Ana Sayfa Blog Sayfa 3189

Kanada sahillerinde ‘bahar misafiri’: Kutuptan kopan buzdağı bloğuna ilgi büyük

Kanada’nın Newfoundland adasında küçük bir kasaba sahile yaklaşan dev bir buzdağı nedeniyle turist akınına uğruyor. Mevsimin ilk yüzen buzdağları Ferryland kasabası sahil şeridinden açıkça görülebiliyor.

Kanada’nın CBC televizyonu Paskalya Bayramı sırasında Ferryland kasabasında buzdağını görüntülemek isteyen profesyonel ve amatör fotoğrafçılar nedeniyle trafik yoğunluğu yaşanmasını haberleştirdi.

Newfoundland and Labrador bölgelerinin sahilleri “buzdağı vadisi” olarak biliniyor. Her ilkbaharda Kuzey Kutbu’ndan kopan buz blokları aşağı doğru sürükleniyor.

Buzdağları genelde denizin altındaki buzlara kitleniyor ve ilkbaharın sonu ya da yazın başına kadar aynı noktada kalabiliyor. Ferryland belediye başkanı Adrian Kavanagh yerel basına bu dev buzdağının yerine oturduğunu ve bir süre kalabileceğini söyledi.

Bu geniş buzdağı sahil kıyısına yakın bir noktayı kendine mesken edinmiş görünüyor.

Buzdağlarının kitlelerinin çoğu suyun altında bulunuyor ve bazen sahile doğru sürüklenirken karaya oturabiliyorlar.

CBC Radyo’suna konuşan turizm sektöründe çalışan bir kişi bunun tur operatörleri için iyi bir haber olduğunu söyledi. Buzdağlarının karaya oturdukları noktaya ulaşmanın kolay olduğu belirtiliyor.

Buzdağı mevsimi bu sene yüzlerce yüzen buzdağı nedeniyle oldukça hareketli geçiyor. Atlas Okyanusu’na bu yıl normalden daha fazla sayıda buz dağı iniyor.

(BBC Türkçe)

Yargısız infaza polis kılıfı: Otomobilin içindeki bağlamayı uzun namlulu silah sanıp ateş açmışlar

“Dur” ihtarına uymadığı gerekçesiyle ateş edilen araçta iki gencin ölmesiyle ilgili polis tutanağında, ön koltukta oturan kişinin elinde uzun namlulu bir silah olduğu ve ateş ettiği ileri sürüldü. Ön koltuktaki genç “Kucağımda saz vardı” dedi. Araçta silah bulunmamıştı. Buna karşılık, gençlerin kullandığı araçta 26 kurşun deliği olduğu belirlendi.

Geçen cuma günü İstanbul Gazi Mahallesi’nde polisin dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle ateş ettiği ve iki gencin hayatını kaybettiği olayla ilgili polisin olay tutanağına göre, Gazi Kent Ormanı’nda çalışan bir güvenlik görevlisi Gazi Polis Merkezi’ni 14 Nisan’da arayarak, “Ormanda poşulu ve silahlı üç kişi var. Renault marka araç kullanıyorlar” şeklinde ihbarda bulundu. Bunun üzerine biri zırhlı olmak üzere iki araç ve dokuz polis halinde kent ormanı girişine gidildi. Kısa bir süre sonra içinde, eğlenceden dönen beş gencin olduğu Peugeot marka araç polise yaklaştı.

Hürriyet gazetesinden İsmail Saymaz’ın haberine göre, tutanakta şu ifadeler yer aldı:

“Araca işaret edip ‘Dur’ ihtarında bulunulmuş, araç duracakmış gibi yavaşladığı sırada yarı açık olan sağ ön camdan aracın ön koltuğunda oturan şahsın kucağında uzun namlulu silahın namlusunun görülmesi üzerine…”

Tutanağa göre polis, arkadaşlarını “Silahları var” diye uyardı. Araçtakiler aniden gaza basarak, aracı polislerin üzerine sürdü. İddiaya göre polisler havaya ateş etti. Ardından aracın sol arka yanına ateş edildi. Yine tutanağa göre bu sırada araçtan birkaç el silah sesi duyurulması üzerine aracın lastiklerine ateş edildi.

Araçta 26 kurşun deliği

Araçtan sağ kurtulan gençlerden biri ön koltukta kendisinin oturduğunu söyleyerek kucağında saz olduğu belirtmiş, “Ben silah sesini duyunca saz ile birlikte koltuğun önüne doğru eğildim” demişti. Araçta silah bulunmamıştı.

Buna karşılık, gençlerin kullandığı araçta 26 kurşun deliği olduğu belirlendi. Olay yerinde 35 mermi kovanı ve bir mermi çekirdeği ile beş de biber gazı kovanı bulundu. Park girişini gösteren kameranın aylarca önce zarar gördüğü, elektrik direğindeki kameranın ise bozulduğu anlaşıldı. İki polis aracından birinde kamera olmadığı belirlenirken, zırhlı aracın kamerasına el kondu.

(Hürriyet)

“Karılarını öldüren erkekleri alnından öpüyorum” dedi, dava açılınca mahkemede çark etti

İzmir’de, bir gazeteye verdiği röportajda ‘Karılarını öldüren erkekleri alınlarından öpüyorum’ diye ifade kullanan ‘tahrik ve suçluyu övme’ suçlarından 5 ile 10 yıl arasında hapis istemiyle dava açılan Boşanmış Babalar Derneği Başkanı Muhammet Özen, mahkemede sözlerinin çarpıtıldığını söyledi.

