bu duruma kendisinin de şaşırdığını söyleyen bir YSK üyesi, konuyu bugünkü toplantıda gündeme getireceğini söyledi.

Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre, YSK’nın yol açtığı bir diğer hukuk skandalı da 16 Nisan günü hukuku iki saat içinde değiştirmesi oldu. YSK, oy verme işlemi sürerken saat 10:00 sıralarında toplandı. Konu, bazı yerlerde tercih mühürü yerine evet mühürü ile oy kullanılması ve bazı oy pusulalarının arkasında olması gereken mührün ön yüze vurulması oldu.

Her iki durumu görüşen YSK; aldığı 559 sayılı kararında “EVET” mührü basılmış oy pusulalarını geçerli saydı. Kurul, aynı kararında sandık kurulu tarafından sehven ön yüzüne mühür basılan oy pusulasının geçerli sayılmasına hükmetti.

Gerekçe sahtecilik

Kurul, bu kararının gerekçesinde, 135/I sayılı Genelge’ye işaret etti. Genelgenin 21. maddesinde;

“…ilçe seçim kurulu başkanlığından teslim aldığı ve üzeri Yüksek Seçim Kurulunca numaralanıp mühürlenerek paketlenmiş birleşik oy pusulası paketini açıp, tümünü sayar; birleşik oy pusulalarının her birinin arkasını sandık kurulu mührü ile mühürler” kuralı ve 43. maddesinin (c) fıkrasında ise; “Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan birleşik oy pusulaları geçerli değildir” kuralının yer aldığına işaret edildi.

Gerekçede, şöyle denildi:

“Oy pusulalarının sandık kurulu mührü ile mühürlenmesinin amacı, oylamada sahte oy pusulası kullanımını engellemek için olup, bu amacı gerçekleştirmeye yönelik mührün sandık kurulu tarafından sehven oy pusulasının ön yüzüne basılmış olması veya arka yüzüne basılmış olmakla birlikte mürekkep fazlalığı nedeniyle ön yüzüne yansımış olması, oy pusulasının geçersiz sayılmasını gerektirecek nitelikte görülmemektedir.”

Yani YSK; gerekçesinde arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan birleşik oy pusulalarının geçerli sayılmayacağını, bunun amacının da sahte oy pusulası kullanımını engellemek olduğunu kaydetti.

2 saatte unuttu!

Referandumda oy kullanma devam ederken sandık kurulu mührü olmayan oy pusulalarının kullanıldığı tespit edildi. Buna yönelik itirazlar gündeme geldi.

YSK; sabahki kararından iki saat sonra AKP’nin temsilcisinin talebi üzerine saat 12:00’de bir kez daha toplandı. Toplantı sonucunda kurul, “arkasında sandık kurulu mührü olmayan oy pusulalarının da geçerli olduğuna” karar verdi. Böylece kurul, iki saat önce yazdığı gerekçeyi unutarak, kendisiyle çelişti.

YSK üyesi: CHP itiraz ederse değerlendiririz

Tartışmalı ve çelişkili karar nedeniyle gözler YSK’ye çevrildi. Cumhuriyet’in ulaştığı bir YSK üyesi, bu karara ilişkin sorulara şu yanıtları verdi:

– Sandık kurulu mührü olmayan oyların geçerli olduğuna ilişkin karar ne zaman alındı?

Karar, henüz sandıklar açılmadan alındı. Seçim günü 12:00 gibi toplanıp aldık. Henüz hiçbir sandık açılmamış, sayım yapılmamıştı. Seçim sırasında bazı oy pusulalarında sandık kurulu mührü olmadığı duyumları gelince toplandık ve bu kararı aldık.

– Kararınız sahte oy tartışmasına neden oldu?

Burada önemli olan oy pusulalarındaki filigramdır. Nasıl Türk parasında filigram varsa, oy pusulalarında da YSK’nin özel olarak bastırdığı filigram vardır. Arkasında mühür olması ikinci planıdır. Oy pusulalarında filigram olduğu sürece sorun yoktur bizim açımızdan.

– Ancak 298 sayılı yasanın 101. maddesi mühürlü oy pusulalarını zorunlu kılıyor?

