Ana Sayfa Blog Sayfa 3168

Göz göre göre ölüme göndermişler: İtalyanlar “Malta’yı arayın” dedi, 268 göçmen öldü!

Suriye’deki savaştan kaçanları taşıyan bir göçmen teknesinin Akdeniz’de seyderken su almaya başlaması üzerine yardım çağrısı yapmasına rağmen, İtalya ile Malta’nın saatlerce kimin kurtarmaya gitmesi gerektiği konusunda anlaşamaması yüzünden batmaya terk edildiği ortaya çıktı.

İtalyan L’Espresso dergisi, 11 Ekim 2013’te yaşanan ve 60’ı çocuk 268 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın arka planını gösteren telefon kayıtlarını yayınladı.

Yaklaşık 4 yıl önceki olay, Avrupa’da göçmen krizinin en büyük trajedilerinden biri olarak görülüyor.

BBC Türkçe’den Övgü Pınar’ın haberinde, L’Espresso’nun internet sitesinde yayınlanan ses kayıtlarına göre, tekneden İtalyan Sahil Güvenliği’ni arayan Suriyeli doktor Mohanad Jammo, teknenin su almaya başladığını söyleyerek yardım istiyor.

Jammo ilk olarak 11 Ekim 2013’te saat 12.39’da Sahil Güvenlik’i aradığında, “Teknede yaklaşık 300 kişiyiz. 100 kadar çocuk, 100 kadın ve belki 100 erkek var. Lütfen acele edin, tekne su alıyor” diyor.

Defalarca “Lütfen acele edin” diyen Suriyeli doktor, İtalyan yetklinin “Sorun ne?” diye sorması üzerine “Tekne batıyor!” diyor.

İtalyan sahil güvenlik yetkilisine teknenin konumunu bildiren Jammo, “Teşekkürler bayım” yanıtını aldıktan sonra telefonu kapatıyor.

“Malta’yı arayın!”

Aradan yaklaşık bir saat geçtikten sonra saat 13.17’de tekrar İtalyan Sahil Güvenliği’ni arayan Suriyeli doktor, “Bizim için kimseyi yolladınız mı?” diye soruyor.

Bu kez telefona farklı bir İtalyan yetkili cevap veriyor ve “Bayım, size Maltalı yetkililerin numarasını verdim, çünkü Malta’ya daha yakınsınız. Hemen Malta’yı arayın” diyor.

Jammo bu kez de “Tamam” diyerek telefonu kapatıyor.

13.48’de Jammo’dan İtalya’ya bir telefon daha geliyor. Sesi gittikçe daha tedirgin gelen adam, “Malta’yı aradım. Onlar da Lampedusa’ya (İtalya’ya bağlı bir ada) yakın olduğumuzu söylüyor. Siz bize daha yakınsınız” diyerek yeniden yardım istiyor.

Jammo’nun, “Ölüyoruz, lütfen!” dediği duyuruluyor.

Suriyeli adam “Ölüyoruz. 300 kişiyiz. Ölüyoruz” diye bağırarak sesini duyurmaya çalışırken İtalyan yetkili “Malta’yı aradınız mı?” diye sormaya devam ediyor.

Teknenin kaptanının kaçtığını söyleyen Jammo, İtalyan yetkiliye “Bizi terk etmeyin” diye sesleniyor.

İtalyan yetkili ise bu sırada ısrarla “Malta’yı arayın, Malta’yı arayın” demeyi sürdürüyor.

Jammo, “Telefonumun kredisi bitiyor, lütfen, siz beni arayın” diyor. İtalyan yetkilinin buna cevabı da “Malta’yı aramalısınız” oluyor.

İlk telefondan yaklaşık 3.5 saat sonra 16.44’te İtalyan Sahil Güvenliği, Malta’yı arıyor.

İtalyan yetkili, batmakta olan tekneye en yakın gemi olan İtalyan Deniz Kuvvetleri’ne ait Libra gemisinin göçmen teknesini kurtarmaya gitmesi halinde göçmenleri karaya da taşıması gerekeceğini ve bu sırada gözlem işlevini yerine getiremeyeceğini söylüyor.

İtalyan yetkili “Bu yapılacak en iyi şey olmaz” diyor. Maltalı yetkili ise, “Fakat en yakın gemi o, anlıyor musunuz?” diye yanıt veriyor.

Maltalı yetkili, bölgede bir uçaklarının olduğunu ve göçmen teknesinin tespit edildiğini de aktarıyor.

Yetkili, “Tekne artık hareket etmiyor ve sürekli bizi arayıp (kendilerini kurtaracak) geminin ne zaman geleceğini soruyorlar. Siz geminizi gönderemezseniz ne yapılabileceğine bakarız. Civarda bir sivil gemiye de bölgeye yaklaşmasını söyledik. Fakat bu gemi 70 mil kadar uzaklıkta” diyor.

“İnsanlar suda!”

Saat 17.07’de ise Malta tarafından İtalya aranıyor. Malta Silahlı Kuvvetleri yetkilisi, İtalyan Sahil Güvenliği’nden bir kişiye, “Uçağımız teknenin alabora olduğunu gördü, insanlar suda” diyor.