Muhammet Özen duruşmada üzerine atılı suçu kabul etmedi. Söyleşiyi yapan muhabiri suçlayan Özen, “eşinden zulüm görmüş bir insan olduğunu” da sözlerine eklemeyi ihmal etmedi.

Habertürk’ün haberine göre, Özen, duruşmada kendini şöyle savundu:

“Ben iddianamede de yazılan ve tehdit kabul edilen söze Bekir Bozdağ ve Fatma Şahin’in bulunduğu iki ayrı toplantıda söyledim. Ben çözüm bulmak için bunları söyledim. Toplantının amacı budur; ben bakana ‘Bakanım ben karımı öldüreceğim demedim, öldürenler bu yüzden öldürülüyor’ dedim. Üç üniversite bitirmiş 3 dil bilen biriyim. İddianamede yazılan ‘Kadınlar öldürülmeyi haketmiyor; ama öpüyorum’ şeklindeki sözlerinin arkası var. Bunu söyledim; ama cımbızla çekilmiş bir bölümü ele alınıp cezalandırılmak istemiyorum. Ben eşimden zulüm görmüş bir insanım. Toplumda göz önünde bir insanım. 250 kadın derneğine karşı bir tek erkek derneğinin başıyım. Devletin içinde aile ve kadınla ilgili kurulan bütün komisyonlarda ben çağrılırım. Annemin tavsiyelerine uyan bir insanım. Kendisi de ‘kadın öldürülmez’ diyen bir kişidir. Bugüne kadar 50 erkeği eşini öldürmekten vazgeçirdim. Annem bana ‘Kadın iki elle dövülmez alt elle dövülür. Gönlü yapılarak dövülür. Kadın cismen öldürülmez yatakta öldürülür’ derdi. Bunun anlamı yani gönlü yapılarak rahatlatırılırdı. İşte röportajda söylenen sizin belirtiğiniz yukarıdaki söz bu manada söylenmiştir. Röportaj sırasında bunu söylediğimi duyan iki tanığım var. Dinlenmelerini istiyorum. Muhabir bana ‘Bu lafları söyle bende manşet yapayım’ dedi. Bende kendisine ‘Bu biraz suça kaçıyor’ diye cevap verdim. Oda ‘suç olsa biz yazmayız. Bizde onu elekten geçiririz yazmayız’ dedi. Buna dair elimde CD var.”

Karar bir sonraki duruşmaya kaldı

Hasiye Kabadayı ise sanıktan şikayetçi olduğunu ve cezalandırılmasını istedi. İzmir Barosunu temsil eden avukat Nuriye Kadan, “Dilekçelerimizi tekrar ederiz. Davayı uzatmak için yapılan işlemleri kabul etmiyoruz. Zaten dosya içerisinde CD çözümü vardır. Buna göre değerlendirilme yapılmasını istiyoruz” dedi. Hakim, gelecek duruşmada karar verileceğini belirtip, duruşmayı Temmuz ayına erteledi.

Ne demişti?

Mağdur Boşanmış Babalar Derneğinin Başkanı Muhammet Özen, yaklaşık 2 yıl önce İzmir’de ulusal bir gazeteye verdiği röportajda, “Karılarını öldüren kahraman babaları alınlarından öpüyorum” sözleri, başta kadın dernekleri olmak üzere büyük tepki çekmişti. Kadınlar hakkında çıkarılan yasaların erkekleri mağdur ettiğini belirten Muhammet Özen, mahkemelerin babaları ömür boyu nafaka ödemeye mahkum ettiğini, ödemeyenlerin ise ceza evine girdiğini söyledi. Boşanıldığı zaman devletin erkeğin elinden her şeyi alıp kadına verdiğini savunan Muhammet Özen’in “Devlet erkek için iki seçenek sunuyor. ‘Ya ömür boyu nafaka öde, ya da onu öldür’ diyor. Başka seçenek bırakmıyor” sözlerini sarfetti. Bu sözlerin ardından Özen’in boşandığı eski eşi öğretmen Hasiye Kabadayı’nın avukatı Pelin Yayalar Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunarak, ‘Bu hastalıklı zihniyet cezalandırılmalı’ dedi. Savcılık ifadesinde de ‘Karılarını öldüren kahraman babaları alınlarından öpüyorum’ sözlerinin arkasında bulunan Muhammet Özen hakkında ‘Tahrik ve suçluyu övme’ suçlarından 5 ile 10 yıl arasında hapis istemiyle 2. Asliye Ceza Mahkemesinde dava açılmıştı.

(Habertürk)

Bilim insanlarının Trump’a direnme gerekçesi: Gerçeklerle savaşmasından usandık artık!

Bu yazı evgeyi.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

The Guardian‘da Kenneth Kimmel imzası ile yayınlanan makaleyi Ömer Akpınar‘ın çevirisi ile paylaşıyoruz

ABD başkanının doğa koruma önlemlerini kurban etmesi, akla ve bilimsel araştırmaya yönelik doğrudan bir saldırıdır.