Bizim için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi önemli. Anayasanın 67. maddesinde düzenlenen vatandaşın seçme hakkı var. Burada vatandaşların oy hakkı teminat altına alınmış. Şimdi sandık kurulunun mührü unutmasının kusuru vatandaşa yüklenebilir mi? Vatandaşa, neden pusulanın mühürlü olup olmadığını kontrol etmedin diye yüklenebilir miyiz? AİHS ve anayasa, seçme ve seçilme hakkı en kutsal haktır diyor. Biz bu iki normu esas aldık. Bu normlar, yasadan üstündür. 298 sayılı yasanın maddesi bu üst normların gerisinde kaldı. Önemli olan filigram olması. Mühür daha tali bir durum. Bu oy geçersiz derseniz bu daha büyük hak ihlali olmaz mı?

– Peki, referandumda kaç tane mühürsüz oy kullanıldı?

Şu an bilmiyoruz. Bize sandık birleşme tutanakları gelmedi. Rakam veremiyorum. Bu durum batı illerinde de yaşandı. Hatta hayır cephesindeki insanlar, mühür olmayan pusulalar da geçerli olsun dediler.

– Ya sahte oy kullanılmışsa?

Şu ana kadar bize dışarıdan getirilen oy pusulası ile oy kullanma iddiası gelmedi.

– Aynı gün sabah aldığınız kararda, “sandık kurulu mührü olmayan oy pusulaları geçerli değildir” demişsiniz. Bunun sahte oy kullanmayı engellemek amacıyla alındığını belirtmişsiniz? Bu çelişki değil mi?

Bu kararın yazımında hata olmuş olabilir.

– Seçim günü bazı yerlerde tercih mührü yerine evet mührü kullanılması seçmeni etkilemez mi?

Hayır. Bunda ihmal yok. Dikkatsizlikten dağıtılmış olabilir. Ancak bu oylar da geçerli.

– CHP, bu karara itiraz ettiğinde yeniden gözden geçirecek misiniz?

Evet. Kurul, her olayın özelliğine göre konuyu yeniden değerlendirir.

(Cumhuriyet)

CHP referandumun iptalini isteyecek, HDP itirazlarını YSK’ya iletecek

CHP, bugün saat 14:30’da referandumun iptali için YSK’ya başvuruda bulunacak. CHP’nin yanı sıra HDP’de bugün saat 15:00’a kadar tespit ettikleri usulsüzlükleri YSK’ya bildireceği ve referanduma ilişkin itirazlarını yapacağı bildirildi.

YSK’nın mühürsüz oyları geçersiz saymasının yasaya aykırı olduğunu iddia ederek referandumun iptalini isteyen CHP, YSK Başkanı Sadi Güven ile görüşüleceğini açıkladı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdal Aksünger, bugün saat 12.30’da YSK Başkanı Sadi Güven ile görüşecek.

Hürriyet’te yer alan habere göre, CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdal Aksünger, bugün saat 12.30’da YSK’ya gidecek. Aksünger, ziyarete ilişkin yaptığı açıklamada “YSK Başkanı Sadi Güven ile yüzleşmeye gidiyoruz” dedi.

Aksünger, yaptığı açıklamada, CHP’nin kendi örgütünden gelen ıslak imzalı sandık sonuç tutanaklarını sistemlerine girdiklerini belirtti. Örgütlerinin girdiği verileri YSK sonuçlarıyla karşılaştırma işlemlerinin sürdüğünü aktaran Aksünger, bugün içinde itirazların yapılacağını bildirdi. Bugün 12.30’da YSK Başkanı Güven’i ziyaret edeceğini vurgulayan Erdal Aksünger, şunları söyledi: “Sandık bazlı demiyorum, şu anda bize 10 binden fazla okuldan gelen ihlal söz konusu. 57 bin okulun 10 bin 900 tanesinde ihlal yaşanmış. İş artık başka bir boyuta geçti. Bu konular bireysel itirazların ötesinde artık. Halk da bireysel itirazlarını mutlaka yapacaktır, halkın böyle bir hakkı var. Anayasa ve yasalardan kaynaklanan direnme hakkını herkes kullanacaktır.”

“Karar yok” iddiası

CHP milletvekili Tur Yıldız Biçer de Twitter’dan yaptığı açıklamada şu mesajı paylaştı: “Bugün YSK ya başvurup mühürsüz oyların kabulüyle ilgili kararı ve genelgeyi istedim;karar da, genelge de,yanıt da yok!”