İlk aramadan yaklaşık 5 saat sonra gerçekleşen bu görüşmede İtalyan yetkili, “Libra gemisine talimat verdim” diyor.

İtalyan Lampedusa adasına 61 deniz mili, Malta’ya ise 118 deniz mili uzaklıkta batan göçmen teknesinde 480 kişinin bulunduğu tespit ediliyor.

Göçmen teknesinin battığı yere 1.5 saat mesafede olan Libra gemisinin ancak 5 saat kadar sonra gönderilmesi, 60’ı çocuk 268 kişinin ölümüyle sonuçlanıyor.

Defalarca İtalya ve Malta’yı arayarak yardım isteyen Suriyeli doktor Mohanad Jammo, karısı ve 5 yaşındaki kız çocukları ile kurtulurken, 9 aylık ve 6 yaşında iki oğlunu kaybediyor.

İtalya ve Malta yetkililerinden henüz haberle ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı.

Ekim 2013’te yaşanan göçmen tekneleri faciaları İtalya’da büyük infial yaratmış ve İtalyan Deniz Kuvvetleri “Mare Nostrum” (Bizim Deniz) isimli bir arama-kurtarma operasyonu başlatmıştı. Mare Nostrum daha sonra yerini AB yönetimindeki Triton operasyonuna bırakmıştı.

(BBC Türkçe)

“Ömürleri 20 yıl, faytonda çalıştırılanların ise iki; senede 800’e yakın ‘işçi’ at ölüyor!”

Adalar genelinde 1540 at faytonlarda çalıştırılıyor. “Faytona Binme Atlar Ölüyor” sözcüsü Elif Narin, asfalt yolda ve Adalar’ın dik yokuşlarında koşmanın atların doğasına aykırı olduğunu söylerken, senede 800’e yakın atın öldüğünü belirtiyor.

Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nin (HAKİM) raporuna göre, Adalar genelinde 272 fayton bulunuyor ve 1540 at bu faytonlarda çalıştırılıyor.

Resmi verilere göre, yılda 400 at fayton kazalarında ve/veya bakımsızlıktan ölüyor. Bianet’ten Çiçek Tahaoğlu’na konuşan Faytona Binme Atlar Ölüyor inisiyatifinden Elif Narin, “400 sayısı sadece belediyenin gömme işlemini yaptığı at sayısı. Ama biliyoruz ki sakatlanan atlar ormanda kaderine terkediliyor, denizin dibinde at cesetleri görüntüleniyor. Biz bir senede ölen at sayısının 700-800 civarında olduğunu tahmin ediyoruz” diyor.

Atların faytonda çalıştırılması Adalar’a has bir gelenek değil. Antalya, Kuşadası, Eskişehir, İzmir, birçok ilde fayton hala turistik bir ulaşım aracı. Yine de en çok sömürü Adalar’da, Kınalı Ada hariç. Faytona Binme Atlar Ölüyor İnisiyatifi’ne göre, Adalar toplamındaki 272 faytonun yaklaşık 230’u Büyükada’da bulunuyor.

Elif Narin, “Atların ortalama ömrü 20 yıl. Faytonda çalıştırılan atlar ise çalıştırılmaya başladıktan sonra en fazla iki yıl yaşıyor” diyor:

“Adalar’ın çok dik yokuşları var. Asfalt yolda ve dik yokuşlarda koşmak atların doğasına aykırı. Özetle Adalar’da faytonda çalıştırılmak atların doğasına aykırı. Ayrıca asfaltlar parçalandığında, atların ayağı takılıyor ve yaralanıyorlar. Yaralandıklarında da artık koşamayacakları için ölüme terkediliyorlar.”

Aç ve susuz koşmak zorundalar

Elif Narin, koşturulan atların çok fazla yememesi ve su içmemesi gerektiğini söylüyor.

“Atlarda ‘çatlama’ diye bir durum var. Eğer yemek yiyip, su içip üzerine koşarlarsa çatlama yaşayabilirler. Bu nedenle aç ve susuz koşturuluyorlar. Çok acı bir şey bu. İnsanlar da sıraya giriyor, sonra üstlerine binip geziyorlar. Hamile atlar, yeni doğum yapmış atları koşturuyorlar.”

Adalar’a teknelerle taşınıyorlar

Bu atların Adalar’a nasıl getirildiğini Narin şöyle anlatıyor:

“Yurdun çeşitli yerlerinde yetiştirilen atlar önce Kartal’a getiriliyor. Burada teknelere yüklenip Adalar’a taşınıyorlar, köle gibi tıklım tıklım teknelerde…

“At çok hassas bir hayvan, korkup tekneden kendilerini de atabilirler, ki belki böyle olaylar da oluyordur.

“Yaralanmış, koşamayacak durumda olan atların denize atıldığına dair duyumlar da alıyoruz. Bunlar ne kadar doğru bilmiyoruz ama denizin dibinde at cesetlerinin görüntülendiği fotoğrafları gördük.”