Donald Trump, Vaşington’da “enerji bağımsızlığı”na dair bir kararname imzalamasının ardından ABD Çevre Koruma Dairesi Müdürü Scott Pruitt ve bir grup madenci ile birlikte. Fotoğraf: Carlos Barria/Reuters

Önümüzdeki Cumartesi, bilim insanları ve destekçileri ABD’nin başkenti Vaşington’da ve dünya genelindeki yüzlerce eylemde bir araya gelerek kuvvetle muhtemel tarihteki en geniş katılımlı bilim eylemini gerçekleştirecek. Bilim insanlarını ve destekçilerini daha önceden tanık olmadığımız bir biçimde harekete geçiren ise, Reddit‘te hevesli birkaç kişinin ortaya attığı Bilim Yürüyüşü fikri oldu.

Bir çalışma arkadaşımın dikkat çektiği gibi: “Bilim insanları sokağa çıkıyorsa, başının belada olduğunu bilirsin.” Haklı. Onlarca yıldır bilim insanlarıyla yakından çalışan biri olarak söyleyebilirim ki gerek eğitimleri gerek de karakterleri sebebiyle en çok laboratuvarda deney sonuçlarını tekrar tekrar test ederken mutlu olma eğimi gösteriyorlar — eylem yapacak son insanlar yani.

Peki o zaman, şimdi neden pankartlarını ellerine alıyorlar? Çünkü ABD federal yönetimi bilime, bilim insanlarına ve kanıt-temelli politika yapımına eşi benzeri görülmemiş bir saldırı gerçekleştiriyor.

Saldırının en amansız olduğu yer, Trump yönetiminin Başkan Obama tarafından getirilen ortayolcu ama önemli politikaları paramparça ettiği, küresel ısınma meselesi. Bu politikalardan ilki, Trump’ın geri geçmek için yemin ettiği, enerji santrallerinden salınan karbondioksit miktarını ülkede ilk kez sınırlayacak olan ve Obama yönetiminin en bilinen Temiz Enerji Planı. ABD’nin yeni başkanı ayrıca karbon salımını ve benzin tüketimini hâlihazırda azaltan, zar zor edinilmiş araç yakıt ekonomisi standartlarını “yeniden açmayı” (“zayıflatmayı” anlamına rahatlıkla gelebilir) vaat etti. Aynı zamanda Trump, korkunç bir göz yumma örmeği olarak, federal dairelerin, büyük federal projelerin iklim değişikliğini nasıl etkilediğini ve deniz seviyesindeki yükselmeler ile kuraklık gibi iklim etkilerinin bu projelerin uzun vadede uygulanabilirliğini nasıl etkileyebileceğini göz önünde bulundurmasını gerektiren kuralı kaldırdı. Bu durum, depremleri hesaba katmadan fay hattına bina inşa etmeye benziyor.

Neyse ki, bürokratik engeller bu hedeflere başkanın bir imzasıyla ulaşmayı zorlaştırıyor. Ancak Trump yönetiminin kazanması durumunda, küresel ısınmaya yol açan gazların ve sağlığımızı tehdit eden diğer kirletici maddelerin salımı milyarlarca ton artabilir; iklim değişikliğiyle mücadele çocuklarımıza çok daha pahalıya mâl olabilir; ABD’nin temiz enerji konusunda önde gelen yeri başka ülkelere bırakılabilir ve 2015 Uluslararası Paris İklim Anlaşması kapsamında koyduğu hedeflere ulaşması çok daha zorlaşabilir.

Trump’ın bilime duyduğu antipati, hiç de öyle gizli saklı değil. Henüz adayken, küresel ısınmaya “hurafe” diyerek onlarca yılda tesis edilmiş bilimsel kanıtları hiçe saymış ve başkanlık koltuğunda geçirdiği kısa zaman diliminde, yemin törenindeki kalabalığın sayısı gibi önemsiz meseleler de dâhil olmak üzere, gerçeklere ve kanıtlara örneğine rastlamadığımız bir aldırmazlık sergilemişti.

Bilime dair cehaletini ya da horgörüsünü gocunmadan gösteren kabine üyelerini önemli görevlere atadı. ABD Çevre Koruma Dairesinin başına seçtiği Scott Pruitt, iklim değişikliğinin ana sebebi olarak karbondioksit salımını kabul etmediğini kamuoyuyla paylaştı. Trump’ın bütçe müdürü Mick Mulvaney ise, küresel ısınma araştırmalarını fonlamanın, vergi mükelleflerinin parasını çar çur etmek olduğunu düşünüyor.

Bu bilim karşıtı yaklaşım, iklim biliminin çok daha ötesine uzanıyor. Örneğin, Pruitt’in ilk icraatlarından biri, kendi dairesindeki bilim insanlarının, yıllarca süren titiz araştırmalara dayanarak sinir zedelenmesine yol açtığı gösterilen, çocuklara, tarım işçilerine ve kırsal alandaki içme suyu kaynaklarına açık bir risk oluşturan bir böcek ilacını yasaklama yönündeki tavsiyesini reddetmek oldu. Dahası, Trump başkanlık bilim danışmanı atama yönündeki güçlü geleneğe henüz uymadı. Önerdiği bütçe, devletin araştırmalara sunduğu desteği azaltarak sürdürülebilir tarım yöntemleri, hava tahmini, havayı kirleten maddelere ne olduğu ve bunların taşınması ile temiz enerji teknolojileri gibi toplumun tamamını ilgilendiren konulara dair önemli araştırmaları ve veri toplayıcılığını zayıflatıyor.