HDP’den verilen bilgide ise, bugün saat 15.00’e kadar tüm tutanaklar ile itirazların yapılacağı, ilçeler bazında çalışmaların yürütüldüğü duyuruldu.

(Hürriyet, Yeşil Gazete)

Bir kez daha uzatılıyor: OHAL tezkeresi TBMM’de

Olağanüstü Halin (OHAL) 19 Nisan Çarşamba günü saat 01.00’den geçerli olmak üzere 3 ay süre ile uzatılmasına ilişkin Başbakanlık Tezkeresi, TBMM Başkanlığı’na sunuldu.

 

Başbakan Binali Yıldırım’ın imzasını taşıyan tezkerede, TBMM’nin 21 Temmuz 2016 tarihli kararı ile ülke genelinde ilan edilen, 3 Ocak 2017 tarihli kararı uyarınca devam etmekte olan olağanüstü halin, 19 Nisan 2017 çarşamba günü saat 01.00’den geçerli olmak üzere 3 ay süre ile uzatılması kararının TBMM’ye arzının, MGK’nın 17 Nisan 2017 tarihli tavsiye kararı göz önünde bulundurularak Bakanlar Kurulu’nca bugün kararlaştırıldığı bildirildi.

Sonrasında… – Murat Belge

Murat Belge’nin yazısı t24.com.tr sitesinden alındı

Bütün bu “oylama”lardan sonra, oylamanın orasında ya da burasında yer almış taraflar, sonuçlar arasından kendi lehlerine yorumlayacak bir şeyler bulup çıkarırlar. Şu anda bu olmakta.

Bu referandum, başından beri, “sistem”le filan ilgili değildi. Doğrudan doğruya Tayyip Erdoğan’la ilgiliydi. “Evet” oyu ona “evet devam et” deme ​anlamına geliyordu; “hayır” da bunun tersi. Sonuç olarak toplum Tayyip Erdoğan’a “evet” dedi.

“Hayır” diyenlerden biri olarak ben “referandum-öncesi-son-yazım”da Erdoğan’ın tarihî-sosyolojik gerilemesinin bu referandumdaki “evet”ler ve “hayır”lardan bağımsız olarak başladığını düşündüğümü söylemiştim. Referandumda Erdoğan’ın küçük bir farkla kazanacağını tahmin ediyordum. Arkadaşlarla giriştiğimiz “toto”da 52-48 demiştim. Pek tutturamam böyle tahminleri; bu sefer tutturdum.
Sonuç bunun tersi çıkmış olsa, yani % 52 “Hayır”, % 48 “evet” olsa (tabii şu şimdiki durumdan iyi olacaktı ama) çok sevinemeyecektim. Çünkü Tayyip Erdoğan bu referandum kendisine bu yetkileri resmen vermeden önce eline geçecek yetkileri nasıl kullanacağını yeterince göstermişti. Onun bu performansını seyrettikten sonra % 52 değil, % 40 oranında da “evet” oyu vermek, bence, demokrasi sınavında çakmak anlamına gelir. Bu, şüphesiz “üzücü”; ama Türkiye’yi az çok tanıyınca, “şaşırtıcı” değil. Türkiye toplumunun bir “demokratik siyasî kültür” inşa etmesine daha çok var.

Dedikten sonra, büyük kentlerdeki durumun bu kültürü inşa etmekte geriye doğru değil, ileriye doğru bir gidiş olduğunu gözlemlemek gerekiyor. Bu gözlem, yukarıda söylediğim, “kendine yontacak” bir sonuç aramak demek değil. Seçmen sayısı bir milyonu geçen kentler, alfabe sırasıyla, Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Gaziantep, Hatay, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Konya, Manisa, Mersin ve Urfa. On üç il ediyor. Bunların sekizinde “hayır” önde. Üç büyük kent, net bir şekilde “hayırcı.” Kıyılar demokrasi yönünde oy vermekte yeniden birleşti.

AKP-MHP ittifakının haziran ve kasım sonuçlarını tutturamamış olması önemli ve anlamlı. Bu, neredeyse her yerde böyle. Bahçeli politikası, belli ki, MHP seçmeninin büyük çoğunluğuna ters gelmiş. Ama bundan önemlisi, AKP oy tabanında da AKP’den ciddi bir uzaklaşma görülmesi.

