Ana Sayfa Blog Sayfa 3188

Hurdacılar: Geri dönüşümün görünmeyenleri – Mustafa Kılıç

Sokaklarda el arabalarıyla atık malzemeleri toplayan, onları ayrıştırıp tekrar kullanılabilecek olanları ikinci el piyasasında satan, kalan atığı ise hurda depolarına gönderip oradan da büyük firmalara ulaştıran hurdacılarla yaptıkları işi, Sosyal durumlarını, dönüşüm sürecinde İstanbul’un hava kirliliğinine etkisini ve üretim tüketim dağıtım faaliyetlerini inceledik.

’’Biz yeryüzünün fareleriyiz, atıkları toplayıp ayrıştırırız.’’

Bazı insanlar vardır. Temel düzeyde teknik eleman yeterliliğine sahip ve çöp ile hurdayı birbirinden ayırt edebilecek kadar tecrübeli. Bazıları onları ‘çöp toplayıcısı’ olarak tanımlar, bazıları da ‘hurdacı’. Aslında onlar birer geri dönüşüm katalizörleridirler;  geri dönüşüm sürecinde iş gücünün en önemli rolünü üstlenirler.

Bu süreç tamamlandığında yaşam standartlarını değiştirecek kadar ciddi bir kâr elde etmezler. Vücutlarında oluşan kalıcı hasarları bir kenara bırakın, açlık sınırının altında yaşamlarını sürdürüyorlar. Topladıkları malzemeler arasında metal, plastik ve cam metalar var. Örneğin Tarlabaşı’nda halen süren kentsel dönüşüm projesi ile yıkılan binaların atık demirini topluyorlar. Bazen de birkaç düzenleme ve tamirat ile kullanılır hale getirdikleri malzemeleri ikinci el pazarlarında satışa sunuyorlar. Dönemimiz üzerinden gidersek teknolojinin hayatımızda kapladığı yer dolayısıyla hurda yığınlarının özellikle telefon ve bilgisayardan oluştuğunu söyleyebiliriz.

İstanbul’a Niğde’den gelen ve 17 senedir sokaklarda el arabasıyla hurda toplayan 55 yaşındaki Sami Taşkıran ile hurdacılık sektörünü, işleyişini ve sosyal hayatını konuşup bunun İstanbul hava kirliliği üzerine etkilerini irdeleyeceğiz.

* Bize biraz kendinizi ve yaptığınız işi anlatır mısınız?

20 yıl önce Niğde’den İstanbul’a çalışmak için geldim.  Ortalama 17 yıldır bu hurdacılık sektöründe 12 yakın akrabam ile çalışıyoruz. Sokaklardan otellerden lokanta ve barlardan kullanılmayacak çöpe atılacak malzemeleri alıyorum. Bunlar arasında yeniden kullanılabilecek malzemeleri gerekirse tamir edip ihtiyacı olan insanlara cuzi bir para karşılığı satıyorum. Ayrıştırmayı tamamladığım da hurda ve metal aksamı ortaya çıkar bunları da kamyonlara yükleyip büyük hurda depolarına tekrar ayrıştırılmak üzere gönderirim. Günde ortalama 500 kilodan 5 ton malzemeye kadar topladığım oluyor.  Bütün ömrümü bu işe verdim, fakat asla iş gücümün ve emeğimin karşılığını alamadım.  Bazı insanlar yaptığımız işi küçümsüyor zaten devletin resmi kurumlarında yaptığımız iş hala bir ’iş kolu’ olarak kabul görülmedi. Böylede olunca yasal olarak hiçbir statümüz yok, mesela devlet bankaları desteğinden faydalanamıyoruz.

Şimdi de Sami Taşkıran’ın bahsettiği hurda depolarının birisindeyiz. Burası 3000 metrekare üzerine kurulmuş bir alan 80 tonluk tır kantarı olan Sarıyer Baltalimanı’nda bir depo, yetkilisi 15 yıldır bu işi yapan Yücel Avcı kendisi ile yaptığı işi ve deposunu konuştuk.

* Siz tam olarak bu depoda ne iş yapıyorsunuz?

Burası 13 vardiyalı çalışanıyla günlük 600 ton ile 1000 ton arası hurda toplayan bir depo, sokaklardan ve şantiyelerden gelen malzemeleri ayrıştırıyoruz. Öncelikle beraber çalıştığımız eskici dükkanları olan esnaflar buradan çalışabilir ve kullanılabilir eşyaları tekrar ikinci el pazarlarında satıyorlar. Bu eşyalar arasında klimalar, televizyonlar, buzdolapları oluyor. Özellikle de metalleri alüminyum, krom ve kablo olarak ayırıyoruz. Topladığımız metalleri Çolakoğlu, İstaş ve Kroman gibi büyük metal fabrikalarına tekrar işlenip kullanıma sunulsun diye gönderiyoruz. Geriye kalan molozu ise Kemerburgaz’da ki çöp sahasına döküyoruz.

Doğal döngüye katkı

‘Hurdacılık’ olarak adlandırılan meslek, aslında doğada çözünmesi zor olan maddelerin daha az işlenmesini ve kullanıma sunulmasını erteliyor. Böylelikle doğal döngüye büyük bir katkı sağladığını söyleyebiliriz.  Kişilerin geri dönüşüm sürecine bu denli katkıyı sağlayanları küçümsemek yerine, onlara minnettar bir saygı duymaları beklenmeli mi?

Dünyadaki kaynakların sınırsız ve sonsuz olmadığını hepimiz biliyoruz. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarının ölçüsüz ve düşüncesizce kullanılması yaşadığımız şehrin hava kalitesini olumsuz etkilediği gibi küresel ısınmayı da tetikliyor. Geri dönüştürülebilen maddeleri yeniden yeniden kullanarak israfın ve ekolojik sorunların önüne geçilebilir. Türkiye’de geri dönüşüm konusundaki bilinç yok denecek kadar az durumda. Geri dönüştürülebilecek maddeler kullanımdan hemen sonra ayrıştırılmadan aynı çöp kutusuna atılıyor. Kağıt, metal, cam, plastik, karton, pil vb. maddelerin ayrı ayrı çöp kutularına atılmasının evlerden başlaması gerekiyor. Fakat Türkiye’de evlerden çıkan her çöp torbası aynı çöp araçları ile aynı yere dökülüyor.

