Ana Sayfa Blog Sayfa 3191

HDP‘den YSK Başkanı hakkında suç duyurusu

HDP’li yetkililer YSK Başkanı Sadi Güven ve YSK üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu. HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, referandumun iptal edilmesi gerektiğini savundu.

HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, Diyarbakır Milletvekili İmam Taşçıer ve MYK üyesi Pınar Akdemir, “YSK’nın aldığı kararla referanduma şaibe düşürdüğü“ gerekçesiyle YSK Başkanı Sadi Güven ve YSK üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

Ankara Adliyesi önünde açıklama yapan Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, referandumun iptal edilmesi gerektiğini savundu.

Yıldırım açıklamasında, “Kısmi bir anayasa değişikliği paketi gibi gösterilse de belki de Cumhuriyetin kurulduğundan beri yapılan en önemli referandumdu. Ancak bu paketin sandığının kurulma biçimi, en tartışmalı hali şimdiden almıştır. Çünkü 16 Nisan’dan önce yaşanan eşitsizlikler bununla sınırlı kalmadı” dedi.

Seçim günü doğuda oylama sona erdikten bir süre sonra YSK’nın bir duyurusu ile karar değişikliğine gidildiğini hatırlatan Yıldırım, “YSK Başkanı ve üyeleri, çok açık bir şekilde görevlerine sahip çıkmamış, kendilerini inkar edercesine referanduma gölgeyi kendileri düşürmüştür. Referandumun iptali yönünde bir karar almadıkları sürece, bu referandum toplum vicdanında meşruiyet kazanmayacaktır” ifadelerini kullandı.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

YSK “mühürsüz zarf ve oy pusulalarının geçerli sayılmasına” ilişkin gerekçeli kararını açıkladı

Yüksek Seçim Kurulu (YSK); CHP, HDP ve Vatan Partisi’nin referandumu şaibeli hale getirdiği görüşüyle itiraz ettikleri “mühürsüz zarf ve oy pusulalarının geçerli sayılmasına” ilişkin gerekçeli kararını 2 gün sonra açıkladı. YSK, 298 Sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun‘un “mühürsüz zarf ve pusulaların geçersiz sayılacağı” hükmünü hatırlattı, ancak sandık kurullarının hatasından kaynaklanan bu durumda iptalin “seçme hakkının ihlali” anlamına geleceğini öne sürdü. “Hile” suçlamalarına neden olan mühürsüz oy ve pusulaların “münferit” olduğu öne sürülen gerekçeli kararda, sahteciliğe karşı mühürden başka önlem mekanizmaları olduğu da belirtildi.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne de gönderme yapılan kararda, “Usule uygun olarak sandık kurullarına ulaştırılan oy pusulası ve zarf kullanılmak suretiyle gerçekleşen oylamada, seçmene yüklenebilecek bir kusur olmamasına rağmen Anayasal hakkını kendisinden beklenen yükümlülüklere uygun olarak kullanan seçmenin oyunun geçerli sayılmamasının, yönetime katılma hakkının özünü ortadan kaldıracak bir sonuç yaratacağı açıktır” dendi. Kararda, “hata ve ihmali tespit edilen” sandık kurulu başkan ve üyeleri hakkında ilgili seçim kurullarınca suç duyurusu yapılması gerektiği belirtildi.

 

(T24)

AGİT’ten Türk hükümetine referandum eleştirisi

AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi Direktörü Michael Link, referandumla ilgili usulsüzlük iddialarının araştırılmasında Türkiye’nin işbirliğine yanaşmamasını eleştirdi.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) 16 Nisan referandumuyla ilgili usulsüzlük iddialarının araştırılmasında işbirliğine yanaşmadığı gerekçesiyle Türkiye’yi eleştirdi.

AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi Direktörü Michael Georg Link Alman medyasına yaptığı açıklamada, ‘işbirliğinden maalesef söz edilemeyeceğini’ belirtti.

Michael Link

Michael Georg Link “YSK’nın yanlış ya da mühürsüz oyları geçerli sayma kararının Türk yasalarına aykırı olduğu sabittir” dedi. AGİT baş gözlemcisi Ankara’nın ‘AGİT gözlemcilerinin peşin hükümlü oldukları’ şeklindeki suçlamasını ise geri çevirdi.

Oylamanın teknik bakımdan düzgün geçtiğini belirten AGİT yetkilisi, kampanya sırasında ise milli ve uluslararası standartlara uyulmadığını dile getirdi ve Hayır diyen kesimin dezavantaja uğratıldığını ve basın özgürlüğünün kısıtlanmış olmasının da ciddi bir problem doğurduğunu ifade etti.

AGİT’in tespitleri

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nden (AKPM) gözlemciler pazartesi günü yaptıkları açıklamada, oylamanın yasal standartlara uygun olmadığı kuşkusu taşıdıklarını belirtmişlerdi.

Tana de Zulueta

Gözlemciler, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) mühürsüz pusulalar hakkındaki kararının önemli bir güvenceyi ortadan kaldırdığını söylemişti. AGİT gözlemcileri aynı zamanda güneydoğudaki bazı seçmenlerin güvenlik operasyonları nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldıklarını, bu yüzden de oy verme sürecinde güçlüklerle karşılaştıklarını ifade etmişti.