“Kendine yontacak sonuç bulmak” etkinliğinin bu referandumdaki örneği AKP’nin “Kürt oylarını yükseltme” konusunda söylenenler. Çok dikkatli olmayan bir bakışla, katılımın buralarda daha düşük olduğu söylenebilir sanıyorum. Hazirandan beri ülkenin bu yöresinde uygulanan devlet şiddeti, HDP’ye uygulanan şiddet, yaratılan bu korku ortamı, sanırım özellikle her şeyin daha saydam kılındığı kırsal bölgelerde, AKP’yi mutlu etmek için verilen oyların oranını artırmış. “Kutlu olsun” demekten başka söylenecek söz yok. Gene bir tahmin olarak söylüyorum: Buradaki seçmenlerin birçoğu “Türkiye’nin yönetim sistemi” gibi konularla artık ilgilenemiyor.

Dolayısıyla “Güneydoğu’da oylarımızı artırdık” sözü, tarafları avutmak için söylense dahî (ki söyleniyor tabii), söyleyenlere de inandırıcı gelmiyor.

Seçimin nasıl bir ortamda yapıldığı, OHAL’de seçim yapmanın “demokratik feraset”i ve üstüne üstlük Yüksek Seçim Kurulu’nun gösterdiği performans, bu çok kısa kalan çoğunluğun nasıl sağlandığı konusunda fikir veriyor. Ama AKP’nin önderliği, şimdiye kadar kazandığı engin deneyimle böyle koşulları da hiç kale almadan kendi yolunda yürüyecektir. Bundan da hiç şüpheniz olmasın.

“Kendi yolu” şimdiye kadar “gerilim”den geçti. Tayyip Erdoğan’ın ilk akşamdan tavrı bunun devam edeceğini gösteriyor. Oylama akşamı TV kanallarında yorumcular, ertesi sabah yazılı basında durum değerlendirenler, aradaki farkın azlığı, büyük kentlere kulak vermenin gerekliliğini, “herkesi kucaklayan” politikaların önemini vurguladılar. Bunların gerçek politikaları belirleyenler üzerinde hiçbir etkisi olacağını sanmıyorum.

Ünlü deyim, “galip sayılır bu yolda mağlup” bu ortamda yerine oturmuyor bence. Bu da, “hayır” diyenler açısından zorlama bir avuntu olur. Ama tersine çevirip “mağlup sayılır bu yolda galip” daha gerçekçi bir değerlendirme olabilir.

Murat Belge – t24.com.tr

Referandumdaki demokrasi sınavımız – Arif Ali Cangı

Arif Ali Cangı’nın yazısı haberekspres.com.tr sitesinden alındı

Önce şunu belirtmekte yarar var, amaca ulaşmak için her yol mubah değildir, demokrasinin kuralları vardır, sonuca giderken oyunun kurallarına göre oynanması gerekiyor. Demokratik yol ve yöntemler ıskalanarak elde edilen seçim zaferi ne kadar büyük olursa olsun, ona demokrasinin zaferi denemez. Kuralsız uygulamalar sürekli sıkıntı yaratmaya devam eder. Pazar günü yapılan referandumun sonucundan çok, seçim sürecindeki antidemokratik ve adaletsiz kampanya ile oy verme günü bizzat Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından yaratılan krizi konuşacağız gibi.

Seçim sonuçlarına saygı duymak başka şey gerçekleri söylemek başka şeydir. Ciddi yönetim değişikliğine yol açacak anayasa değişikliğinin hazırlanması, Meclis görüşmeleri, referandum çalışmaları, seçimin yapılışı ve oy sayımı bakımından demokrasi dersinden bir kez daha sınıfta kaldık. Kimin tarafından nerede hazırlandığı belli olmayan bir metin, siyasi pazarlıklarla Meclis’in gündemine getirildi, içeriği tartışılmadan kavga gürültü meclisten geçti ve seçim takvimi başladı. Bu arada 15 Temmuz darbe girişimi nedeniyle ilan edilen olağanüstü hal (OHAL) rejimi uzatılmaya devam edildi ve anayasa oylaması OHAL rejiminin kuralları ile yapıldı. Bu süreçte gazeteciler, siyasetçiler içeri atıldı, belediyelere kayyım atandı. Hükmünden sual olunmaz Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’lerle yüzbinlerce yurttaş bir daha kamuda çalışamayacak şekilde görevinden ihraç edildi. KHK ile yapılan işlemlerin yargısal denetimi fiilen kapatıldı. Meclis’in 3. büyük partisinin genel başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları tutuklu iken referandum için seçim kampanyası yürütüldü. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar ve bürokrasi seçimin bir tarafı oldular, devletin tüm olanakları bir tercih lehine kullanılarak kampanya yürütüldü. Bu haliyle referanduma kadar yaşanan sürecin demokratik ve adil olduğunu hiç kimse söyleyemez.