Gerek sokaklardaki çöp kutularında gerek çöplerin döküldüğü alanlarda insanların tüketimden sonra düşünmediği bu ayrıştırmayı geri dönüşümün kahramanları diyebileceğimiz insanlar yapıyor. İklim değişikliğinde geri dönüşümün rolü yadsınamayacak ölçüde değerli. Ayrı ayrı çöp kutularına atılması gereken atıkların geri dönüşüm geçirdikten sonra yeniden kullanılabilecek ürünlere dönüşmesi konusu hepimizi ilgilendirmekte.

 

Mustafa Kılıç

Ekonomik boykot çağrısı yapanlara öneriler: Gıda toplulukları, kolektifler, kooperatifler…

Referandum sonrasında, Yaşar Holding’in patronu, sosyal medyadan yaptığı İzmir Karşıyaka’daki “Hayır” oylarının çokluğu nedeniyle Karşıyaka Basketbol takımının sponsorluğundan çekilmeyi düşünebileceğine açıkladı. Açıklamanın ardından başlayan ve kapsamı da Yaşar Holding’le sınırlı kalmayan, gittikçe genişleyerek artan ekonomik boykot çağrıları üzerine, ekonomik boykotun da ötesinde daha etkili bir mücadele aracı olacak bir alternatif üretim ve tüketim ilişkisinin nasıl kurulabileceğine dair Türkiye’deki bazı örnekler ön açıcı olabilir.

Açık Radyo‘da 15 günde 1 perşembe günleri Açık Gazete içinde yer alan “Bildiğimiz Ekonominin Sonu” programında alternatif ekonomi hakkında programlar yapan Bengi Akbulut, 20 Nisan tarihli programda Türkiye’den alternatif örnekleri “Boykot Yetmez. Tüketimi Nasıl Örgütleyeceğiz?” başlığı altında paylaştı.

Boykot yetmez tüketimi örgütleyelim diyenler için biz de ordan aynen alıntılıyoruz:

Aracısız Şirketsiz Gıda!

BÜKOOP (Boğaziçi Üniversitesi Mensupları Tüketim Kooperatifi)

http://www.bukoop.org

https://www.facebook.com/BuKoop-226266220789030/

“Sağlıklı, lezzetli, doğal çevreyi ve toplumu olumsuz olarak en az etkileyen gıdayı yaygınlaştırabilmek için onu tüketiciler açısından ulaşılabilir kılmak, titiz üreticilerle dikkatli tüketiciler arasında kalıcı işbirliği ve yardımlaşma inşa etmek gerekiyor.
Bu işbirliği ve yardımlaşmanın en pratik ve güncel araçlarından birisi, tüketici ve üretici kooperatifleri. Bu fikirden hareket eden bizler, Boğaziçi Mensupları Tüketim Kooperatifi’ni kurduk. Mayıs 2010’dan beri Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüs’te hizmet veren kooperatifimiz, zaman içerisinde ürün yelpazesini ve birlikte çalıştığı örgütlü üretici havuzunu genişletiyor ve giderek artan sayıda ekolojik üreticiyi Boğaziçi Üniversitesi mensubu tüketicilerle buluşturuyor.”

Bükoop dükkan Kuzey Kampüs’te yeralıyor ve üniversite mensubu olmasanız da alışveriş yapabilirsiniz. Ürünler-üreticiler arasında: Karapürçek kadın derneği’nden salça, tarhana, erişte, reçel, Saçaklı Kooperatifi’nden zeytinyağı, Sındı Köyü Kooperatifi’nden badem, bal, zeytinyağı, Urfa Kadın Kooperatifi’nden kuru sebzeler, Ali Ünüvar (Niğde’den) kuru meyve ve baklagil, Gündönümü çiftliği’nden süt, Kars Boğatepe’den peynir ve tereyağ, Mavi Çiftlik’ten peynir, dondurma ve süt reçeli, Vakıflı Köyü Kooperatifinden reçeller ve nar ekşisi var. dahası da var!

Kadıköy Kooperatifi

https://www.facebook.com/KadikoyKoop/

“İstanbul’da yaşayan ve doğal ürünlere aracısız ulaşmayı hedef alan tüketicilerin/türeticilerin oluşturduğu kooperatifiz”

2014 yılından beri çalışmalarını sürdüren, 2016 Kasım ayında yasal bir kooperatif haline gelen Kadıköy Kooperatifi, Kadıköy bölgesindeki tüketim faaliyetlerini dönüştürmeyi hedefleyen bir Kooperatiftir. Önce paket sistemiyle çalışmaya başladılar, yasal bir kooperatif haline gelmeleriyle beraber Moda’da sabit bir dükkan da açtılar. Adres: Hacı Ahmet Bey Sokak No:1 Caferağa/Kadıköy. Haftaiçi 19:00-21:00, Haftasonu 10:00-17:00 arası açıklar.

Küçük üretici ve örgütlü üreticilerle çalışıyorlar. Üreticileri arasında Çanakkale Nusratlı Köyü Dayanışma Derneği’nden , Niğde-Ulukışla Güntepe Çiftliği’nden kuru meyveler ve baklagil, Karaburun Kolektifi’nden Zeytin-Zeytinyağı, Eppek’ten yerli tohum unlarla ekşi maya ekmek, Manyas’tan makarna, Büyükçekmece Su Havzası’ndan yumurta, Kars Boğatepe ve Sakarya Mavi Çiftlik’ten peynir ve süt ürünleri, Karapürçek Kadın Derneği’nden reçeller ve salçalar, Rize Özçay’dan çay, Erzincan Akyazı’dan bulgur, Adapazarı Jade Çiftliği’nden tam buğdan un var. Bu sadece bir kısmı!

Koşuyolu Kooperatif Girişimi

https://www.facebook.com/kosuyolukoop/

Hakkında: “Bizler, Koşuyolu-Acıbadem-Altunizade-Barbaros semt sakinleri olarak, sağlıklı, yerel ve adil gıdaya ulaşmanın temel bir hak olduğu bilinciyle yola çıkarken sadece biz tüketicilerin değil, üreticinin ve doğanın da hakları olduğuna inanıyor ve tüm paydaşların uyumunu gözeten “Gıda Egemenliği” kavramı temelinde bir üretim-tüketim yaklaşımını benimsiyoruz.

• Tüketimde yabancılaşmaya karşı çıkarak, gıdamızı ve üreticiyi tanıyacağız.
• Tüketim tercihlerimizi ortaklaştıracağız.
• Gıdamızı küçük üreticiden doğrudan, kolektif olarak temin edeceğiz.
• Herkes için güvenli ve doğayla uyumlu olan, ekolojik olarak sürdürülebilir bilge tarımı destekleyeceğiz.
• Çocuk emeği başta olmak üzere, küçük çiftçi tarımında aile bireyleri dışında başkalarının emeğinin kullanılmasını kabul etmeyeceğiz.
• Endüstriyel olana karşı küçük çiftçi tarımını destekleyecek, emeğin hakkını gözetecek, sosyal olarak adil olan gıdayı tercih edeceğiz.
• En yakınımızda üretilen yerel ürünleri tercih ederek dağıtım zincirini kısaltacağız.”

