Ana Sayfa Blog Sayfa 3147

Flamingoların tek ayak üzerinde duruşunun sırrı çözüldü

Bilim adamları flamingoların tek ayak üzerinde duruşunun sırrını çözdü.

ABD’nin Georgia Tech Üniversitesinden Profesör Young-Hui Chang ve Atlanta Emory Üniversitesinden Lena H. Ting yaptıkları araştırmada, flamingoların tek ayak üzerinde duruşunun sırrını çözdü.

BBC’nin haberine göre, ABD’nin Georgia Tech Üniversitesinden Profesör Young-Hui Chang ve Atlanta Emory Üniversitesinden Lena H. Ting yaptıkları araştırmada flamingoların, özel beden mekanikleri sayesinde tek ayak üzerinde enerji tasarrufu sağladığını tespit etti.

Araştırma için flamingo kadavraları üzerinde incelemeler yapan bilim adamları, flamingoların ters diz eklemlerinin, dikey pozisyonda vücut ağırlığını taşıyan pasif bir destek sağladığını belirtti. İki ayak üzerinde bir denge noktası bulamayan pasif desteğin, tek ayak üzerindeyken işe yaradığı ve hayvanların bu pozisyonda hiç enerji harcamadan durabildiği kaydedildi.

(BBC Türkçe, Cumhuriyet)

Mersin Adanalıoğlu Mülteci Çocuklar Kış Okulu ilk mezunlarını verdi

Mersin Adanalıoğlu’ndaki mülteci kampında yaşayan Suriyeli çocukların mezuniyet sevincine Mersinliler de eşlik etti. 27 Mayıs Cumartesi günü Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşen etkinlikte mülteci çocuklar, bir süredir devam ettikleri kış okulundan mezun oldu. Eğlenceli geçen bu mutlu günde şarkılar söylendi, danslar edildi, balonlar uçuruldu ve çocukların sevincine salona gelen herkes ortak oldu.

Climate Tracker adına Bonn İklim Değişikliği Konferansı’nı yerinde izleyen ve Yeşil Gazete’ye de haberler geçen Barış Can Sever, mülteci çocukların mezuniyet sevincine ortak olanlar arasında idi. Sever’in kendi blogunda yer verdiği yazısını aynen paylaşıyoruz.

Mülteci Çocukların Mutlu Günü

Mersin’in Adanalıoğlu bölgesinde yaşayan mülteci çocuklar, bir süredir devam ettikleri kış okulundan mezun oldu. Eğlenceli geçen bu mutlu günde şarkılar söylendi, danslar edildi, balonlar uçuruldu ve çocukların sevincine salona gelen herkes ortak oldu.

Mersin Kent Konseyi, MAYA Derneği, Mersin Tabip Odası ortaklığında ve Akdeniz Belediyesi desteğiyle başlatılan Adanalıoğlu Mülteci Çocuklar Kış Okulu’nun minik katılımcıları, tüm zorlukları bir kenara bırakarak mezuniyet gününde doyasıya eğlendi. Etkinliğin yapıldığı Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’na geldiklerinde, kendi yaptıkları resimlerden oluşan bir sergi hazır bekliyordu. Aynı zamanda, yaşadıkları çadırlardan eğitim gördükleri yere kadar pek çok fotoğraf da bu sergide yer alıyordu. Salonda yer alan çalışmalar ve günün programı, Mersin’deki gelişmelere uzakta kalanlar adına özetleyici, işin içinde olup o anları paylaşanlar adına ise mutluluk verici nitelikteydi.

Salonda dört bir yana koşuşturan çocukların neşesi herkese umut veriyordu. Savaşların gölgesinde geçen yaşamların birbirine dokunma mücadelesiydi bu. Bir sonraki gün için yaşama sıkıca sarılmanın anlamıydı. Böyle bir atmosferde gerçekleşen etkinliğe çocukların seslendirdiği koro şarkıları eşlik etti. Belki yaşamın yorgunluğu erken çökmeye çalışmıştı üzerlerine fakat onlar aldırış etmiyor, en sıcak gülümseyişleriyle şarkı söylemeye, hoplayıp zıplamaya devam ediyordu. Evet, bugün hoplayıp zıplama günüydü. Çıkarları doğrultusunda insanları yerinden etmeyi umarsızca sürdürenlere inat, hoplayıp zıplamaya devam edecek çocukların günü.