“Taksi plakası gibi kiralıyorlar”

Narin, Büyükada’da faytonculuğun tekelleştiğini ve faytonların taksi plakası gibi kiralandığını anlatıyor:

“Büyükada’daki faytonların tümü birkaç kişinin elinde. Taksi plakası kiralandığı gibi faytonlar da kiralanıyor. Mesela 6 aylığına belli bir ücret karşılığında faytonu kiralıyorlar, alan kişi de verdiği parayı çıkartabilmek için atları canı çıkana kadar sömürüyor.

“Atlar faytonu kullanan kişilerle birlikte kalıyor. Kaldıkları yerleri ziyaret ettik ve ne hayvan ne de insan için uygun olmayan yerler olduğunu gördük. İnsan sağlığı için de atlarla beraber yaşam koşulları uygun değil.”

Büyükada’da atlar için sağlık merkezi yok

Narin’in dikkat çektiği bir diğer konu, faytonlarıyla ünlü Adalar’da atlara yönelik bir tedavi merkezi olmaması.

“Her yerde faytonlar var ama atların bakımını yapacak bir merkez, bir veteriner yok. Atlara araç muamelesi yapılıyor, faytonlar İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı ve fiyat tarifeleri belirleniyor ama sağlıklarına dair bir çalışma yok.

“Adalar’ın elektrikli araçlar, bisikletler ve faytonların oluşturduğu keşmekeşinde sürekli fayton kazaları oluyor. At düşüp bacağı kırıldığında, inşaattan kepçe çağrılıyor ve at kepçeyle taşınıp ormana atılıyor. Orada kaderine terkediliyor.”

Alternatifler: Elektrikli fayton

Peki çözüm ne? Elif Narin öncelikle atlı faytonların kaldırılması gerektiğini vurguluyor ve alternatif ulaşım yöntemlerini sıralıyor:

“Ekolojik bir sürü taşıma yöntemi var. Örneğin elektrikli fayton kullanılabilir, elektrikli faytonlar da gayet nostaljik. Üstelik çok daha temiz, Ada’yı temiz tutmak için de bu seçenek değerlendirilebilir. Ayrıca tramvay, mini tren gibi yöntemler de var.”

Narin elektrikli faytona geçilmesi durumunda, faytonlardan kurtarılmış atların da Adalar’daki halihazırda bulunan ahırların koşulları düzeltilerek ömürlerinin sonuna kadar orada yaşatılabileceklerini söylüyor, “Sivil toplum bu konuda yardımcı olur, bir kurum veteriner verir. Hiç de zor olmayan şeyler bunlar.”

(Bianet)

Yargıda kadrolaşma: AKP’li belediye başkanı ve ilçe başkanı hâkim adayına referans oldu

Afyonkarahisar’da yaşayan genç bir kadın avukat, hâkimlik mülakatı öncesinde özgeçmişini ve sınav sonucunu, AKP’li belediye başkanına ve AKP ilçe başkanına imzalatarak Meclis’te bir milletvekiline gönderdi. Hakim adayının faksla gönderdiği evrak yanlışlıkla CHP Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun Meclis’teki ofisine geldi.

Afyonkarahisar Barosu’na kayıtlı avukat S.G (31) adli yargı hakimliği ve idari yargı hakimliği yazılı sınavlarına girdikten sonra mülakata çağrıldı. S.G, 21 Nisan’da yapılacak mülakattan günler önce özgeçmişini ve sınav sonuç belgesini TBMM’de bir milletvekiline gönderdi.

Cumhuriyet’ten Abidin Yağmur’un haberine göre, Afyon adliye sarayındaki postaneden gönderilen özgeçmişte AKP’li İscehisar Belediye Başkanı Mustafa Çibik’in ve AKP İscehisar İlçe Başkanı Murat Dikmen’in imzası da bulunuyordu. S.G’nin sınav sonuç evrakında ise AKP’li İscehisar Belediye Başkanı Mustafa Çibik’in kaşe ve imzası bulunuyordu. S.G’nin özgeçmişinde ayrıca annesi, babası ve kardeşinin çalıştığı yerlerle ilgili bilgi vermesi de dikkat çekiyor. S.G, özgeçmiş metninin eğitim kısmında, mezun olduğu okulların yanı sıra öğrenciyken kaldığı yurtların ve lise sonrasında gittiği dershanelerin adını da veriyor.

Kime gönderildi?

Hakim adayı S.G’nin, AKP’li belediye başkanı ve ilçe başkanına imzalattığı evrak yanlışlıkla CHP Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu’nun TBMM’deki ofisine geldi. S.G’nin hakimlik mülakatı öncesinde AKP’li başkanların referansını eklediği evrakın hangi milletvekiline gönderilmek istendiği kesin olarak bilinmiyor. Ancak faksın gönderilmesi sırasında bir rakam hatası yapıldığı düşünüldüğünde, faksın gideceği adresin AKP Afyonkarahisar Milletvekili, Adalet Komisyonu üyesi Ali Özkaya olma ihtimali yüksek. CHP’li Serdal Kuyucuoğlu’nun TBMM ofisindeki faksının numarası (312) 420 23 73. AKP Afyonkarahisar Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu üyesi Ali Özkaya’nın TBMM ofisindeki faks numarası ise (312) 420 23 75 .

