Ana Sayfa Blog Sayfa 3160

Chelsea Manning tahliye edildi

ABD ordusunda görevliyken devlet sırlarını Wikileaks’e sızdırmaktan ötürü 35 yıl hapis cezası alan Chelsea Manning tahliye edildi.

Chelsea Manning 2013 yılında bir Amerikan savaş mahkemesi tarafından, 1917 tarihli casuslukla mücadele yasası uyarınca 35 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. ABD’nin en ağır hapis cezası alan ‘muhbiri’ hakkındaki 22 iddianın 17’sinden suçlu bulunmuştu. ‘Düşmana yardım’ suçlaması kabul edilseydi Manning idama da mahkûm edilebilirdi.

Mahkûmiyet kararı açıklanana kadar üç yıl da nezarette tutulan Manning’in tutukluluk şartları ve günde 23 saat hücreye kapatılması Birleşmiş Milletlerin işkence ile mücadele raportörü Juan Mendez tarafından sert dille eleştirilmişti.

Manning cezasının dolmasına 28 yıl kala, cinsiyet değiştirmesinin ardından tek kadın olarak yattığı erkek cezaevinden tahliye edilecek. Tutukluluğu sırasında sürekli olarak kötü muameleye maruz bırakılan Chelsea Manning en az iki kez intihara teşebbüs etmişti.

Manning, başkanlık döneminin son haftasında Barack Obama tarafından affedilmişti. Obama, Manning’e verilen cezayı orantısız bulduğunu ve 7 yıllık mahkûmiyetin potansiyel muhbirlerin gözünü korkutmaya yeteceğini söylemişti. Manning’in avukatı Nancy Hollander ise gönderdiği e-postada, Obama’nın başkanlık dönemini ‘Amerikan tarihinde en çok muhbirin takibata alındığı yıllar olarak’ tanımlamıştı.

Chelsea Mannig askeri bilişim uzmanı olarak yaptığı Irak görevi sırada 700 bin gizli dosyayı ifşa platformu Wikileaks’e sızdırmıştı.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

İklim Mağdurları Forumu: 1,5 derece hedefini tutturmak hayat memat meselesi!

1 milyardan fazla insanı temsil eden 48 ülkenin üye olduğu İklim Mağdurları Forumu (Climate Vulnerable Forum) devam etmekte olan Bonn İklim Müzakereleri hakkında basın toplantısı yaptı ve yazılı bir açıklama yayınladı.

Görüşmelerdeki ilerlemeyi olumlu karşılayan Forum, özellikle işbirliğini geliştirmenin önemine vurgu yaptı. Son zamanlarda ABD ve Başkan Trump etrafında dönen tartışmalara da cevap veren Forum açıklamasında “Mağdur Ülkeler Forumu üyeleri ve birçok diğer ülke daha güçlü hedefler koymaya devam ettikçe, Paris Anlaşması’nın hedeflerine daha hızlı bir biçimde ulaşacağız ve anlaşmayı baltalamaya çalışan istisnai çabalar da boşa çıkacak.” dedi.

Bonn’daki BM İklim Değişikliği Konferans’ının bitmesine bir gün kala yayınlanan açıklamada özellikle, Paris Anlaşması’nın hedeflerine bağlı kalmak ve 1.5 derece hedefini tutturmak için işbirliğinin giderek artarak devam etmesi gerektiği ifade edildi.

Etiyopya Çevre, Orman ve İklim Değişikliği Bakanı Debasu Bayleyeng Eyasu, “1,5 derece hedefini tutturmak bir hayat memat meselesi.” dedi. “İklim için eyleme geçmek, riskleri azaltacak, havayı temizleyecek, binlerce yeni iş alanı yaratacak, finansal istikrarsızlıkları ortadan kaldırabilecek ve yerel kaynaklarımızı sürdürülebilir bir içimde kullanmamızın yolunu açacaktır.” diye ekledi.

Filipinler İklim Değişikliği Komisyonu Başkanı Emmanuel M. De Guzman ise, Trump’ın seçim sloganına atıf yaparak “iklim eylemi olmadan hiçbir ülke tekrar harika olmayacak (Without Climate Action, no country will be great again)” dedi. De Guzman “Mağdur Ülkeler Forumu üyeleri ve birçok diğer ülke daha güçlü hedefler koymaya devam ettikçe, Paris Anlaşması’nın hedeflerine daha hızlı bir biçimde ulaşacağız ve anlaşmayı baltalamaya çalışan istisnai çabalar da boşa çıkacak.” diye ekledi.

İklim Mağdurları Forumu tarafından yayınlanan bildiri 2018 yılının önemine de, “2018 yılında tüm ülkeler Paris Anlaşması’nın ruhuna uygun bir biçimde hedeflerini güçlendirmeliler.” sözleri ile dikkat çekti.

Basın toplantısında konuşan Kosta Rika İklim Baş Müzakerecisi William Calvo ise ülkesinden örnek vererek iklim eyleminin ne kadar başarılı olabileceğini ortaya koydu. “Kosta Rika yılın neredeyse tamamında %100 yenilenebilir enerji kullanıyor. Ama burada durmayacağız, şimdi de ulaşım sektörünü karbonsuzlaştırmaya başladık.”