AGİT gözlemcisi İtalyan Tana de Zulueta, “Kampanya retoriği, Hayır’cı seçmenleri teröristlerle bir tutan bazı yetkililer tarafından lekelendi” ifadesini kullanmış, dile getirdikleri örneklerin AGİT taahhütleri ve Avrupa Konseyi standartlarıyla çatıştığını belirtmişti.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Streç filmler, alkil fenoller ve iyi bir hayat – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Önce referandum sonuçlarına dair bir not düşmek istiyorum.

Referandum sonucunda evet çıkması AKP açısından bir zafer değil. Seçim ülkenin rejimini değiştirecek bir anayasa oylamasının çok daha geniş bir mutabakatla, uzlaşıyla yapılması gerektiği gösterdi en çok. Onca baskı, mutlak bir propaganda gücü, HDP’nin seçim çalışmalarından bütünüyle alıkonulması ve yapılan usulsüzlüklere rağmen elde edilen sonuç ortada. Toplumun yarısı rejim değişikliğini istemiyor. Değişiklikleri yürürlüğe koymak olanaksız ve bu konudaki ısrarın zamanla çok daha ciddi sorunlara, iktidar bloğunda çatlaklara yol açacağını ummak da mantıklı. Toplumsal barış ve adalet özlemi duyanlara düşen görev bu çatlakları derinleştirmek.

Toksik kimyasal maddeler insan hakları, çocuk sağlığı, doğal hayatın sağlığı ve korunması çalışmaları ile yakından ilgili. Bu tehlikeli kimyasal maddelerin kullanılması, saklanması, taşınması, atıkların depolanması ve arıtılması gibi süreçlerle kamusal çıkarların korunması arasında çok güçlü bir bağlantı var. Ama AKP hükümetlerinin geçmiş on beş yıllık karnesi bu açıdan berbat. İcraatlarını kamusal çıkarları korumak değil de tahrip etmek üzerine kuran ve yarattığı tahribatı abuk sabuk bir kalkınma anlayışı ile de meşru kılan bir siyasal iktidar oldu AKP. Bir toplum ürettiği sorunları ne kadar ötelerse ötelesin, ne kadar görmezlikten gelirse gelsin er veya geç yüzleşmek zorunda kalır. Ağır bir ekolojik tahribat ve toksik kimyasal kirliliğinin yol açacağı sorunların ne kadar hayati olduğu önünde sonunda fark edilecek. Bu sorunları görünür kılmak, belirginleştirmek, siyasal iktidarın icraatları ile ilişkili olduklarını ortaya sermek, farkındalığı artırmak yapılacak şeylerden biri.

Doğru bildiğimiz şeyleri yapmaya devam etmeli o zaman…

Son birkaç haftadır plastik esaslı malzemelerin yol açtığı sorunları az bilinen toksik kimyasallar üzerinden ele almaya çalışıyorum. Bu yazı geçtiğimiz haftalarda yazdığım fitalatlar ve bisfenoller yazısı ile birlikte değerlendirilmeli. Plastik esaslı ürünlerde dikkate alınması gereken bir diğer sorun alkil fenol bileşikleri ve bu haftaki yazıda bu konuyu ele alacağım.

Alkil fenol bileşikleri

Alkil fenol bileşiklerinin başında oktil fenol ile nonil fenol geliyor. Kullanılan miktarın yüzde 80’ini nonil fenol oluşturuyor. Bu bileşikler plastik esaslı ambalaj materyalleri, deterjanlar, temizlik malzemeleri, saç bakım ürünleri ve saç boyaları, boyalar, tekstil ürünleri ve tarımsal üretimde kullanılan pestisitlerin imalatında kullanılıyor. Özellikle boya, deterjan ve tekstil endüstrisinin çıkardığı atık sular nonil fenol kalıntısı içermesi açısından önem taşıyor.

Bu kimyasal maddeler sularda uzun süre toksik etkisini yitirmeden kalabiliyor; bu nedenle yeraltı ve yerüstü su varlıkları için önemli bir kirletici unsur olarak niteleniyor. Sularda yaşayan canlılar için çok yüksek düzeyde toksik etkiye sahipler.

Alkil fenol bileşikleri hormonal sistem üzerinde yıkıcı ya da bozucu etkiler gösteren en önemli kimyasal maddelerden biri. Dolayısıyla hem sağlık üzerindeki olumsuz etkileri ve hem de kullanım alanlarının bu kadar yaygın olması oktil ve nonil fenol bileşiklerinin sularda ve gıda ürünlerinde kalıntısının olup olmadığı sorusunu akla getiriyor. Bir başka deyişle bu kimyasal maddelerin yediğimiz gıda ürünlerinde kalıntısı var mı ve varsa ne düzeyde var? sorusu yanıt bekliyor.

Su ve gıda ürünlerinde kalıntıları araştırılmalı

Ülkemizde gıdalarda ya da sularda Alkil fenol kalıntılarının olup olmadığı araştırılmıyor. Örneğin tarımsal üretimde kullanılan pestisitlerle birlikte gıdalara oktil ya da nonil fenol bulaşması ihtimali var. Pestisitler bünyesinde bu bileşikleri içeriyor çünkü. Gıdalarda pestisit kalıntısı analizleri yapılırken alkil fenol bileşiklerinin kalıntısının da olup olmadığı ise araştırılmıyor.

Oktil ve nonil fenol bileşiklerinin kullanım alanının yaygınlığı hem gıdalarda ve hem de sularda kalıntısının izlenmesini gerekli kılıyor. Ülkemizde bu konuda yapılmış bir çalışma yok ama İngiltere’de gıda ürünlerinde nonil fenol kalıntılarının bulunup bulunmadığının araştırıldığı 2010 yılında yapılan bir çalışma var.