Seçim gününe, YSK’nın kanuna ve kendi kararına aykırı aldığı karar damgasını vurdu. Şu mühürsüz oy pusulası ve zarfların geçerli sayılması kararından bahsediyorum. 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 2010 yılında değiştirilen 101.maddeesi 1. fıkarsı 3. bendine göre “Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan birleşik oy pusulaları geçerli değildir”. YSK’nın 14.02.2017 tarihli “ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ HALKOYLAMASINDA SANDIK KURULLARININ OLUŞUMU, GÖREV VE YETKİLERİNİ GÖSTERİR 135/I SAYILI GENELGE’si Madde 41/c’ye göre de “üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan zarflar geçersiz sayılır”.

Bu kanun hükmü ve kendi genelgesine rağmen YSK “sandık kurulu mührü taşımayan oy pusulası ve zarfların geçerli sayılacağı” kararını verdi. Kararı yargı denetimine kapalı olan YSK’nın kanunu hiçe sayarak aldığı bu karar referandum sonucuna çok yoğun bir gölge düşürmüştür. YSK Başkanı’nın örnek olarak söylediği YSK’nın önceki kararları 2010 yılında yapılan yasa değişikliğinden önceki tarihleri taşıyor, aksine mühürsüz zarf ve oy pusulaları nedeniyle iptal ettiği seçim örneği de var. Kaldı ki kanun hükmünün YSK kararı ile kaldırılması hukuken kabul edilemez.

Bu tartışmaların ardından seçim sonucuna ilişkin de yazacak çok şey var, şimdilik; anayasa değişikliğini seçmenin yarıdan biraz fazlası istemiş olmasının yanında, yarıya yakınının istemediği gözden uzak tutulmamalıdır.

Arif Ali Cangı – haberekspres.com.tr

Paris İklim Anlaşması’nı onaylayan Cibuti, beni onaylamayan sen…

Herkese Yeni Türkiye’den merhaba sevgili Yeşil Gazete’nin İklim İçin köşesi okuyucuları.

Avrupa’da Brexit ve ABD’de Trump’tan sonra Avusturya’da Yeşil Başkan’ın seçilmesi ve Hollanda’da faşist lider Wilders’in kaybetmesiyle gelen bahar rüzgarı Türkiye’de de eser diye umuyordum ama olmadı. Avrupa’dan gelen değişim rüzgarları Bursa’ya kadar gelip Uludağ’a çarpıp geri dönüyor heralde.

16 Nisan akşamı ruh halim şu şekilde seyretti:

https://twitter.com/mdnightmoon/status/853681604631425024

En son Erdoğan konuşurken mahallemde acıklı bir tencere-tava başlatma çabam oldu beş kişi falan katıldı :( Ama birisinin başlatması gerekiyordu. Neyse, konumuza geri dönelim. Konumuz iklim değişikliği.

Yemin ediyorum iklim değişikliğini takip etmek Türkiye’nin gündemini takip etmekten daha iç açıcı. En azından eriyen permafrostlar, çatırdayan buzullar, kuruyan mercan resifleri falan görüyoruz. Arada sırada da umut verici gelişmeler falan oluyor, NASA başka gezegenlerde hayat belirtileri olabileceğini keşfediyor falan. Bilimsel verilere dayanan analizler yapılıyor. İklim değişikliğinin bile bir mantığı var, dev fosil yakıt şirketleri yüzünden fosil yakıt yakmaya devam ediyoruz ve dünyamız ısınıyor. Türkiye gündeminin ise akıla mantığa sığar hali yok. Türkiye’nin enerji/iklim politikasının bile akıla ve mantığa sığar hali yok. Olmayan kömürden üreteceğimiz enerjiyi ihraç etme hayalleri falan kuran bir stratejik planımız var ne de olsa.