İklim Mağdurları Forumu aynı zamanda Paris Anlaşması çerçevesindeki Yeşil İklim Fonu’nda biriken fonların bir an önce gelişmekte olan ülkeleri desteklemek için harekete geçirilmesi gerektiğini de vurguladı.

Basın toplantısında aynı zamanda bu seneki iklim zirvesine ev sahipliği yapacak Fiji ile son iklim zirvesine ev sahibi yapan Fas’ın Forum üyesi olması dolayısı ile özel bir etkinlik yapılacağını da kamuoyuna duyurdu.

İklim Mağdurları Forumu

İklim Mağdurları Forumu, Afrika, Asya, Karayipler, Latin Amerika ve Pasifik’ten 48 ülkenin, ortak amaçlar doğrultusunda küresel iklim değişikliği ile mücadele amacı ile 2009 yılında kuruldu.

Forumun 2016-2018 başkanlığını ise Etiyopya yürütmekte.

Forum’un üyesi ülkeler ise şöyle;

Afganistan, bangladeş, Barbados, Bhutan, Burkina Faso, Kamboçya, Komoros, Kosta Rika, Dominik Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Etiyopya, Fiji, Gana, Grenada, Guatemala, Haiti, Honduras, Kenya, Kiribati, Madagaskar, Malawi, Maldivler, Marshal Adaları, Moğolistan, Fas, Nepal, Nijer, Palau, Papua Yeni Gine, Fililipler (Başkan), Rwanda, Saint Lucia, Senegal, Sudan, Sri Lanka, Sudan, Tanzanya, Timor-Leste, Tunus, Tuvalu, Vanuatu, Vietnam ve Yemen

 

(Yeşil Gazete)

Van’da tarihi eserleri ahır yaptılar!

Van’ın Çatak ilçesinde, Ermeniler, Urartular ve Asuriler’den kalma 36 kilise ve manastır ahır, samanlık ve kiler olarak kullanılıyor.

Van’da Urartular, Ermeniler ve Asuriler tarafından bırakılan tarihi kültür mekanları yok olmaya yüz tuttu. Çatak ilçesinde ve Sortkin Köyü’nde Ermeniler tarafından inşa edilerek günümüze kadar gelen yaklaşık 36 kilise ve manastır, restore edilmek yerine ahır, samanlık, kiler ve odunluk olarak kullanılmaya devam ediyor.

Van’ın Çatak ilçesinde bulunan Merkez Kilise, sebze ekilen bahçe olarak kullanılırken, daha önce okul olarak kullanılan Sortkin Köyünde bulunan Herisin Kilisesi ise define avcıları tarafından yağmalanmış köylüler tarafından ise ahır olarak kullanılıyor.

Gazete Şujin’den Dilan Babat’ın haberine göre, Ermeniler ve Urartular tarafından inşa edilip günümüze kadar gelen tarihi miraslar, köylüler ve hazine avcıları tarafından tahribe uğratılmış durumda.

Yöre halkı, tarihi kalıntıları bilinçsiz bir şekilde kullanırken, daha önce bir çok defa gündeme gelen Çatak’da bulunan tarihi kilise ve manastırlar için yetkililerin hiçbir girişimde bulunmaması dikkat çekiyor. Tarihin koruma altına alınarak restore edilmesi gerektiğini söyleyen kimi köylüler de yetkilileri göreve çağırdı.

(Gazete Şujin)

83 gündür açlık grevinde olan Kemal Gün’e oğlunun kemikleri verilecek

Dersim Barosu Başkanı Barış Yıldırım, Tunceli Valisi ile yaptığı yaptığı görüşme sonucunda 83 gündür açlık grevinde olan Kemal Gün’e oğlunun kemiklerinin teslim edileceği açıkladı.

70 yaşındaki Kemal Gün, Dersim Çet Deresi’ne yapılan hava saldırısında yaşamını yitiren oğlu Murat Gün’ün cenazesini alabilmek için 83 gündür Seyit Rıza Parkı’nda açlık grevi eyleminde.

Dersim Barosu Başkanı Barış Yıldırım ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İl Başkanı Ali Rıza Güler, Gün’ün talebi için Tunceli Valiliği ile görüştü.

Görüşme sonucunda 83 gündür açlık grevinde olan Kemal Gün’ün oğlunun kemiklerinin, aileye teslim edileceği duyuruldu.

Evrensel’den Çisem Uğurlu’nun haberine göre Tunceli Barosu Başkanı Barış Yıldırım, Tunceli Valisi ile yaptığı yaptığı görüşme sonucu olay yerinde bulunan insan kemiklerinin Cumhuriyet Başsavclığı tarafından belediyeye teslimin ardından Kemal Gün’e defnedilmek üzere verileceğini aktardı.

Ancak Valilik ailenin kemikleri nereye defnedeceğini resmi makamlara bildirmesi gerektiğini de söyledi.

Barış Yıldırım, şunları söyledi:

“Dersim Barosu olarak sürecin Kemal Gün’ün yaşam hakkı açısından daha vahim bir noktaya gelmeden bu şekilde bir sonuca varmış olması bizler için sevindirici olmuştur. Bu durum Kemal Gün’ün kendisine de bildirildi.”