Girişim aşamasında, şu an paket sistemiyle çalışıyorlar. Son gıda paketlerinde: Jade Çiftliği’nden tam buğday un, Akyazı Erzincan’ndan bulgur, Zeyce Zeytincilik’ten az tuzlu sele zeytin, Güntepe Çiftliği’nden kuru fasulye, Nusratlı Kooperatifi’nden kabuklu badem, Kır Çocukları’ndan elma kurusu ve çörek otu tohumu bulunuyor.

DÜRTÜK (Direnen Üretici Tüketici Kolektifi)

https://www.facebook.com/durtuk/

“Direnen Üretici Tüketici Kolektifi (DÜRTÜK), İstanbul ve çevresinde yok edilme tehdidi altındaki yerel üretimle dayanışmak için yola çıktı. Uygun fiyata nitelikli gıdaya erişim sağlamayı, küçük çiftçinin varoluş koşullarını desteklemeyi ve alternatif bir gıda ekonomisiyle ekoloji mücadelesine aktif destek vermeyi amaç edindi.

Her hafta e-posta ve kapalı facebook gruplarımız üzerinden ürün sipariş formu ve dağıtım bilgilerini paylaşıyoruz. Dağıtım merkezimiz Beyoğlu. Listemiz maruldan maydanoza, karalâhanadan turpa, her sezon farklı, ama mevsiminde yetişmiş ürünlerle her hafta güncelleniyor. Dağıtım günü bir araya gelip, ürünlerimizi teslim alıyor, varsa gelişmeleri paylaşıyor, iş bölüşümü ve organizasyona dair plan program yapıyoruz. Bostan ziyaretlerinden lojistiğe, sipariş takibinden sosyal medya paylaşımlarına yapacak pek çok iş var.”

Kent bostanlarından doğrudan yeşil sebze dağıtımı yapıyorlar. Ürünler arasında marul, roka, pazı, karalahana, maydanoz, ısırgan, bazen turp, nane, yeşil soğan vs. var. Lojistik ve gönüllü iş gücü sorunlarını çözebilirlerse İstanbul yerelinde başka ürünlere de girişmeyi istiyorlar. Dağıtım günü Perşembe.

Yeryüzü Derneği Gıda Topluluğu

http://www.yeryuzudernegi.org/projeler.php?pid=71

Hakkında: “Üretim koşullarını bildiğimiz, güvendiğimiz ve bir kısmını yerinde ziyaret ettiğimiz üreticilerin ürünlerinden oluşturduğumuz listeyi, ayda bir gerçekleştirdiğimiz dağıtım buluşmamızdan 2 hafta önce bütün üyelere mail/sosyal medya yoluyla bildirdikten sonra siparişleri topluyor, siparişleri üreticilere iletiliyor ve toplu halde gelen ürünlerimizi almak için önceden belirlenen bir tarihte (Cumartesi günleri) dağıtım mekanımızda buluşuyoruz.

Temel amaç üreticiyi doğrudan desteklemek olduğu için toplanan parayı üreticiye aracısız olarak aktarıyoruz. Kargo masraflarını da tamamen şeffaf bir sistemde ürünlere eklenen ufak farklarla hep birlikte ödüyoruz. Üreticiye yapılan ödemeler, kargo, zayiat ve dağıtım masrafları çıktıktan sonra para artarsa şeffaf bir kasaya aktarılıyoruz. Şeffaf kasamızdaki birikimin miktarı arttıkça bu birikimi çiftlik ziyaretleri, üreticilerimizle tanışma günleri ve üretim atölyeleri vb. etkinlikler düzenlemek için kullanmak istiyoruz.”

Ürünler arasında zeytinyağı (sızma), mevsime göre taze sebze ve meyve, sabun, kavlıca bulguru, kars kaşarı, kuru kayısı ve incir, yumurta, datça bademi, keçi peyniri, salça, un (değirmende öğütülmüş), pekmez, bal, reçel, tarhana, erişte, zeytin, tereyağı, çeçil peyniri, ıhlamur/adaçayı, fındık var.

İstanbul Zapatista Kahve Kolektifi

https://www.facebook.com/zaptistkahve/

“Bizler, alternatif ekonomileri, kolektif çalışmayı, ekolojik üretimi, adil ticareti ve zapatista deneyimini önemseyen ve destekleyen kişiler olarak bir araya geldik ve İstanbul Zapatista Kahve Kolektifini oluşturduk. Bugüne kadar haberini geniş bir biçimde yaymamış olsak da, kendi arkadaş çevremizde bilindiği üzere yaklaşık 1 yıldır Meksika / Chiapas’tan İstanbul’a zapatista kahvesi getirmeye yönelik çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmalar, kolektif çalışmanın ilkelerine bağlı olarak, konsensus bazında eşitlikçi karar süreçleri ve yatay bir organizasyonla yürütülüyor. Çalışmalarımıza destek vermek isteyenlere, ya da çalışma ilkelerimizi kabul ederek kolektife katılmak isteyenlere de kapımız açık.”

Temin edilebilecek yerler:

İstanbul Anadolu Yakası’nda: Kadıköy Tüketim Kooperatifi Dükkanı (Moda) ve Komşu Kafe Kolektif (Yeldeğirmeni)

İstanbul Avrupa Yakası’nda: Kafe Na (Beşiktaş), Muaf Bar (Beyoğlu), Tatavla Dayanışma Pazarı (Tatavla/Kurtuluş)

Ankara’da: 100. Yıl İnsiyatifi (100. Yıl)

Kadın Kadına Mülteci Mutfağı

https://www.facebook.com/kadinkadinamultecimutfagi/

Hakkında: “Savaşa, sürgüne, sınırlara karşı kadın dayanışmasının, bir aradalığın ve umudun reçelleri bu mutfakta üretilmektedir.”

Kendim tattım, reçeller de turşular da harika.