Kendi evini terk etmek zorunda kalmış, gelecek günlerin belirsizliklerine aldırmadan, belki de henüz bu belirsizliklerin farkına varmadan zorlu koşullarda yaşamını sürdürenlere destek olan herkese çok teşekkürler. Bitirirken, bu tarz çalışmalara daha çok ihtiyacımız olduğunu yürekten söylemek gerekiyor. Dayanışma çalışmalarına herhangi bir sebepten dolayı henüz katılamayan sevgili dostlar, hiçbir şey için geç değil. Yarın atılacak ufak bir adım pek çok şeyi değiştirebilir…

 

(Yeşil Gazete, Barış Can Sever.wordpress.com)

 

Gezi’nin ‘kırmızı fularlı kız’ı Rakka’da yaşamını yitirdi

Gezi Direnişi’nde “Kırmızı fularlı kız” olarak tanınan Deniz Karacagil’in 29 Mayıs’ta Rakka’da hayatını kaybettiği öğrenildi.

Ayşe Deniz Karacagil, Gezi direnişi sırasında Antalya’daki eylemlere katılmış, kırmızı fular taktığı gerekçesiyle gözaltına alınarak tutuklanmıştı. Hakkında açılan iki Gezi davasında 103 yıl hapis cezasıyla yargılanıyordu. Karacagil 6 Şubat 2014 tarihinde tahliye edilmişti.

(İlerihaber)

Alakır Nehri Kardeşliği’nden Bakan Özhaseki’ye: Alakır Vadisi’nin koruma kararını imzalayın!

Alakır Nehri Kardeşliği ( ANK), Antalya`daki Alakır Vadisi`ndeki[1] canların özgürce yaşaması için yıllardır mücadele veriyor[2]. Hukuksal, bilimsel, eylemsel ve sanatsal yollardan sürdürülen bu mücadelenin en önemli hukuki kazanımı ise kuşkusuz Alakır Vadisi`nin 1. Dereceden Doğal SİT Alanı ilan edilmesi gerekliliğinin yargı tarafından onanması oldu.

Alakır kaynak

Bu süreç kısaca şöyle işledi:

Mart 2010’da ‘Alakır Vadisi’nin 1. Dereceden Doğal SİT Alanı ilan edilerek koruma altına alınması’ için dava açıldı. Mart 2012’de kazanılan davaya bakanlık ve bölgede HES yatırımı olan şirketler itiraz etti. Haziran 2014’te Danıştay Mahkemesi kararı onayarak karara bağladı. Ancak Bakanlık ‘Mahkeme kararı ile koruma statüsü veremeyeceklerini ve kendilerinin ekolojik temelli dört mevsimlik bir rapor hazırlayacaklarını’ söyledi. Bu rapor Ocak 2017’de tamamlanarak Antalya Tabiat Koruma Kurulu tarafından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na gönderildi. Bu süreç içerisinde dünyada sadece Alakır Vadisi’nde yaşayan bir bitki[3] bir de balık[4] türü keşfedildi.

Alakır Alası ile Alakır Gelinciği

Lakin vadideki talani durdurup can kardeslerimizi kurtaracak olan rapor, Şubat 2017’den beri Bakan Mehmet Özhaseki’nin masasında imzalanmayı bekliyor !

Belli ki Alakır Vadisi koruma altına alınmadan geçen her saat bir çok canlının yaşamını yitirmesine neden olurken Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’ye imzasını ve önemini hep beraber hatırlatmamiz gerekiyor.

Alakır`in sesine ses katıp Bakan Haseki`ye duyurmak icin başlatılan imza kampanyasına şu bağlantıdan ulaşarak destek verebilirsiniz.

[1] Bknz: “Alakirin Sesine Kulak Ver”http://www.alakirinsesi.org/alakirin-sesine-kulak-ver/

[2] Bknz: “ANK Nedir?”’, http://www.alakirinsesi.org/alakir-nehri-kardesligi/

[3] Alakir Gelincigi icin bknz: http://www.alakirinsesi.org/alakir-vadisinde-yeni-bir-tur-kesfedildi-alakir-gelincigi/

[4] Alakir Alasi icin bknz: http://www.alakirinsesi.org/alakir-vadisinde-yeni-bir-alabalik-turu-kesfedildi/

 

Haber: İnci Bilgiç

(Yeşil Gazete)

Istrancalardan iyi haber var – Göksal Çidem

Istrancalar’daki tahribatı durdurmak için verdiğimiz mücadelede iyi haberlerden bir yenisi daha geldi.

