Ana Sayfa Blog Sayfa 3169

[Yeşil İşler] WWF Türkiye, Akyatan Yaban Hayatı Geliştirme Sahası için gönüllüler arıyor

Adana ili, Karataş ilçe sınırları içinde yer alan Akyatan Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’nda 2006 yılından beri Orman ve Su İşleri Bakanlığı 7. Bölge Müdürlüğü ile imzalanan işbirliği protokolü kapsamında deniz kaplumbağası ve yumuşak kabuklu Nil kaplumbağası izleme çalışmaları yürüten WWF (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Türkiye, 1 Haziran-15 Eylül 2017 tarihleri arasında alan ekibine yardımcı olmak isterim diyen gönüllüleri arıyor.

Siz de gönüllü olmak istiyorsanız başvuru için WWF Türkiye’nin ilan sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklyn

 

(Yeşil Gazete)

Erdoğan: Aşırı sağ partiler Avrupa’nın sosyo-politik hayatını esir alıyor, hedefimiz AB üyeliği

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 9 Mayıs Avrupa Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 9 Mayıs Avrupa Günü için yayımladığı mesajında “Giderek oy oranlarını artıran ve siyasette belirleyici konuma ulaşan aşırı sağ partiler, Avrupa’nın sosyo-politik hayatını esir alıyor. Tarihi, coğrafi ve kültürel olarak yüzyıllardır Avrupa’nın bir parçası olan ülkemiz, stratejik hedef olarak gördüğü AB üyelik sürecini, karşılıklı saygı, eşitlik ve kazan-kazan anlayışı çerçevesinde devam ettirmek arzusundadır.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Avrupa Günü dolayısıyla yayımladığı mesaj şöyle:

“Avrupa bütünleşmesi fikrinin tohumlarını atan 9 Mayıs 1950 tarihli Schuman Deklarasyonu’nun kabul edildiği bu günü Avrupa Birliğine adaylığımızın tescil edildiği 1999 yılından beri ‘Avrupa Günü’ olarak kutluyoruz. Schuman Deklarasyonu’nun ilanı, Avrupa tarihinin savaşlar ve iç çatışmalardan ibaret olmadığını gösteren kritik bir adımdır. Ekonomik topluluk olarak başlayan bütünleşme süreci, daha sonra yeni hamlelerle perçinlenmiş, Tek Pazar, Avro, Schengen gibi önemli başarılar kaydetmiştir. Ancak küresel belirsizliğin arttığı mevcut ortamda, AB sınırları içinde ve dışında bu başarı hikayesini ciddi şekilde sınayan hadiseler yaşanmaktadır. Roma Antlaşması’nın 60. yıldönümünün kutlandığı bu seneki törenler, kutlama havasından ziyade Birliğin geleceğinin tartışıldığı, endişelerin dile getirildiği karamsar bir ortamda geçmiştir.

“Şüphesiz Birliğin geleceğine yönelik en büyük tehdit, Avrupa sathında dışlayıcı söylemlerin popülist politikaların aracı haline getirilmesidir. Ayrımcılık, kültürel ırkçılık, yabancı karşıtlığı ve İslam düşmanlığı gibi sosyal hastalıklar, maalesef kıta genelinde yaygınlık kazanıyor. Giderek oy oranlarını artıran ve siyasette belirleyici konuma ulaşan aşırı sağ partiler, Avrupa’nın sosyo-politik hayatını esir alıyor. Birliğin kurucu değerlerini ve Avrupa’nın ortak geleceğini tehdit eden bu akımlara karşı birçok Avrupalı siyasetçinin, kısa vadeli hesaplar adına sessiz ve tepkisiz kaldığını görüyoruz.

“Avrupa’da yükselen bu tür eğilimler ve politikalar, aynı zamanda Türkiye-AB ilişkilerini de zehirliyor. Tarihi, coğrafi ve kültürel olarak yüzyıllardır Avrupa’nın bir parçası olan ülkemiz, stratejik hedef olarak gördüğü AB üyelik sürecini, karşılıklı saygı, eşitlik ve kazan-kazan anlayışı çerçevesinde devam ettirmek arzusundadır. Mülteci krizinin doruk noktaya ulaştığı dönemde AB ile geliştirdiğimiz işbirliği, bu anlayışın en somut ve güncel örneğidir. Temennimiz, AB ile işbirliğimizi göç, ekonomi, enerji, Gümrük Birliği ve üyelik müzakereleri gibi alanlarda en ileri seviyeye taşımaktır. Bu düşüncelerle, vatandaşlarımız başta olmak üzere tüm Avrupalıların Avrupa Günü’nü kutluyor, Birlik için müreffeh bir gelecek diliyorum.”