Bulabileceğiniz yerler şurada: https://www.facebook.com/kadinkadinamultecimutfagi/photos/a.368852350129

Patronsuz Kafe, Şirketsiz Gıda: Komşu Kafe Kolektifi

https://www.facebook.com/komsuKafeCollective/

“Bu kapitalist sistemde herşeyi „fiyat“la ölçmeye itildik. Oysa herhangi bir para miktarı, hayatımızdaki şeylere atfettiğimiz değerin karşılığı olabilir mi? Bir şeylerin ne zaman, nasıl bir değer kazandığına ancak kişisel olarak karar verilebilir. Haydi gelin, müşteri ve sahip haline girmektense, bu deneyimi ve bu mekanın açık kalabilmesinin sorumluluğunu birlikte paylaşalım. Ne kadar ödeyebileceğinize ya da ödemek isteyeceğinize karar vermeyi sizlere bırakıyoruz.
Komşu Kafe Kolektifi alternatif ekonomiye bir katkıdır. Dolayısıyla, temel olarak diğer kolektif çalışmaları, yerel üreticileri ve dayanışma ağlarını desteklemek çabasındayız. Bir amacımız da yeni kolektif projelerin hayat bulmasına katkı sunabilmektir.
Haydi dayanışmayı, eşitliği ve iletişimi hep birlikte yaratalım!”

Adres: Uzun Hafız Sk, 83/A, Yeldeğirmeni, Istanbul

Patonsuz Tekstil: Özgür Kazova Tekstil Kooperatifi

https://www.facebook.com/OzgurKazova/

Hakkında: “Özgür Kazova Tekstil Kooperatifi emek mücadelesi ve Mayıs-Haziran 2013 Taksim Gezi Parkı direnişinin en önemli miraslarından. 27 Şubat 2013’de başlayan mücadelemiz önce bir işgal fabrikasına, ardından bir kooperatife dönüştü. Kooperatifimizin eşitlikçi ve patronsuz toplumun okullarından biri olacağına inanıyoruz. 17 Kasım 2014 tarihinden beri patronsuz kazak üretiyoruz. Amacımız tüm dayanışmacı ekonomi örgütlenmelerine, emek mücadelelerine yardım etmek ve uluslararası özgürlük mücadelelerinin bir parçası olmak”.

Bugüne bugün yegane imalat kooperatifimiz! Yüzde yüz yün ve yüzdeyüz pamuk triko üretiyorlar. Internet üzerinden de sipariş verebileceğiniz bir düzenek mevcut ama mekanlarında ziyaret etseniz pek mutlu olurlar.

Kader Kısmet Atölyesi

https://www.facebook.com/KaderKismetAtolyesi/

“Kader Kısmet Atölyesi geçim için ahşap-serigrafi baskı, dikiş, nakış, örgü gibi el işleri yapan bir dayanışma grubudur. Evde tek başına çalışan kadınlar, bir arada olmanın verdiği enerjiyi keşfedince, birlikte üretmeye başladılar. Bir gün birinin evinde, başka gün bir diğerinin… Böylece bu grup doğdu; güç birliği zamanla, malzemeyi ortaklaşa teminden, birlikte pazar aramaya kadar genişledi.

Nasıl buluştular” derseniz, ortak hikâyeleri de epeyce eskilere dayanıyor. Karagümrük’te Neslişah ve Hatice Sultan mahallelerinde (ya da Sulukule adıyla anılan yerde) yıllarca kapı komşusu olarak yaşadılar; ta ki kentsel dönüşüm hayatı tepetaklak edene dek… Evlerinden yerlerinden edildiler; mahalle yıkıldı gitti, ismi bile kayıtlardan silindi. Kader Kısmet Atölyesi de bu süreçte ve Neşe Ozan öncülüğünde Sulukule’de filizlendi”

Çantalar, bereler, şal ve tülbentler, kalemlik ve tütünlükler, keseler üretiyorlar.

Ve diğerleri…

ZEVZEK (Zehirsiz Ev Zulümsüz Emek Kolektifi):

https://www.facebook.com/zeVzekisler/

“Zehirsiz ev zulümsüz emek kollektifi (zeVzek), ev yapımı temizlik ve bakım ürünlerinin kullanımının yaygınlaşmasını teşvik etmek amacıyla kuruldu.”

Çamaktoz (çamaşır makinası tozu), bumaktoz (bulaşık makinası tozu) ve dodima (doğal diş macunu) edinebilir, daha iyisi kendiniz yapmayı öğrenebilirsiniz.

(Açık Radyo)

İklim değişikliğinin ayaklanma, terörizm ve organize suçlar ile ilişkisine dair yeni rapor

Merkezi Berlin’de bulunan Adelphi düşünce kuruluşunun “Isınan bir Dünyada Ayaklanma, Terörizm ve Organize Suçlar” (Insurgency, Terrorism and Organised Crime in a Warming World) isimli yeni raporu, iklim değişikliğinin kaynak kıtlığı, nüfus artışı ve kentleşme gibi mevcut tehdit, risk ve baskılarla etkileştiğini ve bunları çoğalttığını gösteriyor.

Çad Gölü bölgesinde yaşanan şiddet ve yıkım sonrası büyük nüfus topluluklarının göç etmesi insani krizi de derinleştiriyor

Raporun yazarı Lukas Rüttinger, bu etkenlerin kırılganlığa ve şiddet içeren çatışmalara yol açabileceğini ve bu

Raporu Adelphi adına uzman proje yöneticisi Lukas Rüttinger kaleme aldı

ortamlarda terör örgütleri ve organize suçların artıp, büyüyebileceklerini ifade ederken, “Terör örgütlerinin faaliyetlerini halihazırda kırılgan olan bölgelerde daha kolay yapabilecek olmaları terörizmi artıracaktır ve bu kısır döngü hepimizi etkileyecektir”, şeklinde görüş belirtiyor.

Rapora göre her geçen gün terör örgütleri su gibi doğal kaynakların erişimini kontrol ederek ve bunları bir silah olarak kullanarak, kaynak kıtlığını daha da şiddetlendiriyor. Özellikle geçim kaynakları için doğal kaynaklara bağımlı olan kişilerin yaşadığı bölgelerde, kaynak kıtlığı arttıkça, bu kaynakları kontrol edenlerin güçleri de artıyor.

Örneğin, iklim değişikliği Çad Gölü bölgesinde yerel toprak ve su rekabetinin artmasına neden olan kaynak kıtlığını körüklerken bu durum aynı zamanda toplumsal gerginlik ve hatta şiddet içeren ihtilafların ortaya çıkmasına da zemin hazırlıyor. Bu kaynak kıtlığı aynı zamanda birçok kişinin geçim kaynağını eritiyor, yoksulluk ve işsizliği artırıyor ve nüfus göçlerine yol açıyor. Boko Haram gibi terör örgütleri bu kırılgan ortamda güç kazanıyor.