Ormanların içine, yeraltı su besleme alanları  üzerine yeni dosyalar  gelirken, Danıştay Ondördüncü Dairesince verilen karar can suyu gibi geldi. Soğucak köyünün yanı sıra buradaki su kaynaklarının hayat verdiği bir çok köy, toprak, orman ve yöredeki canlılar şimdilik  kurtuldu. Ergene kaynaklarından biri daha yeni bir müracaat gelene kadar temiz akmaya ve hayat vermeye devam edecek.

Bu kaynakları koruma şu veya bu kurumun görüşüne göre olmamalı. Koruma fakatsız, amasız, ancaksız olmalı. Mutlak ve tavizsiz  korunmalıdır. Dün de, bugün de, yarın da su yaşamın temel şartı. Toprağı ve suyu korumak gelecek nesillere karşı asıl sorumluluğumuzdur. Su, toprak, hava kirlenirse, ormanlar yok olursa, Ne kadar çok konuştuğumuz, ne kadar çok yazdığımız, gelecek nesiller için bir şey ifade etmeyecek. Asıl olan ne kadar temiz su, ne kadar toprak, ne kadar orman bıraktığımızdır.

Bugün ve gelecek nesiller adına verdiğimiz mücadelede hukuki kazanımlar elde ediyoruz. Trakya Platformu olarak yaşamı savunanlara her platformda destek vermeye, katkı sunmaya devam ediyoruz. Platformun Bilim ve Hukuk kurulunda ki uzmanların hazırladıkları  bilimsel ve hukuksal veriler ile yaşamı savunmaya Trakya’nın her köşesinde devam ediyoruz.

Kırklareli-Vize  ilçesi Soğucak Köyü yakınlarında  yapılması planlanan Kalker Ocağı Alan Genişlemesi ve Kapasite artırımı, Kırma-Eleme Tesisi projesi ile ilgili olarak Kırklareli Valiliği tarafından verilen “ÇED Gerekli Değildir Kararı”nın yürütmenin durdurulması ve iptali için köy muhtarınca dava açıldı.

Edirne İdare Mahkemesi,  Kırklareli Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü  tarafından verilen “Çevresel Etki Değerlendirilmesi Kararında” hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle iptal etti.

Keşif ve Bilirkişi incelemesinde mevcut ÇED raporunun eksik ve yetersiz kaldığı, dava konusu alan için, özellikle uluslar arası sözleşmeleri ve çevre-orman ilişkilerinin mutlaka dikkate alınması, “üstün kamu yararı” yönünden irdelenmesi gerektiği görüş ve kanaatine varıldığı belirtilmiş olup, ÇED gerekli değildir kararında hukuka uyarlık bulunmadığı kararı verilmiştir.

Kırklareli Valiliğinin  temyiz başvurusu Danıştay Ondördüncü Dairesince itiraz yolu kalmak kaydıyla, Mahkemenin verdiği kararın onanmasına oy birliği ile karar verdi.

Açılan dava sonucunda Edirne İdare Mahkemesinin iptal kararının bozulması için Kırklareli Valiliği   temyiz aşamasında kararın bozulması yönünde verdikleri dilekçe üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesi oy birliği ile verdiği 2017/372 sayılı kararda “Açıklanan nedenlerle, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın ONANMASINA, temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 20/A-2-i maddesi uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına oy birliği ile karar verildi” denilmektedir.

Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için mücadele edenler, şimdilik yine kazandı.

Anayasa’nın 56. maddesine göre sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak herkesin hakkıdır. Çevreyi korumak ve kirlenmesini önlemek ise devletin ve vatandaşların ödevidir. Anayasa’nın 36. Maddesindeki hak arama hürriyetine dayanarak, dava açan muhtarlarımız  ve Trakya Platformu “çevre hakkı ve ödevi”nin gereğini yerine getirmektedirler.