Ne olmuştu?

Kemal Gün’ün 28 yaşındaki oğlu Murat Gün, 7 Kasım 2016 tarihinde yapılan hava bombardımanında yaşamını yitirmişti.

Gün’ün de aralarında olduğu 11 DHKC üyesinden 10’unun cenazesi ise halen ailelerine verilmedi.

(Evrensel, Gazete Karınca)

‘6 milyon insan 194 gündür adalet bekliyor’: HDP heyeti AİHM önünde adalet çağrısı yaptı

Halkların Demokratik Partisi (HDP) heyeti, Avrupalı parlamenterlerle birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde tutuklu vekiller için adalet çağrısı yaptı.

HDP heyeti, Avrupalı parlamenterlerle birlikte AİHM önünde tutuklu vekiller için adalet çağrısı yaptı. HDP Sözcüsü Osman Baydemir, “194 gündür 6 milyon insanın iradesi ve seçilmişi adalet bekliyor. İç hukuk tükendi, AİHM’den başka yol kalmadı. AİHM’e haykırıyor, geciken adalet adalet değildir, ivedilikle karar alınmalıdır” dedi.

Dihaber’de yer alan habere göre, HDP’li vekiller ve bir grup Avrupalı parlamenter, Fransa’nın Strasbourg kenttinde bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde tutuklu vekiller için açıklama yaptı. HDP Sözcüsü Osman Baydemir, vekiller Mithat Sancar, Ertuğrul Kürkçü ve Feleknas Uca ile Avrupa Parlamentosu’nda grubu bulunan birçok siyasi parti parlamenterinin katılımıyla yapılan açıklamada, AİHM’e tutuklu vekiller için derhal karar alması çağrısında bulunuldu.

HDP heyeti adına konuşan Parti Sözcüsü Osman Baydemir, destek veren parlamenterlere tutuklu HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın selamlarını iletip teşekkür ederek başladığı konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Sayın Demirtaş, Yüksekdağ, tutuklu vekiller, cezaevindeki diğer tüm seçilmişlerimiz, belediye eş başkanlarımız, sadece kendilerini değil 6 milyonu temsil ediyor. Milyonlarca insanın iradesiyle göstermiş olduğunuz dayanışma için 6 milyon adına teşekkür ediyoruz.

“Türkiye’de neredeyse iki yıldır Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) koruma altına aldığı bütün hak ve özgürlükler büyük bir baskı altındadır. Bunun en somut göstergelerinden biri de HDP eşbaşkanlarının ve vekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının ta kendisidir. Bu kararda hukuki bir zemin yoktur, tamamen siyasi bir karardır; bir muhalefetin tasfiye edilmesinin aracı olarak kullanılmıştır.

“4 Kasım’da siyasi hükümetin darbesiyle 13 milletvekilimiz tutuklanıp cezaevine konuldu. Bütün vekillerimiz hakkında hazırlanan fezlekeler, vekillerin düşüncelerini ifade ettikleri içindir. Muhalefetin susturulduğu bir demokrasi olmaz, olsa olsa faşizm olur.

“6 milyon insan adalet bekliyor”

“194 gündür 6 milyon insanın iradesi ve seçilmişi adalet bekliyor. Adalet için mücadele ediyoruz, çabalıyoruz. Adaletin gerçekleşmesi için iç hukukta başvurulması gereken tüm başvurular yapıldı, bütün mekanizmalara başvuruldu. Anayasa Mahkemesi (AYM) başta olmak üzere hepsine başvuruldu ve bu mekanizmaların hepsi tüketildi. Ama hiçbirinde henüz sonuç çıkmadı.

“Maalesef üzülerek ifadeye edeyim, iç hukuk yolları, yargı, muhalefeti yok etmenin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Bundan dolayı artık yegane hukuk mekanizması, adaleti mekanizması AİHM kalmıştır. Başka da yol kalmamıştır. AİHM’de iki temel konuda başvurumuz var. Bir tanesi, dokunulmazlıkların kaldırılmasının sözleşmeye aykırılığıdır, diğeri de tutuklamaların sözleşmeye aykırılığıdır.

“Çok açık ve nettir, AİHS’nin ek bir protokolünün 3, 5, 9, 11 ve 18 maddeleri ihlal edilmiş, ihlal edilmeye devam edilmektedir. Düşünce özgürlüğü, örgütleme özgürlüğü, kişi özürlüğü tamamen 194 gündür ihlal edilmektedir.

“AİHM’e haykırıyoruz, geciken adalet adalet değildir. Geciktiği her geçen gün telafisi zor acılardır; çünkü vekillerinin tutuklanması ve yargılanmasının devam etmesi demektir. Vekillerinin düşürülmesi gibi telafisi imkansız hukuksuzlukların da sürmesi demektir.

“Türkiye’de AYM’nin vermesi gereken kararı vermemesi üzerine, yine AİHM’den henüz karar çıkmamasından kaynaklı, Figen Yüksekdağ ve Nursel Aydoğan’ın vekilliği ve parti üyeliği düşürüldü. Telafisi zor hukuksuzlukları getirdi.