Raporda belirtilen bir diğer konu ise iklim değişikliğinin gıda güvenliği, suya erişim ve toprak üzerindeki etkileri arttıkça, bunlardan etkilenen halklar iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı daha savunmasız olmakla kalmayacak, alternatif geçim kaynağı ve ekonomik teşvik sunan terör örgütlerinin saflarına katılmak açısından da daha savunmasız olacak.

Adelphi’nin “Isınan bir Dünyada Ayaklanma, Terörizm ve Organize Suçlar” raporunun yayınladığı bugünlerde, Afrika’da Çad Gölü bölgesinde açlık, kuraklık ve savaş milyonlarca kişiyi tehdit etmekte. 31 Mart 2017’de, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) –Boko Haram’ın da yuvası olan- Çad Gölü bölgesi hakkında bir karar çıkarttı. Kararda, bölgedeki krize neden olan etkenler arasındaki ilişkiler hakkındaki endişeler özetleniyor ve Birleşmiş Milletlerin durumla başa çıkmak için kendi içinde daha iyi bir işbirliğini yapması çağrısında bulunuluyor. BMGK büyükelçilerinin kısa süre önce bölgeye yaptıkları ziyaretin ardından çıkarılan karar, BM Genel Sekreteri’ne de bu kriz hakkında bir rapor yayımlaması çağrısı yapıyor.

Raporun İngilizcesine bu link üzerinden erişim mümkün.

 

(Yeşil Gazete)

 

Özbekistan da Paris İklim Anlaşması’nı imzaladı

Özbekistan, Paris İklim Anlaşması’nı imzaladı.

Özbekistan’ın ABD Elçisi Bahtiyar Gulamov, New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde Özbekistan adına Paris İklim Anlaşması’nı imzaladı.

BM Hukuk İşleri Ofisi Vekili Santiago Villalpando’nun da katıldığı imza töreninde, Paris Anlaşması’nın dünyadaki tüm ülkeleri ortak amaç çevresinde bir araya getirdiği belirtildi ve karbon emisyonlarının azaltılması konusunda pozitif sonuçlara ulaşılmasının her ülke için önemli olduğu vurgulandı.

Aralık 2015’te Paris’te varılan tarihi iklim anlaşması küresel ısınmanın etkilerini yavaşlatmayı amaçlıyor.

Paris İklim Anlaşması nedir?

Türkiye’nin de aralarında olduğu 190’dan fazla ülkenin imzaladığı iklim değişikliğiyle mücadeleyi hedefleyen “Paris Anlaşması” yürürlüğe girdi.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle uluslararası anlamda hukuki bağlayıcılığı olan anlaşmayı imzalayan ve parlamentolarında onaylayan ülkelerin sera gazı salımını azaltma ve küresel sıcaklık artışının 2 derecenin altında tutulması konusunda planlarını uygulamaya koyması gerekecek.

(Yeşil Gazete)

Mahkeme, ‘Cep telefonu kullanmak beyin tümörüne yol açtı’ diyen davacıyı haklı buldu

İtalyan mahkemesinden emsal oluşturacak karar. Cep telefonunun beyin tümörüne yol açtığını savunan davacı haklı bulundu.

İtalya’da bir mahkeme, aşırı miktarda cep telefonu kullanmanın beyin tümörüne yol açtığına hükmetti. Davacı emekli maaşına bağlandı.

Dünya çapında emsal oluşturabilecek olan karar, ülkenin kuzeyindeki Ivrea kasabasında alındı. 57 yaşındaki Roberto Romeo, 15 yıldır işi gereği günde üç ila dört saat boyu telefonda konuştuğunu ve tümöre cep teelfonunun yol açtığını savunuyordu. Romeo yaşadıklarını, “15 yıl boyu işlerimi organize etmek için evden, arabadan sürekli telefonda konuşmaktan başka şansım yoktu. Sağ kulağımın her an bloke olduğunu hissetmeye başladım ve 2010’da tümör teşhisi kondu. Neyse ki iyi huyluydu ama artık hiçbir şey duymuyorum çünkü akustik sinirlerimi almak zorunda kaldılar” dedi.

Romeo’nun geçirdiği ameliyat nedeniyle vücut fonksiyonlarının yüzde 23’ünü kaybettiği belirtilirken, mahkeme davacıya aylık 500 euro emekli maaşı bağlanmasına karar verdi. Romeo’nun avukatları Stefano Bertone ve Renato Ambrosio kararın ardından, “Dünyada ilk kez bir mahkeme cep telefonunun fazla kullanılmasıyla beyin tümörü arasında ilişki bulunduğunu kabul etti” dedi. Romeo da kararın ardından, “Cep telefonlarını şeytanlaştırmak istemem ama onları daha dikkatli kullanmalıyız” dedi.

 

(Gazete Duvar)

Eryaman’da yenilenebilir enerji eğitimi verecek lise açılıyor

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yenilenebilir enerji teknolojileri alanında eğitim verecek olan Eryaman Cezeri Yeşil Teknoloji Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi 2017-2018 Eğitim Öğretim yılında açılıyor.

Türkiye’nin kendi enerjisini üreten ve yenilenebilir enerji eğitimi veren Eryaman Cezeri Yeşil Teknoloji Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi, Milli Eğitim (MEB), Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve TOKİ iş birliği ile açılacak.

Okul binasının tasarımı Enerji ve Tabii Kaynakları Bakanlığı Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı(UNDP) tarafından Küresel Çevre Fonunun (GEF) finansal desteğiyle uygulanan “Enerji Verimliliğinin Artırılması Projesi” kapsamında gerçekleştiriliyor.

2011 yılında başlatılan proje kapsamında kamu sektörü için örnek oluşturacak Milli Eğitim Bakanlığına ait bir okul yerleşkesi tasarımı bütünleşik tasarım yaklaşımı ile gerçekleştirildi. Eryaman Cezeri Yeşil Teknoloji Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi binası ilk çevre dostu kamu binalarını barındırması nedeniyle dikkat çekiyor.

 

(Milat)

 

 

Türkiye’de yenilenebilir enerji sektörü yeni istihdam fırsatları sunuyor – Vildan Demirkıran

Küresel anlamda çevresel tehditlerin azaltılması ve sürdürülebilir büyüme hedefleri doğrultusunda tüm dünyada yenilenebilir enerjiye olan eğilim artıyor. Dünya genelinde milyonlarca kişiye istihdam fırsatı sunan yenilenebilir enerji sektörü, önümüzdeki on yılda Türkiye’de de yüz binlerce insana iş imkânı sağlayacak.