HDP’li Nursel Aydoğan’ın milletvekilliği düşürüldü

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın milletvekilliği düşürüldü.

HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın kesin hüküm giydiğine dair mahkeme kararına ilişkin tezkerenin TBMM Genel Kurulu’nda okunması ile HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın milletvekilliği düşürüldü. Bir süre önce de HDP’li Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliği, yine kesin hüküm giymesi nedeniyle düşürülmüştü.

Aydoğan, 2011 yılında beş ayrı gösteri yürüyüşü ve cenaze törenine katılarak, “terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek”, “terör örgütü propagandası yapmak” ve “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefet etmek” suçlarını işlediği iddiasıyla Diyarbakır 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmıştı.

Mahkeme, Aydoğan’a, “Terör örgütü üyesi olmamakla beraber örgüt adına suç işlemek” suçundan 4 yıl 8 ay 7 gün hapis cezası verdi. Ceza, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi’nce onanarak kesinleşti. Bunun üzerine Diyarbakır Başsavcılığı, Aydoğan’ın milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin yazıyı Adalet Bakanlığı’na gönderdi.

Bakanlıktan, Başbakanlık’a iletilen yazı daha sonra TBMM’ye sunuldu. Başbakanlık’ın, Anayasa’nın 84. maddesine göre, Aydoğan’ın kesin hüküm giydiğine dair mahkeme kararı hakkındaki tezkeresi, TBMM Genel Kurulu’nda okunarak milletvekilliği düşürüldü.

(Hürriyet, Yeşil Gazete)

[Yeşil Gazete Bonn’dan bildiriyor] İklim değişikliği konferansında çıkar çatışması günü

Bonn’da bugün yapılacak olan ve kısaca Conflict of interest (Çıkar çatışması) adı verilen oturumda, şimdiye kadar bütün sivil toplum kuruluşları ile eşit şartlarda müzakerelere katılmış, lobi yapmış ve hatta kendi yol haritalarını dayatmış olan fosil yakıt şirketlerine bağlı derneklerin burada olmaya devam edip etmeyeceğine karar verilecek.

Paris Anlaşmasının korunması ve uygulanabilmesi için bu oturum oldukça önemli.

Geçtiğimiz hafta Corporate Accountability International (CAI) (Uluslararası Şirket Hesap Verilebilirliği), yayınladığı raporla, yıllardır görüşmelere katılan şirket grupları ve fosil yakıt şirketlerinin lobilerini, görüşmelerin altını oymalarını ve yavaşlatmalarını değerlendirdi.

İçeriden destek: Büyük kirleticilerin lobicileri UNFCCC’nin içinde” isimli rapor CAI’nin sitesinden indirilebilir.

Paris Anlaşmasının şirketlerden korunmasının tartışılacağı oturumdan hemen önce, raporu yayınlayan CAI’den Jesse Bragg ile BINGO (Business and Industry Non-Governmental Organizations – İş ve Endüstri Sivil Toplum Kuruluşları) ve yazdıkları rapor üzerine konuştuk.

Bonn İklim Konferansını yerinde bildiren Yeşil Gazete muhabiri Elif Cansu İlhan ve CAI’den Jesse Bragg

Cansu: Raporunuzun bir kısmını okudum, ilk merak ettiğim bu nasıl oldu? Nasıl görüşmelere katıldılar?

Jesse Brag: Güzel bir soru. Bir yerlerde kuralları “devlet dışı aktörler”in dahil olmasına izin verecek şekilde oluşturdular. Devlet dışı aktörler, hükümet olmayan bütün katılımcılar için kullanılan terim. Bu kuralı geliştirirken ne kadar çok insan dahil olursa o kadar iyi olur diye düşündüler. Ama bunu yaparken iklim politikalarını yavaşlatmakta durdurmakta ekonomik çıkarı olanlara karşı tedbir almadılar, esas sorun burada.

Bugün binlerce insan UNFCCC’de iklim eylemine dahil durumda ve yaklaşık 270 Şirket STK’sı var, bunlardan bazıları fosil yakıt endüstrisi tarafından finanse ediliyor. Bu örgütlerin kamu yararına çalışan kurumlarla aynı muameleyi görmesi gerekiyor mu? Aslında büyük bir soru değil.

Cansu: Şu anda diğer STK’lar ile aynı koşullarda mı görüşmelere katılıyorlar?