İngiltere’de yapılan bir çalışma

Çalışmada PVC ve Polistiren ambalaj materyallerinin nonil fenol içerip içermediği ve bu ambalajlarla muhafaza edilen bazı gıda ürünlerine nonil fenol bulaşıp bulaşmadığı belirlenmeye çalışılmış. Araştırma sonucuna göre PVC ve Polistiren ambalaj materyallerindeki nonil fenol miktarları 1 kilo ambalaj materyalinde 4 gram düzeyine kadar çıkabiliyor. Miktar bu kadar yüksek olunca gıdalara da bulaşma ihtimali artıyor. Çalışmada bulaşmanın ne düzeyde olduğunu anlamak için de peynir ve hazır kek ürünlerinde testler yapılmış.

Peynir örnekleri PVC esaslı bir ambalaj materyali olan streç filmle kaplanarak 20 derecede dört gün boyunca bekletilmiş. Sonuçta peynir örneğindeki nonil fenol miktarının bir kilo peynir ürünü için 800 mikrogram gibi çok yüksek bir değere ulaşabileceği saptanmış. Aynı deneme hazır kekler ile de yapılmış ve dört günün sonunda hazır keklerdeki nonil fenol miktarı kilogramda 600 mikrogram değerine kadar çıkmış.

Bunlar çok yüksek değerler. Nonil fenol vücudumuza ne miktarda girerse sağlık sorunlarına yol açar sorusunun net bir yanıtı yok ama Danimarka Toksikoloji ve Güvenlik Enstitüsü vücudumuza girecek nonil fenol miktarına kilogram başına 5 mikrogram olarak sınırlama getirmiş. Buna göre 10 kg ağırlığındaki bir çocuğun vücuduna girecek nonil fenol miktarı 50 mikrogramı aşmamalı. Streç filmlerle sarılarak ya da PVC esaslı ambalaj materyalleri ile muhafaza edilmiş gıda maddeleri gün içinde sıklıkla yenildiğinde bu değer kolayca aşılabilir. Plastik ambalaj materyallerinin gıda ambalaj materyali olarak geniş ölçekte kullanılması bu tespiti güçlendirici bir etki yapacaktır.

İngiltere’de yapılan çalışma bulgularına göre ülkemizde başta peynir ürünleri olmak üzere gıda maddelerinin streç filmlere sarılarak muhafaza edilmesi uygulamasından vazgeçilmesi bir gereklilik olarak görünüyor.

Ülkemizdeki gıda ürünleri üzerinde kapsamlı bir çalışma yapılmadığı sürece bu konudaki sorunun ne boyutta olduğunu bilemeyeceğiz. Kamusal çıkarları korumakla bu çalışmaları yapmak birebir ilişkili şeyler. Ama bu noktada meseleye nasıl bakmalı?

Kamusal çıkarlar biliniyor mu?

Bu sorunlara bakarken konunun sadece tek bir kimyasal madde ile ilgili olmadığını fark etmek çok önemli. Gıda ürünleri farklı özelliklere sahip birden fazla toksik kimyasal madde kalıntısı içerir. Son üç yazıda ele aldığımız gibi plastik esaslı ambalaj malzemelerinde gıdalara aynı zamanda fitalatlar, bisfenoller ve alkil fenol bileşikleri bulaşabilir. Yapacağımız kalıntı analizlerinde bulaşma ihtimali olan her kimyasal madde kalıntısının araştırılması bu nedenle zorunludur. Bu çalışmaları yapmak kamu kurumlarının asli görevlerinden biridir. Ama işin aslına bakılırsa çoğu durumda ortada analiz yöntemleri bile yoktur. Örneğin alkil fenol bileşikleri 1940’lı yıllardan beri kullanılıyor ve son 20 yıldır kalıntılarının doğurduğu sorunlar üzerinde ciddi tartışmalar yapılabiliyor; daha önce gıdalarda ya da sularda kalıntılarını tespit etmeye yarayacak geçerli analiz yöntemleri konusunda bile problemler vardı. Yani ne yaptığımızı, hangi sorunlara yol açtığımızı yeterince bilmiyor ve izleyemiyorduk. Belirsiz bir konu üzerinden kamusal bir tartışma yaratmaksa çok zordur.

Bu çalışmaları yapmak kamu kurumlarının her ne kadar asli görevi olsa da sonuçta bir şey yapılmadığı da aşikâr. Belki kamusal çıkarları korumak için devletten bağımsız organizasyonlar oluşturmak ve bu organizasyonların nasıl işler kılınacağı üzerinde düşünmek gerekli. Ama bu yapılsa bile, olası çözümler için çerçeveyi genişletmek ve iyi bir hayatı nasıl mümkün kılacağız sorusuna yanıtlar aramak şart görünüyor.

İyi bir hayat mümkün mü?

Herkes bu sorunlarla yüz yüze olsa da en çok çocuklar olumsuz etkileniyor.

Güvenli bir hayat bir yanılsama. Güvenli teriminin kendisi bir sorun. Toksik kimyasallar söz konusu olduğunda ne korunaklı siteler ne de steril mahalleler bir güvenlik ya da koruma sağlayabilir. Nerede durduğumuzun, gelirimizin ne olduğunun, sıfatlarımızın ya da yaşadığımız semtlerin hiçbir önemi yok bu açıdan.