“Kadrolaşıyorlar”

CHP Mersin Milletvekili Serdal Kuyucuoğlu, hakim adayı avukat S.G’nin özgeçmiş ve sınav sonuç evrakı faksla kendisine ulaştığında ayrıntılı olarak incelediğini ve evraktaki AKP’li belediye başkanı ile AKP ilçe başkanının imzasını gördüğünü belirterek, “Bu faksın muhatabının AKP’li bir milletvekili olduğu ve faksı gönderen kişinin hakimlik mülakatında bir ayrıcalık, bir torpil istediği kesin” dedi.

Hâkim alımlarında yapılan sınavlar ve mülakatlarla ilgili kaygıların olduğunu, seçim bölgesi Mersin’in de aralarında olduğu birçok yerde eski AKP yöneticisi ya da belediye başkan adayı avukatların hakimliğe alındığını kaydeden Kuyucuoğlu, “AKP iktidarı adli sistemden FETÖ’cüleri temizleyeceğiz bahanesiyle kendi kadrolaşmasını yaratıyor. Bir AKP’li vekile gönderilmek istenirken yanlışlıkla bize gönderilen bu evrak, hakim alımlarında, mülakatlarda AKP’li isimlere ayrıcalık tanındığını, AKP’li yöneticilerden referans alınarak bu sınavlara gidildiğini somut olarak göstermiş oldu. 5 yıldır avukatlık yapan genç bir hanımın hakim olabilmek için belediye başkanından, partinin ilçe başkanından torpil ayarlamak istediğini açıkça görmüş olduk” diye konuştu.

CHP’li vekil yargıya yerleştirilen AKP’lileri açıklamıştı

CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, AKP üyesi olup hakim yapılan 30 yeni isim daha açıklamıştı. 24 Nisan’da atanan bin 341 hakimin yüzde 90’ının AKP’nin il ve ilçe teşkilatlarından seçildiğini belirten Yarkadaş, yeni listede örneğin Cumhurbaşkanlığı Hukuk Başdanışmanı Ahmet Karayiğit’in kızı Avukat Sevcan Karayiğit’in de yer aldığını belirtmişti. Yarkadaş’ın  AKP üyesi olduğu ya da partiye yakın olduğu bilinen isimler arasından hakim yapıldığını belirttiği isimler şöyleydi:

Furkan Barutçu: AKP Sultanbeyli İlçe Kurucu Başkanı – İlyas Demircan: AKP Balıkesir İvrindi İlçe Başkanı – Yadigar Demircan: AKP Balıkesir İvrindi İlçe Başkanı’nın eşi, AKP Kadın Kolları üyesi – Serkan Başok: Mehmet Özhaseki’ye takipsizlik kararı veren Kayseri Başsavcısı Mehmet Siyami Başok’un yeğeni – Ahmet Emre Arıkan: AKP Denizli İlçe Yönetim Kurulu Üyesi – Aslı Arslanhan: AKP Kocaeli Çayırova İlçe eski yöneticisi – Nahide Hakan: AKP Van Kadın Kolları Başkanı – Bekir Yıldız: AKP milletvekilinin yeğeni ve AKP üyesi – Necdet Tarhan: AKP Van Edremit Encümen adayı – Açelya Kahya: AKP Giresun il yönetim kurulu üyesi – Ethem Başer: AKP Giresun il yönetim kurulu üyesi – Cemal Yayla: AKP Giresun üyesi – Ömer Faruk Yanık: AKP Giresun Görele üyesi – İpek Kışlalı: AKP İzmir Karabağlar ilçe yöneticisi – Emrah Gürger ve eşi Özlem Gürger: AKP’ye yakınlıklarıyla biliniyor – Yavuz Ertugay: Erzurum Ersılader Başkanı (Akp’ye yakın dernek) – Alpaslan Güzel: AKP Kaman eski ilçe başkanı – Neşe Arısoy: AKP Adana Kadın Kolları Başkanı – Ömer Çağlar: AKP Adana Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi – Mahmut Çakmak: AKP Adana il disiplin kurulu üyesi – Aslı Çetin Turpçu: AKP Adana Milletvekili adayı – Esra Işıl Sağlam: AKP Adana üyesi – Hüseyin Çamlı: AKP Adana üyesi – Pelin Burçin Dilmen: AKP Adana üyesi – Mustafa Kilitçi: AKP Adana üyesi – Adem Metik: AKP Adana üyesi – Adem Yıldırım: AKP Van İl Başkan Yardımcısı.

(Cumhuriyet, Yeşil Gazete)

‘Bu paraya İzmir’in tüm ulaşım sorunu çözülebilir’: İzmir Körfez Geçişi projesine dava açıldı

İzmir’de Körfez Geçişi Projesi’ne verilen ÇED olumlu belgesine karşı dava açıldı.