“Bir kez daha yüksek mahkemeye çağrıda bulunuyoruz, çağrımızı yeniliyoruz. Başvurumuzun ivedilikle gündeme alınması ve karara bağlanması ve böylelikle hukuksuzluğun önene geçilmesini talep ediyoruz. Çünkü Türkiye’de maalesef iç hukuk yolları tıkatılmıştır. Maalesef yargı siyasi baskı altındadır. Yargı maalesef muhalefetin cezalandırılması ve yok edilmesi aracı haline gelmiştir.

“Bundan dolayı da AİHM’in sözleşmeye aykırılık kararıyla, Türkiye’de bir kez daha demokrasinin, ifade özgürlüğünün, hukukun ve adaletin hayat bulmasına katkı sunacaktır.

Barış hiç şüphesiz özgürlükle gelir. Barış ve özgürlük hiç şüphesiz ancak adaletle korunabilir. Bir kez daha AİHM önünde adalet için haykırıyoruz.”

(Dihaber)

Migros yöneticisinin kafa attığı engelli yurttaşın boynuna platin takıldı!

Büyük mağazalardan aldığı ürünleri satarak geçimini sağlayan ve yüzde 40 engelli olan Hasan Kanpalta adlı yurttaş, Migros’ta bir mağaza yöneticisinin saldırısına uğradı.

Yüzde 40 engelli olan Hasan Kanpalta adlı yurttaş, Migros’tan toplu alışveriş yaptığı sırada bir mağaza yöneticisiyle tartıştı. Tartıştığı mağaza yöneticisinin saldırısına uğrayan Kanpalta ameliyat oldu, boynuna platin takıldı.

soL’dan Ali Ufuk Arikan’ın haberine göre, İstanbul’da Kozyatağı İnönü Mahallesi’ndeki Migros’tan toplu olarak mal alan Kanpalta, mağaza yöneticisi S.H.A.’nın saldırısına uğradı. Saldırı sonrası hastaneye kaldırılan Kanpalta, taburcu edildikten hemen sonra tekrar rahatsızlanınca bu kez Numune Hastanesi’ne kaldırıldı. Boynunda ciddi ağrılar olan Kanpalta ameliyata alınarak boynuna platin takıldı.

Tam 9 gündür hastanede yatan Kanpalta, yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Migros’a mal almaya gittim. Onları satarak geçimimi temin ediyorum. Kasaya gittiğim sırada daha önce tanımadığım bir mağaza yetkilisi bana mal satmayacağını, toptancı olduğumu söyledi. Ben de bunun suç olmadığını söyleyince tartıştık. Daha sonra bana kafa attı. Sonrasını bir süre hatırlamıyorum. Ağzım, burnum kan içinde kalmış. Mağazadaki müşterilerin yardımı sonucu ambulans çağrıldı. O sırada bana ‘dışarıda olsaydık seni öldürürdüm’ dedi. Hastanedeki ilk tedavimin ardından ağrılarım devam etmesine rağmen taburcu edildim. Daha sonra gittiğim Numune Hastanesi’nde durumumun ciddi olduğu söylenerek ameliyata alındım. Ameliyat sonrası boynuma platin takıldı.”

Mağazada çalışmaya devam ediyor

53 yaşında ve yüzde 40 yürüme engelli olduğunu belirten Hasan Kanpalta, şikayeti sonrası saldırganın gözaltına alınıp serbest bırakıldığını ve mağazada çalışmaya da devam ettiğini dile getirdi.

Dokuz gündür hastanede yattığını dile getiren Kanptalta, konuyla ilgili davacı olacağını söylerken, “Hiçbir suç işlememişken yapılan bu saldırıyı kabul edemiyorum. Haksız bile olsam her tartışmada insana kafa mı atıyorlar? 53 yaşındayım, yüzde 40 engelliyim. Bu saldırı insana nasıl baktıklarını gösteriyor. Hastaneden çıktıktan sonra bir ay boyunca fizik tedavi göreceğim” diye konuştu.

(soL)

Engelsiz Filmler Festivali 2017’nin son ayağı Ankara’da başlıyor

5-7 Mayıs tarihleri arasında Eskişehir, 12-14 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da sinemaseverlerle buluşan Engelsiz Filmler Festivali’nin Ankara ayağı yarın (18 Mayıs Perşembe) başlıyor.

18-23 Mayıs tarihleri arasında perdelerini bu kez Ankaralı sinemaseverler için  açacak Engelsiz Filmler Festivali’nde, 34 film göremeyenler için sesli betimleme, duyamayanlar için işaret dili ve ayrıntılı altyazı eşliğinde gösterilecek. Her ikisi de erişilebilir mekanlar olan Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ile Ulucanlar Cezaevi Sinema Salonu’nun ev sahipliği yaptığı gösterimler ücretsiz olarak takip edilebilecek.

Açılış Töreni 18 Mayıs’ta

Engelsiz Filmler Festivali, Açılış ve Ödül Törenlerini her sene olduğu gibi Ankara’da gerçekleştiriyor. Festival’in Açılış Töreni 18 Mayıs Perşembe günü Goethe-Institut Ankara’da düzenlenecek. Saat 19:00’da başlayacak törende Kör Vaysha adlı kısa film, sesli betimleme ve işaret dili çevirisi eşliğinde seyredilecek.