Geçmişten günümüze bir durum değerlendirmesi yaptığımızda, enerji konusunun önem kazanmasının sanayileşme ile birlikte gerçekleştiğini görüyoruz Şöyle ki; Endüstri Devrimi sonrasında hammadde ihtiyacı giderek artmış, yüksek enerji talebini karşılamak üzere fosil yakıtların aşırı kullanımı, çevre ve doğal kaynaklar üzerinde olumsuz sonuçlar doğuracak düzeylere ulaşmıştı. Bunun neticesinde, 1970’li yıllarda çevre kirliliğine odaklanan ve çevresel sorunların ortaya çıkmadan önlenmesine yönelik geliştirilen politikalar, sonrasında çevre, ekonomi ve sosyal konuların bir arada değerlendirilmesi gerektiğini kabul eden yaklaşımlara dönüştü. Zira gelecek nesillerin haklarının gözetilerek onlara daha yaşanılabilir bir dünya bırakılması düşüncesi önemli hale gelmeye başladı.

Türkiye’de yenilenebilir enerji sektörü yeni istihdam fırsatları sunuyor

Ancak sonrasında, ekonomik ve insani faaliyetlerin çevre üzerindeki olumsuz etkilerini kontrol altına almak için geliştirilen uluslararası sürdürülebilir kalkınma hedefleri yeterince başarıya ulaşamayarak çevre kirliliğinin küresel bir sorun haline gelmesine sebep oldu. Daha çok üretime ve ekonomik büyümeye odaklanan sistemler, çevre kirliliğinin yanı sıra yoksulluk ve işsizlik gibi sorunları da beraberinde getirdi. Tüm bu yaşananlar neticesinde, çevresel, ekonomik ve sosyal konular arasında bir denge kurulması ve sürdürülebilir kalkınmanın uygulamada daha etkin hale getirilmesi gerektiği düşüncesi doğdu.

Bunun yanı sıra, dünyanın herhangi bir bölgesinde yaşanan çevresel, ekonomik ve sosyal sorunların küresel krize dönüşme ihtimalinden dolayı, günümüzde yaşanan ekonomik büyüme ve istikrarın sosyal çevresel unsurlardan bağımsız değerlendirilemeyeceği anlaşıldı. Bu durumun yansıması olarak da, 2008 yılında meydana gelen küresel ekonomik kriz sonucunda yeni büyüme araçlarının geliştirilmesi ihtiyacı ortaya çıktı. Bu nedenle, “yeşil büyüme” ve “yeşil ekonomi” kavramları hem krizlerin aşılması hem de sürdürülebilir kalkınmanın sağlanabilmesi için önemli araçlar olarak görülüyor.

Literatüre göre yeşil ekonomi, çevresel zararları azaltarak sürdürülebilir bir ekonomik büyüme sağlayan ve “insana yakışır” düzgün yeşil işler yaratarak çevre dostu yeşil istihdama dayalı kalkınmayı amaçlayan bir ekonomi olarak tanımlanabilir. Yeşil ekonominin en önemli unsuru ise yaratılan yeşil işlerdir.

Peki, “yeşil iş” kavramı nasıl ortaya çıktı? Bu kavram, ilk olarak 2007 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından ortaya atıldı ve uluslararası gündemin bir parçası haline geldi. Yeşil iş kavramı, düzgün işin standartlarının kabul edildiği çalışma koşullarında çevresel anlamda daha fazla sürdürülebilir ekonomik aktiviteler tarafından devam ettirilen işleri ifade etmek için kullanılır. Yeşil büyüme ek işler yaratabileceği gibi bazı işlerin yerini alabilir, bazı iş kollarını ortadan kaldırabilir ya da birçok var olan işi yeşil iş haline dönüştürebilir. Yeşil işler profesyonel meslekleri kapsayabileceği gibi vasıfsız meslekleri de kapsayabilir.

Yenilenebilir enerji mühendisliği, yenilenebilir enerji danışmanlığı, rüzgar enerjisi uzmanlığı, rüzgar enerjisi teknikerliği, karbon satış uzmanlığı, çevre ve enerji hukuku uzmanlığı, organik tarım mühendisliği, ekolojik turizm danışmanlığı, ısı yalıtım uzmanlığı, çevre mühendisliği, ekolojik bina tasarımcılığı, atık su uzmanlığı gibi “yeşil yakalılar” diye tanımlanan ve gelecekte talep edilecek mesleklere örnek olarak gösterilebilir.

Global anlamda yenilenebilir enerji alanındaki istihdamın ne durumda olduğuna bakacak olursak, önümüze şöyle bir tablo çıkıyor: Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) tarafından hazırlanan “Yenilenebilir Enerji ve İstihdam 2015 Raporu”ndan derlenen bilgilere göre, dünya genelinde işsizlik rakamları artarken, yenilenebilir enerji sektöründe bunun tersine bir eğilim gözlendi. Rapora göre, yenilenebilir enerji alanında en fazla istihdam güneş enerjisi alanında sağlanırken, en az istihdam hidroelektrik santralleri ve jeotermal enerji istihdamında gerçekleşti.

Durumun rakamsal boyutuna baktığımızda ise, temiz enerjideki istihdamın artışında bölgesel değişimler, teknolojik gelişmeler ve üretim süreçlerindeki değişimler, sanayide yaşanan yeniden yapılanma, artan talep ve rekabet etkili olurken, sektörde toplam istihdam küresel boyutta 8 milyon 100 bin kişiyi bulduğu belirtiliyor. Yenilenebilir enerjide en fazla istihdam sağlayan ülke 2 milyon 640 bin kişi ile Çin olurken, bunu Brezilya, Amerika, Almanya, İspanya, Danimarka ve Hindistan takip ediyor.

Gelelim Türkiye’ye! Ülkemizde yenilenebilir enerjinin sağladığı istihdam fırsatları dünyadaki gelişmeler ile benzer durumda. Türkiye, son yıllarda kaydedilen ekonomik büyümeye paralel olarak dünyanın en hızlı büyüyen enerji piyasalarından biri. Hal böyle olunca, kalkınma ve büyümeyle doğru orantılı olarak artan enerji tüketimi, enerji tüketiminde sürdürülebilirliği ve arz güvenliği sorununu da beraberinde getiriyor.

Ülkemizde elektrik ihtiyacının 2023’e kadar, yılda % 6 oranında artacağı tahmin ediliyor. Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakları potansiyeli yönünden fosil kaynaklara göre daha avantajlı durumda olduğu gerçeğini göz önünde bulundurursak, Türkiye gibi enerjide dışa bağımlı ülkelerde yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları alternatifini kullanmanın enerji arz güvenliğini sağlamanın yanında, özellikle genç nüfus arasında yaygın işsizlik problemini çözmeye katkı sağlayacağı aşikâr.