İzmir Körfez Geçişi Projesi’ne verilen ÇED olumlu belgesine karşı Ege Çevre ve Kültür Platformu, (EGEÇEP), Doğa Derneği ve 87 yurttaş tarafından dava açıldı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığına karşı açılan davada Körfez geçişi projesinin bir çok çevresel sorunlara neden olacağı, koruma altındaki doğal sit alanlarına zarar vereceği ve ekonomik anlamda da önemli bir israfa yol açacağı dile getirilerek iptal edilmesi istendi.

İdarenin savunması dahi alınmadan durdurulsun

Evrensel’den Özer Akdemir’in haberine göre, İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi’ne verilen dilekçe ile açılan davada öncelikle İzmir Körfez Geçişi (otoyol ve raylı sistem dahil) projesine verilen ÇED olumlu belgesinin yürütmesinin idarenin savunması dahi alınmadan durdurulması ve yargılama sonunda da iptali talep edildi.

Projenin İzmir kent planlarının hiçbirisinde yer almadığına dikkat çekilen dava dilekçesinde “Bir başka ifadeyle İzmir’in bütün ölçeklerdeki plan kademelerinin hiç birisinde böyle bir köprü-tünel geçişi ve projesi gereklilik olarak ortaya konmamıştır. Bu proje kent planlarının bir öngörüsü ve önerisi değildir” denildi.

Telafisi imkansız zararlara yol açar

Büyük oranda TMMOB’nin Körfez geçişi ile ilgili geçtiğimiz haftalarda açıkladığı raporda ortaya konulan bilgi, belge ve eleştirilerden derlendiği gözlenen dava dilekçesinin sonunda projenin uygulanması durumunda telafisi imkansız zararlara neden olacağı uyarısında bulunularak “Uygulanmakla etkisi tükenecek işlem” kabul edilip idarenin savunması alınmadan yürütmesinin durdurulması istendi. Açılan bu davanın dışında TMMOB’ye bağlı odalar da projeye karşı dava açma kararı aldılar.

Deprem gerçeği geçiştirilmiş

Şekiller, haritalar ve tablolarla desteklenen 23 sayfalık dava dilekçesinde körfez geçişi projesinin sakıncaları ile ilgili özetle şu noktalara vurgular yapıldı:

* Ülkemizin deprem açısından en riskli ili gerek zemin özellikleri, gerek yapı özellikleri gerekse bulunduğu bölgenin tektonik özellikleri nedeniyle İzmir’dir. İzmir Körfezi’nde özellikle Körfez Geçiş Projesinin bulunduğu güzergahlarda DEÜ. Deniz Bilimleri Teknolojisi ve Enstitüsünün yaptığı araştırmalarda tespit edilen fayların ayrıntılı incelenmesi gerekmektedir. Böyle büyük bir projenin maliyetine bakıldığında fay araştırmasının bedeli neredeyse binde birinden bile azken yapılmamış olması ileride meydana gelebilecek riskleri artıran bir etken olmaktadır.

Bu paraya İzmir’in tüm ulaşım sorunu çözülebilir

* Projenin 3 milyar 500 milyon TL maliyetinin olacağı hesaplanmış ve açıklanmıştır. Hesaplanan 3.5 milyar liralık maliyet baz alındığında bile 1 kilometresi yaklaşık 330 milyon liraya mal olacaktır. 3.5 milyar liralık bir kaynakla İzmir’in ulaşım projelerinin tamamı ile ulaşım araçlarının tamamı gerçekleştirilebilir. İzmir kent içi ulaşım sorunları gelecek on yılları kapsayacak şekilde ve kalıcı olarak çözülebilir.

* Ulaşım ana planı etütlerinin ve araştırmalarının hiçbir yerinde önerilen körfez köprü tünel projesinin gerekliliğine dair bir bulgu ortaya konmamaktadır. Bu nedenle önerilen körfez geçişi köprü-tünel-ada projesinin İzmir kent içi ulaşım sorunlarının çözümüne yönelik bir proje olmadığı ortaya çıkmaktadır.

* Projenin, İzmir ulaşım planında yer almamasına rağmen, ulaşım planının yürürlüğe girişinde sadece 3 yıl sonra hangi bilimsel ve teknik gerekçeye dayanarak ortaya çıkmış olduğu konusunda hiçbir açıklama yapılmamıştır.

Duvar etkisi yaratacak, körfezi kirletecek

* İzmir Körfezi kentin en önemli doğal zenginliğidir ve özenle dikkatle duyarlılıkla korunması gereken bir alanıdır. Önerilen projede orta körfezde yaklaşık 4.2 kilometre uzunluğunda köprü ve ayakları ile, 800 m. uzunluğunda 200 m. genişliğinde yapay ada oluşturulması körfezin ufuk çizgisini yok edecek bir müdahale olacak, kentin ufkunda bir duvar etkisi yaratılacaktır.

* Projeyi hazırlayan ve sunan uzmanlar da bu köprü ayakları ve yapay adanın körfez dip akıntılarına ve su sirkülasyonuna önemli bir engel oluşturacağını belirtmişlerdir. Bir başka ifadeyle körfezin deniz suyu temizliği sürecine son derece olumsuz etkisi olacağı ve körfezin kirliliğine neden olacağı itiraf edilmiştir. Körfez temizliği için yıkılmış olan Ragıppaşa Dalyanı köprü ayakları ile yeniden inşa ediliyor denebilir.