Bilime yönelik saldırılar yalnızca Trump yönetiminden gelmiyor. Fosil yakıtla fonlanan Heartland Enstitüsü gibi özel gruplar, Bilim İnsanları Küresel Isınma Konusunda Neden Anlaşamıyor (sic) gibi son derece yanıltıcı kitapçıklar postalayarak her fen bilgisi öğretmeninin, iklim değişikliğinin gerçek olduğu ve fosil yakıt kullanımının da bunun başlıca sebebi olduğu yönündeki konsensüsü zayıflatmaya yönelik yanlış bilgilendirmeye maruz kaldığından emin olmaya ant içmiş durumdalar.

Daha da vahim olan ise, Kongre’nin geliştirilmesi yıllar almış sayısız genel önlemi ortadan kaldırmak amacıyla Kongre İnceleme Yasası adında radikal bir araç kullanması ve federal dairelerin kamu sağlığı ve güvenliğine yönelik bilim-temelli önlemler düzenlemesini zorlaştıracak yasa tasarılarının kabulü için etkin bir biçimde çalışması. Örneğin, bir yasa tasarısı, akademik bilim insanlarını — arkasında sanayi desteği olan bilim insanlarını değil ama — kendi uzmanlık alanlarına giren bilimsel konularda federal danışma kurullarına fikir beyan etmekten men ediyor. Bu saldırılar pek çok bilim insanı için asla kabul edilebilir değil ve bunların yol açtığı kolektif öfke önümüzdeki Cumartesi gerçekleşmesi planlanan Bilim Yürüyüşü ile Halkın İlkim Yürüyüşü’nün itekleyici gücü oldu.

Ancak daha da büyük bir meseleyle karşı karşıyayız. Uzun zamandır pek çoğumuz, gerçeklerin gün gibi ortada olduğunu, bilim insanlarının da çalışmalarını “politize” etmemek adına kıyıda köşede kalabileceğini düşünegeldik. Son seçim ve ardında yaşananlar, hiç kuşkusuz bu normların ciddi bir biçimde yeniden gözden geçirilmesine yol açtı. Gerçeklere ve bilime saygı duyulacağını varsaymaktan vazgeçmemiz gerektiğini — zor yoldan da olsa — öğrendik, şimdilerde büyük ve gittikçe gelişen bir “gerçek-temelli” topluluk ayaklanıyor. Bu grubun içinde Müslümanlara yönelik göç yasağını protesto etmek için havalimanlarına akın edenler ile bu politikayı destekleyecek hiçbir gerçeğin olmadığını mahkemede ispat eden kamu ve özel sektör çalışanı avukatlar yer alıyor. Uygun Fiyatlı Sağlık Hizmeti Yasası’nın geri çekilmesini önlemek için belediye sarayı toplantılarını dolduran ve yerine getirilmek istenen yasanın hiçbir sorunu düzeltmediğini (genişletilmiş sağlık hizmetini ödemeleri için zenginlerden daha fazla vergi alınması dışında belki) gösterenler yer alıyor.

Bu gerçek-temelli topluluğun içinde Amerikan halkının düşmanı ilan edilseler de yalanlara dikkat çeken gazeteciler yer alıyor. Seçime Rus müdahalesi olduğu yönündeki suçlamalara ilişkin kapsamlı bir soruşturma yürütülmesinde ısrarcı olan ve istihbarat çalışanlarının topladığı bilgiyi ciddiye alan, her iki partiden siyasi liderler yer alıyor.

Birbirinden ayrı tüm bu tavırları bir araya getiren ise, kamuyu ilgilendiren kararların belkemiğini — yalan haberlerin, alternatif gerçeklerin, temelsiz varsayımların ya da laf sokmanın değil — ispat edilebilir gerçeklerin ve kanıtların oluşturması gerektiği yönündeki ilkedir. Bir demokrasiyi, “gerçeğin” iktidar ne derse o olduğu teokrasi, monarşi ya da diktatörlük gibi yönetim biçimlerinden ayıran da budur.

500 bini aşkın üyesi ve destekçisiyle örgütüm Union of Concerned Scientists (Endişeli Bilim İnsanları Birliği) iklim, çevre adaleti ve işçi hareketlerinden müttefiklerle bir araya gelerek hem Bilim Yürüyüşü’nü, hem de Halkın İklim Yürüyüşü’nü örgütlemeye yardımcı oldu.

Eylemlerin göstermesi beklendiği üzere, muazzam sayıda insan durumun vahametinin farkında. Bilime yönelik hatırlayabildiğimiz en büyük saldırı, dünyanın dört bir yanından bilim insanları ve müttefiklerini şimdiye kadar karşılaşmadığımız bir şekilde harekete geçirmesiyle sonuçlanabilir.

  • Kenneth Kimmell, Union of Concerned Scientists adındaki ABD-temelli kâr amacı gütmeyen örgütün başkanıdır.
  • Ömer Akpınar’ın “kocaya kaçtıktan” sonraki hayatını, yurtdışında yaşayan Türkiyelilerin deneyimlerini topladığı Gurbet Veri Bankası’nı ve çevirilerini Ev Geyi blogundan ve Twitter’da @ev_geyi üzerinden takip edebilirsiniz.

 

Yazının İngilizce Orjinali

Yazar: Kenneth Kimmel

Çeviren: Ömer Akpınar

 

(The Guardian, Ev Geyi, Yeşil Gazete)

 

 

AGİT’ten oylar yeniden sayılsın önerisi

AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi Direktörü Link, anayasa değişikliği halk oylamasında kullanılan oyların yeniden sayılması önerisinde bulundu.