Haberlere nereden başlasak bilmiyorum. Avustralya gidelim. Yeni çıkan havadan çekilmiş görüntüler Büyük Mercan Resifi’nin son iki senede 3’te 2’sinin tamamen ağardığını gösteriyor. Yaklaşık 1500 km’lik bir bölümde ağarmayı gözlemleyebiliyoruz. Geçtiğimiz sene ve bu sene kitlesel olarak büyük mercan kümeleri beyazladı. Geçen seneki ağarma resifin kuzey bölgesindeydi, bu sene ise daha güneyde gözlemliyoruz. Bu ağarmanın birincil nedeni iklim değişikliği nedeniyle okyanus sıcaklıklarının artması. Normal şartlar altında mercan kendini yenileyebiliyor ama bu durumda mercanın hiçbir zaman kendini yineleyecek vakti olmuyor. (Türkiye’nin muhalifleri gibi) Bilim insanları artık mercan resiflerini kurtarmak için bir umut kalmadığını ama iklim değişikliğine karşı acil eyleme geçmek gerektiğini söylüyorlar.

Büyük Mercan Resifi’nin eski hali:

Büyük Mercan Resifi’nin yeni hali:

Avustralya halkının Büyük Mercan Resifi için verdiği mücadele 60’lara ve 70’lere dayanıyor. Resif yakınlarında petrol çıkarma ve madencilik yüzünden her geçen gün resif zarar görmekteydi. Bir kişi ile başlayan mücadele, onlarca, yüzlerce ve binlerce kişinin katılımıyla kitleselleşti. Şimdi inanmak çok zor gelse de Avustralya halkının gücü ve kararlılığı sayesinde insanlık tarihinin en büyük deniz parkı kuruldu ve Büyük Mercan Resifi tam anlamıyla halkın oldu.

Geride bıraktığımız Mart ayı, en sıcak 2. Mart ayı oldu. En sıcak Mart ayı ise tabii ki 2016 Mart ayıydı.

NASA’nın yayınladığı bilgilere göre Mart ayı ortalama sıcaklıkları 1951-1980 ortalamasından 1.12°C daha sıcak gerçekleşti. 2016 Mart ayı ise aynı ortalamadan 1.27°C daha sıcak olmuştu.

Türkiye’de ise Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre uzun yıllar Mart ayı ortalama sıcaklığı 7.1°C iken 2017 Mart ayı 8.8°C olarak gerçekleşti. Türkiye’de de 2017 Mart ayı, 2016 Mart ayına göre daha serin geçerken uzun yıllar ortalama sıcaklıklarının 1.7°C üzerinde seyretti.

Bize küresel sıcaklık verilerini ulaştıran NASA’nın geleceği Başkan Trump’ın iki dudağının ucunda. Trump haftalık halka seslenişinde NASA’nın başka gezegenlerdeki araştırma ve keşif misyonlarını överken, NASA’nın evimiz, gezegenimiz dünya için yaptığı işlerin bütçesini kesmeye karar verdi. Eğer bütçe önerisi kabul edilirse NASA’nın dört adet iklim uydusunun fonları kesilecek – ki bu uydulardan biri yörüngede.

Yine Amerika Birleşik Devletleri’nden devam edelim, iddialara göre isminde iklim geçen, Enerji Departmanına bağlı tek müdürlük olan Uluslararası İklim ve Temiz Enerji müdürlüğü çalışanlarına “iklim değişikliği”, “sera gazı emisyon azaltımı” ya da “Paris Anlaşması” kelimelerini yazılı iletişimde kullanmamaları konusunda uyarı yapıldı.

Paris Anlaşması demişken, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a referendum sonrası tebriklerini ileten beş büyük devletten biri olan Cibuti (Djibouti) Paris İklim Anlaşması’nı 11 Aralık 2016’da onaylamış. Biz hala onaylamadık :’(

 

Participant Signature Ratification
Acceptance (A)
Approval (AA)
Entry into Force
DJIBOUTI 22 Apr 2016 11 Nov 2016 11 Dec 2016

 

Aslında daha haberlerim vardı, Kuzey Hindistan’a şimdiden gelen erken sıcak hava dalgasından bahsedecektim. Hindistan’da böyle sıcak hava dalgalarından önce toplu mezar kazıldığını biliyor muydunuz? Çünkü hava çok sıcak olunca pek çok insan sıcaklar yüzünden ölüyor, ama hava o kadar sıcak oluyor ki insanların mezar kazmaya mecali olmuyor bu nedenle cesetler evlerde çürüyor ve hastalık yayılıyor. Hindistan da buna önlem olarak sıcak hava dalgalarından önce toplu mezarlar kazıyor.