Mevcut sistem buzdağının görünür kısmındaki, ucundaki meselelerle uğraştırır bizleri. Bir gün teflon tavanın yol açtığı sağlık sorunlarını tartışırken sonraki gün ekmek yemeli mi yememeli mi meselesini konuşur buluruz kendimizi ve belki de yaratılan bu karmaşa nedeniyle konuştuğumuz meselelerin aynı buzdağı içine gömülü olduğunu bile fark edemeyiz.

Güvenli değil iyi bir hayata özlem duymalı. Bu özlemi gerçekleştirmek için yapacağımız şeyler bireysel tercihlerle ya da bilinçli tüketiciler olmakla çok az; iyi bir hayatı kendimiz için değil toplumun geneli için istememizle ise çok fazla ilgili. Sadece hiç tanımadığımız insanların değil varlığından haberdar bile olmadığımız sayısız canlı türünün iyiliğine de yakından bağlı bir şey bu. Belki de en çok onlara…

İyi bir hayat ne? Çok uzağa mı gitmeli mi yanıt için. Temas ettiğimiz insanların hayatını iyileştirmeye çabalamak… İyi hayat denilen şey için başlangıç noktası bu benim için.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

Bülent Şık

Hatay’da 10 gün önce gözaltına alınan İtalyan gazeteci açlık grevine başlıyor

Hatay yakınlarında 9 Nisan’da gözaltına alınan İtalyan gazeteci ve belgeselci Gabriele Del Grande, ilk kez bugün ailesiyle temas kurdu.

Del Grande, durumunun iyi olduğunu ancak şahsi eşyalarına el koyulduğunu, ne bir avukatla ne de bir başkasıyla görüşmesine izin verildiğini, hakkında bir suçlamada da bulunulmadığını söyleyerek bu akşamdan itibaren açlık grevine başlayacağını açıkladı.

İtalyan basınında yer alan haberlere göre Gabriele del Grande, 9 Nisan Pazar günü gözaltına alınmasının ardından ilk kez bugün eşini arayarak şunları söyledi:

“Şu anda konuşurken 4 polis beni izleyip dinliyor. Sınırda gözaltına alındım ve Hatay’da geri gönderme merkezinde tutulduktan sonra Muğla’ya yine bir geri gönderme merkezine getirildim, tecritte tutuluyorum.

“Belgelerim kurallara uygun, ancak bir avukat tayin etmeme izin verilmedi, bu gözaltının ne zaman sona ereceği konusunda bilgi de verilmedi.”

‘Telefonuma ve şahsi eşyama el konuldu’

Sağlık durumunun iyi olduğunu, “saçının teline zarar gelmediğini” belirten Del Grande ancak haklarından mahrum edildiğini vurgulayarak şöyle devam etti:

“Hakkımda herhangi bir suçlamada bulunulmamasına rağmen telefon etmeme izin verilmiyor. Telefonuma ve şahsi eşyama el koyuldu.”

Muğla Valiliği’nin internet sitesinde Geri Gönderme Merkezleri’nde bulunan yabancılara verilen haklar arasında yakınlarına, notere, vatandaşı olduğu ülke konsolosluk yetkilisine, yasal temsilciye ve avukata erişme ve bunlarla görüşme yapabilme, ayrıca telefon hizmetlerine erişme imkanı yer alıyor.

Gözaltına alınmasının sebebinin “işinin içeriğiyle ilgili” olduğunu belirten Del Grande, bu konuda defalarca sorgulandığını aktardı.

Del Grande, ancak günlerce protesto etmesinin ardından bu telefon görüşmesini yapmasına izin verildiğini, İtalyan yetkililerin çabalarıyla ilgili de kendisine bilgi verilmediğini anlattı.

Destek talep etti

“Bu akşamdan itibaren açlık grevine başlayacağım” diyen Del Grande, haklarına saygı gösterilmesini sağlamak için kendisine destek verilmesini istedi.

35 yaşındaki Gabriele Del Grande, mültecilerle ilgili çalışmalarıyla tanınıyor.

2014’te başka iki yönetmenle birlikte, 5 mülteciyi kurmaca bir düğün konvoyuyla İtalya’dan İsveç’e sokarak bu yolculuğun belgeselini çekmişti.

Yakınları Del Grande’nin, Suriye’den kaçmak zorunda kalan göçmenlerle ilgili yeni kitabı için araştırma yapmak üzere Türkiye’de bulunduğunu söylüyor.

Del Grande’nin Türkiye’de gözaltına alındığı geçen hafta ortaya çıktığında birkaç gün içinde sınır dışı edilmesi bekleniyordu.

İtalyan Dışişleri Bakanlığı, Del Grande’nin durumunu “azami dikkatle” takip ettiklerini açıklamıştı.

 

(BBC Türkçe)

Yaşam savunucuları ‘Hayır’da buluştu: Türkiye’de doğa mücadelesi yapılan bölgelerin referandumdaki oy oranları…

Yüksek Seçim Kurulu’nun oylama sürerken “Mühürsüz oylar geçerli sayılır” kararıyla gölge düşen referandumda, Türkiye genelinde ekoloji ve kent mücadelesi yürütülen ve doğanın talan edildiği bölgelerde çıkan ‘Evet’ ve ‘Hayır’ oylarını derledik.