Jesse: Evet, şu anda altı ya da yedi meclis var. İş dünyası, Araştırma, YOUNGO (gençlik kuruluşları), Yerel Halklar, Kadın ve Cinsiyet ve Çevre. Hepsinin aynı şeylere erişimi var ve tam olarak aynı muameleyi görüyorlar. Bu altı grubun motivasyonu sonuncusundan çok farklı(İş dünyası grubu), sonuncusu para için burada. Diğerlerinin kamu yararı, işçi hakları, çevre politikaları, genölerin hakları, kadın hakları gibi motivasyonları var. bunların hepsi kamu yararı için çalışıyor, bir tanesi hariç.

Cansu: Peki hükümetler sizce bir takım çıkarları olduğu için mi bu şirketlerin katılımına izin verdi?

Jesse: Bence endüstri, fosil yakıt şirketleri ve kirleticiler buraya dahil olmayı çok iyi başardı. UN global compact diye bir şey var, bu birleşmiş milletlerdeki büyük şirketleri insan hakları çevresinde toplayan bir anlaşma, çok az yetkisi var ama Birleşmiş Milletlere küresel politika yapıcı olarak giriş yetkisi sağlıyor. Tarafların bunu çıkar için yaptığını sanmıyorum ama bence başta bu görüşmelerin korunması gerektiğini fark edemediler.

Fosil yakıt endüstrisinin iklim değişikliğinden on yıllardır haberdar olduğunu daha yeni öğrendik, son bir iki yıl içinde fark ettik. Tarafların on yıl önce bunu fark ettiğini sanmıyorum.

Cansu: İçeride oldukları için UNFCCC ve COP gibi organizasyonları yanlış yönlendiriyorlar mı?

Jesse: Aslında dışarıda, ulusal seviyede bu organizasyonların pek çoğu, mesela U.S. Chamber of Commerce (Birleşik Devletler Ticaret Odası), yıllardır iklim değişikliğinin inkarı için para desteği sağlıyorlar. Amerika’da ve dünyanın çeşitli yerlerinde “Junk Science” (çöp bilim) dediğimiz şeye para yatırıyorlar.

İkim değişikliğinin gerçek olmadığı, insanlarla alakası olmadığı üzerine haberler yayıyorlar, bunun yalan olduğunu biliyoruz. Ama U.S. Chamber of Commerce ve benzeri gruplar, dünyanın her yerinde milyonlarca insanı yanlış yönlendirdiler. Bu odadaki insanlar da dahil. Bence esas problem bu, dışarıda yaptıkları ve yaptıklarını söyledikleri. Aynı anda hem dünya çapında ilkim politikalarının zayflatıp hem buraya gelip desteklediğini söyleyemezsin. Bunların ikisini birden yapamazsın. Ve çok açık ki bu grupların çoğu iklim politikası ile ilgilenmiyor. Onların ilgi alanı Exxon, Chevron, BP, Shell gibi üyelerinin çıkarları.

Cansu: Exxon’un eski CEO’sunun şimdi Trump’la çalışıyor olması sizce bu duruma etki edecek mi?

Rapordan bir fotoğraf. Şu anki ABD Dıişişleri Bakanı eski Exxon yönetcisi Rex Tillerson (bize göre en solda) dahil 5 büyük foisl yakıt şirketi CEO’sunun 2010’daki Deepwater Horizon faciasına dair verdikleri ifadeden bir an.

Jesse: Evet, Rex Tilerson şimdi Amerika Dışişleri Bakanı, bence bunun bize Amerika ile ilgili anlattığı şey, kalsalar da gitseler de fosil yakıt şirketlerinin çıkarlarını temsil ediyorlar. Bu süreç içinde kalmak isteeseler de ayrılsalar da ilkim eylemindeki diğer taraflar, diğer hükümetler Amerika’nın bizi yavaşlatmasına izin vermemeli.

Cansu: İzin verecekler mi sizce?

Jesse: Bence taraflar Amerika Hükümeti’nin kimi temsil ettiğini fark edecek. Amerika halkını temsil etmiyorlar, Amerika Halkı, Paris Anlaşmasını destekliyor, iklim değişikliğine inanıyor. Eğer Paris Anlaşmasından ayrılmazlarsa, fosil yakıt şirketlerinin çıkarı için süreci yavaşlatmaya çalışacaklar. Taraflar bunu anladığı sürece Amerika olmadan devam edeceklerini düşünüyorum .

Daha sonra Amerika’da yeni bir yönetim başa geldiğinde tekrar Paris Anlaşmasına dönmelerini nasıl sağlayacağımız konusunda konuşabiliriz, eğer Trump ayrılırsa. Ama umarım Amerika’yı anlaşmada tutabiliriz. Esas nokta anlaşmanın zayıflamasına izin vermemeiliyiz.