Bir de şuraya Hindistan’da iklim değişikliğine karşı hiçbir şey yapmadıkları gerekçesiyle hükumete dava açan dokuz yaşındaki kız çocuğunun haberini iliştireyim, hepimize umut olsun. Her şeyi değiştirmek için sadece bir “deli” yeterli oluyor bazen.

Sonrası

Artık yeni bir durumla karşı karşıyayız. Bugüne dek sorunlarla dolu eksikli bir demokratik sistem içinde ekoloji, demokrasi, barış ve özgürlükler için mücadele ediyorduk. Ama demokrasinin şeklen bile olmadığı, herhangi bir kurallar sistemine sahip olmayan bir şahıs rejiminde nasıl mücadele edilir bilmiyoruz. Artık öğrenmek zorundayız.

Yeni duruma dair en kısa tespit şu olabilir: Türkiye’nin siyasi sistemi 16 Nisan plebisitiyle çok az bir farkla ve şaibeli bir şekilde değiştirildi. Seçime Olağanüstü Hal altında, eşitsiz şartlarda gidildi, seçilmiş muhalif milletvekilleri ve belediye başkanları hapisteydi, bağımsız olması gereken YSK önceden planlandığı izlenimi veren siyasi kararlar aldı.

Oylama Cumhurbaşkanı tarafından kendisine yönelik bir güvenoyuna, hatta seçime dönüştürüldü. Bu taktik evet oylarını artırsa da aynı zamanda bizzat kendisine hayır diyen 24 milyon seçmenin varlığını kristalleştirmiş oldu. Bütün bunlar yapılan değişikliğin toplumsal meşruiyetinin hayal ettiklerinin çok ama çok altında olduğu anlamına geliyor.

Netice olarak bugün itibariyle bildiğimiz ve alıştığımız, iyi kötü “liberal demokratik sistemin” sonuna geldik. Üstelik bir istisna olması beklenen Olağanüstü Hal kalıcı hale getiriliyor.

Ancak Anayasa değişikliğinin (Cumhurbaşkanı’nın partili olması dışında) hayata geçmesi için 2019’a kadar bir geçiş süreci var. Hiçbir şey bitmiş değil. Bu süreç bundan sonra yapılması gerekenler için önem taşıyor.

Önümüzdeki sınav idam cezasının geri getirilmesi tartışması olacak. Yani demokratik kazanımların en önemlisinde geri adım atılarak sembolik bir hamle yapılırken ilk kez temel insan hakları halk oyuna götürülecek! Ve bu değişiklik sadece popülist amaçlarla değil, daha çok Türkiye’yi Avrupa politik alanından kalıcı olarak koparmak amacıyla gündeme getiriliyor.

Bu nedenle ilk olarak bu yeni Anayasa değişikliğine karşı çıkmak, temel hakların ve yaşam hakkının referandum konusu olamayacağını yüksek sesle söylemeye başlamak gerekiyor. İdam cezasına karşı mücadele demokratları, muhalifleri ve vicdan sahibi insanları birleştirebilir. Böyle bir oylamanın kendisi reddedilmelidir. Meclis’te durdurulamaz da yapılmaya kalkılırsa çok yüksek oranda bir boykotla karşılanmalıdır.

İkinci olarak Türkiye’nin Avrupa’nın bir parçası olarak kalması için daha yüksek ses çıkarılması gerekiyor. Bu aynı zamanda düşünce ve basın özgürlüğü, akademik özgürlükler ve adil yargılanma hakkı için de mücadele etmek demek. Türkiye halkının yanında olan Avrupalı demokratik güçlerle daha yakın temas içinde olmak ve Türkiye’nin izolasyonunu önlemeye çalışmak demek. Artık kendimizi on-on beş yıl önceki durumda sanıp AB eleştirisi yapma lüksümüz yok!