Engelsiz Yarışma ödüllerinin sahiplerini bulacağı Ödül Töreni ise 23 Mayıs Salı günü yine Goethe-Institut Ankara’da düzenlenecek.

Ankara Programı

Festival’de bu sene uzun, kısa ve belgesel toplam 34 film, “Engelsiz Yarışma”, “Türkiye Sineması”, “Dünyadan”, “Engel Tanımayan Filmler”, “Uzun Lafın Kısası”, “Çocuklar İçin”, “Sinema Tarihinden” ve “Otizm Dostu Gösterim” tematik başlıkları altında gösteriliyor.

Ankara’daki gösterimler sırasında filmlerin yönetmen, oyuncu ve ekipleri gösterimler sonrasında seyircilerle bir araya gelerek söyleşiler gerçekleştirecekler.

Festival programının Ankara takvimine bu linkten ulaşabilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

Kömürcü Yıldırım Holding yenilenebilir enerji konferansına sponsor oldu

İstanbul’da 18-20 Mayıs tarihlerinde ‘yüzde 100 yenilenebilir enerji’ konulu IRENEC 2017 Konferansı düzenlenecek. Konferansın sponsorları arasında, kömürlü termik santral işleten Yıldırım Holding, çeşitli bölgelerde HES projeleri olan ve Galataport projesiyle tarihi binaları yıkan Doğuş Holding de yer alıyor.

Yenilenebilir enerjinin yaygınlaşmasına öncülük eden kurumlardan EUROSOLAR Türkiye’nin (Türkiye Yenilenebilir Enerji Birliği) düzenlediği konferansa, Çanakkale bölgesinde iki adet termik santral projesinin sahibi olan Yıldırım Enerji Holding’in davet edildiği ortaya çıktı. http://www.irenec.org web adresinde sıralanan sponsorlar arasında da kömürcü şirketin ismi geçti.

10 sponsorun bulunduğu sponsorları arasında, Artvin, Giresun ve Sinop’taki HES projelerinin yanı sıra, Galataport olarak da bilinen İstanbul Salıpazarı Kruvaziyer Limanı Projesi kapsamında kültür varlığı olarak tescil edilen tarihi Karaköy Yolcu Salonu ve yolcu salonunun komşusu olan ve birinci derece tarihi bina olan Paket Postanesi’ni yıkan Doğuş Holding de yer aldı.

EUROSOLAR, “Yenilenebilir enerjide de yatırımları var” diyerek daveti ve sponsorluğu savundu. Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan ise, “Biz kömüre ve kömür yatırımlarına taviz verenlere karşı mesafemizi koruyacağız” dedi.

Kolombiya’dan kömür ithal edilecek

BirGün’den Serbay Mansuroğlu’na konuşan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan, “Kısa süre önce çalıştayımıza davet ettiğimiz, Tanay Sıdkı Uyar’ın başkanlığını yaptığı kurumun düzenleyeceği konferansta Yıldırım Enerji Holding’in yer aldığını gördük” dedi. Doğan şu ifadeleri kullandı:

“Çalıştayımızın başlangıcında, IRENEC 2017 Konferansı Başkanlığını da üstlenen Tanay Sıdkı Uyar’a bu konu anımsatılarak, ‘Yıldırım Enerji’nin IRENEC 2017’de neden yer aldığı’ sorusu yöneltilmiş, ‘Acaba Kirazlıdere Termik Santral Projesinin sahibi Yıldırım Enerji Holding IRENEC 2017’de termik yatırımlarından vazgeçtiğini mi açıklayacaktır?’ diye sorulmuştur. Uyar konuya tatmin edici bir yanıt verememiş, Yıldırım Holding’in yenilenebilir enerji yatırımları da olduğunu söylemiştir. Yaptığımız araştırmalara göre, Yıldırım Enerji Holding, Kolombiya’da büyük kömür yatakları satın almıştır. Yıldırım Enerji Holding’in kendi kömürlerini kendi gemileri ile taşıyarak, ülkemize kömür ithal ettirerek, temiz olduğunu iddia ettikleri süper kritik akışkan yataklı Kirazlıdere Termik Santralı’nda ve diğer santrallarda yakarak bölgemizi kirletmesine, sağlığımızla oynamasına ve iklim değişikliğine yol açmasına seyirci kalmayacağız.”

“Mesafemizi koyarız”

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan kararlılığını şu sözlerle belirtti:

“Yenilenebilir enerji konusunda bugüne kadar önemli ve değerli çalışmalar yapmış bulunan EUROSOLAR Türkiye’nin ve Başkanı Tanay Sıdkı Uyar’ın IRENEC 2017 ile ilgili tutumunu yanlış bulduğumuzu belirtir, yenilenebilir enerjiye yatırım yapmış olsa da kömür ve termik yatırımlarından vazgeçmediği sürece Yıldırım Enerji Holding ve benzeri şirketlerle işbirliği yapan ya da sponsorluğunu kabul eden dernek, kurum ve kişilerle aramıza mesafe koyacağımızı kamuoyuna duyururuz.”

(Yeşil Gazete, BirGün)

İklim müzakerelerinin çatışan çıkarları: Gösteriyi aslında kim idare ediyor?