Avrupa Güvenlik ve iş birliği Teşkilatı’ndan (AGİT), anayasa değişikliği referandumunda kullanılan “oylar yeniden sayılsın” önerisi geldi.

AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi Direktörü Michael Georg Link, “Oyların yeniden sayılması, seçim sürecine yönelik zayıflayan güveni artıracaktır” yorumunda bulundu.

Türk hükümetinin AGİT raporunu dikkate almayacağı yönündeki beyanatlardan üzüntü duyduğunu kaydeden Link, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işbirliğine yanaşmaması durumunda Türkiye’deki politik durumun kötüleşeceğini de öne sürdü.

“Bizim raporlarımız sadece AGİT tarafından değil, aynı zamanda AB, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler tarafından değerlendirilir ve bu kurumlara referans teşkil eder” diyen Link, Türkiye’nin, AGİT ile iş birliği yapmaması durumunda, bunun başka devletler ve kurumlar tarafından eleştirileceği ve politik açıdan sonuçsuz kalmayacağı değerlendirmesinde bulundu.

 

(Dünya)

İBB, Maçka Parkı’nı etkileyecek tünel için yapılan itirazları reddetti, inşaat devam edecek!

Maçka Demokrasi Parkı’nın girişinin kapatılması ve ardından parkın kapatılmasına karşı eylemlerle gündeme gelen Dolmabahçe – Levazım arasında yapılacak karayolu tüneline ilişkin Şişli Belediyesi’nin yaptığı itiraz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ) tarafından gerekçe gösterilmeden reddedildi. CHP’li Meclis üyesi Esin Hacıalioğlu’nun, ilgili komisyonlardan red gerekçesini öğrenmek üzere ısrar etmesi gerginliğe neden oldu.

“Dolmabahçe-Levazım-Baltalimanı-Ayazağa Tünelleri Projesi”ne ilişkin İBB tarafından hazırlanan imar planlarına askı sürecinde Şişli Belediyesi ve CHP’li meclis üyeleri itiraz etmişti. İBB Meclisi’nin Nisan ayı meclis gündemine taşınan itirazlar, Ulaşım ve Trafik Komisyonu ile İmar ve Bayındırlık Komisyonu tarafından uygun bulunmadı.

Şişli Belediyesi: Parkın önemli kısmına zarar verecek

Şişli Belediyesi itirazlarında, tünel inşaatının 1940’lı yıllardan beri tek yeşil alan olan Maçka Parkı’nın bölünüp parçalanmasına neden olacağını belirtİlerek, “Tünel yol güzergahının Maçka Demokrasi Parkını önemli ölçüde olumsuz etkilediği ve parkın önemli bir kısmına zarar verdiği görülmüştür. Oysaki kentimizde ve ilçemizde hızlı şehirleşmenin olağan bir sonucu olarak ortaya çıkan problemlerden birisi de kentsel alanda yaşayan insanların spor ve rekreatif alan ihtiyacıdır” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan Maçka Parkı’nın İstanbul’da meydana gelebilecek bir depremde çadır kent alanı olarak kullanılacak “Afet Toplanma Alanı” olduğuna dikkat çekildi. İtirazda, “Sit alanı dahilindeki Maçka Demokrasi Parkı’na ve hem de Maçka Caddesi güzergahında yer alan Tarihi Maçka Maden Fakültesi, Maçka Teknik Lisesi vb. önemli tarihi nitelikli binalara zarar vereceği düşünülmektedir” denildi.

CHP’li meclis üyesi reddedilme gerekçesini sordu

Meclis oturumunda CHP adına söz alan Meclis Üyesi Esin Hacıalioğlu, itirazlarının hiçbir gerekçe gösterilmeden reddedilmesine tepki göstererek, her iki komisyondan itirazların neden reddedildiğine ilişkin açıklama istedi. Hacıalioğlu, “Burası meclis ise biz de kenti yöneten meclis üyeleri isek, bu konuların açıklamasını yapmalıyız. Çünkü raporda da yok. Meclise izah etmeleri gerektiğini düşünüyorum” dedi. Meclise başkanlık eden Ahmet Selamet, Hacıalioğlu’nu usul konusunda uyararak komisyon başkanlarının cevap verme mecburiyetlerinin olmadığını, ancak cevap vermek istemeleri halinde yanıtlayabileceklerini söyledi.

Ulaşım Komisyonu Başkanı: Fayda – maliyet analiziyle baktık

Ulaşım ve Trafik Komisyonu Başkanı Mahmut Yeter söz alarak “Şehrin gelişmesini olumsuz etkiliyorsunuz’ gibi birtakım itirazların gelmesi üzerine, olaya fayda maliyet analiziyle baktık. Konu, İstanbul trafiği açısından önemlidir. Yeşil alanda da herhangi bir ufalma söz konusu olmuyor. Söz konusu itirazları reddettik” açıklamasında bulundu. Bir diğer komisyon olan İmar ve Bayındırlık Komisyonu’nun başkanı Hadi Diler ise projenin tarihi yapılara zarar vereceği konusundaki eleştirileri yanıtladı. Diler, “Yer altındaki yapının üst yapıya etkisi olacak diye bir şey yok, bunlar teknik bir konudur” dedi.