* İzmir körfezi için yaşamsal bir çevre sorunu-felaketi yaratılmış olacaktır. İzmir körfezi ortasında hiç gereği olmayan ve yapılabilecek en büyük yanlış bir yapay ada oluşturmaktır.

Doğa koruma alanının içinden geçiyor

*Bölgenin en önemli özelliği şehre bu kadar yakın olmasına rağmen halen doğal yapısını büyük oranda korumuş olmasıdır. Zengin biyoçeşitlilik başta kuş türleri olmak üzere pek çok canlı türünü bölgeye çekmektedir. Körfez geçiş projesinin kuzey aksı çok önemli bir doğa koruma alanının içinden geçmektedir. Alan I. derece doğal sit alanı ve aynı zamanda RAMSAR alanıdır.

* Projenin her iki yakası da doğal özellikleri korunması gereken alanlardır.

(Evrensel)

Manavgat’ta ‘arazi açmak için’ orman katliamı: 150 hektarlık alanda ağaçlar kesildi, kökleri söküldü!

Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı Yukarı Işıklar, Evrenler Yavşı ve Salur köylerindeki orman arazilerinde 19 noktada ve yaklaşık 150 hektara varan alanda ağırlığı kızılçam olan ağaçlar önce kesildi, ardından ise kökleri sökülerek yok edildi.

Arazi açmak için yapıldığı ve yöredeki bazı köy muhtarlarının adının karıştığı öne sürülen orman yağmasının ardından bölgede inceleme yapan Tarım Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Şükrü Durmuş, “Böylesi bir usulsüzlüğün oluşmasına göz yuman sorumluların değil yargılanması, derhal bu kurumdan el çektirilmeleri gerekmektedir. Orman Genel Müdürlüğümüzün bu konuda gereğini yapacağını ve sorumluları yargı önüne çıkaracağını düşünüyoruz” dedi.

Evrensel’den Yusuf Yavuz’un haberine göre, Antalya’nın Manavgat İlçesine bağlı Yukarı Işıklar köyünden bir vatandaş, bölgedeki ormanlık alanda ağaçların sökülerek arazi açıldığını görünce Tarım Orman-İş Sendikası’na telefonla ulaşarak durumu bildirdi. Bunun üzerine 13-14 Nisan tarihlerinde bölgeye gelerek ormanın tahrip edilerek arazi açıldığı öne sürülen alanı gezen Tarım Orman-İş (Tarım Orman Hayvancılık ve Çevre Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası) Genel Başkanı ve beraberindeki heyet, gördüğü manzara karşısında dehşete düştü.

Ekskavatörle kökleri söküldü

Manavgat Orman İşletme Müdürlüğü’nün sorumluluk sahasında bulunan Yukarı Işıklar, Evrenler Yavşı ve Salur köylerinde yaklaşık 150 hektara yakın orman arazisinde arazi açıldığı iddiası üzerine bölgeye gelen Tarım Orman-İş Sendikası Genel Başkanı Şükrü Durmuş, ağaçların kesilerek kaçırıldığı, daha sonra da paletli ekskavatörlerle köklerinin sökülerek arazinin bir kısmına zeytin fidanı dikildiği yönünde ihbar aldıklarını söyledi.

“22 gün boyunca tahribata müdahale edilmedi”

Tahribatın halen devam ettiği ve konuyla ilgili yapılan ihbarların yetkililerce dikkate alınmadığı iddiaları üzerine teknik bir heyetle bölgede inceleme yapan Durmuş, “Usulsüzlüklerin yaşandığı alanlarda 22 gün süre ile çalışan ekskavatörlere müdahale edilmemesi kurum adına eksiklik ve suçtur” diye konuştu.

Köy muhtarlarının adı karıştı

Konuyla ilgili bilgi almak için Manavgat Orman İşletme Müdürlüğü yetkililerine ulaştıklarında, “Siz işinize bakın” yanıtı ile karşılaştıklarını öne süren Tarım Orman-İş Başkanı Şube Şükrü Barut, yörede yaşayan köylülerin iddialarına göre orman tahribatının bazı köy muhtarlarınca yapıldığının ifade edildiğini söyledi.

“Yüzlerce servi ağacı kesilerek satıldı”

Öte yandan Yaylaalan Orman Şefliği sınırlarında bulunan Sivri Kule çevresinde yüzlerce doğal servi ağacının kesilerek yatçılara satıldığı iddiasını da gündeme getiren Durmuş, bölgede tahrip edilen alanların koordinatlarını da tek tek paylaşarak “Tahrip edilip açma yapılan alanların coğrafi koordinatlarına girildiğinde, bu alanların üç ay öncesi kapalılık durumu ve bugünkü durumu net olarak görülecektir. Ayrıca yapılan tahribatın büyüklüğünü de görmek mümkün olacaktır. Böylesi bir usulsüzlüğün oluşmasına göz yuman sorumluların değil yargılanması, derhal bu kurumdan el çektirilmeleri gerekmektedir. Orman Genel Müdürlüğümüzün bu konuda gereğini yapacağını ve sorumluları yargı önüne çıkaracağını düşünüyoruz. Ayrıca bu konunun aydınlanması ve tahribatın önlenmesi için Sendikamız Tarım Orman-İş olarak da takipçi olacağımızın bilinmesini isteriz” diye konuştu.