Ve son olarak elbette polis devletine karşı, savaşa karşı, Kürt sorununda çözümsüzlüğe, kadına yönelik şiddete, toplum içinde yaratılan çatışma ortamına ve sürekli gerginliğe karşı, şiddetsizliğe daha fazla vurgu yapan, daha doğrusu katıksız şiddet karşıtı bir barış mücadelesine ağırlık vermek gerekiyor.

Peki bütün bunları nasıl yapacağız?

Küçük siyasi hareketlerin, bağımsız aktivistlerin ve sivil toplum örgütlerinin durduğu yerden baktığımda* bana yapılması gereken (ve yapılabilecek olan) şey, hayata geçirmesi zor da olsa, yayılmaya başlayan ruh halinin tam tersi yönde çalışacak gerçekçi bir zeminde, şunlar olabilir gibi geliyor:

Elde kalan özgürlükleri kullanarak yeni gazeteler, dergiler çıkarmak, yeni dernekler ve platformlar, yeni akademik yapılar oluşturmak; kampanyalar yapmak, konferanslar düzenlemek, hiç durmadan toplum içinde çalışmak; yaratıcı bir şekilde sivil toplum alanını genişletmek, sanatı bir mücadele aracına çevirmek ve her alanda siyaset üretmek; hiçbir toplumsal mücadele alanını birbirinden ayırmadan ve öncelikli ilan etmeden, toplumsal cinsiyet, çevre-ekoloji, iklim, gıda, kent, emek, iş, barış, ne olursa, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin bir parçası haline getirmek; sanatı, edebiyatı, müziği, sinemayı, tiyatroyu vb. savunacağımız yaşamın ağırlık noktası kılmak.

Türkiye artık bildiğimiz ve alıştığımız anlamda bir demokrasi olmaktan çıkıyor. Ne siyasi partilerin bu süreçte gerçek bir işlevi olabileceğine, ne yeni “demokrasi cepheleri”nin işe yarayacağına, ne de sokağa çıkmanın çözüm olduğuna inanıyorum.

Yeni duruma uyum sağlamak kolay değil. Sokakta da, içimizde de bizi soluksuz bırakan ağır bir hava, kötü bir his var. Pek çok muhalif gitti, gitmek isteyen, gidebilen gidiyor. Maalesef yeni bir diaspora oluşuyor.

Ama işte, kalanlar buradayız! Batı düşmanlığına, milliyetçiliğe, anti-entelektüelizme teslim olmadan, yeni durumda nasıl demokrasi mücadelesi verilir, bunu keşfetmek zorundayız.

 

* Bu yazıda, sağ kanat muhaliflerin, CHP’nin, HDP’nin, iş çevrelerinin ve kitle hareketlerinin yapabilecekleriyle ilgili bir şey söylemiyorum. 16 Nisan’a dair hukuk mücadelesi de elbette sürmeli. Bir kabullenme olarak okunmamasını dilerim. 

Ümit Şahin – Yeşil Gazete

Kıyıköy’de onbinlerce ağacı kesen RES fiması diktiği fidanları da yok etti

Kıyıköy Rüzgar Enerji Santrali Projesi kapsamında Güngörmez Ormanları’nda kesilen onbinlerce ağacın yerine yol kenarlarına RES firması tarafından dikilen çam fıstığı fidanları da bir sene içerisinde yok oldu.

Saray Gazetesi’nde yer alan habere göre Güngörmez Ormanlarında Kıyıköy Rüzgar Enerji Santrali Projesi kapsamında RES firması tarafından onbinlerce ağaç kesilmiş, yok edilen 500 yıllık kök sistemine sahip ormanların yerine yol kenarına çam fıstığı fidanları dikilmişti. RES firması tarafından yol kenarlarına ve RES çevrelerine dikilen fidanların büyük bölümü bakımsızlıktan kurumuş durumda.

RES’lere ulaşımı sağlayan yolların kenarlarında bulunan fidanlar ise, yol bakım çalışmaları sırasında ya kopartılmış ya da taş yığınlarının altında kalmış durumda. Ortaya çıkan bu tablo, Istranca Ormanlarını kar hırsıyla talan eden RES firmasının her fırsatta dile getirdiği “Biz ağaç kesiyoruz ama yerine daha fazlasını dikiyoruz” şeklindeki açıklamasının göz boyama dışında bir gerçekliği ifade etmeğini de ortaya çıkarmış durumda.

 

(Saray Gazetesi, Kuzey Ormanları.org)