Cansu: Peki BINGO’lar içeride ne yapıyor, ne diyorlar?

Jesse: İçeride delegelerle ne konuştuklarını bilmemiz çok zor, çünkü şu an yaptığımız gibi özel konuşmalar oluyor. Ama bu grupların dünnya genelinde iklim politikasını durdurmak istediğini biliyoruz. Pek çoğu daha bu görüşmeler başlamadan delegeler ve hükmetlere lobi yapıyor, esas problem bu.

Ayrıca müzakerelere de giriş izinleri var, delegeleri ve hükümetleri müzakerelerde de etkilemeye çalışıyorlar. Bence en büyük problemlerden biri kendilerini çözümün bir parçası olarak gösteriyorlar. Örneğin World Coal Association (Dünya Kömür Birliği), olarak dünyanın en büyük kömür şirketlerini temsil ediyor, ki bunun da UNFCCC için akreditasyonu var. WCA çözümün bir parçası gibi davranıyor, iklim eylemini destekliyor gibi. Bunun aynı zamanda kömür endüstrisinin çıkarlarını korudukları için imkansız olduğunu biliyoruz.. Onların burada olmalarına izin vermek, bir açıdan imajlarını “greenwash” ediyor (Greenwash: Bir şirketin çevresel sorumluluğa sahip olduğu imajını vurgulamak amacıyla yaydığı yanlış bilgi).

Halka ilişkilerde ve PR çalışmalarında çözümün parçasıymış gibi davranmalarına izin veriyor ve bu adil değil.

Cansu: Yarınki oturumda onları dışarı atmayı başarabilecek miyiz? (CAI’nin “büyük kirleticileri dışarı tekmeleyin” (Kick big poluters out of the climate policy) adında oldukça ilgi gören bir imza kampanyası var.)

Jesse: Yarın süreç için sadece başlangıç. Yarın bir oturum var, bunda tartışılacak sorunlardan biri bu “çıkar çatışması” olacak, tartışılacak başka konular da var. Bu tartışma sonucunda UNFCCC sekreterliği bu konuda bir rapor hazırlayacak, bu rapor da taraflardan oluşan kçük bir grup tarafından değerlendirilecek.

Yani sonuç, raporda ne yazacağına ve tarafların neye odaklancağına bağlı. Umudumuz bir şekilde tarafların politikalarını çıkar çatışmasını fark ederek oluşturmaları yönünde. Ama şimdi sonucu kestirmek için çok erken.

Cansu: Eklemek istediğin bir şey var mı?

Jesse: Bir STK rozetin var sanırım? Evet o rozetle oturuma katılabilirsin. Bence yarınki oturuma gelmelisin. Yarın göreceğimiz şeylerden biri şirket grupları kendi rollerini savunacak. Maaşlarını kimin verdiğini biliyoruz değil mi? Yani burada olmalarını savunmalarını izlemek gerçekten ilginç olacak. Şimdilik başka bir şey yok. Yarın neler olacak göreceğiz.

 

Jesse ile bgünkü oturumda görüşmek üzere ayrıldık. Kendisine Türkçe olsa da yazıyı gönderme sözü de verdim.

BINGO’ların UNFCCC’deki rolleri ne olacak sanırım bugün içinde görmeye başlayacağız.

 

Haber: Elif Cansu İlhan

(Yeşil Gazete)

Muhammet ve Furkan’ı uykusunda öldüren polis tutuklandı

Şırnak Silopi’de panzerle iki çocuğu öldüren polis memuru tutuklandı.

Şırnak Şilopi’de panzerle bir evin duvarını yıkarak eve giren ve Muhammet ve Furkan Yıldırım kardeşleri uykusunda öldüren polis memuru tutuklandı.

“Polis alkollüydü” iddiası

Evin içine dalarak 2 çocuğun uykusunda yaşamını yitirmesine neden olan polisin alkollü olduğu iddia edilmişti. Şırnak Valiliği, olayla ilgili basın duyurusu yayımlayarak, polis memurunun alkollü iddialarını yalanlamıştı.

Şırnak Valiliği’nden yapılan açıklama şöyleydi:

“İlimiz Silopi ilçesinde, 04.05.2017 gece saat 00:30’da,bir polis aracının, bir vatandaşımızın evinin duvarına çarpması sonucu iki evladımızın yaşamını yitirmesi, bizleri son derece üzmüş ve derinden sarsmıştır.

“Bazı basın yayın organlarında ve sosyal medyada şoför polis memurunun alkollü olduğu iddiaları gerçeği yansıtmamakta olup; şoför polis memurunun nefes kontrolü ve kan tahlilinde alkol bulunmadığı tespit edilmiştir.