Sorularında ısrar edince tartışma yaşandı

Yeniden söz alan Hacıalioğlu, sorularına yanıt alamadığını belirterek, İBB’nin yapmak istediği yol ve kavşakların kamu yararına uygun olmadığı gerekçesi ile 2015 yılında 8. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildiğini, kararın 2016 yılında da Danıştay 13. Dairesi tarafından onandığını hatırlattı. “8. İdaresi Mahkemesi’nin kararına rağmen neden bunu yapıyorsunuz” sorusunu yönelten Hacıalioğlu ile “Usule aykırı davranamazsınız” uyarısında bulunan Meclis birinci Başkanvekili Ahmet Selamet arasında kısa süreli tartışma yaşandı.

(Hürriyet)

Referandum sonrası ilk anket: İlkokul mezunlarının yüzde 70’i ‘evet’, üniversite mezunlarının yüzde 61’i ‘hayır’ dedi

16 Nisan anayasa değişikliği referandumunun ardından CNN Türk’e özel hazırlanan Ipsos Seçmen Anketi açıklandı. IPSOS Sosyal Araştırmalar Enstitüsü tarafından hazırlanan araştırma seçmenin karar verme sürecine ışık tutup oy tercihinde etkili olan unsurları tespit etmeyi amaçlıyor. Buna göre; AKP seçmeninin yüzde 90’ı; CHP seçmeninin yüzde 5’i; MHP seçmeninin yüzde 27’si ve HDP seçmeninin yüzde 9’u referandumda “evet” oyu kullandı.

Evet diyen seçmenin yüzde 86’sı; hayır diyenlerin ise yüzde 88’inin kararı kampanya sürecinin başından bu yana aynıydı. Evet diyen seçmenin yüzde 77’si sürecin adil olduğunu düşünürken, hayır diyenlerin yüzde 87’si sürecin adil olmadığını düşünüyor. Evet diyen seçmenin yüzde 88’i ülkenin geleceğinin “daha iyi” olacağını söylerken, hayır diyenlerin yüzde 59’u ülke geleceğinin “daha kötü” olacağına inanıyor.

Ankete göre, eğitimsiz/ilkokul mezunu olarak sınıflandırılan kesimin yüzde 70’i “evet” oyu kullanırken, üniversite mezunu olan kesim arasında “hayır” oyları, yüzde 61’le önde.

Anket, 17 Nisan günü 81 ilde Türkiye’deki seçmen nüfusunu temsil eden 1501 kişiyle görüşmeler yoluyla gerçekleştirildi.

İşte anket sonuçları:

“Hayır” kampanyasının başını çeken CHP’de “Evet” veren seçmen oranı yüzde 5, HDP’de ise yüzde 9 görünüyor.

Anayasa değişikliklerinin öncülüğünü yapan AK Parti seçmeninin yüzde 10’u ise “Hayır” oyu verdi IPSOS çalışması sonuçlarına göre.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kampanya boyunca en çok üzerinde durduğu konulardan birisi da 18 yaşa seçilme hakkı verilmesi olmuştu. IPSOS çalışması ilk kez oy veren seçmenlerin yüzde 58’inin “Hayır” oyu verdiğini gösteriyor. Bu oran referandumda kullanılan yüzde 48,6 oranındaki “Hayır” oranından neredeyse 10 puan daha fazla.

Anket sonuçlarına göre, il ve ilçe merkezlerinde “hayır” oranı yüzde 51’e ulaşıyor; “Evet” yüzde 48’de kalıyor.

Buna karşın belde ve köylerde “Evet” oranı, referandumda çıkan yüzde 51,4’ün 10 puandan fazla üzerinde; yüzde 62; belde ve köylerde “Hayır” oranı yüzde 38’de kalıyor.

Aynı şekilde ilkokul mezunu ya da eğitimsiz seçmen arasında “Evet” oranı yüzde 70’e yükseliyor; ankete göre “Evet” oylarının en yüksek olduğu dilim bu.

İlkokul düzeyinde yüzde 70 olan “Evet” oranı ortaokul düzeyinde yüzde 57’ye, lise düzeyinde yüzde 42’ye, üniversite düzeyinde ise yüzde 39’a düşüyor.

Buna karşın İlkokul düzeyinde yüzde 30 olan “Hayır” oranı, Ortaokul düzeyinde yüzde 43’e, lise düzeyinde yüzde 58’e ve üniversite düzeyinde yüzde 61’e çıkıyor. Ancak “Hayır” oyu veren üniversite mezunu seçmenin yüzde 35’i de başka ülkelere gitmenin yolunu arıyor.

Kadın seçmende evet ve hayır oyları yüzde 50-50 bölüşülmüş. Ama erkek seçmende “Evet” önde, yüzde 53 ile. Referandumda Erdoğan’a kazandıran kadınlardan çok erkekler olmuş.

Bununla birlikte, ilkokul eğitim düzeyinden sonra “Evet” oylarının en çok olduğu kesim, yüzde 65 ile kendisini “Ev kadını” olarak tanımlayan kadınlar. Cevabını “işsiz/çalışmıyor” olarak veren kadınlarda ise “Hayır” oranı yüzde 58.

Başbakan Binali Yıldırım’ın “Hepimize çıkaracak dersler var” dediği tablo işte bu.

Gelelim, Evet ve Hayır seçmeninin hangi ölçülere göre oy kullandığına.

Evetçiler arasında birinci tercih nedeni yüzde 25 ile “Ülkenin geleceği”. İkinci sırada “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için” yüzde 21 ve üçüncü sırada yüzde 8 ile “Yönetimde istikrar için” cevabı yer alıyor; diğer cevaplar daha küçük oranlarda.