Arthur Wyns tarafından Ecologist‘de yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete yazarı Ali Serdar Gültekin‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

Bu yıl Kasım ayında gerçekleşecek 23. Birleşmiş Miletler İklim Değişikliği Taraflar Toplantısı (COP23) öncülü bu ayın konferansı Bonn’dan bildiren Arthur Wyns, delegelerle birlikte aynı odada yer alan fosil yakıt lobicilerinin iklim değişikliğinin önlenmesi tartışmalarında apaçık görülen çıkar çatışmalarını araştırıyor.

8-18 Mayıs 2017 tarihlerinde Almanya eski başkenti Bonn uluslararası Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) tarafından düzenlenen iklim konferansına sahne oluyor. Bu konferans yaklaşmakta olan, yine Bonn’da gerçekleştirilecek ve başkanlığını Fiji’nin yapacağı COP23’e hazırlık için bir ara oturum niteliğinde.

Yaklaşmakta olan COP23 için önemli bir hazırlık oturumu olan bu iklim konferansı, katılımcı 195 ülkenin de varlığını kabul ettikleri ve çevresel olarak sürdürülemez uygulamaları hafifletmek için uzlaştıkları tarihi 2015 Paris antlaşmasının nasıl uygulamaya alınacağına dair daha faydacı konuları ele alacak.

Fakat 2016’da Marakeş’de gerçekleşmiş olan COP 22’den bu yana birtakım çevre ajansları ve tarafsız paydaşlar şirketler ve fosil yakıt endüstrisinin ikim müzakerelerine katılımlarını sorguluyorlar.

Bonn konferansının yolunu yapan Corporate Accountability International (CAI), iklim değişikliğini kabul etmiş 250’den fazla İş ve Endüstri STK’sının (BİNGO’lar) dâhil olmaları hakkında bir rapor yayınladı. Bu BİNGO’ların birçoğu BM komisyonlarında politikayı güçlendirmek yerine zayıflatmaya çalışan şirketleri temsil ediyorlar.

Fosil yakı lobicileri delegelerle aynı odada

Örneğin Dünya Kömür Birliği saldırganca kömür merkezli bir ajandanın reklamını yapıyor ve delegelerin iklim değişikliği felaketlerini engellemek için politika alternatiflerini görüştüğü odalarda lobi faaliyeti yürütüyor.

UNFCCC toplantılarında katılan diğer lobi grupları arasında Avustralya karbon vergisine karşı çıkan ve iklim değişikliğini kontrol altına almanın gerçeklik dışı olduğunu iddia eden, BHP Billiton, BP, Chevron, ExxonMobil, Shell, RioTinto gibi şirketleri temsil eden Avustralya İş Konseyi (The Business Concil of Australia) de yer almakta.

Avrupalı gruplar arasında ise BP, ExxonMobil, Shell, Total ve Lukoil’i temsil eden ve iklim değişikliğini azaltma konusunda “Avrupa yeteri kadar katkıda bulundu” diye açıklama yapan FuelsZero yer almakta. ABD Ticaret Odası da ExxonMobil, Chevron, Peabody Enerji ve diğerleriyle güçlü bağlantılarını kullanarak etkin bir şekilde ABD’deki temiz enerji planının altını oymakta.

CAI’nin raporunun ortaya çıkardığına göre çeşitli alakaları bulunan kalabalık bir taraflar grubu, hükümetler ve UNFCCC’den iklim değişikliği politikalarını yeniden dengelemek için önemli iki adım öneriyor. Bunlardan toplum yararı ve özel sektör menfaati arasındaki çoğunlukla flu çıkar çatışması alanı için açık ve evrensel bir tanım yapılması. İkincisi CAI’nin hükümetleri, katılımcıların özel sektör menfaatinden çok kamu yararını önemsediklerinden emin olunmasını sağlayacak, iklim müzakerelerine katılım için zorlayıcı ve şeffaf bir süreç kurmak yönünde teşvik etmesi.

Raporun zirvesi ve iklim eski zirveleri hakkında oluşan şüphe UNFCCC’de uygulamaya almaktan sorumlu alt kurul başkanı Tomasz Chruszczow’un bu etkinliği “küçük bir devrim, şeffaflık anıtı için bir emsal ve iklim müzakerelerinde açıklık” olarak adlandırmasına sebep olmuş. Daha net bir şekilde UNFCCC’nin iklim müzakerelerindeki çıkar çatışmaları hakkındaki ilk oturumu.

Bunun türündeki ilk oturumu bu hafta 9 Mayıs’ta ironik bir şekilde bir ABD BİNGO’sunun panel konuşması Norine Kennedy ile gerçekleşti.

Ateşli iklim tartışmaları şu an Bonn’da, gelecekteki iklim eylemleri için daha açık ve şeffaf bir metodolojiye emsal olacak ortamda sürüyor. Fakat tüm bu değişiklikler, fosil yakıt endüstrisi içerisinden köklenmiş olan yüzlerce lobi gurunun çıkar çatışmasının ne kadar ciddi konu olduğunu aydınlatıyor.