Istrancanın doğal varlıklarını ve kültürünü yok edecek yeni projelere karşı Anayasal haklarımız ve ödevlerimiz gereği  “Çevre hakkı ve ödevini”  yerine getirmeye, Yaşam alanlarını korumak için   Yurttaşlar, Muhtarlar, Kent Konseyleri ve Sivil Toplum Örgütleri olarak, bilim ve hukukla  işbirliği içerisinde  yaşamı savunmaya devam edeceğiz.

 

Göksal Çidem

9. Kadıköy Kitap Günleri Haydarpaşa Garı’nda haftasonu başlıyor

Kadıköy Belediyesi’nin düzenlediği 9. Kadıköy Kitap Günleri, 3-11 Haziran günlerinde tarihi Haydarpaşa Garı’nda gerçekleştirilecek. Geçen yıl ilk kez tarihi Haydarpaşa Garı’nda düzenlenen ve 100 bin okurun ziyaret ettiği Kadıköy Belediyesi Kitap Günleri, bu yıl yine tarihi garın tarihi atmosferinde yapılacak.

3 Haziran Cumartesi günü başlayacak ve tam 9 gün sürecek 9. Kitap Günleri’ne bu yıl 200’e yakın yayınevi katılıyor. Show Radyo’nun medya sponsorluğunu yaptığı Kitap Günleri’nin açılışı 3 Haziran Cumartesi günü saat 13.00’de yapılacak.

ONUR KONUĞU FÜRUZAN

Çağdaş Türk edebiyatının önemli isimlerinden Füruzan, bu yılki Kitap Günleri’nin Onur Konuğu olacak. “Parasız Yatılı” ile Türkiye edebiyatına büyük katkı sağlamış olan Füruzan, açılış günü imza standında okurlarıyla buluşacak.

ONUR ÖDÜLÜ CEZAEVİNDEKİ TURHAN GÜNAY’A

30 yıla yakın Cumhuriyet gazetesinde çalışan, 25 yıldır Kitap Eki’nin Yayın Yönetmenliği’ni sürdüren Turhan Günay, Kadıköy Belediyesi 9. Kitap Günleri’nin “Yayıncılık Onur Ödülü”ne değer görüldü. 9 Cumhuriyet yazarıyla birlikte yaklaşık 7 aydır cezaevinde tutuklu bulunan Turhan Günay’a ödülü açılış günü gıyabında teslim edilecek.
Çizgi Roman Ödülü ise Karaoğlan’ın yaratıcısı Suat Yalaz’a takdim edilecek.

PROGRAM AÇIKLANDI

Kitap Günleri’nde bu yıl 180 yayınevi, 16 STK, 28 bireysel yazar yer alacak. 835 sanatçı ve yazarın imza günü yapacağı etkinlikte 86 söyleşi yapılacak. Aralarında İrfan Değirmenci, Murathan Mungan, Ahmet Ümit, Haydar Ergülen, Enis Batur, Yekta Kopan, Ercan Kesal, Hüsnü Mahalli, İbrahim Kaboğlu, Fatih Portakal, İhsan Eliaçık, İoanna Kuçuradi, Sevin Okyay, Özgür Mumcu, Ataol Behramoğlu, Mert Fırat, Sunay Akın gibi pek çok yazar, şair, gazeteci, oyuncu, bilim insanı ve felsefeci İstanbullularla buluşacak. Kitap Günlerinde 25. yılını kutlayan Leman dergisi de yazar ve çizerleri atölye ve söyleşilerle yer alacak.

ATÖLYELER YAPILACAK

Okurların vagonlarda kitap okuma, söyleşilere katılma ve yazarlarla buluşma olanağı bulacağı Kitap Günleri boyunca, özellikle çocuk ziyaretçilerin faydalı ve eğlenceli vakit geçirebileceği pek çok atölye de düzenlenecek. Felsefe, Origami, Karikatür, Yaratıcı Yazarlık, Dedektiflik, Hikâye Yazma, Portre Çizim ve Masal Terapisi atölyeleri, bu atölyelerden sadece birkaçı…

FİLM GÖSTERİMLERİ

Kitap Günleri, Kısa Film Kolektifi’nin film gösterimlerine ve söyleşilerine de ev sahipliği yapacak. “Tarihin Rayları Üzerinde”, “In Out”, “The Train” filmlerinin gösterimlerinin yanı sıra, “In Out” gösteriminin ardından yönetmen Zeynep Merve Uygun ile bir söyleşi gerçekleştirilecek.