Hayırcılar arasında ise yüzde 53 ve açık arayla “Başkanlık sistemi/Tek kişi yönetimini desteklemiyorum” cevabı birinci sırada. Onu yüzde 10’ar ile “Ülkenin geleceği için” ve “Cumhuriyet/Atatürk değerlerinin korunması için” cevapları izliyor.

Ancak evetçileri de, hayırcıları da oy tercihlerinde en çok etkileyen lider Cumhurbaşkanı Erdoğan olmuş, ortalamada yüzde 85 ile. BU konuda Erdoğan’ın yanına yaklaşabilen başka lider yok.

“Evet” oyu kullananların yüzde 91’i, “hayır” oyu kullananların da yüzde 78’i kararlarında en etkili olan liderin Erdoğan olduğu cevabını vermiş.

Anket “Erdoğan ağırlığını koymasaydı “Evet” çıkmayabilir miydi?” gibi bir soru sormamış doğrusu ama, seçmenin yüzde 53’ü yani “Evet” oylarına 1,5 puan kadar yakın kısmı, kararlarında Erdoğan etkisini birinci sırada Erdoğan’ın konuşmalarına bağlamış. Evet oylarında TV’lerden yayınlanan reklamların da azımsanmayacak (yüzde 25) bir payı var.

Ama zaten seçmenlerin çoğu, evetçilerin yüzde 86’sı, hayırcıların yüzde 88’i zaten baştan itibaren kararlarını verdiklerini beyan etmişler. Yani bütün referandum kampanyası asılında yüzde 12-14 arasındaki kararsızların aklını çelmek için yürütülmüş.

Seçmen şimdi ortaya çıkan bu sonuca göre ülkenin geleceğini nasıl görüyor? Daha iyiye mi, daha kötüye mi gidecek.

Örneğin “Hayır” demiş olanların yüzde 14’ü de, daha yenilginin etkisi çok sıcak olmasına karşın “Daha iyi olacak” cevabını vermiş, yüzde 15’i de “Aynı kalacak” demiş; bu da “Hayırcılar da umudun tükenmediğini gösteriyor. Hayırcılar içinde “kötüye gidecek” diyenlerin oranı yüzde 59.

IPSOS Türkiye yöneticisi Sidar Gedik, “Yüzde 90’lar düzeyinde seçmen oyundan memnundu” diyor, “Ertesi gün de yapılmış olsaydı benzeri sonuç çıkardı” kanısını ekleyerek.

(T24)

Kayyım atanan yerlerde Kürt oyları – Ümit Kıvanç

Bu yazı riyatabirleri.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

Belediyelerinden seçilmiş insanların sürüldüğü, kiminin hapse atıldığı, yerlerine kayyım atanan 72 belediyenin 55’inde hayır çıktı.

Diyarbakır’da (bütün şehir) % 67,6,
Sur’da % 64,9,
Kayapınar’da % 69,1,
Van/Özalp’te % 78,6,
Başkale’de % 81,4,
Saray’da % 71,6,
Mardin/Nusaybin’de % 78,9,
Hakkâri’de % 72,6,
Şırnak/Cizre’de % 80,8,
Uludere’de % 70,6,
Batman’da % 67,9,
Ağrı/Diyadin’de % 68,1,
Doğubeyazıt’ta % 76,2,
Erzurum/Karayazı’da % 60,
Iğdır/Tuzluca’da % 61,9,
Muş/Bulanık’ta % 72,1,
Varto’da % 86,
Malazgirt’te % 71,5,
Dersim’de % 85,8,
Mersin/Akdeniz Belediyesi’nde % 76,3,
Kars/Digor’da % 71,2 oranlarındaki hayır oyları göze çarpıyor.

Kayyım atanan yerlerin 17’sinde evet çıktı:

Diyarbakır/Hani’de % 56,1’le,
Van/Gürpınar’da % 53,4’le,
Bahçesaray’da % 68’le,
Mardin/Artuklu’da % 58,2’yle,
Ömerli’de % 60,9’la,
Savur’da % 50,4’le,
Batman/Gercüş’te % 61,6’yla,
Siirt/Baykan’da % 53’le,
Ağrı/Tutak’ta % 56,5’le,
Erzurum/Hınıs’ta % 51,3’le,
Urfa/Viranşehir’de % 58,2’yle,
Bozova’da % 65,6’yla,
Bitlis’te % 60’la,
Mutki’de % 86,4’le (bu rekor!),
Hizan’da % 67,4’le,
Güroymak’ta % 56’yla,
Elazığ Karakoçan’da % 57,8’le.

Kürt illerinde, yakın zamanda yaşananlar, tehditler, birçok yerde sandıkların çevresinde polisin, jandarmanın, özel harekâtçıların, korucuların bulunması, rahat oy kullanamayıp geri dönen yurttaşların olmasının yanısıra oy verme ve sayım işlemleri sırasında tuhaf işler döndüğü yolunda güçlü şüpheler var. Tek bir hayır oyunun bile çıkmadığı, evet’lerin blok halinde bulunduğu sandıklar, meşhur mühürsüz zarflar gani. Kapısında sivil bir adamın kaleşnikofla beklediği “evet’çi” sandık fotoğrafı bile gördük.

Son iki yılda yaşanan maddî-manevî yıkım sürecine rağmen, özellikle kayyım atanmış yerlerde Kürtlerin boşvermedikleri, koyvermedikleri görülüyor. Gidip hayır oylarını atmışlar.