“Sorumlular hakkında yasal işlem başlatıldı”

Konuyla ilgili bilgi veren yetkililer, orman açma işlemini doğruladı. Açılan orman miktarının sözü edilenden daha az olduğunu ve bununla ilgili tutanak tutulduğunu belirten yetkililer, sorumlular hakkında yasal işlem başlatıldığını kaydetti.

3/B söylentisi, orman katliamını tetikledi

Orman arazilerinin işgalcilerine satılmasını sağlayan ve kamuoyunda 2/B yasası olarak bilinen düzenlemenin ardından, ‘3/B’ adıyla yeni bir düzenleme yapılacağı ve işgal edilen orman arazilerinin işgalcilerine verileceği iddialarının Manavgat bölgesindeki orman açmalarında etkili olduğu belirtiliyor. Ancak halk arasında kulaktan kulağa yayılan ve adı ‘3/B’ olarak anılan bir düzenleme bulunmuyor.

(Evrensel)

Acil durum ilan edildi: ABD’de nükleer atık tüneli çöktü

ABD’de Washington eyaletindeki Hunford kentinde nükleer atıkların bulunduğu bir tünel çöktü. Bölgede acil durum ilan edildi. Nükleer atık tesisinde çalışan yüzlerce kişiye, nükleer atıkların etkisine karşı kendilerini koruma emri verildi.

ABD’nin Washington eyaletine bağlı Hanford Nükleer Rezervasyon Merkezi’nde, radyoaktif atıklarla dolu depolama tünelinin bir bölümü çöktü.

Bölgede acil durum ilan edilirken, Ekoloji Departmanı Sözcüsü Randy Bradbury, radyasyon sızıntısı bulunmadığını ve çalışanların olaydan etkilenmediğini söyledi. ABD Enerji Bakanlığı, kaza sırasında tünelde hiçbir çalışan bulunmadığını, çalışanların rezervasyon merkezinden çıkarıldığını, çevrede bulunan kişilerin de bulundukları yerde ve içeride kalmaları gerektiğini açıkladı.

Purex adlı tesiste meydana gelen kazanın ardından yapılan açıklamalarda, bölgede çoğunluğu yer altında olmak üzere, 56 milyon galon radyoaktif atığı içeren 177 tanker bulunduğu belirtildi.

(Duvar)

Aşırı sağı sandık politikasıyla yenmek

“Votez escroc, pas facho!” Fransızca bu slogan 2002 yılının Fransa Başkanlık Seçimleri’nin ikinci turunda Fransızların çevresinde birleştiği slogandı. Türkçeye “Faşiste değil; hırsıza oy ver!”  olarak çevrilen sloganın arkasından Fransız seçmenin %82’si gitti. Faşist yerine hırsızı seçip Cumhurbaşkanı yaptılar. Yani Jean-Marie Le Pen’i %18’de bırakıp yerine Jacques Chirac’ı %82 oyla Cumhurbaşkanı seçtiler.

Jacques Chirac çoktan emekli oldu hatta partisi de 2017 yılında 2002’deki gibi ikinci tura kalmayı dahi başaramadı; fakat Jean-Marie Le Pen’in fikriyatı giderek büyüyor ve partisi Milliyetçi Cephe’yi bıraktığı kızı Marine Le Pen, 2017 Fransa Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nde ikinci turda, üstelik merkez sağ ve merkez solun daha ilk turda elendiği bir ikinci turda, oylarını 2002’nin iki katına çıkarmayı başardı. 2002 kadar sert olmasa da yine tüm partiler Milliyetçi Cephe’ye karşı birleşti. Kazanan En Marche hareketi lideri Emmanuel Macron oldu. Bu sefer partilerin üzerinde birleştikleri fikir Macron’un bir rakip olduğu fakat Le Pen’in bir Cumhuriyet düşmanı olduğuydu.

İşte yeni İstiklal Caddesi…

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstiklal Caddesi’nin altyapı, üstyapı, çevre düzenlemesinin tamamlanması ve Nostaljik Tramvay Hattı’nın yerine konmasının ardından meydana gelecek projenin görsellerini paylaştı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Fen İşleri Dairesi Başkanlığı Yapı İşleri Müdürlüğü tarafından yürütülen projeye göre, caddenin tüm altyapısı yenilenecek.

20 gün içinde bitmesi planlanan altyapı çalışmalarıyla, bugüne kadar karışık akan yağmursuyu ve kanalizasyon hatları ayrışacak. İstiklal Caddesi’nin simgesi 2 kilometre uzunluğundaki Nostaljik Tramvay Hattı’nın eski hatları sökülerek, yeniden yapılacak.