“Konu adli ve idari olarak her yönüyle incelenmektedir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

(Yeşil Gazete)

İstanbul’un 13 ilçesinde 14 saatlik elektrik kesintisi yaşanacak

İstanbul’da 13 ilçede 11 Mayıs tarihinde elektrik kesintisi yaşanacak.

Boğaziçi Elektrik Dağıtım AŞ’den (BEDAŞ) yapılan yazılı açıklamaya göre, İstanbul’un Eyüp, Bayrampaşa, Sultangazi, Sarıyer, Büyükçekmece, Esenler, Fatih, Başakşehir, Beşiktaş, Bağcılar, Zeytinburnu, Güngören ve Şişli ilçelerinin bazı mahallelerinde 11 Mayıs’ta 08.00 ile 22.00 saatleri arasında değişik zaman dilimlerinde elektrik kesintisine gidilecek.

Aboneler, elektrik verilemeyecek ilçelerdeki mahalle ve sokaklara ilişkin detaylar ile kesintinin saat bilgilerine, BEDAŞ’ın internet sitesinde yer alan “Planlı Bakım ve Yatırım Çalışmaları” bölümünden ulaşabilecek.

Roma döneminden kalan tarihi yolun olduğu araziye mermer ocağı ruhsatı verildi

Isparta’nın Sütçüler ilçesi Yukarı Köprüçay Havzası’nda bulunan Çukurca köyünde, mermer ocağı ruhsatı verilen arazide, Roma döneminden tarihi yol ve yapı kalıntıları bulundu.

Özel bir firma tarafından açılmak istenen mermer ocağını istemeyen köylülerin gösterdiği tarihi kalıntılar, Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından tescillendi. Isparta’da Sütçüler ilçesine bağlı Çandır köyünde işletilen bir mermer ocağının ruhsat sahası içerisinde bulunan tarihi kale, köylülerin müze yetkililerine yaptığı başvurunun ardından yok olmaktan kurtarılarak koruma altına alınmıştı.

Evrensel’den Yusuf Yavuz’un haberine göre, tarihi eserlerin bulunduğu Çukurca köyünün iki ayrı bölgesi ise 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak koruma altına alındı. Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada koruma kurulunun kararının sevindirici olduğuna dikkat çekti. Söz konusu arazide mermer ocağı açılmasına göz yuman yetkililer hakkında ise gerekli işlemin yapılması talebinde bulundu.

Mermer ocağı izni

Aynı ilçede yaşanan bir başka tarih skandalı ise Çukurca köyünde ortaya çıktı. Antalya’nın Manavgat ilçesi sınırlarındaki Köprülü Kanyon Milli Parkı’na yalnızca 1 kilometre mesafede mermer ocağı açmak için MİGEM’den (Maden İşleri Genel Müdürlüğü) ‘201200410’ numarasını taşıyan bir ruhsat alan Numan Tekkanat adlı girişimci, projeyle ilgili bir ÇED Başvuru Dosyası hazırlatarak geçtiğimiz Şubat ayında Isparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne başvurdu. 16 Mart tarihinde ise Çukurca köyünde projeyle ilgili halkın katılımı (ÇED) toplantısı düzenlendi. Toplantıda yetkililere ve mermer ocağı şirketine köylerinde bu projeyi istemediklerini belirten köylüler, bu taleplerini tutanakla kayıt altına aldı.

Roma Yolu kalıntıları bulundu

Küçük ölçekli tarım ve hayvancılıkla geçinen Çukurca köylüleri, köyün iki yakasında açılması planlanan mermer ocağının üretim alanlarını yok edeceğini düşünüyor. Ancak mermer ocağının yaratacağı etki bununla da sınırlı değil. Köprüçay’ın önemli geçitlerinden birinde kurulu olan Çukurca köyü ve çevresinde, binlerce yıllık yaşamın izleri bulunuyor. Antik çağda Luwi’lerin ardılı olarak bilinen Pisidia uygarlığının sınırları içerisinde bulunan bölge, Roma döneminden kalma taş döşeli yollarıyla ünlü. Çukurca köyünde mermer ocağı izni verilen arazide, günümüze kadar ulaşan Roma yollarının bir bölümüyle çeşitli yapı kalıntıları bulundu. Köylülerin işaret ettiği arazide inceleme yapan yetkililer, tarihi kalıntıları önce tutanakla kayıt altına aldı, ardından ise tescil edildi.

Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ise 24 Nisan tarihindeki toplantısında gündemine aldığı Çukurca köyünün iki ayrı bölgesinde bulunan tarihi kalıntıların bulunduğu alanın 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak korunması yönünde karar aldı. Koruma Bölge Kurulu’nun 6109 sayılı kararına göre, söz konusu arazide her türlü madencilik faaliyeti yapılamayacak, arazi hiç bir şekilde tahrip edilemeyecek.

“Sorumlular yargılansın”

Isparta’da son iki haftada ardı ardında yaşanan kültür mirasına yönelik yağmaya tepki gösteren Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu, bir açıklama yaparak yetkilileri göreve davet etti. Mermer ve taş ocaklarına ruhsat veren kurumların yetkililerinin daha dikkatli davranarak ruhsata konu sahada derinlemesine inceleme ve araştırma yapmadan onay vermemeleri gerektiğine dikkat çekilen platform açıklamasında, “Yıllardır bölgemizin kanayan yarası olan mermer ve taş ocakları, arazi seçiminden işletme aşamasına kadar büyük bir özensizliği ortaya koymaktadır. Su kaynaklarından biyolojik varlıklarımıza, yaşam alanlarımızdan kültür mirasımıza kadar uzanan bu hoyratlık, bölgemizin geleceğini tehdit etmektedir. Bir an önce bu özensizliğe son verilmesini ve tarihi dokunun bulunduğu arazilerde madencilik yapılmasının önünü açan sorumlular hakkında gereğinin yapılmasını talep ediyoruz. Platform olarak bu konunun takipçisi olmayı sürdüreceğiz” görüşlerine yer verildi.

Firma “Arkeolojik kalıntı yok” dedi

Memer ocağıyla ilgili hazırlanan ÇED Başvuru Dosyası’nda, söz konusu arazide yapılan incelemede mimari ve arkeolojik yapı kalıntısına rastlanmadığı öne sürülmüştü. Söz konusu arazide bir kaç noktada tarihi kalıntının ortaya çıkması, gözleri yatırımcı firmaların para karşılığı anlaşarak ÇED dosyalarını hazırlattığı kuruluşlara çevirdi. Çevreye ve yaşam alanlarına olumsuz etkisi olacak projelerde zorunlu olan ÇED süreci, aşılması gereken bir prosedür olarak görülüyor. Bu da pek çok projede telafisi olanaksız zararların doğmasına yol açarak hem doğayı ve kültür varlıklarını tehdit ediyor hem de kamu kaynaklarının kötüye kullanılması sonucunu doğuruyor.

(Evrensel)

Medya Tiyatrosu Atölyesi, Yeşil Gazete ve Ezilenlerin Tiyatrosu ortaklığında gerçekleştirildi

Yeşil Gazete‘nin, Ezilenlerin Tiyatrosu ile ortak organize ettiği Medya Tiyatrosu Atölyesi, 6 – 7 Mayıs tarihlerinde Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul Yerleşkesinde bulunan Sosyal Kuluçka Merkezi‘nde gerçekleştirildi.

Foto: Ercüment Gürçay

20’yi aşkın katılımcı ile gerçekleşen atölyenin kolaylaştırıcılığını ise yirmi beş yılı aşkın süredir Ezilenlerin Tiyatrosu alanında çalışmalar yürüten ve 1999-2011 arasında Rotterdam’daki Ezilenlerin Tiyatrosu topluluğu Formaat’ın çekirdek kadrosunda görev alan Ronald Matthijssen üstlendi.

Ronald Matthijssen (Foto: Ercüment Gürçay)

2 günlük atölyenin ilk gününde medya endüstrisi kompleksi incelendi. Katılımcılar imge tiyatrosundan yola çıkarak farklı farklı medya ve medyayı etkileyen ya da ondan etkilenen kurumları, insanları, süreçleri canlandırma, daha sonra da bu canlandırmalar üzerinden beyin fırtınası tarzı tartışmalar ile aynı ilişkiler ağını derinlemesine sorgulama imkanını buldular.

Atölyenin ikinci günü ise çalışma daha çok laboratuvar şeklinde gerçekleşti. Yeni teknikler keşfedip geliştirerek, bunların direniş stratejilerine uyarlanması ve uygulanmasına yönelik çalışmalar yapıldı. Çağımızı George Orwell’in “1984” dünyasına daha bir yaklaştıran sahte haberler (fake news), alternatif gerçeklik algısı (alternative facts), tık avcılığı tarzı habercilik (click bait journalism) konularının da sıklıkla gündeme geldiği atölyede gerçek haber ve sahte haber üreten medya organizasyonları da teatral şekilde bu yapıların makina şeklinde canlandırılması ile görünürlük kazandı.