Ekoloji ve kent mücadelesinin en yoğun olarak yaşandığı Türkiye’nin en büyük ili İstanbul’da, Gezi Parkı Direnişi, Validebağ Korusu’na camii yapılması için ağaç kesimini engellemek için verilen mücadele, 3. Köprü ve 3. Havalimanı nedeniyle katledilen Kuzey Ormanları’na sahip çıkan yurttaşların itirazları, yüzbinlerce insanın kentsel dönüşüm projeleriyle yaşam alanlarından uzaklaştırılmasının engellenmeye çalışılması gibi çok sayıda alanda mücadele edildi. İktidarın büyük önem verdiği, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994’teki yerel seçimlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı koltuğuna oturmasından bu yana hemen her seçimde oylarını arttırdığı kentte, beklenmedik bir sonuç ortaya çıktı. İstanbul genelinde ‘Evet’ oyları, ‘Hayır’ın gerisinde kaldı. Kentte yaşayan yurttaşlar yüzde 51.35 oranında ‘Hayır’ oyu verirken, yüzde 48.65 ‘Evet’ oyu çıktı.

Trakya’da ‘Hayır’ önde

Istranca dağlarındaki taş ve kuarzit madenciliği çalışmaları ve Demirköy ilçesindeki kömürlü termik santral nedeniyle gündeme gelen Kırklareli’nde, yurttaşların yüzde 71.32’si tercihini ‘Hayır’dan yana kullandı. ‘Evet’ oyları ise, yüzde 28.68’de kaldı.

Trakya’nın en büyük ili olan Edirne’de ise, bölgeye can veren Ergene Nehri’nin sanayi atıkları ve madencilik faaliyetleri nedeniyle kirlenmesi, halkın tepkisini çekti. Son dönemdeki seçimlerde oyunu genellikle CHP’den yana kullanan Edirneliler, referandumda da, yüzde 70.48 oranında ‘Hayır’, yüzde 20.52 oranında ‘Evet’ oyu kullandı.

Çok sayıda sanayii kuruluşunun bulunduğu Tekidağ’ın Çerkezköy ilçesinde yapımı planlanan termik santrale, halk ve belediye tepkili. Santralin yapımı planlanan Çerkezköy’de ‘Hayır’ oyları yüzde yüzde 50.15 olurken, ‘Evet’ yüzde 49.85’i buldu. Tekirdağ genelinde ise, yüzde 61.10 oranında ‘Hayır’ oyu çıkarken, yüzde 38.90 oranında ‘Evet’ oyu verildi.

Gebze ve Dilovası’nda ‘Evet’ önde ama ‘Evet’çi blok geriledi

Hava kirliliği nedeniyle artan kanser vakalarıyla ülkenin gündeminden hiç düşmeyen Kocaeli’nin Dilovası ve Gebze bölgelerinde ise, ‘Evet’ oyları önde çıktı. Dilovası’nda yüzde ‘60.63’ oranında ‘Evet’ oyu verilirken, ‘Hayır’ oyları yüzde 39.37’de kaldı. 1 Kasım 2015’teki genel seçimde AKP ve MHP’nin yüzde 63’ü bulan oyları, iki partinin referandumdaki birlikteliğinde az da olsa geriledi.

Gebze’de ise, ‘Evet’ oyları 1 Kasım 2015’teki seçimlerde AKP ve MHP’nin aldığı oylara oranla ciddi bir gerileme yaşadı. Yüzde 60.15 bandında çıkan ‘Evet’ oylarına karşılık, yüzde 39.85 oranında ‘Hayır’ oyu çıktı. AKP ve MHP’nin 1 Kasım seçimlerinde Gebze’deki oyu, yüzde 71’i buluyordu.

Yalova’da ‘Hayır’ burun farkıyla

Yalova’da kurulması planlanan kimyasal atık tesisi VOPAK nedeniyle bölge halkının başlattığı protesto eylemleri sonuç vermiş ve tesisin yapılmasından vazgeçilmişti. Yalova’da da, ‘Hayır’ oyları burun farkıyla da olsa önde çıktı. Yurttaşlar, yüzde 50.27’lik ‘Hayır’ oyuna karşılık, yüzde 49.73 oranından ‘Evet’ oyu kullandı.

Bursa’da ‘Evet’ 13 puan geriledi

Bursa’da halkın “Kanser olmak istemiyoruz” diyerek yapımına karşı çıkmasına rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın DOSAB Termik Santrali’ne ilişkin itirazlar halen devam ediyor. Şehirde, ‘Evet’ cephesini temsil eden AKP ve MHP’nin oylar 1 Kasım’da yüzde 66 düzeyindeyken, pazar günü yapılan referandumda, yüzde 53.21 bandına geriledi. ‘Hayır’ oyları ise yüzde 46.79 oranında çıktı.

Kaz Dağları ‘Hayır’ dedi

Çanakkale’nin Ayvacık ve Bayramiç ilçeleri sınırlarında bulunan Kaz Dağları’nda siyanürle altın madenciliğine karşı çıkan halk, çok sayıda eylemle kamuoyunun gündemine gelmişti. Kaz Dağları’nda ayrıca termik santral yapılması da gündemde. Çanakkale’de ‘Hayır’ oyları yüzde 60.46 seviyesine ulaşırken, ‘Evet’ oyları ise, yüzde 39.54’te kaldı. Bayramiç’teki ‘Hayır’ oyları yüzde 62.10’u bulurken, Ayvacık’ta da sandıktan yüzde 58.86 oranında ‘Hayır’ çıktı.