Buna rağmen, Türkiye’nin batısındaki muhaliflerin bir kısmına yaranamadılar. Referandumun hemen ertesi günü, “Erdoğan Kürtler sayesinde kazandı” muhabbetleri başladı. Artık epeyce sinir bozan ve pek tedavi edilebilir de gözükmeyen bu pişkin ve küstahça tavır hakkında uzun boylu konuşacak laf yok. İzan ve utanma arlanma duygusu sonradan kazanılamıyor demek ki.

Bu yazı riyatabirleri.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

 

Ümit Kıvanç

Kemal Kurkut cinayetini fotoğraflayan gazetecinin evine polis baskını!

Diyarbakır’daki Newroz’da Kemal Kurkut’un polis kurşunuyla öldürülmesini fotoğraflayan gazeteci Abdurrahman Gök’ün evi basıldı.

Üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’un polislerce vurulduğu anları anbean fotoğraflayan Dihaber editörü Abdurrahman Gök’ün evine baskın düzenlendi.

Diyarbakır’da 21 Mart günü düzenlenen Newroz’da üniversite öğrencisi Kemal Kurkut’un polisler tarafından vurulduğu anları fotoğraflayan Dihaber Editörü Abdurrahman Gök’ün Diyarbakır Bağlar’daki evine polis baskını yapıldı. Saat 08.00 sularında gelen polisler, Gök’ün bulunmadığı evde arama yaptı.

Tüm eşyaları dağıtarak arama yapan polis, 4 kitap ile bir derginin yanı sıra Gök’e ait kullanmadığı 2 telefona el koydu. Evdeki fotoğraf makineleri de incelendi. Gök’ün ev arkadaşlarına, soruşturmanın Ankara merkezli olduğu ve TEM Şube Müdürlüğü’ne giderek ifade vermesi gerektiğini bildiren polis, aksi halde gözaltı kararı çıkarılacağını tebliğ etti.

Abdurrahman Gök

Dihaber’in aktardığına göre, polis bir buçuk saatlik aramanın ardından evden çıkarken, ellerindeki tutanakta tutuklu DİHA Haber Müdürü Ömer Çelik ile başka bir gazetecinin isminin not alındığı görüldü.

Gök, Kemal Kurkut’un öldürülmesinden 8 gün sonra 29 Mart’ta avukatlarıyla birlikte Diyarbakır Adliyesi’ne giderek, olayla ilgili soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı’na ifade vermişti. Savcının talebi üzerine, Gök tarafından çekilen 26 fotoğraf karesi de savcılığa teslim edilmişti.

Metin Göktepe ödülü almıştı

Dihaber Editörü Abdurrahman Gök, Kemal Kurkut’un polis tarafından öldürülmesini belgelediği fotoğrafla Metin Göktepe Jüri Özel Ödülüne değer görülmüştü.

(Dihaber, Evrensel)

Antalya’daki HES’in bilirkişi raporu: Doğal hayata onarılmaz darbe vurur, yapılamaz

Antalya Akseki’de planlanan ve Dedegöl Enerji tarafından işletilecek HES projesiyle ilgili itiraz ilk sonucunu verdi. Proje ile ilgili verilen ÇED olumlu raporuna karşı açılan davada bilirkişi raporunu “Sinanhoca’da HES yapılamaz” diyerek düzenledi.

Antalya’nın Akseki ilçesinde Dedgöl Enerji tarafından yapılmak istenen HES projesinin ÇED olumlu raporunun iptali için açılan davada yaklaşık 15 gün önce bölgede inceleme yapan bilirkişi heyeti raporunu tamamladı.

Değişik üniversitelerden bilim insanlarının hazırladığı raporda, Sinanhoca Regülatör ve HES projesinin Akseki ve İbradı Önemli Doğa Alanı, Üzümdere Yaban Hayatı Geliştirme Sahası ve Altınbeşik Milli Parkı’na yakınlığı sebebiyle mevcut ekosisteme tehdit teşkil ettiği belirtildi. Raporda, projenin gerçekleşmesi halinde ekosistemde ve mikroklimada değişmelerin olması ve bu özel koruma alanlarının etkilenmesinin kaçınılmaz olduğu vurgulandı.

Raporun detaylarında ise akarsudaki karabalık, gökkuşağı alabalığı ve sazan gibi birçok balık türü ve diğer sucul canlıların, yapılacak projeden en çok etkilenmesi muhtemel canlılar olduğuna dikkat çekildi.

“Doğal hayata darbe vurur”

Yörede çok sayıda endemik önemi olan alan ve bu alanlarda yırtıcı kuşlar ve Akdeniz ormanlarına ait kuş türü tespit edildiği belirtilen raporda, projenin doğal hayata onarılmaz darbe vuracağının altı çizildi. Yırtıcı kuşlardan özellikle gökdoğan, tavşancıl ve küçük kartalın önem taşıdığı dile getirildi. Projenin neslini olumsuz etkileyeceği önemli türler arasında Akdeniz bölgesinin endemik bir memeli türü olan yünlü kaya yedi uyurunun burada yaşadığı, endemik ve nesli küresel ölçekte tehlike altında olan bir kara semenderi Lyciasalamandra atifi, endemik Toros kertenkelesi ve Antalya kertenkelesinin de burada yaşadığı vurgulandı. Bu nedenlerle faaliyet alanının, yaban hayatı açısından çok önemli bir alan olduğu ifade edildi.

(BirGün)