RİNG SEFERLERİ VAR

Kadıköy Belediyesi, 9. Kitap Günleri boyunca Bostancı Lunapark, Bostancı Vapur İskelesi ve Kadıköy Haldun Taner önünden Haydarpaşa Garı’na ring seferleri düzenleyecek. 3-9 Haziran günleri 11.00, 13.30, 16.30 ve 19.30’da Bostancı Vapur İskelesi önünden; 10.30, 14.00, 17.00, 20.00’da Bostancı Minibüs Yolu Lunapark önünden; 11.30, 13.30, 15.30, 17.30, 19.30’da Kadıköy Haldun Taner önünden 9. Kitap Günleri’nde Haydarpaşa Garı’na servisler olacak.

 

(Gazete Duvar)

‘Sırtımda bir sızı var’: Nuriye Gülmen, hapishanede yaşadığı zorlukları yazdı

Açlık grevindeyken tutuklanan Nuriye Gülmen sağlık durumuyla ilgili Barış Bloku aracılığıyla bilgi verdi.

83 gündür işine geri dönmek için öğretmen Semih Özakça ile açlık grevi yapan ve tutuklanan Nuriye Gülmen’den sağlık durumuna ilişkin bir mesaj geldi.

Barış Bloku’nun ziyareti sırasında verdiği mesajında Gülmen kendi doktorları tarafından muayene edilmek ve B1 vitamini kullanmak istediğini belirtti.

“Sırtımda bir sızı var”

Gülmen’in mesajı şöyle:

“B komplex getirmişler. B1 kullanmak istiyorum. Kalp atışlarında düzensizlik ve nabız 46 – tansiyon 7.4 ile aritmi sorunu var.

Kendi doktorlarımın muayene etmesini istiyorum.

Gözaltında 18 saat kadar hiç su ve şeker alamadım. Buraya geldiğimde de müşahedede 12-13 saat kadar su vermediler.

Sırtımda bir sızı var.”

(Yeşil Gazete)

‘Havama, suyuma, zeytinime dokunma’: Zeytini bitirecek tasarı TBMM’de

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, zeytinlik alanlarının imara açılmasına neden olacak torba yasa teklifine tepki gösterdi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bugün görüşülen Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve KHK’larda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı, zeytinlik alanlarının imara açılmasına neden olacak.

Tasarıya göre, dekar başına 15 zeytin ağacı bulunmayan yerler zeytinlik kapsamından çıkarılacak. Türkiye’deki 170 milyonu aşkın zeytin ağacının 100 milyonu, dekarda 10 ağaç prensibine göre dikildiği düşünüldüğünde, zeytinliklerin neredeyse tamamı, madencilik, inşaat, enerji gibi alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin tehdidiyle karşılaşacak.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, yaptığı basın açıklamasıyla tasarıya karşı çıkarak, “Havama, suyuma, zeytinime dokunma” dedi.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nden yapılan açıklama şöyle:

“Hükümet 17 Mayıs 2017 tarihinde “Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve KHK’larda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı”nı TBMM Başkanlığına sunmuştur.

“Basında “Üretim Reformu Paketi” adıyla yer alan torba yasa, bir dizi kanun değişikliğinin yanı sıra, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’da da değişiklik öngörmektedir. Kanun Tasarısının gerekçesinde Zeytincilik Kanununun 20’inci maddesinin değiştirilme gerekçesi olarak, zeytincilik faaliyetleri ile sanayi yatırım alanlarının çakışması halinde hem zeytin sahalarının zarar görmemesi hem de sanayi yatırımlarının ekonomik bakımdan değerlendirilmesine imkân tanınması olarak belirtilmektedir. Oysa, bilindiği gibi, zeytinciliğin geleceği açısından kaygı ile karşılanan bu Kanun Tasarısının benzerleri, bundan önce 6 defa gündeme gelmiş, ancak Mecliste reddedilmişti.