Ege’den ‘Evet’ çıkmadı

Doğa talanının en yoğun yaşandığı bölgelerden biri olan Ege Bölgesi’nde, ‘Hayır’ oylarının Türkiye ortalamasının üzerinde çıktı. İzmir’in Bergama ilçesinde 2 binli yılların başında çok sayıda renkli eyleme neden olan Bergama’daki altın madeni halkın direnişine rağmen açıldı. İzmir’de kent genelinde ‘Hayır’ oyları yüzde 68.79 olurken, Bergama’da sandıktan yüzde 59.45 oranında ‘Hayır’ çıktı.

İzmir’de halkın karşı çıktığı bir diğer proje olan Aliağa İzdemir Kömürlü Termik Santrali’ne ilişkin mahkemenin iptal kararının ardından, şirket bir kez daha ÇED süreci başlattı. Aliağa’da ‘Hayır’ oyları yüzde 65.60’a ulaşırken, ‘Evet’ oyları yüzde 34.40’ta kaldı.

İzmir’in Karaburun ilçesinde inşa edilen rüzgar enerjisi santrali için binlerce zeytin ağacı hukuksuzca kesildi. Halkın zeytin ağaçlarının kesilmesine tepki gösterdiği Karaburun’da ‘Hayır’ oyları yüzde 73.10 olurken, ‘Evet’ oyları yüzde 26.90’da kaldı.

Urla’ya bağlı Özbek Köyü’nde kurulan taş ocağına halk çok sayıda eylemle tepki göstermişti. Urla’da ‘Hayır’ oyları yüzde 79.20 oranına ulaşırken, sandıktan yüzde 20.80 ‘Evet’ oyu çıktı.

Menderes ilçesindeki Efemçukuru altın madeni de, İzmir’in sularını zehirlediği gerekçesiyle protesto edilmişti. Menderes ilçesinde ‘Hayır’ oyları yüzde 63’e ulaşırken, ‘Evet’ oyları 37 oranında kaldı.

Soma’dan ‘Evet’ çıktı

Manisa’nın Soma ilçesinde Kolin tarafından uğruna 7 bin zeytin ağacının katledildiği termik santrale karşı halk günlerce süren direnmişti. Soma’da ‘Hayır’ oyları yüzde 46.90’da kalırken, sandıktan yüzde 53.10 oranında ‘Evet’ çıktı.

Aydın’ın Didim ilçesi ve Muğla’nın Milas ilçeleri arasında yer alan Bafa Gölü, sanayi atıkları nedeniyle çöple doldu. Yaşam savunucularının ‘önlem alın’ uyarıları işe yaramayınca göldeki balık popülasyonu giderek düştü. Muğla’nın Milas ilçesinde ‘Hayır’ oyları yüzde 71.43 oranına ulaşırken, Aydın’ın Didim ilçesinde sandıktan yüzde 72 ‘Hayır’ çıktı.

Yuvarlakçay direnişi referandumda fire vermedi

Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde yapılması planlanan Yuvarlakçay HES projesi halkın direnişiyle engellenmişti. Köyceğiz’de sandıktan yüzde 61.22 ‘Hayır’ oyu çıkarken, ‘Evet’ oyları yüzde 38.78’de kaldı.

Uşak ve ilçeleri ‘Hayır’da buluştu

Uşak’ın Eşme ve Ulubey ilçeleri arasında siyanürle altın madenciliği yapılan Kışladağ Altın Madeni nedeniyle, 1500 kişi zehirlendi. Eşme’de ‘Hayır’ oyları yüzde 60.25 olurken, Ulubey’den yüzde 59.78 ‘Hayır’ oyu çıktı.

İskenderun ve Yumurtalık’ta termik tehdidi

Hatay’ın İskenderun ilçesi ile Adana’nın Yumurtalık ilçeleri arasındaki İskenderun Körfezi’ne 20 termik santral yapılması planlanıyor. Bölge halkı, çeşitli kampanyalarla termik santrallerin İskenderun Körfezi’nin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacağını belirtiyor. İskenderun’da ‘Hayır’ oylar yüzde 55.60’la ipi göğüslerken, Yumurtalık’ta ‘Hayır’ oranı 54.28 oldu.

Akkuyu Nükleer Santrali’nin yapılacağı Gülnar’dan ‘Hayır’ oyu

Mersin’in Gülnar ilçesinde mülkiyeti Rusya Federasyonu’na ait olan Akkuyu Nükleer Santrali, tüm itirazlara rağmen yapılacak. Gülnar ilçesinde ‘Hayır’ oyları yüzde 55.29 oranına ulaşırken, ‘Evet’ tercihi yüzde 44.70 oy aldı.

Van Gölü yok oluyor, Van ‘Hayır’ diyor

Dünya’nın en büyük sodalı gölü olan Van Gölü, çevre kirliliği nedeniyle yok oluyor. Çevreciler, Van Gölü Havzası’nda bulunan kentsel atıkların önüne geçilmediği takdirde kirliliğin vahşet boyutuna ulaşacağını belirtiyor. Van’da ‘Hayır’ oyları, yüzde 57.28 oranında çıkarken, ‘Evet’ oyları 42.72 oranında kaldı.

Dargeçit ‘Evet’e geçit vermedi

Mardin’in Dargeçit sınırlarında yapılan Ilısu Barajı, tarihi Hasankeyf ilçesini sular altında bırakacak olması nedeniyle gündeme gelmişti. Dargeçit’te sandıktan yüzde 67.32 oranında ‘Hayır’, yüzde 32.68 oranında ‘Evet’ çıktı.