Bonn’daki İklim Adaleti Ağı bu hafta “Paris antlaşmasının nasıl uygulamaya alınacağına, bunu kimin yapacağına dair henüz bir standardımız yok, öte yandan çeşitli alakaları bulunan grupları izlememiz gerekiyor” diye demeç verdi.

Corporate Europe Observatory’den Pascoe Sabido “Önümüzde çok büyük krizler var ve biz enerji sistemimizi yenilenebilir ve sürdürülebilir olana aktarmalıyız. Bu krize sebep olanlar, daha açık konuşmak gerekirse petrol ve gaz şirketleri, ilerlememize engel oluyorlar ve bunun farkına varmamız gerekiyor” diye ekliyor.

“Kirletenler çevre politikalarını yazmamalılar.”

Çıkar çatışması araştırmasına karşı çıkan bir takım ülkeler itiraz ediyorlar. Norveç ve Avustralya’nın böyle bir itirazı var. “Bazı grupları müzakerelerin dışında tutmak zarar verici olabilir” diyor Norveç delegesi. Avustralya delegesi “küresel ekonomiyi dönüştürürken, tek başına devletin parası bizi istediğimiz yere vardıramaz, bu sebeple özel sektör de dâhil olmalı” diye inanıyor. Bu iki ülkenin ekonomileri ciddi şekilde fosil yakıtlara bağımlı. Norveç’in petrolü, Avustralya’nın kömürü.

Çıkar çatışmasıyla ilgilenmeye bir emsal

Uluslararası müzakerelerde daha çok şeffaflık talebi yeni bir durum değil bilakis Dünya Sağlık Örgütünün küresel tütün antlaşmasında emsal teşkil ediyor.

Antlaşmasını vazgeçilmez şartı olan 5.3 bendi ve uygulamaya konması için müzakereler sırasında tütün endüstrisinden gelebilecek klasik müdahil olma taktiklerine karşı kılavuz ilkeler. Antlaşma, politika geliştirilmesi aşamasında ortaklıkların, mali durumun, katılıp ayrılan üyelerin ve endüstrinin katılımının hariç tutulmasını güvence altına alıyor. Bu şekilde, antlaşma tütün endüstrisi lobi gruplarını etkin bir şekilde müzakerelerin dışında bırakıyor.

Bu koşullar Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Margaret Chan tarafından, 2050 yılında tamamıyla uygulamaya alındığında 200 milyon kişinin hayatını kurtaracak başlı başına en büyük katalizör olarak değerlendiriliyor.

“Kirleticileri politikanın dışında tutmak imkânsız değil” diyor Bonn’daki çıkar çatışmaları konuşmalarında konuşan Dünya Sağlık Örgütü delegesi.

Çıkar çatışmalarından konuşmuşken, Bonn’daki görüşmeler, dışişleri bakanlığını eski Exxon Mobil CEO’su Rex Tillerson’un yaptığı Trump hükümeti için ilk – ve büyük ihtimalle de son.

Haberin İngilizce orijinali

Haber: Arthur Wyns

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil Gazete, Ecologist)

Petrol endüstrisi ömrünün sonbaharında: Düşük fiyatlar, düşük talep, zayıf mali görünüm

Paul Brown tarafından Ecologist‘de yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete yazarı Ali Serdar Gültekin‘in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

Petrol fiyatları düşük seyretmeye devam ettikçe, dünya petrol endüstrisi gelecek umutsuz yıllarla karşı karşıya diye yazıyor Paul Brown. Ekonomiyi karbonsuzlaştırmak için küresel baskı, artan yenilenebilir enerji arzı ve daha verimli elektrikli arabalara olan eğilim birleşerek yatırımcının güvenini oyuyor ve bir zamanlar çok karlı olan bu sektörden uzak durulmasını işaret ediyor.

Büyük petrol şirketleri küçülüyorlar. Yeni sahalar keşfedildiğinde iş verilen birçok petrol servisi şirketi çalışanlarını işten çıkartıyorlar ve birçok petrol şirketi varlıklarının nominal değerlerini azaltıyorlar.

Problem sürüp gitmekte olan düşük petrol fiyatları. Gelişmekte olan petrol ihracatçı ülkeleri temsil eden OPEC’in tüm üretimi sınırlandırıp arzı daraltma çabalarına rağmen petrol fiyatları sadece bir miktar yükseldi.

Bu durum, Kanada’daki katran kumu ve Kutup bölgelerinde kıyıdan ulaşımı çok güç olan alanlar gibi potansiyel birçok petrol sahasını sondaj için çok maliyetli hale getirdi..

Fiyatlardaki küçük dalgalanmaları büyük farklar yarattığı bir alan, pazarı arz fazlası petrole boğan Kuzey Amerika’daki hidrolik kırma endüstrisidir.

Petrol devleri 300,000 kişiyi başından savıyor

Bir zamanların en büyük petrol ithalatçısı Amerika Birleşik Devletleri kendi petrolünün %75’ten fazlasını şu an kendi sağlıyor. Bu durum OPEC ülkelerini yeni müşteriler bulmak durumunda bırakıyor.

Exxon, BP ve Shell gibi petrol devlerine bağımlı olan petrol saha hizmet sağlayıcı şirketler bu durumun bir sonucu olarak ister istemez küçülüyorlar.