Türkiye özellikle; hidrolik, rüzgâr, güneş, biyokütle ve jeotermal enerjilerin potansiyeli oldukça yüksek olan bir ülke. Örneğin, hidrolik enerjiyi ele alalım! Yenilenebilir enerji kaynakları içinde Türkiye’de elektik üretiminde en önemli pay hidrolik kaynaklardır. Buna rağmen bu kaynakların henüz %41,3’lük kısmı kullanılıyor. Oysaki bu oran ABD, Norveç gibi gelişmiş ülkelerde %80’in üzerindedir. Bu seviyelere gelmek için de, önümüzdeki yıllarda Türkiye’deki hidrolik potansiyeli kullanım oranının yükseltilmesi çalışmalarına yoğunlaşmak gerekiyor. Zira hidroelektrik enerji uygulamalarındaki türbin gibi çeşitli parçaların tasarımı ve üretimi, alan inceleme ve fizibilite çalışmaları, sosyal ve çevresel etkilerin araştırılması gibi üretim ve proje geliştirmede farklı alanlarda uzmanlaşmış birçok mühendis, teknisyen ve işçiye ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.

Ülkemizin sahip olduğu bir diğer yenilenebilir enerji kaynağı olan güneş enerjisinde durum ne diye baktığımızda şöyle bir durum karşımıza çıkıyor: Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanan, Türkiye’nin Güneş Enerjisi Potansiyeli Atlası’na (GEPA) göre, yıllık toplam güneşlenme süresi 2.737 saat (günlük toplam 7,5 saat), yıllık toplam gelen güneş enerjisi 1.527 kWh/m².yıl (günlük toplam 4,2 kWh/m²) olduğu tespit edildi. Hâlihazırda, güneş enerjisi santrallerin kurulu gücü 832,5 MW olmakla birlikte, bu rakamın 2023 yılına kadar 3,000 MW’a ulaşması hedefleniyor. Bu kapasite artışının neticesinde de güneş enerjisi sektöründe istihdamın önemli oranda artacağı öngörülüyor.

Sektörde aktif olarak çalışmalar yapan Solarbaba Türkiye Güneş Enerjisi Platformu kurucusu Ateş Uğurel, Solarbaba ve Genç Yönetici ve İş Adamları Derneği’nin (GYİAD), işbirliği ile düzenlenen Güneş Enerjisi Paneli’nde, Türkiye’nin güneş enerjisi yatırımlarında çok geri kaldığını ancak bir yandan da sektörde çok büyük fırsatların da olduğunu vurguladı. Her 1MW’lık yatırımın 20 kişiye istihdam anlamına geldiğini ifade eden Uğurel, 2023 yılında güneş enerjisi yatırımlarının 23GW kapasitesine ulaşması durumunda sağlanacak minimum istihdamın 400 bin kişi olacağını belirtti. Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere, Türkiye’nin güneş enerjisi potansiyeli yakın gelecekte yeni istihdam fırsatları sunacaktır.

Yenilenebilir enerji potansiyeli açısından ülkemize ciddi anlamda katkı sağlayacak bir diğer kaynak ise rüzgâr enerjisi. Üretiminde yaşanan bazı kısıtlara rağmen, rüzgâr enerjisi ülkelerin enerji arz güvenliği için önemli bir avantaj sağlamakta ve temiz enerji olarak çevresel zararların azaltılmasına katkıda bulunmaktadır. Rüzgâr enerjisi çevreye en az zarar veren enerji kaynaklarından birisi olmasının yanında önemli bir istihdam kaynağıdır da aynı zamanda. Ülkemizin 2016 yılı sonu itibariyle işletmede olan lisanslı rüzgâr enerji santrallerinin kurulu gücü 5.751,3 MW. Rüzgâr enerjisi potansiyeli ise 48.000 MW olarak belirlendi. Aynı zamanda, 2023 yılına kadar rüzgâr enerjisi kurulu gücümüzün 20. 000 MW’a ulaşması hedefleniyor. Bazı senaryolara göre, rüzgar enerjisinin 2023’te 27.000 kişye istihdam sağlaması bekleniyor.

Türkiye’nin mevcut yenilenebilir enerji kaynaklarından olan jeotermal ve biyokütle enerjisi potansiyelini de dâhil ettiğimizde ise, 2030 yılında, yenilenebilir enerji sektöründe toplam istihdamın yıllık 133.000 civarında olacağı tahmin ediliyor.

Tüm bu verileri göz önünde bulundurduğumuzda, yenilenebilir enerji ile ilgili çalışmalar, gelecek on yılda, sürdürülebilir enerji için gerekli olan yenilenebilir enerji sistemlerinin hızla çoğalmasına, ekonomik büyümenin yanında yeni teknolojilerin geliştirilmesine, geleceği olan yeni işlerin yaratılmasına yol açacaktır.

Dünya’nın pek çok ülkesi, fosil yakıtlardan vazgeçerek yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneliyor. Mevcut potansiyellerini en verimli şekilde değerlendirmenin yollarını arıyorlar. Şimdilik, yenilenebilir enerji fosil yakıtlarla birlikte ülkelerin enerji ihtiyacını karşılasa da, yapılan çalışmalar yakın gelecekte temiz enerjinin fosil yakıtların önüne geçeceğini, hatta birçok ülkede sadece yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılacağını gösteriyor. Görülen o ki, her kim yenilenebilir enerjiyi gündeminde tutarsa hem ekonomik açıdan güçlenecek, yeni ve yeşil iş imkânları doğacak hem de dünyamız kazanacak. Umalım da Türkiye, sahip olduğu potansiyeli en iyi şekilde değerlendirecek politikalar yürüterek kazananlardan olsun!

Kaynaklar

Erdal, L. 2012, Türkiye’de Yenilenebilir Enerji Yatırımları ve İstihdam Yaratma Potansiyeli, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, Cilt 4, No 172-174.

IRENA, International Renewable Energy Agency, Renewable Energy and Jobs Annual Review 2016

Solarbaba Türkiye Güneş Enerjisi Platformu, 2016 http://www.solarbaba.com/haber/gunes-enerjisi-yatirimlari-ile-400-bin-kisiye-istihdam-saglamak-mumkun

T.C. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı, http://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Sayfalar/Gunes/

http://www.enerji.gov.tr/tr-TR/Sayfalar/Ruzgar

Topgül, S. 2015, İşsizlik için bir çözüm: Yeşil işler ve yeşil istihdam Tokat örneği, International Journal of Human Sciences, Volume 12, Issue 2, 1335-1338.