Üstyapı çalışmaları kapsamında ise caddeye doğal granit taş döşenecek. Mayıs ayı ortalarında başlayacak döşeme işlemi iki noktada başlayacak, yıl sonuna kadar tamamlanması planlanıyor. Hafta sonu özellikle cumartesi akşamları yoğunluk nedeniyle çalışma yapılmayacak.

Şaka için sergiye bırakılan ananas, sanat eseri sanılarak cam vitrine alındı

İskoçya’da üniversite öğrencilerinin şaka olsun diye bir sanat sergisine bıraktıkları ananas, sanat eseri sanılarak cam vitrin içinde sergilendi.

22 yaşındaki Ruairi Gray ve arkadaşı Lloyd Jack, süpermarketten bir sterline (yaklaşık 4.5 TL) aldıkları ananası Aberdeen’deki Robert Gordon Üniversitesi’nde bir sergiye bıraktı.

Öğrenciler dört gün sonra geldiklerinde, ananasın korumaya alınarak sergilendiğini gördü.

Gray, “Boş bir vitrin gördüm ve insanların gerçekten sanat eseri sanıp sanmayacağını görmek için elimdeki ananası oraya bıraktım” dedi.

Sanat festivalinin organizatörlerinden Natalie Kerr, ananası kimin vitrin içine koyduğunu bilmediklerini söyledi. Ananas daha sonra kaldırıldı.

Geçen yıl Modern Sanatlar Müzesi’nde, şaka olsun diye yere bırakılan bir gözlük, ziyaretçiler tarafından postmodern bir eser sanılmıştı.

(BBC Türkçe)

Fındıklı halkı HES’çileri bir kez daha kovaladı

Rize’nin Fındıklı ilçesinde hidroelektrik santral (HES) yapmak isteyen HES’ci şirket halk bilgilendirme toplantısı yapmak istedi. Ancak, Fındıklı halkının protestosu ile karşılaştı. HES’çi şirket kaçtı Fındıklı halkı kovaladı.

Rize’nin Fındıklı ilçesinde Fındıklı Dereleri Koruma Platformu üyeleri ve yaşam savunucuları HES’çi şirketleri protesto etti. Fındıklı Meydanı’nda toplanan her yaştan yaşam savunucusu, HES’çi şirketin halk bilgilendirme toplantısı yapacağı Fındıklı Halk Merkezi’ne kadar, “Fındıklı’da HES istemiyoruz. Yaşam alanlarımızı terk edin” yazılı pankart ve “HES yapma boşuna yıkacağız başına”, “HES’çi şirket Fındıklı’yı terk et” sloganları ile yürüdü. Kortejin en önünde kadın ve çocukların görüldüğü yürüyüş boyunca sloganlar hiç susmadı.

Boş salona bilgi vermek istediler

Halk Eğtim Merkezi önüne ulaşan yaşam savunucularından bir grup toplantıda gözlem yapmak üzere toplantı salonuna girdi. İl Çevre Müdürlüğü’nden ve Çevre Bakanlığı’ndan temsilcilerin de olduğu toplantı bir hayli tartışmalı geçti. Yaşam savunucularından Avni Ertaş, şirketin bilgilendirme toplantısını yapmaması gerektiğini çünkü halkın dışarıda HES’i protesto ettiğini söyledi. Avni’nin sözlerini dikkate almayan heyet HES projesini boş salona anlatmaya başlayınca yaşam savunucuları tepki gösterdi.

Bakanlığa gerçek olmayan fotoğraflar sunulmuş

“Biz bu HES’i sizin anlatmaya çalıştığınız projeyi çok iyi biliyoruz” diyen Avni, dosyada yer alan iki fotoğrafın Fındıklı’nın köylerine ait olmadığını ve Çevre Bakanlığı’na yalan bir dosya sunulduğunu söyledi. Bunun üzerine başlayan sözlü tartışmalar sonucunca kendisini Rize İl Çevre Müdürü olarak tanıtan kişi, “Tutanağı tutuyoruz. Burada toplantı yapılmıştır” ifadesini kullanınca tartışmalar derinleşti.

Halk pencereden salona girdi

Bunun üzerinden içerden gelecek haberi horonlarla bekleyen Fındıklı halkı duruma tepki göstermek için binaya girmek istedi ancak polisler tüm kapıları kapadı. Bunun üzerine Fındıklı halkı pencereleri açarak içeri girdi ve toplantının yapıldığı salona ulaşıp kapıları kapattı. “Bu tutanak değişmeden bu binadan çıkamazsınız çünkü biz o toplantıya katılmadık burada toplantı yapılmadı” ifadelerini kullanan halk ve HES’çi şirket ve görevliler arasında uzun süreli tartışmalar yaşandı.

İçerde bunlar olurken dışarıda da “Direne direne kazanacağız” sloganlarının yükseldiği görülürken, görevliler tutanağı halkın istediği gibi değiştirme sözü verdi.

Fındıklı halkının direnişi horonlarla devam ediyor.

 

Haber: Evrim Kepenek

(Yeşil Gazete)