Petrol ve doğal gaz hizmeti sağlayan Rystad Enerji’nin araştırmasına göre 2014-1016 yılları arasında yaklaşık 300,000 kişi sektörde işinden olmuş durumda. Bu rakam dünyanın önde gelen petrol saha hizmet sağlayıcısı 50 şirketin toplam iş gücünün %35’ini oluşturuyor.

Kara sondaj faaliyeti yürüten en büyük iki şirket olan Nabors Industries ve Helmerich Payne’de dahil olmak üzere Kuzey Amerika kaya petrolü endüstrisi tek başına en büyük kısıntıya gideni. Açıklanana göre bir dizi çalışan azaltma sonuç olarak iş gücünün %50’sinin işsiz kalmasına neden olmuş durumda.

Uzun soluklu projeler yürüten çok uluslu şirkeler %20 – %30 gibi daha makul kesintiler gerçekleştirmiş olsalar da sayılar azımsanmayacak ölçülerde.

Bu şirketlerin hepsinin geleceği şu an petrol fiyatlarının ne olacağına bağlı. Son OPEC üretim kısıntısından önce varil başına 40$’a düşen petrol fiyatları 60$’a yükselmiş ancak tekrar 50$ civarına gelmiştir.

Petrol endüstrisi düşük fiyatların “bir anlık” olduğunda ısrarcı

Petrol endüstrisi bu fiyatların kısa dönemli olduğu konusunda iyimser. Fiyatların yeni sahaların ekonomik hale geleceği seviyelere kadar tekrar yükseleceğine inanıyorlar.

Oil and Gas Journal’ın röortaj yaptğı, Rystad petrol saha hizmet araştırma başkan yardımcısı Audun Martinsen’in söylediğine göre Kuzey Amerika şirketleri tekrardan çalışan istihdam etmeye başladılar.

Rystad kaya petrolü odaklı işletmecilerin harcamalarının 2017 yılında %30 artmasını, bununla beraber açık deniz harcamalarının, daha çok nihai yatırım kararı alındıkça, 2018 başından itibaren yükselmesini bekliyor.

“2017 yılında daha çok açık deniz projesine kaldıkları yerden başlandı, açık deniz yatırımlarının dengelenmesi ve 2017 sonlarına doğru artmaya başlamasını bekliyoruz” diyor Martinsen. “Bu eğişimi Norveç’te çoktan gördük, başka bir yerde başlaması ise an meselesi”

“Endüstride en iyi kollar ve beyinler için yarış çoktan başladı ve sorumlu bir tavırla insanları işten çıkaran şirketler rekabette de büyük ihtimalle önde olacaklar”

Hâlbuki petrol endüstrisi dışındaki rakipler aynı fikirde değiller. Petrol devlerinin bir yüzyıl süren sabit büyümeleri tersine dönmüş gibi görünüyor. Endüstri bir yanda biyoyakıtlar bir yanda da elektrikli arabalarla rekabette kaybediyor.

Daha verimli araçlar petrol talebini bir ‘ölüm spiraline’ sürüklüyor

Araç üreticileri, taşıtları daha verimli yapmak konusuna yasalarla zorlanıyorlar ve hızla büyüyen Çin ve Hindistan gibi pazarlar kirliliği azaltmak için hızla ilerliyorlar. Örneğin Çin elektrik ve hibrit araçlarda başı çekiyor ve birçok rakip sektörün gelecek on yıl içerisinde hızla büyüyeceğine inanıyor.

Bu eğilimler Enerji Ekonomisi ve Finansal Analizler Enstitüsü’nün (IEEFA) yatırımcıları ExxonMabi hisselerinden çıkmaları konusunda uyarılarına sebep oluyor.

Enstitünün söylediğine göre petrol fiyatlarının tarihi zirve olan 147$’dan 50$’a düşmesi şirketleri işletmenin ve yatırımların anormal maliyetleri karşılayamaz hale getirdi. İmparatorluk, hisse değerlerini de aşağıya çekerek çökmeye mahkûm.

International Business Times’a göre şirket bir ‘ölüm spiralinde’ olabilir. IEEFA raporundan bir alıntı diyor ki, Texas merkezli Exxon Mobil dünyanın en büyük petrol şirketi sayılıyor olabilir, fakat geleceği hakkında tehlike sinyalleri bulunmakta.

Şirket 1990 yılında iki ayrı şirket olan Exxon ve Mobil’in birleşimi ile kuruldu. Nisan’da Standard & Poor’s küresel derecelendirme hizmeti ExxonMobil AAA kredi puanını Büyük Buhran’dan beri AA+’ya ilk kez indirdi.

Yakın zamanda şirket, petrol endüstrisi sıkıntıları nezdinde rezervlerinin ederinin ve iklim değişikliği konusunda eleştirilerin şeffaflık eksikliği olarak tanımladıkları ateş hattında kaldı.

New York baş savıcısı Eric Schneiderman ve ABD Menkul Kıymetler ve Borsalar Komisyonu, ExxonMobil muhasebe uygulamalarına ve iklim değişikliğinin şirketin mali hesaplarına nasıl yansıtıldığına dair bir araştırma başlattılar.

***

Haberin İngilizce orijinali

Haber: Paul Brown

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil Gazete, Ecologist)