Bir dekarda 15 ağaç yoksa, o saha zeytinlik sayılmayacak

“Kanun Tasarısının 2’inci maddesinde zeytinlik alanlar daraltılmakta, bir dekar alanda en az on beş kültür çeşidi veya yabani zeytin bitkisi bulunmuyorsa o yer “Zeytinlik saha” sayılmamaktadır.

“Ülkemizde zeytinlikler küçük ve dağınıktır. Bu hüküm ile zeytinliklerin en az yüzde yetmişinin zeytinlik vasfından çıkarılabileceği tahmin edilmektedir.

Alternatif alan bulunmaz ise zeytinlikler ranta açılacak

“Mevcut Zeytincilik Kanunu’un 20’inci maddesinin 1’inci fıkrasında; “Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin … gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez.” Hükmü yer almaktadır.

“TBMM Başkanlığına sunulan Kanun Tasarısında ise bu hüküm, “Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede, zeytinliklerin bitkisel gelişimini ve çoğalmalarını engelleyecek kimyasal atık oluşturacak tesis yapılamaz ve işletilemez. Ancak alternatif alan bulunmaması ve kurulun uygun görmesi şartıyla bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış yatırımlar için zeytinlik sahalarında yatırım yapılmasına Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından izin verilebilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bu yetkisini gerektiğinde valiliklere devredebilir.” olarak değiştirilmek isteniyor. Bu hüküm ile zeytinlikler kamu yararı bahanesi ile madencilere, termikçilere, RES, HES, duble yol yatırımcılarına açılacaktır.

Zeytinlik alanların akıbetine kamu ağırlıklı 9 kişilik kurul karar verecek

“Kanun Tasarısı ile zeytinlik sahaların bulunduğu illerde valinin başkanlığında Zeytinlik Sahaları Koruma Kurulu oluşturuluyor.

“Kamu ağırlıklı olarak kurulacak bu kurulda Sivil Toplum Örgütleri ve demokratik kitle örgütleri yer almıyor. Zeytinliklerin akibeti yatırım ağırlıklı Bakanlıkların kararlarına bırakılıyor.

Yatırım(!) söz konusu olunca akan sular duruyor

“3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun’un 20’inci maddesinin 2’inci fıkrasına göre; “Zeytincilik sahaları daraltılamaz. Bu sahalardaki zeytin ağaçlarının sökülmesi Tarım ve Köyişleri Bakanlığının fenni gerekçeye dayalı iznine tabidir. Bu iznin verilmesinde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı araştırma enstitülerinin ve mahallinde varsa ziraat odasının uygun görüşü alınır. Bu hâlde dahi kesin zaruret görülmeyen zeytin ağacı kesilemez ve sökülemez. İzinsiz kesenler veya sökenlere ağaç başına altmış Türk Lirası idarî para cezası verilir.”

“Kanun Tasarısında ise “Birinci fıkra uyarınca izin verilen yatırımlara ait sahalar hariç zeytinlik sahalar daraltılamaz” deniliyor. Yani yatırımlar söz konusu ise zeytinlik alanlar istenildiği kadar daraltılabilir, ranta kurban edilebilir deniliyor.

“Hem ülkemiz, hem de Çanakkale ve Balıkesir bölgemiz için oldukça önemli olan zeytin, üretimi, sanayi yatırımlarını kolaylaştırma bahanesiyle bu yasa tasarısıyla bir kez daha ranta, talana kurban edilmek isteniyor. Bölge halkı, zeytin üreticileri, sivil toplum örgütleri ve sektör örgütleri mevcut 3573 sayılı Zeytin Kanunu’nun değiştirilmesini istemiyor. Her taraftan tepkiler geliyor.

Kısa sürede 20 bin imza toplandı

“Derneğimiz, Zeytincilik Kanunu geçtiğimiz dönem 6. Kez değiştirilmek istendiğinde imza kampanyası başlatmış ve kısa sürede 20.000 ıslak imza toplamıştı. Söz konusu değişikliğin geri çekilmesi nedeniyle imzalar Meclis’e iletilmemişti. Benzer içerikteki bu kanun değişikliği tasarısı nedeniyle, toplanılan imzalar bugün Meclis’e, Sanayi Komisyonuna teslim edilecektir.