‘Evet’in tulum çıkardığı Rize’de, Fındıklı’dan ‘Hayır’ direnişi

Doğu Karadeniz, özellikle HES’lere karşı verdiği mücadeleyle gündemden hiç düşmüyor. Artvin ve Rize’de çok sayıda HES projesi, halkın direnişiyle iptal edildi. Rize genelinde ‘Evet’ oyları yüzde 75.54’e ulaşırken, tüm HES projelerinin halk direnişi duvarına çarptığı Fındıklı ilçesinde 53.48 oranında ‘Hayır’ tercihi yapıldı.

Yeşil Yol’a ‘Hayır’ başkanlığa ‘Evet’ dediler

Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde yapılması planlanan Yeşil Yol projesine halk karşı çıkmıştı. Havva Ana olarak bilinen Havva Bekar’ın “Kimdur devlet” sözleriyle zihinlere kazınan direnişin yapıldığı Çamlıhemşin’de ‘Evet’ oyları yüzde 75.75’i bulurken, ‘Hayır’ oyları yüzde 24.24’te kaldı.

Cerattepe’de altın madenine de ‘Evet’e de geçit yok

Artvin’de HES projeleri ve Cerattepe’deki altın madeni kamuoyunda oldukça ses getiren eylemlere sahne oldu. Artvin genelinde ‘Hayır’ oyları 53.07 oranında çıkarken, Cerattepe altın madeninin yapılmasının planlandığı Hopa ilçesinde ‘Hayır’ oranı 65.35 oranında çıktı. HES projeleriyle gündeme gelen Murgul’da ‘Hayır’ yüzde 55.07 oranında tercih edildi.

Sinop ‘Evet’ dedi

Sinop’ta yapılması planlanan Türkiye’nin ikinci nükleer santralinin iptali için mitingler düzenlenmişti. Referandumda Sinop’tan yüzde 57.75’lik ‘Evet’ oyuna karşılık, sandıktan yüzde 42.25’lik ‘Hayır’ oyu çıktı.

Gerze termiği kovdu, başkanlığa ‘Evet’ dedi

Sinop’un Gerze ilçesindeki termik santral projesi, halkın direnişiyle iptal edilmişti. Gerze’de sandıktan ‘Evet’ oyu yüzde 56.10’la önde çıktı. ‘Hayır’ oyları ise yüzde 43.90’da kaldı.

Loç Vadisi’nin direnişi ‘Evet’i geçemedi

Kastamonu’nun Cide ilçesindeki Loç Vadisi’nde yapılması planlanan HES projesi de halkın direnişiyle durdurulmuştu. Cide’de, ‘Hayır’ oyları, yüzde 35.88’de kalırken, sandıktan 64.12 oranında ‘Evet’ oyu çıktı.

Referandumda, yaşam savunucularının direniş gösterdiği alanların büyük çoğunlukla ‘Hayır’ oyunu kullanması, Türkiye’nin sosyolojik yapısına ilişkin de işaretler taşıyor. Sermayenin kâr hırsıyla yaşam alanlarına yaptığı saldırıyı devlet desteğiyle sürdürmesine karşı çıkan yurttaşlar, Türkiye’nin darbelerle kesintilere de uğrayan çarpık demokrasisine sahip çıkıp geliştirilmesini tercih ve talep ederek tek adam rejimine ‘Hayır’ dedi.

Haber Analiz: Can Bursalı

(Yeşil Gazete)

Filmmor Kadın Filmleri Festivali 22-23 Nisan’da Giresun’da

15. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Karadeniz Kadın Dayanışma Derneği ortaklığıyla 22 – 23 Nisan’da Giresun Üniversitesi Tirebolu İletişim Fakültesi’nde olacak.

Filmmor Giresun programında öne çıkan filmler şöyle:

• Zeytin Ağacı – The Olive Tree / Iciar Bollain
• Başkasının Evi – House of Others / Rusudan Glurjidze
• Toz Bezi – Dust Cloth / Ahu Öztürk
• Çok Uzak Fazla Yakın – Far Away Too Close / Türkan Derya
• Ben Halkım – I’am The People / Anna Roussillon
• Tam Gözlerimi Açarken – As I Open My Eyes / Leyla Bouzid
• Feminist Değilim Ama… – I’m Not a Feminist But… / Florence Tissot, Sylvie Tissot

Giresun programında ayrıca 22 Nisan tarihinde gerçekleştirilecek Kadınların Sineması paneli de bulunuyor.

Filmmor ekibinin tüm kadınlara bir çağrısı da var:

15. Filmmor Kadın Filmleri Festivali tüm şehirlerde ücretsiz, tüm kadınlar davetli, bol buluşmalı, dayanışmalı, Gülten Akın’lı: “Aç avuçlarını sesini yükselt, gel dirilt değiştir”
(Yeşil Gazete)

Dayko Vakfı’ndan Trakya’da kurulmak istenen termik santrallere karşı yürütmeyi durdurma davası

Trakya’da kurulmak istenen termik santrallere açılan davalara bir yenisi daha eklendi. Bölgede çalışma yapan Dayko Vakfı, Trakya’nın doğasını yok etmeye hazırlanan termik santrallere karşı yürütmeyi durdurma talebiyle dava açtı.