İmge Tiyatrosu ile medya ve medyayı etkileyen süreçler canlandırıldı (Foto: Hasan Ali Aktolun)

Atölyede ayrıca Medya Tiyatrosu tekniklerinden Basit okuma, Çapraz okuma, Tamamlayıcı okuma, Ritmik okuma, Paralel eylem, Doğaçlama, Tarihselleştirme, Güçlendirme, Soyutun somutlanması ve Metni sunulduğu bağlamın dışına çıkarma yöntemleri de günlük gazetelerdeki makale ve haberler üzerinde çalışılarak katılımcılar tarafından canlandırıldı.

Medya Tiyatrosu Atölyesi, sanal medya çağına dünya henüz girmemişken yaklaşık 50 yıl önce Gazete Tiyatrosu adı ile Brezilya’da ortaya çıktı. Yaratıcısı Augusto Boal, diktatörlük altında yaşayan ülkesinde sesi tamamı ile kısılan medyanın sesini duyurabilmek gayesi ile medya ve tiyatro sanatını bir potada birleştirerek Gazete Tiyatrosu’nu ortaya çıkardı.

(Foto: Hasan Ali Aktolun)

Ezilenlerin Tiyatrosu’nun ilk tekniği olan Gazete Tiyatrosu bulunduğu dönemde medyanın iki ucu bulunduğunu ortaya koymuştu: Medya bir yandan tahakküm aygıtı, diğer yandan ise bir direniş aracıydı. Dönemin siyasi yönetimi medyayı kontrol ediyordu, ancak medyayı etkileyerek devrimin tetiklemek de mümkündü. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda Gazete Tiyatrosu uygulamaları gün geçtikçe azalmış bulunuyor. Bunun nedeni bu tekniğin çağdaşlığını yitirmesi değildi. Augusto Boal gerçeğin daima egemen sınıf tarafından manipüle edileceğini göstermişti. Aynı durum 50 yıl önce olduğu gibi bugün de gerçekliğini koruyor.

Ronald Matthijssen, İstanbul’da gerçekleşen Medya Tiyatrosu Atölyesi/Laboratuvarı’nda Ezilenlerin Tiyatrosu teknikleri çağdaş medyanın rolüne ve sorunlarına dair nasıl bir rol oynayabilir sorusunu araştırmak üzere yola çıktı. Çalışmanın sonucunda aktivistler ve gazeteciler tarafından uygulanabilir stratejiler geliştirildi.

Yeşil Gazete olarak biz de Medya Tiyatrosu Atölyesi vesilesi ile ilk kez 2012’de başlattığımız Alternatif Medya Şenlikleri’nde araştırmaya başladığımız medyanın sorunları ve çözümlerle ilgili çalışmalarımızı bu kez geleneksel panel, konferans ve oturumlar aracılığıyla değil, etkileşimli bir anlayışla sahne üzerinde eyleyerek sürdürmenin heyecanını yaşadık.

 

(Yeşil Gazete)

Mimar Sinan’ın yaptığı hamamı satılığa çıkardılar!

İstanbul Balat’ta bulunan ve 1582 yılında 3. Murad’ın annesi Nurbanu Sultan tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan, daha sonra ise Yahudi geleneklerine göre yorumlanan Cibali Ayakapı Hamamı 3 milyon avroya satışa çıkarıldı.

Mimar Sinan’ın önemli eserlerden biri olan Ayakapı Hamamı’nın bitişiğindeki kereste deposuna önceki günlerde ‘satılık ilanı’ asıldı. Hamamla birlikte kereste depolarının da satılık olduğu öğrenilirken, Ayakapı Hamamı ilk önce 2001, daha sonra ise 2012’de satışa çıkarılmıştı. Ancak fiyat ve ‘yasal zorunluluklar’ alıcıları vazgeçirmişti.

Bina eski fakat Mimar Sinan’ın eseri!

BirGün’den Uğur Şahin’in haberine göre, satışı üstlenen Ada Emlak’ın sayfasındaki bilgilere göre tarihi hamam, kereste deposuyla birlikte toplam 3 milyon avroya satılıyor. Satışa çıkartılan 550 metrekarelik alanın yaklaşık 250 metrekaresini Tarihi Ayakapı Hamamı oluşturuyor. Ada Emlak’ın ilanında ise dikkat çekici başlıklar yer alıyor.