“Ülkemizin zeytinliklerinin ölüm fermanı olan “Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve KHK’larda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı”nın geri çekilmesini ve bir daha gündeme getirilmemesini talep ediyoruz.

HAVAMA, SUYUMA, ZEYTİNİME DOKUNMA!”

KAZDAĞI DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI KORUMA DERNEĞİ”

(Yeşil Gazete)

Kuzey ormanlarını ‘fetheden’ şirket, 1453 kamyonla ‘zafer turu’ attı!

İstanbul’un Kuzey Ormanları’nı büyük ölçüde tahrip eden 3’üncü havalimanı şirketi, İstanbul’un fethinin 564’üncü yıldönümü için 1453 kamyonla tur attı.

İnşaatı devam eden havalimanının 1 numaralı pistinde gerçekleştirilen kortej için toplamda 3 bine yakın kişi görev aldı. Kamyonların geçidi 1 saat 47 dakika, hazırlıkları ise yedi saat sürdü. Geçit töreni için 2 bin 200 adet kamyon makine parkında hazır olarak bekletildi.

Üstlenici firma İGA Havalimanları İnşaatı CEO’su Yusuf Akçayoğlu, “erişilmesi zor bir görev” yaptıklarını öne sürdü. Akçayoğlu, şöyle konuştu:

“Bir çağın sona erip başka bir çağın başlamasına vesile olan fetih ruhunda olduğu gibi, bizler bir araya geldiğimizde neler yapabileceğimizi her daim göstermiş bir milletiz. İstanbul Yeni Havalimanı da tamamlandığında havacılık alanında eminim ki bir dönemi kapatıp yeni bir dönemi başlatacaktır.”

(Gazete Yolculuk)

Özgür tohumlar için yerel tohum takas şenlikleri – Tayfun Özkaya

Bu yazı birgun.net/ den alınmıştır

Lezzetli domates, hıyar çeşitleri ülkemizin birçok yerinde bir özlem olmak yolunda. Diğer yandan tek tipleşmiş şirket tohumları geniş bölgelerde ancak zirai ilaç, zirai gübre ile yetiştirilebilmektedir. Bunların etkisine girmiş çiftçiler bir yandan her yıl artan bir bağımlılık içine girerken, diğer yandan da hem kendilerini hem de ürünlerini sattıkları tüketicileri zehirlemektedirler. Üstelik de bu ürünler çoğunlukla daha lezzetsiz, plastik benzeri sebze ve meyvelerdir.

Bu kâbustan kurtulmak için çoktandır dünyada gayret gösterilmekte. Tohum bankaları, tohum ağları kurulmakta, yerel tohumlar saklanılmakta, değişilmektedir. Yerel tohum takas şenlikleri de bu olumlu çabalardan birisi.

Yerel tohum takas şenlikleri nerede ise bütün dünyada gerçekleşiyor. 2006 yılında yasalaşmış bulunan “Tohumculuk Kanunu” yerel tohumların ve bunlardan üretilen fidelerin satılmasını yasaklayarak çoğu yabancı olan tohum şirketlerine büyük bir destek olmuştu. Buna karşın ilk tohum takas şenliği ülkemizde İzmir Torbalı’da 2010 yılında gerçekleştirildi. O yıldan bu yana hızla yayıldı. Ancak Çankırı, Ankara, Samsun gibi bazı iller dışında bu etkinliklerin daha çok ülkemizin batısında gerçekleştirilebildiğini söyleyebiliriz. Diyarbakır gibi Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da planlanan bazı etkinlikler o bölgelerdeki ciddi sorunlar nedeniyle ne yazık ki yapılamadı. Yerel tohum takas şenliklerinde yapıldığı bölgeden gelen tohumlar takasa giriyor. İlk birkaç şenlikte yerel olarak kaybolduğu düşünülen bazı buğday çeşitleri daha uzak illerden getirilerek bu konuda deneme yapacak bilinçli az sayıdaki çiftçilere verilmişti. Bilinçli tohum ve fide yetiştiricileri memnun kaldıkları çeşitlerin bozulmamasına özen göstermektedirler. Ancak yerel çeşitlerin yayılması ve denenmesini çok kısıtlamak da anlamsızdır. Unutmayalım ki domates, biber, vb birçok Latin Amerika kaynaklı tür sadece yüzyıldan biraz daha önce ülkemizde yetiştirilmeye başlanmıştır. Bu süre içinde yerel çeşitler bile oluşmuştur.