Vakıf, konuyla ilgili bir açıklama yayınladı. Açıklamada Trakya’da kurulmak istenen termik santrallerin, tarım topraklarının kirletilmesine, Istrancaların asit yağmurları ile telef olmasına, su havzaların tahrip edilmesine, bölge insanının hastalıklarla boğuşmasına ve binlerce yıl süre gelen bir yaşamın yok edilmesine sebep olacağı vurgulanarak şöyle dendi:

“Anayasal hakkımızı kullanarak Trakya’nın 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planı değişikliği ile Enerji Üretim Alanları oluşturarak Kömürlü Termik Santrallerin kurulmasına karşı Danıştayda dava açtık.”

Trakya’ya termik santrale karşı daha önce de dört meslek odası Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, Elektrik Mühendisleri Odası ve Jeoloji Mühendisleri Odası İstanbul şubeleri dava açmıştı.

Kömürlü termik santraller için alınan acele kamulaştırma kararına karşı ise Trakya halkı ile Greenpeace’in açtığı bir dava bulunuyor.

 

(KOS Medya)

Son 15 yılda Türkiye’nin sera gazı emisyonu yüzde 122 artış gösterdi

Türkiye genelinde kişi başına sera gazı emisyonu, 1990 yılından, 2015 yılına kadar geçen 15 yılda yüzde 122 artışla 3.88 tondan 6.07 tona yükseldi.

En büyük pay termik santrallerden

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, Türkiye’de toplam seragazı emisyonu 2015 yılında 475.1 milyon ton karbondioksit (CO2) eşdeğerine tırmandı. Sera gazı emisyonunda en büyük payı “yüzde 71.6 ile” termik santrallarından yayılan “enerji kaynaklı emisyonlar” aldı. Enerji kaynaklı emisyonu, yüzde 12.8 ile endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, yüzde 12.1 ile tarımsal faaliyetler ve yüzde 3.5 ile atıklar izledi.

Kişi başı seragazı emisyonları arttı

Böylece, 1990 yılında kişi başı karbondioksit eşdeğer emisyonu 3.88 ton/kişi olarak hesaplanırken, bu değer 2015 yılında 6.07 ton/kişi olarak hesaplandı.

Toplam karbondioksit emisyonlarının 2015 yılında yüzde 86.1’i enerjiden, yüzde 13.7’si endüstriyel işlemler ve ürün kullanımından, yüzde 0.2’si ise tarımsal faaliyetler ve atıktan kaynaklandı.

Metan gazı emisyonlarının yüzde 59.3’ü tarımsal faaliyetlerden, yüzde 28.8’i atıktan, yüzde 11.8’i enerjiden, yüzde 0.1’i ise endüstriyel işlemler ve ürün kullanımından kaynaklandı.

Diazot monooksit emisyonlarının yüzde 78.4’ü tarımsal faaliyetlerden, yüzde 11.2’si enerjiden, yüzde 6.1’i atıktan, yüzde 4.3’ü ise endüstriyel işlemler ve ürün kullanımından kaynaklandı.

Seragazı emisyon envanteri, enerji, endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, tarımsal faaliyetler ve atıktan kaynaklanan, doğrudan seragazları olan karbondioksit (CO2), metan (CH4), diazotmonoksit (N2O) ve F-gazlarından oluşuyor.

Emisyon ölçümlerine ayrıca dolaylı seragazları azotoksitler (NOx), metan dışı uçucu organik bileşikler (NMVOC), karbonmonoksit (CO)  ve kükürtdioksit (SO2) emisyonlarını kapsıyor.

(Hürriyet)

Bunu yapan insan olamaz: Hamile köpeğin cinsel organına havuç soktular!

Zonguldak’ın Ereğli ilçesi Gülüç Beldesi’nde dişi köpeğin cinsel organına sokulan havuç, veteriner hekim tarafından çıkarıldı.

Kamyon şoförü 47 yaşındaki Çetin Duyar, uzun yola giderken eşi de çalıştığı için ‘Pamuk’ adlı köpeğini bakması için komşusuna bıraktı. Çetin Duyar, döndüğünde kanaması olduğunu fark ettiği köpeği eşi Süheyla Duyar ile birlikte veteriner kliniğine götürdü. Köpeğin yapılan muayenesinde ve çekilen filmlerinde cinsel organında yaklaşık 30 santim uzunluğunda cisim fark edildi. Operasyonla çıkarılan cismin havuç olduğu anlaşıldı. Köpek, tedavisi tamamlandıktan sonra Duyar çiftine teslim edildi.

Çetin Duyar, Adapazarı’nda sahibi tarafından terk edilen köpeği sahiplenerek evine getirdiğini ve ‘Pamuk’ adını verdiğini belirterek, “Köpekleri çok seviyorum. Yola giderken bakması için bıraktığım komşumun elinden köpek kaçmış. Köpeği evin yakınında otların içinde halsiz bulduk. Ben bunu yapanlara ne söyleyebilirim. İnsanlığımdan utanıyorum” dedi.

Süheyla Duyar da, büyük üzüntü içerisinde olduklarını anlatırken “Bunu yapan insan olamaz” diyerek gözyaşı döktü.

Veteriner Hakan Türkoğlu, köpeğin geldiğinde genel durumunun kötü olduğunu söyleyerek, şöyle konuştu:

“Sahipleri 1.5 ay önce çiftleştiğini söyledi. Düşük olabileceği şüphesi ile getirdiler. Yaptığımız muayene de vajinasından içeriye bir havuç sokulduğunu ve bu havucun belirli bir süre içerde kaldığı ve çürüdüğünü, hayvanın bunu dışarıya atmak için halsiz kaldığını anladık. Genel durumu çok kötüydü. Şu anda durumu iyi ve kendini toparladı.”

(İlerihaber)