Hamama ilişkin satış ilanında, hamamın eski bir yapı olması ‘zayıf yön’ olarak belirtilirken, hamamın ‘güçlü yönleri’ ise şöyle ifade edilmiş:

“…Tarihi Yarımada’nın merkezinde bulunması, dünyaca ünlü mimarımız Mimar Sinan’ın eseri olması, Unkapı- Balat bölgesinde bu büyüklükte hemen hemen hiç mülk bulunmaması…”

Ada Emlak’ın satış ilanındaki ‘tehditler’ başlığında “…Tarihi bir bina olması nedeniyle yapılacak her projenin anıtlar kurulundan onay gerektirmesi, tarihi niteliğinin korunması gerektiğinden inşaat aşamasının zor olması…” ifadeleri yer alırken, fırsatlar kısmında ise “…Özellikle Tarihi Yarımada’nın turizm açısından gelişmekte olması, eskiden hamam olması sebebiyle sağlık ve spa merkezi, sergi alanı ve restoran olarak kullanılmaya müsait olması…” denildi.

Ada Emlak’ın internet sitesinde yer alan ilân şöyle:

(BirGün, Yeşil Gazete)

Birlikte Yeşil Enerjiye Projesi’nden Güre’de iklim değişikliği ve yenilenebilir enerji çalıştayı

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği tarafından yürütülmekte olan ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nca desteklenen “Birlikte Yeşil Enerjiye” projesi kapsamında 13-14 Mayıs 2017 tarihlerinde Güre’de  “İklim Değişikliği ve Yenilenebilir Enerji Çalıştayı” gerçekleştiriliyor.

 

Proje ortağı Ege ve Marmara Çevre Belediyeler Birliği ile birlikte gerçekleştirilecek çalıştayda Türkiye’nin farklı üniversitelerinden bilim insanları, kamu görevlileri, yerel yönetim ve Sivil Toplum Örgütleri temsilcileri konuşmacı olarak yer alacak.

Bölgede iklim değişikliği ile mücadele etmek için bir araya gelen sivil toplum örgütlerinin oluşturduğu “İklim İçin STK Ağı”nın da destek vereceği çalıştayın proje koordinatörü Cemil Ortaç, “Birlikte Yeşil Enerjiye” projesi kapsamında iklim değişikliği ile mücadele ve yenilenebilir enerji konusunda farkındalık yaratmak amacıyla bugüne kadar çeşitli faaliyetler gerçekleştirdiklerini, yeni faaliyetin ise “İklim Değişikliği ve Yenilenebilir Enerji Çalıştayı” olduğunu belirtti. Bu çalıştaydan sonra bölgede yeşil enerji konusunda daha somut adımlar atılacağını söyleyen Cemil Ortaç, tüm körfez halkını çalıştaya davet etti.

Çalıştay koordinatörü Salih Sönmezışık ise çalıştayda  6 oturum gerçekleştirileceğini, bunların sırasıyla; “Enerjide Çözüm: Enerjinin Etkin Kullanımı ve % 100 Yenilenebilir Enerjiye Geçiş”, “İnsan-Doğa İlişkileri ve İklim Değişikliği”, “Türkiye’de ve Dünya’da Yenilenebilir Enerji”, “İklim Değişikliği ve Buna Neden Olan Etmenler”, “Yerel Yönetimlerde  Yeşil Enerji Uygulamaları”, “Enerjide Geleceğin Teknolojileri ve Uygulamaları” olduğunu belirtti.

Çalıştay öncesi bölgedeki tüm belediyeleri ziyaret ederek çalıştaya davet eden Ege ve Marmara Belediyeler Birliği başkanı Cahit İnceoğlu, çalıştayın yerel yönetimlerin yeşil enerji uygulamalarına geçişlerini hızlandırma konusunda katkıda bulunacağını belirterek tüm yerel yöneticileri ve uzmanlarını çalıştaya davet ediyor.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği yönetim kurulu başkanı Süheyla Doğan “Birlikte Yeşil Enerjiye” projesi  kapsamında sivil toplum örgütleri, yerel yönetimler ve belediyeler birliğinin bir araya gelmesiyle bölgede oluşan yeni işbirliğinin bölgenin doğasının korunmasında, iklim değişikliği ile mücadelede ve yeşil enerjiye geçişte önemli bir ivme yaratacağını belirtti.

Çalıştayın ikinci günü sabahı 9:30’daki “İklim Değişikliği ve Buna Neden Olan Etmenler” oturumunda gazetemiz editörlerinden Ümit Şahin de “İklim değişikliğinde son durum: Sebepler ve etkileri” başlıklı bir sunum gerçekleştirecek. Aynı oturumda Açık Radyo’dan Ömer Madra’nın sunumu ise, “Niçin daha fazla bekliyoruz?” konusuna odaklanıyor.

Çalıştay programına www.yesilenerji.org.tr web sitesinden  erişim mümkün.

 

(Yeşil Gazete)