Yerel tohumlar korunuyor

Takas şenliklerinde önemli değişimler gerçekleşiyor. En önemli amaç olan yerel tohumların kaybolmasının önüne takas şenliği yapılan her yerde dur deniyor. Zamana karşı bir yarış içindeyiz. Çünkü yerel tohumu saklayanlar genellikle yaşlı kadınlar. Ancak bu yaşlı kadınlar ölüp giderse birçoğunun tohum hazinelerini devredecekleri gençler ya yoklar ya da kentlerde oturuyorlar ve bu işin önemini anlamamış bulunuyorlar. Böyle bir durumda bezlere sarılı bu değerli tohumların çoğunun çöpe gitmesi kaçınılmaz. Bu nedenle bu koruma kısa bir süre içinde bütün Türkiye düzeyinde gerçekleşmeli. Manisa’nın bir köyünde yapılan takas şenliğinde o köyde yaşayan kadınların bir kısmının hemen şenlikte karar vererek takas masasına gittiklerini ve tohum aldıklarını gözlemiştim. Birbirlerine “artık hiç olmaz ise kendimiz için yerel tohumla tarımsal ilaçsız ve kimyasal gübresiz ürün yetiştirelim” dediklerini duydum.

Yerel tohumların kaybı gelişmiş ülkelerde yüzde doksanlar düzeyinde oldu. (FAO, 1996. State of the World Genetic Resources, Rome) Bu tohumlar bütün bir insanlığın en önemli hazinesi. Ancak ne yazık ki Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı yerel kuruluşlarının birkaç şenlikteki kısıtlı katkısı dışında bir destekleri olmadı. Hatta tohum merkezleri ve araştırma enstitüleri bildiğim bir tanesinin dışında şenliklere uğramıyorlar bile. Bakanlığın tohum ve gen merkezleri de tohumları saklamaya çalışıyorlar ancak bu çabalar hem yetersiz kalıyor hem de esas amacımız bu tohumların merkezlerde saklanması değil, üretilerek doğadaki evrime paralel geliştirilmesi ve bunların yararlarından faydalanılmasıdır.

Aleyhtarlarının komik iddiaları

Yerel tohum takas şenlikleri aleyhtarlarının en komik iddiası bu şenliklere yabancı tohum şirketi elemanlarının tohum almak için bir imkân olarak gördükleridir. Bir kere yabancı tohum şirketlerinin böyle bir yolu kullanmasına gerek yoktur. Çünkü Türkiye, Uluslararası Tarımsal Araştırma Danışma Grubu (Consultative Group on International Agricultural Research-CGIAR) denilen bir sisteme katılmıştır. Bu sistem FAO, Dünya Bankası tarafından desteklenmektedir ve kuruluşunda Rockefeller ve Ford Vakıfları önemli roller oynamıştır. Bu sistem daha çok ABD ve Avrupa ülkeleri gibi ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin yerel tohumlardan yararlanmasına yöneliktir. Bu sisteme göre yabancı bir araştırmacı ülkemizden istediği tohumdan örnek alabilmektedir. Yani bakanlık yabancılara istediği tohumu kendi eliyle vermektedir. Ayrıca Svalbard küresel tohum merkezine Türkiye bol miktarda tohum vermiştir. Diğer yandan önemli bütün yabancı tohum şirketleri Türkiye’de şirketlerini kurmuşlar, bazıları da Türk şirketlerini satın almışlardır. Kısacası bu yabancı tohum şirketleri ülkemizde çalışmaktadırlar. İstedikleri tohumu her yerden temin edebilirler. Yerel tohumlar açık sistemlerdir. Pazarda fasulye alırsanız tohumunu da almış olursunuz. Yerel tohum takas şenliklerini destekleyenler tohum şirketlerinin hegemonyasına karşı mücadele vermektedirler. Bu iddia komiklikten daha da öte bir olaydır. Tartışmaya devam edeceğiz.

Bu yazı birgun.net/ den alınmıştır

Prof. Dr. Tayfun Özkaya