Ürün, E. ve Soylu, E. 2016, Türkiye’ nin Enerji Üretiminde Yenilenebilir Enerji Kaynakları Üzerine Bir Değerlendirme, Sosyal Bilimler Dergisi, 32-36.

Yılmaz, M. 2012, Türkiye’nin Enerji Potansiyeli ve Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Açısından Önemi, Ankara Üniversitesi Çevrebilimleri Dergisi, Cilt 4, No 2, 34-52

Yılmaz, S. 2014, Yeşil İşler ve Türkiye’de Yenilenebilir Enerji Alanındaki Potansiyeli, T.C. Kalkınma Bakanlığı.

http://www.trthaber.com/haber/ekonomi/temiz-enerjide-istihdam-artiyor-252733.html

DÜNYADA YENİLENEBİLİR ENERJİ SEKTÖRÜNDE İSTİHDAM ARTIRIYOR

WWF, 2011, Yenilenebilir Enerji Geleceği ve Türkiye,

 

Vildan Demirkıran

 

 

İspanya: Zombi istilasına karşı hazırlıklı değiliz

İspanya’da siyasi tarihin en tuhaf diyaloglarından biri yaşandı. Muhalefetteki bir senatör hükümetin sorulan sorulara yetersiz yanıt vermesini protesto amacıyla Kongre’ye “Zombi istilası durumunda hükümetin izleyeceği protokoller nedir?” diye soru yöneltti. Hükümet böyle bir durum karşısında hazırlıksız olduğunu açıkladı.

İspanya’da muhalefetteki sol ‘Compromis’ grubundan senatör Carles Mulet merkez sağ hükümetin sorulan sorulara ‘resmi ve muğlak’ yanıtlar vermesini protesto amacıyla ilginç bir eylem yaptı.

Sputnik’te yer alan habere göre, İspanya hükümeti ise soruya 1 sayfalık yanıt verdi.

Yanıtta zombi ve kıyamet kelimelerinin sözlük anlamlarına yer verilerek “İkincisi (kıyamet) için iki anlam bulundu: ‘Dünyanın sonu’ ve ‘kıyametvari durum'” dendi.

‘İnsan ya da doğa kaynaklı kıyametvari duruma’ karşı hazırlıklı olduğunu belirten hükümet ‘olması ihtimali oldukça az olan Dünya’nın sonu gibi bir eylem karşısında plan yapmanın gereksiz’ olduğunu söyledi.

Açıklamada zombi kelimesinin sözlük anlamı ‘Ölmüş olan ve büyücülük sanatı ile yeniden canlandırılmış insanlar’ ya da ‘robot gibi davranan beyinsiz insanlar’ olarak verildi ve zombilere karşı bir savunma planının bulunmadığı kaydedildi.

Açıklamada ‘büyücülük yoluyla ölüyü diriltmenin mümkün olmadığı’ ve ‘sayıları ne olursa olsun’ beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerin kıyameti yaratabilecek yetenekten yoksun olduklarının düşünüldüğü yorumu yapıldı.

Senatör Mulet ise yanıtın ardından yaptığı açıklamada ise hükümetin saçma sorulara zamanında yanıt verdiğini ancak ciddi meselelerdeki yanıtlarının ‘geç ve kötü’ olduğunu söyleyerek hükümetin kendisini ‘zombi istilası’ olarak niteledi.

(Sputnik)

Balıkesir’de deprem!

0

Balıkesir’in Bigadiç ilçesinde 4.2 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.

Balıkesir’de saat 17.11’de merkez üssü Bigadiç ilçesi olan 4.2 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.

AFAD verilerine göre, deprem yerin 7.02 kilometre derinliğinde gerçekleşti.

İlk belirlemelere göre çevre il ve ilçelerde de hissedilen sarsıntı, can ya da mal kaybına yol açmadı.

 

 

Engelsiz Filmler Festivali’nin İstanbul ayağında bu sene ‘Bakış Açısı’ atölyesi de var

12 – 14 Mayıs tarihlerinde İstanbul’u ziyaret edecek Engelsiz Filmler Festivali, dans ve kamerayı Bakış Açısı atölyesinde buluşturuyor.

British Council’in işbirliğiyle gerçekleşecek, koreograf ve dans terapisti Tuğçe Tuna’nın yöneteceği atölye, beden hareketi ve kamera hareketi ilişkisinden hareketle, beden odaklı ve hareket eden iki farklı disiplin arasında bir köprü kurmayı hedefliyor.

Kameranın hareketi, kameranın dans ile uyumu, kameranın nasıl hareket edebileceği başlıklarından yola çıkılacak çalışmada; dans, beden ve koreografik öğelerin, kamera aracılığı ile harekete bireysel ve yeni bir bakış açısı kazandırmasına odaklanılacak. Kamera-hareket birlikteliğinden bir kompozisyon oluşturmaya çalışılacak.

Kimler başvurabilir?

 

Bedene yeni bir algı ile yaklaşmayı, alışılagelmiş estetik yargılardan uzaklaşmayı amaçlayan ve “engelli beden” gibi ayrımcılık yaratan kavramları sorgulayan Farklı Bedenlerle Dans projesi dansçılarının da yer alacağı atölye, beden odaklı gösteri sanatları ya da görsel sanatlar alanlarında deneyimi olan herkese açık ve ücretsizdir. Kısa özgeçmişinizi ve atölyeye katılım amacınızı anlatacağınız bir paragraflık motivasyon mektubunu [email protected] mail adresine göndererek 3 Mayıs’a kadar atölyeye başvurabilirsiniz.

Atölyeler ve gösterimler ücretsiz

 

Bu sene Eskişehir, İstanbul ve Ankara’yı ziyaret edecek Engelsiz Filmler Festivali’nde tüm gösterim ve yan etkinlikler ücretsiz gerçekleştiriliyor. Festival tüm filmlerini göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar için işaret dili ve ayrıntılı altyazı ile erişilebilir mekanlarda sunuyor.

Engelsiz Filmler Festivali 5-7 Mayıs tarihleri arasında Eskişehir’de Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi Kırmızı Salon, 12-14 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da Boğaziçi Üniversitesi SineBu ve 18-23 Mayıs tarihleri arasında Ankara’da Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Ulucanlar Cezaevi Sinema Salonu’nda takip edilebilecek.

 

Fotoğraflar Tuğçe Tuna’nın blog adresindeki “Farklı Bedenlerle Dans” sayfasından alınmıştır

 

(Yeşil Gazete)